Hadis - Kuran çelişkilerine örnekler
Bu yazı Kuran’daki din sitesinden alıntıdır.
Kitabın buraya kadar olan bölümlerinde önce Kuran’ın kendi diliyle Kuran’ın dinin tek kaynağı olduğunu anlattık. Daha sonra ise Peygamberimizin hadisleri yazdırmamasından, mana ile hadis naklinin getirdiklerinden ve daha bir çok incelediğimiz konudan, hadislerin neden dinin kaynağı olamayacağını gördük. Bu bölümde ise hadislerin dinin kaynağı kabul edilmesinin sonucunda uydurulan hadislerin dinin temel ve tek kaynağı olan Kuran ile nasıl çeliştiklerini anlayacağız. Yani yapılan yanlışlığın sonuçlarını görüp, dinin tek kaynağı olan Kuran’a dönmenin önemini kavrayacağız. Kuran ile çelişen hadisleri göstermek için en ünlü hadis kitaplarının hadislerini seçtik; daha zayıf hadis kitaplarını sizin tahmininize bırakıyoruz. Kuran ile çelişen hadislerin olması tüm hadisleri reddetmemiz, Kuran’a gidip dini yeniden kavramamız için yeterlidir. Kuran ile çelişen binlerce hadis vardır. Biz bu bölüme on tane örnek vermeyi yeterli görüyoruz. Zaten kitabımızdaki bir çok konunun akışı içindeki açıklamalarda, Kuran ile çelişen hadisler sergilenmektedir.
Biz Kuran’ın Allah sözü olduğunu nereden biliyoruz? Kimisi, Kuran öyle söylüyor diyebilir. Peki birileri Allah’a iftira olarak başka kitapları göstererek: “Bu da Allah katındandır.” derlerse ne diyeceğiz? Biz Kuran’ın Allah sözü olduğunu ancak Kuran’ı inceleyip, Kuran’ın içerdiklerini değerlendirip iddia edebiliriz. Allah’ın mesajının doğruluğunu tartışmak bizzat mesajın kendisiyle alakalıdır. Aynı mantıkla, hadisleri incelersek Allah’ın dininin kaynağı olmaya layık olup olmadıklarını görürüz. Nasıl Kuran’ın dinin kaynağı olup olmadığı bizzat Kuran’ın irdelenmesiyle tartışılabilirse, hadislerin dinin kaynağı olup olmadığı mevzusu da hadislerin irdelenmesiyle karara bağlanabilir. Kitabımız boyunca Kuran’ı ve hadisleri inceleyip dinin kaynağının ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini açığa kavuşturmayı amaçladık. Bu bölümde ve bundan sonraki bölümlerde göstereceğimiz hadisler, hadislerin dinin kaynağı olmaya ne kadar layık(!) olabileceklerini ortaya çıkaracaktır.
Kitabımızda eleştirdiğimiz hadisler, hadisçilerin kabul ettiği, en ünlü hadis kitaplarının hadisleridir. Hadisçilerin reddettiği, yalandır(mevzudur) dediği hadisleri almadık. örneğin “Allah kendisini yaratmayı isteyince atı koşturdu ve onu koşturup terletti. Sonra kendisini bu terden yarattı.” veya “Allah melekleri iki kolunun ve göğsünün kıllarından yarattı.” veya “Allah’ın gözleri hastalandı, melekler Allah’ı ziyarete geldi.” veya “Allah’ı rüyada gördüm. Uzun saçlı güzel bir genç suretindeydi. Yeşil bir elbise giymiş, altın nalınları vardı.” hadisleri bunlara örnektir. (Hadis Müdafası İbni Kuteybe sayfa 66 – 67) Meşhur hadisçilerin bu tarz uydurma hadisleri nakledenleri yalanladıkları ve bu hadisleri kabul etmedikleri doğrudur. Fakat bu bölümde ve bundan sonraki bölümlerde en ünlü, en doğru, en güvenilir hadis kitaplarındaki hadisleri görünce, hadis kitaplarında doğru ile yalanın ayırt edilemeyecek şekilde karıştığını, hadis toplarken gösterilen doğru ile yalanı ayırt etme çabasının bir işe yaramadığını anlayacağız. Zaten Kuran yeterli, eksiksiz, tüm teferruatları içeren kitabımız olduğuna göre böyle çabalara da gerek yoktur.
Kuran’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah’tan başkasının katından olsaydı elbette içinde bir çok çelişkiler bulacaklardı.
4 Nisa Sûresi 82
Hiç şüphesiz Hatırlatıcı’yı biz indirdik biz. Onun koruyucuları da gerçekten biziz.
15. Hicr Sûresi 9
Nisa suresindeki ayetten dinimizin kaynağının çelişkisiz olduğunu öğrenebiliriz. Allah Kuran’ın çelişkisiz olduğunu söyleyerek hem Kuran’ın doğruluğunu, hem de dinin kaynağının sahip olması gereken özelliği öğretiyor. Kuran ile çelişen hadislerin olması, hadislerin Allah katından olmadığının ve dinin kaynağı olamayacağının ispatıdır. Ayrıca Hicr suresindeki ayetten Kuran’ın korunduğunu , böylece dini kaynak olarak korunmuş bir kitaba sahip olduğumuzu anlıyoruz. Bu bölüm ve bundan sonraki 3 bölümde, hadislerin Kuran’la, kendi içlerinde ve mantıkla çelişkilerini sergilememiz sonucunda hadislerin korunmadığını ve binlerce uydurma ile düzeltilemeyecek şekilde karıştıklarını göreceğiz. Yani bu bölümlerde hadislerin dinin kaynağı kabul edilmesinin korkunç sonucunu görüp; çelişkisiz ve korunmuş olan dinimizin tek kaynağı Kuran’a, yalnız Kuran’a dönmenin gerekliliğini daha da iyi kavrayacağız.
Kuran : ” … O’nun benzeri gibi hiçbir şey yoktur.”
42 Şura Suresi 11
Hadis: “Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.”
Müslim İman 302, Buhari 97/24,10/29, Hanbel 3/1
Bu hadisin hangi kitaplarda geçtiğine iyice dikkat edin. Hadis kitaplarının sözde en doğrusu olarak gösterilen, tek hadisini inkar edenin kafir olacağı söylenen Müslim ve Buhari’de. Hadisçilerin mantığına göre bu hadisi inkar eden kafir, bu hadise inanan gerçek Müslüman olacaktır. Allah’a hiçbir şeyin benzemediğini söyleyen ayete karşın, hiçbir mecazi ifadeyi çağrıştırmadan, Allah’ın baldırı olduğunu ve ahirette baldırını açacağını söylemenin saçmalığını uzunca anlatmaya gerek var mı?
Kuran: “Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir.”
112 İhlas Suresi 4
Hadis: “Allah benimle görüştü ve el sıkıştı. Elini iki omuzum arasına koydu. öyle ki parmaklarının soğukluğunu iki göğsüm arasında hissettim.”
Hanbel 5/243
Yine bu hadiste hiçbir mecazi manayı çağrıştırmadan, Allah’a parmak, parmaklarına da soğukluk atfederek Allah şekilleştirilmektedir. Bu hadis1 İhlas Suresi’nin Allah’ın hiçbir şeye denk olmadığını söyleyen ayeti gibi daha birçok ayetle de çelişir. Eğer hadisteki “el” ifadesi mecazi bir manaya gelip insani eli çağrıştırmasa kabul edilebilir olurdu. örneğin “Her şey Allah’ın elindedir.” dediğimizde cümlenin akışından her şeyin Allah’ın kontrolünde olduğu anlaşılır. Fakat Allah’a parmak, parmaklara soğukluk atfeden bu hadisten böyle mecazi bir manayı kimse çıkaramamaktadır. üstelik bu hadiste Allah ile Peygamber’in el sıkışması gibi kabul edilemez bir ifade de yer almaktadır. Şimdi bu hadisleri din kabul eden hadisçiler, mezhepçiler mi gerçek Müslümandır, yoksa hadislerdeki yanlışlıkları görüp Kuran’ı yeterli gören Kuran Müslümanları mı?
3 DİN DEĞİŞTİREN öLDüRüLSüN Mü?
Kuran: “Dinde zorlama yoktur.”
2Bakara Suresi 256
Hadis: “Dinini değiştireni öldürün.”
Nesei 78/14,Buhari 12/1883
Allah’ın hükmünü hadisle aşmaya, Allah’ın dinini kendi kafalarına uydurmaya çalışanların bu uydurması yüzünden çok kelleler gitmiştir. Radikal dinci örgütlerin yaptığı katliamları bu örgütlerin zihinlerinde meşrulaştıran bunun gibi hadislerdir. Evlerinin bodrumunu insan mezarına çevirenleri Diyanet kınamaktadır, ama aynı Diyanet Buhari ve Nesei gibi hadis kitaplarını da övmekte, dinin kaynağı olarak göstermektedir. Bu ne biçim bir iştir? Eğer Sunniliği savunursanız bu katliamlara karşı çıkmanız boşunadır. çünkü bu katliamlara temel olacak deliller Sunni hadis kitapları ve mezhep izahlarında mevcuttur.
Kuran: “Doğrusu hiçbir günahkar bir başkasının günah yükünü yüklenmez.”
53 Necm Suresi 38
Hadis: “ölü ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı azaba uğratılır.”
BuhariK. Cemiz 32,33,34
Ne akla, ne de Kuran’ın genel mantığına uymayan bu hadis de uydurmacılığın Kuran ve akılla çelişkilerine örnektir.
Kuran: “Ben sizden erkek olsun, kadın olsun hiçbir çalışanın ürettiğini boşa çıkarmayacağım. Hepiniz birbirinizdensiniz.”
3 Ali İmran Suresi 195
Hadis: Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.
Buhari 9/1391
Kuran hayır üreten erkeğin de kadının da önünü açık tutarken, hadisler kadının önünü kapamaktadır. Kadın konusu, Peygamber’e iftira olarak uydurulan hadislerin en çok olduğu konulardan biridir. Ayrıntılı bilgi için 21. ve 22. bölümleri okuyunuz.
Kuran: “Zulmedenler dedi ki: Siz olsa olsa büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz.”
25 Furkan Suresi 8
Hadis: “Peygamber Medine’de bir Yahudi tarafından büyülendi. Günlerce ne yaptığını bilmez durumda ortalıkta dolaştı.”
Buhari 76/47 Hanbel 6/57,4/367
Muhammed Abduh ve Mutezile’nin bu hadise itirazlarına karşın Muhammed Ebu Şehbe hadisi şöyle savunur: “Eğer Abduh sihir hadisini inkar etmişse akıl ve nakil ilimlerinde söz sahibi el Maziri, el Hattabi, Kadı İyaz, İbn Teymiyye, İbnul Kayyım, İbn Kesir, en Nevevi, İbn Hacer, el Kurtubi ve Alusi gibi pek çok alim de O’nun hem rivayet ve hem de dirayet yönünden doğru olduğunu ispat etmişlerdir.” Şehbe, Buhari ve Müslim’in de hadisi kabul ettiğini anlatır ve sihir sonucu olanları hadislere dayandırarak şöyle aktarır: ” Peygamberimiz’e sihir yapılmıştı. Öyle ki hanımları ile cinsi münasebette bulunmadığı halde bulunduğunu zannederdi. Süfyan bunun en şiddetli sihir olduğunu söylemiştir.” (Ebu Şehbe, Sünnet Müdafaası, sayfa 152153)
Kuran’a göre ise Peygamber’in büyülendiğini söyleyenler zalimlerdir. En güvenilir (!) hadisçilerin çoğuysa Peygamber’in büyülendiğini söylemektedir. Lütfen bu önermelerden mantık kuralları içerisinde sonuç önermesini çıkarın ve zalimin kim olduğunu söyleyin.
