Salavat nasıl getirilir ?
Bu yazı İşte Kuran sitesinden alıntıdır.
Hakkı Yılmaz
Salavat getirmek/salavatı şerife
Maalesef din diye inandığımız ve yaşadığımız Ku’an’daki halis/saf Allah’ın dininden başka bir şey durumundadır. Dil-din ilişkisi açısından hareketler yüzlerce kavramın içi boşaltılmış, binlerce sözcüğün anlamı saptırılmak suretiyle kimsenin işine yaramayan (din tüccarları hariç) bir ucube din ortaya konmuştur.
“Salavat getirme”, “salavatı şerife okuma” da yukarıda değindiğimiz maddelerden bir tanesidir. Ki bu konuya ahzab suresinin 56. ayeti yanlış mealler verilmek suretiyle ve de yanlış tebyinlerle (onlar maalesef tefsir diyorlar) tahrifat yapılmıştır. Öyle ki çeşit çeşit salavatı şerife modelleri (salaten tünciye, salat an nariye, salatı terficiye vs. gibi) oluşturulmuş ve bu model model salavatları okumak her ibadetin önüne geçirilmiştir. Dikkat ederseniz görürsünüz ki camilerde imam namaz sonrasında okuduğu duadan (yaptığı dua değil, zira o da şablon) sonra “lillahil fatiha” der. Yani,Allah için bir Fatiha okuyun der. İşte bu sırada fatiha okumaz, Herkes “Allahümme salli ala seyyidina… diye salavat okur. (Buna iyi dikkat ediniz.) Şefaat buna bağlanmış ve salavat getirmekle ilgili onbinlerce hadis uydurulmuştur.İşte ayet. Herhangi birkaç mealden sunalım, sonra da olması gereken meali sunalım ve gerekli talileri yapalım.
Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.
(Ali Bulaç)
Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin (Diyanet meali)
Salavat:
Bu meallere ve daha yüzlercesine bakarsanız görürsünüz ki Allah ve melekler peygambere salavât getirirmiş, Müslümanlar da getirmeliymiş. Yani diğer bir ifadeyle, onlara göre Allah kendi yaptığını, meleklere yaptırdığını biz mü’minlere de yaptırtmak istiyor ve bunu kesin ve vurgulu olarak emrediyor.(!)
Nedir bu salatta bulunmak, salavat getirmek?
Kime sorarsanız sorun, hangi ilm-i hale bakarsanız bakın: Salavât getirmek . “Allahümme salli….. yada bunun değişik versiyonlarını söylemek” demektir.
Maalesef böyle öğrettiler, gerçeği bizden sakladılar, Türkçe diye sundukları da Arapça oldu, kimse de sözcüklerin gerçek anlamını öğrenemedi.
Salavat getirme ya da salavatı şerife okumanın ne anlam taşıdığını anlamamız için “salat” sözcüğünün analizini yapıp sözcüğün gerçek anlamını bulmak zorundayız.
Kur’an’a baktığımızda göreceğiz ki Ahzap suresi âyet 43 de ifade edildiğine göre Allah ve melekler sadece peygamber efendimize değil biz mü’minlere de karanlıklardan nura çıkmamız için salavât (!) getiriyorlar. Bunda hiç şüpheniz olmasın.
Ayrıca Bakara suresi âyet 157 de Allah’ın denemek için korku, açlık, mal noksanlığı, can noksanlığı, meyveler-ürünler noksanlığı verdiği zaman sabredip, kendilerine bir musıbet isabet ettiği zaman teslim olup muhakkak biz, Allah içiniz ve şüphesiz ona dönücüleriz” diyenlere “rabblerinden “rahmet” ve “salavât (!)” vardır. deniliyor. Kısaca Allah sabırlılara da salavât (!) getiriyor.
Ayrıca Tevbe suresi âyet 99 ve 103’te Peygamberin salavatından (!) bahsedilir. Mutlaka okuyup anlayınız.
Şimdi bu yanlış “salavat” anlayışına göre oluşan istifhamları bir düşünün. Allah, peygamberi ve kulları için kime salavât getirsin?
Niçin getirsin? Nasıl getirsin? Zira yaratan O, yaşatan O, affedecek O, Maliki yevmiddin O. Öyleyse bunun mantığı ne? Allah Cc. kendisi melekler bir salavât korosu mu kurmuşlar da bizleri de o koroya katılmaya dâvet ediyorlar? Bizim sabah akşam yüzlerce kez getirdiğimiz salavâtın kime ne faydası var. Kime ne faydası olur? Peygamberini affedecekse, ona merhamet edecekse bize yalvarttırarak edeceğine direkt kendisi affediverse olmaz mı?
