Kabir azabı var mıdır ?

Bu yazı Kuran İslamı sitesinden alıntıdır.

Müslüman Ahiret Anlayışları Hakkında Kısa Bir Tenkit Yazısı
-Kabir Azabı Üzerine-

İktibas Dergisi, Mehmet Yaşar Soyalan Sayı: 147-148, Mart/Nisan 1991.

Ahiret hakkındaki bilgilerimizin kaynağı nedir? Ahiret inancımızı kim/ kimler belirlemektedir? Bu düşünce ve anlayışların kaynağını veya doğruluğunu araştırdık mı? Veya bu konuyu düşündük mü hiç? “Büyüklerimiz halletmiştir” mi diyoruz? Onların “halletmesi” ve bizim ona uymamız bizi sorumluluktan kurtaracak mıdır?


Bu soruları sorup, cevaplarını araştırmamız, en azından kendi yerimizi tesbit etmek açısından önemidir. Doğru veya yanlış ondan sonrasını belli ilkeler üzerine oturtarak götürmek daha tutarlı olacaktır. Tabii ideal ve doğru olanı, kişinin bu sorulardan sonra inancını ve yaşayışını Kur’ân’a göre yönlendirmesidir.


Kabir Azabı Meselesi


Kabir azabı, veya kabir hayatı herşeyden önce gaybi bir konudur. Gerçek anlamda böyle birşeyin olup olmadığını ancak Rabbımız bilir. Allah-u Tealâ Kur’ân’da sık sık müslümanları gaybe iman edenler olarak tanımlar. Bu hiçbir zaman, müslümanlar gelecekte veya ahirette olacağı iddia edilen her habere inanırlar anlamına alınmamalıdır.


Kur’ân’ı incelediğimiz zaman, gaybe imandan kasdın, Kur’ân’ın bizden inanmamızı istediği gayb haberleridir. Başka bir deyişle inanmamız gereken gayb; Kur’ân’da anlatılan gayb’tır.


Bu nedenle kabir azabı konusuna da bu açıdan bakmak gerekir. Çünkü bu konu; söylenen sözler dışında müşahade edilmiş değildir.


Sadece kabir azabı olduğunu söyleyen sözler vardır. Bunların, bir kısmı hemen hemen müslümanlarla ilgili her konuda olduğu gibi Peygamber’e ait olduğu iddia edilen sözlerdir. Yine her zaman yapıldığı gibi Kur’ân’dan destek aranmış, kendilerince bu destekler bulunmuştur da.


Biz önce kabir azabından ne kastedildiğini anlatmaya çalışalım:


İnsanlar ölür ölmez kabir diye bir çukura konuyorlar. Hemen sonra munker-nekir melekleri geliyor, soru sormaya başlıyor: Rabbın kim? Dinin ne? Peygamberin kim? gibi sorular… Müslümanlar bu sorulara: Rabbım Allah, dinim İslam, Peygamberim Hz. Muhammed diye cevap veriyor. Kafirler ise.- Hah, hah anlamadım diyorlar. (Fıkhul Ekber, Aliyyul Kari Şerhi).

“Kabir, mü’minler için cennet bahçelerinden bir bahçe, kafirler için ise cehennem çukurlarından bir çukurdur.”


Kabirde kime soru sorulacağı konusu da tartışılagelmiştir. Bu konuda Hanefiler arasında bile ittifak yoktur. Bir kısmı, müslümanların çocuklarının da sorguya çekileceğini söylerken bir kısmı, Peygamberler, çocuklar ve şehitlerin sorgudan muaf tutulacağını söylemişlerdir.


“Kılıçlarının parıltısı onlar için şahid olarak yeter” hadisinin bu sözlerinin delili olduğunu iddia etmişlerdir. (Kitabın mütercimi Y.V.Yavuz bu hadisin kaynağını bulamadım diyor.)

Müslüman çocukların kabirde sorgulanmasına rağmen cennete gireceği, kafir çocuklarının ise durumunun daha karışık ve müslüman çocuklarından farklı olarak “cennet ehline hizmetçi olacaklarına hükmedilmiştir.” denilmektedir.


Kabirlerde azabın nasıl olacağı da tartışılmaktadır. Cesede mi yapılacaktır. Ruha mı yapılacaktır, yoksa hem ruha hem de cana mı yapılacaktır? Bu durumda kabirde ruhların cesede dönmesi konusu gündeme gelmektedir. Tabii ki bu da tartışılmıştır. Kabirde ruhlar cesedin tümüne mi, yahut bir kısmına mı, topluca yahut ayrı ayrı olarak mı iade edilecektir? Kabirde soru sorulma işi ruhların bedene iade olunmasından sonra olduğu iddia edilmiştir. (Bizimruh konusundaki anlayışımız daha farklı. Üstelik bu yazı içerisinde tartışma imkanımız da yok. Ayrı bir yazı konusudur.)


Ehli sünnet azabın hem bedene hem ruha olduğu, bunun da ruhların bedene dönmesiyle olacağı inancındadırlar.


Kabir azabı konusu Ehli sünnete göre iman edilmesi vacip olan konulardan biridir, ilmihal kitaplarında olsun, akaid kitaplarında olsun konu hep bu şekilde ortaya konmuştur.

“Ahirete ait bazı ahvali bilip bunlara iman etmek vaciptir, inanılması icap eden hallerden bir kısmı şunlardır: 1) Cennet-cehennem haktır, ve el’an yaratılmış varlıklardır. 2) Kabirde kafirlerin ve bazı günahkar müslümanların azab çekmesi, salih mü’minlerin nimete ve rahata kavuşması haktır.” (İslam Fıkhı ve Hukuku. A. Fikri Yavuz)


“Deriz ki vuku bulması aklen mümkün olan birşey hakkında nas varid olunca onu kabul etmek ve ona inanmak gereklidir. Bunlardan birisi de ölümden sonraki (Münker ve Nekir meleklerinin kabirde soru soracakları) kabir azabıdır. Bunlar ehli sünnete göre haktır. Vuku bulacaktır. Mu’tezile ise muhalefet etmiştir.


Kabirde sual ve azab ruhun cesede iade edilmesiyle mümkündür. Gazali dahil ehli sünnet alimleri bu görüştedir.” (Maturidiye Akaid, N.Es Sabuni, İslam Dini İlmihali, Prof. M.Aydın)

Konu bir kısım Ehli Sünnet uleması tarafından çok ilginç boyutlara kadar vardırılmıştır.

Örneğin, Konevî: “Ölü asi ise kabir azabı vardır. Ancak Cuma günü ve Cuma gecesi azab ondan kaldırılır ve bir daha kıyamete kadar azab iade edilmez. Eğer bir mü’min Cuma gecesi öldüğü takdirde eğer asi ise bir an kabir azabı ve kabir sıkıştırması olur. Sonra kıyamete kadar bir daha azab edilmez.” (Fıkhul-Ekber Aliyyul Kari Şerhi)


Kabirde bir hayatın, dolayısıyla azab ve mükafatın bulunduğunu iddia edenlerin görüşlerini aktardıktan sonra bu görüşlerine kaynak gösterdikleri hadis ve ayetlere geçelim…

Kabir Azapçılarının Delilleri


A) Hadisler:


1- Peygamberimiz mezarlıktan geçerken:
“Kardeşiniz için Allah’tan mağfiret dileyiniz. Çünkü o şu anda sorguya çekilmektedir” demiştir. (Sünen-i Ebu Davut)


2-
“İdrardan sakınınız, zira kabir azabının çoğu ondandır.” (Camiussağir)

3- “Şüphesiz kabrin sıkıştırılması vardır. Kabrin sıkıştırılmasından kimse kurtulamaz. Kurtulacak olsaydı, ölümünden dolayı arşın titrediği Said b. Muaz kurtulurdu.” (Fıkhul-Ekber Aliyyul Kari Şerhi, Kaynağı bulunamamıştır.)


4-
Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur.” (Tirmizi)

5- Şüphesiz kabir ahiret konaklarının ilkidir. Eğer ölü bu konaktan kurtulursa ondan sonrası daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa sonrası daha zordur. (A.i. Hanbelin Müsnedi)

6- Hz. Peygamber Hz. Aişe’ye sordu: “Kabirde halin nedir.” Kendisi cevap verdi: Ya Hümeyra şüphesiz kabrin mü’mini sıkıştırması, ananın çocuğunun ayağını sıkması gibidir. Münker-Nekir meleklerinin soru sorması da; göz kamaştığı zaman ona sürme çekmek gibidir.” (Fıkhu-l Ekber, Aliyyul Kari Şerhi, Kaynağı bulunamamıştır.)


7- Hz. Peygamber, Hz. Ömer’e: “Kabirde halin nicedir?” demiş. Hz.Ömer de- “Aklım başımda mı olacak ?’ demiş. Resulullah ‘Evet’ demiş. Hz. Ömer de ‘O taktirde hiç aldırmam’ cevabını vermiş (Fıkhul Ekber, Aliyyul Kari Şerhi, Kaynağı bulunamamıştır.)

B) Ayetler:


1-
O sabah akşam ateşe sunulur. Kıyamet koptuğu gün de “Fir’avn ailesini azabın en çetinine sokun denilir.” (40/46)


2-
Hatalarından dolayı boğuldular. Ateşe sokuldular. Kendilerine Allah’tan başka yardımcılar da bulamadılar.” (71/25}


3-
“Allah inananları dünya hayatında da ahirette de sağlam sözle tesbit eder. Allah zalimleri de saptırır. Ve Allah dilediğini yapar. “(14 727)


4-
“Ona cennete gir denilince ne olurdu dedi kavmim bilseydi. Rabbımın bana bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını. “ (36/27)


5-
“Sonra onu öldürdü kabre koydu.” (80/2 1 )


6-
“Belki dönerler diye, mutlaka onlara o büyük azabtan ayrı olarak yakın azabı da taddıracağız. “ (32/ 21) (Ayrıca Bakınız: 3/169, 20/124, 6/98, 9/84)

İddia ve Delillerin Değerlendirilmesi:


l- Genel Değerlendirme:

1) Şu ana kadarki yazdıklarımızdan da anlaşıldığı gibi kabirde bir hayat olduğunu savunanlar; konunun nasıllığı ve niceliği konusunda bir fikir birliğine sahip değillerdir.


2) Kendi iddiaları arasında çelişkiler vardır.


3) Hatta bu iddiaların bir çoğu dinin genel ilkeleriyle de çelişmektedir.


a. Azabın hem ruhlara hem cesetlere olacağı ve kabirde ruhların cesetlere döneceği iddiası bunlardan biridir. Ruhların cesetlere dönmesi demek ölünün dirilmesi demektir. Kur’ân-ı Kerim, dirilmenin kıyametten sonra olacağını açıkça ifade etmiştir.


b. Kafir çocuklarının cennet ehline hizmetçi kabul edilmesi de bu çelişkilerden biridir. Kafir çocuklarıyla, mü’min çocuklarının sorumluluk açısından ne gibi farkları vardır. Kafir bir anne babadan olmak çocukların cezalandırılması veya ikinci sınıf bir statüye tabi kılınmasını haklı kılar mı?


c. Yine kabirde sorgulanma hadisesi de bizce Kur’ân’la çelişmekledir, Çünkü hesapların kıyametten sonra sorulacağı konusunda çok sayıda ayet vardır. Ahirete hesap günü denmesi de bundandır.


Azabın nasıl olacağı , ruhların cesetlere nasıl ve ne kadar iade edileceği konusundaki tartışmaları okuyunca, bunların üstüne, ünlü ulemaların konuyla ilgili olarak Cuma ile ilgili iddiaları da eklenince bu insanların mantıklarını daha iyi kavrayabiliyoruz.


Bu mantığın ne tür hadislerin arkasına sığındığını, Kur’ân ayetlerini, siyak-sibaka ters olarak nasıl kullandıklarını anlayabiliyoruz.