Kuran: “Ey iman edenler!Herhangi birinize ölüm gelip çattığında vasiyet zamanı aranızda tanıklık şöyle olsun: Kendinizden adalet sahibi iki kişi yahut, yolculuk etmekte iken ölüm musibeti başınıza geldiyse sizin dışınızda iki kişi”
5 Maide Suresi 106
Hadis: “Varis için vasiyet yoktur.”
Hanbel 14/238
Kuran’da hem Maide suresindeki bu ayette hem diğer ayetlerde vasiyet anlatılır. Vasiyetten arta kalanlar Kuran’da tavsiye edilen şekilde dağıtılır. Vasiyeti iptale yönelik bu hadis aslında Kuran’ın bir hükmünü iptale yönelik bir girişimdir.
8 EN BüYüK AZAP RESSAMLARA MI?
Kuran: “Gerçekten Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise dilediğini bağışlar.”
4Nisa Suresi 48
Hadis: Cehennemde en şiddetli azaba uğratılacak kişiler ressamlardır.
BuhariTesavir, 89
Kuran’a göre en büyük günah Allah’a ortak koşmadır. Allah ortak koşmayı affetmeyeceğini söylemekte, bunun dışında her günahın affedilebileceğini belirtmektedir. Bu yüzden Allah’ın en şiddetli azabına uğrayacak olanlar da ortak koşanlardır. Oysa Buhari’nin yukarıda alıntıladığımız hadisine göre en şiddetli azaba ressamlar uğrayacaklardır. (Mezhepçi, hadisçi İslam’ın sanat düşmanlığı sonucunda uydurdukları hadisleri kitabın 18. bölümünde okuyabilirsiniz.) Bu hadis başta Kuran ile çelişmektedir. Ayrıca mantık ile çelişen bu hadisin çeliştiği başka hadisler de vardır. örneğin diğer bir hadise göre cehennemde en şiddetli cezaya satranç oynayanlar çarptırılacaktır. (Büyük Günahlar, Hafız Zehebi, sayfa 9697)
9 ALTIN TAKILIR MI, İPEK GİYİLİR Mİ?
Kuran: “De ki; ‘Allah’ın kulları için çıkardığı süsü ve temiz rızıkları kim haram etmiş? De ki: ‘ Bunlar dünya hayatında iman edenler için, kıyamet gününde ise yalnızca onlarındır. Bilen bir topluluk için biz ayetleri böyle detaylı anlatırız’”
7 Araf Suresi 32
Hadis: “Altın ve ipek ümmetimin kadınlarına helal, erkeklerine ise haramdır.”
Müslim 2/16
Altın ve ipek hem erkek için, hem de kadın için bir süs eşyasıdır. Kuran’da hiçbir ayette yasaklanmazlar. Allah inananların dünyada da bu süslerden yararlanabileceklerini söyler ve erkek kadın ayrımı yapmaz. Her hadisinin doğru olduğu iddia edilen Müslim’in bu hadisi Kuran’ın belirttiğimiz ayeti ile çelişir.
10 DEPREMLERİN SEBEBİ OLAN BALIĞIN CİNSİ NE?
Kuran: “Bundan sonra yeri yumurta biçimine soktu.”
79 Naziat Suresi 30
Hadis: “Dünya balığın üzerindedir. Balık başını sallayınca Dünya’da depremler olur.”
İbni Kesir Tefsiri 2/29 68/1’in açıklamaları
Kuran, mucizevi bir şekilde dünyanın yumurta biçiminde elipsoid olduğunu, ceninin oluşumunu, evrenin oluşumunu, rüzgârların aşılayıcı olması gibi bir çok konuyu açıklarken (Kuran Hiç Tükenmeyen Mucize kitabında bu konuyu çok detaylı bir şekilde işledik), hadislerde yer alan yukarıdakilere benzer hurafeler hem Kuran’la, hem de mantıkla çelişirler. Dünyayı balığa oturtan, depremleri balığın kuyruğunun sallanmasına bağlayan bu zihniyete bir soralım: Bu balık palamut mudur, yunus mudur, lüfer midir? Lütfen bir hadis daha bulup, bizi aydınlatın!
Yazının / kitabın devamını Kurandaki Din sitesinden okuyabilirsiniz.
Sitemizde sık sık bölümlerini yayınladığımız Kuran’daki Din kitabını bu bağlantıyı kullanarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
Kitabı Pdf formatında indirmek için tıklayın.

DeCanter:
Böyle bir kitap yazılmış olmasi bile şaşırtıcı.
24 Ağustos 2008, 8:08 pmama ben bir dinsiz olarak. çelişkilerin ve mantıkdışılıgın sadece hadislerle saglanmiş din kültüründen kaynaklandıgını düşünmüyorum . elbette bunun etkisi gayet buyuk fakat . mutlak değişmez bir hukum oldugu idda edilen kuran bile yenilenmesi mumkun olmayan çagımıza uygun olmayan pekcok mantıksızlık ve celişki içeriyor.
ama gercekten sevindirici aydinlatici bir kitap daha okumadim ama okuyacagım.
mustafa:
alı bey ıste sız boyle dınsız oldugunu acıkca dıle getıren (en azından saklamayan cesur bırı) lere hızmet eder onları sevındırırsınız verdıgınız orneklerde sadece onların ısıne gelır sonrada hanıf oldugunuzu musluman oldugunu ıddıa edesınız barı su yorum yapan de canter kadar cesur olun be
9 Eylül 2008, 11:23 amHASAN:
kadeş insanın man tığıyla her şeye karar veremez bi düşün sene kainatın yaratılışını veya tüm alem leri, mantığın alırmı
10 Eylül 2008, 2:19 amOğuz Başgöze:
SÖZDE KİTAB-I MUKADDES, KÜTÜB-İ SİTTE VE KUR’AN
İnsan, doğası gereği merak eden ve merak ettiğini öğrenme ihtiyacında olan bir varlıktır. Müslüman olmakla şereflenen insanlar da yeni dinleri hakkında merak ettiklerini öğrenme ihtiyacı duymuşlardır. İlk Müslümanlara din eğitimi ve öğretimi Hz. Peygamber tarafından verilmiştir. Hz. Peygamber’in vefatından sonraki dönemlerde dini eğitim ve öğretim faaliyetleri sahabe ve tabiunlar tarafından yürütülmüştür.
Sahabe ve tabiunlar arasında ihtida eden (Müslüman olan) Ehli Kitap alimleri de yer almışlardır. Müslümanların büyük çoğunluğunun ümmi olması, Kur’an’ın Ehli Kitap’a ve onların kutsal kitaplarına sık sık atıfta bulunması ve ihtida eden Ehli Kitap alimlerinin kutsal kitaplar hakkında ileri düzeyde bilgi sahibi olmaları gibi etkenler, onların Müslümanlar arasında mevki ve itibar sahibi olmalarını sağlamıştır.
Abdullah İbn Abbas, Abdullah İbn Amr İbnü’l-As ve Ebu Hureyre gibi sahabelerinde aralarında bulunduğu Müslümanlar, ihtida eden Ehli kitap alimleri ile yakın diyalog içinde olmuşlardır. Merak ettikleri konular hakkında onların bilgilerine başvurmuşlar ve onlardan hadis rivayet etmişlerdir.(1)
Bu süreçte, özellikle Ka’bül Ahbar, Vehb b.Münebbih, Abdullah b.Selam, Temim-i Darî, İbni Cüreyc gibi -Müslüman olan veya Müslüman olmuş gibi görünen- Ehli kitap alimlerince, İslam literatüründe “İsrailiyat” olarak nitelendirilen Yahudi ve Hıristiyan kültürel değerlerine ait olan birçok unsur, Hz. Peygamber’e atfedilen rivayetler yoluyla İslam kültürüne aktarılmıştır.
Bu rivayetler, sonraki dönemlerde hadislerin tedvin edilmesi ile birlikte hadis külliyatı içine girmiştir. Hadis külliyatında yer alan rivayetler, aynı zamanda nakle dayalı tefsirin kaynağını oluşturmaktadır. Bazı müfessirler, sıhhatleri konusunda titizlik göstermeden eserlerine almış oldukları rivayetlerle İsrailiyatın tefsir ilmine taşınmasına aracılık etmişlerdir. Büyük bir çoğunluğu Kur’ansal dayanağa sahip olmayan bu rivayetler, ne yazık ki, Müslümanlar tarafından Hz. Peygamber’in hadisleri olarak kabul edilmiş ve inanç esasları arasında yer almıştır.
İsrailiyatın İslam kültürüne aktarılması ile ilgili olarak, bazı İslam alimlerinin görüşleri şu şekildedir:
Ünlü İslam bilgini İbni Haldun (ö. 808/1406);
“Araplar ehli kitap ve ilim olmadıklarından bedevi bir milletti. Kâinatın hilkatine, hilkatin iptidasına, esrarı vücuda dair insan nefsinin meraklı olduğu şeyleri öğrenmek istedikleri zaman, bunları kendilerinden önce kitap sahibi olanlara sorarlardı. Onlar da Yahudiler ve Hıristiyanlardı. Böylece Kâ’bül-Ahbar, Vehb İbni Münebbih, Abdullah İbni Selâm ve emsalinin nakilleriyle tefsirler doldu. Onların yüksek mevkii olduğundan kabul olundu. Bunlar ahkâma dair olmadıklarından bu hususta göz yumdular, hikâye değil mi, ne olacak dediler. Fakat ilimde rüsuh sahibi olanlar işin doğrusunu aradılar, sıhhatine delil olmayanları tezyif ettiler.”(2)
Son dönem Osmanlı alimlerinden Muhammed Zâhid Kevserî (ö.1952);
“Hz. İsa (a.s)’nın önce öldüğünü sonra yükseltildiğini ve semada da diriltildiğini ilk söyleyenin Vehb b. Münebbih (ö.110/728) olduğunu, ancak Ehli kitaptan rivayetleri çok olduğu için ilim erbabı, onun Hz. Peygamber (s.a.v)’den rivayet etmiş olduğu hadislere itibar etmediğini” belirtmiştir.(3)
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk;
“İsrailiyat tahribi, hurafe tahribinin omurgasını oluşturmaktadır. Çünkü bu tahrip, uydurma hadisler yoluyla kendisine bizzat İslam Peygamberi’ni araç yapmıştır. Denilebilir ki hadis adı altında İslam diye sahnelenen kabullerin büyük bir kısmı doğrudan veya dolaylı hurafe kaynağıdır. Bunlar, Kur’an’ın dinine adeta rakip bir din kurmakta ve müminler topluluğunu dünyanın önünde akıl almaz zorluklarla yüz yüze getirmektedir.
Üzerinde durduğumuz tahribin İslam tarihi içinde en büyük ustası tarihin en eski siyonisti olan ve İslam’ı en taze çağında bağrından hançerleyen Yahudi kâhin-haham Ka’b el-Ahbâr (ölm. 33/653) dır. O, Hıristiyanlıkta tevhidi tahribin sembolü olan ırkdaşı Pavlos’un İslam içi belirişidir. Ne ilginçtir ki bunların ikisi de tevhit dinine, sağlığında her türlü kötülüğü reva gördükleri iki peygamberin ölümünden sonra girmişlerdir.”(4)
Prof. Dr. Şevki Yavuz;
“Mehdî anlayışı Yahudilik, Hıristiyanlık ve Maniheizm gibi dinlere ait bir inanç olup Kâ‘b el-Ahbar ile Vehb b. Münebbih tarafından Hz. Peygamber’e atfedilen rivayetler yoluyla Müslümanlar arasında yayılmıştır. (Goldziher, s. 193-195; Muhsin Abdünnâzır, s. 501).”(5)
Kur’ansal bir dayanağa sahip olmadığı halde, Kütüb-i Sitte hadis külliyatı içerisinde yer alan bu tür rivayetler, bugün elde bulunan sözde Kitabı Mukaddes metinleri ile şaşırtıcı ölçüde benzerlikler arz etmektedir. Bu olgu da, hadis külliyatı içerisinde yer alan bu tür rivayetlerin, sözde Kitabı Mukaddes metinlerinden alınma ifadeler olduğunun önemli bir kanıtını teşkil etmektedir.