Kılıf hazırlanmaya çalışılmış: Efendim, salât Allah’a nispet edilirse “kullarına rahmet etme “anlamına, meleklere nispet edilirse “Allah’tan kullar için af dileme” anlamına, kullara nispet edilirse “duâ” anlamına gelir. Bu tarz hileler meselenin daha girift hal almasından başka bir işe yaramaz.. Bu mânâlar, maalesef işin içinden çıkılamadığı için uydurulmuştur. Hakikatle alakası yoktur. Bakara suresi 157. âyete iyi dikkat ediniz. Orada “ İşte böyleleri üzerine Rablerinden salavât/destek/ yardım ve bir rahmet vardır.” buyurularak “rahmet” ve “salâvat”’ın ayrı ayrı şeyler olduğu ifade edilir. Öyleyse bu meselenin hakikati nedir? Bu meselenin hakikati salât sözcüğünün hakiki anlamına dönmek ve ondan sapmamaktır.
Gelelim tahlile:
“Salât” sözcüğü yapı olarak görünüş itibariyle “saly” ve “salv” köklerinden türemiş olabilir. Dilbilgisi kurallarına göre her ikisi de olabilir. Zira her iki sözcük de “nâkıs”tır. Yani son harfleri harfi illettir. Dikkat çeken bir husus da “salv” kökünden olan kalıpların çekimlerinin bir çoğunun “galb” neticesi “ya” ya dönüşmesidir. Ki, üzerinde ciddi bir araştırma yapılmazsa bu bir çok karışıklığa neden olabilmektedir.
Biz Arapça’daki bu mastarlar üzerinden tahlil ve anlamını açıklayalım. Birincisi:
Saly: Ateşe atmak-ateşe girmek anlamına gelir. Bu mânâda el Hakka suresi 31.âyette kullanılmıştır:
“Sonra cahime (cehennem) sallayın onu. (sallûhû)”
Bu kökten türemiş olarak ve bu anlamda Kur’ân’da “islavhâ, yeslâ, veseyeslavne, seüslîhi, layeslâhâ” gibi farklı kalıplar ile bir çok kez yer alır.
Türkçe’deki sallamak ve yaslamak sözcükleri de Arapça’daki “Saly” sözcüğünden gelmiştir.
İkincisi:
Salv: İsim olarak uyluk, fiil olarak “uyluklamak” yani uylukları hareket ettirmek demektir. Ki kişi herhangi birisinin sırtındaki yüke veya herhangi bir hayvana yüklenmiş ağır yüke destek vermek isterse uyluğun (bacağın diz ile kalça arasındaki bölümünü) birini kaldırır, uyluğu yatay haline getirip yükün altına uzatır, destek sağlar.
“Salât” sözcüğünün aslı “salvet”tir. Kelime nakıs (sonu harfi illetli) olduğundan genel dilbilgisi kuralları gereği “salât” şekline dönüşmüştür. Bize göre “salât” sözcüğünün kökü kesinlikle “salv” dır “saly” değldir. Zira kelimenin çoğulunda kelimenin asıl harfi olan “vav” açıkça ortaya çıkmakta; çoğulu “salavât” olarak gelmektedir. Bunun bir çok örneği daha vardır. Meselâ “gazâ/savaştı” sözcüğü aynı konumuz olan “sallâ” (mastarı salât’tır) sözcüğüne benzer. Onun mastarı “gazve”, Gazve’nin çoğulu “gazevât” olarak gelir. Diğer fiil çekimlerinde de “gazâ”nın “vav”ı, ya “ya”ya kalb olur yahut da düşer yok olur.
“Saly” sözcüğünün anlamı ile “Namaz, dua yakarış, çaba, gayret, destek” anlamları arasında herhangi bir anlam ilişkisi kurmaya da imkanı yoktur.
Eğer “salât” sözcüğünün kökünün “saly” olduğunu varsayarsak çok enteresandır ki Kevser suresindeki “salli” emrinden “onu ateşe at” ve Ahzab suresi 56. ayetteki “sallû aleyhi” den de Muhammed’i ateşe sallayın, atın” anlamı çıkarmamız gerekir.
Doğal olarak sözcükler yan anlamlara kayarlar. Ama hep ana eksen etrafında olur bunlar. Kesinlikle ana eksen kaybolmaz. Ki örneklerini “Nahr, Ebter” sözcüklerinin tahlillerinde görebilirsiniz.