Zaten önemli olan da bu zihniyetin mantığını kavramaktır. Kafir çocuklarını hizmetçi, mü’min çocuklarını efendi kılan zihniyetin ne kadar Resulullah’ın yolundan gittiğini, ne kadar Kur’ân’ı anladığını daha net görebiliyoruz.


Bu zihniyetin mantığını keşfettikten sonra ayetlere ve hadislere yaklaşım biçimlerini kavrayabiliyoruz. Bu mantık Kur’ân’a göre yönlendirilmiş, Kur’ân’a teslim olmuş, Kur’ân’ın şekillendirdiği bir mantık değildir.


2) Hadislerin Değerlendirilmesi:


Bu sözlerin ne kadarı Resulullah’a aittir bilemiyoruz. Belki bir çoğu uydurmadır, belki bir kısmının başından çıkarılmış sonuna eklenmiştir veya tersi olmuştur, bilemiyoruz.


Daha önceki yazılarımızı takibedenler bilir, biz Resulullah’ın kendisine Kur’ân’da bildirilenler hariç gaybı bilmediği inancındayız.


Bu nedenle Resulullah’a atfedilen bu sözlerin ona ait olmadığı kanaatini taşıyoruz.


Hadislerin içeriğini azıcık irdeleyenler, aşırı abartıları hemen farkedeceklerdir.

Örneğin “idrar” hadisi… yani Kabir azabının çoğunun idrardan olduğu iddiası. Akıl sahipleri konunun, dinin özünü oluşturan Tevhid-Şirk mücadelesinden nasıl uzaklaştırıldığını, dinin asıl amacından nasıl kaydırıldığını göreceklerdir. Oysa ceza ve mükafatı belirleyen asıl öğe tevhid ve şirktir.

3) Ayetlerin Değerlendirilmesi:


Daha önce de dediğimiz gibi hangi mantığın bu ayetleri iddialarına delil olarak getirdiğini bilmek çok önemlidir.


Ayetleri siyak-sibak içerisinde, konu ve Kur’ân bütünlüğüne göre değerlendirmemek verilmek istenen mesajı amacından saptırır.

Üstelik Kur’ân’ın kendine özgü üslubunu yok saymak, Kur’ân’ın mesajını muhatabına anlatmakta kullandığı ifade biçimlerini ve teknikleri görmezlikten gelmek veya bundan habersiz olarak konuya yaklaşmak tehlikenin boyutlarını göstermek için yeterlidir.


Biz, kabir azabına veya kabirde bir hayat olduğuna dair delil olarak ileri sürülen ayetlerin konuyla ilgisi olmadığı kanaatindeyiz.


Kur’an’dan bilgisi olan insanlar bunu hemen farkedeceklerdir. Az sonra örneklerini vereceğimiz gibi dolaylı olarak ilgi kurulmaya çalışmanın faydasız bir zorlama olduğuna inanıyoruz
.
Örneğin; aşağıdaki ayetler bunun ilginç örnekleridir:


Nuh Suresinin 25. ayetinde geçen “fe-udhilu” kelimesindeki “fa”nın takibiyye olduğu bu nedenle “boğulur boğulmaz ateşe sokulmuşlardır” anlamını verdiği, bu da gösteriyor ki kıyametten evvel Nuh’un kavmi ateşe sokulmuşlardır denilmektedir.


Oysa sûre bir bütün olarak ele alındığında, iddia edildiği gibi kıyametten önceki bir ateşe sokulmayı değil, onların boğulmaları ile kıyametten sonraki ateşe sokulmaları arasında bir hayatın olmadığını anlatır.


Boğulan insanlar için ateşe atılmak o kadar yakın ki… Arada herhangi bir zaman dilimi de yok.


Boğuldular ve hemen cehennem ateşine girecekler. Dirilme ile ilgili ayetlere baktığımızda ne kadar uyum içerisinde olduğunu görürüz. Burada bir de muhataplara bir mesaj vardır. Ateş.. İşte bu kadar hakikattir. Ve mutlaka gelecektir. Ölen için hayat kıyamete kadar bitmiştir. Ölen için kıyamet hemen kopacaktır. Ve tabii hemen ateşe gireceklerdir.


İbrahim Suresinin 27. ayetinde geçen “ahiret” kelimesinden muradın kabir hayatı olduğu iddiası ise laf olsun diye söylenen bir sözden öte bir anlam taşımamaktadır. Çünkü herhangi bir mesnedi olmadığı gibi Kur’ân gerçeğine de terstir. Çünkü Kur’ân’a göre dünya hayatının devamı ahiret hayatıdır.


Yasin Suresinin 27. ayetinde kabir hayatıyla ilgili herhangi bir ifade yoktur. Elçilerden birinin temennisisinin 46. ayetidir. Konuya 43. ayetten itibaren okuyarak girelim.
Mü’min kişi Fir’avn ailesine konuşuyor:


“Sizin beni çağırdığınız şeye kesinlikle ne dünyada ne de ahirette davet olunmaz. Bizim dönüşümüz Allah ‘adır. Müsrifler, işte onlar ateş halkıdır. Benim size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a bırakıyorum. Şüphesiz Allah kulları görür.”


“Allah onu, onların kurdukları tuzaklardan korudu. Ve Fir’avn ailesini azabın en kötüsü kuşattı. Ateş..Sabah akşam ona arzolunurlar. Kıyamet çattığı gün Firavn azabın en ağırına sokun.


“Ateşin içinde birbiriyle tartışırlarken zayıf olanlar, müstekbirlere dediler ki, biz size uymuştuk, şimdi siz şu ateşin küçük bir parçasını savabilir misiniz? Müstekbirler de dediler ki: Hepimiz onun içindeyiz. Allah kullar arasında hüküm verdi.
(40 / 43 - 48 )


Şimdi ayetler bir bütün olarak ele alındığında, 46. ayet kabir azabına nasıl delil olarak getirilebilir. Biz ayetleri biraz daha etraflıca tetkik edelim;


1- 43. Ayette; müsriflerin ateş halkından oldukları anlatılıyor. Burada müsrif olarak adlandırılanlar Fir’avn ve adamları da dahil olmak üzere tünraşırı gidenlerdir. Ateş halkından (Ashabunnâr) kasıt ise cehennem ehlidir. Müsriflerin cehennem, yani ateş halkı olduğu anlatılıyor. Kur’ân’da “Ashabunnar” deyimi yalnızca cehennemle ilgili olarak kullanılmaktadır. (2/ 39,81,217,257,275,_3/116, 5/29)


2- 44. Ayette “söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız” ifadesinin “yakında görecekler”, “yakında bilecekler” türünden benzer ifadeleri de kullanılmaktadır. Bu ifadelerin hepsinin anlattığı şey ahiretteki hesaplaşmadır. Kafirlerin sonu ise zaten dünyadayken bellidir. Kur’ân’da bunun birçok örneği var. (Bkz.: Tekasür Sûresi)

3- 45. Ayette “yakında hatırlayacaksınız” ifadesi Kuran’ın kendine özgü üslubuyla dile getirilmektedir.

“Ona cennete gir denilince keşke dedi, kavmim bilseydi. Rabbınıın beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını. ”


Elçinin bunu cennete girerken söylemesi ayetin sağa sola çekilmesine zaten imkan vermemektedir. Dedik ya.. Mantık çok önemli.. Hangi mantık bu ayetleri kullanıyor?

Kabir azabçılannın üzerinde düşünmeye değer tek delilleri,-ki buna sıkı sıkıya sarılıyorlar- Mii’min Surenin cevabını buluyoruz. Evet, Allah onu korudu ve Fir’avn ailesini kötü azab (suel azab) kuşattı. Kur’ân’da “suel azab”tan kasıt ta yine cehennem azabıdır. (Bkz: 6/157, 27/5, 39/24,47)


Aslında suel azab’ın cehennem azabı olduğunu anlamak için, hemen-arkadan gelen ayeti okumak da yeterlidir.


Ayet numaralarını gözönünde bulundurmadan 45 ve 46. ayetleri birlikte okuduğunuzda Fir’avn ailesini kuşatan kötü azabın ateş olduğu ve sabah-akşam ona girecekleri (arzolunacakları) anlatılıyor. “Ennar” (ateş) kelimesi Kur’ân’da hep cehennem veya cehennemdeki ateş anlamında kullanılmıştır. (Bkz: 2/24, 3/131, 4/56, 7/38-41, 9/35 gibi.)


4- Bazı meal ve tefsirlerde “yuridune” kelimesi; “gösterilir”, “sunulur” şeklinde tercüme edilmiş. Kelimede herne kadar gösterilme, sunulma anlamı varsa da, bu ve benzeri kullanımların da yaslanmak, girmek anlamı ön plandadır. Gösterilerek cehenneme girmeleri de ifade edilmiş olabilir. Şimdi konu ile ilgili ayetleri görelim. “Yuridune” kelimesinin hangi anlamda kullanıldığına bakalım.


Şûra Sure’si’nin 45. ayetinde ibare aynen, Mü’min 46. ayetteki gibidir: “Yuridune aleyhe”, aşağıda görüleceği gibi açıkça cehenneme atılmaları anlatılmaktadır.

“Yine onları görürsün; aşağılıktan başlarını öne eğmiş vaziyette arzolunurlarken, göz ucuyla, gizli gizli bakarlar, inananlar da işte işte hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. Bakın, gerçekten zalimler sürekli bir azab içindedir derler. “

Şimdi benzer ayetlere göz atalım:

Kafirler ateşe arzolunacakları (girecekleri) gün.- Bu gerçek değil miymiş? ‘Rabbımız hakkı için, ‘evet’ derler, öyleyse inkar etmenizden dolayı azabı tadın.” (46/34)


“Kafirler ateşe arzulanacakları (girecekleri) gün: Dünya hayatında bütün güzel şeylerinizi zayi ettiniz, yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan ötürü bugün alçaltıcı bir azab ile cezalandınlacaksınız.” (46/20}


Ayetlerden de açıkça görüldüğü gibi burada ateşin insanlara, (Mü’min: 46 ile ilgili olarak da Fir’avn ailesine) gösterilmesinden değil, insanların o ateşin içine girmesinden söz edilmektedir.

5- Oysa kabirde cehennem ateşinde yanmak diye birşey söz konusu değildir. Üstelik kabirde azab olduğunu iddia edenlerin de böyle bir görüşü yoktur. Dolayısıyla buradaki ateşe sunulma kabir azabı ile değil, kıyametten sonraki cehennem azabı ile ilgilidir.

6- 46. Ayette “sabah-akşam” diye tercüme edilen “Ğuduvven-aşiyyen” kelimeleri Arapçada bir deyimdir. Ve sürekliliği, sonsuzluğu anlatır. (Zemahşeri’nin Keşşafında konuyla ilgili çok malzeme vardır. Hatta bu ayetin nasıl anlaşılması gerektiğiyle ilgili de ilginç yorumlar da mevcuttur.) Benzer ifadeler Kur’ân’ın değişik surelerinde kullanılmaktadır. Örneğin Hud Suresi’nin 107 ve 108. ayetlerinde: Kafirlerin gökler ve yer durdukça cehennemde, mü’minlerin de gökler ve yer durdukça cennette kalacaklarından söz edilmektedir. Yani cennette ve cehennemde bizim bildiğimiz gökler ve dağlar mı vardır ki böyle deniyor, bilemiyoruz. Üstelik kıyamet günü her şeyin parça parça olacağı anlatılmıyor mu? Oysa bu ayetlerde insanların nazarında göklerin ve yerin büyüklüğüne, yüceliğine, sağlamlığına, sonsuzluğuna dikkat çekilerek bir benzetme yapılıyor. İnsanın cennette ve cehennemde sonsuza değin kalacağı vurgulanıyor.