“Hz. Peygamber’in, Kur’an’a aykırı herhangi söylemi olamayacağı” düşüncesinden hareketle, bu rivayetlerin gerçekte Hz. Peygamber’e ait olup olmadığının tespiti için başvurulacak tek merci Kur’an’dır.
Rivayetlerin Kur’an’a arz edilmesi, sağlamasının yapılabileceği en geçerli bir yöntemdir. Bu konuda yapılan kısa ve öz çalışmaya dair bazı somut örnekler aşağıda verilmiştir.
1. Allah’ın İnsanı Kendi Suretinde Yaratması:
Tevrat / Tekvin 1:
26 Tanrı, “İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.”
27 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.
(Ayrıca bkz. Tekvin 5:1)
İncil / 1. Korintliler 11:
7. (…) Çünkü erkek Tanrı’nın benzeyişinde olup Tanrı’nın yüceliğini yansıtır. Kadın ise erkeğin yüceliğini yansıtır.
Kütübi Sitte / Allah’ın Sıfatları
3457 - Hz. Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: “Sizden biri kardeşiyle dövüşünce yüze vurmaktan sakınsın.”
Buhari, Itk 20; Müslim, Birr, 112, (2612).
Müslim’in rivayetinde şu ziyade var: “…zira Allah Adem’i kendi suretinde yaratmıştır.”
Sahih-i Müslim / 45- İyilik, Sile ve Âdâb Bahsi / 32- “Yüze Vurmanın Yasak Edilmesi” Babı
115- (…) Bize Nasr b. Ali El-Cehdamî rivayet etti. (Dedi ki): Bana babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Müsennâ rivayet etti. H. Band Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahman b. Mehdi, Müsennâ b. Saîd’den, o da Katâde’den, o da Ebû Eyyûb’dan, o da Ebû Hureyre’den naklen rivayet etti. Ebû Hureyre, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu demiş. İbnu Hâtim’in hâdisinde ise Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den naklen ibaresi vardır:
“Biriniz kardeşiyle kavga ederse yüzden kaçınsın! Çünkü Allah Âdem’i kendi suretinde yaratmıştır.” buyurmuşlar.
Sahih-i Müslim / Cennet / 11- “Cennete, Kalpleri Kuş Kalbi Gibi Olan Bir Takım Kavimler Girecektir” Hadisi Babı
28- (2841) Bize Muhammed b. Râfi’ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdürrezzak rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ma’mer, Hemmam b. Münebbih’ten naklen haber verdi. Hemmam: Bize Ebu Hureyre’nin, Resûlullah (s.a.v)den rivayet ettikleri şunlardır… diyerek bir takım hadisler nakletmiştir. Onlardan biri de şudur: Resûlullah (s.a.v): “Allah (Azze ve Celle) Âdem’i kendi suretinde yarattı. …” buyurdular.
Kur’an / İhlâs Suresi:
4. Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.
Kur’an / Şura Suresi:
11. O, gökleri ve yeri yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle sizi üretiyor. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
Not: Allah(c.c)’ın zati sıfatlarından olan “Muhâlefetün Lil Havâdis” sıfatı hemen hemen bütün Müslümanlar tarafından bilinmektedir. Muhâlefetün Lil Havâdis; “Allah’ın, yarattığı varlıklara hiçbir biçimde benzememesi” demektir.
2. Kadının, Erkeğin Kaburga Kemiğinden Yaratılması:
Tevrat / Tekvin 2:
21 RAB Tanrı Adem’e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı.
22 Adem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem’e getirdi.
Kütübi Sitte / Kadının Koca Üzerindeki Hakkı
3276 - Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: “Kadınlara hayırhah olun, zira kadın bir eyeği kemiğinden yaratılmıştır. Eyeği kemiğinin en eğri yeri yukarı kısmıdır. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi haline bırakırsan eğri halde kalır. Öyleyse kadınlara hayırhah olun.”
Buhari, Nikâh 79, Enbiya 1, Edeb 31, 85, Rikak 23; Müslim, Rada 65, (1468); Tirmizi, Talak 12, (1188).
Kur’an / Nisa Suresi:
1. Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.
Kur’an / Şura Suresi:
11. O, gökleri ve yeri yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle sizi üretiyor. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
3. Allah’ın Kıskanç Olması
Tevrat / Çıkış 20:
5 Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrı’yım. Benden nefret edenin babasının işlediği günahın hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım.
Tevrat / Çıkış 34:
14 Başka ilahlara tapmayacaksınız. Çünkü ben kıskanç bir RAB, kıskanç bir Tanrı’yım. (Ayrıca Bkz: Tesniye 4:24, 5:9, 6:15, 32:21; Yeşu 24:19; Hezekiel 16:42; Yoel 2:18.)
Kütübi Sitte / Kıskançlık Bölümü
4276 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah kıskançtır, mü’min de kıskançtır. Allah’ın kıskanması, mü’minin Allah’ın haram ettiği şeyi yapmasıdır.”
Buhari, Nikâh 107, Müslim, Tevbe 36, (2761); Tirmizi, Rada’ 14, (1168).
4277 - İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı işittim, şöyle diyordu: “Allah’tan daha kıskanç kimse yoktur. Bu sebeptendir ki fevahişin açığını da kapalısını da haram kıldı. Metihten Allah kadar hoşlanan bir kimse de yoktur. Bu sebeptendir ki nefsini methetmiştir.”
Buhari, Nikâh 107, Tefsir, En’am 7, Tefsir, A’raf 1, Tevhid 15; Müslim, Tevbe 33, (2760); Tirmizi, Daavat 97, (3520).
4278 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Sa’d İbnu Ubade radıyallahu anh dedi ki: “Ey Allah’ın Resulü, ben zevcemle birlikte bir adam yakalasam, dört şahit getirinceye kadar ona mühlet mi tanıyacağım?”
“Evet!” buyurdu Aleyhissalatu vesselam. Sa’d:
“Asla dedi, seni hakla gönderen Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun, şahit aramazdan önce kılıcımı indiririm.”
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
“Şu efendinizin söylediğine bakın! Evet, (biliyoruz ki) o kıskanç bir adamdır. Ama ben ondan da kıskancım, Allah’ta benden kıskanç.”
Müslim, Li’an 16, (1498); Muvatta, Akdiye 17, (2, 737); Ebu Davud, Diyat 12, (4532).
Kur’an / Araf Suresi:
180. En güzel isimler Allah’ındır. O’na onlarla dua edin. O’nun isimleri hakkında eğriliğe sapanları bırakın; onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir. (Ayrıca bkz: 17/110, 20/8, 59/24)
Kur’an / Saffat Suresi:
159. Allah, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.
180. Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.
Kur’an / Enbiya Suresi:
18. Hayır, biz hakkı batılın üzerine atarız da beynini parçalar. Bir de bakarsın yok olup gitmiş. Allah’a karşı yakıştırdığınız nitelemelerden ötürü yazıklar olsun size!
4. Kâinatın Yaratılış Nedeni:
İncil / Koloselilere Mektuplar 1:
16Nitekim gökte ve yeryüzünde, görünen ve görünmeyen şeyler, tahtlar, egemenlikler, yönetimler ve hükümranlıklar, her şey O’nda yaratıldı. Her şey O’nun aracılığıyla ve O’nun için yaratılmıştır. 17Her şeyden önce var olan O’dur ve her şey varlığını O’nda sürdürmektedir. 18Bedenin, yani inanlılar topluluğunun başı O’dur. Her şeyde ilk yeri alsın diye başlangıç olan ve ölüler arasından ilk doğan O’dur.
İncil / Yuhanna 1:
2Başlangıçta Tanrı’yla birlikteydi.
3Her şey O’nun aracılığıyla oldu ve olanlardan hiçbiri O’nsuz olmadı.
Kutsi hadis olarak rivayet edilen, “Levlake” hadisi:
Deylemi’nin İbn Abbas’tan naklettiğine göre, Allah(c.c) Peygamber’e (s.a.v): “İzzetim ve celalim hakkı için, eğer sen olmasaydın cenneti yaratmazdım, eğer sen olmasaydın dünyayı yaratmazdım” buyurmuştur. (Müsnedi Firdevs, c.5, s. 227, H. no: 8031)
Yine Deylemi’nin İbn Ömer’den nakline göre Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bana Cibril geldi ve ‘Ya Muhammed! Sen olmasaydın cennet yaratılmazdı, sen olmasaydın cehennem yaratılmazdı’ dedi.” (Keşfül hafa, c.1.s.45, H. no:91)
Kur’an / Zâriât Suresi:
56. Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
Kur’an / Bakara Suresi:
29. O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı; sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilendir.
Kur’an / Hud Suresi:
7. O, hanginizin daha güzel ameller işleyeceğini denemek için, henüz Arş’ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı günde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkâr edenler, mutlaka: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.” derler.
Kur’an / Mülk Suresi:
2. Hanginizin daha güzel ameller işleyeceğini denemek için ölümü de, hayatı da yaratan O’dur. O, üstündür, bağışlayandır.
5. Allah’ın Görülmesi:
Tevrat / Tekvin 32:
30Yakup, “Tanrı ile yüz yüze görüştüm ve canım sağ kaldı.” diyerek oraya Peniel adını verdi.
Tevrat / Çıkış 24:
9 Sonra Musa, Harun, Nadav, Avihu ve İsrail ileri gelenlerinden yetmiş kişi dağa çıkarak 10 İsrail’in Tanrısı’nı gördüler. Tanrı’nın ayakları altında lacivert taşını andıran bir döşeme vardı. Gök gibi duruydu.
Tevrat / Çıkış 33:
11 Ve RAB Musa ile bir adam arkadaşı ile söyleşir gibi yüz yüz söyleşirdi.
20 Ancak, yüzümü görmene izin veremem. Çünkü yüzümü gören yaşayamaz.”
21 Sonra, “Yakınımda bir yer var” dedi, “Orada, kayanın üzerinde dur.
22 Görkemim oradan geçerken seni kayanın kovuğuna sokup geçinceye kadar elimle örteceğim.
23 Elimi kaldırdığımda, sırtımı göreceksin. Ama yüzüm görülmeyecek.”
Kütübi Sitte / Tefsir Bölümü / Kur’an’ın Faziletine Dair / Necm Suresi
799 - Tirmizî’nin İbnu Abbas’tan kaydettiği bir rivayette, İbnu Abbas: “Muhammed Rabbini gördü” der. İkrime (kendisine): “Allah, Kur’ân-ı Kerim’de (mealen): “Gözler onu idrak edemez” (En’am, 103) demiyor mu?” diye sorunca: “Amma da yaptın, bu görme işi, Cenâb-ı Hakk kendi nuru ile tecelli ettiği zaman bunu göremez demektir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ise Rabbini iki sefer görmüştür” açıklamasını yapar.”
Müslim, İman 284, (176); Tirmizi, Tefsir, Necm (3275, 3276, 3277).
