Kabir azabı var mıdır ?
Bu yazı Kuran İslamı sitesinden alıntıdır.
Müslüman Ahiret Anlayışları Hakkında Kısa Bir Tenkit Yazısı
-Kabir Azabı Üzerine-
İktibas Dergisi, Mehmet Yaşar Soyalan Sayı: 147-148, Mart/Nisan 1991.
Ahiret hakkındaki bilgilerimizin kaynağı nedir? Ahiret inancımızı kim/ kimler belirlemektedir? Bu düşünce ve anlayışların kaynağını veya doğruluğunu araştırdık mı? Veya bu konuyu düşündük mü hiç? “Büyüklerimiz halletmiştir” mi diyoruz? Onların “halletmesi” ve bizim ona uymamız bizi sorumluluktan kurtaracak mıdır?
Bu soruları sorup, cevaplarını araştırmamız, en azından kendi yerimizi tesbit etmek açısından önemidir. Doğru veya yanlış ondan sonrasını belli ilkeler üzerine oturtarak götürmek daha tutarlı olacaktır. Tabii ideal ve doğru olanı, kişinin bu sorulardan sonra inancını ve yaşayışını Kur’ân’a göre yönlendirmesidir.
Kabir Azabı Meselesi
Kabir azabı, veya kabir hayatı herşeyden önce gaybi bir konudur. Gerçek anlamda böyle birşeyin olup olmadığını ancak Rabbımız bilir. Allah-u Tealâ Kur’ân’da sık sık müslümanları gaybe iman edenler olarak tanımlar. Bu hiçbir zaman, müslümanlar gelecekte veya ahirette olacağı iddia edilen her habere inanırlar anlamına alınmamalıdır.
Kur’ân’ı incelediğimiz zaman, gaybe imandan kasdın, Kur’ân’ın bizden inanmamızı istediği gayb haberleridir. Başka bir deyişle inanmamız gereken gayb; Kur’ân’da anlatılan gayb’tır.
Bu nedenle kabir azabı konusuna da bu açıdan bakmak gerekir. Çünkü bu konu; söylenen sözler dışında müşahade edilmiş değildir.
Sadece kabir azabı olduğunu söyleyen sözler vardır. Bunların, bir kısmı hemen hemen müslümanlarla ilgili her konuda olduğu gibi Peygamber’e ait olduğu iddia edilen sözlerdir. Yine her zaman yapıldığı gibi Kur’ân’dan destek aranmış, kendilerince bu destekler bulunmuştur da.
Biz önce kabir azabından ne kastedildiğini anlatmaya çalışalım:
İnsanlar ölür ölmez kabir diye bir çukura konuyorlar. Hemen sonra munker-nekir melekleri geliyor, soru sormaya başlıyor: Rabbın kim? Dinin ne? Peygamberin kim? gibi sorular… Müslümanlar bu sorulara: Rabbım Allah, dinim İslam, Peygamberim Hz. Muhammed diye cevap veriyor. Kafirler ise.- Hah, hah anlamadım diyorlar. (Fıkhul Ekber, Aliyyul Kari Şerhi).
“Kabir, mü’minler için cennet bahçelerinden bir bahçe, kafirler için ise cehennem çukurlarından bir çukurdur.”
Kabirde kime soru sorulacağı konusu da tartışılagelmiştir. Bu konuda Hanefiler arasında bile ittifak yoktur. Bir kısmı, müslümanların çocuklarının da sorguya çekileceğini söylerken bir kısmı, Peygamberler, çocuklar ve şehitlerin sorgudan muaf tutulacağını söylemişlerdir.
“Kılıçlarının parıltısı onlar için şahid olarak yeter” hadisinin bu sözlerinin delili olduğunu iddia etmişlerdir. (Kitabın mütercimi Y.V.Yavuz bu hadisin kaynağını bulamadım diyor.)
Müslüman çocukların kabirde sorgulanmasına rağmen cennete gireceği, kafir çocuklarının ise durumunun daha karışık ve müslüman çocuklarından farklı olarak “cennet ehline hizmetçi olacaklarına hükmedilmiştir.” denilmektedir.
Kabirlerde azabın nasıl olacağı da tartışılmaktadır. Cesede mi yapılacaktır. Ruha mı yapılacaktır, yoksa hem ruha hem de cana mı yapılacaktır? Bu durumda kabirde ruhların cesede dönmesi konusu gündeme gelmektedir. Tabii ki bu da tartışılmıştır. Kabirde ruhlar cesedin tümüne mi, yahut bir kısmına mı, topluca yahut ayrı ayrı olarak mı iade edilecektir? Kabirde soru sorulma işi ruhların bedene iade olunmasından sonra olduğu iddia edilmiştir. (Bizimruh konusundaki anlayışımız daha farklı. Üstelik bu yazı içerisinde tartışma imkanımız da yok. Ayrı bir yazı konusudur.)
Ehli sünnet azabın hem bedene hem ruha olduğu, bunun da ruhların bedene dönmesiyle olacağı inancındadırlar.
Kabir azabı konusu Ehli sünnete göre iman edilmesi vacip olan konulardan biridir, ilmihal kitaplarında olsun, akaid kitaplarında olsun konu hep bu şekilde ortaya konmuştur.
“Ahirete ait bazı ahvali bilip bunlara iman etmek vaciptir, inanılması icap eden hallerden bir kısmı şunlardır: 1) Cennet-cehennem haktır, ve el’an yaratılmış varlıklardır. 2) Kabirde kafirlerin ve bazı günahkar müslümanların azab çekmesi, salih mü’minlerin nimete ve rahata kavuşması haktır.” (İslam Fıkhı ve Hukuku. A. Fikri Yavuz)
“Deriz ki vuku bulması aklen mümkün olan birşey hakkında nas varid olunca onu kabul etmek ve ona inanmak gereklidir. Bunlardan birisi de ölümden sonraki (Münker ve Nekir meleklerinin kabirde soru soracakları) kabir azabıdır. Bunlar ehli sünnete göre haktır. Vuku bulacaktır. Mu’tezile ise muhalefet etmiştir.
Kabirde sual ve azab ruhun cesede iade edilmesiyle mümkündür. Gazali dahil ehli sünnet alimleri bu görüştedir.” (Maturidiye Akaid, N.Es Sabuni, İslam Dini İlmihali, Prof. M.Aydın)
Konu bir kısım Ehli Sünnet uleması tarafından çok ilginç boyutlara kadar vardırılmıştır.
Örneğin, Konevî: “Ölü asi ise kabir azabı vardır. Ancak Cuma günü ve Cuma gecesi azab ondan kaldırılır ve bir daha kıyamete kadar azab iade edilmez. Eğer bir mü’min Cuma gecesi öldüğü takdirde eğer asi ise bir an kabir azabı ve kabir sıkıştırması olur. Sonra kıyamete kadar bir daha azab edilmez.” (Fıkhul-Ekber Aliyyul Kari Şerhi)
Kabirde bir hayatın, dolayısıyla azab ve mükafatın bulunduğunu iddia edenlerin görüşlerini aktardıktan sonra bu görüşlerine kaynak gösterdikleri hadis ve ayetlere geçelim…
Kabir Azapçılarının Delilleri
A) Hadisler:
1- Peygamberimiz mezarlıktan geçerken: “Kardeşiniz için Allah’tan mağfiret dileyiniz. Çünkü o şu anda sorguya çekilmektedir” demiştir. (Sünen-i Ebu Davut)
2- “İdrardan sakınınız, zira kabir azabının çoğu ondandır.” (Camiussağir)
3- “Şüphesiz kabrin sıkıştırılması vardır. Kabrin sıkıştırılmasından kimse kurtulamaz. Kurtulacak olsaydı, ölümünden dolayı arşın titrediği Said b. Muaz kurtulurdu.” (Fıkhul-Ekber Aliyyul Kari Şerhi, Kaynağı bulunamamıştır.)
4- Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur.” (Tirmizi)
5- Şüphesiz kabir ahiret konaklarının ilkidir. Eğer ölü bu konaktan kurtulursa ondan sonrası daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa sonrası daha zordur. (A.i. Hanbelin Müsnedi)
6- Hz. Peygamber Hz. Aişe’ye sordu: “Kabirde halin nedir.” Kendisi cevap verdi: Ya Hümeyra şüphesiz kabrin mü’mini sıkıştırması, ananın çocuğunun ayağını sıkması gibidir. Münker-Nekir meleklerinin soru sorması da; göz kamaştığı zaman ona sürme çekmek gibidir.” (Fıkhu-l Ekber, Aliyyul Kari Şerhi, Kaynağı bulunamamıştır.)
7- Hz. Peygamber, Hz. Ömer’e: “Kabirde halin nicedir?” demiş. Hz.Ömer de- “Aklım başımda mı olacak ?’ demiş. Resulullah ‘Evet’ demiş. Hz. Ömer de ‘O taktirde hiç aldırmam’ cevabını vermiş (Fıkhul Ekber, Aliyyul Kari Şerhi, Kaynağı bulunamamıştır.)
B) Ayetler:
1- O sabah akşam ateşe sunulur. Kıyamet koptuğu gün de “Fir’avn ailesini azabın en çetinine sokun denilir.” (40/46)
2- Hatalarından dolayı boğuldular. Ateşe sokuldular. Kendilerine Allah’tan başka yardımcılar da bulamadılar.” (71/25}
3- “Allah inananları dünya hayatında da ahirette de sağlam sözle tesbit eder. Allah zalimleri de saptırır. Ve Allah dilediğini yapar. “(14 727)
4- “Ona cennete gir denilince ne olurdu dedi kavmim bilseydi. Rabbımın bana bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını. “ (36/27)
5- “Sonra onu öldürdü kabre koydu.” (80/2 1 )
6- “Belki dönerler diye, mutlaka onlara o büyük azabtan ayrı olarak yakın azabı da taddıracağız. “ (32/ 21) (Ayrıca Bakınız: 3/169, 20/124, 6/98, 9/84)
İddia ve Delillerin Değerlendirilmesi:
l- Genel Değerlendirme:
1) Şu ana kadarki yazdıklarımızdan da anlaşıldığı gibi kabirde bir hayat olduğunu savunanlar; konunun nasıllığı ve niceliği konusunda bir fikir birliğine sahip değillerdir.
2) Kendi iddiaları arasında çelişkiler vardır.
3) Hatta bu iddiaların bir çoğu dinin genel ilkeleriyle de çelişmektedir.
a. Azabın hem ruhlara hem cesetlere olacağı ve kabirde ruhların cesetlere döneceği iddiası bunlardan biridir. Ruhların cesetlere dönmesi demek ölünün dirilmesi demektir. Kur’ân-ı Kerim, dirilmenin kıyametten sonra olacağını açıkça ifade etmiştir.
b. Kafir çocuklarının cennet ehline hizmetçi kabul edilmesi de bu çelişkilerden biridir. Kafir çocuklarıyla, mü’min çocuklarının sorumluluk açısından ne gibi farkları vardır. Kafir bir anne babadan olmak çocukların cezalandırılması veya ikinci sınıf bir statüye tabi kılınmasını haklı kılar mı?
c. Yine kabirde sorgulanma hadisesi de bizce Kur’ân’la çelişmekledir, Çünkü hesapların kıyametten sonra sorulacağı konusunda çok sayıda ayet vardır. Ahirete hesap günü denmesi de bundandır.
Azabın nasıl olacağı , ruhların cesetlere nasıl ve ne kadar iade edileceği konusundaki tartışmaları okuyunca, bunların üstüne, ünlü ulemaların konuyla ilgili olarak Cuma ile ilgili iddiaları da eklenince bu insanların mantıklarını daha iyi kavrayabiliyoruz.
Bu mantığın ne tür hadislerin arkasına sığındığını, Kur’ân ayetlerini, siyak-sibaka ters olarak nasıl kullandıklarını anlayabiliyoruz.
Zaten önemli olan da bu zihniyetin mantığını kavramaktır. Kafir çocuklarını hizmetçi, mü’min çocuklarını efendi kılan zihniyetin ne kadar Resulullah’ın yolundan gittiğini, ne kadar Kur’ân’ı anladığını daha net görebiliyoruz.
Bu zihniyetin mantığını keşfettikten sonra ayetlere ve hadislere yaklaşım biçimlerini kavrayabiliyoruz. Bu mantık Kur’ân’a göre yönlendirilmiş, Kur’ân’a teslim olmuş, Kur’ân’ın şekillendirdiği bir mantık değildir.
