şiir severlere benim de şiddetle tavsiye ettiğim bi sitedir.. okuduğum şiirleri çoğu kez çok keyifli şiirlerdi-denk geldi herhalde- ve diyebilirim ki şu sıralar şiir ihtiyacımı orada gideriyorum..
Beyler, olayı bu kadar abartmayın; zatan ozanlar duygusaldır, n’olur beni ağlatmayın.Onlar sizin
kendi güzellikleriniz, kendi duygularınız, siz tesadüfen onları bende buldunuz.İşin en güzel tarafı nedir? Biliyor musunuz? Bu şiirlerin sayesinde ben sizleri tanıdım. İnanın sizin gibi dostlara ulaşmak, bu şiirlere ulaşmaktan daha zor. O nedenle iyi ki yazmışım diyorum ve şiirlerime
teşekkür ediyorum.
Biz, o şehitlerin torunlarıyız,
Başımız Asya rüzgarıyla hoş.
Pekin’de gezer,
Otronto’da uyuruz;
Atlarımız Tuna’da başıboş…
Kısrak sütü emer gibi
Anamızı emmişiz;
Bir pulu deler gibi
Yüz yılları delmişiz.
Ömrümüz geçmiş bizim
At üstünde
Kısraklarda;
Hala destanımız söylenir,
Bosna’da, sokaklarda!..
Nal seslerimiz karışmış,
Çan sesine,
Ayine.
Bize “medet” demişler,
Taç vermişiz sahibine…
Her hilenin, düzenin hedefi biz olmuşuz;
Lakin en büyük kalleşliği içimizden bulmuşuz!..
Maceramız eskidir, gider Tanrı Dağı’na.
Ordan başlar yolculuk,
Altaylar’dan Tuna’ya.
….
Dar gelmiş bize bir gün Ergenekon sırtları,
Salmışız dört bir yana;
Alpleri ,
Bozkurtları!..
Hangi kılıç durur ki
Böyle yüz yıl kınında?
Börteçene yürümüş,
Başbuğların yanında!..
Bir kapıdan çıkarak,
Bir kapıdan girmişiz;
Malazgirtle burayı
Ana yurt bellemişiz.
Söğüt’ün erenleri
Sağlam çatmış çatıyı;
Aman deyip gelene,
Açık tutmuş kapıyı.
Kimsin deyip sormadan,
Doyurup
Beslemişler;
Her rengi,
Her deseni,
Yüz yıllardır sevmişler.
İt sesi kurt sesine karışınca bir ara,
Balkanlarda patlamış
Koskoca bir yaygara!
Bir bir isyan edince
Bulgarlar, Arnavutlar,
Elimizden çıkmış hep
O mübarek topraklar!
İşin en korkuncu da
Dünya harbiyle gelmiş;
Anadolu dört yandan
Yazık işgal edilmiş!
Her yerde zulüm, talan;
İşkence,
Tecavüz falan…
Dert bunlarla biter mi?
Ne ordu var,
Ne mermi!
Gerisi hikaye,
Yalan!..
Güzel bir mayıs günü
Samsun’dan doğan Güneş,
Çok uğraşmış,
Yorulmuş!
Sonunda Ankara’da
Yüce Meclisi kurmuş.
Demiş ki:
“Hattı müdafaa değil,
Sathı müdafaa edeceğiz.
Artık yok başka çözüm.
Size emrediyorum:
Ya istiklal,
Ya ölüm!
Biz bunu bileceğiz.”
Ya bismillah diyerek atılınca ileri,
Şehit kanıyla taşmış
Koca Sakarya Nehri!..
Mazisini bilmeyen,
Atisini bilemez.
Kök salamaz toprağa,
Sürünür,
Dikilemez.
Üç kıta hayal bu gün:
Kırım yok,
Kafkasya yok.
Musul, Kerkük nerede?
Soran yok,
Düşünen yok!
Kaç şehidi saklıyor
Allah-ü Ekber Dağları…
Hatırlayan var mı ki Kanalda kalanları?
Yemen’e gidenler
Acep unutuldu mu?
Niçin gittiler,
Sorusu soruldu mu?..