Konu bu anlatımla pekiştiriliyor “sabah-akşam” kelimesi de böyle, azabın sürekliliğini ve sonsuzluğunu anlatıyor,


İşte bu ayette “ğuduvven-aşiyen” kelimelerinin geçmesi de buradaki azabın kıyametten sonraki cehennem azabı.olduğunu anlatıyor. Çünkü iddia edilen kabir azabı sürekli değildir. Ayrıca (78/23) de cehennemde çağlar boyu (yani ebe-diyyen) kalınacağı anlatılıyor.

7- 46. Ayetin devamında “saat çattığı gün, Fir’avn ailesini azabın en çetinine sokun” cümlesi önceki anlatılanları pekiştirmek ve destekleme içindir. Anlatılanların “saat’ten sonra meydana geleceğini vurgulamak içindir.


Kur’ân’ın bir çok yerinde benzer anlatımlar vardır.


Biz sadece ahiretle ilgili olanlardan örnekler vereceğiz. .


” Ve her ümmetin âyetlerimizi yalan sayanlarından bir cemaati toplayacağımız gün, artık onlar bir arada tutulup (hesap yerine) sevkedilirler.Geldikleri zaman der: Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yaptınız ? Zulmetmeleri yüzünden o söz başlarına gelmiştir.

Artık konuşmazlar. Görmediler mi biz geceyi içinde istirahat etmeleri için yarattık. Gündüzü de aydınlık yaptık. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ayetler vardır. Sur’a üflendiği gün göklerde ve yerde bulunanlar-hep korku içinde kalır. Meğer Rabbın dileye. Hepsi boyun bükerek onage/ir/er…”(27/83-90)

“Siz ve Allah’tan başka taptıklarınız cehennemin odunusunuz. Siz oraya gireceksiniz. Eğer onlar tanrı olsalardı oraya girmezlerdi. Oysa hepsi orada ebedi kalacaklardır. Onlar için bir inleme ve soluma vardır. Ama bizden kendilerine güzellik geçmiş olanlar işte onlar ondan uzaklaştırılmışlardır. Onun uğultusunu duymazlar. Ve canlarının çektiği içinde ebedi kalırlar. O en büyük korku onları asla tasalandırmaz. Melekler onları; ’size söz verilen gün işte bugündür’ diyerek karşılarlar. O gün göğü kitap gibi düreriz. İlk yaratmaya nasıl başladıksa onu yine öyle çeviririz, üzerimize söz bunu mutlaka yapacağız.” (21798-104) Ayrıca 237 99-110 ayetlerine bakınız.


Şimdi bu ayetlerde de önce cehennem azabından, cennet nimetlerinden söz ediyor, daha sonra kıyametin kopmasına geçiliyor.


Şimdi bu ayetleri bir bütünlük içinde, siyak-sibakına uygun olarak, Kur’ân’ın ilkelerini ve üslubunu göz önünde bulundurmadan, cennet nimetlerinin ve cehennem azabının kıyametten önce olduğunu mu söyleyeceğiz?


Ayrıca Kehf Suresi’nin 52-53, ayetlerinde suçluların ateşi görmelerinin ahirette (kıyametten sonra) olacağı anlatılıyor.


Allah-u Tealâ Kur’ân’ı parça parça edenlere (15/91) lanet ediyor. Aynı şekilde Rabbımız Kur’ân’ı terkedenlere (25/30) de lanet ediyor. Onları korkunç azabla korkutuyor. O halde gelin inancımızı ve yaşantımızı Kur’ân’a göre yönlendirelim.

Kabirde Hayat Olmadığını Gösteren Ayetler


Kur’ân-ı Kerim’deki dirilişle ilgili ayetlere baktığımızda, kabirlerde herhangi bir hayat izinden bahsedilmiyor.


Kabirde, yıllarca kalan insanların, herhangi bir ceza ve mükafata çarptırıldıklarının da izine rastlanmıyor. Aksine insanlar şaşkın şaşkın bakıyorlar. Mükafat ve cezaya hiç de hazırlıklı değiller. Mezarlarda ne kadar kaldıklarından haberleri yok.


Eğer orada bir acı ve nimet tatsalar onları hatırlamaları gerekmez mi?


Öldükten hemen sonra dirildiklerini sanıyorlar. Üstelik insanlar ne durumda olduklarını ancak yeniden dirildikten sonra anlıyorlar.


İnfitar Suresi’nin 4 ve 5. ayetleri çok açık:


“Kabirlerin içi dışına getirildiği zaman, her can ne öne sürdüğünü ne geri bıraktığını bilir.” (82/4-5}

Ayrıca kitaplarını (amel defterlerini) alan insanların şaşkınlıklarına ne demeli. (69/25)

O zaman insan kaçacak yer arar. (70/10)


Eğer iddia edildiği gibi kabirden kolay geçenin hayatı kolaylaşacak, zor geçenin hayatı daha da zorlayacak olsaydı, insan niye böyle telaş etsindi ki?

Zaten sonunu biliyor. Boynunu büker otururdu. Kendisine durum açıklandıktan sonra, nasıl sonuca teslim olduysa, kabirdeki durumunu bildiği için de herhangi bir telaşa gerek kalmazdı.

Üstelik, sorgu madem kabirde yapıldı, herkesin ne olduğu ortaya çıktı, mahşerde yeniden sorgulamanın ne anlamı kalırdıki?


Biz şahsen, insanların sorgulamalarının ve ebedi hayatın kıyametten sonra başladığı kanaatindeyiz. Gayb olan bir konuda> daha fazla tartışmaya girmek istemiyoruz. Biz Rabbımızın, Kur’ân’da bildirdiği gerek gaybi olsun gerekse görünürdeki bütün anlattıklarına iman ediyoruz. Çünkü gaybı bilen yalnızca Allah’tır. Şimdi konu ile ilgili ayetlere geçelim:

“Sura üflendi, işte onlar Bahirlerden rablerine koşuyorlar. Dediler; Vah bize yattığımız yerden kim kaldırdı, İşte Rahmanın va’dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş.” (36/51-52)


“O gün Sur’a üflenir, ve o gün suçluları gömgök süreriz. Kendi aralarında gizli gizli konuşurlar. ‘Sadece on gün kaldınız. Onların dediklerini biz daha iyi biliyoruz. En akıllıları sadece bir gün kaldınız‘ der.” (20/ 102-104)

Rabbımız tüm bu ayetlerinde ölülerin diriltilmesinden bahsediyor. Acı çeken, nimetlenen insanlara, şahsiyetlere, üstelik akıl sahibi kişilere nasıl ölü denir.


Eğer mezardakiler ölü değil iseler, Allah’ın kıyamet günü dirilteceği ölüler neyin nesidir.


İster bedene ister ruha, isterse her ikisine birden olsun, azab ve mutluluk veriliyorsa ve bunlar sorulan sorulara aklı başında kişiler olarak cevap veriyorlarsa bunlara ölü demek mümkün değildir. Bunların dirilmeye de ihtiyaçları yoktur.


Çünkü zaten onlar bu durumda canlı değiller midir? Eğer bunlar canlılık alameti değilse, canlılık alameti nedir?

Sonuç

İnsanların bir şeye var demesi, o şeyi var kılmıyor. Aynı şekilde var olan bir şeye de insanların yok demesi, o şeyi yok etmiyor. Bu nedenle Kur’ân’da hakkında herhangi bir bilgi olmayan bir konuda, hem de gaybî olan bir konudar üstelik insanların bilgi ve tecrübelerinin de olamıyacağı bir konuda, bu konu vardır ve haktır. Buna inanmak vaciptir, imanın gereğidir demek İslâmî bir tavır olmadığı gibi bunun mantıkî bir açıklaması da yoktur. İnsanlann Kur’ân gibi bir ölçeri yoksa, üstelik düşünmüyorlarsa da, bunlar için inanma’ nın da yaşamanın da ölçülecek ve üzerinde durulacak bir yanı yoktur.


“Kabir hayatı” düşüncesinin arkaplanına baktığımızda, tartışılanları incelediğimizde bu konunun müslümanların inancına sonradan girdiğine hükmedebiliriz. Bizi bu şekilde düşünmeye iten konuların başında ruh beden tartışması yatmaktadır. Çünkü toplumun şu an sahip olduğu ruh anlayışı da Kur’ânî değildir. Felsefenin müslümanlara zehirli bir armağanıdır.

Antik Yunan felsefesinin ruh anlayışı özünde fazla bir şey kaybetmeden “müslümanların” malı olmuştur.


İşte kabir hayatında anlatılan, zaman zaman tartışılan ruh, Antik Yunan felsefesindeki ruhtur. Bu nedenledir ki kabir hayatı anlayışının bize felsefenin girdiği veya sonrakityılların bir armağanı(!) olarak görüyoruz. Bu düşüncemizi pekiştiren daha bir çok şey var. Bu düşünceye varmamızın kaynağı dediğimiz gibi kabir hayatı ile ilgili iddialardır, tartışmalardır. Söylenen sözler, konuşulan, tartışılan konular, ne zaman konuşulduğunun, ne zaman tartışıldığının ipuçlarını da verir.


Konu ile îlgili söylemek istediklerimizi kısaca özetlemek istersek:


1- Kabir hayatı için ileri sürülen görüşler arasında büyük çelişkiler var. Görüşlerde bir birlik olmadığı gibi, hemen hemen her konuda ihtilaf mevcut.


2- Kabir hayatının nasıl ve niceliği ile ilgili görüşler Kur’ân ilkeleriyle çelişmektedir. Islâmın anlam ve içeriğinin yozlaşmasına ortam hazırlamaktadır.


3- Konunun delili olarak, hadis diye ileri sürülen sözlerle Kur’ân çelişmektedir. Üstelik ileri sürülen hadislerde kabir hayatı birbirinden çok farklı şekilde, hatta birbirini tekzip edecek şekilde anlatılmaktadır.


4- Kabir hayatına delil olarak gösterilen ayetlerin konu ile herhangi bir ilgisi mevcut değildir. Kur’ân’da; kabir hayatı olduğunu gösteren bir ayet yoktur.


5- Kur’ân dirilmenin kıyametten sonra, hesabın kıyametten sonra, ceza ve mükafatın kıyamettensonra olduğunu söylemektedir.

6- Allah, ahirette ölüleri diriltecektir. Ceza çeken, sefa süren, aklı başında kimseleri değil. Kısacası biz Kur’ân ayetlerinin kabirde bir hayat olmadığını ortaya koyduğu inancındayız, isteyen inanır, isteyen inanmaz. Nasıl olsa sur’a üflenip herkes toplandığında gerçek ortaya çıkacaktır. Bekleyelim, görelim.


Toplam Okunma: 4270 | Bugunku Okunma: 8 | En Son Okunma: 04.12.2008 - 23:36

18 Yorum

  1. ümit:

    Kabir azabı yapılan ,edilen fiillerin son ve acı yorumudur.

  2. mehmet ali:

    kötü olanların sonu budur

  3. gökhan:

    aslında kabir azabı olup olmaması çokda önemli bir konu olarak görünmmeli bir müslüman için müslümanın tek amacı allahın rızasını kazanmak değilmidir yada böyle olması gerekli değilmidir? müslüman bunu göz önnüde bulundurduğu sürece kabirde azap olup olmaması çokda önemli değildir.çünkü zaten bu fikriyatla imanının getirdğii sorumlulukları taşıyabilen bir müslümanın kabir azabınada uğraması pek ihtimal dahilinde olmayacaktır.Bence bu gibi bilgilendirmelerin faydalı olabileceğini düşünsekte çok konuşulan konu çok fazla kafa karıştırır tezinden yola çıkarak bunların pekde irdelenmesi taraftarı değilim hele ki müctehit islam alimleri bile bu konuda bir fikir birliğine varamamışken….