2) Hadislerin Değerlendirilmesi:
Bu sözlerin ne kadarı Resulullah’a aittir bilemiyoruz. Belki bir çoğu uydurmadır, belki bir kısmının başından çıkarılmış sonuna eklenmiştir veya tersi olmuştur, bilemiyoruz.
Daha önceki yazılarımızı takibedenler bilir, biz Resulullah’ın kendisine Kur’ân’da bildirilenler hariç gaybı bilmediği inancındayız.
Bu nedenle Resulullah’a atfedilen bu sözlerin ona ait olmadığı kanaatini taşıyoruz.
Hadislerin içeriğini azıcık irdeleyenler, aşırı abartıları hemen farkedeceklerdir.
Örneğin “idrar” hadisi… yani Kabir azabının çoğunun idrardan olduğu iddiası. Akıl sahipleri konunun, dinin özünü oluşturan Tevhid-Şirk mücadelesinden nasıl uzaklaştırıldığını, dinin asıl amacından nasıl kaydırıldığını göreceklerdir. Oysa ceza ve mükafatı belirleyen asıl öğe tevhid ve şirktir.
3) Ayetlerin Değerlendirilmesi:
Daha önce de dediğimiz gibi hangi mantığın bu ayetleri iddialarına delil olarak getirdiğini bilmek çok önemlidir.
Ayetleri siyak-sibak içerisinde, konu ve Kur’ân bütünlüğüne göre değerlendirmemek verilmek istenen mesajı amacından saptırır.
Üstelik Kur’ân’ın kendine özgü üslubunu yok saymak, Kur’ân’ın mesajını muhatabına anlatmakta kullandığı ifade biçimlerini ve teknikleri görmezlikten gelmek veya bundan habersiz olarak konuya yaklaşmak tehlikenin boyutlarını göstermek için yeterlidir.
Biz, kabir azabına veya kabirde bir hayat olduğuna dair delil olarak ileri sürülen ayetlerin konuyla ilgisi olmadığı kanaatindeyiz.
Kur’an’dan bilgisi olan insanlar bunu hemen farkedeceklerdir. Az sonra örneklerini vereceğimiz gibi dolaylı olarak ilgi kurulmaya çalışmanın faydasız bir zorlama olduğuna inanıyoruz
.
Örneğin; aşağıdaki ayetler bunun ilginç örnekleridir:
Nuh Suresinin 25. ayetinde geçen “fe-udhilu” kelimesindeki “fa”nın takibiyye olduğu bu nedenle “boğulur boğulmaz ateşe sokulmuşlardır” anlamını verdiği, bu da gösteriyor ki kıyametten evvel Nuh’un kavmi ateşe sokulmuşlardır denilmektedir.
Oysa sûre bir bütün olarak ele alındığında, iddia edildiği gibi kıyametten önceki bir ateşe sokulmayı değil, onların boğulmaları ile kıyametten sonraki ateşe sokulmaları arasında bir hayatın olmadığını anlatır.
Boğulan insanlar için ateşe atılmak o kadar yakın ki… Arada herhangi bir zaman dilimi de yok.
Boğuldular ve hemen cehennem ateşine girecekler. Dirilme ile ilgili ayetlere baktığımızda ne kadar uyum içerisinde olduğunu görürüz. Burada bir de muhataplara bir mesaj vardır. Ateş.. İşte bu kadar hakikattir. Ve mutlaka gelecektir. Ölen için hayat kıyamete kadar bitmiştir. Ölen için kıyamet hemen kopacaktır. Ve tabii hemen ateşe gireceklerdir.
İbrahim Suresinin 27. ayetinde geçen “ahiret” kelimesinden muradın kabir hayatı olduğu iddiası ise laf olsun diye söylenen bir sözden öte bir anlam taşımamaktadır. Çünkü herhangi bir mesnedi olmadığı gibi Kur’ân gerçeğine de terstir. Çünkü Kur’ân’a göre dünya hayatının devamı ahiret hayatıdır.
Yasin Suresinin 27. ayetinde kabir hayatıyla ilgili herhangi bir ifade yoktur. Elçilerden birinin temennisisinin 46. ayetidir. Konuya 43. ayetten itibaren okuyarak girelim.
Mü’min kişi Fir’avn ailesine konuşuyor:
“Sizin beni çağırdığınız şeye kesinlikle ne dünyada ne de ahirette davet olunmaz. Bizim dönüşümüz Allah ‘adır. Müsrifler, işte onlar ateş halkıdır. Benim size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a bırakıyorum. Şüphesiz Allah kulları görür.”
“Allah onu, onların kurdukları tuzaklardan korudu. Ve Fir’avn ailesini azabın en kötüsü kuşattı. Ateş..Sabah akşam ona arzolunurlar. Kıyamet çattığı gün Firavn azabın en ağırına sokun.
“Ateşin içinde birbiriyle tartışırlarken zayıf olanlar, müstekbirlere dediler ki, biz size uymuştuk, şimdi siz şu ateşin küçük bir parçasını savabilir misiniz? Müstekbirler de dediler ki: Hepimiz onun içindeyiz. Allah kullar arasında hüküm verdi. (40 / 43 – 48 )
Şimdi ayetler bir bütün olarak ele alındığında, 46. ayet kabir azabına nasıl delil olarak getirilebilir. Biz ayetleri biraz daha etraflıca tetkik edelim;
1- 43. Ayette; müsriflerin ateş halkından oldukları anlatılıyor. Burada müsrif olarak adlandırılanlar Fir’avn ve adamları da dahil olmak üzere tünraşırı gidenlerdir. Ateş halkından (Ashabunnâr) kasıt ise cehennem ehlidir. Müsriflerin cehennem, yani ateş halkı olduğu anlatılıyor. Kur’ân’da “Ashabunnar” deyimi yalnızca cehennemle ilgili olarak kullanılmaktadır. (2/ 39,81,217,257,275,_3/116, 5/29)
2- 44. Ayette “söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız” ifadesinin “yakında görecekler”, “yakında bilecekler” türünden benzer ifadeleri de kullanılmaktadır. Bu ifadelerin hepsinin anlattığı şey ahiretteki hesaplaşmadır. Kafirlerin sonu ise zaten dünyadayken bellidir. Kur’ân’da bunun birçok örneği var. (Bkz.: Tekasür Sûresi)
3- 45. Ayette “yakında hatırlayacaksınız” ifadesi Kuran’ın kendine özgü üslubuyla dile getirilmektedir.
“Ona cennete gir denilince keşke dedi, kavmim bilseydi. Rabbınıın beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını. ”
Elçinin bunu cennete girerken söylemesi ayetin sağa sola çekilmesine zaten imkan vermemektedir. Dedik ya.. Mantık çok önemli.. Hangi mantık bu ayetleri kullanıyor?
Kabir azabçılannın üzerinde düşünmeye değer tek delilleri,-ki buna sıkı sıkıya sarılıyorlar- Mii’min Surenin cevabını buluyoruz. Evet, Allah onu korudu ve Fir’avn ailesini kötü azab (suel azab) kuşattı. Kur’ân’da “suel azab”tan kasıt ta yine cehennem azabıdır. (Bkz: 6/157, 27/5, 39/24,47)
Aslında suel azab’ın cehennem azabı olduğunu anlamak için, hemen-arkadan gelen ayeti okumak da yeterlidir.
Ayet numaralarını gözönünde bulundurmadan 45 ve 46. ayetleri birlikte okuduğunuzda Fir’avn ailesini kuşatan kötü azabın ateş olduğu ve sabah-akşam ona girecekleri (arzolunacakları) anlatılıyor. “Ennar” (ateş) kelimesi Kur’ân’da hep cehennem veya cehennemdeki ateş anlamında kullanılmıştır. (Bkz: 2/24, 3/131, 4/56, 7/38-41, 9/35 gibi.)
4- Bazı meal ve tefsirlerde “yuridune” kelimesi; “gösterilir”, “sunulur” şeklinde tercüme edilmiş. Kelimede herne kadar gösterilme, sunulma anlamı varsa da, bu ve benzeri kullanımların da yaslanmak, girmek anlamı ön plandadır. Gösterilerek cehenneme girmeleri de ifade edilmiş olabilir. Şimdi konu ile ilgili ayetleri görelim. “Yuridune” kelimesinin hangi anlamda kullanıldığına bakalım.
Şûra Sure’si’nin 45. ayetinde ibare aynen, Mü’min 46. ayetteki gibidir: “Yuridune aleyhe”, aşağıda görüleceği gibi açıkça cehenneme atılmaları anlatılmaktadır.
“Yine onları görürsün; aşağılıktan başlarını öne eğmiş vaziyette arzolunurlarken, göz ucuyla, gizli gizli bakarlar, inananlar da işte işte hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. Bakın, gerçekten zalimler sürekli bir azab içindedir derler. “
Şimdi benzer ayetlere göz atalım:
Kafirler ateşe arzolunacakları (girecekleri) gün.- Bu gerçek değil miymiş? ‘Rabbımız hakkı için, ‘evet’ derler, öyleyse inkar etmenizden dolayı azabı tadın.” (46/34)
“Kafirler ateşe arzulanacakları (girecekleri) gün: Dünya hayatında bütün güzel şeylerinizi zayi ettiniz, yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan ötürü bugün alçaltıcı bir azab ile cezalandınlacaksınız.” (46/20}
Ayetlerden de açıkça görüldüğü gibi burada ateşin insanlara, (Mü’min: 46 ile ilgili olarak da Fir’avn ailesine) gösterilmesinden değil, insanların o ateşin içine girmesinden söz edilmektedir.
5- Oysa kabirde cehennem ateşinde yanmak diye birşey söz konusu değildir. Üstelik kabirde azab olduğunu iddia edenlerin de böyle bir görüşü yoktur. Dolayısıyla buradaki ateşe sunulma kabir azabı ile değil, kıyametten sonraki cehennem azabı ile ilgilidir.
6- 46. Ayette “sabah-akşam” diye tercüme edilen “Ğuduvven-aşiyyen” kelimeleri Arapçada bir deyimdir. Ve sürekliliği, sonsuzluğu anlatır. (Zemahşeri’nin Keşşafında konuyla ilgili çok malzeme vardır. Hatta bu ayetin nasıl anlaşılması gerektiğiyle ilgili de ilginç yorumlar da mevcuttur.) Benzer ifadeler Kur’ân’ın değişik surelerinde kullanılmaktadır. Örneğin Hud Suresi’nin 107 ve 108. ayetlerinde: Kafirlerin gökler ve yer durdukça cehennemde, mü’minlerin de gökler ve yer durdukça cennette kalacaklarından söz edilmektedir. Yani cennette ve cehennemde bizim bildiğimiz gökler ve dağlar mı vardır ki böyle deniyor, bilemiyoruz. Üstelik kıyamet günü her şeyin parça parça olacağı anlatılmıyor mu? Oysa bu ayetlerde insanların nazarında göklerin ve yerin büyüklüğüne, yüceliğine, sağlamlığına, sonsuzluğuna dikkat çekilerek bir benzetme yapılıyor. İnsanın cennette ve cehennemde sonsuza değin kalacağı vurgulanıyor.
Konu bu anlatımla pekiştiriliyor “sabah-akşam” kelimesi de böyle, azabın sürekliliğini ve sonsuzluğunu anlatıyor,
İşte bu ayette “ğuduvven-aşiyen” kelimelerinin geçmesi de buradaki azabın kıyametten sonraki cehennem azabı.olduğunu anlatıyor. Çünkü iddia edilen kabir azabı sürekli değildir. Ayrıca (78/23) de cehennemde çağlar boyu (yani ebe-diyyen) kalınacağı anlatılıyor.
7- 46. Ayetin devamında “saat çattığı gün, Fir’avn ailesini azabın en çetinine sokun” cümlesi önceki anlatılanları pekiştirmek ve destekleme içindir. Anlatılanların “saat’ten sonra meydana geleceğini vurgulamak içindir.
Kur’ân’ın bir çok yerinde benzer anlatımlar vardır.
Biz sadece ahiretle ilgili olanlardan örnekler vereceğiz. .
” Ve her ümmetin âyetlerimizi yalan sayanlarından bir cemaati toplayacağımız gün, artık onlar bir arada tutulup (hesap yerine) sevkedilirler.Geldikleri zaman der: Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yaptınız ? Zulmetmeleri yüzünden o söz başlarına gelmiştir.