Biz, o şehitlerin torunlarıyız,
Başımız Asya rüzgarıyla hoş;
O günler gelmeyecek,
Ne acı,
Ne kadar boş!
O günler gelmeyecek,
Ben buna yanıyorum!
Bosna Sokaklarında,
Destancı arıyorum..
Hala bir yerlerden top sesleri geliyor!
Hiç dinmiyor, gece gündüz,
Yeri göğü deliyor;
Söyleyin Allah aşkına,
Sesler nerden geliyor?..
Rüya mı,
Hayal mi,
Bir özlem mi bu?
Yoksa cepheye mi sürdük
Şanlı orduyu?..
Önce bir biri ardına,
Tek tek,
Ve sonra birden gürlüyor;
Dinleyin bak,
Top sesleri neler neler söylüyor.
Trablus’tan,
Kerkük’ten,
Yiğitlikten ,
Mertlikten;
Hainlik ve kalleşlikten
Bize haber veriyor…
Ekşi bir barut kokusu
Kaplıyor burunları,
Sanki görür gibiyim
Mete Han’la Hunları!
Bir yerlerden haber var,
Müjde var milletime;
Yoksa, katlanır mıydık
Feleğin zulmetine?
Sahi, bu top sesleri nerelerden geliyor?
Silopi’den,
Cizre’den,
Hakkari’den,
Van’dan mı?
Tunus’tan ,
Balkanlardan,
Uzak diyarlardan mı?.
Allah Allah sesleri
Nağmelere karışıyor,
Sanki top sesleri musikiyle yarışıyor!
Şimdi daha yakından,
Sakarya’dan geliyor;
Mehter eşliğinde,
Şehitler Cennet’e giriyor.
Bazı şeyler var ki değişmemeli:
Suyun berraklığı,
Sözün sıcaklığı,
Mesela,
Havanın nemi…
İnsanda haslet,
Sadakat,
Ve de
Sevgi!
Bazı şeyler var ki değişmemeli,
Örneğin:
Onur,
Ya da kahrolası gurur gibi…
Bazı şeyler değişmemeli,
Öyle değil mi?..
Mahallenin bekçisi,
Ülkenin serdengeçtisi!..
Onların değeri ise hiç değişmemeli…
Onlar nasıl öldüler?
Niçin öldüler?
Çok;
Ama çok iyi bilinmeli.
Belletilmeli…
Beyinler parazit seslerle kirletilmemeli…
Bu ülke bizim beyler;
Başka Türkiye yok,
Bu sözün altı çizilmeli…
Bazı şeyler var ki:
Çoktan değişti…
Fakat asla,
Asla değişmemeli…
Örneğin,
Vatan sevgisi gibi,
Yurttaşlık bilinci gibi!..
Yoksa,
Savrulur gideriz,
Kar taneleri gibi!…
Her şey güzel olacak,
Her şey…
Tencerede pişen aş,
Gözlerden dökülen yaş,
Ve bin bir derdi çeken yurttaş;
Her şey güzel olacak,
Her şey…
Aş helalinden girecek
Tencereye,
Yaş sevinçten dökülecek
Yere,
Yurttaş güvenle bakacak
Geleceğe.
Her şey güzel olacak,
Her şey…
Hele biz inanalım,
Güvenelim bir kere.
ANLAYANA
“Türk’ü nasıl anlasın başka türkü çalanlar?”
Tanrı dağı içimde
Kocaman bir ülküdür;
Bu ülkü Türk dilinde
Söylenen bir türküdür.
Bir hicaz taksim gibi
Gelir dağlar içini,
Bu türküdür titreten,
Balkanları ve Çin’i!
Dökülür nağmeleri,
Şamanın kopuzundan;
Tas tas içesim gelir,
Ay kızın kımızından…
Tanrı dağlarından geçtim,
Anadolu’yu yurt seçtim;
Bu demek değildir ki
Ana yurttan vazgeçtim.
O özlem içimdedir,
Değişik biçimdedir.
Bazen çıkar karşıma
Bir Yörük kiliminde,
Bazen şiir yazdırır
Kalem olup elimde!
İlk göz ağrısı gibi
Yüreğimde saklıdır!
Heyhat,
O özlem Türk Yurdunda,
Türk’e yasaklıdır!