Tamam böyledir ama yine de bu çok ciddi meselede her insanın zihninde bir “acaba” mutlaka kalır. İşte o istifhamı Kur’ân zihnimizden çeker alır. Zira “Salv, Sallâ, salât” sözcüğünün açık anlamı 75/Kıyamet suresinin 31, 32. âyetlerinde çok bariz olarak açıklanmıştır. Ki orada bu sözcüklerin karşıt anlamları da verilmiştir. Şöyle ki: “Felâ saddaqa velâ Sallâ velâkin kezzebe ve tevellâ = O, ne tasdik etti ne de çaba harcadı/destekledi. Ama yalanladı ve geri durdu.” Âyette dört eylem yer almış, ikisi diğer ikisinin karşıt anlamı olarak gösterilmiştir. Âyette “saddaka”nın karşıtı “kezzebe” Yani “tasdik etmenin” karşıtı “tekzib etme”; “sallâ” fiilinin karşıt anlamı olarak da “tevellâ = sürekli geri durmak, sürekli yüz dönmek, lakayt kalmak, ilgisizlik, pasiflik, ve yapılmakta olan girişimleri kösteklemek ” fiili gösterilmiştir. “Tevellâ” sözcüğü kalıbı itibariyle süreklilik anlamını taşır. Buradan hareket edersek “sallâ”, “tevellâ”’nın karşıtıdır. Yani anlam olarak “destek olmak, seyirci kalmamak” anlamındadır.
İş burada bitmedi. Salât sözcüğü nasıl yanlış girdiyse İslâmi hayatımıza, “selâm” ve “teslîm” sözcükleri de yanlış girmiş durumdadır. Âyeti celilenin “ve sellimû teslimen” kısmının da tavzih zarureti doğmuş durumdadır. Zira elinize hangi meali alsanız âyeti celiledeki bu, mü’minlere verilen ikinci görev için “….ve tam bir teslimiyetle selam veriniz!” dendiğini göreceksiniz.(Bazı kelime farklılıkları olabilir.) Halbuki sözcüklerin gerçek manaları üzerinde dikkat gösterilse kolay kolay bu hata yapılmaz. Şöyle ki:
Âyette geçen “sellimû” ve “teslîmen” sözcüklerinin kökü, “slm” harflerinden oluşan muhtelif harekelerle de ifade edilebilen “selm, silm” kökleridir. Hangisi kabul edilirse edilsin manasında “selâmetlik” yani eski tabirle “isabeti mekruhtan emin olmak” anlamını taşır.
Konumuzdaki “sellimû” ve “teslimen” ifadeleri ise mezidattan “tef’il” babından emri hazır ve mastardırlar. Bu babda anlam: “emin etmek, korumak, güvenlik sağlamak”’tır.( “Sellemehüllah, Allah onu korudu, onun güvenliğini sağladı.” diye kullanılır. Burada mana: “ve tam bir güvenlik sağlamak suretiyle Peygamberin güvenliğini sağlayınız!” demektir. Yoksa “padişahım çok yaşa”, “yaşasın kral” misilli şeyler bir şey ifade etmez. Padişahı çok yaşatmak için, kralın yaşaması için canla başla çaba harcamak gerekir. Laf ile lak lak değil.
Şimdi bahsimizde yer alan âyetin manası şöyle olur:
Ahzap suresi âyet 56:
“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi destekliyorlar/ ona yardım ediyorlar/ onun için gerekeni yapıyorlar. Ey mü’minler! Siz de ona destek olun ona yardım edin/ onun için gerekeni yapın ve onun güvenliğini tam bir güvenlikle sağlayınız!”
Örnek verdiğimiz ayetlerin de gerçek ifadesi şöyledir:
Ahzap suresi âyet 43.
“O, odur ki sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye kendisi ve melekleri (yüsalli aleyküm) sizin için gerekeni yapıyor/ size destek oluyor. Zaten O, inananlara karşı çok çok acıyıcıdır.”
Bu âyetin mealini bir de şu âyetle karşılaştırın. Allah’ın salât’ının nasıl olduğunu ne demek olduğunu ne ma’naya geldiğini kendiniz a de anlayacaksınız.
Hadid suresi âyet 9:
“O, odur ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye kulu üzerine gerçeği apaçık gösteren âyetler indiriyor. Allah size karşı gerçekten çok çok şefkatli, çok çok acıyıcıdır.”
Görüldüğü gibi Allah’ın salavâtına/yardımından, desteğinden bir tanesi de “Kulu üzerine gerçeği apaçık gösteren âyetler indirmesi”’dir.
Ahzap suresi 56. âyetin yer aldığı sure, özel bir suredir. Orada Peygamberimizin özel hayatı, aile hayatı, sırlarını, misyonu, eşlerinin konumu, görevleri ve ayrıcalıkları yer alır.. Konumuz olan âyeti celileyi en iyi dereceden anlayabilmek için mümkünse surenin tamamını okuyup dikkate alınız. Ve bu destek ve güvenlik sağlama görevlerini yapmayarak peygamberi üzenlerin akıbetinin de neler olacağını 57 ve 58. âyetlerden bakınız. Sakın konu ve pasaj bütünlüklerini bozmayınız
Bir düşünelim: Bu âyetler indiği zaman Sahabe-i kiram neler yaptı? Herkes bir köşeye çekilip “Allahümme salli ve sellim..” mi dedi? Yoksa varıyla yoğuyla, canıyla harekete geçip Allah yolunda Peygamberimize destek mi oldular, güvenliğini mi sağladılar?