Artık konuşmazlar. Görmediler mi biz geceyi içinde istirahat etmeleri için yarattık. Gündüzü de aydınlık yaptık. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ayetler vardır. Sur’a üflendiği gün göklerde ve yerde bulunanlar-hep korku içinde kalır. Meğer Rabbın dileye. Hepsi boyun bükerek onage/ir/er…”(27/83-90)
“Siz ve Allah’tan başka taptıklarınız cehennemin odunusunuz. Siz oraya gireceksiniz. Eğer onlar tanrı olsalardı oraya girmezlerdi. Oysa hepsi orada ebedi kalacaklardır. Onlar için bir inleme ve soluma vardır. Ama bizden kendilerine güzellik geçmiş olanlar işte onlar ondan uzaklaştırılmışlardır. Onun uğultusunu duymazlar. Ve canlarının çektiği içinde ebedi kalırlar. O en büyük korku onları asla tasalandırmaz. Melekler onları; ’size söz verilen gün işte bugündür’ diyerek karşılarlar. O gün göğü kitap gibi düreriz. İlk yaratmaya nasıl başladıksa onu yine öyle çeviririz, üzerimize söz bunu mutlaka yapacağız.” (21798-104) Ayrıca 237 99-110 ayetlerine bakınız.
Şimdi bu ayetlerde de önce cehennem azabından, cennet nimetlerinden söz ediyor, daha sonra kıyametin kopmasına geçiliyor.
Şimdi bu ayetleri bir bütünlük içinde, siyak-sibakına uygun olarak, Kur’ân’ın ilkelerini ve üslubunu göz önünde bulundurmadan, cennet nimetlerinin ve cehennem azabının kıyametten önce olduğunu mu söyleyeceğiz?
Ayrıca Kehf Suresi’nin 52-53, ayetlerinde suçluların ateşi görmelerinin ahirette (kıyametten sonra) olacağı anlatılıyor.
Allah-u Tealâ Kur’ân’ı parça parça edenlere (15/91) lanet ediyor. Aynı şekilde Rabbımız Kur’ân’ı terkedenlere (25/30) de lanet ediyor. Onları korkunç azabla korkutuyor. O halde gelin inancımızı ve yaşantımızı Kur’ân’a göre yönlendirelim.
Kabirde Hayat Olmadığını Gösteren Ayetler
Kur’ân-ı Kerim’deki dirilişle ilgili ayetlere baktığımızda, kabirlerde herhangi bir hayat izinden bahsedilmiyor.
Kabirde, yıllarca kalan insanların, herhangi bir ceza ve mükafata çarptırıldıklarının da izine rastlanmıyor. Aksine insanlar şaşkın şaşkın bakıyorlar. Mükafat ve cezaya hiç de hazırlıklı değiller. Mezarlarda ne kadar kaldıklarından haberleri yok.
Eğer orada bir acı ve nimet tatsalar onları hatırlamaları gerekmez mi?
Öldükten hemen sonra dirildiklerini sanıyorlar. Üstelik insanlar ne durumda olduklarını ancak yeniden dirildikten sonra anlıyorlar.
İnfitar Suresi’nin 4 ve 5. ayetleri çok açık:
“Kabirlerin içi dışına getirildiği zaman, her can ne öne sürdüğünü ne geri bıraktığını bilir.” (82/4-5}
Ayrıca kitaplarını (amel defterlerini) alan insanların şaşkınlıklarına ne demeli. (69/25)
O zaman insan kaçacak yer arar. (70/10)
Eğer iddia edildiği gibi kabirden kolay geçenin hayatı kolaylaşacak, zor geçenin hayatı daha da zorlayacak olsaydı, insan niye böyle telaş etsindi ki?
Zaten sonunu biliyor. Boynunu büker otururdu. Kendisine durum açıklandıktan sonra, nasıl sonuca teslim olduysa, kabirdeki durumunu bildiği için de herhangi bir telaşa gerek kalmazdı.
Üstelik, sorgu madem kabirde yapıldı, herkesin ne olduğu ortaya çıktı, mahşerde yeniden sorgulamanın ne anlamı kalırdıki?
Biz şahsen, insanların sorgulamalarının ve ebedi hayatın kıyametten sonra başladığı kanaatindeyiz. Gayb olan bir konuda> daha fazla tartışmaya girmek istemiyoruz. Biz Rabbımızın, Kur’ân’da bildirdiği gerek gaybi olsun gerekse görünürdeki bütün anlattıklarına iman ediyoruz. Çünkü gaybı bilen yalnızca Allah’tır. Şimdi konu ile ilgili ayetlere geçelim:
“Sura üflendi, işte onlar Bahirlerden rablerine koşuyorlar. Dediler; Vah bize yattığımız yerden kim kaldırdı, İşte Rahmanın va’dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş.” (36/51-52)
“O gün Sur’a üflenir, ve o gün suçluları gömgök süreriz. Kendi aralarında gizli gizli konuşurlar. ‘Sadece on gün kaldınız. Onların dediklerini biz daha iyi biliyoruz. En akıllıları sadece bir gün kaldınız‘ der.” (20/ 102-104)
Rabbımız tüm bu ayetlerinde ölülerin diriltilmesinden bahsediyor. Acı çeken, nimetlenen insanlara, şahsiyetlere, üstelik akıl sahibi kişilere nasıl ölü denir.
Eğer mezardakiler ölü değil iseler, Allah’ın kıyamet günü dirilteceği ölüler neyin nesidir.
İster bedene ister ruha, isterse her ikisine birden olsun, azab ve mutluluk veriliyorsa ve bunlar sorulan sorulara aklı başında kişiler olarak cevap veriyorlarsa bunlara ölü demek mümkün değildir. Bunların dirilmeye de ihtiyaçları yoktur.
Çünkü zaten onlar bu durumda canlı değiller midir? Eğer bunlar canlılık alameti değilse, canlılık alameti nedir?
Sonuç
İnsanların bir şeye var demesi, o şeyi var kılmıyor. Aynı şekilde var olan bir şeye de insanların yok demesi, o şeyi yok etmiyor. Bu nedenle Kur’ân’da hakkında herhangi bir bilgi olmayan bir konuda, hem de gaybî olan bir konudar üstelik insanların bilgi ve tecrübelerinin de olamıyacağı bir konuda, bu konu vardır ve haktır. Buna inanmak vaciptir, imanın gereğidir demek İslâmî bir tavır olmadığı gibi bunun mantıkî bir açıklaması da yoktur. İnsanlann Kur’ân gibi bir ölçeri yoksa, üstelik düşünmüyorlarsa da, bunlar için inanma’ nın da yaşamanın da ölçülecek ve üzerinde durulacak bir yanı yoktur.
“Kabir hayatı” düşüncesinin arkaplanına baktığımızda, tartışılanları incelediğimizde bu konunun müslümanların inancına sonradan girdiğine hükmedebiliriz. Bizi bu şekilde düşünmeye iten konuların başında ruh beden tartışması yatmaktadır. Çünkü toplumun şu an sahip olduğu ruh anlayışı da Kur’ânî değildir. Felsefenin müslümanlara zehirli bir armağanıdır.
Antik Yunan felsefesinin ruh anlayışı özünde fazla bir şey kaybetmeden “müslümanların” malı olmuştur.
İşte kabir hayatında anlatılan, zaman zaman tartışılan ruh, Antik Yunan felsefesindeki ruhtur. Bu nedenledir ki kabir hayatı anlayışının bize felsefenin girdiği veya sonrakityılların bir armağanı(!) olarak görüyoruz. Bu düşüncemizi pekiştiren daha bir çok şey var. Bu düşünceye varmamızın kaynağı dediğimiz gibi kabir hayatı ile ilgili iddialardır, tartışmalardır. Söylenen sözler, konuşulan, tartışılan konular, ne zaman konuşulduğunun, ne zaman tartışıldığının ipuçlarını da verir.
Konu ile îlgili söylemek istediklerimizi kısaca özetlemek istersek:
1- Kabir hayatı için ileri sürülen görüşler arasında büyük çelişkiler var. Görüşlerde bir birlik olmadığı gibi, hemen hemen her konuda ihtilaf mevcut.
2- Kabir hayatının nasıl ve niceliği ile ilgili görüşler Kur’ân ilkeleriyle çelişmektedir. Islâmın anlam ve içeriğinin yozlaşmasına ortam hazırlamaktadır.
3- Konunun delili olarak, hadis diye ileri sürülen sözlerle Kur’ân çelişmektedir. Üstelik ileri sürülen hadislerde kabir hayatı birbirinden çok farklı şekilde, hatta birbirini tekzip edecek şekilde anlatılmaktadır.
4- Kabir hayatına delil olarak gösterilen ayetlerin konu ile herhangi bir ilgisi mevcut değildir. Kur’ân’da; kabir hayatı olduğunu gösteren bir ayet yoktur.
5- Kur’ân dirilmenin kıyametten sonra, hesabın kıyametten sonra, ceza ve mükafatın kıyamettensonra olduğunu söylemektedir.
6- Allah, ahirette ölüleri diriltecektir. Ceza çeken, sefa süren, aklı başında kimseleri değil. Kısacası biz Kur’ân ayetlerinin kabirde bir hayat olmadığını ortaya koyduğu inancındayız, isteyen inanır, isteyen inanmaz. Nasıl olsa sur’a üflenip herkes toplandığında gerçek ortaya çıkacaktır. Bekleyelim, görelim.
-
aslında kabir azabı olup olmaması çokda önemli bir konu olarak görünmmeli bir müslüman için müslümanın tek amacı allahın rızasını kazanmak değilmidir yada böyle olması gerekli değilmidir? müslüman bunu göz önnüde bulundurduğu sürece kabirde azap olup olmaması çokda önemli değildir.çünkü zaten bu fikriyatla imanının getirdğii sorumlulukları taşıyabilen bir müslümanın kabir azabınada uğraması pek ihtimal dahilinde olmayacaktır.Bence bu gibi bilgilendirmelerin faydalı olabileceğini düşünsekte çok konuşulan konu çok fazla kafa karıştırır tezinden yola çıkarak bunların pekde irdelenmesi taraftarı değilim hele ki müctehit islam alimleri bile bu konuda bir fikir birliğine varamamışken….
-
insanoğlu bir amaç için yaşar.allaha çok şükürki biz müslümanız kalp mühürümüz açık gözümüz görüyo aklımızla hareket ediyoruz kimin sayesinde allah(c.c)sayesinde biz burda ne insanları korkutmak nede yalan yanlış şeylere inanmak istiyoruz öyle dimi.bana söylermiisniz en gerçek hadisler kime ait buhari ,müslim.başka varmı onlar ne diyo bu konuda.peygamber nediyo.tamam kuran bize anlatmış ama yorum katamayız asla eklemede yapamayız.ben hadis ler,peygamber ve kuran yolunda giderim bana onlardan örnek verirseniz sevinirim yanlış yola gitmek istemem.idrar yuzunden kabir azabına gelelim neden olabilir idrarın bir damlası tonlarca suyu kırletmıyomu.acaba bize bi ders vermek için insanlara sunulmuş olmasın eğer sizde hatalı bişe yazarsanız bidat yaparsanız ne olur daha iyibiliyosunuz.dedim gibi bana sahih hadislerden örnekler getirin peygamberin sözlerininden getirin lütfen eğer yoksa bu konuda bi örnek ozaman biz böyle düşünmeye devam ederiz ahiretide kabiride çünkü müslüman neye kime güveneceğini şaşırdı sizden istedim bize bu konuda bırakın o nedemiş bu nedemiş siz bize yol gösterin.ayrıca siz sorum var?biz kuranı kerimi ölülere nasıl okuruz kuran okunurmu?yasın ,fatiha okunurmu.hadis varmı sahih hadis varmı ben bunun cevabını bulamıyorum?ölüler için ne yapmalıyız burda yasın okunursa fatiha okunursa nasıl okunur.yasın suresinin 70 inci ayetinde kuranın ölülere dil dirilere delilere dil akıllılara indirildiği yazıyo bu na göre neden yasin ,fatiha yada diğer ayetleri okuyoruz sizce bidat olmazmı hadis varmı bu konuda gerçek sahih hadis nasıl öğrene bilirim açıklama yaparsanız araştırma yaparsanız sevinirim.
-
Kabir azabi oldugunu dusunmek insani gunahlardan alikoymak icin vesile oluyor cunku sacma da olsa insan DAHA AHIRETE COK VAR diye dusunebiliyor.idrar konusuna gelince her gunahta mantik aranmamali yani domuz eti haramsa zararli oldugundan degil cunku besmelesiz kesilmis kuzu eti de haram.Asil mantik Biseyler kazanmak icin belirli kurallar koyulmus ve bunlara uymak gerekir..
-
Selam..
Mümin Suresi
(46) (Öyle bir) ateş ki, onlar sabah-akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun” denilecektir.Bahsedilen ayet üstteki Mümin Suresi 46. ayet.. Burada ne kabirden bahasediliyor, ne de yaşam sonu ile kıyamet saati arasındaki bir azabtan.