Kütübi Sitte / Kıyamet ve Kıyametle İlgili Meseleler Bölümü / Rü’yetullah
5036 - İbnu’l-Müseyyib, Ata İbnu Zeyd el-Leysi, Ebu Hureyre radıyallahu anh’tan naklen anlatıyorlar: “İnsanlar Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a: “Ey Allah’ın Resulü! Kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz?” diye sordular. O da: “Siz bulutsuz dolunay gecesinde ayı görmekten şüpheye düşer misiniz?” diye cevap verdi. Onlar:
“Hayır! Ey Allah’ın Resulü!” diye cevap verdiler. Aleyhissalâtu vesselâm:
“Bulutsuz bir günde güneşi görmekten şüphe eder misiniz?” diye tekrar sordu. Ashab yine: “Hayır!” cevabını verdiler. Bunun üzerine:
“Şunu bilin ki, siz Rabbinizi de böyle göreceksiniz. (…)”
Buhari, Rikak 52, Ezan 129, Tevhid 24; Müslim, İman 299, (182); Tirmizi, Cennet 20, (2560).
5121 - Cerîr İbnu Abdillah radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir dolunay gecesi, aya baktı ve: “Siz şu ayı gördüğünüz gibi, Rabbinizi de böyle perdesiz göreceksiniz ve O’nu görmede bir sıkışıklığa düşmeyeceksiniz (herkes rahatça görecek). Artık, güneşin doğma ve batmasından önce hiç bir namaz hususunda size galebe çalınmamasına gücünüz yeterse bunu yapın (namazları vaktinde kılın, vaktini geçirmeyin).” Cerir der ki: “Resûlullah, sonra şu ayeti okudu: “Rabbini güneşin doğmasından ve batmasından önce hamd ile tesbih et”(Tâhâ,1) Buhari, Mevâkitu’s-Salât 6, 26, Tefsir, Kâf 1, Tevhid 24; Müslim, Mesacid 211, (633); Ebu Davud, Sünnet 20, (4729); Tirmizi, Cennet 16, (2554).
Kur’an / Araf Suresi:
143. Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tur’a) gelip de Rabbi onunla konuşunca “Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!” dedi. (Rabbi): “Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!” buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben iman edenlerin ilkiyim.
Kur’an/Enam Suresi:
103. Gözler Onu göremez; fakat O gözleri görür. O Lâtif’tir, lütfu çok olduğu halde kendisi görülemez; Habîr’dir, her şeyden haberdardır.
5. Kadınların Kocalarına Secde Etmesi:
Tevrat / Yeşeya 54:
5 Çünkü kocan, seni Yaratan’dır.
O’nun adı Her Şeye Egemen Yahve’dir,
İsrail’in Kutsalı’dır seni fidyeyle kurtaran.
O’na bütün dünyanın Tanrısı denir.”
İncil / Efeslilere Mektuplar 5:
22 Ey kadınlar, kendi kocalarınıza Rab’be tâbi olur gibi, tâbi olun.
Kütübi Sitte / Erkeğin Hanımı Üzerindeki Hakları
3267 - Hz. Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Şayet ben bir insanın başka bir insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.”
Tirmizi, Rada’ 10, (1159).
Kur’an / Hucurât Suresi:
13. Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstün olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.
Kur’an / Tevbe Suresi:
71. Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Kur’an / Al-i İmran Suresi:
195. Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatın en güzeli Allah katındadır.” (Ayrıca bkz: 4/124, 16/97)
6. Hayızlı Kadının Kirli Sayılması:
Tevrat / Levililer 12:
2 “İsrail halkına de ki: Bir kadın hamile kalıp erkek çocuk doğurursa, âdet gördüğü günlerde olduğu gibi yedi gün kirli sayılacaktır.
4 Kadın kanamasından paklanmak için otuz üç gün bekleyecek. Pak sayılması için geçmesi gereken bu günler doluncaya dek kutsal bir şeye dokunmayacak, tapınağa girmeyecek.
Kütübi Sitte / Hayız / Hayızlı ve Hayızlı İle İlgili Hükümler
3822 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma: “Ne hayızlı kadın ne de cünüp kimse Kur’an’dan hiçbir şey okuyamaz” buyurdu.
Tirmizi, Taharet 98, (131).
6146 - Ümmü Seleme radıyallahu anha anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bu mescidin avlusuna girerek, yüksek sesle: “Şurası muhakkak ki, mescid, ne cünüb ne de hayızlıya helal değildir” buyurdular.”
Kur’an / Bakara Suresi:
222. Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: “O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay hâlinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.”
7. Ölüye Dokunanın Kirli Sayılması:
Tevrat/Sayılar 19:
11 “Herhangi bir insan ölüsüne dokunan yedi gün kirli sayılacaktır.
13 Herhangi bir insan ölüsüne dokunup da kendini arındırmayan RAB’bin Konutu’nu kirletmiş olur. O kişi İsrail’den atılmalı. Temizlenme suyu üzerine dökülmediği için kirli sayılır, kirliliği üzerinde kalır.
16 “Kırda kılıçla öldürülmüş ya da doğal ölümle ölmüş birine, insan kemiğine ya da mezara her dokunan yedi gün kirli sayılacaktır.
Kütübi Sitte /Gusül / Cenabetten Gusül
3784 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Kim ölü yıkarsa, yıkansın” buyurdular.” Ebu Davud’un rivayetinde: “Kim de cenaze taşırsa abdestlensin” ziyadesi mevcuttur.
Ebu Davud, Cenaiz 39, (3161); Tirmizi, Cenaiz 17, (993).
3785 - Naciye İbnu Ka’b anlatıyor: “Hz. Ali radıyallahu anh dedi ki: “Ebu Talib ölünce Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a gelip: “Dalâlette olan ihtiyar amcan öldü” dedim. Bana: “Git babanı göm! Sonra, bana gelinceye kadar hiçbir şey yapma!” buyurdular. Ben de gidip gömdüm ve Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a gelip haber verdim. Bunun üzerine bana yıkanmamı emir buyurdular ve yıkandım. Sonra bana dua ediverdi (ancak duayı ezberleyemedim)”
Ebu Davud, Cenaiz 70, (3214); Nesai, Taharet 128, (1, 110), Cenaiz 84, (4, 79).
3786 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resûlullah, dört şeyden dolayı guslederlerdi: Cenabet, cuma, hacamat, ölü yıkamak.”
Ebu Davud, Cenaiz 39, (3160).
Kur’an / Maide Suresi:
6. Ey İman edenler! Namaza duracağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı ve topuklara kadar ayaklarınızı meshedin. Eğer cünüp iseniz tam temizlenin. Hasta yahut yolcu iseniz yahut biriniz tuvaletten gelmişse, ya da kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm ederek onunla yüzünüzü ve ellerinizi meshedin. Allah size güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve size olan nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredesiniz.
8. Deve Etinin Kirli Sayılması:
Tevrat / Levililer 11:
4 Ancak geviş getiren ve çatal tırnaklı olan hayvanlardan etini yememeniz gerekenler şunlardır: Deve geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır.
(Ayrıca bkz: Tesniye 14:7)
Kütüb-i Sitte / Abdest / Deve Etleri
3661 - Câbir İbnu Semure (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek: “Koyun eti sebebiyle abdest alayım mı?” diye sordu. “Dilersen abdest al, dilemezsen alma!” diye cevap verdi. Adam bunun üzerine: “Deve eti sebebiyle abdest alayım mı?” diye sordu. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu sefer: “Evet, deve eti sebebiyle abdest al!” cevabını verdi. Adam tekrar: “Koyun ağıllarında namaz kılayım mı?” diye bir başka sual sordu: “Evet!” cevabını aldı. Tekrar sordu: “Pekâlâ, deve ağıllarında namaz kılayım mı?” “Hayır!” buyurdu Aleyhissalâtu vesselam.” Müslim, Hayz 97, (360).
Kur’an / Maide Suresi:
6. Ey İman edenler! Namaza duracağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı ve topuklara kadar ayaklarınızı meshedin. Eğer cünüp iseniz tam temizlenin. Hasta yahut yolcu iseniz yahut biriniz tuvaletten gelmişse, ya da kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm ederek onunla yüzünüzü ve ellerinizi meshedin. Allah size güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve size olan nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredesiniz.
Kur’an / Bakara Suresi:
173. Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Ayrıca Bkz: 5/3, 6/145, 16/115, 22/30)
9. Hz. İbrahim (a.s)’ın Yalan Söylemesi:
Tevrat / Yaratılış 20:
1 İbrahim Mamre’den Negev’e doğru göçtü. Kadeş ve Sur kentlerinin arasına yerleşti. Sonra geçici bir süre Gerar’da kaldı.
2 Karısı Sara için, “Bu kadın benim kız kardeşimdir” dedi. Bunun üzerine Gerar Kralı Avimelek adam gönderip Sara’yı getirtti.
3 Ama Tanrı bir gece düşünde Avimelek’e görünerek, “Bu kadını aldığın için öleceksin” dedi, “Çünkü o evli bir kadındır.”
4 Avimelek henüz Sara’ya dokunmamıştı. “Ya RAB” dedi, “Suçsuz bir ulusu mu yok edeceksin?
5 İbrahim’in kendisi bana, ‘Bu kadın benim kız kardeşimdir’ demedi mi? Kadın da, İbrahim için, ‘O benim kardeşimdir’ dedi. Ben temiz vicdanla, suçsuz ellerimle yaptım bunu.”
6 Tanrı, düşünde ona, “Temiz vicdanla bunu yaptığını biliyorum” diye yanıt verdi, “Ben de seni bu yüzden bana karşı günah işlemekten alıkoydum, kadına dokunmana izin vermedim.
7 Şimdi kadını kocasına geri ver. Çünkü o bir peygamberdir. Senin için dua eder, ölmezsin. Ama kadını geri vermezsen, sen de, sana ait olan herkes de ölecek, bilesin.”
8 Avimelek sabah erkenden kalktı, bütün adamlarını çağırarak olup biteni anlattı. Adamlar dehşete düştü.
9 Avimelek İbrahim’i çağırtarak, “Ne yaptın bize?” dedi, “Sana ne haksızlık ettim ki, beni ve krallığımı bu büyük günaha sürükledin? Bana bu yaptığın yapılacak iş değil.”
10 Sonra İbrahim’e, “Amacın neydi, niçin yaptın bunu?” diye sordu.
11 İbrahim şöyle yanıt verdi: “Çünkü burada hiç Tanrı korkusu yok; karım yüzünden beni öldürebilirler, diye düşündüm.
12 Üstelik Sara gerçekten kız kardeşimdir. Babamız bir, annemiz ayrıdır. Onunla evlendim.
13 Tanrı beni babamın evinden gurbete gönderdiği zaman karıma, ‘Bana sevgini şöyle göstereceksin: Gideceğimiz her yerde, benim kardeşin olduğumu söyle’ dedim.”
Kütüb-i Sitte/Yalan Bölümü
5175 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“İbrahim aleyhisselam sadece üç yalan söylemiştir: Bunlardan ikisi Allah’ın zatıyla ilgili; biri “İnne sagimü” sözüdür; diğeri de “Bel fegalehu kebiruhum haza” sözüdür. Bir tanesi de zevce-i pâkleri Sara Hatun hakkındadır. Hz. İbrahim zalim birinin diyarına (Mısır’a) beraberinde Sara da olduğu halde gelmişti. Sara güzel bir kadındı. Sara’ya: “Bu cebbar herif, bilirse ki sen karımsın, senin için bana galebe çalar. Eğer sana soracak olursa, kız kardeşim olduğunu söyle! Çünkü sen, zaten İslâm yönünden kardeşimsin, din kardeşiyiz. Ben yeryüzünde senden ve benden başka bir Müslüman bilmiyorum” dedi.