  4. hakan:

    insanoğlu bir amaç için yaşar.allaha çok şükürki biz müslümanız kalp mühürümüz açık gözümüz görüyo aklımızla hareket ediyoruz kimin sayesinde allah(c.c)sayesinde biz burda ne insanları korkutmak nede yalan yanlış şeylere inanmak istiyoruz öyle dimi.bana söylermiisniz en gerçek hadisler kime ait buhari ,müslim.başka varmı onlar ne diyo bu konuda.peygamber nediyo.tamam kuran bize anlatmış ama yorum katamayız asla eklemede yapamayız.ben hadis ler,peygamber ve kuran yolunda giderim bana onlardan örnek verirseniz sevinirim yanlış yola gitmek istemem.idrar yuzunden kabir azabına gelelim neden olabilir idrarın bir damlası tonlarca suyu kırletmıyomu.acaba bize bi ders vermek için insanlara sunulmuş olmasın eğer sizde hatalı bişe yazarsanız bidat yaparsanız ne olur daha iyibiliyosunuz.dedim gibi bana sahih hadislerden örnekler getirin peygamberin sözlerininden getirin lütfen eğer yoksa bu konuda bi örnek ozaman biz böyle düşünmeye devam ederiz ahiretide kabiride çünkü müslüman neye kime güveneceğini şaşırdı sizden istedim bize bu konuda bırakın o nedemiş bu nedemiş siz bize yol gösterin.ayrıca siz sorum var?biz kuranı kerimi ölülere nasıl okuruz kuran okunurmu?yasın ,fatiha okunurmu.hadis varmı sahih hadis varmı ben bunun cevabını bulamıyorum?ölüler için ne yapmalıyız burda yasın okunursa fatiha okunursa nasıl okunur.yasın suresinin 70 inci ayetinde kuranın ölülere dil dirilere delilere dil akıllılara indirildiği yazıyo bu na göre neden yasin ,fatiha yada diğer ayetleri okuyoruz sizce bidat olmazmı hadis varmı bu konuda gerçek sahih hadis nasıl öğrene bilirim açıklama yaparsanız araştırma yaparsanız sevinirim.

  5. admin:

    1. mihriban Diyor:
      cehennem azabı diye birşey vardır olmasa kötüler dersini almazdı
    2. Alperen Diyor:
      VARLIĞI İDDİA EDİLEN ÜÇÜNCÜ HAYAT

      KABİR ALEMİ VAR MIDIR?

      Bu yazı www.tavaf.com isimli siteden alınmıştır.

      İnsanlar, Kur’an gerçeğinden uzaklaştıkça kendilerine göre yeni kavramlar üretirler, yeni durumlar ortaya çıkarırlar ve zaman içinde bunu dinden zannederek ona inanırlar. Kabir alemi ile ilgili ortaya atılan iddialar, Kur’an gerçeğinden uzaklaşmanın ortaya koyduğu şaşkınlığın yalnızca bir yönüdür.

      Her konu ve durumda, Kur’an gerçeğinden hareket,etmeyi şiar edinen biz müslümanlar, bu konuda da aynı ölçüden hareket ederek konuyu açıklamaya çalışacağız, inşallah.

      Kur’an’da her şeyi “en ince şekilde düzenleyen” (12/100) yüce Allah(cc), kabir aleminin olmadığını da apaçık bir şekilde ortaya koymuştur. Ancak her konuda olduğu gibi, bu konuda da, İslami gerçekleri yeterince anlamayan, ya da vahyi gerçekleri kendilerince yorumlayan kimseler, olmadık hikayelerle kabir alemi ve azabı diye bir yalan uydurmuşlardır. Bu kimseler, yazdıkları kitaplarda aslı olmayan iddialar ileri sürmüşlerdir.

      Kimi kitaplarda Kabir Alemi

      İslam toplumunun, Kur’an gerçeğinden uzaklaşmasından ya da uzaklaştırılmasından sonra toplumu yanlış bilgilerle bilgilendiren bir çok kitap ortaya sürülüştür. Ortaya sürülen bu kitapların hemen tümüne yakını, Kuran gerçeğiyle zıt olan bilgilerle doldurulmuştur. Bu bilgileri dinden zanneden toplum ise günden güne Kur’an’la bağlarını koparmış, Kur’an’a yabancılaşmıştır.

      Kur’an gerçeğine zıt olan bilgileri, dinden kabul ederek esas alan insanlar, daha sonra Kur’an gerçeğiyle bu bilgileri test edecek yerde, tam aksine hareket ederek Kur’an gerçeğini bu bilgilerle test etmeye kalkışmışlar, bu bilgilere Kur’an’dan delil getirmeye çalışmışlardır. Hatta öyle ileri gittiler ki; bu asılsız bilgileri onaylamayan, bu bilgilerle çatışan ayetleri tevil ederek yanlış bilgileri Kur’an’a tastik ettirmeye çalışmışlardır. Her alanda yapılan bu tevil ve saptırma faaliyetleri, kabir alemi ya da azabı konusunda da yapılmıştır.

      Kur’an dışı bu bilgiler, en muteber kabul edilen kimi kitaplarda da yazılmıştır. Bu kitaplardan biri de Kütüb-i Sitte adlı eserdir. . Kütüb-i Sitte adlı eserdeki şu ifadeler bu kimselerin gerçekleri saptırmada ne derece ileri gittiklerinin apaçık bir göstergesidir. “Kabir azabının varlığı pek çok nassla sabit olan bir gerçektir.” (Kütüb-i Sitte, c. 7 sh. 105). Peki öyle ise, nerede o nass dediğiniz ayetler? Neden iki üç ayetle örneklendirmediniz bu iddianızı? diye sorulsa hiçbir ayeti delil olarak veremezler; verecekleri kimi ayetlerin ise, konuyla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Aynı çevrelerin hadis diye verdikleri sözler ise, uydurma oldukları daha ilk bakışta ortaya çıkmaktadır. Örnek verecek olursak:

      “(Ahiret aleminden gördüğüm) manzaraların hiçbiri kabir kadar korkutucu ve ürkütücü değildi!” (Kütüb-i Sitte, c.15, sh.343)

      Hadis olarak uydurulan bu sözün, daha ilk bakışta uydurma olduğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü, Kur’an’ı Kerim’de cehennemin korkunçluğundan, ateşin kuşatıcılığından, küçük düşürücülüğünden, kötülüğünden söz ederken, kabir azabı konusunda bir tek kelime bile geçmez. Yüce Rasul’e büyük bir iftira olan bu söz, -haşa- Allah ve Rasulü’nü karşı karşıya getirmektir; şöyle ki, yüce Allah(cc), cehennemin korkunçluğundan ve ürkütücülüğünden söz ederken, bu söz, yüce Allah’ın cehennem azabı hakkındaki ayetlerini küçümsemekte, kabir azabının çok daha korkutucu ve ürkütücü olduğunu iddia etmektedir. Bu iddia ise küfürdür. Küfür olan bir iddiayı Rasulullah(as)’a isnad etmek ise hem küfür, hem iftira, hem de hakarettir. Bu uydurma sözün daha birçok benzeri vardır. Bu sözleri uyduranların amaçları, Kur’ani gerçekleri göz ardı etmekten başka bir şey değildir. Kur’an’ı Kerim, Kıyamet gününün daha çetin olduğunu, kabirlerden çıkarılan kafirlerin ağzıyla vermektedir.

      “Gözleri düşkün düşkün kabirlerden çıkarlar; tıpkı yayılan çekirgeler gibidirler. Boyunlarını çağırana doğru uzatmış koşarlarken kafirler: `Bu çetin bir gündür!’ derler.”(54 KAMER, 7-8)

      “Vah bize, bu ceza günüdür!’ dediler” (37 SAFFAT, 20)

      Şayet, kabir azabı olsaydı kıyamet günü hesap için toplanan suçlular, “Vah bize, bu ceza günüdür” demezlerdi. Çünkü, şiddetli bir ceza görmüş olanlar, bu cezaya ara verildiğinde sevinerek, “Nihayet cezamız bitti” derlerdi. Oysa onlar ceza gününü gördüklerinde “Vah bize” diyerek pişmanlıklarını ortaya koymaktadırlar.

      Şayet kabir azabı olsaydı, o halde yüce Allah(cc), daha büyük olduğu iddia edilen kabir azabına, Kur’an’da daha fazla yer vererek kullarını ondan sakındırırdı. Nasıl ki, merhameti gereği cehennem azabının varlığını haber vererek kullarını ondan sakındırıyorsa, aynı şeyi kabir azabı için de yapardı. Oysa, kabir konusunda Kur’an’da bir tek ayet dahi geçmiyor. Cehennem azabı içinse onlarca ayet vardır.

      Yine aynı şekilde kabir hayatı olsaydı yüce Allah(cc), kabirde olan durumları kullarına haber verirdi. Tıpkı cennet ve cehennemde olanları haber verdiği gibi…

      Kur’an’ın hakkında bilgi vermediği bir konuyu, İslam`danmış gibi gösterenler, yeni bir din ortaya çıkarmaya çalışmaktadırlar. Bu ise, ancak kendilerini sorumluluk altına sokmaktadır.

      Kabir hayatının varlığını iddia eden bir başka kitap ise, İmam Hatip Liseleri X. sınıf müfredatı için yazılan ve genç beyinleri iğfal eden, Ahmet Lütfi Kâzancı adlı bir şahıs tarafından, hazırlanan `Akaid ve Kelam’ isimli eserdir. Yazar, elinde Kur’ani hiçbir delil bulunmadığı halde, insan hayatını üç safhaya ayırmakta; bu safhalardan birinin kabir olduğunu iddia etmektedir. Oysa Kur’an, birçok ayetinde insan için iki safha olduğunu, bunların da dünya ve ahiret olarak ikiye ayrıldığını bildirmektedir. Bunun için Kur’an’a bir göz gezdirmek yetmektedir. Biz, bu konuda bir ayet vermekle yetineceğiz. Bu ayette dünya ve ahiret olmak üzere iki hayat olduğu bildiriliyor:

      “Elbette biz, elçilerimize ve inananlara hem dünya hayatında hem şahitlerin duracakları günde yardım ederiz.” (40 MÜ’MİN, 51)

      Tüm insanların, hesabının ahiret gününde görüleceğini, kafirlerin ileri sürecekleri mazeretlerinin kendilerine hiçbir fayda sağlayâmayacağını(40/52) bildiren yüce Allah’ın hükmüne rağmen adı geçen kitapta, kabirde de insanların sorgulanacağı iddia edilmektedir. İddialarında daha da ileri giden yazar, İbrahim suresi, 27. ayetinin kabir azabı ile ilgili olduğunu savunur. Oysa ilgili ayet, dünya ve ahiret olarak iki hayattan söz eder:

      “Allah inananları, dünya hayatında da, ahirette de sağlam sözle tesbit eder. Allah, zalimleri de saptırır ve Allah dilediğini yapar.” (14 İBRAHİM, 27)

      `Akaid’ adı verilen ilgili kitabında yazar, diğer kitaplarda da tevil edilen Mü’min, 46. ayetini tevil ederek kabir azabıyla ilgili olduğunu iddia eder.

      Kabir alemi ile ilgili vereceğimiz bir diğer kitap da Prof. Dr. Süleyman Toprak adlı bir şahsın kaleme aldığı ‘Ölümden Sonraki Hayat’ adlı eserdir. Yazar bu eserinde, Rasulullah(as)’a iftira etmekle kalmayıp onunla beraber, yüce Allah’ın ayetlerini tevil ederek O’na da iftira etme cüretini gösterebilmiştir. Bu eserde yazar, kabir ve kabir alemiyle hiçbir ilgisi bulunmayan ayetleri, kelime benzerliğinden hareketle kabir alemi olarak göstermeye çalışmakta, böylece ayetlerin anlamlarını olduğundan başka göstermektedir.