“Ateş”, altta sunacağım ayetlerde de görüleceği gibi ateş hep cehennemin bir özelliği olarak, yani cehennem yerine kullanılmış bir kelimedir..
Mümin 46. ayet siyak ve sibakı ile birlikte okununca bu ayette cehhennem ateşinden bahsedildiği, cehennem azabından bahsedildiği açıkça görülecektir.
“sabah-akşam” Türkçe’de de böyle kelimeler vardır. Bir süreklilik belirten tümleçdir..
Şimdi uzatmadan mümkün mealini yayım Mümin 46. surenin..
“Ateş(e) ( cehenneme ateşi ); (ki) onlar devamlı, durmadan ona (cehennem ateşine ) sunulurlar/sunulacaklar. O saat anında da “onları ( Firavn ve ailesini ) azabın en şiddetlisine atın/en şiddetli azaba sokun” denilecektir.”
——————————————
Hud Suresinde de ateşin cehennem olduğunu anlıyoruz..Hud Suresi
(98) Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası!—————————–
Aşşağıda ateş kelimesinin cehennem yerine kullanıldığı ayetleri görüyorsunuz…Rad Suresi
(35) Allah’a karşı gelmekten sakınanlara va’dolunan cennetin durumu şudur: Onun içinden ırmaklar akar, yemişleri ve gölgeleri devamlıdır. İşte bu Allah’a karşı gelmekten sakınanların sonudur. İnkar edenlerin sonu ise ateştir.Hac Suresi
(72) Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman o kafirlerin yüz ifadelerinden inkarlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar. De ki: “Şimdi size bu durumdan daha beterini haber vereyim mi: ateş… Allah onu kafirlere vaad etti. Ne kötü varış yeridir orası!”Fatır Suresi
(6) Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır. Öyle ise (siz de) onu düşman tanıyın. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateşe girecek kimselerden olmaya çağırır.Fatır Suresi
(36) İnkar edenler için ise cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler. Kendilerinden cehennem azabı da hafifletilmez. İşte biz her nankörü böyle cezalandırırız.
——————————— -
bencede sizin düşündüğünüz gibidir çünkü beni kabir ile ilgili söylenen hiç bir hadis yorum anlam söylem tatmin edemiyordu.oysaki kurandan söylenilen her ayet hangi konuyla alakalı olursa olsun beni tatmin ediyor. onun içindirki size katılıyorum.gaybtır bu konu en iyi bilen yüce yaratıcımız olan ALLAHÜ TEALA,DIR
-
selam arkadaşlar….
bu kabir azabı var diyenlere bişey sormak lazım
allah adildir öyle inanıyoruz peki varsa bundan 10 bin yıl önce ölen birinin çektiği azabla kıyamet kopmasına az kala ölen bir insanın çektiği azap hakmıdır??????????????
tabiki hak değildir
allah adildir
kabir azabıda yoktur zaten hakkı yılmaz da yukarıdaki yazısında güzel açıklamış
-
Yukaridaki yazida kabir azabi hakkinda anlatilanlar benim simdiye kadar bildiklerimden tamamen farkli, siz daha cok mantik yoluyla gidiyorsunuz anladigim kadariyla, bu guzel, cunki cogu yerde benimde dini inanclarimla mantigim celisir, okuduklarimi akil suzgecimden geciririm ancak bazen mantigima ters duser. Ben Kuran ayetlerini tam olarak bilmedigim icin kendi yorumumla degil ancak baska yerlerde okudugum kadariyla sunu aktarmak istiyorum,
Kabir azabi ruh ve bedene degildir, oldukten sonra ruh bedeni terkeder ve beden curur gider, yeniden dirilme ancak ahiret gunundedir, dolayisiyla azap ruhadir, daha dogrusu ruh hisseder.Soyle dusunun, gece uyuyorsunuz, beden bir nevi olu, ruh bedeni terkediyor, ruyalar goruyorsunuz, kabuslarla aci cektiginizi hissediyorsunuz, guzel duslerle mutlu oluyorsunuz, bedenin hic birseyden haberi yok, uyandiginizda 8 saat degil sadece 5 dk uykuda kaldiginizi hissediyorsunuz, buna benzer,
Buda mantikli geliyor bana, siz ne dersiniz,
-
Selam Arkadaşlar
Ruhun bedene olan bağlılığı öldükten sonra yok olmaz.Kabir azabı ruhun ölmediğininin bir delilidir.Uykudayken rüyada acı çeken veya neşelenen birinin durumunu göremiyorsak kabir azabını da dünya gözüyle göremeyiz;fakat Peygamberlerin kabir azabını Allah’ın bildirmesiyle dünya gözüyle gördükleri bildirildi.
Mü’min Süresi’nin 46.ayetinde,(((Firavun’a ve adamlarına her sabah ve akşam gidecekleri cehennem ateşi gösterilir))) buyuruldu.Ölü görmeseydi,gösterilir demek lüzumsuz ve yanlış olurdu.
Birçok müfessire göre bu ayet kabir azabını gösteriyor.Ayetin devamında onların şiddetli azaba sokulacağı bildiriliyor.Birincisi kabir azabı ikincisi Cehennem azabıdır.Nuh Suresi’nin((((Günahları yüzünden suda boğuldular,ardından da ateşe atıldılar)))) mealindeki 25.ayetinde geçen (Feüdhilu) kelimesindeki “F” harfi hiç ara verilmediğini gösterir.Yani(((((Suda boğulduktan hemen sonra kabirdeki azaba maruz kaldılar))))) demektir.
İmam Şarani buyuruyor ki:Taha Suresi’nin 124.ayetindeki “Maişeten danken” düsturu kabir azabını bildiriyor.
Tekasur Suresi’nin 3.ayetindeki bu övünmenizin kötü akıbetini “İleride bileceksiniz” demek “ölürken” demektir.4.ayetindeki “Yine ileride bileceksiniz” ise “Kabirde” demektir.(Celaleyn,Medarik, M.Tezkire-i Kurtubi)
Araf Suresi’nin(Orada yaşayıp,orada öleceksiniz,yine oradan dirilip çıkarılacaksınız) mealindeki 25.ayetinde “Oradan” maksat “Kabir hayatıdır” denildi.(Nesefi;Şeyhzade)
Bakara Suresi’nin(Ölü iken sizi diriltti.Tekrar öldürecek ve tekrar diriltecek) mealindeki 28.ayetinde bildirilen ikinci dirilme kabirde olacaktır.İmam Nesefi de bu ayetin kabir azabı ve nimetine işaret ettiğini bildirmektedir.(Tefsir-i Şehzade)
Tevbe Suresi’nin(Onları iki defa azaba uğratacağız) mealindeki 101.ayettinde bildirilen azabın ilki kabir azabıdır.(Kadı Beyzavi)
Allahü Teala adildir,merhametlidir,hiçkimseye zülmetmez;ancak insanlar kendi nefislerine zülmederler.
Allah Teala,zamandan, mekandan,eşya ve hadiselerden münezzehtir.Dilediği gibi bunlar üzerinde tasarufta bulunabilir.Yani bu gibi durumlardan bağımsızdır.Zaman boyutunu dilediği gibi kısaltabilir ve daraltabilir.Kulu ve görev memuru Hz.Azrail(A.s) için nasılki saniyeleri birçok geniş zaman boyutlarına dönüştürüyor ve böylece bu küçük zaman diliminde yüzbinlerce insanın canını almaya muvafık oluyorsa,bu şekilde çok önceleri ve çok sonraları ölen insanlar için de zaman boyutunu keyfiyetine has bir şekilde değiştirebilir.O’nun(C.C) için bundan kolay ne varki.
-
Antalya Kabir Bakımı Mezar Bakımı Mezar Peyzaj Defin Cenaze Ambulans:
Hizmetlerini;
- Peyzaj Mimarı ve Ziraat Müh. Gözetiminde
- Sözleşmeli
- Firma Garantisinde
- Periyodik Olarak
- Kabrin, Bakım Öncesi Hali ve Bakım Sonrası Hali fotoğraflandırılarak, size e-posta ile gönderilir.
- Böylece yapılan işlemleri takip etmeniz sağlanır.STANDART KABİR BAKIM HİZMETİ;
1. Üst Toprak Yüzeyi ve Mevcut Bitkileri Yeteri Kadar Sulanır, Suluğu Doldurulur.
2. Üst Toprak Yüzeyindeki ve Mevcut Bitkilerinin Arasındaki Zararlı, Kurumuş Otlar Temizlenir.
3. Mevcut Bitkilerinin Peyzaj Mimarlarınca Durum Değerlendirilmesi Yapılır.
4. Çevreleyen Gereksiz ve Kurumuş Otlar Temizlenir.
5. Mevcut Bitkileri Güçlendirilir, Periyodik Olarak Gübrelemesi Yapılır.
6. Mevcut Bitkilerinin, Yılda İki Kere Mevsimsel Budaması Yapılır.
7. Taş Yüzeyi, Duruma Göre Yıkanır, Silinir veya Gerekli Kimyasallarla Temizlenir.
8. Bakım Öncesi ve Sonrasın da, Yapılan İşlemlerin Fotoğrafı Çekilir. Üye’ ye, E-POSTA Yolu ile Gönderilir.İSTEĞİNİZE BAĞLI EK HİZMETLER;
1. Yağmur veya Çökmelerden Dolayı, Eksilmiş Toprağı, Taşsız, Toprakla Tamamlanır.
2. Çiçek veya Bitki için Uygun Olmayan Üst Toprağı, Bitki için Uygun Olan Bitkisel Toprakla Değiştirilir.
3. Bulunduğu Ortama Göre; Uzun Ömürlü Yer Örtücü, Kışlık ve Yazlık, Çiçek, Bitki Dikimi Yapılır.
4. Baş Taşının, Silinen veya Eskiyen Yazısı Rötuşu Yapılır.
5. Yağmur veya Çeşitli Nedenlerden Dolayı Kararan ve Eskiyen Yerlerinin Tadilatı, Cilalama İşlemi Yapılır.
6. Toprağı Taranır, Havalandırılır.
7. Boş Mezarlarda Yabani Ot Çıkmasını Engellemek Amacı İle Kabrin Üzerine İstediğiniz Renk Mozaik Serilir.A) Aile Mezarlıklarınızın İsteğiniz Doğrultusunda ve ya Peyzaj Mimarımız Tarafından Projelendirilip, Periyodik Olarak Bakımı Yapılır.
http://www.antalyakabirbakimi.com -
Merhaba arkadaşlar benımde merak ettiğim bir konu bu fakat insanların hesaba cekilicegi gun kıyamet gunu oldugunu bılıyoruz bu zaman dılımıne kadar ne olur onu Allah bılır .Kabır azabına gelınce böyle bir seyın olduguna ınanmıyorum ve mantıklıda gelmıyor.Çünkü Allahın kullarını kıyamet günü hesaba cekecektır.Kabır azabı sadece hadislere dayandırılmaktadır.Düşünsenize yüzyıllar önce ölmüş insanlar kabir azabımı cekıyorlar ve ayrıca İslamiyetten önce ölen insanların dinden haberlermı vardıkı kabır azabı görsunler bu konu cok çelıskılı Bana göre öldükten sonra yasanacak Her sey Allah bılır o yüzden bu tarz seylere kulak asmayın.
-
Selam,
İslamiyetten önce ölen insanların dinden haberlerimi vardı. Evet Erdi kardeş vardı.
Araf 172-Bir de rabbin, ademoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak “Ben sizin Rabbiniz değilmiyim?” dediğinde “Elbette, şahidiz” dediler. Bunu kıyamet günü “bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz diye yapmıştık.
173-Yahut,”atalarımız daha önce şirk koşmuşlardı.Biz onlardan sonra gelen bir nesil idik, şimdi o batıl yolu tutanların yaptıkları yüzünden bizi helak mı edeceksin,” demeyesiniz diye.
174-Biz ayetleri böyle ayrıntılı açıklıyoruz ki belki dönerler.
Sana göre, bana göre değil; Allah’ın yazdığına göre oluyor. Araf 172 ye bakınca, kıyamet gününe kadar, azaba dair birşey gözükmüyor.
TAHA
49-Firavun “Ya Musa sizin Rabbiniz kimdir”
50-Musa “Rabbimiz herbirşeyi halkedip ona doğru yolunu gösterendir.”
51-Firavun “Öyleyse geçmiş asırlardaki insanların durumu nedir?”
52-Musa “Onların ilmi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim hata yapmaz, unutkan da değildir” dedi.Esenlikle..