Bunlar zalim kralın memleketine girince, adamlarından biri bunları gördü. Hemen gidip:
“Senin memleketine öyle güzel bir kadın girdi ki, sizden başkasının olması münasib değildir” dedi. Kral derhal adamlar gönderip, Sara’yı yanına getirtti. Hz. İbrahim namaza durdu. Sara adamın yanına girince, kral (onu ayakta karşıladı, fakat) elini ona uzatamadı. Eli şiddetli şekilde tutuldu. Sara’ya:
“Elimi salması için Allah’a dua et! Sana zarar vermeyeceğim!” dedi. Sara de dediğini yaptı. Ama kral tekrar Sara’ya sataşmak istedi. Eli, öncekinden daha şiddetli tutulup kaldı. Sara’ya aynı şekilde ricada bulundu. O da kabul etti. (Adam normal hale dönünce tekrar) sataşmak istedi. Eli önceki iki seferden daha şiddetli şekilde tutuldu. Sara’ya yine:
“Allah’a dua et, elimi salsın, sana zarar vermeyeceğim!” diye rica etti. Sara dua etti, adamın elleri açıldı. Kral kadını getiren adamı çağırdı ve ona: “Sen bana insan değil bir şeytan getirmişsin. Bunu diyarımdan çıkar!” dedi. Sara’ya, Hâcer’i bağış olarak verdi.
Sara yürüyerek geldi. İbrahim onu görünce:
“Nasılsın, ne haber?” dedi. Sara:
“Hayır var! Allah cebbarın elini tuttu ve (bana) bir hâdim verdi!” dedi.”
Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh der ki:
“Ey sema suyunun oğulları! Bu kadın (Hâcer) sizin annenizdir.”
Buhâri, Enbiya 9, Büyü’ 100, Hibe 36, Nikâh 12, İkrâh 6; Müslim, Fezâil 154, (2371); Ebu Dâvud, Talâk 16, (2212); Tirmizi, Tefsir, Enbiya, (3165).
Kur’an / Ahzab Suresi:
39.Onlar, Allah’ın emirlerini tebliğ ederler ve O’ndan korkarlar, Allah’tan başka bir kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah yeter.
Kur’an / Mümtehine Suresi:
4. İbrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. (…)
Kur’an / Hac Suresi:
30. (…) Artık putların pisliğinden ve yalan sözden kaçının.
Kur’an / Furkan Suresi:
72. Onlar, yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.
10. Hz. İsa(a.s)’ın nüzulü:
İncil / Matta 24:
30 O zaman İnsanoğlu’nun belirtisi gökte görünecek. Yeryüzündeki bütün halklar ağlayıp dövünecek, İnsanoğlu’nun gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler.
İncil / Elçilerin İşleri 1:
11″Ey Celileliler, neden göğe bakıp duruyorsunuz?” diye sordular. “Sizden göğe alınan bu İsa, göğe çıktığını nasıl gördünüzse, aynı şekilde geri gelecektir.”
İncil / Filipililer 3:
20Oysa bizim vatanımız göklerdedir. Ve oradan, Kurtarıcı olan Rab İsa Mesih’i bekliyoruz.
İncil / İbraniler 9:
27-28Bir kez ölmek ve ondan sonra yargılanmak nasıl insanların kaderiyse, böylece Mesih de birçoklarının günahlarını yüklenmek için bir kez kurban edildi. İkinci kez, günah yüklenmek için değil, kurtuluş getirmek için kendisini bekleyenlere görünecektir.
(Ayrıca bkz: Yuhanna 14:3, 21:22, Selaniklilere 2. Mektup 1: 6-8, 1. Timoteos 6: 14-16)
Kütübi Sitte / Kıyamet ve Kıyametle İlgili Meseleler / Hz. İsa ve Mehdi
4968 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Nefsim kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl’e yemin ederim! Meryem oğlu İsa’nın, aranıza (bu şeriatla hükmedecek) adaletli bir hâkim olarak ineceği, istavrozları kırıp, hınzırları öldürecegi, cizyeyi (Ehl-i Kitap’tan) kaldıracağı vakit yakındır. O zaman, mal öylesine artar ki, kimse onu kabul etmez; tek bir secde, dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlı olur.”
Sonra Ebu Hureyre der ki: “Dilerseniz şu ayeti okuyun. (Mealen): “Kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki, ölümünden önce onun (İsa’nın) hak peygamber olduğuna iman etmesin. Kıyamet gününde ise İsa onlar aleyhine şahitlik edecektir” (Nisa 159).
Buhari, Büyü’ 102, Mezalim 31, Enbiya 49; Müslim, İman 242, (155); Ebu Dâvud, Melâhim 14, (4324); Tirmizi, Fiten 54, (2234).
4969 - Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Ümmetimden bir grup, hak için muzaffer şekilde mücadeleye Kıyamet gününe kadar devam edecektir. O zaman İsa İbnu Meryem de iner. Bu Müslümanların reisi: “Gel bize namaz kıldır!” der. Fakat Hz. İsa aleyhisselam: “Hayır! Der, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emirsiniz!”
Müslim, İman 247.
Kur’an / Mâide Suresi:
75. Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir, -ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir- onun annesi dosdoğrudur, her ikisi de yemek yerlerdi. Onlara ayetleri nasıl açıkladığımıza bir bak, sonra da bak ki nasıl yüz çeviriyorlar!
117. “Ben onlara, sadece bana emrettiğini söyledim: “Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin” dedim. Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit idim. Fakat sen beni vefat ettirince, onlar üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin.”
Kur’an / Âl-i İmrân Suresi:
55. Allah buyurmuştu ki: “Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz Bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda hükmü Ben vereceğim.”
185. Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. (Ayrıca bkz: 21/35, 29/57)
Kur’an / Meryem Suresi:
33. “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün selâm/esenlik banadır.”
Kur’an / Enbiya Suresi:
8. Biz onları yiyip içmeye ihtiyaç duymayan bir yapıda yaramadık. Onlar ölümsüz de değillerdi.
34. Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar?
Kur’an / Ahzâb Suresi:
40. Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
11. Sünnet olmak:
Tevrat / Tekvin 17:
10 “Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek.
11 Sünnet olmalısınız, sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak.
12 Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan herhangi bir yabancıdan satın alınmış köleler de içinde olmak üzere sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu.
13 Evinizde doğan ya da satın aldığınız her çocuk kesinlikle sünnet edilecek. Bedeninizdeki bu belirti sonsuza dek sürecek antlaşmamın simgesi olacak.
23 İbrahim evindeki bütün erkekleri - oğlu İsmail’i, evinde doğanların ve satın aldığı uşakların hepsini - Tanrı’nın kendisine buyurduğu gibi aynı gün sünnet ettirdi.
24 İbrahim sünnet olduğunda doksan dokuz yaşındaydı.
25 Oğlu İsmail on üç yaşında sünnet oldu.
26 İbrahim oğlu İsmail’le aynı gün sünnet edildi.
27 İbrahim’in evindeki bütün erkekler - evinde doğanlar ve yabancılardan satın alınanlar - onunla birlikte sünnet oldu.
Tevrat / Tekvin 34:
14 “Olmaz, kız kardeşimizi sünnetsiz bir adama veremeyiz” dediler, “Bizim için utanç olur.
15 Ancak şu koşulla kabul ederiz: Bütün erkekleriniz bizim gibi sünnet olursa,
16 birbirimize kız verip kız alabiliriz. Sizinle birlikte yaşar, bir halk oluruz.
17 Eğer kabul etmez, sünnet olmazsanız, kızımızı alır gideriz.”
Tevrat / Levililer 12:
3 Çocuk sekizinci gün sünnet edilmeli.
Tevrat / Yeşu 5:
5 Mısır’dan çıkan erkeklerin hepsi sünnetliydi. Ama Mısır’dan çıktıktan sonra yolda, çölde doğan erkeklerin hiçbiri sünnet olmamıştı.
6 İsrailliler Mısır’dan çıktıklarında savaşacak yaşta olanların tümü ölünceye dek çölde kırk yıl dolaştılar. Çünkü RAB’bin sözünü dinlememişlerdi. RAB bize verilmek üzere atalarımıza söz verdiği bal ve süt akan ülkeyi onlara göstermeyeceğine ant içmişti.
7 RAB onların yerine çocuklarını yaşattı. Sünnetsiz olan bu çocukları Yeşu sünnet etti. Çünkü yolda sünnet olmamışlardı.
8 Bütün erkekler sünnet edildikten sonra yaraları iyileşinceye dek ordugâhta kaldılar.
İncil / Yuhanna 7:
22Musa size sünneti buyurduğu için - aslında bu, Musa’dan değil, atalarınızdan kalmadır - Sept günü birini sünnet edersiniz. 23Musa’nın Yasası bozulmasın diye Sept günü biri sünnet ediliyor da, Sept günü bir adamı tamamen iyileştirdim diye bana neden kızıyorsunuz?
Kütübi Sitte / Gusül / Müslüman Olunca Gusül
3790 - Useym İbnu Kesir İbni Küleyb (an ebihi an ceddihi)’nin anlattığına göre (ceddi Küleyb), Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a gelerek: “Müslüman oldum!” der. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Üstünden küfür saçını at!” der ve tıraş olmasını söyler. Useym’in babası dedi ki: “Bana bir başka (sahabi)nin bildirdiğine göre Aleyhissalatu vesselam, beraberinde olan bir diğerine de: “Üzerindeki küfür tüyünü at ve sünnet ol!” buyurmuştu.”
Ebu Davud, Taharet 131, (356).
Kütübi Sitte / Zinet / Zinetle İlgili Çeşitli Meseleler
2122 - Hz. Ebu Hureyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Fıtrat beştir: Sünnet olmak, etek tıraşı olmak, bıyığı kesmek, tırnakları kesmek, koltuk altını yolmak.”
Buhârî, Libâs 63, 64, İsti’zân 51; Müslim, tahâret 39, (257); Muvatta, Sıfatu’n Nebiyy 3, (2, 921); Tirmizî, Edeb 14, (2757), Ebu Davud Tereccül 16, (4198); Nesâî, Tahâret 10,11, (1,14,15).
Kur’an / Tîn Suresi:
4. Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.
Kur’an / Mümin Suresi:
64. Allah, yeryüzünü sizin için karar kılma yeri, göğü de bina yapan; size şekil verip de şekillerinizi güzel kılan ve sizi temiz şeylerle rızıklandırandır. İşte Rabbiniz Allah! Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!
Kur’an / Nisa Suresi:
119. “Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları boş kuruntulara sokacağım. Onlara emredeceğim, hayvanların kulaklarını yaracaklar. Onlara emredeceğim, Allah’ın yaratışını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp ta şeytanı dost edinirse, muhakkak ki o apaçık bir ziyana uğramıştır.
12. Recm Cezası:
Tevrat / Levililer 20:
10 “Ve başka birinin karısı ile zina eden, komşusunun karısıyla zina eden adam, hem o, hem de kadın mutlaka öldürülecektir.
Tevrat / Tesniye 22:
22 “Eğer bir adam başka birinin karısıyla yatarken yakalanırsa, hem kadınla yatan adam, hem kadın, ikisi de öldürülecek. İsrail’den kötülüğü atacaksınız.
23 “Eğer bir adam kentte başka biriyle nişanlı erden bir kızla karşılaşır ve onunla yatarsa,
24 ikisini de kentin kapısına götürecek, taşlayarak öldüreceksiniz. Çünkü kız kentte olduğu halde yardım istemek için bağırmadı; adam da komşusunun karısıyla ilişki kurdu. Aranızdaki kötülüğü içinizden atacaksınız.