Kutsal bir sevda gibi
İşlemiş iliğime;
Yelesini dolamış
Her iki bileğime!
Gece rüyalarımda
Çin Seddi’ne yürürüm!
Her gece yanımda
Kürşadları görürüm!
Nedir bu başımda benim?
Bir kara sevda mıdır?
Her gece,
Her gece aynı rüya!
Bu bana reva mıdır?
Kulaklarım patlar benim at kişnemesiyle!
Birden fırlar,
Doğrulurum,
Başbuğumun sesiyle!
Alplerin, Tiginlerin, çerilerin arasında,
Kendimi görürüm Ötügen kapısında!
Genç kızlar ve gelinler
Uğurlarken orduyu;
Elindeki bakraçtan
Peşim sıra su döker!
Gök Tanrıya yalvarıp,
“Bu emanet yiğitler,
Zaferlerle dönsün” der.
Değdikçe bağrımıza
Asya’nın sert rüzgarı;
Ufukta yükselir
Çin Seddi’nin duvarı.
Çeriler bağrışırlar
Bir bozkurt edasıyla,
Ordumuz hücuma kalkar,
Başbuğ’un narasıyla!
Mete Han uzanarak,
Gelip alnımdan öper!
“Yiğidim,
Tiginim,
Bir Kürşad da sensin” der.
Çetin ÖZDEMİR:
İlginize ve inceliğinize teşekkür ederim. Her şey gönlünüzce olsun.
7 Mart 2007, 9:58 pmAli Aksoy:
Çetin bey, şiirlerinizi bu sitede de görmek isteriz inşaallah…
8 Mart 2007, 3:56 pmhamlet:
şiir severlere benim de şiddetle tavsiye ettiğim bi sitedir.. okuduğum şiirleri çoğu kez çok keyifli şiirlerdi-denk geldi herhalde- ve diyebilirim ki şu sıralar şiir ihtiyacımı orada gideriyorum..
8 Mart 2007, 8:14 pmÇetin ÖZDEMİR:
Beyler, olayı bu kadar abartmayın; zatan ozanlar duygusaldır, n’olur beni ağlatmayın.Onlar sizin
8 Mart 2007, 10:31 pmkendi güzellikleriniz, kendi duygularınız, siz tesadüfen onları bende buldunuz.İşin en güzel tarafı nedir? Biliyor musunuz? Bu şiirlerin sayesinde ben sizleri tanıdım. İnanın sizin gibi dostlara ulaşmak, bu şiirlere ulaşmaktan daha zor. O nedenle iyi ki yazmışım diyorum ve şiirlerime
teşekkür ediyorum.
Çetin ÖZDEMİR:
BİZ, O ŞEHİTLERİN TORUNLARIYIZ
Biz, o şehitlerin torunlarıyız,
Başımız Asya rüzgarıyla hoş.
Pekin’de gezer,
Otronto’da uyuruz;
Atlarımız Tuna’da başıboş…
Kısrak sütü emer gibi
Anamızı emmişiz;
Bir pulu deler gibi
Yüz yılları delmişiz.
Ömrümüz geçmiş bizim
At üstünde
Kısraklarda;
Hala destanımız söylenir,
Bosna’da, sokaklarda!..
Nal seslerimiz karışmış,
Çan sesine,
Ayine.
Bize “medet” demişler,
Taç vermişiz sahibine…
Her hilenin, düzenin hedefi biz olmuşuz;
Lakin en büyük kalleşliği içimizden bulmuşuz!..
Maceramız eskidir, gider Tanrı Dağı’na.
Ordan başlar yolculuk,
Altaylar’dan Tuna’ya.
….
Dar gelmiş bize bir gün Ergenekon sırtları,
Salmışız dört bir yana;
Alpleri ,
Bozkurtları!..
Hangi kılıç durur ki
Böyle yüz yıl kınında?
Börteçene yürümüş,
Başbuğların yanında!..
Bir kapıdan çıkarak,
Bir kapıdan girmişiz;
Malazgirtle burayı
Ana yurt bellemişiz.
Söğüt’ün erenleri
Sağlam çatmış çatıyı;
Aman deyip gelene,
Açık tutmuş kapıyı.