-
KABİR AZABI
KABİRDE AZAP OLMAZ
Bakınız toplumların ve alimlerin yıllardır anladığı ve anlatıldığı dinden önce kimyayı saadetten aktarılma kabir azabı ile ilgili bir yazıyı aktarayım daha sonra da Kuranda geçenleri anlatmaya çalışayım inşallah.Kabir Hayatı
Her insan ister ölerek toprağa gömülsün, ister boğularak denizin dibinde kalsın veya yırtıcı bir hayvan karnında bulunsun veya yanarak külü havaya karışsın, mutlaka kabir hayatı geçirecektir.Kabirlerde bulunan kimselerin tamamı “Berzah” hayatı ile diri olup;
• Bilirler,
• Akıl ederler,
• Duyarlar,
o “Hiç şüphe yok ki, ölü defnedilip arkadaşları, yanından ayrıldıkları zaman; yanından ayrılırken cenazesini kaldırıp kendisini ahirete yolcu edenlerin ayak seslerini işitir. (6)
o Peygamber efendimiz (s.a.v) Bedir’de öldürülen kâfirlerin içi taşlarla örülmemiş bir kuyuya atılmasını emretti. Ölümlerinden günlerce sonra gelip başında durdu ve son ferdine kadar, onları teker teker ey falanca oğlu falan şeklinde, isimleri ve babalarının isimleri ile çağırarak onlara şöyle buyurdu: “Siz Rabbinizin size va’dettiği azabın hak olduğunu gördünüz mü? Hiç şüphe yok ki ben; Rabbimin bana va’dettiği zaferin hak olduğunu gördüm.” Bunun üzerine Hazret-i Ömer; “Yâ Resulallah! Sen, leş olmuş bir kimselerle mi konuşuyorsun, dedi”. Bunun üzerine Peyganber Efendimiz de cevaben : ” Beni hak din ile gönderen Allah’a yemin ederim ki siz, beni onlardan daha iyi duymuyorsunuz dedi.” (7)
• Görürler,
• Kendilerini ziyaret edenleri tanırlar,
o Herhangi bir kul kardeşinin kabrini ziyaret edip yanında oturursa, kalkıncaya kadar, o ölü onunla arkadaşlık eder ve ona karşılık verir. (8)
• Selam verenlerin selamlarını alırlar,
o Bir adam, tanıdığı bir kimsenin kabrinin yanından geçtiğinde, ona selam verirse, selmını alır. Bir adam da tanımadığı bir kimsenin kabrinin yanından geçtiği zaman selam verirse o da, onun selamını alır. (9)
Çok kimse kabir ehlinden istifâde edildiğine inanmıyor. “Ölü yardım yapamaz.” diyenlerin, ne demek istediklerini anlayamıyorum. Duâ eden, Allahü teâlâdan istemektedir. Duâsının kabûl olması için, Allahü teâlânın sevdiği bir kulunu vâsıta yapmaktadır. Yâ Rabbî! Kendisine bol bol ihsânda bulunduğun bu sevgili kulunun hâtırı ve hürmeti için bana da ver demektedir. Yâhut, Allahü teâlânın çok sevdiğine inandığı bir kuluna seslenerek; “Ey Allahın velîsi, bana şefâat et! Benim için duâ et! Allahü teâlânın dileğimi ihsân etmesi için vâsıta ol.” demektedir. Dileği veren ve kendisinden istenilen, yalnız Allahü teâlâdır. Velî, yalnız vesîledir, sebeptir. O da fânîdir, hiçbir şey yapamaz. Tasarrufa gücü, kuvveti yoktur. Böyle söylemek, böyle inanmak şirk olsaydı, Allah’tan başkasına güvenmek olsaydı, diriden de duâ istemek, bir şey istemek yasak olurdu. Diriden duâ istemek, bir şey istemek dînimizde yasak edilmemiştir. Hattâ müstehâb olduğu bildirilmiştir. Her zaman yapılmıştır. Buna inanmayanlar, öldükten sonra kerâmet kalmaz diyorlarsa, bu sözlerini isbât etmeleri lâzımdır. Evet, evliyânın bir kısmı öldükten sonra, âlem-i kudse yükseltilir. Huzûr-i ilâhîde her şeyi unuturlar. Dünyâdan ve dünyâda olanlardan haberleri olmaz. Duâları duymazlar. Bir şeye vâsıta, sebeb olmazlar. Dünyâda olan, diri olan evliyâ arasında da böyle meczûblar bulunur. Bir kimse, kerâmete hiç inanmıyor ise, hiç ehemmiyeti yoktur. Sözlerini isbât edemez. Kur’ân-ı kerîm, hadîs-i şerîfler ve asırlarca görülen, bilinen olaylar, onu haksız çıkarmaktadır. Evet bir câhil, bir ahmak, dileğini Allahü teâlânın kudretinden beklemeyip, velî yaratır, yapar derse, bu düşünce ile ondan isterse, bunu elbet yasak etmeli, cezâ da vermelidir. Fakat bunu ileri sürerek, İslâm âlimlerine, âriflere dil uzatılmaz. Çünkü, Resûlullah efendimiz kabir ziyâret ederken, mevtâya selâm verirdi. Mevtâdan bir şey istemeyi hiç yasak etmedi. Ziyâret edenin ve ziyâret olunanın hâllerine göre, kimine duâ edilir, kiminden yardım istenir. Peygamberlerin kabirde diri olduklarını her müslüman bilir ve inanır. (15)Kabir Azabı
Kabir azabının aslı nedir?
Dünya sevgisidir. Fakat şiddet derecesi ayrıdır. Azlığı, çokluğu Dünya sevgisine göre değişir. Azap, kalbin Dünyaya bağlanmasının sonucudur. İtaat erbabı için kabir azabı yoktur. Ancak kabrin şiddet ve azametini hisseder.
Kafirlerin kabir azabı
Kafirlerin kabir azabı, kıyamete kadar devam eder. Yalnız Cuma ve Ramazan günleri kalkar.Asilerin kabir azabı
Asilere gelince bunlar için kabir azabı vardır. Ancak kıyâmete kadar devam etmez. Cuma günleri kalkar. Hatta cuma gecesi ölen asi, bir saat kabir azabı görür.
Resulullah (sav) in dilinden kabir azabı
Kabir ahiret menzillerinin birinci menzilidir. Kişi ondan kurtulabilirse, ondan sonrakiler daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa ondan sonrakiler bundan daha zordur, daha şediddir.
Kabir azabı haktır. Onlar kabirde azap çekerler, onların azabını hayvanlar işitir.
Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur.
Manzaraların hiçbiri kabir kadar korkutucu ve ürkütücü değildi!.
Resulullah (a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında laf taşıyıcılık yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (a.s) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında:“Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur” buyurmuşlardır.
Hz. Adem zamanında ölen ile Hz. Muhammed zamanında ölen aynı azaba mı çekecek?
Daha sonra ölen daha avantajlı mı oluyor?
Her şeyden önce “Allah’ın adaleti” meselesinin basit ölçülerle ele alınamayacağını belirtelim. Bu dünyada 50, 60, bilemediniz 100 senelik bir ömür süresince küfür içinde yaşayanların, bunun karşılığında sonsuz bir azaba çarptırılması hangi maddî/beşerî adalet ölçüsüyle izah edilebilir?
Kabir azabının, kabirde kalış süresiyle bağlantılı düşünülmesi bu bakımdan ayrıca izaha muhtaçtır. Mesele böyle ele alındığında, daha önce ölenin azabının biraz daha hafif, sonra ölenin daha ağır tutulup, aradaki zaman farkının azabın şiddetiyle dengelenmesi şeklinde cevaplar verildiğini biliyoruz.
Keza kişinin kabirde gördüğü azabın şiddetine bağlı olarak cehennemdeki azabının şiddetinin değişiklik göstereceği söylenmiştir. Yani kabirdeki azabı şiddetli olan, kabirde daha kısa süre azap görene oranla cehennemde biraz daha hafif azaba çarptırılacaktır. Ancak bunların aklî izahlar olup kesinlik arz etmediğini unutmamak gerekir. (16)
Azabı sadece ruh mu çekecek?
Bir kısım alimler kabir azabını sadece ruhun, bir kısmı da ruh ve cesedin birlikte göreceğini söylemiştir. İkinci görüşün Ehl-i Sünnet kaynaklarının geneli tarafından benimsendiğini belirtelim.
Ancak Ceset toprağa konulduktan bir süre sonra çürüdüğüne göre nasıl azap görmeye devam edecektir?” sorusu önemlidir. İşte burada kabirdeki azabın mahiyeti meselesi gündeme gelmektedir. Kelam alimleri genellikle bu soruya, “mahiyetini ancak Allah Teala bilir” diye cevap vermiştir. Buna göre Allah Teala kabirdeki insana bir nevi hayat verecektir. Bu hayat, bizim bu dünyada yaşadığımız hayat boyutundan farklı olacaktır. Dolayısıyla oradaki farklı hayatta tadılan farklı bir azap söz konusu olacaktır.
Bu soruya, kabirde cesedin bir kısmına hayat verilecektir. Dolayısıyla azabı da, hayat verilen kısım tadacaktır şeklinde de cevap verilmiştir. (16)35/40- De ki: “Siz, Allah’ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa Biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vaat etmiyorlar.
İşte kuranın dışındaki bize gelen haberler. Mutlaka kuran terazisiyle tartılmalıdır. Yoksa. Doğru bir yol oluşturulamaz. Kuran Her örnekten bir örnek verdiği, ve hiç bir eksik de bırakmadığı halde Ölçü Olarak alınmamıştır. Peygamberin yaşadıkları ve söyledikleri Kurandandır . o zaman kurandan ise onun söyledikleri zaten kuranda var ne diye hadis diyelim . eğer söylenenler. Kurana uygun değilse. Onu peygamber söylemez o zamn peygamberleri kuranın dışında bir atmosfere taşıyıp da. Yalanlar uydurup peygamber söyledi deyip de insanları kandırmıyalım.
Fıkıh kitaplarında daha önce de belirttiğimiz gibi Bilginin kaynağı kuran olarak belirtilmemiştir. Bilginin kaynağı asrı saadet döneminden yüzeli sene sonra.mezhepler dönemindeki dinin bu güne kadar doğru bir şekilde aktarılıp gelenleri ,ilim diye sunmuşlardır. Asıl Orijinalliği bozulmayan ve kıyamete kadar da bozulmayacak olan bir kitap göz ardı edilmiştir. Yani Hadis ilmi diye yanlış mı doğru mu geldiği sorgulanması gereken bilginin üzerine bir bilgi aktarma ilmi kurulmuştur.
Zaten Müslümanlar Medine de devlet kurdukları zaman. Devletin nimetlerinden nemalanmak için münafıklar alabildiğine çoğalmıştı. İşte münafıkların en büyük silahı olan Hadis adı altında peygamber arkasına sığınarak-, ve onu kalkan olarak kullanarak, bir çok hadis olmadığı halde hadis uydurarak. Saf ve doğru olan kuran bilgisinin bozulmasına çaba harcamışlardır. İşte Yahudi dönmesi olan Abdullah ibni sebe dört yüz tane hadis uydurdum bu Müslümanların bozulmasına yeter ve artar bile demiştir. Akıllı olan her Müslüman, devamlı uyanık olmalı. Kendisine gelen bilgileri akıl süzgecinden geçirerek, Allah’ın Garantörlüğü altındaki kuran terazisiyle tartarak karar verip yola yürümelidir. İyi bilmelidir ki peygamber ne söylediyse kurandan söylemiştir. Eğer o kuranın dışında bir davranış ve sözde bulunamıyorsa, onun söyledikleri. Kurandır. Çünkü kuranda her örnekten bir örnek verilmiştir. Ve hiçbir eksik de bırakılmamıştır. Eğer o söyledi deyip de, söylenen sözler kuranda varsa ki vardır. O zaman. Allah’ın telif hakkını bir başkasına vererek zulüm yapılmış olacaktır. Diyebiliriz ki peygamberin her söylediği kurandan ise. O zaten kuranda var. Eğer peygamber söyledi diye peygamberin söylemediği bir şeyse. O kuranda yoktur. Onu peygamber söylememiştir.
Tövbe Haşa Allah’ın karşısında başka bir Allah daha varmış gibi, sanki başka bir Allah’ın dini dolaşıyor ortalarda. Akıl eden herkes iyi bilir ki yerleri ve gökleri yaratan bir tek Allah vardır. O Allah çelişkisiz bir kainat ve çelişkisiz bir kitap göndererek,insanlara sorumluluk yüklemiş. Ve her gün yeni bir yaratılışla bir şeyler yaratmaya devam eden, insanları öldüren ve dirilten, ve her şeye çeki düzen veren bir tek Allah’tır.