Kütübi Sitte / Hudud / Zina Haddi ile İlgili Hükümler
1561 - İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Hz. Ömer (radıyallahu anh)’i hutbe verirken dinledim. Şöyle demişti:
“Allah Teâla hazretleri Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)’i hak (din ile) gönderdi ve O’na Kitap’ı indirdi. Bu indirilenler arasında recm ayeti de vardı! Biz bu ayeti okuduk ve ezberledik. Ayrıca, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zina yapana recm cezasını tatbik etti, ondan sonra da biz tatbik ettik. Ben şu endişeyi taşıyorum: Aradan uzun zaman geçince, bazıları çıkıp: “Biz Kitabullah’da recm cezasını görmüyoruz (deyip inkâra sapabilecek ve) Allah’ın kitabında indirdiği bir farzı terk ederek dalâlete düşebilecektir. Bilesiniz, recm, kadın ve erkekten muhsan olanların zinaları, -delil veya hamilelik veya itiraf yoluyla- sübut bulduğu takdirde, onlara tatbik edilmesi gereken Kitabullah’da mevcut bir haktır. Allah’a kasemle söylüyorum, eğer insanlar: “Ömer Allah Teâla’ nın kitabına ilâvede bulundu” demeyecek olsalar, recm ayetini (Kitabullah’a) yazardım.”
Buhârî, Hudud 31, 30, Mezâlim 19, Menâkibu’l-Ensar 46, Megâzi 21, İ’tisâm 16; Müslim, Hudud 15, (1691); Muvatta, Hudud 8, 10, (823, 824); Tirmizî, Hudud 7, (1431); Ebu Dâvud, Hudud 23, (4418).
Kuran / Nur Suresi:
2. Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.
Sözde Tevrat’ı ve İncil’i okuyunca insan, adeta hadis kitaplarını okuyor hissine kapılmaktadır. Bu da, Kur’an’a aykırı olan bu rivayetleri eserlerine alan alimlerin nerelerden esinlendiklerini ortaya koymaktadır.
İslam dininin ikinci kaynağı ve Ehl-i Sünnet hadis literatüründe en güvenilir hadis kitapları olarak kabul edilen Kütüb-i Sitte hadisleri içerisinde, daha birçok İsrailiyat kaynaklı rivayetlere rastlamak mümkündür. Aynı zamanda bu hadisler, Kütüb-i Sitte içerisinde en güvenilir iki hadis kitabı olarak kabul edilen (Sahîhayn) Buhari ve Müslim’in Sahih’lerinde de yer almaktadır.
Şimdi, kendimize şu soruyu sormalıyız. Kur’an’a aykırı olan bu hadisler Hz. Peygamber’e ait olabilir mi?
Şunun çok iyi bilinmesi gerekir ki; Hz. Peygamber’in, tebliğ etmekle yükümlü kılındığı ve aynı zamanda yaşam biçimi olan Kur’an’a aykırı düşen herhangi bir söylem ve eylem içerisinde bulunması mümkün değildir. Bu bağlamda Kur’an’a aykırı düşen hiçbir söylemin ve eylemin Hz. Peygamber’e ait olması söz konusu olamaz.
Hadisler, Kur’an gibi bizzat Allah tarafından koruma altına alınmadığına göre, hadislerin sıhhatleri konusunda başvurulacak tek merci Kur’an’dır. Kur’an tarafından onaylanan hadislerin Hz. Peygamber’e ait olabileceğine inanmak ve kabul etmek bir Müslüman için en akılcı bir yoldur.
İmam Azam Ebu Hanife’nin, Kur’an’a ters düşen hadislerle ilgili görüşü konuyu çok iyi bir şekilde özetlemektedir.
“Kur’an’a aykırı düşen bir hadisi rivayet eden birini reddetmem ya da yalanlamam, Resulullah’ı reddetmem ya da yalanlamam anlamına gelmez. O, ancak batıl bir haberi Resul’e isnat edene yapılmış bir reddir. İtham, Resul için değil, o haberi nakleden için geçerlidir. Resul’ün söylediği her sözün biz işitmiş ya da işitmemiş olalım başımız ve gözümüz üzerinde yeri vardır. Biz onlara inanır ve onun tarafından söylendiğine şahitlik ederiz. Yine şahitlik ederiz ki Resulullah, Allah’ın emirlerine ters düşen hiç bir şeyi emretmemiş, Allah’ın emirleri dışında bir hüküm düzüp koşmamış ve Kitap’ta yer almayan bidatler uydurmamıştır. O, zorlamayla hüküm çıkaranlardan da değildir” (6)
İslam düşmanları, Yahudi ve Hıristiyan kültürel değerlerine ait birçok unsuru, Hz. Peygamber’in hadisleri adı altında İslam kültürüne enjekte ederek, ahlakı Kur’an olan peygamber yerine, ahlakı sözde Tevrat ve İncil olan bir peygamber tasavvuru oluşturma uğraşı içerisinde olmuşlardır.
Bununla ilgili olarak Hıristiyanların, “Hz. Peygamber’in sünneti Kur’an’a değil, Tevrat’a dayanmaktadır” iddiaları büyük bir önem arz etmektedir.
“Kur’ân’da zina suçunun sadece dayak cezası olduğu halde, günümüzde şeriat hükümlerine göre yönetilen İslâm devletlerinde zina için Kur’ân’da bulunan dayak cezası değil mütevatir (herkesin bildiği) sünnete dayanılarak, Tevrat’ın recm cezası (taşlanarak öldürülme) uygulanmaktadır. Burada peygamberin sünneti, Kur’ân’a değil, Tevrat’a dayandırılmaktadır, uygulanmaktadır.”(7)
Bunun yanı sıra Müslümanlar, “siz Kur’an’ı anlayamazsınız” gibi söylemlerle Kur’an’dan uzaklaştırılarak, inanç hayatları İslam kültürüne aktarılan Yahudi ve Hıristiyan öğretileri doğrultusunda şekillendirilmeye çalışılmış ve büyük ölçüde başarılı olunmuştur. Bunun sonucunda Müslümanların büyük bir çoğunluğu farkında olmadan Yahudileşmiş/Hıristiyanlaşmış ve onlara hizmet eden ordular durumuna gelmişlerdir.
Bu gerçeği zaman zaman yaptıkları konuşmalarda açıkça dile getirmektedirler.
Rahip Samuel Zwemer bir konuşmasında şöyle demektedir:
“Müslümanları vaftiz etmek için boş yere çabalayıp durmayalım. Başka yollar, başka çareler deneyelim. İslam memleketlerinde girişeceğimiz faaliyetlerde onlara, Hıristiyan adetlerini, Hıristiyan bayramlarını, Hıristiyan kültürünü, Hıristiyan ahlakını aşılayalım…”(8)
Peder Louis Massignon da bu konudaki görüşlerini şu şekilde ifade etmiştir:
“Müslümanların her şeyini tahrif ve mahvettik. Dinleri, inançları, ahlakları, dine bakışları ve insani duyguları mahvoldu. Onların manevi değerlerini, batı medeniyeti potasında eriterek kendimize benzettik. İslamiyet’ten uzaklaştırdık. İslamiyet’i öğrenmeyi, yaşamayı, namaz kılmayı ve Kur’an-ı Kerim öğrenmeyi, suç ve gericilik olarak göstermeyi başardık. Artık çoğu, tam olarak, hiçbir şeye inanmıyorlar…” (9)
Kur’an vahyin teorik, Peygamber’de vahyin pratik kaynağıdır. Bu nedenle, Kur’an ve Peygamber bir bütünün ayrılmaz unsurlarıdır. Hz. Peygamber’in hadisi ve sünneti, kısacası yaşam biçimi ve ahlakı Kur’an’dır. Kur’an’a aykırı düşen ve Kur’an’dan onay almayan hadis ve sünnet’in Hz. Peygamber’e aideti söz konusu olamaz.
Sonuç olarak; Hz. Peygamber,insanlığa Allah’ın Kitabına aykırı düşen hiçbir şey söylememiş ve emretmemiştir. Bilakis, Kur’an’a sımsıkı sarılmayı ve Kur’an’a uygun yaşamayı emretmiştir. Veda hutbesinde, Müslümanlara bıraktığı en değerli mirasını da şu sözleri ile açıklamıştır: “Ey mü’minler! Size bir emanet bırakıyorum ki siz ona sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiçbir zaman şaşırmazsınız. O emanet Allah’ın kitabı Kur’ân’dır.”(10)
Allah’ın selamı iman edenlerin üzerine olsun.
Oğuz Başgöze
——————————————————————————–
(1) Doç. Dr. Abdullah Aydemir, Tefsirde İsrailiyat / e-İsrailiyatı Rivayet Edenlerden Bazıları,
http://www.darulkitap.com/oku/.....srailiyat/
(2) Osman Keskioğlu, Kur’an’ı Kerim Bilgileri, İsrailiyat Tefsire Nasıl Karıştı?, http://ciftler.googlepages.com.....Bilgileri.
(3) Hz. İsa’nın Vefat, Ref’i ve Nüzulü Bağlamında M. Zahid Kevseri’nin İlgili Kur’an Ayetlerine Yaklaşımı, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 16 / 2007, s. 1-28.
(4) Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, İslam Nasıl Yozlaştırıldı, Yeni Boyut, İstanbul, 2001, s. 38.
(5) Prof. Dr. Yusuf Şevki Yavuz, “İslâm İnancında Mehdî”, http://yusufsevkiyavuz.com/?p=92
(6) Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an’daki İslam, Yeni Boyut, İstanbul, 1998, s. 352; Mustafa İslamoğlu, Üç Muhammed, Denge Yayınları, İstanbul, 2003, s.171.
(7) Kutsal Kitabın Değişmezliği/ Hadis Kaynaklarındaki Görüşler, http://www.hristiyan.net
(8) İlk adım Dergisi, Mayıs 2004 sayısı. http://www.misyonerlik.com/
(9) İlk adım Dergisi Mayıs 2004 sayısı. http://www.misyonerlik.com/
(10) “Veda Hutbesi”, Hayrettin Karaman, İslam Hukuk Tarihi, İz Yayıncılık, İstanbul, 2001, s: 93.
21 Ocak 2009, 7:33 pmMustafa:
Sayın aksoy, ben sizin vermiş olduğunuz hadislerin kaynağını araştırdım ancak hiçbir kaynakta bulamadım, uydurma hadis olarak tanımladığınızı nerden uydurdunuz anlayamadım. Buhari den haşa Allah ın şekliyle ilgili hadis vermişiniz. kesinlikle araştırdım ve ole birşey yoktur. Ayrıca olsa bile buhari kendi yazdıklarıyla çelişmiş olurdu ki kendisinden ole birşey beklenemez ( nasıl hadis topladığına yönelik). İnsanlara peygamber düşmanlığını aşımalamaya mı niyetlisiniz anlamadım. Ayrıca mezheplere de taş atmışsınız. Nedense hep kötü yönlerini saymışsınız hiç iyi yönü yokmuş gibi. Zekeriya Beyaz hayranlığı başladı sanırım sizde.. Dikkatli şeyler yazın lütfen, bu işler şakaya gelmez..
27 Nisan 2009, 8:37 pmcemil batur:
Selam Mustafa,
28 Nisan 2009, 4:27 amBilmiyorum sen şu yurtdışından ileti gönderen misin.
Sende bir Ali Aksoy takıntısı var.
El insaf be kardeşim
sayfaya baktım da
Ali Aksoy’a ait bir tek kelime yok.
ne kadar kolay dimi iftira
Fatır 43, Ahzap 62,
Allah’ın sünnetinden bahseder.
sen bu ayetleri öncesi ve sonrasıyla bi oku
birde Allahu Teala
“benden bir söz hasıl oldu. o söz yerine gelsin diye”
olarak anılan ayeti var
onuda oku
Allah’ın sünneti kaçınılmazdır
diye sana cevap gelmiyor
lakin tebliğ net
sakın şaşırma.
mezheplere taş atılmış mış
Allah’ın resulu’nun ve
halife-i raşidinun mezhebleri
neydi sence
Hadislerle kafalar karışsın
ruhbanlar mama yesin
Tevbe 34-35
tanırmısın sen ruhbanları
zannetmem
yoksa sende diyanetten
mamalananlardan mısın.
