Namazın kazası olmaz
Bu yazı İşte Kuran sitesinden alıntıdır.
KAZA NAMAZI
Kazanın tarifi :
“Herhangi bir mazeret dolayısıyla asıl vaktinde yapılamayan ibadetin, vakit çıktıktan sonra başka bir vakitte yapılmasıdır.”
İşte ibadetin kazasının tanımı bu. Peki vaktinde kılınmayan namazın kazası olur mu? Diğer bir anlatımla; geçmiş namazlar kaza edilir mi? İşte bu konu Müslümanlar arasında, İslam`ın tasvip etmediği tarzda yanlış inanç ve amellerin oluştuğu bir konudur. Din adına toplumdaki bu yanlışın dinimizdeki esas şeklini açıklamak istiyoruz. O nedenle dinimizin ana kaynağı Kur’ân ve onu en iyi anlayan ve uygulayan Peygamber efendimizi dikkate alacağız.
Kur’an’ı kerimde vaktinde kılınmamış namazların kazasına dair açık bir âyet olmadığı gibi buna işaret edecek hiçbir işaret de söz konusu değildir.
Ancak Nisa suresi, âyet 43 :
“Ey iman edenler! Sarhoş iken ne dediğinizi bilinceye kadar, cünüpken de -yolculuk halinde olmanız dışında- boy abdesti alıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hastalanırsanız yahut yolculuk halinde bulunursanız ve yahut biriniz tuvaletten gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, bütün bu durumlarda su da bulamamışsanız, temiz bir toprakla teyemmüm edin. Yani yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Allah Afüvv’dür, Gafür’dür.”
Allah-ü Teâla, görüldüğü gibi ‘Sarhoş iken ayılıncaya kadar namaza yaklaşmayın’ buyurur. Âyette geçen ’Sükâra’ sözcüğü sadece sarhoşluk anlamına olmayan, ‘bilincin, aklın bulanıklığı, uyuşukluğu’ anlamlarını da ihtiva eder. ’Bilinçli olmak’ ibadetin ana unsuru olduğundan, bilinçsiz iken namaza yaklaşmayın buyrulmaktadır. Bu nedenle namazı vaktinde kılmaya tek engel, bilinçsizliktir. Yani, uyku, unutmak, sarhoşluk, baygınlık, bunaklık ve deliliktir. Bunların dışında hiç bir koşulda namaz terk edilmez. Bu hallerden kurtulunduğu zaman kılınamamış namaz hemen kılınır. Aşağıda sünnet örneğine iyi dikkat edilmelidir.
Sünnet’te ise uykuda veya unutarak vaktinde kılınmamış namazın, uyanınca ve ya hatırlanınca, vaktin dışında hemen kaza edildiğini görüyoruz. Örnekler :
“Enes RA. anlatıyor: Rasulüllah As. buyurdular ki: Kim bir namazı unutacak olursa hatırlayınca onu hemen kılsın. Ona bundan başka keffaret yoktur.”
“Sizden biriniz namaz kılacak vakitte yatmış idiyse veya namaza karşı gaflet etmişse yani unutmuşsa, hatırlar hatırlamaz onu kılsın. Çünkü Allah, ‘Beni anmak için namaz kıl.’ (Ta ha Suresi âyet 14.) buyurmuştur.”
“Ebu Katade RA. anlatıyor: ‘Rasulüllah ile birlikte bir gece boyu yürüdük. Cemaattan bazıları:
“Ey Allah’ın Rasülü! Bize mola verseniz” diye istekte bulundu. Efendimiz:
“Namaz vaktine uyuyakalmanızdan korkuyorum” buyurdu. Bunun üzerine Bilal: ”Ben sizi uyandırırım” dedi. Böylece mola verildi ve herkes yattı. Nöbette kalan Bilal de sırtını devesine dayamıştı ki gözleri kapanıverdi, o da uyuyakaldı.
Güneşin doğmasıyla Rasulüllah uyandı ve :
“Ey Bilal! Sözün ne oldu? diye seslendi ve Bilal: “Üzerime böyle bir uyku hiç çökmedi” diyerek cevap verdi. Peygamber Efendimiz:
“Allah Teala Hazretleri, ruhlarınızı dilediği zaman kabzeder, dilediği zaman geri gönderir. Ey Bilal! Halka namaz için ezan oku” buyurdu. Sonra abdest aldı ve güneş yükselip beyazlaşınca kalktı, kafileye cemaatle namaz kıldırdı.”
Olay şudur:
Hayber’in fethinden Medine’ye dönen Müslüman kafilesi, yorgun ve uykusuzdur. Dinlenip biraz uyumak isterler. Uyanık durup da kafileyi uyandıracak nöbetçi de uyumuş olduğundan uyanıp sabah namazını vaktiyle kılamazlar. Sabah namazını kuşluk vakti kaza ederler.
Bu olay tüm sahih ve muteber hadis kitaplarında değişik rivâyet yoları ve ufak tefek farklılıklarla yer alır.
Bir başka örnek:“Cabir RA. anlatıyor: ‘Ömer, Hendek savaşında bir keresinde güneş battıktan sonra geldi ve Kureyş kafirlerine sövmeye başladı ve bu meyanda: “Ey Allah’ın Rasulü dedi, güneş batmak üzereyken ikindi namazını kılabildim.” Rasulüllah:
“Vallahi ikindiyi ben de kılamadım.” dedi. Beraberce kalkıp Butha’ya gittik. Orada efendimiz abdest aldı, biz de abdest aldık. Güneş battıktan sonra ikindiyi kıldı, sonra da akşamı kıldı.”
Bu hadis de Kütübü Sitte dediğimiz sağlam ve muteber hadis kitaplarında değişik kişilerin rivâyetleriyle ve bazı ekleme ve çıkarmalarla yer alır. Ama işin özü bu.
“Nafi anlatıyor. Hz. Ömer’in oğlu Abdullah bayılmış ve aklı gitmişti. Baygın iken kılamadığı namazı kaza etmedi.”
İmam Malik der ki: “Doğruyu Allah bilir ya, bana göre bu şundan ileri gelir: vakit çıkmıştır. Ama vakit içinde ayılan, o vaktin namazını kılar.”
“Yine Nafi anlatıyor :
“İbn-ü Ömer RA. dedi ki: ”Kim bir namazı unutur ve bunu imamın arkasında namaz kılarken hatırlarsa, imam selamı verince unutmuş olduğu namazı hemen kısın sonra da imamla kıldığı namazı yeniden kılsın.”
Son iki hadisi şerif, Kütübü Sitte’den Muvatta’da yer alır. İmam Şafii hariç tüm mezhep imamları da bu görüşü benimserler.
Sağlam kaynaklarda yer alan peygamberimize ait sözler ve uygulamalar bunlar. Efendimiz ve onun seçkin arkadaşlarının, keyfi olarak namaz kılmadıkları ve onları aylar, yıllar sonra kaza ederek ödedikleri vaki değildir. Bizlere düşen de onlara harfiyen uymaktır.
Bu konu, tüm din bilginlerince epey tartışılmış bir konudur. Bizim sunduğumuz görüş bu tartışmaların neticesi olmakla birlikte en sağlamının da olduğuna kâniyiz.
Konunun teknik açıklamalarına geçmeden, evvela biz kaza namazını kılacak Müslümanın da bir portresini çizelim:
“Anadan doğma Müslüman, çoğu hacı – hoca çocuğu, sağlıklı, genç, dinamik, aklı başında, vakti bol, ama kırkına kadar namaz kılmamış, belki bayramdan bayrama veya cumadan cumaya kılmış. Şimdi geçmişteki kılmadıklarını kılmak istiyor veya kılıyor.”
Yukarıda kazanın tarifini verdiğimiz de ‘Bir mazeret nedeniyle’ ifadesine yer vermiştik. Kur’ân’ı kerime ve peygamberin sünnetine dikkat edilirse, akılsızlığın dışında namaz kılmamaya herhangi bir mazeret veya verilmiş bir ruhsat olmadığını görürüz. Halbuki oruç için ruhsat vardı. Mesela :
Bakara suresi, âyet 183-185 :
“Ey iman sahipleri! Oruç, sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır.
Sayılı günlerdir. Sizden kim hasta olursa ve ya yolculuk halinde bulunursa tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutar. Oruca zorlukla dayananlar üzerine düşen, fidye olarak, bir yoksulu doyurmaktır. Kim bir mecburiyeti olmaksızın içinden gelerek iyilik yaparsa bu onun için daha hayırlı olur. Ve oruç tutmanız, eğer bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır.
Ramazan o aydır ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayırımıyla hidâyetten kanıtlar getiren Kur’an onda indirilmiştir. O halde bu aya ulaşanınız onu oruçlu geçirsin. Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; o sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiği için Allah`ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulur.”
Dikkat edilirse orucun kazaya bırakılması ancak, hastalık ve yolculuk mazeretleri nedeniyle olabiliyor. Keyfi olarak vaktinde tutulmayanları da kaza etme ruhsatı verilmiyor. Mazeretsiz keyfi olarak bırakılan ibadetin kazası olmaz cezası olur. Bu suç da Allah ile kulu arasında olduğundan kulun Tevbe etmesi gerekir. Allah dilerse kabul eder dilerse red eder.