      ‘Berzah’ kelimesini, ölümle yeniden dirilmeye kadar olan süre olarak veren yazarın verdiği ayetlerin bu konuyla hiçbir ilgisi yoktur. “İki denizi salıverdi, birbirine kavuşuyorlar; aralarında berzah (perde) vardır, bir birine karışmıyorlar.”(55 RAHMAN, 53)

      “Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman: `Rabb’im’ der, beni geri döndürünüz ki, terk ettiğim dünyada salih iş yapayım’ Hayır, bu onun söylediği bir laftır. Önlerinde ta dirilecekleri güne kadar bir perde vardır.”(23 MÜ’MİNUN, 99-100)

      Ayetlerde de görüldüğü üzere ‘berzah’, iki şey arasındaki perde, iki şeyin birbirine kavuşmasını engelleyen mania(engel)dir. İki denizin birbirine kavuşmasını engelleyen perde ne ise, dünya hayatı ile ahiret hayatı arasındaki perde de odur. İki deniz arasında nasıl ki üçüncü bir su, ya da bâşka bir şey yoksa, aynı şekilde, dünya hayatı ile ahiret arasında da öylece bir hayat yoktur. Ayetlerde geçen `berzah” kelimesi her iki durum için aynı şeyi ifade etmekte ve perde olarak geçmektedir. Yani iki durum arasında sıkışan perdenin içinde üçüncü bir durum söz konusu değildir.

      Yazar tevil ve çarpıtmalarına devam ederek ölüm ve uyku ile ilgili olan Zümer, 42. ayetini kabir hayatına örnek vermeye çalışır. “Allah, ölmekte olan canları alır, ölmeyenleri de uykularında (alır); sonra ölümüne hükmettiğini yanında tutar, ötekilerini de belli bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (39 ZÜMER, 42)

      Yüce Allah(cc) ölmekte olan kimselerin ruhlarını aldığını, vadesi gelenlerin ruhlarını alırken, vadesi gelmeyenlerin ruhlarını da belli bir süreye kadar ertelediğini bildirirken yazar, bu ruhların kabirde ölülerden bazılarına ruhlarının iade edileceği’ şeklinde, El-Kasımi’ye dayanarak verir. Ancak yazar, burada ayetin anlamını çarpıtması bir yana iddiasında kendisiyle çelişkiye de düşmektedir. Çünkü madem ki (ona göre) kabir hayatı vardır, o halde tüm ölülerin ruhları iade edilmelidir.

      Cennet ve cehennemdeki durumları bildiren ayetleri, dilini eğip bükerek, kabir hayatı olarak veren yazar, çarpıtmalarına kitabın sonuna kadar devam eder. Amacımız adı geçen yazara cevap vermek olmadığı için konuyu burada kapatıyoruz. Çünkü yazar, yüce Allah’tan korkmadan konuları çarpıttıkça çarpıtmış, ayetleri tevil ettikçe etmiştir. Bu kişinin ve benzerlerinin hükmünü yüce Allah’a bırakarak konumuza devam ediyoruz.

      Kabir hayatının ve azabının var olduğunu iddia edenlerin Kur’ani hiçbir delilleri yoktur. Bu kişiler, iddialarına delil olarak kabir hayatıyla uzaktan yakından ilgisi bulunmayan ayetleri çarpıtarak tevil ederek verirler.

      Kabir hayatının olmadığı, insanların dünya hayatında öldükten sonra ancak ahirette dirilecekleri konusunda Kur’an’da onlarca ayet vardır. Bu ayetlerde, özellikle suçlular kabirde çok az kaldıklarını iddia ederler. Bu da o insanların, kabirde diriltilmediklerini göstermektedir.

      İki Hayat Vardır Dünya ve Ahiret Hayatı

      Diğer taraftan, acı çeken insanlar için kısa bir zaman bile oldukça uzun gelir. Oysa;”Kıyamet günü suçlular, bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı. Kendilerine bilgi ve iman verilenler dediler ki: `Andolsun siz, Allah’ın yazısınca ta yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu dirilme günüdür, fakat siz bilmiyordunuz!” (30 RUM, 55-56)

      Ayetlerden de anlaşıldığı üzere suçlular, kabirde bir saatten fazla kalmadıklarına yemin etmektedirler. Bu da onların, kabirde azap görmediklerini göstermektedir. Şayet bunlar kabirde bir ceza görmüş olsalardı, bunu hem dile getirirlerdi, hem de zamanın bu kadar kısa olduğunu yeminle iddia etmezlerdi. Çünkü sıkıntılı zamanlar, insana çok uzun gelir ve sıkıntı bittiğinde insan, bu durumu beyan ederek rahatlar. Bundan da anlaşılıyor ki kabirde olanlar, kıyamet gününe kadar ancak uyuyorlar ve ancak kıyamet gününde uyandırılıyorlar.

      “Sura üflendi; işte onlar, kabirlerinden Rab’lerine koşuyorlar. Dediler ki `Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman’ın va’dettiği şey budur. Demek elçiler doğru söylemişler!” (36 YASİN, 51-52)

      Ayetten de anlaşılacağı üzere sura üflendikten sonra insanlar uyandırılıyor ve uyandırılan bu insanlar, karşılaştıkları durumu sorguluyorlar. Bu da gösteriyor ki, o insanlar, öldükten sonra ancak kıyamet gününde diriltiliyorlar.

      “Ve saat mutlaka gelecektir, onda şüphe yoktur. Ve Allah kabirlerde olanları diriltecektir:’ (22 HAC, 7)

      Evet, kabirlerde ölü olarak yatan insanların, ta kıyamet gününe kadar hiçbir şeyden haberleri olmayacaktır. Kıyamet gününde ise onlar, diriltilerek hesap meydanına çağırılacaklardır. Oysa şayet onlar, kabirde hesap görselerdi, diri olmaları gerekirdi. Diri olanların ise, diriltilmeleri değil çağırılmaları söz konusu olur.

      Şimdi bütün bu gerçekler ortada iken, kimi insanlar hangi cesaretle kimi sözler uydurarak ve bu uydurduklarını Rasulullah(as)’a mal ederek yeni bir din ortaya koymaktadırlar? Bunun iki izahı olabilir:

      1. Dini karıştırmak isteyen hain insanlar, kimi sözler uydurabilirler,

      2. Kur’ani gerçekleri yeterince bilmeyen insanlardan bazıları, ahmaklıklarından dolayı kimi sözler uydurabilirler. Bunların amaçları da, sözüm ona insanları kötülükten alıkoyup iyilik yapmaktır. Oysa, yeni hükümler koyup dini karıştırdıklarının farkında değillerdir.

      Kabir azabının olduğunu iddia edenler, Mü’min suresi 46. ayetini öne sürmektedirler. Oysa bu ayetin; kabir azabıyla hiçbir ilgisi yoktur. Bu ayet; Fir’avn ve ailesinin kıyamet günü çarpılacakları âzabın sürekliliğini ve şiddetini ortaya koymaktadır. İlgili ayet kendisinden önce ve sonra gelen (siyak ve sibak) ayetlerle beraber bütünlük arz etmektedir. Adı geçen ayeti, cımbızla çıkarıp tek başına almak konuyu anlaşılmaz bir duruma sokmaktadır.

      “Allah o(mü’mi)ni (onların) kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Fir’avn ailesini de azabın en kötüsü kuşattı:

      Ateş! Sabah akşam ona sunulurlar ve kıyamet koptuğu gün `Fir’avn ailesini azabın en şiddetlisine sokun!’ (denilir). Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara dediler ki: `Biz size uymuştuk; şimdi siz şu ateşin ufak bir parçasını bizden savabilir misiniz?” (40 MÜ’MİN, 45-47)

      Şimdi bu ayetlerin, kabir azabıyla ne ilgisi vardır? Elbette hiçbir ilgisi yoktur ve olamaz da… Ayetlerde, Fir’avn ailesini kuşatan en kötü azabın ateş olduğu, bu ateşe Fir’avn ailesinin sürekli (sabah-akşam) sunulacakları, bu azabın kıyamet günü olacağı ve azabın en şiddetli yerine Fir’avn ailesinin sokulacağı bildirilmekte, o şiddetli azap içindeki tartışmalarından bir bölüm aktarılmaktadır.

      Fir’avn ve ailesine ateş azabının nerede ve ne zaman yapılacağı ile ilgili şu ayet ışık tutmaktadır:

      “(Fir’avn), kıyamet günü kavminin önünde gidiyor. işte onları ateşe getirdi. Varılan yer ne fena bir yerdir!

      Bu dünyada da (onların) peşlerine lanet takılmıştır, kıyamet gününde de! Verilen bu vergi ne kötü bir vergidir!”(11 HUD, 98-99)

      Görüldüğü gibi Fir’avn’ın, sabah akşam sunulduğu ateş, kıyamet günündeki cehennem ateşidir. Zaten hemen takip eden ayet de bunu tekid ediyor ve Fir’avn ve kavmine “Bu dünyada da peşlerine lanet takılmıştır, kıyamet gününde de!” denilerek, bu azabın ve lanetin kıyamet gününde olduğu apaçık bir şekilde vurgulanmaktadır.

      Diğer taraftan “ateşe sunulmanın” ne zaman olduğunu da yine yüce Rabb’imiz bize bildirmektedir.

      “Ateşe sunuldukları gün kafirlere: ‘dünya hayatında bütün güzel şeyleri zayi ettiniz; (bu dünyada) bunlarla sefa sürüp bunları tükettiniz. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve fıska düşmenizden dolayı bugün, alçaltıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız.” (4G AHKAF, 20)

      Bütün bu açık ifadelere rağmen, ayetlerde kabir diye bir kelime ve mana bulunmadığı halde, bu ayetleri kabir azabı diye anlamlandırmak en azından samimiyetle bağdaşmayan bir harekettir.

      Kullarına karşı şefkatli ve merhametli olan yüce Allah(cc), kıyamet, ahiret ve cehennem hakkında bilgi vererek kullarını, o günün ve cehennem azabının sıkıntılarına karşı nasıl uyardı ise elbette ki kabir azabının ve hayatının şiddetine karşı da uyarabilirdi. Oysa bu konuda herhangi bir açıklama göremiyoruz Kur’an’ı Kerim’de. Yine aynı şekilde, varolan şeyler ve kulları ilgilendiren konu ve hususlar için “Kitabında hiçbir şeyi eksik bırakmayan” (6/38) yüce Allah(cc), kabir hayatı ve azabı hususunda hiçbir şey indirmemiştir. Bunun nedeni böyle bir hayatın ve azabın olmayışıdır.

      Kabir azabı ile ilgili olarak verilen sözlerin tümü, Rasulullah(as) hakkında uydurulan sözler olup Kur’an’la çelişmektedir. Bu nedenle, asıl olan Kur’an, esas alındığında gerçek net olarak ortaya çıkacaktır.

      Yüce Allah’ın, hakkında hiçbir delil indirmediği bir konuyu, O’ndanmış gibi göstermeye kalkışmak insan için büyük bir sorumluluktur.

      “Onların ardından, yerlerine geçip kitaba varis olan bir takım insanlar geldi ki, onlar, şu alçak (dünya)ın menfaatini alıyorlar: `Biz nasıl olsa bağışlanacağız!’ diyorlar. Kendilerine ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki Allah hakkında, gerçekten başkasını söylememeleri hususunda kendilerinden Kitap misakı alınmamış mıydı? Ve onun içindekini okuyup öğrenmediler mi? Ahiret yurdu korunanlar için daha hayırlıdır. Düşünmüyor musunuz?” (7 A’RAF, 169)

      “Allah’a yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Onlar Rab’lerine sunulacaklar. Şahitler de: `İşte Rab’lerine karşı yalan söyleyenler bunlardır!’ diyecekler. İyi bilin ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (11 HUD, 18)

      Bu yazdıklarımızdan sonra akla şu sorular gelebilir. Rasulullah (as)’ın kabirle ilgili hiçbir hadisi yok mudur? Sahabe kabir alemi konusunda Rasulullah(as)’a hiç soru sormadı mı? Elbette ki hem sahabe kabir hayatının olup olmadığı hususunda soru sormuş, hem de Rasulullah(as) bu konuda kimi sözler söylemiştir. Ancak gerek Rasulullah(as), gerekse sahabe, Kur’an’ın açıkça bildirdiği sınırların dışında hiçbir şey söylememiştir. Çünkü yüce Allah(cc), hakkında bilgileri olmayan konularda insanların konuşmasını kınamış ve ancak böbürlenenlerin Allah’ın ayetleri hususunda tartıştıklarını bildirmiştir.