Salavat getirmekle ilgili rivâyetleri inceleyiniz; râvilere ve rivâyetin yer aldığı kitaplara dikkat ediniz. Çoğu kastlı ihanetten kimisi de özendirme amaçlı cehaletten ortaya atılmış şeyler!
Şimdi manzaraya bir bakalım:
Allah,
- “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi destekliyorlar/ ona yardım ediyorlar/ onun için gerekeni yapıyorlar. Ey mü’minler! Siz de ona destek olun ona yardım edin/ onun için gerekeni yapın ve onun güvenliğini tam bir güvenlikle sağlayınız!” buyuruyor.
Biz de çıkmışız:
- Allahümme salli ala muhammed ve sellim..” Ey Allahım! Muhammed’e sen yardım et, gerekli desteği sen yap ve onun güvenliğini sen sağla….. diyoruz.
Ne büyük tezat/çelişki ve ne iğrenç küstahlık!
Bu hal, Maide suresi 20-26 daki konu içersinde 24. âyet: “ Dediler ki: Ey Mûsa! Onlar orada oldukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Hadi sen git, Rabbinle birlikte savaşın. Biz şuracıkta oturacağız.”
Beniisrail ile Musa As.’ın vaziyetine benziyor mu benzemiyor mu? Bizimkisi biraz kibarca olsa da!
Allah ve melekler gerekeni sürekli yapıp duruyorlar: (yusallûne, fiilimuzâri sıygasıyla vârid olduğundan bu mânâyı mutazammındır.) Gerekeni yapacak olan, destek olacak olan, peygamberin güvenliğini sağlayacak bu işe çaba harcayacak olan, yerinde oturmayıp kalkıp kımıldayacak olan kısaca bu işle yükümlü olan biziz, biz mü’minleriz.
Peygamber bu gün aramızda olmadığına göre bu görevi destk ve güvenlik sağlamayı toplumda peygamberlik misyonunu (Rasülüllah`ın Medinedeki konumunu; Kur`an`ın tebliği ve tebyinini, İ,müslümanların devlet başkanlığı görevini) sürdüren kişi ve kurumlara yapmalıyız. Ama padişahım çok yaşa! diyerek değil.
Hakkı Yılmaz
hakkiyilmaz@istekuran.com


08 Temmuz 2008 - 22:24
Öncelikle selamün aleyküm bence konuştuğunuz şeyleri çok iyi düşünün ve öyle yayınlayın hiç kimsenin günahına girmeye hakkınız yok gerçek müslümanlarca Peygamber Efendimiz (sav)çok çok değerli ben hiç kafam karışmadan,sizin düşüncelerinizİ
onaylamadım.Çünkü elhamdülillah müslümanız ALLAH herkeze nasib etsin ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMED SONSUZ SELAT VE SELAM OLSUN PEYGAMBER EFENDİMİZE ONDAN HASIL OLAN SEVABI AİLESİNE ASHABINA VEDE TÜM MÜSLÜMANLARIN ÜZERİNE OLSUN RABBİM HEPİMİZE İMAN VE İSLAM ŞUURU NASİP ETSİN AMİN..TEKRAR SELAMÜN ALEYKÜM
05 Eylül 2008 - 23:12
Burada yazılanların tümünü eksiksiz okudum. Tüm iyi niyetli kardeşlerimden Allah razı olsun. Soracağım şey, -tümünü eksiksiz okumama rağmen- onca cümle arasında cevabını bulamadığım noktaya ilişkin olacak.
Peygamberimiz’e salavat getirmek, bir anlamda, Resulullah’tan “şefaat” beklentisi içinde olmak mıdır?
Cevap evet ise, aşağıdaki ayeti nasıl anlamamız gerekiyor. Zira, tezat olacak:
De ki: “Şefaat, tümden ve sadece Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülkü/yönetimi O’nundur. Sonunda O’na döndürüleceksiniz.” (Zümer, 44).
Bu ayetten, ben zavallı kulun anladığı, şefaat verme yetkisinin sadece Allah’a ait olduğudur. Tüyleri diken diken eden bir kesinlik var zira. “Tümden ve sadece” diye altı çizilmiş. Bu açık ifade ortada iken “ama, birde şu var…” kıvamında ve geleneksel/tarihsel/genel kabul görmüş eylem ve düşünce kalıplarına dayandırılan ve sonuç itibariyle, Allah (cc) dışındaki -peygamberimiz ve dahi türlü tarikat şeyleri de dahil olmak üzere- şefaat etme yetkisine sahip başka bir varlığın olabileceği, yukarıda bizzat Allah (cc) tarafından kelam edilen ayetle çelişmiyor mu?