Kaza namazının olabileceğine inananlar bunu orucun kazasına GIYAS etmek suretiyle yapmaktadırlar. Halbuki oruç ve namaz birbirine gıyas edilemez. Mahiyetleri ve amaçları farklı farklı olması nedeniyle gıyasdaki ana neden, ortak illet burada söz konusu olamaz. Ayrıca ‘Gıyas’ kesinlik ifade etmez, Zanni bir delildir. Zannın ise dinde herhangi bir değeri yoktur. Zann üzerine İnanç ve amel kurulmaz. İşte Allah’ın beyanı :
Yunus suresi, âyet 36 :
“Onların çoğu zanndan başka bir şeyin ardından gitmiyor. Doğrusu da şu ki zann, hakktan hiç bir şey ifade etmez. Allah onların yaptıklarını iyice bilmektedir.”
Yine Yunus suresi, âyet 32 :
“İşte bu Allah’tır sizin Hak Rabbiniz. Hakk’tan sonra sapıklıktan başka ne vardır ki ? Peki nasıl oluyor da yüz geri döndürülüyorsunuz ?”
Maide suresi, âyet 77 :
“De ki: “Ey ehli kitap! Dininizde azgınlık edip Hakk dışına çıkarak aşırılığa gitmeyin. Daha önce sapmış, bir çoğunu saptırmış ve yolun denge noktasından uzağa düşmüş bir topluluğun keyiflerine uymayın.”
Halbuki yukarıda da görüldüğü vechile oruç, hastalık ve yolculuk mazeretleriyle kazaya bırakılıyordu. Keyfiliğe hiç değinilmiyordu. Halbuki namaz öyle değil. Namaz hiçbir mazeret nedeniyle kazaya bırakılamaz. (Sadece ‘Uyku, Unutmak, bayılmak, sarhoşluk, bunamak, delirmek gibi yükümlülüğü düşüren mazeretler hariç.`) Bu mazeretler nedeniyle vaktinde kılınmayan namaz ise bu bilinçsizlik durumu geçer geçmez, yani ne yaptığını ve ne dediğini bilebilir duruma gelindiğinde hemen kılınır. Bu zihinsel özür kerahet vakti dediğimiz vakitlerde bile geçerse, kılamamış olduğu namazı hemen kılar.
Namazın önemini konu alan âyetlere dikkat edelim:
Bakara; 238, 239 :
“Namazları ve vusta namazı koruyun. Tam bir saygıyla Allah’ın huzurunda kıyam edin.
Bir korku ve endişe duyarsanız yürüyerek veya binit üzerinde (kılın). Güvene kavuştuğunuzda bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah’ı anın. “
Birinci âyette geçen “Vusta Namaz” ifadesi Müslümanlar arasında tartışılan bir ifadedir. Fıkıh ve tefsir (!) kitaplarına bakıldığında iyice anlaşılamamış bir mesele olduğunu görülür. Kimine göre sabah namazıdır, kimine göre ikindi namazıdır, kimine göre de öğle namazıdır. Bu konuya ait sitemizde özel bir makale bulunmaktadır. Lütfen onu okuyunuz.
Al-i İmran suresi, âyet 191:
“Aklı ve gönlü işletenler o kişilerdir ki, ayakta, otururken, yan yatarken Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler. Ey rabbimiz! Sen bunu boşu boşuna yaratmadın. Şanın yücedir senin. Ateş azabından koru bizi.”
Nisa suresi, âyet 101-103 :
“Gaza niyetiyle yeryüzünde dolaştığınız zaman, küfre sapanların size tedirginlik vermelerinden korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şu bir gerçek ki, küfür içinde olanlar sizin için açık bir düşmandır.
Sen içlerinde olup onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir gurup seninle namaza dursun; silahlarını da alsınlar. Bunlar secdeye varınca, diğerleri arkalarında beklesinler. Sonra namaz kılmamış olan diğer gurup gelip seninle birlikte kılsınlar. Dikkatli olsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kafirler isterler ki, silahlarınızdan ve teçhizatınızdan habersiz olasınız da üstünüze çullanıversinler. Eğer yağmurdan gelen bir sıkıntı varsa yahut hasta-yaralı iseniz silahlarınızı bırakmakta bir sakınca yoktur. Ama tedbirinizi alın, dikkatli olun. Allah, kafirler için rezil edici bir azap hazırlamıştır.
Korku halindeki namazı tamamlayınca, artık Allah’ı ayakta, oturarak, yan yatmışken anın. Sükunet bulduğunuzda, namazı tam bir biçimde yerine getirin. Namaz müminler üzerine vakti belirlenmiş bir farz olmuştur.”
Meryem suresi, âyet 59 :
“Ama arkalarından öyle bir nesil geldi ki; namazı yitirdiler, şehvetlerine uydular. Bunlar azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.”
Ta ha suresi, âyet 132 :
“ailene namazı emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırıyoruz. Sonuç Takva’nındır.”
Nur suresi, âyet 37 :
“Öyle erkekler vardır ki, ne bir ticaret ne bir alış veriş onları Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerle gözlerin döneceği günden korkarlar.“
Yukarıda sunduğumuz âyetlerde görüyoruz ki, Müslüman her türlü koşullar içinde namazı vaktinde kılacak. Herhangi bir nedenle başka zamana bırakılmasına asla ve asla ruhsat yok. Yani namazı kılmaya hiçbir şey engel değil, namaz kılmamaya hiçbir şey mazeret değil:
Ne iş-güç, ne alış-veriş, ne işçilik-patronluk, ne yolculuk (yolcu kısaltabilir ama terk ya da te’hir edemez.) ne esirlik ne askerlik, ne savaş (cephede düşmanla yüz yüze iken bile), ne hastalık, ne hayız, ne nifas (kadınların kanamalı dönemleri), ne dermansızlık, ne ihtiyarlık, ne mal-mülk, ne çoluk-çocuk, ne abdest almak için suyun yokluğu (teyemmüm çare oluyor.) Kısaca hiçbir şey…
Sonuç şu dur ki, Mükellefiyeti düşüren sebepler (uyku, unutmak, bayılmak, bunamak, delirmek gibi zihinsel gerekçeler) olmadan, aklı başında olan hiçbir insan namazını kazaya bırakamaz. Bırakırsa keyfi olarak bırakılan namazın kazası olmaz cezası olur.
Namaz niçin bu kadar önemlidir ?
Bu sorunun cevabını verebilmemiz için önce insanı tanımamız lazım. Kendi gözlemlerimizin ötesinde, Allah’ın açıklamalarına yani Kur’ân’a başvuralım.
Nisa suresi, âyet 26-28 :
“Allah size açıklamalar sunmak istiyor. Sizi, sizden evvelkilerin yol ve yasalarından haberdar ediyor. Size tevbe nasip ediyor. Allah her şeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.
Allah sizin tevbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlarsa sizin büyük bir sapışla sapmanızı isterler.
Allah size hafiflik getirmek istiyor. Çünkü insan çok zayıf yaratılmıştır.”
İbrahim suresi, âyet 34:
“Kendisinden istediğiniz her şeyden size bir parça verdi. Allah’ın nimetini saymaya kalksanız, sayıp bitiremezsiniz. Doğrusu şu ki insan gerçekten çok zalim, çok nankördür.”
Hud suresi, âyet 9,10 :
“İnsana bizden bir rahmet tattırıp sonra onu ondan çekip alsak, insan elbette çok ümitsiz, çok nankör bir hale düşer.
Ve eğer ona,kendisine gelip çatan bir zorluk ve kederden sonra bolluk ve nimet tattırsak, hiç kuşkusuz şöyle diyecektir: “Tüm sıkıntı ve kötülükler benden uzaklaşmıştır.” Bu durumda o, bir sevinç delisi, bir kendini beğenmiş olur.”
İsra suresi, âyet 67 :
“Denizde size bir zorluk dokunduğunda, O’nun dışındaki tüm yalvardıklarınız ortadan kaybolur. Fakat o, sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. insan çok nankördür.”
Yine İsra suresi, âyet 100:
“De ki: ”Eğer Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o zaman da harcanır, biter korkusuyla cimri davranırdınız.”İnsan, çok cimridir.””
Nahl suresi, âyet 4 :
“İnsanı bir spermden yarattı. Bir de bakmışsın insan, açıkça kafa tutan bir hasım oluvermiştir.”
Rum suresi, âyet 54 :
“Allah O’dur ki, sizi bir güçsüzlükten yarattı. Sonra bu güçsüzlüğün arkasından bir kuvvet oluşturdu. Sonra o kuvvetin arkasından bir güçsüzlük ve ihtiyarlığa vücut verdi. Dilediğini yaratır. Alim’dir O, Kadir’di.”
Fussılet suresi, âyet 49 :
“İnsan, hayır istemekten bıkıp usanmaz. Kendine bir şer dokunmaya görsün; hemen ümidini keser, yıkılır.”
Meariç suresi, âyet 19 :
“İşin gerçeği şu ki insan; aceleci, hırslı, sabırsız, tahammülsüz yaratılmıştır.”
Adiyat suresi, âyet 6 :
“İnsan rabbine karşı gerçekten çok nankördür.”
Al-i İmran suresi âyet 14 :
“Kadınlara, oğullara, altın ve gümüşten oluşturulmuş yığınlara, salma atlara, davarlara ve ekinlere tutkunluk sevgisi, insanlar için süslenip püslenmiştir. Tüm bunlar geçici-iğreti hayatın nimetidir. Allah’a gelince, varılacak yerin en güzeli onun yanındadır.“
Gördüğümüz gibi, insan zalim, nankör, cimri, zayıf, aciz, hırslı, huysuz ve şehvet perest olarak yaratılmış. Allah`ın razı olmayacağı bu çirkinliklerden insanın arınması lazım geliyor. Onun için insan eğitilecek. İnsan bu mikroplardan temizlenecek. Ve erdemli birisi olarak yaşamını sürdürecek.