      “Haydi siz, biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız; ama hiç bilginiz olmayan şey hakkında neden tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (3 AL-İ İMRAN, 66)

      “Açık bir delil olmadan Allah’ın ayetleri hakkında tartışanların göğüslerinde, erişemeyecekleri bir büyüklük taslamaktan başka bir şey yoktur. Sen; Allah’a sığın, muhakkak ki O, işitendir, görendir.” (40 MÛ’MİN, 56)

      Bunun bilincinde olan Rasulullah(as) ve arkadaşları, her konuda olduğu gibi, kabir hayatı konusunda da ellerinde delil bulunmadan konuşmamışlardır. Ancak Rasulullah(as), insanın öldükten sonra, bir daha geri dönmesinin mümkün olmadığını, kişilerin; hayatta yaptıklarıyla kalacaklarını ve cennet veya cehennemi hak etmiş olarak kabre gireceklerini ifade eden şu hadisi söylemiştir.

      “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya cehennem çukurlarından bir çukurdur.”(TİRMİZİ)

      Bu da gösteriyor ki, öldükten sonra geri dönüş mümkün değildir ve kişi kazandıklarıyla cezalandırılacaktır.

      Rasulullah(as), kabir ziyaretleri, kabirlerin bakımı, üzerinde oturulmaması gerektiği vb. konularda birçok hadis söylemiştir. Konumuz bunlar olmadığı için bu konular üzerinde durmuyoruz.

      Kabir Azabı İlahi Adalete Aykırıdır

      Yüce Allah(cc) Kur’an’ı Kerim de, suçluların kıyamet gününde sorgulanacaklarını, peygamberlerin ve şahitlerin getirileceğini (39/69), suçluların ellerinin, ayaklarının(36/65), dillerinin(24/24), kulaklarının, gözlerinin ve derilerinin aleyhlerinde şahitlik yapacaklarını(41/20), suçlulara kitaplarının verileceğini ve kitaplarını okuyacaklarını(17/14), kitaplarında tüm işledikleri suçlarını göreceklerini(18/49) ve kendilerinin kafir olduklarına(7/37), kendi aleyhlerinde olarak şahit olacaklarını(6/130) bildirmektedir. Oysa, kabirde herhangi bir sorgulamanın yapılacağı Kur’an’ı Kerim’de bildirilmemektedir.

      Yargılama ve sorguluma yapılmadan, insanlara, işledikleri suçları bildirilmeden herhangi bir cezanın verilmesi, ilahi adalet ilkesiyle çelişir. Halbuki yüce Allah(cc), adildir ve kullarından da adil olmalarını, adaleti ayakta tutmalarını istemektedir.

      Sonuç olarak, kabir azabının varlığını iddia etmek, yüce Allah’a adaletsizlik vasfetmek ve yüce Allah’ı yargısız infaz yapmakla suçlamaktır ki bu, iddia sahiplerine çok büyük bir sorumluluk getirecektir.

      http://www.hanifdostlar.com/fo.....p?TID=1464

    3. Yesil Diyor:
      Kabir azabı düpedüz bir gerçektir ve gerçek bir münin ne kabir azabını ne kıyameti düşünerek yaşar.Tek görevimiz kul olmaktır.Düşünmemiz gereken tek şey O’nun sevgisine nasil layik olacağimizdir.
    4. yavuz Diyor:
      siz müsliman olduğunuza eminmisiniz siz kuranı böyle laf yetiştirmek için okuyun söylermisiniz herşeye delil arayanlar islam gayba iman değilmidir amenna ve saddekna neyi tartışıyorsunuz ben inanıyorum orda azap var hele size kesin var ne kaybeder insanlar Allaha kul olmak için uğraşsa insanlara hadis yok kabir yok başortü yok nafile ibadetyok tesbih yok zikir yok size ancak sizin gibiler inanır ben sizin müslüman olduğunuza inanmıyorum zsizler insanların elinde kalan bir avuç imanını çalan nefsi emmaresine uymuş bildiğini sanıp ama hiçbirşey bilememiş sitede yer yapmaya çalişan bir kaç Ş askerisiniz sen hadise yok dersen kabire yok dersen bunlar için delil ararsan benimde senin düşüncelerine delil aramam lazım bence yoktur de geç birde birşey biliyormussun gibi o güzelim hadisleri inkar ediyorsun insanların beynini bulandırıyorsun ama sanada seningibiler inanır Lütfen bunu yayınla işine gelmediği için köşeye atma SEVEN SEVDİĞİNE TABİDİR BEN RASULULLAHI SEVİYORUM onun adına söylenen dinime aykırı olmayan beni takvaya ulaştıracak herşey e iman ettim siz kabirde uyuyun benim uyumaya niyetim yok hazırlığımı yapıyorum hazırlığı olmayana inkar kolay işine geliyor .Hadis için delil arayan bir insan Miraç a inanıyormusun mescidi aksadan mescidi harama giderkenki gördükleri bunlar delil olarak yeter kabre ruhun bedene dönmesine ama siz kabre kamera koyup beklemişsinizdir gelen giden varmı diye .Sen yatağında yatarken uykuda rüya görüyorsun peki yanındaki karında aynı rüyayı görüyormu sen onun azabını yada lutfunu göresin ben buhari tirmizi müslim gazali hepisine inanıyorum sizler gibi sonradan türemiş din düşmanlarına inanmıyorum
    5. Ali Aksoy Diyor:
      Yavuz kardeşim,

      Okumadan yazma kardeşim. Bak adam ne yazmış;
      “Kur’ân’ı incelediğimiz zaman, gaybe imandan kasdın, Kur’ân’ın bizden inanmamızı istediği gayb haberleridir. Başka bir deyişle inanmamız gereken gayb; Kur’ân’da anlatılan gayb’tır.”

      Ama sen bunu okuyamayacak yahut okuduysan da anlayamayacak kadar aciz isen, senin bildiğin sana, bizim bildiğimiz bize kardeşim.

      Nihayet, senin; hükümde Allah’a eş koşan, taklitçi,ezberci, müşrik, atalar dinin sana, benim Allah’ı hükümde de birleyen, akla hitap eden ve Allah’a hangi anlamda olursa olsun eş koşmayı inkar eden hanif dinim bana…

      Selametle kardeşim…

  6. admin:

    1. Asude Daban Diyor:
      Merhabalar,

      Çoğu insan, bu dünyada ne azaplar çekerde halen akıllanmaz…
      Kul hakkı yer, adaletsiz ne varsa yapar ve başına gelenlerden de ders almaz…
      Israrla kötüye günaha bulaşmak için çaba gösterir…
      Bir taraftan da İslam hakkında atıp tutmaya, fetvalar vermeye devam eder…
      Yüce Yaradan’a yüzünü dönecek vakti olmaz fenalıklarla boğuşmaktan…
      İşte bu çeşit yaradılışta olan insanların hayatlarına bakıp dersler çıkarmamız en hayırlısı olur aslında…

      Yaşamak nicedir bu hayatlar karşısında…

      Allah doğru olan yoldan şaşırtmasın ve İnsanım ben diyenin ” İçine ” Allah korkusunu versin…
      Vicdan versin…

      Geri tüm Değerlendirmeleri de Yüce Allah’ a havale etsin…
      Herşeyi Bilen Sadece O’ dur..

      Selam ve Saygılarımla,

    2. Firdevs Diyor:
      Merhaba,

      Öldükten sonra ruhlar, diğer ruhlarla buluşuyorlarmı?
      Yazınızda kabir hayatı yok diyorsunuz. Kabirde Münker ve Nekir meleklerinin sorgusundan sonra derin bir uykuya mı dalınacak. Bazı rivayetler var yılan gibi bunlar gerçekmi?

      Ayrıca;

      Ben Kur-an-ı Kerim-i Türkçe açıklaması ile meali deniliyor galiba okutum. Yüce kitabımızda başörtüsü ile ilgili ayetlerde bir yazıya rastlamadım. Sadece dışarıya çıkarken ziynet yerlerinizi örtün deniliyor. Ziynet yeri neresi olarak açıklanabilir. Boyun, gögüs bölgesi dekolte vs. yoksa başka bir taraf mı?

      Teşekkürler.

    3. Ali Aksoy Diyor:
      Selam,

      Yılan çiyan meselesi insanları korkutmak için söylenmiştir diye düşünüyorum. Kuran’da buna dair bir bilgi olmadığı yazıda açıklandı.

      Sorunuzun ikinci kısmı ile ilgili bir iki link vereyim.

      http://www.hanifdostlar.com/fo.....&TPN=1

      http://www.hanifdostlar.com/fo.....0&PN=1

      Kuran’ı anlamı ile okumakla, Kuran’ın iniş gayesine uygun bir tutum içerisinde oluyorsunuz.

      Selam ve dua ile…

    4. ulaş öztürk Diyor:
      sitenizde başarılar.
    5. Yahya Baştürk Diyor:
      KABİR AZABI HAKKINDA, “SAHİH” HADİSLER;

      Hâni Mevlâ Osmân İbnu Affân radıyallahu anh anlatıyor: “Hz. Osman radıyallahu anh, bir kabrin üzerinde durunca sakalı ıslanıncaya kadar ağlardı. Kendisine: “Cenneti ve cehennemi hatırladığın vakit ağlamıyorsun, fakat kabri hatırlayınca ağlıyorsun!” dediler. Bunun üzerine: “Çünkü Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın şöyle söylediğini işittim:

      “Kabir, ahiret menzillerinin birinci menzilidir. Kişi ondan kurtulabilirse, ondan sonrakiler daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa ondan sonrakiler bundan daha zordur, daha şediddir.”

      Hz. Osman devamla Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın şu sözünü de nakletti:

      “(Ahiret âleminden gördüğüm) manzaraların hiçbiri kabir kadar korkutucu ve ürkütücü değildi!”

      Rezin şu ziyadeyi kaydetti: “Hâni der ki: “Hz. Osman radıyallahu anh’ın şu beyti irşad ettiğini işittim:

      “Eğer ondan necat buldunsa, büyük musibetten kurtuldun, Aksi halde senin kurtulacağını hayal etmem.”

      Tirmizi, Zühd 5, (2309).

      Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Şu ayet ininceye kadar kabir azabından şüphelenmeye devam etmiştik. (Meâlen): “Sayınızın çokluğuyla övünmek sizi oyaladı. Öyle ki, kabirleri ziyaret ettiniz.”

      Tirmizi, Tefsir Tekâsür, (3352).

      Hz. Aişe radıyallahu anhâ’nın anlattığına göre, bir yahudi kadın, yanına girdi. Kabir azabından bahsederek:

      “Seni kabir azabından Allah korusun!” dedi. Aişe de Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a kabir azabından sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:

      “Evet, kabir azabı haktır. Onlar kabirde azap çekerler, onların azabını hayvanlar işitir!” buyurdu. Hz. Aişe der ki:

      “Bundan sonra Aleyhissalâtu vesselâm’ı namaz kılıp da, namazında kabir azabından istiaze etmediğini hiç görmedim.”

      Buhâri; Cenâiz 89; Müslim, Mesâcid 123, (584); Nesâî, Cenâiz 115, (4,104,105).