Cevap, hayır ise;
“Şefaat ya resulallah” diyenlerin durumu ne olacak?
Rabbim!
Cahilliğimden, tüm eksik ve noksanlarımdan sana sığınırım!
Lütfen aczimi ve cehaletimi maruz görün. Tek niyetim ANLAMAYA ÇALIŞMAK’tan ibarettir.
08 Eylül 2008 - 15:33
ahmed:
slm ben çok kısa yazıyorum ,maalesef ali aksoy ve onun gibi düşünenlerin islam anlayışı akıllarını tabulaştırdığı orandadır. peygamber (s.a.a)efendimizi basit ,sıradan bir insan gibi gösterme gayretinden başka bir amacı olmayan ,onun yerine kendi nefsini ön plana çıkaran ,kibirli kişiliğini ön plana çıkaran bir islam( ! ) anlayışına sahiptir.muhammedi islam anlayışını tamamen aklına göre yorumlayan , bir kaç mevzu hadisi bahane edip tüm hadisiinkar eden, tefrika çıkarmaktan başka bir amaç yoktur.Bunların işi gücü budur yıllardır ,şefaat, salavat ,imamet ,peygamberin masumiyeti …..vs amerika bunlara minnettardır.
23 Haziran 2008, 6:30 pm
ahmet kardes bunların ıslam anlayısımı varkı buna ıslam anlasıyı denmez bu alı denen arkadas ordan burdan nerde sapık var onların yazılarını kopyalayıp yapıstırıp kafa karıstırıyo yoksa kendının ılımle felan alakası yok olsa sorularıma cevap verırdı o yuzden bunları cıddıye almayın onlara sadece işine gelernler ınanıyo hıdayete gelınce o kımsenın elınde degıldır dımı alı kardes ama şunu gercekten merak edıyorum elinize ne gecıyo acaba yarın kıyamet gunu acaba peygamberın yuzune bakabılıcekmısın onu bı hayal et bakalım(gercı sen oyle bıseye gerek oldugunu sanmıyosundur allahım herkesı sevdıklerıyle haşretsın ben peygamberımıde ıslam alımlerınıde musluman kardeslerımıde sevıyorum allah hepsınden razı olsun peygambere selatı selamda getırıyom seve seve bıde sunu sorucam sayın alı abı başbugunu tanıdıgın kadar peygamberını tanıyormusun acaba)
08 Eylül 2008 - 18:35
Selam Mustafa;
Neye cevap verip neye cevap vermeyeceğimin takdirini yapabilecek durumdayım. İleri sürülen hususun cevabı sitenin elli yerinde elli kere verilmişse daha ne yazayım ki ?
Fakat, sen kullandığın kelimelere dikkat etmelisin. Savunduğun değerlere hiç yakışmayan şu uslubu terket. Var ise bildiğin, bildiğini insanlarla paylaş. Karşında Firavun olsa yumuşak söz söylemek öğütlenmiştir. Bu sitede yahut referans kılınmış diğer sitelerde okudukların sana ağır gelebilir. Bu duyguları bir zaman ben de yaşadım. Daha sabırlı olup niyet okumayı bırakırsan anlatmak, açıklamak istediğin şeylerin anlaşılması adına daha güzel, daha faydalı bir iş yapmış olursun.
İşlerimin yoğunluğu ve sitede yeterince soru-cevap bulunması nedeni ile her sorulan soruya cevap veremeyebilirim.
Hakikat şu ki bilmediğim bir şeye de cevap veremeyebilirim. Her şeyi bildiğimi / bildiğimizi iddia etmedik.
FAKAT; eğer sırf tartışmış olmak için değil de, gerçekten öğrenmeyi dilediğin şeyler var ise, http://www.hanifdostlar.net forumunda yazıyorum. Oradaki yazılarım genelde bu sitede işlenmemiş konular üzerinedir.
Yazdığın yorumlarda “aşağılama, itham” gibi hususlara dikkat etmeni rica ediyorum.
Allah dosdoğru yoluna eriştirsin.
Muhabbetlerimle…
13 Eylül 2008 - 14:19
hangı uslubu terkedeyım ali bey sıtenın hıcbır yerınde sorulara cevap yok kendı kendınıze uydurdugunuz baslıklara yazı ekleyıp sankı ıslam alemınde boyle bı sorun varmıs gıbı bıde kendınızce cozum getırıyosunuz bıde sunu kafana koy asla senın hıssettıklerını hıssetmıyorum ben dınıme kufredılmıs hıssedıyorum tartışmaktan allaha sıgınıyorum helede kufur ehlıyle kafirun suresı okuyun devamlı okuyun
25 Ocak 2009 - 01:51
Kardeşim! ben bu sitenin amacını anlayamadım? Siz sünneti ve hadisleri inkar mı ediyorsunuz acaba? bu mu benim anladığım?