İnsanı mikroplardan arındıracak ilaç, manevi gelişmesini, sağlıklı beslenmesini sağlayacak gıda, iyi bir insan olmasını sağlayacak eğitim aracı namazdır.
Bunu da yine Kur’ân’dan inceleyelim.
Nur suresi, âyet 21 :
“Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını izlemeyin. Kim şeytanın adımlarını izlerse, şeytan ona iğrençlikleri ve kötülüğü emreder. Allah’ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, içinizden tek kişi bile sonsuza dek temize çıkamazdı. Ama Allah dilediğini arıtıp temizliyor. Allah her şeyi işitiyor, her şeyi biliyor.”
Hud suresi, âyet 114 :
“Gündüzün iki tarafında ve geceye yakın saatlerde namaz kıl. Güzellikler kötülükleri silip süpürür. İşte bu Allah’ı ananlara bir öğüttür.“
Ankebut suresi, âyet 45 :
“Kitap’tan sana vahyedileni oku. Namazı da kıl. Çünkü namaz, çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyar. Elbette ki Allah’ın anılması daha büyüktür. Allah neler yaptığınızı biliyor.”
Ahzap suresi, âyet 33 :
“Evlerinizde oturun. İlk cahiliye yürüyüşü gibi kendinizi teşhir ederek yürümeyin. Namazı kılın, zekatı verin, Allah`a ve Rasülüne itaaat edin. Allah sizden kiri-lekeyi gidermek istiyor ey ehli beyt, sizi tam bir biçimde temizlemek istiyor.”
Görüldüğü gibi namazın niçin farz edildiği, niçin namaz kılmamız lazım geldiği ve namazın ne işe yaradığı bu âyetlerden açıkça anlaşılıyor. Yani bizim eksiklerimizi tamamlayacak olan namazmış, bizim manevi dertlerimizin ilacı namazmış, manevi temizliğimizin sabunu, deterjanı, namazmış. Ve de manevi gelişmemizi sağlayan gıda da namazmış.
Namazın kazası niçin olmaz ?
Âyeti celilerden anlıyoruz ki, insanın bu ilaç ve gıdaya Müslümanlığa adım attığından itibaren gereksinimi vardır. Nasıl ki, maddi hayatlarında büyüme ve gelişme çağlarında yeterli, dengeli beslenmeyi yapamayanlar hastalıklı, cılız, güçsüz olurlar, manevi gıda ve ilaçlarını düzenli almayanlar da manevi açıdan sağlıksız olurlar. Yani, cahil, zalim, cimri, şehvet perest, nankör, aciz, hırslı, huysuz zayıf, egoist, tembel, vahşi, sadist ve diğer tüm kötü huyların sahibi olurlar.
Öyleyse maddi bedenin gelişmesi için günde üç öğün yemek yeniyorsa, manevi varlığın da gelişmesi için üç vakit namaz kılınması gerekiyor. Bu manevi gıda (Namaz) öğün/vakitlerinde alınmazsa/kılınmazsa insan sağlıksız olur.
İşte gıdasını zamanında düzenli almamış, hastalıklara karmış bir insana, yıllar sonra, vaktinde yemediği güçlü besinleri toptan yedirmek, üç öğün yerine mesela otuz üç öğün yemek yedirmek o insanı güçlü ve sağlıklı bir insan yapmıyorsa ve vaktinde almadığı ilaçlar yıllar sonra topluca kullanıldığında tedavi etmiyorsa, vaktinde mazeretsiz, keyfi olarak kılınmamış namazlar da daha sonra toptan kılınmasıyla insanın geçmişini temizlemez sağlıklı bir duruma getirmez.
Keyfi olarak vakitlerinde kılınmamış namazların kazası olmaz, cezası olur. Onun için tevbe edilmesi gerekir. Allah’tan afv ve mağfiret dilenmesi icap eder.
Kılınmamış namazları Allah’a ödenmemiş bir borç kabul edip sonra da topluca kılıverip, ‘ben namazlarımı kaza ettim, namaz borcum yok’ gibi ödeşme mantığı, namazın farz oluş gayesine terstir, namaz esprisine aykırıdır.
Namaz vaktinde kılınırsa hedefini bulur, gayesine ulaşır. İnsanı temizler, geliştirir, olgunlaştırır .
Bu açıklamalarımız yanlış anlaşılmamalı ve çarpıtılmamalıdır. İnsan çetele tutmadan, boş olduğu zamanlarda Allah’ın rızasını kazanmak ve onu memnun kılmak için (Borç alış verişi, ödeşme olmadan.) bol bol nafile namaz kılmalıdır. Vaktinde kılmadığı namazlar için ise Allah’a çok çok tevbe etmelidir.
Bakara suresi, âyet 275 :
“O ribayı yiyenler, şeytanın bir dokunuşuyla çarptığı kişinin kalkışından başka türlü kalkamazlar. Bu böyledir, çünkü onlar, ”alış-veriş de riba gibidir” demişlerdir. Oysa ki Allah, alış-verişi helal, ribayı haram kılmıştır. Kendisine Rabbinden bir öğüt gelip de yaptığından vazgeçenin geçmişi kendisine, işi Allah’a kalmıştır. Kim ki yeniden dönerse, işte o dönenler ateşin dostlarıdır. Sürekli kalacaklardır orada.”
Hakkı Yılmaz
hakkiyilmaz@istekuran.com


21 Haziran 2008 - 15:38
Selam Maxi Kardeş;
Email adresime öylesine çok sorular geliyorki hepsine aynı anda yetişmek gerçekten çok zor bir olay.Bu yüzden sakın yanlış anlama canım kardeşim.Hem askerlik hizmetimden kaynaklanan,hemde yeni çalışmalar içerisine girdiğimden dolayı fazla rkadaşlara vakit ayıramıyorum.Gelelim ‘dinsizlik’ konusuna.
Dinsizliğin insanlığa kaybettirmek istediği en önemli şey insanların sahip olduğu en değerli şey olan ”ÖZGÜRLÜK”tür…
çünkü insanlar özgürlüklerini kaybeder ya da unuturlarsa ancak sömürülebilirler… köleleştirilebilirler…
Modern zamanların kölecilik anlayışı insanı homoekonomikus’a indirgemektir… yaşamı sadece yeryüzünde görebildiklerimizle sınırlandıran, kutsaldan ve Tanrı inanışından soyutlanmış bir yaşama hapsederek onu ontolojik olarak kökünden koparıp, kendisi gibi bir yaratılmışa boyun eğdiren küresel sömürü sisteminin önündeki tek engel ”DİN”dir..
Dinin özgür yaratılmış ve özgür kaldığı sürece yeryüzünde halife olarak tanımladığı insan, din ile bağını kopartırsa tabiatında var olan zıttına eğilimlenmesinin önündeki engelleri de yıkmış olacaktır… sevginin yerini nefret, paylaşmanın yerini bencillik, adaletin yerini zulüm, barışın yerini savaş , hukuğun yerini keyfilik alacaktır…
çünkü Dinin yaşamda ikame etmeye çalıştığı şey ADALETTİR..
Dinsizliğin varacağı yer ise nihayetinde GÜCÜN EGEMENLİĞİDİR:::
gücün egemenliği ele geçirdiği her yerde adalet ortadan kalkmıştır…
Güç doğasında itaat ister… Dinin dışındaki bütün egemenlikler, kendileri dışındaki herşeyin bu güce boyun eğmesini isterler ve Gücün varlığının devamı için de bütün insanlığın köleleştirilmesi gerektiğini öngörürler… bu onun varlık sebebidir…
Dinsizlik hareketi İnsanlığın özgürlük hareketi karşısındaki küresel sömürünün bir silahıdır… zavallı zihinlerin neyi kaybettiklerini bile bilmeden düştükleri korkunç bir tuzaktır…insanlığın kaybettiği bu kadar derin ve mühim ise, peki kazandığı nedir ?
sanırım buradaki cevap,karşılığı ne olursa olsun özgürlüğün bedeli olmayacaktır…
21 Haziran 2008 - 16:10
Selam Asude Hanım;
Ali AKSOY’a gerçekten farklı bir gözle bakıyordum ve halende öyle bakmaktayım.Kendisi beyefendiliğinin yanında,hoşgörüsü,şüpheci ve sorgulayıcı bakış ve yorumlarıyla takdirimi kazanmış ve diğer okurlarıncada takdirle karşılanmıştır.Kendisine küs,dargın değilim.
Sadece bir kaç kez bazı şeyler yazmama rağmen cevap verilmediğinden biraz üzüldüm ve bu forumda sanırım yerimin olmadığını düşünerekten birazda duygusallık dolu bir yazı yazdım.Kendisi ve ailesine ömür boyu mutluluklar diler sağlık ve esenlik günlerin onunla olması dileğimle HOŞÇAKALIN diyorum.
21 Haziran 2008 - 20:50
Selamlar
NİSA 46 – Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak “İşittik, karşı geldik”, “İşit, işitmez olası!” “Râ’inâ” derler. Halbuki onlar, “İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak” deselerdi bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.
NİSA 115 – Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.