      İbnu Abbas radıyallahu anhümâ anlatıyor “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) iki kabre uğradı ve:

      “(Bunlarda yatanlar) azab çekiyorlar. Azabları da büyük bir günahtan değil” buyurdular. Sonra sözlerine şöyle devam ettiler:

      “Evet! Biri, nemîmede (lâf getirip götürmede) bulunurdu. Diğeri de idrar sıçrantısına karşı korunmazdı.” Aleyhissalâtu vesselâm sonra yaş bir hurma dalı istedi, ikiye böldü. Birini birinin üzerine dikti, birini de öbürünün üzerine dikti. Sonra da:

      “Belki bunlar yaş kaldıkça azapları hafifler!” buyurdular.”

      Buhâri, Vudû 55, 56, Cenâiz 82, 89, Edeb 46, 49; Müslim, Tahâret 111, (292); Tirmizi, Tahâret 53, (70); Ebu Dâvud, Tahâret 11, (20, 21); Nesâî, Tahâret 27, (1, 28-30).

      http://aldananlar.wordpress.com/

    6. Yunus Emre Gündoğdu Diyor:
      “””Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Şu ayet ininceye kadar kabir azabından şüphelenmeye devam etmiştik. (Meâlen): “Sayınızın çokluğuyla övünmek sizi oyaladı. Öyle ki, kabirleri ziyaret ettiniz.”

      Tirmizi, Tefsir Tekâsür, (3352).”””

      Tekasür
      1, 2. Çoklukla övünmek ( ya da çoğaltma çabası/yarışı ) sizi, kabirlere varıncaya (ölünceye) kadar oyaladı.

      http://www.patikalar.net/tefsir16.htm

      YAsin Suresi
      51. Ve [sonra yeniden diriliş] sûru üflenecek; işte o zaman tümü kabirlerinden çıkarak Rablerine doğru koşacaklar!

      52. “Eyvah!” diyecekler, “Kim bizi [ölüm] uykumuzdan uyandırdı?” [Bunun üzerine onlara şöyle denecek:] “İşte Rahmân’ın vaad ettiği budur! Demek ki O’nun elçileri doğru söylemişlerdi!”

      Hani nerede kabir azabı?
      Ölenler kabir azabı mı çekmişler, yoksa öldüklerinden habersiz olup, kendilerinin uyuyor olduklarını mı sanıyorlar?

    7. Yunus Emre Gündoğdu Diyor:
      Yazmayı unutmuşum..

      Kur’an’da ne kabir azabı vardır, ne de kabirleri ziyaret edin diye bir emir…

    8. ravza Diyor:
      kabir azabı vardır ameli iyi olana kabir cennet bahçesinden bir
      bahce ameli kötü olanın kabir cehennem çukurundan bir çukur
      olacağı biliniyor kabirleri ziyaret ediniz size ölümü hatırlatır
      ve kabristana girerken okunacak dua vardır.ve sevabı çoktur adem aleyhisselamdan bu güne kadar gelmiş ve gelecek müminlerin adedince sevap yazılır buyruluyor siz nasıl olurda
      böyle bir şey yok dersiniz.
    9. Ali Aksoy Diyor:
      Selam Ravza;

      İki ihtimal var…

      Birincisi yazıyı okumadın. Eğer böyleyse oku lütfen,

      İkincisi; yazıyı okudun. Cevabı orada yazılı. Mesele, KURAN AYETLERİ DELİL GETİRİLEREK açıklanmış…

      İstersen bir daha oku…

      Fakat sanırım meseleyi daha iyi kavrayabilmen için önce;

      Hadis ve Sünnet Meseleleri

      kategorisi altındaki yazılara göz atmanda fayda var.

      Selam ve dua ile…

    10. edoş Diyor:
      valla görmeden inanmam :)
    11. eda ve ece Diyor:
      şaka bi yana gerçektende kabir azabı var ve buna ikimizde inanıyoz.içimizi korkuyla doldurmayalım dinimiz neyi bizler için gerekli kılıyorsa onları yapmaya çalışalım.bahaneler bizi kurtarmaz.yapıyosanızda allah için yapalım yapmacık değil.ALLAHAISMARLADIK SEVGİLERİMİZLE HOŞCAKALIN : ) : )
    12. HAMZAT Diyor:
      Es-Selamun Aleykum Kardeşlerim kabir azabının olduğu ayetleri aşağıda tefsir alimlerinin ve peygamber efendimizin tefsirini olduğu gibi yazılmıştır. Lütfen okuyun;

      Her insan ister ölerek toprağa gömülsün, ister boğularak denizin dibinde kalsın veya yırtıcı bir hayvan karnında bulunsun veya yanarak külü havaya karışsın, mutlaka kabir hayatı geçirecektir. İnsan öldükten sonra kabre konulunca, Münker ve Nekir adında iki melek, kendisine gelerek; “Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir: Dinin nedir?” diye sorarlar. İman ve güzel amel sahipleri bu gibi sorulara doğru cevap verirler. Bu gibi ölülere cennet kapıları açılır ve Cennet kendilerine gösterilir. Kâfir veya münafık olanlar ise bu sorulara doğru cevap veremezler. Onlara da Cehennem kapıları açılır, oradaki azap kendilerine gösterilir. Müminler nimet içerisinde, sıkıntısız ve huzurlu yaşarken, kâfir ve münâfıklar ise kabirde azap göreceklerdir (bk. ez-Zebîdî, Tecrîdi Sarih, terc. Kamil Miras)

      Kabirde azap ve nimetin varlığını gösteren birtakım ayet ve hadisler vardır. Bir ayet-i kerimede; “Firavun ve adamları sabah-akşam ateşe atılırlar. Kıyametin kopacağı gün de denilir ki; Firavun hanedanını ateşin en şiddetlisine sokun” (el-Mümin, 40/46) buyurulur. Tefsir Alimlerince bu ayet şöyle açıklanmıştır.Kıyamet kopmadan önce de yani kabirde de azap vardır. Peygamber efendimiz; “Allah, iman edenlere bu dünya hayatında ve ahirette, o sabit sözlerinde daima sebat ihsan eder” (İbrahim, 14/17) ayetinin kabir nimeti hakkında indiğini açıklamıştır (Buhârî, Tefsîr, sure: 14).

      Kabir azabı ile ilgili hadis kitaplarında pek çok hadis-i şerif zikredilmektedir.

      Bunlardan bir kaçı şöyledir: Hz. Peygamber (s.a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında koğuculuk yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında: “Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur” (Buhârî Cenâiz, 82; Müslim, İmân, 34; Ebû Dâvud, Tahâret, 26) buyurmuşlardır.

      Hz. Peygamber diğer bir hadislerinde şöyle buyururlar: “Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur” (Tirmizî, kıyamet, 26).

      Başka bir hadiste de şöyle buyurur: “Ölü mezara konulunca, birine Münker, diğerine Nekir adı verilen siyah mavi iki melek gelir; ölüye derler ki: “Şu Muhammed (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?” O da şöyle cevap verir. “O, Allah’ın kulu ve Resuludur. Ben şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed de O’nun kulu ve elçisidir. Bunun üzerine melekler; Biz senin böyle diyeceğini zaten bilmekte idik”, derler. Sonra onun mezarını yetmiş arşın genişletirler. Daha sonra bu ölünün mezarı ışıklandırılır ve aydınlatılır. Daha sonra melekler ölüye: ” Yat ve uyu ” derler. O da; “Aileme gidin de durumu haber verin” der. Melekler ona; “Zifafa giren ve sadece en çok sevdiği kişi tarafından uyandırılan şahıs gibi mahşer gününe kadar sen uyumana devam et” derler. Eğer ölü münâfık olursa, melekler şöyle der: “Şu Muhammed (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?” Münâfık da şöyle cevap verir: “Halkın Muhammed hakkında bir şeyler söylediklerini işitmiş, ben de onlar gibi konuşmuştum. Başka bir şey bilmiyorum. Melekler ona; “Böyle diyeceğini zaten biliyorduk” derler. Daha sonra yere “Bu adamı alabildiğine sıkıştır” diye seslenilir. Yer de sıkıştırmaya başlar. Öyle ki o kimse kemiklerini birbirine geçmiş gibi hisseder. Mahşer gününe kadar bu sıkıntı devam eder” (Tirmizi Cenâiz 70).

      Kur’an’da şehitlerin kabir hayatıyla ilgili olarak şöyle buyurulur: “Allah yolunda öldürülenleri, sakın ölüler sanmayın. Bilâkis onlar diridirler. Rableri katından rızıklandırılmaktadırlar” (Âlu İmrân, 3/169), “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilâkis onlar diridirler. Fakat siz farkında değilsiniz.” (el-Bakara, 2/154).

      Ebû Hanife’ye göre, peygamberler, çocuklar ve şehitler kabir sorusu ile karşılaşmazlar. Umarım bu ayetler ve hadisler kabir azabının olduğunu anlamanıza yetmiştir.
      hamzat-36@hotmail.com

    13. selvi Diyor:
      bravo hamzat bak bu konuda benimde tam bilgim yoktu ali aksoy gibilerin yerine senin gibilerden öğrendiyim iyi oldu.
    14. Yunus Emre Gündoğdu Diyor:
      http://hanifdostlar.com/forum_posts.asp?TID=1464
    15. mustafa Diyor:
      Herkese selamun aleyküm ve rahmetullah veberakatuhuhu
      Sevgili kardeşlerim ben sonzamanlarımı internetin sayesinde Allah(C.C)’a şükürler olsun Kur’an-ı Kerim’i okumak dinlemek(Türkçe’sini) ve anlamakla geçiriyorum burada istediğiniz her konuya yanlışına da doğrusuna da ulaşabiliyorsunuz biilindiği üzere biz müslümanların tek ışığı Kur’an-ı Kerim daha sonrada peygamberimiz Hazreti Muhammet Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz’in hadisleri ve yine herkesin bildiğive bizlere büyüklerimizin ve din alimlerinin söylediği eğer bir konuda ihtilafa düşerisek bu konuyu önce Kur’an-ı Kerim ‘de araştırmalı eğer cevabı bulamaz ya da yine ihtilafa düşer isek hadislere başvurmalıyız Kur’an-ı Kerim’e gelmeden önce hadislerin ne kadar doğru olduğu bilinmiyor bunlar değişikliğe uğramış deniyor sadece 40 hadisin gerçek hadis olduğu söleniyor bunu burada bırakalım ve Kur’an-ı Kerim’in ne dediğine bakalım
      RUM 53. Körleri de sapıklıklarından (vazgeçirip) doğru yola iletemezsin. Ancak teslimiyet göstererek âyetlerimize iman edenlere duyurabilirsin.
      RUM 54. Sizi güçsüz yaratan, sonra güçsüzlügün ardından kuvvet veren ve sonra kuvvetin ardından güçsüzlük ve ihtiyarlık veren, Allah’tır. O, dilediğini yaratır. O, hakkıyla bilendir, üstün kudret sahibidir.
      RUM 55. Kıyamet koptuğu gün, günahkârlar, (dünyada) ancak pek kısa bir süre kaldıklarına yemin ederler. İşte onlar, (dünyada da haktan) böyle döndürülüyorlardı.
      RUM 56. Kendilerine ilim ve iman verilenler şöyle derler: Andolsun ki siz, Allah’ın yazısında (hükmedildiği gibi) yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bugün yeniden dirilme günüdür; fakat siz onu tanımıyordunuz.
      RUM 57. Artık o gün, zulmedenlerin (beyan edecekleri) mazeretleri fayda vermeyeceği gibi, onlardan Allah’ı hoşnut etmeye çalışmaları da istenmez.
      RUM 58. Andolsun ki biz, bu Kur’an’da insanlar için her çeşit misale yer vermişizdir. Şayet onlara bir mucize getirsen inkârcılar kesinlikle şöyle diyeceklerdir: Siz ancak bâtıl şeyler ortaya atmaktasınız.