Kimsin deyip sormadan,
Doyurup
Beslemişler;
Her rengi,
Her deseni,
Yüz yıllardır sevmişler.
İt sesi kurt sesine karışınca bir ara,
Balkanlarda patlamış
Koskoca bir yaygara!
Bir bir isyan edince
Bulgarlar, Arnavutlar,
Elimizden çıkmış hep
O mübarek topraklar!
İşin en korkuncu da
Dünya harbiyle gelmiş;
Anadolu dört yandan
Yazık işgal edilmiş!
Her yerde zulüm, talan;
İşkence,
Tecavüz falan…
Dert bunlarla biter mi?
Ne ordu var,
Ne mermi!
Gerisi hikaye,
Yalan!..
Güzel bir mayıs günü
Samsun’dan doğan Güneş,
Çok uğraşmış,
Yorulmuş!
Sonunda Ankara’da
Yüce Meclisi kurmuş.
Demiş ki:
“Hattı müdafaa değil,
Sathı müdafaa edeceğiz.
Artık yok başka çözüm.
Size emrediyorum:
Ya istiklal,
Ya ölüm!
Biz bunu bileceğiz.”
Ya bismillah diyerek atılınca ileri,
Şehit kanıyla taşmış
Koca Sakarya Nehri!..
Mazisini bilmeyen,
Atisini bilemez.
Kök salamaz toprağa,
Sürünür,
Dikilemez.
Üç kıta hayal bu gün:
Kırım yok,
Kafkasya yok.
Musul, Kerkük nerede?
Soran yok,
Düşünen yok!
Kaç şehidi saklıyor
Allah-ü Ekber Dağları…
Hatırlayan var mı ki Kanalda kalanları?
Yemen’e gidenler
Acep unutuldu mu?
Niçin gittiler,
Sorusu soruldu mu?..
Biz, o şehitlerin torunlarıyız,
Başımız Asya rüzgarıyla hoş;
O günler gelmeyecek,
Ne acı,
Ne kadar boş!
O günler gelmeyecek,
Ben buna yanıyorum!
Bosna Sokaklarında,
Destancı arıyorum..
07.11.2006 Eskişehir
18 Mart 2007, 8:38 pmÇetin ÖZDEMİR:
TOP SESLERİ
Hala bir yerlerden top sesleri geliyor!
Hiç dinmiyor, gece gündüz,
Yeri göğü deliyor;
Söyleyin Allah aşkına,
Sesler nerden geliyor?..
Rüya mı,
Hayal mi,
Bir özlem mi bu?
Yoksa cepheye mi sürdük
Şanlı orduyu?..
Önce bir biri ardına,
Tek tek,
Ve sonra birden gürlüyor;
Dinleyin bak,
Top sesleri neler neler söylüyor.
Trablus’tan,
Kerkük’ten,
Yiğitlikten ,
Mertlikten;
Hainlik ve kalleşlikten
Bize haber veriyor…
Ekşi bir barut kokusu
Kaplıyor burunları,
Sanki görür gibiyim
Mete Han’la Hunları!
Bir yerlerden haber var,
Müjde var milletime;
Yoksa, katlanır mıydık
Feleğin zulmetine?
Sahi, bu top sesleri nerelerden geliyor?
Silopi’den,
Cizre’den,
Hakkari’den,
Van’dan mı?
Tunus’tan ,
Balkanlardan,
Uzak diyarlardan mı?.
Allah Allah sesleri
Nağmelere karışıyor,
Sanki top sesleri musikiyle yarışıyor!
Şimdi daha yakından,
Sakarya’dan geliyor;
Mehter eşliğinde,
Şehitler Cennet’e giriyor.
19.12.2006 Eskişehir
25 Mart 2007, 8:40 pmÇetin ÖZDEMİR:
BU KADAR ŞEHİDİ BOŞUNA MI VERDİK?
Bazı şeyler var ki değişmemeli:
Suyun berraklığı,
Sözün sıcaklığı,
Mesela,
Havanın nemi…
İnsanda haslet,
Sadakat,
Ve de
Sevgi!