Muhabbetle…
25 Haziran 2008 - 14:26
Selamlar
Tarihte Kur’an ile ilgili yazılan tefsirlere bakıldığında,kişinin uğraştığı alana göre çeşitlilik arzettiği görülecektir.Örneğin ibadetlerle ilgili maulamatlarla uğraşanların tefsirlerinde “ahkam” ağırlıklı konuların işlendiği,itikada dair alanlarla uğraşanların “kelam” ağırlıklı bilgilerin ağırlıklı olarak konu edindiği vs. görülecektir.
Bir tefsir anlayışı daha var ki,bununla ibadetlerin çeşitli tevilerle mecazlaştırıldığı ve nihayetinde ise yok edildiği görülür,bu da “Batinilik(İsmailiye)” fırkasına mensup olanların tefsir anlayışı ki,tek amaç Kur’an’daki bütün emir ve yasaklardan kurtulmaktır.
Örneğin bu sapık güruha göre;
Ka’be ve mescitler aslında birer kalbi temsil ediyor.
Abdest,teyyemüm ve güsul:Şirkten arımak imiş.Bu da ancak diğer düşünceler reddedilip ve bunlardan arınıp kendi bakış ölçülerine uyulduğu takdirde mümkün olacaktır.
Gayr-i meşru yaklaşmayı yadsıyan ayetlerden maksat,sırlarını kimseye açmamaktır.
Daha birçok ayetlere kılıf bulup hükümlerini kendilerince iptal etmişlerdir.
Bu felsefi akımın en önemli kurucusu Hasan Sabah’tır.Sonra Şah İsmail taraftarlarınca “mason” örgütleri gibi gizli teşkilatlandırmalarla bu güne kadar ulaştırmışlardır.
Bu gün “İbrahimi bakışlar” diye lanse edilen temel gerçekliğin altında bu sapık anlayış yatıyor.
Denemesi bedava isteyen gidip bizat araştırıp bu benzer yönleri bulup fikir sahibi olabilirler.
Benden duyurulmuş olduğu biline…
Muhabbetlerimle…
03 Eylül 2008 - 21:02
1- Buhâri (Hicri 194-256) 9082 hadis Buhara doğumlu
2- Müslim (Hicri 204-261) 7275 hadis Horosan ”
3- Nesai (Hicri 215-303) 5724 hadis Horosan ”
4- Ebû Dâvud (Hicri 212-275) 5274 hadis Horosan ”
5- Tirmizi (Hicri 209-279) 3951 hadis Termiz ”
6- İbnû Mace (Hicri 209-273) 4341 hadis tahran ”
Kütüb’i Sittenin Başrollerinin Hepside yaşıt ve Arap asıllı olmadıklarıda göze çarpıyor. İşte ibadetlerimizi bize gösteren çizen yazan şahıslar bunlar. Gerisi size kalmış. Acaba aşşağıdaki ayet bunlar içinmi yoksa “sadece Kur-an” diyen “toprakerdem” gibi kişiler için mi?
NİSA 46 – Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak “İşittik, karşı geldik”, “İşit, işitmez olası!” “Râ’inâ” derler. Halbuki onlar, “İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak” deselerdi bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.
http://kuran-tekrehber.com daha geniş bilgi için bu siteyi ziyaret edebilirsiniz
10 Eylül 2008 - 13:27
sevgılı admın kardes bana bu bolumu ornek gosterıp toprak erdemın sorularına cevap ver demıstın .1 ben kendı sorularıma cevap alamadımkı baskasının sorularına cevap vereyım.
2 toprak erdem zaten kuranı kabul etmeyen bırı oldugu ıcın kuranı sadece acık bulmak karalamak amaclı kurcaladıgından kendısıne cevap verme geregı bıle gormuyorum zaten burda yazmama kararı aldıgından etık olarak yazmak dogruda olmaz bu saatten sonra (gec kalmısım)
3 mesut ve doger kardesler gorup anlaya bılecekler ıcın yeterınce cevap vermısler zaten
4sıze kafırun suresını kendısının kuran okuyuşuna ve sesıne hayran oldugum abdussametın sesınden dınlemenızı aynı zamandada turkce mealınden okuyarak derın derın dusunmesnızı tavsıye edıcem
5 demem odurkı toprak erdeme verecegım cevap ancak kafırun suresıdır
6sunnetı hadısı ashabı peygamberı kabul etmeyen sızler kuranı neden kabul edıyorsunuz dıye dusunurken onuda hadıs kuran celsıkılerıne ornekler yazısının altında yorum yapmıs bı kardesımızın yorumundan ogrendım zıra kıme ve nelere hızmet ettıgınız ortada
orda yorum yapan de cater ve onun gıbılere yagcılık eden sızlere
Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla
De ki: Ey kâfirler
Sizin taptıklarınıza ben tapmam.
Siz de benim taptığıma tapıcılar değilsiniz.
Ben asla sizin taptıklarınıza tapacak değilim.
Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.
Sizin dininiz size, benim dinim banadır.
13 Ekim 2008 - 20:54
SEVGİLİ KARDEŞLERİM VE ÖZELLİKLE ADMİN BENİM OKUDUGUM İLMİHAL KİTAPLARI İLE SİZİNKİ FARKLIMI BİLEMİYORUM MESELA SAADETİ EBEDİYYE ADLI KİTAPTA ”NAMAZIN VAKTİNDE KILINMASI GEREKTİĞİ FAKAT HERHANGİ BİR SEBEPLE VAKTİNDE KILINAMAYAN NAMAZIN KAZASININ YAPILABİLECEGİ” VE KAZA NAMAZININ TARİFİ BİLE VAR ÜNLÜ İSLAM ALİMLERİNİN GÖRÜŞLERİ BİLE VAR ŞİMDİ SORUYORUM HANGİSİ DOGRU? VE ÖZELLİKLE ADMİNDEN BİR RİCAM VAR ARAŞTIRIN KASITLI DEGİLSE BU KONUYU DÜZELTİN VE ÖZELLİKLE BU GİBİ KONULAR DİNİ YAŞAMI ETKİLEYECEGİ İÇİN KİTABİ BİLGİLER HARİÇ KİŞİSEL GÖRÜŞLERİ ELEYEREK YAYINLAYIN Kİ SİZDEN MEDET UMARAK OKUYANLAR YANLIŞ YÖNLENMESİN BU KONULAR KİTAP-SÜNNET-İCMA VE KIYAS DÖTRGENİNDE HALLOLUR KİŞİLERİN GÖRÜŞLERİNİN AGIRLIGINA GÖRE DEĞİL SAYGILAR
10 Kasım 2008 - 16:22
sayın hocam mes üzerine abdest yerine çorap üzerinden abdest alabilirmiyiz.çeşitli bilgiler duyuyoruz. ama size güveniyoruz.sizden doğrusunu öğrenmek istiyoruz. birde annemin bir isteği var.dedem çok genç yaşta 39 40 yaşlarında hastalıktan vefat etmiş.tabi eskiden çok fakirlik var.durumuda zaten hiç yokmuş.şimdi annem oğlunu vekaleten hacca gönderebilirmi veya dedem adına ona daha sevap hayır olarak geçecek tavsiyeniz olabilirmi. bizi aydınlatırsanız. çok memnun oluruz. allaha emanet olun.selam ve saygılar hocam.
11 Kasım 2008 - 12:47
Toprak Erdem diyor ki;
Rahmanca selam…
Uzun zamandır birçok konuya bakamıyordum.
Bazı başlıkları incelemem neticesinde farklı şeylerle karşılaştım.
Örneğin Mustafa adlı müfterinin hakkımda söyledikleri şu yazı beni gerçekten üzmüştür;
MUSTAFA yazmış: toprak erdem zaten kuranı kabul etmeyen bırı oldugu ıcın kuranı sadece acık bulmak karalamak amaclı kurcaladıgından kendısıne cevap verme geregı bıle gormuyorum.
EY MÜFTERİ MUSTAFA VE AVANELERİ
BURADAN SİZLERE SESLENİYORUM
SİZLER KALBİ MÜHÜRLENEN KULAKLARINA AĞIRLIKLAR KONULAN BASİRETLERİ ELLERİNDEN ALINAN ZAVALLILARSINIZ.
KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLAHA SIĞINIP(EUZUBESMELE) KURAN VE KAİNAT KİTABINI ANLAYAMAYACAKSINIZ.YANİ MİSTİK ANLAMDA EUZU BESMELE ÇEKMEKTEN BAHSETMİYORUM TÜM ÖNYARGI PUTLARINIZDAN SIYRILIP OKUMADIKÇA/YAKLAŞMADIKÇA YUKARIDAKİ YAZDIKLARIM ÜZERİNİZDEN GİTMEYECEK VE KARANLIKLAR İÇERİSİNDE KALACAKSINIZ.
NE MUTLU KURANI HAYAT İÇERİSİNDE CANLI TUTANLARA VE ARINANLARA(SALATI İKAME-ZEKAT)
İBRAHİM GİBİ OKUYANLARA SELAM OLSUN
13 Kasım 2008 - 02:27
Yorumlarin bir kismini okudum. Selcuk Kanka adli Kardesimin yazisi özellikle dikkatimi cekti. Ben de ayni görüsteyim.
Sayin Ali Bulac’in Kur’an meali sitesinde yayinlanan bir yazisi var, buradaki yazilanla paralel bir cizgi gösteriyor.
Salat ile ilgili benim sahsen olusmus bir görüsüm yok ama kendime yakin gördügüm bir cizgi var. Namaz yorumu öyle saniyorumki ilerde daha cok kimseleri sesli düsündürecek bir yorumdur. Tamamen yanlis bir uygulama olabileceginden degil de, eksik, ya da özünü yitirmis bir uygulama olabileceginden ötürü!