      TÂHÂ 101. Bu kimseler, onda (o günah yükünün altında) ebedî kalırlar. Onlar için kıyamet gününde bu ne kötü bir yüktür!
      TÂHÂ 102. O günde Sûr’a üflenir ve biz o zaman günahkârları, gözleri (korkudan) gömgök bir halde mahşerde toplarız.
      TÂHÂ 103. Aralarında birbirlerine gizli gizli şöyle derler: “Dünyada sadece on gün kaldınız.”
      TÂHÂ 104. Aralarında konuştukları konuyu biz daha iyi biliriz. Onların en olgun ve akıllı olanı o zaman: “Bir günden fazla kalmadınız” der.
      TÂHÂ 105. (Resûlüm!) Sana dağlar hakkında sorarlar. De ki: Rabbim onları ufalayıp savuracak.
      TÂHÂ 106. Böylece yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır.

      bu Türkçe meal diyanetin sitesinden alınmıştır Rum 55 - 56.ve Taha 103 - 104. ayetlere dikkatinizi çekmek isterim burada yazılanlara göre ne söylenir kanati sizlere bırakıyorum bu sözler peygamberimiz Hazreti Muhammet Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz’in bizlere ilettiği Allah(C.C)’ın sözleri
      Eğer Kur’an-ı Kerim’in Türkçe mealini indirmek isteyen varsa diyanetin sitesinden indirebilir birde mp3 sesli meal var onuda hasenat.com dan indirebilirsiniz 1 gigabayttan fzla indirmesi bayağı bir zaman alıyo ama çok güzel birşey herkese tavsiye ederim
      Sizlere hayırlı akşamlar vede hayırlı günler demeden önce birşey rica etmek istiyorum lütfen bilmeden düşünmeden kimseyi kafirlikle fitneyle itham etmeyin herkesin içindekileri en iyi Allah(C.C) bilir.
      Haddim kafalarınızı karıştırmak değildi eğer bir suçül ihsan eylediysem Allah affetsin inşallah
      Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

    16. Ali Aksoy Diyor:
      Selam Mustafa;

      Allah ilmini arttırsın. Bak, Kuran nasıl da doğru yola eriştirip çıkarıyor.

      Selam ve dua ile…

  7. Aaattin:

    Kabir azabi oldugunu dusunmek insani gunahlardan alikoymak icin vesile oluyor cunku sacma da olsa insan DAHA AHIRETE COK VAR diye dusunebiliyor.idrar konusuna gelince her gunahta mantik aranmamali yani domuz eti haramsa zararli oldugundan degil cunku besmelesiz kesilmis kuzu eti de haram.Asil mantik Biseyler kazanmak icin belirli kurallar koyulmus ve bunlara uymak gerekir..

  8. Yunus Emre Gündoğdu:

    Uydurma birşeyi düşüneceğinize Hak olan birşeyi, yani Ahiret Gününü, Ayrım Gününü, düşünseniz daha doğru olmaz mı? Cehennemi düşünseniz….

  9. aragorn01:

    hamzat kardeşim helal olsun o ayet nasılda gözümüzden kaçmış
    yunus emreye kapak olması lazım

  10. admin:

    Selam aragorn01;

    Hamzat hangi ayeti misal getirmiş ki böyle sevindirik oldun. Bir açıklama yap ta, kim nereye “kapak” olacak tespit yapalım.

  11. Yunus Emre Gündoğdu:

    Selam..

    Mümin Suresi
    (46) (Öyle bir) ateş ki, onlar sabah-akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun” denilecektir.

    Bahsedilen ayet üstteki Mümin Suresi 46. ayet.. Burada ne kabirden bahasediliyor, ne de yaşam sonu ile kıyamet saati arasındaki bir azabtan.

    “Ateş”, altta sunacağım ayetlerde de görüleceği gibi ateş hep cehennemin bir özelliği olarak, yani cehennem yerine kullanılmış bir kelimedir..

    Mümin 46. ayet siyak ve sibakı ile birlikte okununca bu ayette cehhennem ateşinden bahsedildiği, cehennem azabından bahsedildiği açıkça görülecektir.

    “sabah-akşam” Türkçe’de de böyle kelimeler vardır. Bir süreklilik belirten tümleçdir..

    Şimdi uzatmadan mümkün mealini yayım Mümin 46. surenin..

    “Ateş(e) ( cehenneme ateşi ); (ki) onlar devamlı, durmadan ona (cehennem ateşine ) sunulurlar/sunulacaklar. O saat anında da “onları ( Firavn ve ailesini ) azabın en şiddetlisine atın/en şiddetli azaba sokun” denilecektir.”

    ——————————————
    Hud Suresinde de ateşin cehennem olduğunu anlıyoruz..

    Hud Suresi
    (98) Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası!

    —————————–
    Aşşağıda ateş kelimesinin cehennem yerine kullanıldığı ayetleri görüyorsunuz…

    Rad Suresi
    (35) Allah’a karşı gelmekten sakınanlara va’dolunan cennetin durumu şudur: Onun içinden ırmaklar akar, yemişleri ve gölgeleri devamlıdır. İşte bu Allah’a karşı gelmekten sakınanların sonudur. İnkar edenlerin sonu ise ateştir.

    Hac Suresi
    (72) Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman o kafirlerin yüz ifadelerinden inkarlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar. De ki: “Şimdi size bu durumdan daha beterini haber vereyim mi: ateş… Allah onu kafirlere vaad etti. Ne kötü varış yeridir orası!”

    Fatır Suresi
    (6) Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır. Öyle ise (siz de) onu düşman tanıyın. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateşe girecek kimselerden olmaya çağırır.

    Fatır Suresi
    (36) İnkar edenler için ise cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler. Kendilerinden cehennem azabı da hafifletilmez. İşte biz her nankörü böyle cezalandırırız.
    ———————————

  12. murat toprak:

    bencede sizin düşündüğünüz gibidir çünkü beni kabir ile ilgili söylenen hiç bir hadis yorum anlam söylem tatmin edemiyordu.oysaki kurandan söylenilen her ayet hangi konuyla alakalı olursa olsun beni tatmin ediyor. onun içindirki size katılıyorum.gaybtır bu konu en iyi bilen yüce yaratıcımız olan ALLAHÜ TEALA,DIR

  13. TOPRAKERDEM:

    selam arkadaşlar….

    bu kabir azabı var diyenlere bişey sormak lazım
    allah adildir öyle inanıyoruz peki varsa bundan 10 bin yıl önce ölen birinin çektiği azabla kıyamet kopmasına az kala ölen bir insanın çektiği azap hakmıdır??????????

    ????

    tabiki hak değildir

    allah adildir

    kabir azabıda yoktur zaten hakkı yılmaz da yukarıdaki yazısında güzel açıklamış

  14. OKYANUS:

    Yukaridaki yazida kabir azabi hakkinda anlatilanlar benim simdiye kadar bildiklerimden tamamen farkli, siz daha cok mantik yoluyla gidiyorsunuz anladigim kadariyla, bu guzel, cunki cogu yerde benimde dini inanclarimla mantigim celisir, okuduklarimi akil suzgecimden geciririm ancak bazen mantigima ters duser. Ben Kuran ayetlerini tam olarak bilmedigim icin kendi yorumumla degil ancak baska yerlerde okudugum kadariyla sunu aktarmak istiyorum,

    Kabir azabi ruh ve bedene degildir, oldukten sonra ruh bedeni terkeder ve beden curur gider, yeniden dirilme ancak ahiret gunundedir, dolayisiyla azap ruhadir, daha dogrusu ruh hisseder.Soyle dusunun, gece uyuyorsunuz, beden bir nevi olu, ruh bedeni terkediyor, ruyalar goruyorsunuz, kabuslarla aci cektiginizi hissediyorsunuz, guzel duslerle mutlu oluyorsunuz, bedenin hic birseyden haberi yok, uyandiginizda 8 saat degil sadece 5 dk uykuda kaldiginizi hissediyorsunuz, buna benzer,

    Buda mantikli geliyor bana, siz ne dersiniz,

  15. mesut:

    Selam Arkadaşlar

    Ruhun bedene olan bağlılığı öldükten sonra yok olmaz.Kabir azabı ruhun ölmediğininin bir delilidir.Uykudayken rüyada acı çeken veya neşelenen birinin durumunu göremiyorsak kabir azabını da dünya gözüyle göremeyiz;fakat Peygamberlerin kabir azabını Allah’ın bildirmesiyle dünya gözüyle gördükleri bildirildi.

    Mü’min Süresi’nin 46.ayetinde,(((Firavun’a ve adamlarına her sabah ve akşam gidecekleri cehennem ateşi gösterilir))) buyuruldu.Ölü görmeseydi,gösterilir demek lüzumsuz ve yanlış olurdu.
    Birçok müfessire göre bu ayet kabir azabını gösteriyor.Ayetin devamında onların şiddetli azaba sokulacağı bildiriliyor.Birincisi kabir azabı ikincisi Cehennem azabıdır.

    Nuh Suresi’nin((((Günahları yüzünden suda boğuldular,ardından da ateşe atıldılar)))) mealindeki 25.ayetinde geçen (Feüdhilu) kelimesindeki “F” harfi hiç ara verilmediğini gösterir.Yani(((((Suda boğulduktan hemen sonra kabirdeki azaba maruz kaldılar))))) demektir.

    İmam Şarani buyuruyor ki:Taha Suresi’nin 124.ayetindeki “Maişeten danken” düsturu kabir azabını bildiriyor.

    Tekasur Suresi’nin 3.ayetindeki bu övünmenizin kötü akıbetini “İleride bileceksiniz” demek “ölürken” demektir.4.ayetindeki “Yine ileride bileceksiniz” ise “Kabirde” demektir.(Celaleyn,Medarik, M.Tezkire-i Kurtubi)

    Araf Suresi’nin(Orada yaşayıp,orada öleceksiniz,yine oradan dirilip çıkarılacaksınız) mealindeki 25.ayetinde “Oradan” maksat “Kabir hayatıdır” denildi.(Nesefi;Şeyhzade)

    Bakara Suresi’nin(Ölü iken sizi diriltti.Tekrar öldürecek ve tekrar diriltecek) mealindeki 28.ayetinde bildirilen ikinci dirilme kabirde olacaktır.İmam Nesefi de bu ayetin kabir azabı ve nimetine işaret ettiğini bildirmektedir.(Tefsir-i Şehzade)

    Tevbe Suresi’nin(Onları iki defa azaba uğratacağız) mealindeki 101.ayettinde bildirilen azabın ilki kabir azabıdır.(Kadı Beyzavi)

    Allahü Teala adildir,merhametlidir,hiçkimseye zülmetmez;ancak insanlar kendi nefislerine zülmederler.

    Allah Teala,zamandan, mekandan,eşya ve hadiselerden münezzehtir.Dilediği gibi bunlar üzerinde tasarufta bulunabilir.Yani bu gibi durumlardan bağımsızdır.Zaman boyutunu dilediği gibi kısaltabilir ve daraltabilir.Kulu ve görev memuru Hz.Azrail(A.s) için nasılki saniyeleri birçok geniş zaman boyutlarına dönüştürüyor ve böylece bu küçük zaman diliminde yüzbinlerce insanın canını almaya muvafık oluyorsa,bu şekilde çok önceleri ve çok sonraları ölen insanlar için de zaman boyutunu keyfiyetine has bir şekilde değiştirebilir.O’nun(C.C) için bundan kolay ne varki.

  16. akman:

    tek bir ALLAH vardır Hz. Muhammed onun kulul ve elçisidir hiçkimse hiçbirşeyi ALLAH`tan daha iyi bilemez !!

  17. remzi:

    Allah razı olsun,kardeşim.Çok güzel bir açıklama olmuş.Amenna ve Sadekna

  18. trezguet7:

    selamün aleyküm arkadaslar
    idrar konusunun dogru olduguna inanıyorum cunku zaten dınımızde idrar konsundakı yasagını oturarak kucuk abdestını yapma seklınde olarak bılıyoruz
    demekki zaten boyle bır sey var degılmı arkadslar
    yanklış bı fıkrım varsa ozur dılerım bu benım dusuncem

Yorum yapın



Rastgele Yazı