Bazı şeyler var ki değişmemeli,
Örneğin:
Onur,
Ya da kahrolası gurur gibi…
Bazı şeyler değişmemeli,
Öyle değil mi?..
Mahallenin bekçisi,
Ülkenin serdengeçtisi!..
Onların değeri ise hiç değişmemeli…
Onlar nasıl öldüler?
Niçin öldüler?
Çok;
Ama çok iyi bilinmeli.
Belletilmeli…
Beyinler parazit seslerle kirletilmemeli…
Bu ülke bizim beyler;
Başka Türkiye yok,
Bu sözün altı çizilmeli…
Bazı şeyler var ki:
Çoktan değişti…
Fakat asla,
Asla değişmemeli…
Örneğin,
Vatan sevgisi gibi,
Yurttaşlık bilinci gibi!..
Yoksa,
Savrulur gideriz,
Kar taneleri gibi!…
04.11.2006 Eskişehir
30 Mart 2007, 7:50 amÇetin ÖZDEMİR:
GÜZEL OLACAK
Her şey güzel olacak,
Her şey…
Tencerede pişen aş,
Gözlerden dökülen yaş,
Ve bin bir derdi çeken yurttaş;
Her şey güzel olacak,
Her şey…
Aş helalinden girecek
Tencereye,
Yaş sevinçten dökülecek
Yere,
Yurttaş güvenle bakacak
Geleceğe.
Her şey güzel olacak,
Her şey…
Hele biz inanalım,
Güvenelim bir kere.
20.03.2007 Eskişehir
30 Mart 2007, 7:57 amÇetin ÖZDEMİR:
ANLAYANA
“Türk’ü nasıl anlasın başka türkü çalanlar?”
Tanrı dağı içimde
Kocaman bir ülküdür;
Bu ülkü Türk dilinde
Söylenen bir türküdür.
Bir hicaz taksim gibi
Gelir dağlar içini,
Bu türküdür titreten,
Balkanları ve Çin’i!
Dökülür nağmeleri,
Şamanın kopuzundan;
Tas tas içesim gelir,
Ay kızın kımızından…
Tanrı dağlarından geçtim,
Anadolu’yu yurt seçtim;
Bu demek değildir ki
Ana yurttan vazgeçtim.
O özlem içimdedir,
Değişik biçimdedir.
Bazen çıkar karşıma
Bir Yörük kiliminde,
Bazen şiir yazdırır
Kalem olup elimde!
İlk göz ağrısı gibi
Yüreğimde saklıdır!
Heyhat,
O özlem Türk Yurdunda,
Türk’e yasaklıdır!
Kutsal bir sevda gibi
İşlemiş iliğime;
Yelesini dolamış
Her iki bileğime!
Gece rüyalarımda
Çin Seddi’ne yürürüm!
Her gece yanımda
Kürşadları görürüm!
Nedir bu başımda benim?
Bir kara sevda mıdır?
Her gece,
Her gece aynı rüya!
Bu bana reva mıdır?
Kulaklarım patlar benim at kişnemesiyle!
Birden fırlar,
Doğrulurum,
Başbuğumun sesiyle!
Alplerin, Tiginlerin, çerilerin arasında,
Kendimi görürüm Ötügen kapısında!
Genç kızlar ve gelinler
Uğurlarken orduyu;
Elindeki bakraçtan
Peşim sıra su döker!
Gök Tanrıya yalvarıp,
“Bu emanet yiğitler,
Zaferlerle dönsün” der.
Değdikçe bağrımıza
Asya’nın sert rüzgarı;
Ufukta yükselir
Çin Seddi’nin duvarı.
Çeriler bağrışırlar
Bir bozkurt edasıyla,
Ordumuz hücuma kalkar,
Başbuğ’un narasıyla!
Mete Han uzanarak,
Gelip alnımdan öper!
“Yiğidim,
Tiginim,
Bir Kürşad da sensin” der.
09.04.2007 Eskişehir
9 Nisan 2007, 6:23 pmramazan:
şiirlerinizi içtenlikle okuyoruz,başarılarınızın devamını dileriz.
11 Şubat 2008, 1:20 amnazif uysal:
Hocam elinize sağlık
25 Şubat 2008, 8:57 pm