Sayin Hakki Yilmaz’in kendi sitesinde yakin zamanlarda yayinladigi bir “Secde” calismasi var. Ilerleyen satirlarda sunu söylüyor:
“Müminlerin namazda yere kapanmaları ise, geçmişte bağlılığın ve teslimiyetin dışa vurulması yere kapanmak suretiyle olduğu için, müminlerin geçmişten gelen örfe göre Allah’a teslimiyetlerini göstermeleridir.”
Daha önce klise gibi bir yapi icerisinde camilerde de oldugu gibi “okunus” lara cok denk geldim. Fakat hristiyan olupta okunus esnasinda namaza benzer hareketler esliginde bir takim hristiyanlarin varligi da cok ilginc. Daha da ilginctir ki, üc büyük Din’de kitaplar esliginde toplu halde bir okunus(batida özel adiyla Liturgie diye geciyor) zamani süresi vardir istirak edilen; camide, klisede, sinagogda..(teferruati nasildir bilmiyorum). Belki onlar da bu isin ruhunu bizim gibi koruyamadilar.
Ilginc olan tabiiki sekiller, hareketler degildir, bizzat “okunus”; okuyan/lar ve okunusa istirak edenlerdir.
Yorumlar arasinda bir kardesimiz yaklasik söyle birsey yazmis, “namazi artik eski sicakligi ile kucaklayamiyorum. Icime bir süphe düstü artik” dercesine. Allah’i anma firsatim elimden gitmis gibi oldum mesajini verdi.
Allah mealen diyor ki:
“Müminler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında hemen Allah’ı anmaya yönelin ve alım satımı bırakın. Bilseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Namaz bitince hemen yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lutfundan isteyin. Allah’ın adını çokça anın ki umduğunuza kavuşanız.” (Cuma 62/9–10)
Ve baska bir Ayette de “Beni anmak icin Namazi kil” diyor.
Bence Sayin Toprak Erdem savundugu görüsleri ile bu istikametten cok da uzak degil; tipki namazini kilan gibi.
Saygi ile Selam
13 Kasım 2008 - 22:15
Selam kardeşlerim;
“Salat” konusu cidden kapsamlı ve çok önemli bir konu. Ben henüz bu konuyu bu sitede (kendi yazılarımla) tartışmaya açmadım.
Ancak biz bu konuyu aşağıda vereceğim linkte pek çok yönü ile tartıştık, müzakere ettik.
Aynı sitenin farklı yerlerinde de tartıştık.
İlgilenenler için linki aşağıdadır.
KURAN’DA SALAT NAMAZ MIDIR ?
http://www.hanifdostlar.net/forum_posts.asp?TID=4313
Esenlik dileklerimle…
17 Kasım 2008 - 18:01
Rahmanca selam kardeşler,
Türk camileri’ni kavram-içerik bağlamında irdelediğimizde, şu tablo ortaya çıkacaktır. Nasıl mı ? Şöyle ki ;
1- Türk Camileri, T.C. Başbakanlığı’na bağlı devlet güdümündeki resmi ibadethanelerdir.
2- Hutbeler, dualar, duyurular, dini hizmetler -Türkçe bilmeyen bölgeler dahil -Türkçe yapılmaktadır.
3- Türk resmi ideolojinin çizdiği çerçevenin dışına çıkılmaz.
4- Sadece Türk büyükleri, devlet adamları, komutanlar, padişahlar v.s. hayırla yad edilir.
5- Türkler için bir anlam ifade eden tarihi olayların yıldönümleri kutlanır; Günün anlam ve önemi hadislerle süslenilir.
6- Devlet, ordu, hükümet gibi siyasi ve askeri kavramlar kutsanır.
7- İslam soslu Türklük düşüncesi cemaate aşılanır.
8- Türk kurumlarına bu camiilerde para toplanır.
9- Toplumsal yaralarımızdan asla bahsedilmez,
10- Çürümüş, kokuşmuş kurumlar asla eleştirilmez.
11- İslamın en evrensel ilkeleri olan hak, hukuk, adalet gibi kavramlar vebalı muamelesi görür.
12- Hakaretler, linç olayları, fail-i meçhul cinayetler, işkenceler (dinayetin uygun gördükleri dışında) kınanmaz.
13- Türkçe bilmeyen milyonlarca Kürd’e Türkçe hutbe okumayı, Türkçe hizmet (!) götürmeyi dini bir vecibe olarak algılar.
14- İslam’ın ırk, dil, renk, bölge, mezhep farkı gözetmediğini, insanların Allah katında eşit olduğunu ifade etmez; devletin ali menfaatlerini tercih eder.
15- İnsanlara işkence etmenin,dinde yeri olmadığını söylemez.
16- Her dilin Allah’ın bir ayeti olduğunu ve dil yasağının ayeti yasaklamak anlamına geldiğini ifade etmez.
“. .. Ey İslam ümmetinin yetim evlatları ,nereye bu gidiş?
20 Ocak 2009 - 15:45
sayin admin millete farkli rumuzlarla girip kalabalikmi gorunmeye calisiyosunuz demissin kisi kendinden bilir isi paralel yazilarinizda zaten bu is sizin isiniz siritiyo az bakmayi bilen anlarikincisi toprak erdem kardesim.bana mufteri derken olcunuz kuranmiydi yoksa toprak erdemmi?siz islama kurana satasiyorsunuz kimse bise demiyo size azicik satasinca kiyamet kopuyo sizde yahudi avanesisiniz ozaman.ben yalniz basina yurtdisinda calisan biriyim avanem felan yok avanesi olan siz ve sitesi olanlardir.okadar cesur okadar durust iseniz tek bir soru sorucam.20 yil namaz kilmis daha sonra kurani arastirmaya baslamis daha sonra namaz olmadigini baska biseler oldugunu farketmis ve bu ugurda omrunu kurana adamis en sonunda askere gitmis olan bir kisi sizce kac yasinda olabilir?ve suan kac yasindasiniz .herkesi sizin gibi salakmi zannediyorsunuz sordugun sorularda soru olsa
20 Ocak 2009 - 15:53
benim ilmimde yok bilgimde ama salak degilim admin eger ortada oynan bir oyun varsa iste onu yakalarim allahin izniyle toprak erdemin yazilarini yorumlarini okurken kendisinin en az 45 elli yaslarinda oldugunu dusunuyordum zira bir insan 20 yil namaz kilarsa (diyelim 15 yasinda basladi en iyimser olarak.)20 yil sonra 35 yasinda olur .daha sonra yanlis yolda oldugunu gorup yeni yolunu buluncaya kadar en az 5 sene gecmistir buda iyimser bir rakam etti kirk bu yasa kadar askerlik nasil yapmadi bu dost kendinizle dalga geciyorsunuz bende salagim aslinda size cevap yaziyorum
27 Ocak 2009 - 01:43
Selam Mustafa;
Birincisi;
Zannın çoğundan kaçınmanda fayda vardır. Çünkü zann hakikat namına hiç bir şey ifade etmez. Bilmem ki bu cümle sana tanıdık geldi mi ? Bu sitede “admin” ve “aliaksoy” isimlerinden başka bir isimle hiç bir yazı ve yorumum yoktur.
“aliaksoy” olarak yazılan yorumlar, bu sitenin aliaksoy.wordpress.com domaini ile yayınlanmakta olduğu dönemlerden kalmıştır. Bağımsız sunucuya geçilmesinden itibaren “admin” kullanıcı adı haricinde hiç bir isimle yazı vaya yorum yazılmamıştır. Zaten böyle bir şeye ihtiyaç da yoktur.
Bu nedenle zanndan uzak durunuz.
İkincisi; Toprak Erdem’i tanımam bilmem. Bunun için hiç bir gayretim de olmamıştır. Neden ? Çünkü, onun kim olduğu beni hiç ilgilendirmemektedir. Benim için önemli olan görüşlerdir. İster Toprak söylesin ister sen söyle…
Üçüncüsü; salak olmamak bunca yazı ve yorum içerisinde senin tespit ettiğin şeyi bulabilmek değildir. Bunca yazı, yorum ve soru sonucunda eriştiğin ve “salak olmadığını” gösteren netice bu mudur ? Toprak Erdem’i tanısan ve 35 yaşında askere gittiğine emin olsan düşüncelerinde bir değişme mi olacak ? Hayret ediyorum, işlere nerelerinden bakıyorsunuz ?
Dördüncüsü; “salat” konusu zor bir konudur. Yorumculardan bir arkadaşın da değindiği gibi önümüzdeki sürecin kilit konularından biridir. Bu konu pek çok islami forumun çatısını uçurmuştur. Daha bir çoğunu da uçuracaktır. Çünkü Kuran bize bambaşka bir “salat” anlatıyor. Bu “salat”ı namaza indirgemeye çalışanlar da bütün tartışmalardan / müzakerelerden mağluplar olarak ayrılmışlardır. Aklın yolu birdir, gelinecek netice aşağı yukarı bellidir.