25 Nisan 2009 - 17:30
Ayet apacik Allahu tealanin ve onun meleklerinin peygamberimize selam verip övdüklerini söylemektedir ve Allahu teala ben ve meleklerim selam verip överken ey müminler sizde selam vererek peygamberinizi övün demektedir.
Peygamberimiz bir hadisinde bana en yakininiz bana en cok selam göndereninizdir demistir.
Bir hadisinde bana selam gönderirseniz Allah ruhumu bedenime geri sokar be selaminizi duyar size karsilik veririm buyurmustur
Siz bunlara bakmayin nice imami gazaliler said nursiler ve bircoklari bu yolda gitmistir ahir zamanda sözde imani dosdogru bildigini söyleneler cikar ve gecmisinin yanlis oldugunu söyler dikkat edinki zaman ilerledikce islami bozmaya calisanlar cogaliyor demekki eskiler nasil yasadiysa neler yaptilarsa onlar gibi yapmamiz lazimki islamin özünü yasayalim cünkü en dogru islami gecmisteki atalarimiz yasamistir ve simdi bozulmaya calisilmaktadir ve gelecekde bu dahada beter olacaktir
25 Nisan 2009 - 17:35
peygamberimizin ümmetinden öyle kisiler cikacaktirki onlar ayak ayak üstüne atipda hadislerimi kaydeye almayacaklardir diye bir hadis duymustum hatirlarsam iste bu hadisin dogru oldugunun kaniti bu site sahipleridirki hadisleri saf disi birakmaya calismaktadirlar ve sadece ayetlere bakalim demektedirler. Peygamberimizin kuran ayetlerini anladigi ile benim ve senin anladigin bir üniversite ögrencisi ile ana okulu cocugunun ilmi kadardir. Ayetler sadece iman gücüne göre anlasilir alimler onda öyle seyler anlarlarki imani güclüler sasar imani güclüler öyle seyler anlarki imani cilizlar buna sasirir imani cilizlar öyle seyler anlerki imansizlar buna sasirirlar.
Belkide nice ayetler vardirki dosdogru olarak peygamberimizden baska kimse anlamamistir bunun icin anlamadiklarimizi peygamberimiz bize hadislerle anlatmistir yoksa herkez kendi kafasina göre söyle demek istiyor söyle demek istiyor diyecek olsa Allah korusun yahudilerin ve hristiyanlarin düstükleri hataya düseriz Allah birdir Din birdir Kuran birdir ve Kuran veayet Anlayisida birdir
25 Nisan 2009 - 17:46
Fatih Yavuz,
Sen ve senin gibileri gördükçe Kuran’a olan imanım daha da sağlamlaşıyor.
Yani bu kadar olur. Senin şu yazdıklarının hepsinin Allah’ın sünnetinin bir gereği olduğunu ve Allah’ın sünnetinde hiç bir değişme olmayacağını anlatır Kuran…
Sağolasın. Ataperest toplumlar hakkındaki ayetleri yaşayarak anlamamıza sebebiyet verdiğin için…
Selametle…
03 Haziran 2009 - 17:52
Ali Aksoy kardeşim, çalışmalarını takdir ediyorum. Allah bizleri Kuran’ın yolundan ve Hz. Peygamber’in sünnetinden (Kuranla çelişmeyen, akla mantığa bilime uygun, saf ve temiz olan) ayırmasın. Ve sünneti doğru anlamak/anlatmak için bize gerekli hırsı, sabrı ve aklı da bahşetsin.
Bu yazıya katkıda bulunması için bir yazıyı paylaşmak istedim,
http://www.gokalpozturk.com/2009/06/03/kavramlasan-terimler-ve-salat-u-selam-problemi/
selam ve dua ile..
12 Haziran 2009 - 22:08
Muhterem hocam açıklamanız için teşekkür ederim.Yalnız bu yazıda bahsedilen ve uydurma diye tabir edilen hadislerin birçoğo riyazüs salihin adlı eserde mevcuttur ki bu eserdeki hadislerin sahih olduğu kuvvetlidir. Şimdi muhterem hocam salavat getirmenin faziletine dair bize gelen hadislere nasıl bakmalı ve nasıl anlamayılız eğer bu hadisler uydurmaysa bu iddia neye dayandırılıyor.Zikir kapsamında değerlendirilen salavat getirme amelini nasıl düşünmeliyiz
16 Haziran 2009 - 01:44
Ail Hocam Sabrına bravo
Ben hemen bir ayet demeti sunayım..