Ki O Allah insanların var oluşuşuyla birlikte kendisi ile insanlar arasında ardı arkası kesilmeyen elçiler ve resuller seçerek, çelişkisiz bir dinin göndericisi ve takipçisi olmuştur.
İşte insan oğlunun ağır ağır yüklenmiş olduğu görev ağır ağır sona doğru yaklaşırken, göç yolunun ayak seslerinin tıkırtıları duyulmaya başlamıştır. Son >Görevini yapan insan oğluna peygamberlik hayatının sona ererek noktalandığı ve yerine Allah İle diyalogun devamı kuran gibi bir kitapla sağlanmıştır.
33/40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.
Tabi ki Allah İnsanlara özgür iradeyi, Takvayı fısk-ı ve akılı vererek, gidilmek istenilen yola da gerekli malzemeyi de koyup, seçme hakkını da sonucuna katlanmak koşulu ile, kendisine vermiştir. Ama kendisine inanan kullarına nerde ne yapacağına kılavuz olarak peygamberler ve kitaplar göndererek, velisi olduğu kullarına bilmediği ve karşı karşıya kalacağı cehennemin acı sonuçlarına karşı uyarmıştır.
İşte bugünkü insanların içerisinden Allah’ı veli edinen kulların Yol Göstericisi ellerindeki çelişkisiz ve orijinalliği bozulmamış ve kıyamete kadar da bozulmayacak olan kuran olmuştur.
Kim bu kuranı sahiplenmişse Helal ve haram doğru ve yanlış onun tarif ettikleridir. Kim de helalı ve haramı doğruyu ve yanlışı kuranın dışında bir yerlerde ararsa o düpedüz bir yoldan sapmıştır.
Bakınız Kuran Kabir hayatının azap ve işkence yeri olmadığını, söylerken, Kuranın dışında yolda yürüyenlerin Kurana Rağmen kabirde azap olduğunu söylemesi.Allah’tan başka bir Allah’ın olduğunu ve Allah’ın sözünün üzerine söz koymalarıyla Allah’a Ortak Koşmuyorlar mı? İşte Kuran Kabir ile ilgili neler söylüyor bir bakalım.
36/51- Sur’a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler.
36/52- Demişlerdir ki: “Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın vaad ettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş”
Önce şu meseleyi iyi kavramak lazım.İnsan bedenle ruhtan meydana gelmiştir. Bedenle ruh bir araya gelmeden hiç birisi tek başına ne bir günah ne de bir sevap işleyemez. Ve aynı zamanda mükafat ve ceza da göremez. Su Bardağı içinde su olduğu zaman , Arabalar, çalışır halde oldukları zaman,bir anlam ifade ediyorsa.veya bir ampul cereyan geldiği zaman ışık veriyorsa. İnsanı ayakta tutan o candır ruhtur. Can veya ruh ortadan kalkınca. Beden bir et ve kemik yığınından başka bir şey değildir. O ölüdür.
Kuran İnsanın yaratılışından bahsederken, şöyle buyuruyor.
15/26- Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık
15/.27- Ve Cann’ı da daha önce ‘nüfuz eden kavurucu’ ateşten yaratmıştık.
Ayetlere baktığımız Zaman insanın iki boyutundan bahsetmektedir. Birisi beden hammaddesi toprak. Diğeri ise Ruh ve ya candır. İşte bedenle can bir arada olduğu zaman o beden konuşur yer gezer hayat sürer diridir. Ama bedendeki can ortadan kalkarsa, giderse. Geriye ölü bir ceset ortada kalır. O topraktan geldi ve tekrar toprak olacaktır yeni bir yaratılışla yaratılıncaya kadar. İşte Kuran Onu Şöyle açıklıyor.
56/35- Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip yarattık.
Bedenlerle Ruhlar birleşerek azabı tatmaya, mükafatı da hissetmeye başlayacak. Bu da daha önce izah ettiğim zaman mefhumu ölçüler içerisinde gerçekleşecektir.
Diyorlar ki Hocalar telkin verdikleri zaman,Cenaze başını kaldırır saptırma taşına vurduğu zaman öldüğünü anlar. Bunlar ellerinde bir belge olmadan zan ve tahminle böyle konuşuyorlar. Ve devam ediyorlar nen kir ve münker melekler geliyormuş sorguya başlıyormuş ve Anlatıyorlar kaynak göstermeden anlatayım. Çünkü toplumlardaki genel anlayış budur. Hazreti Ömer öldüğü zaman. Kiramın katibin melekleri sorguya çekmeye başlayacakları zaman hazreti Ömer birini sağ eliyle birini de sol eliyle tutuyor. Siz ne kadar yoldan geldiniz. Dediğinde seksen bin yıllık yoldan geldiklerini söyleyince hazreti Ömer siz seksen bin yıllık yoldan geldiniz de rabbinizi unutmadınız. Be ise daha biraz önce geldim Rabbimi unuttum mu diyerek onların sorgulamalarına fırsat vermediği anlatılmaktadır.
Gördüğünüz gibi toprağın altına giren birini böyle şekillendirip kendi kafalarına göre konuşturup duruyorlar. Eğer onu peygamber biliyorsa o kuranda bildirilmiştir. Eğer o gayıp haberini peygamber bilmiyorsa o Kuranda bildirilmemiştir.Bakınız kuranda bildirilen bir gayıp haberine bir örnek verelim.
3/44- Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem’i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur’a atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin.Eğer gayıp haberini kuranda bildirmemişse peygamber onu bilemez
7/187- Saatin (kıyametin) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) sorarlar. De ki: “Onun ilmi yalnızca Rabbimin Katındadır. Onun süresini O’ndan başkası açıklayamaz. O, göklerde ve yerde ağırlaştı. O, size apansız bir gelişten başkası değildir.” Sanki sen, ondan tümüyle haberdarmışsın gibi sana sorarlar. De ki: “Onun ilmi yalnızca Allah’ın Katındadır. Ancak insanların çoğu bilmezler.”Tarih boyunca çeşitli ırklardan ve milletlerden zan ve tahminle konuşarak yanlış anlayışlı olan insanlar sürekli ola gelmiştir. İşte bunların vahye uygun olanları doğru vahiylere uygun olmayanları ise yanlıştır.
Bundan otuz beş sene önce lisede beraber okuduğum arkadaş beni ziyarete geldi. Arkadaş materyalist görüşlü idi.Allah Peygamber kavramları ona gülünç geliyordu.bana sordu sen dindar birisin. Ve seni de seviyor ve beğeniyorum dedi. Ama din konusundaki görüşlerine katılmıyorum dedi. Ben de dedim ki Hangisine dedim. Sorduğu soru kabir azabı ile ilgili idi. Dedi ki insanoğlunun var oluşu ne zaman önce dedi. Bende bu konuda kesin bir bilgi yok ama. Zamanımızdan tahminen elli bin yıl önce dedim.. peki kıyamet ne zaman kopacak dedi. Onu da Allah bilir dedim çünkü o konuda da bir bilgi yok dedim yine haydi o da zamanımızdan elli bin sene sonra kopsun dedi. Tamam dedim. Peki o zaman insanoğlunun var oluşu ile ölen ve yanlış yolda giden bir adamın kabir azabı ölmesiyle beraber başlıyorsa, kıyametin kopuş anındaki yanlış yolda giden bir adamın ölüp kabir azabı çekmemesi ve diriltilmesi adaletsizlik değil mi diye sordu. Ben de dedim ki neden adaletsizlik olsun dedim. Dedi ki birisi yüz bin sene kabir azabı çekiyor birisi hiç kabir azabı çekmiyor. İkisi de aynı yanlış yolda oldukları halde. Dedi. Arkadaş haklıydı böyle bir soruyu sormakta. Çünkü. Alışılagelmiş gerçek hedefinden saptırılmış Allah’ın dinini böyle anlatıyorlardı.
Ben de dedim ki. Kabir Azabı diye bir şey kuranın anlattıkları değil, kabir azabını kuranın dışındaki Allah’ın dini ile alakalı olmayanlar. Uydurmuş beynini kuran terazisiyle tartarak yol bulanlar. Asla böyle saçma sapan şeylere inanmazlar dedim. İnsanlar öldükleri zaman,bedenle ruh yani can biri birinden ayrılmıştır. Hiçbir zaman ne beden ne de ruh yalnız başına bir anlam taşımaz.sevap ve günah işlerlerse de beraber işlerler azap veya mükafat görürlerse de beraber görürler dedim bak kuran ne diyor dedim.
35/22- Diri olanlarla ölüler de bir değildir. Gerçekten Allah, dilediğine işittirir; sen ise işittirecek değilsin.36/70- (Kur’an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir).
Öldükten sonra ahiret aleminin olduğuna inanmak, herkese ait bir olay değildir. Zaten buna inananlara kuran iman eden diyor. İşte aklını kullananlar Allah’a inanır ve bulur . Allah’ı bulanlar da. Allah’ın gönderdiği kitap ve peygamber doğrultusunda inanır ve yaşar. O kitaplar ve peygamberler. Bir Ahiret aleminin olduğundan bahseder.
2/4- Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.
İşte bu ayetler ışığında olayları değerlendirdiğimiz zaman, Kabir Zaman durdurularak, Dünya hayatından ahiret hayatına geçişin isterse aynı an ile. Milyarlarca yıl olsa bile bir andır. Ahiret hayatına geçişin ilk adımıdır. Yani imtihan edilen hayatın bitişi ve hesap görülecek yani ceza ve mükafatının başlangıcıdır. Orada artık zaman kavramı tekrar ortadan kaldırılarak ya ebedi bir ceza yada ebedi bir mükafat vardır. İşte birinin adı cehennem diğerinin adı da cennettir.
Bu Sadece iman edenler için olan bir olaydır bu gayıp olan bir haberdir bu günkü deyimle Allah’ın karanda ortaya attığı bir teoridir. İspatını Allah Ahiret aleminde yapacaktır. Ama şu bir gerçektir ki. Allahın Kuranda Bahsettiği iki türlü gayıp haberi vardır. 1- İnsan kültürünün araştırdıkça ve kainatın esrarını çözdükçe bulabilecekleri gayıp haberleridir. Mesela peygamber döneminde.Bilinmeyen ve kuranın bahsettiği gayıp haberleri
36/38- Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir.