Esenlik dileklerimle…
27 Ocak 2009 - 17:25
cok guzel sayin ali aksoy bakin ikinci kez oltaya takildiniz))) elbette zandan kacinmak lazim iyiside kotusu yasaklanmistir.bana bunu derken siz neden zandan kacinmiyorsunuz.baskalarina farkli nikle yazip kalabalik gorunmeyemi calisyorsunuz derken zannnnn yapmiyormusunuz.okadar onemlide degil ikincisi isinize gelmedimi sizin icin kisilerin onemi olmuyo.ama inandigimiz ayni kuran(eger ayni kitaba inaniyorisek tabi)zan yapmis olmayayim diyorki eger size birisi bi haber getirdiginde onu iyice arastiriniz.isimlere nekadar cok taktiginizi size yazmaya gerek yok siz benden daha iyi biliyorsunuz(ozellikle abu hureyreye) gelelim toprak erdeme .onun hakkinda yazdiklarimi konuya bakis acimla nasil birlestirmissiniz hayret.ben ne onun dedikleriyle ne yasiyla ne askerligiyle ilgileniyorum.anlatmak istedigim bir yalanci olduguydu (zan yapmayayim sadece burdaki yazilanlardan yola cikarak )bir insanin askere kac yasinda gittigini benden iyi biliyorsunuz.su konuda ustunuze yok konuyu acayip carpitiyosunuz .salat konusunda herhangi bir catinun uctugunu gormedim hele bir dosdogru kibleye yonelip soyle titreyerek namaza durun bakalim neler olucak.artik gevezelik yapmiyicam yazdiklarimdada herhangi bir itham varsa ozur dilerim sizide dininizle basbasa birakiyorum.selametle
28 Ocak 2009 - 14:02
Selamlar
“Salat”ı(namazı) ikame etme,zekat v.d ibadetler bazı forumlarda ve özellikle bu başlık altında bağlamından kopartılıp yepyeni bir kılıfa uydurulmaktadır.Bu v.b rükunların hemen hepsi,vahiy dersleri,Allah(c.c) ile irtibatı koparmamak,dinin temeli gibi kavramlarla sınırlandırıp vicdanlarda hapsediliyor.Kuvvetle muhtemel ki vicdanlarda sınırlanan,hayatta aksedilemeyen eylemden yoksun bir din inşaa ediliyor.Bu yeni dini anlayışa göre Kur’an ayetlerinde geçen “el,yüz,…” gibi kavramlar mecazdır ve başka mana(uydurdukları mana)ya gelmektedir.Dikkat edilirse ayetlerde geçen ve eylem bildiren hükümler iptal ediliyor.Hayatı tanzim eden ve hayata geçirilmesi gerektiği emredilen hükümler hayata geçirelemiyor,vahiy eli kolu bağlı bir hale getiriliyor.
Bu felsefi anlayış art niyetlilikten ve dini temelinden sarsmaktan başka birşey değildir.Düşünün Allah(c.c)”Şu vecibeleri yerine getiriniz,Kur’an’a uyun O’nu hayatınıza uygulayın ki kurtuluşa eresiniz.”diyecek.Bu anlayış mensupları da Allah’ın murad buyurduğunu temelinden sökecek ve buna bina ettiği sapık düşüncelerini Allah’ın muradıdır diye topluma iktibas edecek.Bu anlayış mensupları bugün olduğu gibi eskiden de vardı.Eylemi hiçe sayıp dini vicdanlarda hapseden fırka MÜRCİEE ve BATİNİLİK fırkalarıdır.
Selametle…
29 Ocak 2009 - 17:07
Selam “bir dost”;
Yaptığın her yakıştırma ancak sana ve atalarına yakışır. “sözü bağlamından kopartmak” mış…
Siz, ne zamandan beri sözün bağlamıyla ilgileniyorsunuz ki? “Sözü bağlamından kopartmak” senin atalarının en başta gelen maharetiyken, üstümüze attığın suçlamaya bak !
Yukarıda “salat” ile ilgili olarak sorulan sorular zaten “bağlam” ile ilgili, bağlama dayanarak sorulmuş sorulardır.
Sen şimdi, iftirayı bırak “bağlam” adıyla ileri sürdüğün delillerini getir de dinleyelim. Olur ki, bir şey öğreniriz.
“hareket / eylem” dediğin şey, dinin belli vakitlerde, belli günlerde “pagan” kökenli ritüellerle hatırlanması ise biz ondan almayalım. Siz, bu güzide eylemlerinizle yaşamaya devam edin.
Bizde eylem yok mudur ?
Elbette vardır:
Biriktirmektan kaçınmak, ihtiyaç fazlasından infak ederek arınmak, Allah’ın verdiğini ihtiyaç sahipleriyle paylaşmaktır.
Adil ve vicdan sahibi olmak, velevki kendi aleyhimizde bile olsa doğruyu söylemektir.
Yerleri ve gökleri yoktan var edenin bunları boşuna yaratmadığına ve insanı yapıp ettiğinden hesaba çekeceğine iman ederek hareketlerimize çeki düzen vermektir.
Dini yalan sayanlara ve azgınlara, zulüm ile haddi aşanlara karşı Kuran’la olanca gücümüzle büyük bir mücahede yürütmektir.
Aklı ve vicdanı birlikte işleterek kevni ayetlerden öğüt ve ibret almaktır.
Hayırlarda yarışmak, her nerede hayra yönelmiş bir kişi, bir hal görsek hemen koşup ona salat etmek (destek olmak)tır. Nerde kötülüğe, kötüye, zulme ve haksızlığa bir yöneliş görsek ona karşı direnmek, engel olmaktır.
Anaya, babaya, yakın akrabaya, yolda kalmışa, fakire, miskine, komşuya ve diğer insanlara en güzel bir surette davranmaktır.
Affetmek, kötülükleri ıslah ile örtmektir. Kötülüğe karşı güzellikle davranmak, kötülüklere karşı sabır ve metanet göstermektir.
Güzellikler çirkinlikleri gidersin ve kötülüklerden alıkoysun diye Kitabı okuyup salat / tebliğ etmektir.
Sonra anlaşmalara da en güzel bir şekilde riayetle salat etmektir.
Daha yüzlerce madde sayabilirim.
Sen yeterki eylem sor.
Esenlikle…
01 Şubat 2009 - 12:51
Mustafa
Ali AKSOY’unda dediği gibi zandan kaçınmak gerekir.
Uzun zamandan beridir askerde olduğumdan dolayı yazılan çizilen birçok şeye cevap veremiyorum.
Yaşımı merak etmişsin ve kendince birşeyler ortaya dökmüşsün.
Yaşım 31.
İlkokul döneminden beri 2005 yılına kadar namaz kılardım.Daha sonrasında araştırmalarımın artması ve sorgulamalarımızın devam etmesi sonucunda karşılaştığımız tablo gerçekten beni ve arkadaşlarımı sarstı.
Bizler bu kitabı okuyup anlamaya çalışan tüm insanlığa barış ve kardeşlik getirecek eylem ve davranışları kendisine şiar edinen kimseleriz.
Hakkımızda söylenen sözleri önemsemiyoruz.
Yalnız ve yalnız yıllarca süren ve sürecek olan bir anlam arayışı içerisine girmişiz ve bu sebeple söylenen bir çok sözlere karşı çıkışların olmasıda gayet doğal olacaktır.
Asıl üzüldüğüm nokta karşı tarafı daha tanımadan bir takım yakıştırmalarda ve iftiralarda bulunmaktır.
Neyse mustafa sen kendi inandığın doğrultuda devam et.
Bizler herkese saygılıyız.
Kimseyi zorla bu düşünceye sürükleyecek değiliz.
Sorgulamalar devam edecektir inşallah…
03 Şubat 2009 - 18:42
Merhaba admin
Sözü bağlamından kopartmak,ayetin zahiri manası varken bunu tevil edip başka manalara kaydırmakla olur.Ayetten mana çıkarırken mümkünse açık olan ayetlere göre hareket edilir.(Atalarım ayetin açık manası varken ayeti başka türlü yorumlamamaya dikkat ettiler.Bu konuda ihtilafa düşmediler.)
Ayetin müteşabbih olanlarını şayet ayetin görünen manasıyla çelişki arzedecek şekilde yorumlanırsa bu yorum batıl olur.Çünkü dayanağı yoktur.Bu tür yorumlarla Batiniler dini istedikleri şekle uydurup yeni bir din oluşturmuşlardı.Bu gün yaptığınız ne yazık ki bunları aratmıyor.
Hicr 87:”Andolsun, biz sana tekrarlanan yedi âyeti ve büyük Kur’an’ı verdik.”
Admin söyler misin,bu ayetten ne anlıyorsun.
Tefsir bilginleri, âyette geçen “tekrarlanan yedi âyet”in, Fâtiha sûresi, yahut Kur’an’ın yedi uzun sûresi olduğunu söylemişlerdir.
“Tekrarlanan ayet”ten kasıt Kur’an’ın yedi farklı kıraaten okuyuşu da olabilir. Bizler hergün namaz kılarken namazın her rekatinde Fatiha Sure-i celillesini okuruz ya da yedi kıraaten birine göre okuruz.
HûD SûRESİNİN 87 . Ayetinde
Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın.”
Bu ayete dayanarak Batiniler diyorlar ki;Şuaybın namazı, putlara tapma(ma)yı emredebilir mi?