Resuller ne diyordu
muhataplarına :
sizden bir ücret istemiyoruz
bizim ücretimiz (ecrimiz)
Allah katındadır.
Şaka şaka
Selametle
Mustafa:
Ben daha önce yazan diğer Mustafa değilim öncelikle onu belirteyim, ilk kez yazdım ben. Ayrıca benim söylediğim, mezheplere taş atılıyor dediğim, hanefilik konusundaydı dikkatini çekerim. Anlamadığınız bir yer var sizin. Mezhepler kuran-ı kerime ikilik olmak için çıkmadı, hükümlere bi itirazı da yoktur. sadece uygulamalarda kararlar vardır. ben hanefi olmama rağmen, şafii lerinde yaptıklarına katılıyorum diğer mezheplerinde. O imamlar kafasından uydurmamıştır, bizzat sahabilerle görüşerek ortaya koymuşlardır görüşlerini. Hadis konusuna gelince, Önce Kuran-ı kerim, daha sonra hadislerdir benim için. Çünkü Peygamber Efendimiz Kuran-ı kerimin dışında bir hayat yaşamamıştır. Bu yüzden dediklerinin, tavsiyelerinin önemi büyüktür bende. Zaten onun zamanında bilinmeyen, anlaşılmayan şeyler olduğunda kendisine sorulurdu. Mezheplerin olmasına imkan yoktur. Ancak daha sonraları o dönemin koşullarına göre oluşan yeni sorunların cevaplarında ilk olarak ayetlere daha sonra hadis ve sünnetlere onlardada bulunmuyorsa islam çerçevesinde toplanarak istişare eder ve karar verirlerdi mezhep imamları( ayette de istişarenin önemi sabittir.) Araştırmanız lazım. Mevlana ben Hakk’ım derken sabit gözlüklerle bakarsanız bu Allaha ortak koşuyo dersiniz. Ancak ne demek istediğini anlamak için tarafsız bakarsanız; Allahın insanlara kendi rahmetinden, merhametinden bir parça verdiği için, bende onları taşıdığım için ben Hakk’ım dediğini anlarsınız. Ayrıca hemen söyleyim diyanetle yada hiçbir cemaatle bir ilgim yoktur. Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammedin izinden gitmeye çalışan acizane bir kulum işte.. selamlar..
29 Nisan 2009, 8:00 pmadmin:
Selam Mustafa,
O halde sen, mezhep ve hadis kitaplarında sayılan yiyecek türlerinden haramlar listesiyle Kuran saydığı liste arasındaki farklılıkları da izah edersin değil mi?
29 Nisan 2009, 9:12 pmçözümleyici:
Selam
Yukarıda sözde Hadis-Kur’an çelişkilerine bazı örnekler verilmiş.Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki;hadislerin bazıları müteşabbihtir.Yani nitelliği bizce meçhul olan bazı kavram ve durumları akla daha iyi yakınlaştırılması için temsille anlatılmasıdır.Yalnız Hadislerde değil Ayetlerde bile müteşşabih anlatımlar vardır.Mesela;”Rahman arşa istiva etti.” “Allah Adem’i kendi eliyle yarattı.” vb ayet mealleri.Allah’a(c.c) yön ve şekil atfedilemeyeceğine göre burdaki “el”den kasıt kudret anlamındadır.
Şimdi biz kalkıp ta bu ayetler yön ve şekil belirttiğine göre haşa Allah’a şekil mi atfedeceğiz.Ya da bir hadis Allah’ı şekille anlattı diye onu inkar mı edeceğiz.Elbette ki hayır.
Fereç Bey müteşşabih hadislere dayanarak hadisçileri neredeyse mücessimelikle suçlamaktadır.Ehli Sünnet Mezhepleri ekseriyeti hadislere göre oluşturuldu diye nerdeyse bu suçlamayı mezheplere de yöneltmektedir.Böyle olmadığını yani İslam alimlerinden hiçbirinin Allah’a yön ve şekil isnat etmediğini öğrenmek isteyenler itikad bahsine bakabilirler
Salat ve Selam ile…
30 Nisan 2009, 4:13 pmçözümleyici:
Selam
ALLAH EL SIKIŞIR MI?
Soru:
Hadis: “Allah benimle görüştü ve el sıkıştı. Elini iki omuzum arasına koydu. öyle ki parmaklarının soğukluğunu iki göğsüm arasında hissettim.” Hanbel 5/243 Bu hadisi açıklar mısınız?
Cevap:
Muaz b. Cebel (ra) anlatıyor: Bir sabah Rasûlüllah (sav) sabah namazını kıldırmak için gelmedi (gecikti), neredeyse hepimiz güneşin doğmasına bakıyorduk (yani güneşin doğması çok yaklaşmıştı). Derken Rasûlüllah (sav) hızlıca çıkageldi ve namaza tesvib yaptı (yani namaz namaz, dedi). Namazı kıldırdı ve selam verince ‘saflarınızda olduğunuz gibi durun’ buyurdu, sonra bize karşı döndü ve şöyle dedi: ‘sabahleyin beni namazdan alıkoyan şeyi size anlatacağım: Gece kalktım ve gücümün yettiği kadar namaz kıldım ve namazda uyuklamışım, uyanınca bir baktım ki en güzel şekil içerisinde Rabbim Azze ve Celle ile birlikteyim, Rabbim şöyle buyurdu:
-“Ey Muhammed! Biliyor musun, mele-i a’l’â neyin tartışmasını yapıyorlar?”.
Ben de:
-“Bilmiyorum, Ey Rabbim” dedim.
Rabbim:
-“Ey Muhammed! Biliyor musun, mele-i a’l’â neyin tartışmasını yapıyorlar?” buyurdu.
Ben de:
-“Bilmiyorum, Ey Rabbim” dedim.
Bunun üzerine gördüm ki, el (keff)ini omuzlarım arasına koydu, parmaklarının serinliğini göğsümde hissettim. (Semadaki) her şey bana tecelli etti ve onların hepsini bildim.
Bunun üzerine Rabbim yine:
-“Ey Muhammed! Biliyor musun, mele-i a’l’â neyin tartışmasını yapıyorlar?” buyurdu.
-“Keffâretler hakkında” dedim.
-“Keffaretler nedir?” buyurdu.
Ben de:
“Cemaatle namaz kılmak için cemaate (camiye) gitmek ve namazdan sonra yine namaz kılmak için mescidde oturmak ve zor anlarda dahi abdest uzuvlarını tam olarak yıkamak.” dedim.
Rabbim:
-“Derecât nedir?” buyurdu.
Ben de:
-“Yemek yedirmek, yumuşak söz söylemek ve insanlara gece uyurken (teheccüd) namazı kılmak.” dedim.
Bunun üzerine:
-“İste” buyurdu.
Ben de:
-“Allah’ım! Senden iyilikleri (hayratı) işlemeyi, kötülükleri (münkeratı) terk etmeyi, miskinleri sevmeyi, beni bağışlamanı ve bana merhamet etmeni, bir kavimde bir fitne murad ettiğinde, ben fitneye düşmeden beni vefat ettirmeni istiyorum ve Senden Senin sevgini, Seni seveni sevmeyi ve Senin sevgine beni ulaştıracak amelin sevgisini istiyorum” dedim.
Bundan sonra Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu: “Bu haktır. Onları öğrenin ve öğretin.”. (Ahmed b. Hanbel, 5/343).
Bu hadiste mânâsı sorulan; hadisin, Hz. Peygamberin, “Allah’ın el (keff)ini omuzlarımn arasına koyduğunu gördüm ve öyle ki parmaklarının serinliğini göğsümde hissettim.” kısmının mânâsı ve buradaki “Allah’ın eli” ve “elin soğukluğu”nun hissedilmesi meselesidir. Bu ifadelerin yorumu yapılırken burada Allah’a “el” isnat edilmesi iki anlamda tevil edilmektedir:
a- Allah’ın kudreti ve Allah’ın takdiri;
b- Allah’ın nimeti, ikramı ve rahmeti.
“Allah’ın parmaklarının soğukluğu”ndan maksat da “Allah’ın ihsanın, ikram ve rahmetinin eserleri, tecellileri” olduğu şeklinde izah edilmektedir.
Hadisteki “omuz” ifadesinden de Hz. Peygamberin “kalb”i kastedilmektedir.
Buna göre hadisteki bu ifadelerin mânâsını: “Allah, bana rahmet ve inamiyle, lütfuyle ve keremiyle semavatta tecelli eden kudretinin ve takdirinin eserlerini, bütün mülkünü bana gösterdi, kalbim nurlardı, tabiri caiz ise gözüm ve gönlüm iyice açıldı, kainattaki mahlukat ile gözüm arasıdaki perdeler aralandı, ben de onların hepsini gördüm, bilmediklerimi öğrendim. Böylece Rabbimin kudretinin ve mülkünün büyüklüğünü ve bana olan nimetlerini, ihsanlarını, lütuflarını ve ikramlarını kalbinde hissettim”, şeklinde anlamak mümkümdür. (Bu konuda geniş bilgi için bakınız. İbnu Fûrek, Müşkilü’l-Hadis, 1985, s.77-85).
Yrd. Doç. Adem Dölek
30 Nisan 2009, 4:16 pmSorularla İslamiyet Editör.
çözümleyici:
Selam
ALLAH’IN BALDIRI OLUR MU?
SORU:
CEVAP:
Hadis: “Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.” Müslim İman 302, Buhari 97/24,10/29, Hanbel 3/1 Bu hadisi nasıl anlamak gerekir.
Bazı ayet ve hadislerde Allahın eli, Allahın İpi, Allahın Baldırı gibi ifadeler kullanılmaktadır. Bu tür ayetler mütaşabih ayetlerdir. Peygamber efendimizde bazı hadislerinde mütaşabih kelimeler kullanmıştır. Taki insanlar bu meseleri daha iyi anlasın. Nitekim başka bir hadisi şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyurmaktadır.
“Ebu Said (ra) anlatıyor. Resulullah (aleyhisselatu vesselam)’ı dinledim, [Baldırların açılacağı, kendilerinin sevdeye davet edileceği gün…(Kalem 42) mealindeki ayetle ilgili olarak> Şöyle diyordu: “Rabbimiz baldırını açar, her mümin erkek ve her mümin kadın O’na secde eder. Dünyada iken kendisine riya ve gösteriş olarak secde edenler geri kalırlar. Onlarda secde etmeye kalkarlar, ancak sırtları bükülmeyen yekpare bir tabakaya dönüşür (ve secde edemezler.)” [Buhari, Tefisr, Nun vel Kalem 2, Tefsir, Nisa 8, Tevhid 24; Müslim, İman 302. (183.>
Kalem suresinin 42. ayetinde “Keşfus - sak” tabiri geçmektedir. Lügat olarak baldırın açılması manasına gelir. Görüldüğü üzere ayeti kerimeden asıl maksat lügat maksadı değildir, belki bir mesaj söz konusudur. Hadis yukarıdaki rivayette baldır kelimesini “sakehu” şeklinde zamir olarak kaydeder. İbnu Hacer bir başka tarikde zamirsiz olarak “sake” şeklinde geldiğini ve bu şeklin -ayeti kerimeye uygunluk arzetmesi sebebiyle- daha doğru oldğunu söyler. Aksi takdirde yukarı ki tercümede aslına muvafık olarak kaydettiğimiz üzere Cenab-ı Hakka baldır izafe ederek, insana teşbih etmek gibi te’vili tekellüflü bir durum ortaya çıkacağını belirtir.