Daha dünyanın o dönemden çok uzun zaman geçmesine rağmen düz tepsi şeklinde olduğuna inanan Hıristiyan dünyası. Güneşin de döndüğünü ve bilinmeyen bir yere doğru akıp giden bilgiyi Allah’tan alan bir peygamberin varlığına inanmıyorlardı işte o peygamber, zamanımızdan bin beş yüz yıla yakın bir zaman geçen bir zamanda bunları söylemişti. Bu gün de bu günkü teknoloji bunu keşfetti. İşte insan oğlunun keşfettiği gayıp budur 2- İnsan kültürünün keşfedemeyeceği kuranın bahsettiği gayıp haberlerinden birisi de . Öldükte sonra diriliş ve hesaba çekilme ile ilgili bir haberdi. Bunu insanlığa peygamberler getirdikleri zaman delilik mecnunluk ve cinlenmişlikle suçlanmışlardı. Elbette bu ispat olunmamış bir gerçek ama. Onu söyleyen yerleri ve gökleri yaratan Allah’tır. Ben kendime ait konuşuyorum be o varlığa inanıyor ve güveniyorum şimdiye kadar söylediklerinde bir tek bile yanlış bulamadım o da doğru olduğuna aynel yakin halkkel yakin ve ilmel yakin inanıyorum. Ve ben öyle bir Allah’a inanıyorum ve ona kul oluyorum. KABİR AZABI
KABİRDE AZAP OLMAZ
Bakınız toplumların ve alimlerin yıllardır anladığı ve anlatıldığı dinden önce kimyayı saadetten aktarılma kabir azabı ile ilgili bir yazıyı aktarayım daha sonra da Kuranda geçenleri anlatmaya çalışayım inşallah.Kabir Hayatı
Her insan ister ölerek toprağa gömülsün, ister boğularak denizin dibinde kalsın veya yırtıcı bir hayvan karnında bulunsun veya yanarak külü havaya karışsın, mutlaka kabir hayatı geçirecektir.Kabirlerde bulunan kimselerin tamamı “Berzah” hayatı ile diri olup;
• Bilirler,
• Akıl ederler,
• Duyarlar,
o “Hiç şüphe yok ki, ölü defnedilip arkadaşları, yanından ayrıldıkları zaman; yanından ayrılırken cenazesini kaldırıp kendisini ahirete yolcu edenlerin ayak seslerini işitir. (6)
o Peygamber efendimiz (s.a.v) Bedir’de öldürülen kâfirlerin içi taşlarla örülmemiş bir kuyuya atılmasını emretti. Ölümlerinden günlerce sonra gelip başında durdu ve son ferdine kadar, onları teker teker ey falanca oğlu falan şeklinde, isimleri ve babalarının isimleri ile çağırarak onlara şöyle buyurdu: “Siz Rabbinizin size va’dettiği azabın hak olduğunu gördünüz mü? Hiç şüphe yok ki ben; Rabbimin bana va’dettiği zaferin hak olduğunu gördüm.” Bunun üzerine Hazret-i Ömer; “Yâ Resulallah! Sen, leş olmuş bir kimselerle mi konuşuyorsun, dedi”. Bunun üzerine Peyganber Efendimiz de cevaben : ” Beni hak din ile gönderen Allah’a yemin ederim ki siz, beni onlardan daha iyi duymuyorsunuz dedi.” (7)
• Görürler,
• Kendilerini ziyaret edenleri tanırlar,
o Herhangi bir kul kardeşinin kabrini ziyaret edip yanında oturursa, kalkıncaya kadar, o ölü onunla arkadaşlık eder ve ona karşılık verir. (8)
• Selam verenlerin selamlarını alırlar,
o Bir adam, tanıdığı bir kimsenin kabrinin yanından geçtiğinde, ona selam verirse, selmını alır. Bir adam da tanımadığı bir kimsenin kabrinin yanından geçtiği zaman selam verirse o da, onun selamını alır. (9)
Çok kimse kabir ehlinden istifâde edildiğine inanmıyor. “Ölü yardım yapamaz.” diyenlerin, ne demek istediklerini anlayamıyorum. Duâ eden, Allahü teâlâdan istemektedir. Duâsının kabûl olması için, Allahü teâlânın sevdiği bir kulunu vâsıta yapmaktadır. Yâ Rabbî! Kendisine bol bol ihsânda bulunduğun bu sevgili kulunun hâtırı ve hürmeti için bana da ver demektedir. Yâhut, Allahü teâlânın çok sevdiğine inandığı bir kuluna seslenerek; “Ey Allahın velîsi, bana şefâat et! Benim için duâ et! Allahü teâlânın dileğimi ihsân etmesi için vâsıta ol.” demektedir. Dileği veren ve kendisinden istenilen, yalnız Allahü teâlâdır. Velî, yalnız vesîledir, sebeptir. O da fânîdir, hiçbir şey yapamaz. Tasarrufa gücü, kuvveti yoktur. Böyle söylemek, böyle inanmak şirk olsaydı, Allah’tan başkasına güvenmek olsaydı, diriden de duâ istemek, bir şey istemek yasak olurdu. Diriden duâ istemek, bir şey istemek dînimizde yasak edilmemiştir. Hattâ müstehâb olduğu bildirilmiştir. Her zaman yapılmıştır. Buna inanmayanlar, öldükten sonra kerâmet kalmaz diyorlarsa, bu sözlerini isbât etmeleri lâzımdır. Evet, evliyânın bir kısmı öldükten sonra, âlem-i kudse yükseltilir. Huzûr-i ilâhîde her şeyi unuturlar. Dünyâdan ve dünyâda olanlardan haberleri olmaz. Duâları duymazlar. Bir şeye vâsıta, sebeb olmazlar. Dünyâda olan, diri olan evliyâ arasında da böyle meczûblar bulunur. Bir kimse, kerâmete hiç inanmıyor ise, hiç ehemmiyeti yoktur. Sözlerini isbât edemez. Kur’ân-ı kerîm, hadîs-i şerîfler ve asırlarca görülen, bilinen olaylar, onu haksız çıkarmaktadır. Evet bir câhil, bir ahmak, dileğini Allahü teâlânın kudretinden beklemeyip, velî yaratır, yapar derse, bu düşünce ile ondan isterse, bunu elbet yasak etmeli, cezâ da vermelidir. Fakat bunu ileri sürerek, İslâm âlimlerine, âriflere dil uzatılmaz. Çünkü, Resûlullah efendimiz kabir ziyâret ederken, mevtâya selâm verirdi. Mevtâdan bir şey istemeyi hiç yasak etmedi. Ziyâret edenin ve ziyâret olunanın hâllerine göre, kimine duâ edilir, kiminden yardım istenir. Peygamberlerin kabirde diri olduklarını her müslüman bilir ve inanır. (15)Kabir Azabı
Kabir azabının aslı nedir?
Dünya sevgisidir. Fakat şiddet derecesi ayrıdır. Azlığı, çokluğu Dünya sevgisine göre değişir. Azap, kalbin Dünyaya bağlanmasının sonucudur. İtaat erbabı için kabir azabı yoktur. Ancak kabrin şiddet ve azametini hisseder.
Kafirlerin kabir azabı
Kafirlerin kabir azabı, kıyamete kadar devam eder. Yalnız Cuma ve Ramazan günleri kalkar.Asilerin kabir azabı
Asilere gelince bunlar için kabir azabı vardır. Ancak kıyâmete kadar devam etmez. Cuma günleri kalkar. Hatta cuma gecesi ölen asi, bir saat kabir azabı görür.
Resulullah (sav) in dilinden kabir azabı
Kabir ahiret menzillerinin birinci menzilidir. Kişi ondan kurtulabilirse, ondan sonrakiler daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa ondan sonrakiler bundan daha zordur, daha şediddir.
Kabir azabı haktır. Onlar kabirde azap çekerler, onların azabını hayvanlar işitir.
Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur.
Manzaraların hiçbiri kabir kadar korkutucu ve ürkütücü değildi!.
Resulullah (a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında laf taşıyıcılık yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (a.s) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında:“Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur” buyurmuşlardır.
Hz. Adem zamanında ölen ile Hz. Muhammed zamanında ölen aynı azaba mı çekecek?
Daha sonra ölen daha avantajlı mı oluyor?
Her şeyden önce “Allah’ın adaleti” meselesinin basit ölçülerle ele alınamayacağını belirtelim. Bu dünyada 50, 60, bilemediniz 100 senelik bir ömür süresince küfür içinde yaşayanların, bunun karşılığında sonsuz bir azaba çarptırılması hangi maddî/beşerî adalet ölçüsüyle izah edilebilir?
Kabir azabının, kabirde kalış süresiyle bağlantılı düşünülmesi bu bakımdan ayrıca izaha muhtaçtır. Mesele böyle ele alındığında, daha önce ölenin azabının biraz daha hafif, sonra ölenin daha ağır tutulup, aradaki zaman farkının azabın şiddetiyle dengelenmesi şeklinde cevaplar verildiğini biliyoruz.
Keza kişinin kabirde gördüğü azabın şiddetine bağlı olarak cehennemdeki azabının şiddetinin değişiklik göstereceği söylenmiştir. Yani kabirdeki azabı şiddetli olan, kabirde daha kısa süre azap görene oranla cehennemde biraz daha hafif azaba çarptırılacaktır. Ancak bunların aklî izahlar olup kesinlik arz etmediğini unutmamak gerekir. (16)
Azabı sadece ruh mu çekecek?
Bir kısım alimler kabir azabını sadece ruhun, bir kısmı da ruh ve cesedin birlikte göreceğini söylemiştir. İkinci görüşün Ehl-i Sünnet kaynaklarının geneli tarafından benimsendiğini belirtelim.
Ancak Ceset toprağa konulduktan bir süre sonra çürüdüğüne göre nasıl azap görmeye devam edecektir?” sorusu önemlidir. İşte burada kabirdeki azabın mahiyeti meselesi gündeme gelmektedir. Kelam alimleri genellikle bu soruya, “mahiyetini ancak Allah Teala bilir” diye cevap vermiştir. Buna göre Allah Teala kabirdeki insana bir nevi hayat verecektir. Bu hayat, bizim bu dünyada yaşadığımız hayat boyutundan farklı olacaktır. Dolayısıyla oradaki farklı hayatta tadılan farklı bir azap söz konusu olacaktır.
Bu soruya, kabirde cesedin bir kısmına hayat verilecektir. Dolayısıyla azabı da, hayat verilen kısım tadacaktır şeklinde de cevap verilmiştir. (16)35/40- De ki: “Siz, Allah’ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa Biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vaat etmiyorlar.
İşte kuranın dışındaki bize gelen haberler. Mutlaka kuran terazisiyle tartılmalıdır. Yoksa. Doğru bir yol oluşturulamaz. Kuran Her örnekten bir örnek verdiği, ve hiç bir eksik de bırakmadığı halde Ölçü Olarak alınmamıştır. Peygamberin yaşadıkları ve söyledikleri Kurandandır . o zaman kurandan ise onun söyledikleri zaten kuranda var ne diye hadis diyelim . eğer söylenenler. Kurana uygun değilse. Onu peygamber söylemez o zamn peygamberleri kuranın dışında bir atmosfere taşıyıp da. Yalanlar uydurup peygamber söyledi deyip de insanları kandırmıyalım.
Fıkıh kitaplarında daha önce de belirttiğimiz gibi Bilginin kaynağı kuran olarak belirtilmemiştir. Bilginin kaynağı asrı saadet döneminden yüzeli sene sonra.mezhepler dönemindeki dinin bu güne kadar doğru bir şekilde aktarılıp gelenleri ,ilim diye sunmuşlardır. Asıl Orijinalliği bozulmayan ve kıyamete kadar da bozulmayacak olan bir kitap göz ardı edilmiştir. Yani Hadis ilmi diye yanlış mı doğru mu geldiği sorgulanması gereken bilginin üzerine bir bilgi aktarma ilmi kurulmuştur.
Zaten Müslümanlar Medine de devlet kurdukları zaman. Devletin nimetlerinden nemalanmak için münafıklar alabildiğine çoğalmıştı. İşte münafıkların en büyük silahı olan Hadis adı altında peygamber arkasına sığınarak-, ve onu kalkan olarak kullanarak, bir çok hadis olmadığı halde hadis uydurarak. Saf ve doğru olan kuran bilgisinin bozulmasına çaba harcamışlardır. İşte Yahudi dönmesi olan Abdullah ibni sebe dört yüz tane hadis uydurdum bu Müslümanların bozulmasına yeter ve artar bile demiştir. Akıllı olan her Müslüman, devamlı uyanık olmalı. Kendisine gelen bilgileri akıl süzgecinden geçirerek, Allah’ın Garantörlüğü altındaki kuran terazisiyle tartarak karar verip yola yürümelidir. İyi bilmelidir ki peygamber ne söylediyse kurandan söylemiştir. Eğer o kuranın dışında bir davranış ve sözde bulunamıyorsa, onun söyledikleri. Kurandır. Çünkü kuranda her örnekten bir örnek verilmiştir. Ve hiçbir eksik de bırakılmamıştır. Eğer o söyledi deyip de, söylenen sözler kuranda varsa ki vardır. O zaman. Allah’ın telif hakkını bir başkasına vererek zulüm yapılmış olacaktır. Diyebiliriz ki peygamberin her söylediği kurandan ise. O zaten kuranda var. Eğer peygamber söyledi diye peygamberin söylemediği bir şeyse. O kuranda yoktur. Onu peygamber söylememiştir.
Tövbe Haşa Allah’ın karşısında başka bir Allah daha varmış gibi, sanki başka bir Allah’ın dini dolaşıyor ortalarda. Akıl eden herkes iyi bilir ki yerleri ve gökleri yaratan bir tek Allah vardır. O Allah çelişkisiz bir kainat ve çelişkisiz bir kitap göndererek,insanlara sorumluluk yüklemiş. Ve her gün yeni bir yaratılışla bir şeyler yaratmaya devam eden, insanları öldüren ve dirilten, ve her şeye çeki düzen veren bir tek Allah’tır.
Ki O Allah insanların var oluşuşuyla birlikte kendisi ile insanlar arasında ardı arkası kesilmeyen elçiler ve resuller seçerek, çelişkisiz bir dinin göndericisi ve takipçisi olmuştur.
İşte insan oğlunun ağır ağır yüklenmiş olduğu görev ağır ağır sona doğru yaklaşırken, göç yolunun ayak seslerinin tıkırtıları duyulmaya başlamıştır. Son >Görevini yapan insan oğluna peygamberlik hayatının sona ererek noktalandığı ve yerine Allah İle diyalogun devamı kuran gibi bir kitapla sağlanmıştır.
33/40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.
