Demokrasi Yazı Dizisi ve Eleştirisi

DEMOKRASİ YAZI DİZİSİ

Demokrasi (1): Çoğunluğun Diktatörlüğü
Demokrasi (2): Temsili Demokrasi Yalanı
Demokrasi (3): Demokrasi, Ortalama Adam ve Propaganda
Demokrasi (4): Refleksivite
Demokrasi (5): Türkiye’de Demokrasi
Demokrasi (6): Sonuç

Yukarıdaki yazı dizisini okuduktan sonra, yorum olarak siteye aşağıdaki yazıyı yazdım.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
“Baştan sona, kendi içinde çelişkilerle dolu, süslü cümlelerle işi kurtarmaya yönelik, eleştri anlamında sayfalar dolusu ama öneri anlamında olabildiğince yetersiz iki üç cümle ile geçiştirilmiş bir yazı.

Bu yazıyı yazan kişi, niteliği sadece çoğunluğun benimsediği görüşü hakim kılmamak, bireysel özgürlüklerle ilgilenmemek veya onları çoğunluğa göre sınırlamamak olan bir cumhuriyet önermiş. Bunca süslü cümleden sonra tam bir hayal kırıklığı… Soralım bakalım, bireysel hakların ne olduğunu, ne kadar sınırlanabileceğini kim tayin edecek ? Çoğunluk değil, azınlık zaten değil. Eeee… Siz mi belirleyeceksiniz ? Siz, bir birey olarak çoğunluktan daha mı güvenilirsiniz ?

Bir de, yazı içerisinde bir formül vermişsiniz. Bu yazının ciddiyeti ile cidden bağdaşmıyor ve bence çok komik kalıyor. Borsada bir hisse senedinin değerini yükselten şey, sadece çoğunluğun onu alma eğilimi değildir. Aynı anda onun kıt olmasıdır. Misalen, “Hava” da, herkesin elde etmek zorunda olduğu bir şeydir. Ama, hayat içerisinde “kıt” olmadığı için değeri artmaz. Ne zaman “kıt” olursa ve talep yükselirse o zaman değeri artar. Sosyal meseleler böyle bir formülasyonla asla izah edilemez. Örneğin, “raiting” denen şey, çoğunluğun kararı ile oluşur. Veya çoğunluk bu doğrultuda manipüle edilir. Ama burada da “kıtlık” etken değildir. Etken olan şey her ne kadar talep gibi görünse de, esasında yazı içerisinde formülüze edilmeye çalışılan mantığın çok dışında, tamamen insan psikolojisi / insanın “öteki” ni algılaması, kendisi ile “öteki” ni kıyaslamasının sonuçlarından ibaret bir süreçtir.

Katıldığım tek noktanız ise, kendi cümlelerimle, İnsanlık tarihinin değişmez kuralının, “güçlü olan haklıdır” kuralı olduğudur. Bunun adına bazı ülkelerde “demokrasi” denebilir. Ama hangi ülkede ve her ne zaman söz konusu olursa olsun bu ilke yaratılışın doğal bir sonucu olarak varlığını sürdürür. Hangi gerekçe ile olursa olsun, bunun aksine yönelen her görüş veya akım, yaratılışa karşı çıkmak anlamında hezimetle sonuçlanacaktır. Bu bir insan kanunu değil, doğa kanunudur. İnsanın sosyal bir hayvan olmadığı herhangi başka bir alemde sonuç ve etkileri değişebilir.”

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Burada ise biraz daha detaylandırmak istiyorum.

Yazar, tam bir handikap içerisinde. İlk bölümlerde demokrasinin teori olarak bile “mutlak” yanlışlığından dem vururken, iş Türkiye uygulamasına geldiğinde “var olanın yetersizliğinden” bahsetmiş. Özetle, pratiğe bakarak teoriyi, teoriye bakarak pratiği çürütme çabasından başka bir şey değil. Aynı, İslam düşmanlarının, müslümanlara bakarak Allah’ın dinini yargılaması gibi bir şey…