1.Surat astı ve yüz çevirdi;
2.Kendisine o kör geldi diye.
3.Nerden biliyorsun; belki o, temizlenip-arınacak?
4.Veya öğüt alacak; böylelikle bu öğüt kendisine yarar sağlayacak.
5.Fakat kendini müstağni gören (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını sanan) ise,
6.İşte sen, onda ‘yankı uyandırmaya’ çalışıyorsun.
7.Oysa, onun temizlenip-arınmasından sana ne?
8.Ama koşarak sana gelen ise,
9.Ki o, ‘içi titreyerek korkar’ bir durumdadır;
10.Sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun.
11.Hayır; çünkü o (Kur’an), bir öğüttür.
12.Artık dileyen, onu ‘düşünüp-öğüt alsın.’
l3.O (Kur’an), ‘şerefli-üstün’ sahifelerdedir.
l4.Yüceltilmiş, tertemiz (mutahhar) kılınmış.
7.ayete dikkat..Kal selametle..
28 Temmuz 2009 - 19:30
KAYNAĞI ALLAH(CC) OLAN HADİSLER YANLIŞ UYDURMA ALİ AKSOYUN SÖYLEDİKLERİ DOĞRU.SAHABİLER RESULÜN HER SÖYLEDİĞİNİ YAZIYORDU BAZI SAHABİLER YAZMA ODA BİZİM GİBİ İNSAN YANLIŞ ŞEYLERDE SÖYLEYEBİLİR.SONRA SAHABİ RESÜLE DURUMU BİLDİRDİ.RESÜL:YAZ!ALLAHA YEMİN EDERİM Kİ BURADAN(DİLİNİ TUTARAK)
ÇÜNKÜ RESULULLAH ALLAHIN KORUMASI ALTINDA ONUN EMRİ İLE AÇIKLAYAN HAREKET EDEN BİR İNSANDI MÜBAREKTİ…ONUN ADINA HADİS UYDURANLAR SAHİH HADİSLERE YOK DİYENLER ÇOK VEBALDELER
29 Temmuz 2009 - 08:33
sahabiler yazma resulün her dediğini oda bizim gibi insan dediler.sahabi gelip resulallaha durumu bildirdi.resül(sav)buyurdu:YAZ!!!ALLAHA YEMİN EDERİM Kİ BURADAN(DİLİNİ TUTARAK)HAK SÖZDEN BAŞKASI ÇIKMAZ….EVET ODA BİR İNSANDI FAKAT ALLAHIN EMRİ DIŞINA ÇIKMAYAN BİR İNSANDI
20 Ağustos 2009 - 23:45
Selamün Aleeyküm
sevgili abilerim ve ablalarım şimdiden ramazan ayınızı kutlar ve ramazan bayramına dostlarımızla girmeyi allah hepimize nasip eylesin.
Yukarıda yazdıklarınızı okurken kafam karıştı ilk peygamberden isa (a.s) kadar hiç bir peygamber sonraki peygamberin adını bilmiyodu ama Hz.Muhammed (s.v.s) bılıyodu Hz. Adem dunyayya geldiğinde Cebril (a.s)’a peygamberimizin adını sormuş Hz. İbrahim (a.s) onu kendi soyundan olması için Allaha dua eder Hz. Musa (a.s) Allaha benide onun ümmetinden eyle diye dua eder Hz. İsa (a.s)onun gelceğini müjdelemiş Allah bütün herkzi onun suyu yüzü üzerine yaratmiş ahiret gününde herkez ondan medet beklecek.
yazdıklarımda eksik yada yanliş yazdıysam sizden çook özür dliyorum herkeze hayırlı ramazanlar
22 Ağustos 2009 - 17:32
her peygamber resulullahı biliyordu dediklerin doğrudur TAMER kardeşim herkes ondan medet isteyecek ALLAH ŞEFAATİNDEN MAHRUM ETMESİN ona o makamı verende ALLAHTIR…ALLAH ONUN YOLUNDAN AYIRMASIN ONUN GİTTİĞİ YOL ALLAHIN YOLUDUR…SELAMETLE
02 Kasım 2009 - 01:35
Bizim Salavât Getirmemizle Cenâb-ı Allah, Peygamberimiz Üzerine Rahmeti ve Selâmı İndirir mi? Zaten Cenâb-ı Allah, O’nun Üzerine Rahmetini İndiriyor. Bizim Salavât Getirmemizin Hikmeti Nedir?
Fethullah Gülen
25.03.1977
Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) büyük hayırların, yümünlerin, bereketlerin temelinde bir nüve gibidir. O size, doğru yolu gösteren, dosdoğru çığırı açan, sırat-ı müstakîme delâlet eden, yanılmaz, yanıltmaz bir rehber, bir Muktedâ-yı Küll’dür.