Öyle ise, “baldırı açmaktan” murad nedir? Alimler bunu, “bütün hakikatkerin çırıl çıplak ortaya çıkması (sebebiyle) hesap ve cezanın bütün şiddet ve dehşetiyle hüküm sürmesi” şeklinde anlamışlardır. Nitekim hadiste, Resulullah (aleyhisselatu vesselam) Cenab-ı Hakkın bütün gerçekleri ortaya koyarak hesap verme hadisesinin dehşetini yaşattığı hengamda, dünyada iken kulluğunu samimiyetle yapanlarla, riyakar hareket edenleri tefrik edip mü’minleri dehşetten kurtaracağını, riyakarları da sırtları eğilmez bir hale sokarak cürümlerini yüzlerine vurmak suretiyle, dehşetlerine dehşet katacağını belirtmektedir. Meseleyi tasvir eden ayeti karimenin tam meali şöyledir:
“(Hatırla ki o gün) baldır(lar)ın açılacağı, kendilerinin secdeye davet edileceği bir gündür. Fakat buna güç yetiremeyeceklerdir. evet secdeye davet edilecekler gözleri düşük, kendilerini bir zillet sarmış olarak. Halbuki onlar bu secdeye dünyada herşeyden salim ve sapasağlam iken davet ediliyorlardı. (Kalem 42-43)
Kynak: Kütüb-i Sitte, Prof. Dr. İbrahim Canan.
30 Nisan 2009, 4:22 pmSelam ve dua ile…
Sorularla İslamiyet Editör
çözümleyici:
Selam
Yukarıda anlatılan sözde çelişkilerin cevabı için lütfen bakınız:
30 Nisan 2009, 4:41 pmhttp://www.sorularlaislamiyet......mp;id=9763
Mustafa:
selam admin.. Mezhepler Kuran-ı Kerim ile asla çelişmezler. örnek vererek bildirin lütfen, yalnız verdiğiniz örneklerde yukarda yazılan uydurma die hitap edilen fakat izahı çok doğru hadisler gibi “uydurma” yakıştırması gibi olmasın. İnsanların kafalarını karıştırmayı bırakın artık.. saygılar..
3 Mayıs 2009, 12:35 pmBurak:
Admini ve bu hadisleri buraya insanların kafalarını karıştırmak için koyan ali aksoy u kınıyorum. Mezheplerle Kuran-ı Kerimin çeliştiğini söyleyen zihniyetten ne bekleyebiliriz. Daha tam bilgi edinmeden yorum yapmak doğru değildir. Mezhep imamları sizin kadar düşünememişler mazur görün. Bakın delinin biri geldi evin yanıo dedi diyelim, biz ilkönce ya bu deli sözüne güven olmaz deriz. ama arkasından farklı yerlerden üç beş tane deli gelipte aynı şeyleri söylediğinde kafamızda soru işareti oluşur. Acaba doğrumu söylüyo bu dedliler dersiniz. İşte bu konuyuda böyle anlayın. Bu zamana kadar gelen Hasan Basri den tutun Mevlanalar Yunus Emreler gibi daha nice zatlar farkı yerlerden araştırıp hep aynı noktaya parmak basmışlardır. Çelişki yoktur. Ayrıca söylediklerininde Kuran-ı Kerimle örtüştüğünüde görebilirsiniz. Saygılar sevgiler vesselam..
3 Mayıs 2009, 12:52 pmcemil batur:
Selam
Hadis: “Allah ahirette peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.”
Keşf-i sak ,
gerçeğin;
kaçınılmaz olarak
tüm şiddetiyle
dehşetiyle
açığa cıkması, kandini tanıtması,
kendini göstermesidir.
Keşf-i sak, arapların kullandığı bir deyimdir.Kıtlık seneleri için kullandıkları,
Kalem suresi 34 den 52 ye okununca görülücektirki, 42. ayette anılan keşf-i sak muhatabı, tüm insanlardır.
Gün kalkış, yevmid-din, hesap günüdür.
Keşf-i sak’ı açık edecek olan Allah’tır.
Herkes vaat olunana eriştirilecektir.
Hadisten ise Keşf-i sak’ın amacı, Allah’ın peygamberlere kimliğini kanıtlamak için yaptığı anlaşılmaktadır.
Peygamberimiz asla vahyin dışına çıkmıyacağına göre,
bu hadiste vahye ters düştüğüne göre Peygambere ait değildir. Selam onun üzerine olsun.
Esenlik dileklerimle
4 Mayıs 2009, 3:10 ammustafa:
cemil batur:
Selam Mustafa,
Bilmiyorum sen şu yurtdışından ileti gönderen misin.
Sende bir Ali Aksoy takıntısı var.
El insaf be kardeşim
sayfaya baktım da
Ali Aksoy’a ait bir tek kelime yok.
ne kadar kolay dimi iftira
Fatır 43, Ahzap 62,
Allah’ın sünnetinden bahseder.
sen bu ayetleri öncesi ve sonrasıyla bi oku
birde Allahu Teala
“benden bir söz hasıl oldu. o söz yerine gelsin diye”
olarak anılan ayeti var
onuda oku
Allah’ın sünneti kaçınılmazdır
diye sana cevap gelmiyor
lakin tebliğ net
sakın şaşırma.
mezheplere taş atılmış mış
Allah’ın resulu’nun ve
halife-i raşidinun mezhebleri
neydi sence
Hadislerle kafalar karışsın
ruhbanlar mama yesin
Tevbe 34-35
tanırmısın sen ruhbanları
zannetmem
yoksa sende diyanetten
mamalananlardan mısın.
Resuller ne diyordu
muhataplarına :
sizden bir ücret istemiyoruz
bizim ücretimiz (ecrimiz)
Allah katındadır.
Şaka şaka
Selametle
28 Nisan 2009, 4:27 am
selam cemil batur.yurtdisindan yazan mustafa benim yani sayfanin en ustunde de canterin hemen altinda yazmis olan.mail adreslerinden hangi yazinin kime ait oldugu anlasilir bunun icin ismi ayni olan fakat farkli kisilere( yurtdisindan ileti gonderenmisin )gibi ileti gondereni kucumser hava icerisinde olman komik olmus.ikincisi benim ali aksoya takintim yok burasi onun sitesi ve ben sadece ona cevap veriyordum artik yazmiyorumda.ucuncusu ali aksoy yazicak bise bulamamismiki siz onun avukatligini ustleniyorusunuz?dorduncusu itham oldugu icin yazdim yoksa epeydir ileti felan gondermiyorum .mustafa isimli her yazida bana atifta bulunmayin zira sizinde bende takintiniz olmus sanarim))))).siz sadece soru soran arkadaslara cevap verin kim nerden yazmis bunun bi onemi yok sanirim.bana her firsatta zandan kacinin diyen ali aksoy kardesim sizede zandan kacinmaniz gerektigini yazmistir umarim.gittiginiz yolda basarilar dilerim sayin cemil batur
4 Mayıs 2009, 3:15 pmcemil batur:
Selam Mustafa,
Bu sitede
sen ne kadar katılımcıysan
ben de o kadar katılımcıyım
sen ne kadar benim e-mailimi görüyorsan
ben de o kadar senin e-mailini görüyorum.
Ali Aksoy’u sen ne kadar tanıyorsan
bende o kadar tanıyorum.(fikirler hariç)
Ali Aksoy Kurandaki Din sitesinden
bir yazıyı almış, bu sayfaya asmış
okuyucular okusun, katılımcılar
yazı üstüne fikir beyan etsinler/ederlerse diye
Yazıya kendisi hiç bir yorum koymamış
hiç bir katılımcıya cevap vermemiş
yani tek bir kelimesi yok bu sayfada
durum böyleyken yazıştığımız konuyla
ilişkili katılımcılar,sen de dahil
sanki bütün bunları o yapmış gibi
hücum Ali Aksoy= admine
el insaf değil mi yani,
hani müslümanız ya.
hele sahiplendiğin ileti
cesur ol ha. sonra?
Zandan kaçının mı demiştin.
Allah’ın yaradışındaki incelikleri
farkettikçe
hiç bir yaradılmışı
küçümsemem mümkün değil.
Adminin avukatlığına benim ilmim yetmez.
Sonuçta yazışa yazışa anlaşmaya çalışıyoruz.
Esenlik dileklerimle.
7 Mayıs 2009, 2:34 ammustafa:
cemil batur kardes sadece guluyorum yorumuna.ali aksoy benim nerde ne yazdigimi neden ona yazdigimi biliyo ve cevapta vermemis dolayisiyla birak o yazsin hatta artik yazmasinada gerek yok.ikincisi bana su yurtdisindan ileti gonderenmisin diye kurdugun cumleni nasil anlamam gerektigini bi anlat sana zahmet.sonra kucumsuyormusun kucumsemiyormusun birak ben anlayayim.aslinda bununda onemi yok yani kucumsemissin veya kucumsememissin ama ne kadar durust oldugunu anlarim.hatta bunada gerek yok.istersen aciklama cunku konuyu asla kucumseme yoktura getiriceksin o halde sana bedenin dili,sozlerin anlamlari ve kullanilis bicimleri,dilin dogru kullanimi tarzinda kitaplar tavsiye ederim.once okuki sonra yazdiklarindan bise anlayasin.ha yazilarimda duzgun karekter kullanamiyor veya imla kurallarina riayet edemiyorum.sebebpleri bir vindovs bilmedigim bir dilde, iki bilgisayardan pek anlamiyorum uc sebebini bilmiyorum ama bu konuda usengecim.o yuzden kusura bakma.
14 Mayıs 2009, 1:42 pmmustafa:
sunu unuttum eger bilmiyorsan o halde zan yapma bende bunu demek istedim.sorarsin admine oda sana ayni kisilermi degillermi soyler ona gore yazarsin mesela veya daha yakisikli bir cumle ile hicivlersin ama boyle seviyeni belli edicek bir cumle kurmazsin en azindan dimi?
14 Mayıs 2009, 1:46 pmadmin:
Selam;
admin=ali aksoy
Esenlikle…
14 Mayıs 2009, 6:36 pmcemil batur:
Sn. Ali Aksoy
16 Mayıs 2009, 2:33 amMadem işi
özünde
kitledin
peki..
Esenlikle kal.
cemil batur:
Sn. Ali Aksoy
18 Mayıs 2009, 3:40 amPardon
iletini yanlış değerlendirmişim.
Selam
cemil batur:
Mustafa
başka bir sayfada
bir dilek ve temenninin
hatrına
iletimin sana olmasını
istemezdim.
bu yüzden yurtdışı ifadesi
kullandım.
lakin son
iletinde haddi
aşmışsın
öyle uzaklardan;
karşı karşıya
gelindiğinde,
insanların yüzlerine
karşı söyleyemeyeceğin
kelimelerle iletilerini
kirletme istersen…
ama
18 Mayıs 2009, 5:37 amseviye budur
diyorsan…
mustafa:
selam cemil batur.yuzyuze geldigimizde soyleyemeyecegim ne soylemisim merak ettim?iletilerin temiz veya kirli olduguna lutfen siz karar vermeyin.yazmak istersem cok uzar ama gerek yok sizinle veya bi baskasiyla polemige girmek hevesinde degilim.allah yolunuzu izinizi acik etsin.artik ne yazarsaniz yazin ben yazmiyicam kolay gelsin.
25 Mayıs 2009, 6:49 pmmustafa:
hep unutuyorum sonradan yaziyorum benim haddimin ne olduguna sinirlarimin ne olduguna sizmi karar vericeksiniz?
25 Mayıs 2009, 6:52 pmcemil batur:
Mustafa,
26 Mayıs 2009, 2:32 amBende sana
Selam
diyorum.