Türkiye uygulamasında demokrasinin yetersizliğinden ziyade neredeyse “yokluğundan” bahsedebiliriz. Fakat yazar, “mutlak olarak yanlış” bulduğu demokrasi olmaksızın var olabileceğini düşündüğü bir Cumhuriyet tarif ediyor. Daha doğrusu iki üç cümle içerisinde tarif bile edemiyor. Süslü (yani çoğunluğun kullanma eğiliminin dışında kullanılan kelime kalıpları) ile eleştir, eleştir dur. Nedir efendim öneriniz ? Demokratik olmayan (daha doğrusu böyle bir şeyle ilgilenmeyen), insanların bireysel hak ve özgürlüklerini halkın çoğunluğu veya azınlığı dışında belirsiz / adı konmamış bir başka şeyin belirlediği bir cumhuriyet.

Son zamanlarda okuduğum en saçma şeylerden biri…

Hani düşünüyorum ki, acaba bireysel hakları belirleme işini insan üstü bir kaynağa mı bağlayacak diye… O da yok, sadece baş örtüsüne yapılan bir kaç banal vurgu ile dikkat çekicilikten başka bir şey yok. Zaten, Allah’ın belirlediği sınırların dışında bir alanı “din” adına doldurmak mümkün olmayacağı için yazar aslında bunu da savunamaz. Zira, Allah’ın belirlediği sınırların dışında kalan işlerin nasıl ve kim tarafından çözüleceğine dair en ufak bir fikri yok. Bu aşamada, bunlar ilgisiz bırakılsın da diyemez. Çünkü hayat sizi buna mecbur edecektir. Yazarın alıntı yaptığı ileri derecede saçma örneklemelere nispet olsun diye örnek veriyorum ki, kırmızı ışıkta geçme özgürlüğümün olup olmadığı konusu ve sorusu asla cevapsız bırakılamaz. Birileri muhakkak bu konuda bir sınırlama getirecektir. Peki kim bunlar ? Çoğunluk değil, azınlık değil… Peki kim ?

Cevabı ileri derecede ve çok basit…

Kim güçlü ise o belirleyecek. Bu, hayatın değişmez kuralıdır. Peygamberler dahi, küfrün karşısında haklı oldukları için galip gelmemiştir. Bunun da ötesinde, “haklı oldukları için Allah tarafından desteklenerek / kuvvetli kılındıkları” için galip gelmişlerdir. Güçlünün haklı olması bir tabiat kuralıdır. Bunun insanlık tarihinde her devirde ve her insan topluluğunda değişik isimler altında müşahade edebilirsiniz. Bunun tabiat kuralı olması, DOĞRU OLMASI ANLAMINA GELMEZ. Mümin ise, güçlü olana değil, haklı olana hakkını tanıyacaktır. Haklının kim olduğu hususunda adalet tatbik edecek bir kimse için açık / ilahi kurallar dizisi varsa, mümin bunu tatbik eder. Ya yoksa ? Meşru / uygulanmakta olan bir beşer hukuku varsa ona bakacaktır. Zaten bu kurallar da muhtemelen GÜÇLÜ OLANLAR TARAFINDAN hazırlanmış olacaktır. Eğer beşer bu hususta açıklık bırakmış ve kendisine hükmetme yetkisi verilmişse, işte o zaman tamamen kalbinin adalet anlayışına kalmış bir karar verecektir.

Şu muhakkak ki, yukarıda örneklendirdiğimiz müminin eğitimi / adalet anlayışının vicdanında oluşumu, onun hakem veya hakim olarak tayin edilişi güçlü olanlar kimler veya kim ise onun tarafından tayin edilmiş olacaktır.

Bu mesele evrensel bir paradokstur. Bence, imtihan dünyasının / dünya hayatının doğal sonucudur. Sünnetullah’tan bir cüzdür. Bu, dünyayı imtihana elverişli, adaletsiz bir mekan kılar. Bu adaletsizlik ortamında sergilenen davranışlar, Mutlak Adil ve çarçabuk hesap gören Alemlerin Rabbinin huzurunda GİDERİLİR.

Yazı ile ilgili olarak genel anlamda düşüncelerim bunlardır.

Selam ve dua ile…


Toplam Okunma: 271 | Bugunku Okunma: 3 | En Son Okunma: 18.11.2008 - 22:08

Rastgele Yazı