Bu nurlu yolda, insanları zulmetten nura çıkarmaya vesile olan o Zât’a, bu nurlu yolda yürüyen herkesin sevabından bir hisse verilecektir. “es-Sebebu ke’l-fâil”[1] sırrınca ümmetinin işlediği hasenatın bir misli O’nun defterine kaydedilecektir.
Makam-ı Mahmud’un sahibi olan Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefatıyla defteri kapanmayacak, yığın yığın hasenat, salih amel devamlı O’nun defterine kaydolacak; makamı büyüdükçe büyüyecek, salâhiyet sınırları genişledikçe genişleyecek ve -inşâallah- her gün, ümmetinden daha geniş kitlelere şefaat etme hakkını kazanacaktır. Binaenaleyh, bu meseleyi değişik iki zaviyede ele almak icap eder:
Birincisi: Bizler Resûl-i Ekrem’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) salât ü selâm okumakla ahd ü peymânımızı yeniliyor ümmet olma isteği ile kendisine müracaat ediyoruz. Yani “Seni andık, seni düşündük; Hakk’ın senin kadrini yüceltmesi için dua ve dilekte bulunduk.” diyor ve dehalet ediyoruz. İşin bu yönüyle bizim dualarımız, “Makam-ı Mahmud”un Sahibi’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) makamını yükseltmesi niyetiyle yapıldığından, O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) şefaat dairesi genişlemiş oluyor.[2] Böylece daha çok kimse o şefaat dairesinden istifade edebiliyor.
İkincisi: Bir kişinin Peygamberimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkında, O’nun kadir ve kıymetinin yükselmesi istikametinde yapacağı dua, kendisinin, O’nun himayesi altına girmesine vesile olması içindir. Böylece, o kişi hakkında şefaat dairesi vüs’at kazanmış oluyor. Binaenaleyh, salât ü selâma Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) daha çok biz muhtaç bulunuyoruz. Müracaatımızla mevcudiyetini, büyüklüğünü kabullenmiş ve küçüklüğümüzü, hiçliğimizi ilân etmiş oluyoruz. Devletini büyük tanıyıp yardım için ona müracaat eden kimse gibi, biz de aczimiz ve fakrımızla beraber, şiddetli ve çok büyük bir günün endişesiyle şimdiden sarsılmışlık içinde, melce ve menca olarak Resûl-i Ekrem’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) dehalet ediyor, arz-ı ihtiyaç ve arz-ı hâlde bulunuyoruz.
Cenâb-ı Hak, Şefaat-i Uzmâ sahibi Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şefaatine bizi mazhar eylesin.
Bu işin bişaretini de arz edeyim. Deniliyor ki, her peygamberin kendi ümmetine verdiği bir şey vardır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurmuştur ki: “Ben, ümmetime vereceğimi, ahirete sakladım. O da şefaatimdir.”[3]
03 Kasım 2009 - 07:54
Selam M.Ali;
Yazının sonunda demişsin ki; “Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurmuştur ki: “Ben, ümmetime vereceğimi, ahirete sakladım. O da şefaatimdir.”
Yani senin inancına göre diğer peygamberlerin şefaat hakkı yoktur.
Sen, resuller arasında ayrım yapmanın yasak olduğunu öğrenseydin belki Allah’ın şefaatine nail olabilirdin.
Çünkü hakikat şu ki, “Bütün şefaat yalnız Allah’ındır”
Esen kal.
20 Kasım 2009 - 20:42
Selam Admin Bey/Hanim,
Kelime anlaminda biraz yardimci olayim..
Diyorki: her peygamberin ümmetine verdigi bir sey vardir…
ve Allah (c.c) Kurani kerimde:
(O gün, kimse şefaat edemez. Ancak Rahman olan Allah’ın IZIN verdiği ve sözünden hoşlandığı kimse şefaat eder.) [Taha 109]
Bunu Kuran’dan böyle ögrendim, burdan ne anlam cikariyorsaniz cikarin.
Insanlarin Allahu tealanin sefaatina nail olup olamayacagida, yaradana sükür, diger beserin “belki” demelerine bagli degil Allahin izin verdigi ve sözünden hoslandigi kisilere bagli oldugunu acik ve net söylüyor.
Yorumunuz ve hitap seklinizde biraz dikkatli olun lütfen.Edep denilen birsey var.
Ben burada Peygamber efendimize bariz bir husumet var kanaatindeyim.
Hicbir yerde Efendimiz veya benzeri peygamberimizin sanina layik hitap
kelimeler kullanilmiyor.
Bunuda okuyanlarin dikkatine sunuyorum….
Allah islah eyleye.
ALLAHÜMME SALLI ALA SEYYIDINA VENEBIYYINA MUHAMMED !!!