Şu’ayb Aleyhisselam çok namaz kılardı ve öyle tanınıyordu. İbadetler içinde dinin direği olan namaz ise “Gerçekten de namaz Allah’a saygılı olanların dışındakilere ağır gelir.” (Bakara, 2/45) âyeti gereğince huşu ehlinden olmayanlara pek ağır gelen, Allah’dan başkasını bir yana bıkarıp, Allah huzurunda durmanın, secdelere varmanın zevk ve ulviyyetini idrak edemeyenlere boş ve faydasız bir uğraş gibi geldiğinden, namaz kılanlarla alay edip eğlenmek küfrün gereği ve azgın kâfirlerin ötedenberi âdetleridir.Biliyoruz ki müşrikler Allah’a ve genellikle de ahiret gününe inanmaktadırlar Bundan dolayı Şu’ayb Aleyhisselam’ın kavmi de onun tevhid inancına, hukuk ve ahlâka ilişkin bildirilerini doğrudan doğruya red ve inkâr edemedikleri için, özellikle dolaylı yoldan değersiz göstermek üzere bütün bunları onun kıldığı namaza bağlayarak, geçersiz ve değersiz göstermeye çalışıyorlar, onun peygamberliğiyle alay etmek üzere namazıyla alay ediyorlar.
Kuran Allahı tesbih etmek için fiziksel harekette bulunmayı yazar mı?
İSRA SURESİNİN 107 . Ayetinde
De ki: “Ona ister inanın, ister inanmayın. Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler, Kur’an kendilerine okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar.”
İsrâ Sûresinin 109 . Ayetinde
“Onlar ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. Bu da onların derin saygısını artırır.”
Burada secdenin yüzüstü yere kapanma şekli olduğu açıktır.Bunu anlamak için fazla uzaklara gitmeye de gerek yoktur.Fakat vahyin heryere nüfuz edebilen eli ve kolunu bağlayanlar burda geçen “yüz”ün mecaz olduğunu ısrarla savunmaktadırlar.
Namaz mü’minler üzerinde vakitli olarak yazılmış bir farzdır.Bu farzı yerine getirmek hem bedenen hem de huşu ile olur.”Onlar namazlarında huşu içindedirler” ayetiyle bu anlatılmaktadır.Huşu ile bedenen olan namazın bu özelliğini bir arada korunmasına “ikame” denir.”İkame” dikmek ve doğrultmak anlamındadır.Nitekim Peygamberimiz(SAS) bir hadislerinde “Namaz dinin direğidir.Namaz kılan dinini ihya etmiş kılmayan ise dinini yıkmış olur” buyurdular.
Devam edecek inşaAllah…
05 Şubat 2009 - 16:42
Merhaba Admin
Yazının Devamı:
İkame doğrutmak anlamında ki bu ancak cemaatle kaldırılabilecek bir ibadettir.”ikamet” ise aynı zamanda namazı ikame anlamına da geldiğinden bunlar cemaatle kılınan namazlar olarak anlaşılır.
FATİHA SûRESİNİN 5 . Ayetinde :
إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
“[(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.]”
Burada, cemaatla ibadetin faziletine işaret vardır, şüphesiz öyledir.Şöyle ki;
Namazda Fâtiha okurken bir kimse yerinde “Yalnız sana ibadet ediyorum ve yalnız senden yardım diliyorum.” dese büyük bir mana tahrifi yaşanacaktır.Çünkü yüce Allah kişiden yalnız kişisel vicdanı ile bir antlaşma yapmak istemiyor da sosyal vicdanı ile bir antlaşma yapmak istiyor. Ve her namazında bu vicdanı terbiye etmek kuvvetlendirmek istiyor. Bundan dolayı bir müslüman derken şöyle bir düşünmelidir: “Ancak sana ibadet ederiz” dediği zaman kimleri temsil ediyor? ve “ancak senden yardım dileriz” dediği zaman kimlere vekillik ediyor? Yani hangi cemaatin beraberliği ile bu sözünde durmuş olabilecekse en azından onları düşünerek bunu söylemelidir. Böyle bir kulluk topluluğu şimdiki zamanda gerçekten varsa o yetebilir, değilse var olan cemaate potansiyel cemaati, Allah’ın meleklerini de ilave etmeyi her halde unutmamalıdır.
İşte Fâtiha’da yüce Allah kendisini önce akıllı kişilere duyurarak vicdanlarında bu sosyal ruhu terbiye ve kuvvetlendirmek için her birinden diye söz ve misak alırken her şahsın ikrarını; bütün insanlığı ve bütün âlemleri kapsayan büyük bir sosyal kurulu temsil eden bir kardeşlik duygusu ve bir sosyal vicdan ile alıyor da “na’budü ve nesta’in = ibadet ediyoruz ve yardım diliyoruz” dedirtiyor. Çünkü birinci çoğul şahıs, ikinci ve üçüncü şahıs çoğullarına benzemez. Bunda gerçekten söz söyleyen yine bir tek kişidir. Fakat o tek kişi kardeşlerini temsil ederek yalnız kendinden söyler de “biz” der ve ne vakit bir insan topluluğu, insan topluluğu olarak söz söylemek isterse içlerinden biz diye söyliyebilecek birinin başkanlığı altında toplanırlar da hepsi ona söyletirler, yoksa onların hepsinin birden ben, ben, ben diye bağırması bir topluluğun konuşması sayılmaz da ayrı ayrı şahısların konuşması sayılır.
Devam Edecek İnşaAllah…
Bundan dolayı birinci çoğul şahıs, gerçekte birinci şahısın başkalarıyla beraber olması demektir. Ve bu şekilde diyen, bir kişi olacak ve bununla beraber bunu söylerken vicdanında hissettiği kardeşlerini de temsil etmiş bulunacaktır. Bu kardeşlik insanı koruyan ve amellerini yazan hafaza meleklerinden başlıyıp hazır olan veya olacağı düşünülebilen insan topluluklarına kadar gider.
HUD SURESİ’NİN 114 . Ayetinde
“(Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.”
Hasılı işte namazı belirlenen vakitlerde ikame et. Zira şurası kesindir ki, iyilikler kötülükleri giderir. Yani her namaz bir hasenedir. Hasenata devam edildikçe seyyiat, yani kötülükler silinir gider, işte bu muhakkaktır. Bundan ötürü namaza devam edildikçe arada beşeriyet icabı işlenen bazı seyyiat da silinir gider. Beş vakit namaz, arada meydana gelebilecek küçük günahlara keffaret olur. Nitekim bir hadisi şerifte de varid olmuştur ki “Namazdan namaza kadar ikisi arasındakilere keffarettir, büyük günahlardan uzak durulduğu sürece”. Ayrıca “Muhakkak ki, namaz, çirkin ve kötü şeylerden uzak tutar.” (Ankebut, 29/45) buyurulduğundan,namaz hakikati, ne olduğu bilinerek kılınan sahih namaz, namaz dışında da, çirkinlikten, uygunsuzluktan uzaklaştırır. Yasaklamak, uzaklaştırmayı mutlak olarak sağlamasa bile herhalde gerektirir. Sahih ve doğru bir şekilde namaza devam edildikçe iyilik artar. Resulullah (s.a.v) tan rivayet olunmuştur ki: “Kim bir namaz kılar da, o namaz kendisini açık ve gizli kötülüklerden alıkoymazsa o namazla Allah’tan uzaklaşmaktan başka bir şey artırmış olmaz” buyurmuştur.Onun için İbnü Mes’ud Hazretleri demiştir ki: “Namazını gereği gibi yerine getirmeyen Allah Teâlâ’dan uzaklığı artırmaktan başka bir şey yapamaz.” Bunun sebebi, çünkü namaza itaat, onun sınırlarını gözeterek hakkıyla kılmaktır. Onun sınırında ise açık ve gizli bütün kötülüklerden men ve alıkoyma vardır. Şu halde namaza itaat onu hakkıyla kılıp yasağını tutmakla olur.”Yazıklar olsun o Allah huzurunda duranlara ki namazlarını yanlış olarak (veya yanlış yere) kılıyorlar” (Maun, 107/4-5) buyurulduğu üzere namaz kılıyor görünüp de namazın ne demek olduğundan habersiz olanların vay haline! Onun içindir ki “Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir. Onlar ki namazlarında huşû içindedirler” (Mü’minun, 23/1-2) buyurulmuştu. Zira Tâhâ Sûresi’nde “Beni anmak için namaz kıl.” (Tâhâ, 20/14) buyurulduğu üzere namazın hikmeti, gayesi Allah’ın zikridir. Yani Allah’ı anmak ve bu sayede “Öyle ise beni (taat ve ibadetle) anın ki, ben de sizi anayım.” (Bakara, 2/152) âyetince Allah Teâlâ’nın anmasına ermektir. Bu suretle namaz bir miracdır. Bunu bilenler “Herhalde Rablerine kavuşmayı uman kimseler” (Bakara, 2/46) âyetine göre kendilerini her an Rablerinin huzurunda mülakat (kavuşma) halinde buluyorlar gibi zevk içinde bir niyet ve ihlas ile kılarlar. Ve herhalde Allah’ı anmak; namaz en büyük iştir. Yani asıl bütün incelikleri, detayları ve gerçeği ile Allah Teâlâ’yı anmak ve O’nun azamet ve kibriyası huzurunda kulun değişiklikleri ve tavırları ile acizlik ve ihtiyacını arzetmesi demek olan namaz, en büyük amel veya açık ve gizli kötülüklerden men için en büyük sebeptir. Veya Allah Teâlâ’nın sizi anması, sizin O’nu anmanızdan daha büyüktür. Kul, Allah Teâlâ’yı azameti ve cemaliyle hatırladığı zaman, O’nun yüce huzurunda açık ve gizli kötülüklerden kaçınarak edeb ve samimiyet ile yükseleceği gibi, Allah Teâlâ’nın onu hatırlamasını düşündüğü zaman, ilâhî huzurda zerre kadar kötülük ile anılmayı kimse arzu etmeyeceğinden, her an Allah’ın hoşnutluğuna ve rızasına yükselmek için , iyilik duygusu ile dopdolu olur. Ve şüphe yok ki, bu duygu, evvelkinden daha büyük bir kurtuluş vesilesi olur. Düşünmeli ki Allah, Kur’ân’ında Firavun gibileri nasıl anıyor, peygamberleri ve müminleri nasıl anıyor? Hem Allah, her ne işlerseniz bilir. Ona göre anar ve ona göre ceza veya mükafat verir.
07 Şubat 2009 - 00:16
çok güzel bir siteniz var tebrik ederim ilk ziyaretim allah devam ve daim etsin size bir sorum var bir mümin olümden korkarmı lütfen cevap istiyorum şimdiden teşekkürler
14 Şubat 2009 - 15:18
toprakerdem:
Mustafa
Ali AKSOY’unda dediği gibi zandan kaçınmak gerekir.
Uzun zamandan beridir askerde olduğumdan dolayı yazılan çizilen birçok şeye cevap veremiyorum.
Yaşımı merak etmişsin ve kendince birşeyler ortaya dökmüşsün.
Yaşım 31.
İlkokul döneminden beri 2005 yılına kadar namaz kılardım.Daha sonrasında araştırmalarımın artması ve sorgulamalarımızın devam etmesi sonucunda karşılaştığımız tablo gerçekten beni ve arkadaşlarımı sarstı.
Bizler bu kitabı okuyup anlamaya çalışan tüm insanlığa barış ve kardeşlik getirecek eylem ve davranışları kendisine şiar edinen kimseleriz.
Hakkımızda söylenen sözleri önemsemiyoruz.
Yalnız ve yalnız yıllarca süren ve sürecek olan bir anlam arayışı içerisine girmişiz ve bu sebeple söylenen bir çok sözlere karşı çıkışların olmasıda gayet doğal olacaktır.
Asıl üzüldüğüm nokta karşı tarafı daha tanımadan bir takım yakıştırmalarda ve iftiralarda bulunmaktır.
Neyse mustafa sen kendi inandığın doğrultuda devam et.
Bizler herkese saygılıyız.
Kimseyi zorla bu düşünceye sürükleyecek değiliz.
Sorgulamalar devam edecektir inşallah…
slm.bak toprak erdem kardes zan yapmak bilmeden bisey hakkinda konusmaksa eger evet zan yaptim.o halde sizden ozur diler rabbimede beni affetmesi icin dua ederim.insallah kabul olunur.ama sunu demeden gecemiyicem.ilk okul doneminden beri derken (yine zan diyiceksin ama baska kapi birakmiyosun)birinci siniftami yani 8 yasinizda akil balig olmadan namaza baslayip ve tam 20 yil kildiniz?ve universite mezunumuzunuz?bunlara evet derseniz o halde yazdiklarimin hepsi yanlistir evet.zira askeralma kanununu cok iyi biliyorum.ben sekiz yasinizda namaza baslayip 20 yilda surekli devam ettiginizi nasil tahmin edeyim oyle bir baski altinda kaldiginizi nerden anlayayim.zaten kucuklukten bu sekilde baski altinda kalan butun insanlarda degil din psikolojik bozulmalar bile oluyo.din dusmanlarinin cogu bu sekilde baskiyla yetistirilenlerden cikiyo.(uzerinize alinmayin size din dusmani demiyorum sizin katagoriniz daha farkli )eger baski altinda degildim bunlari nerden uyduruyorsunuz derseniz ohalde sekis yasindaki bir cocukla muhabbet ediyorum anlami cikaririm.ben kendi inandigim dogrultuda degil bir muslumanin inandigi ve gitmesi gerektigi dogrultuda olduguma inaniyorum.yeni musluman olup namaz kilanlarin namazla huzur buluyorum dediklerine sahit oldukca hangi dogrultuda oldugumuda daha iyi anliyorum.bende herkese saygiliyim bunu benimle beraber calisan (musluman olmayan bir suru hiristiyana sorabilirsiniz)ama onlar dinime kufretmiyo dinimi baltalamiyo.alimlerle ashabla dalga gecmiyo o yuzden size saygili olamiyorum bazan kusura bakmayin ama az yukarida nekadar saygili oldugunuzuda zaten gordum ben. bizde kimseyi zorla herhangi bir dusunceye suruklemiyoruz lutfen bilesin. sorgulamalara istedigin gibi devam et allah yolunu acik etsin
18 Mart 2009 - 00:42
mrb ben ilk defa giriyorum buraya. Bende namazın kazası olurmu onu cok merak ediyorum biz cumalara kuranlara gidiyoruz hocalar hep ezber konuşuyolar hiç acıklama yok ben namazın kazası olurmu onun kurandaki yerini bulamıyorum ama kuranda okuyorum . Burda okudum ki yokmuş inanın kuranlara gittigimde hocalara acıklama yapmak istiyorum sizden bi cvb bekliyorum nolur kısa ve öz acıklayıcı bi cvb bekliyorum bu konuya cok sinirleniyorum herkes bişeyler uyduruyo cünki
30 Mart 2009 - 20:21
SlM,derya
:_))sinirlenmen gayet dogaldir bence,biraz zahmet,ha gayret,bildiklerini Kurana vur, Rabbimize sor,O gereken cevaplari apacik verecekdir sana.
Arkdaslarim,kardeslerim yeterince yazip dökmüsler,gercekleri ortaya.
Size kalan ise,kafaniza taskilanlar hakkinda sorup sorusturmaniz,sebe ve sonuclari,vs.
Selametle.
…..Benim Ahdim zalimlere ulasmaz…..(rabbimizin Ibrahim peygambere verdigi cevap.
Benim düsüncem sudurki:ben kendime karsi Adil olabiliyormyum???
Sizlerde bunun üzerinde biraz düsünün ve baskalarinada düsünmesini önerin.
Insallah sonuclar iyi olacakdir.
12 Eylül 2009 - 12:07
Aciklanmamis konularda aciklamayi zorunlu kilanlar, Din’i (bu sekilde) tamamlanmis buluyor. Din, fazlaliklari atmak, ihtiyaclara, gerekliliklere karsilik verecek kadar aciklamalar getirmistir.
Din’in bozulmasi ya da carpik Din anlayisi genelde mesajlara karsi bir yetersizlik gösterildiginde ortaya cikiyor.
Atalardan alisilagelmis bir sartlanmadir belki. Adam daha önce bir uygulama icindeyken, yeni düzen bu uygulamayi icermemekte ya da sart kosmamaktadir. Ama kendi zihni bunu sart kosmakta, eksik bulmaktadir. Namaz da bu zihniyetin en bariz örnegi gibidir.
26 Eylül 2009 - 13:11
merhaba
öncelikle öne çıkartılan 2 nokta var. Kur’an ve hadisler (yardımcı kaynaklar).
oysa kuran tek başına bir kaynak olarak kendisnin yeterli olduğunu beyan ediyor ve bizlerden aklımızı kullanmamızı istiyor.
kaynağımız KURAN ve KURANI anlamada ve uygulamada yardımcı arıyorsak buda AKLIMIZDIR.
Namaz konusuna çok fazla değinilmiş daha fazalada değinilenebilir ama asıl temayı unutuyoruz yada gözden kaçırıyoruz galiba. Belkide kabul edemiyoruz doğru olduklarına inana inana. Nedir bunlar?
Yaradan bizden kendisini anmamızı istiyor. Vakitler belirtilmiş kuranda. Oysa biz ne yapıyoruz belli formlarda ve bu formların dışına çıkmadan namazı kıldığımızı düşünüyoruz. Allahı anmaktır allahı zikretmektir ona yönelmektir içten duygularla. Belli kalıplara bağlı kalarak bir kul allahaı nasıl içten anabilir yada anmasını nasıl sınırlayabilir rekat sayılarla.
Düşünsenize namazları sünet ve farz diye ayırmışlar. Sünnetler peygamerden diyorlarda farzlar nerden. Örneğin akşamın 3 rekat farzı yada öğlenin 4 rekat farzı kuranda anılıyor mu sayıca ifade edilmiştir. yoksa kuran kulu içten duygularla anması konusunda serbest mi bırakmıştır.
belki ben secdede 1 saat dua edicem. belki rükuda 10 dakika dua edicem kim neye göre sınırlıyo bunu. ben içtenliğime nasıl sınır koyabilirim. Allaha yakarmama kim rekat sayısıyla dur diyebilir.
gelenek haline gelmiş çoğu uygulamayla samimiyetten uzak ibadetlere yönlendiriliyor insalarımız.
kayanak olarak KURAN yeter, yetrki okumak ve anlamak için zaman ayıralım.
26 Eylül 2009 - 13:19
tek kaynak KURAN.
Çevremdekilere bir soru yöneltip bir anket yaptım.
Sorum şuydu: Namazı bilmiyorsunuz ama bu ibadeti yerine getirmek istiyorsunuz. Namazı nerden nasıl öğrenirdin?
Malesef bu soruya verilen cevaplardan hiç birinde KURAN yoktu. Bilmediğmiz ama merak ettiğimiz bir konuda kaynak olarak KURANA yönelmiyoruz. Bu çok acı. Kuranı yavaş yavaş arka planlara ittiğimizin resmidir.
Bu soruya cevap veren insanlarımızn, başvuracağı kaynakları ise şöyle.
1- namaz hocası kitabı
2-cami hocası
3- aileden bilen biri
4- ilmihal
Rabbimizn kelamı dururken kulun kuldan medet umması ne kötü.