Tabi ki Allah İnsanlara özgür iradeyi, Takvayı fısk-ı ve akılı vererek, gidilmek istenilen yola da gerekli malzemeyi de koyup, seçme hakkını da sonucuna katlanmak koşulu ile, kendisine vermiştir. Ama kendisine inanan kullarına nerde ne yapacağına kılavuz olarak peygamberler ve kitaplar göndererek, velisi olduğu kullarına bilmediği ve karşı karşıya kalacağı cehennemin acı sonuçlarına karşı uyarmıştır.
İşte bugünkü insanların içerisinden Allah’ı veli edinen kulların Yol Göstericisi ellerindeki çelişkisiz ve orijinalliği bozulmamış ve kıyamete kadar da bozulmayacak olan kuran olmuştur.
Kim bu kuranı sahiplenmişse Helal ve haram doğru ve yanlış onun tarif ettikleridir. Kim de helalı ve haramı doğruyu ve yanlışı kuranın dışında bir yerlerde ararsa o düpedüz bir yoldan sapmıştır.
Bakınız Kuran Kabir hayatının azap ve işkence yeri olmadığını, söylerken, Kuranın dışında yolda yürüyenlerin Kurana Rağmen kabirde azap olduğunu söylemesi.Allah’tan başka bir Allah’ın olduğunu ve Allah’ın sözünün üzerine söz koymalarıyla Allah’a Ortak Koşmuyorlar mı? İşte Kuran Kabir ile ilgili neler söylüyor bir bakalım.
36/51- Sur’a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler.
36/52- Demişlerdir ki: “Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın vaad ettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş”
Önce şu meseleyi iyi kavramak lazım.İnsan bedenle ruhtan meydana gelmiştir. Bedenle ruh bir araya gelmeden hiç birisi tek başına ne bir günah ne de bir sevap işleyemez. Ve aynı zamanda mükafat ve ceza da göremez. Su Bardağı içinde su olduğu zaman , Arabalar, çalışır halde oldukları zaman,bir anlam ifade ediyorsa.veya bir ampul cereyan geldiği zaman ışık veriyorsa. İnsanı ayakta tutan o candır ruhtur. Can veya ruh ortadan kalkınca. Beden bir et ve kemik yığınından başka bir şey değildir. O ölüdür.
Kuran İnsanın yaratılışından bahsederken, şöyle buyuruyor.
15/26- Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık
15/.27- Ve Cann’ı da daha önce ‘nüfuz eden kavurucu’ ateşten yaratmıştık.
Ayetlere baktığımız Zaman insanın iki boyutundan bahsetmektedir. Birisi beden hammaddesi toprak. Diğeri ise Ruh ve ya candır. İşte bedenle can bir arada olduğu zaman o beden konuşur yer gezer hayat sürer diridir. Ama bedendeki can ortadan kalkarsa, giderse. Geriye ölü bir ceset ortada kalır. O topraktan geldi ve tekrar toprak olacaktır yeni bir yaratılışla yaratılıncaya kadar. İşte Kuran Onu Şöyle açıklıyor.
56/35- Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip yarattık.
Bedenlerle Ruhlar birleşerek azabı tatmaya, mükafatı da hissetmeye başlayacak. Bu da daha önce izah ettiğim zaman mefhumu ölçüler içerisinde gerçekleşecektir.
Diyorlar ki Hocalar telkin verdikleri zaman,Cenaze başını kaldırır saptırma taşına vurduğu zaman öldüğünü anlar. Bunlar ellerinde bir belge olmadan zan ve tahminle böyle konuşuyorlar. Ve devam ediyorlar nen kir ve münker melekler geliyormuş sorguya başlıyormuş ve Anlatıyorlar kaynak göstermeden anlatayım. Çünkü toplumlardaki genel anlayış budur. Hazreti Ömer öldüğü zaman. Kiramın katibin melekleri sorguya çekmeye başlayacakları zaman hazreti Ömer birini sağ eliyle birini de sol eliyle tutuyor. Siz ne kadar yoldan geldiniz. Dediğinde seksen bin yıllık yoldan geldiklerini söyleyince hazreti Ömer siz seksen bin yıllık yoldan geldiniz de rabbinizi unutmadınız. Be ise daha biraz önce geldim Rabbimi unuttum mu diyerek onların sorgulamalarına fırsat vermediği anlatılmaktadır.
Gördüğünüz gibi toprağın altına giren birini böyle şekillendirip kendi kafalarına göre konuşturup duruyorlar. Eğer onu peygamber biliyorsa o kuranda bildirilmiştir. Eğer o gayıp haberini peygamber bilmiyorsa o Kuranda bildirilmemiştir.Bakınız kuranda bildirilen bir gayıp haberine bir örnek verelim.
3/44- Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem’i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur’a atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin.Eğer gayıp haberini kuranda bildirmemişse peygamber onu bilemez
7/187- Saatin (kıyametin) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) sorarlar. De ki: “Onun ilmi yalnızca Rabbimin Katındadır. Onun süresini O’ndan başkası açıklayamaz. O, göklerde ve yerde ağırlaştı. O, size apansız bir gelişten başkası değildir.” Sanki sen, ondan tümüyle haberdarmışsın gibi sana sorarlar. De ki: “Onun ilmi yalnızca Allah’ın Katındadır. Ancak insanların çoğu bilmezler.”Tarih boyunca çeşitli ırklardan ve milletlerden zan ve tahminle konuşarak yanlış anlayışlı olan insanlar sürekli ola gelmiştir. İşte bunların vahye uygun olanları doğru vahiylere uygun olmayanları ise yanlıştır.
Bundan otuz beş sene önce lisede beraber okuduğum arkadaş beni ziyarete geldi. Arkadaş materyalist görüşlü idi.Allah Peygamber kavramları ona gülünç geliyordu.bana sordu sen dindar birisin. Ve seni de seviyor ve beğeniyorum dedi. Ama din konusundaki görüşlerine katılmıyorum dedi. Ben de dedim ki Hangisine dedim. Sorduğu soru kabir azabı ile ilgili idi. Dedi ki insanoğlunun var oluşu ne zaman önce dedi. Bende bu konuda kesin bir bilgi yok ama. Zamanımızdan tahminen elli bin yıl önce dedim.. peki kıyamet ne zaman kopacak dedi. Onu da Allah bilir dedim çünkü o konuda da bir bilgi yok dedim yine haydi o da zamanımızdan elli bin sene sonra kopsun dedi. Tamam dedim. Peki o zaman insanoğlunun var oluşu ile ölen ve yanlış yolda giden bir adamın kabir azabı ölmesiyle beraber başlıyorsa, kıyametin kopuş anındaki yanlış yolda giden bir adamın ölüp kabir azabı çekmemesi ve diriltilmesi adaletsizlik değil mi diye sordu. Ben de dedim ki neden adaletsizlik olsun dedim. Dedi ki birisi yüz bin sene kabir azabı çekiyor birisi hiç kabir azabı çekmiyor. İkisi de aynı yanlış yolda oldukları halde. Dedi. Arkadaş haklıydı böyle bir soruyu sormakta. Çünkü. Alışılagelmiş gerçek hedefinden saptırılmış Allah’ın dinini böyle anlatıyorlardı.
Ben de dedim ki. Kabir Azabı diye bir şey kuranın anlattıkları değil, kabir azabını kuranın dışındaki Allah’ın dini ile alakalı olmayanlar. Uydurmuş beynini kuran terazisiyle tartarak yol bulanlar. Asla böyle saçma sapan şeylere inanmazlar dedim. İnsanlar öldükleri zaman,bedenle ruh yani can biri birinden ayrılmıştır. Hiçbir zaman ne beden ne de ruh yalnız başına bir anlam taşımaz.sevap ve günah işlerlerse de beraber işlerler azap veya mükafat görürlerse de beraber görürler dedim bak kuran ne diyor dedim.
35/22- Diri olanlarla ölüler de bir değildir. Gerçekten Allah, dilediğine işittirir; sen ise işittirecek değilsin.36/70- (Kur’an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir).
Öldükten sonra ahiret aleminin olduğuna inanmak, herkese ait bir olay değildir. Zaten buna inananlara kuran iman eden diyor. İşte aklını kullananlar Allah’a inanır ve bulur . Allah’ı bulanlar da. Allah’ın gönderdiği kitap ve peygamber doğrultusunda inanır ve yaşar. O kitaplar ve peygamberler. Bir Ahiret aleminin olduğundan bahseder.
2/4- Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.
İşte bu ayetler ışığında olayları değerlendirdiğimiz zaman, Kabir Zaman durdurularak, Dünya hayatından ahiret hayatına geçişin isterse aynı an ile. Milyarlarca yıl olsa bile bir andır. Ahiret hayatına geçişin ilk adımıdır. Yani imtihan edilen hayatın bitişi ve hesap görülecek yani ceza ve mükafatının başlangıcıdır. Orada artık zaman kavramı tekrar ortadan kaldırılarak ya ebedi bir ceza yada ebedi bir mükafat vardır. İşte birinin adı cehennem diğerinin adı da cennettir.
Bu Sadece iman edenler için olan bir olaydır bu gayıp olan bir haberdir bu günkü deyimle Allah’ın karanda ortaya attığı bir teoridir. İspatını Allah Ahiret aleminde yapacaktır. Ama şu bir gerçektir ki. Allahın Kuranda Bahsettiği iki türlü gayıp haberi vardır. 1- İnsan kültürünün araştırdıkça ve kainatın esrarını çözdükçe bulabilecekleri gayıp haberleridir. Mesela peygamber döneminde.Bilinmeyen ve kuranın bahsettiği gayıp haberleri
36/38- Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir.
Daha dünyanın o dönemden çok uzun zaman geçmesine rağmen düz tepsi şeklinde olduğuna inanan Hıristiyan dünyası. Güneşin de döndüğünü ve bilinmeyen bir yere doğru akıp giden bilgiyi Allah’tan alan bir peygamberin varlığına inanmıyorlardı işte o peygamber, zamanımızdan bin beş yüz yıla yakın bir zaman geçen bir zamanda bunları söylemişti. Bu gün de bu günkü teknoloji bunu keşfetti. İşte insan oğlunun keşfettiği gayıp budur 2- İnsan kültürünün keşfedemeyeceği kuranın bahsettiği gayıp haberlerinden birisi de . Öldükte sonra diriliş ve hesaba çekilme ile ilgili bir haberdi. Bunu insanlığa peygamberler getirdikleri zaman delilik mecnunluk ve cinlenmişlikle suçlanmışlardı. Elbette bu ispat olunmamış bir gerçek ama. Onu söyleyen yerleri ve gökleri yaratan Allah’tır. Ben kendime ait konuşuyorum be o varlığa inanıyor ve güveniyorum şimdiye kadar söylediklerinde bir tek bile yanlış bulamadım o da doğru olduğuna aynel yakin halkkel yakin ve ilmel yakin inanıyorum. Ve ben öyle bir Allah’a inanıyorum ve ona kul oluyorum. -
Yıllarca müslümanları kıyamet-kabiralemi gibi uydurma seneryolarla aldatanlar,cenneti çok basit, eğlence merkezi,cehennemi işkencehane,kabri toprakaltı özelhücregibi gösterip,Kur’andışı uydurmalarla kandırıp durdular ve insanalrın itikatını dolaylı yoldan bozdular ve bu saçmalıkra din dediler,İbrahim hakkı gibi bazıları,cennet haritaları bile yaptı,neylersiniz,falan alim abdestinde bir sünetti eksik diye 2o yıllık namazını kazaetti diyenler,kitaplarına uydurmaları koyarkan ilimde takva diye bir şeyi aklına getirmedi,ey gafiller,uydurma ilim yapıp bunu yaymak sizin dininizde neden günah değil?
-
KABİR AZABI VAR MI YOK MU?
Aslında, sahih hadislerde belirtildiği gibi kesin bir gerçek olduğu şüphe gotürmez bir gerçek olan kabir azabını bu kadar kolay reddetmek herhalde ancak cehalet sebebiyle olabilir. Bilinen bir sözdür: “cahil, cesur olur.” Zira; fıkıh usulüne göre islamın dört kaynağından biri olan sahih sünnet, K.Kerim’den sonra ikinci temel kaynağımızdır. Yani orada yer alan bir bilgiyi aklı başında bir müslümanın reddetmesi nasıl mümkün olabilir, anlaşılır şey değildir.. Yine; K.Kerim’de yer alan ve Allah (cc)ın çok açık ve net bir şekilde peygamberimize itaati emrettiği ayetler, bize sahih sünnetle amel edilmesinin gereğini açıkça ortaya koyar. Yeri gelmişken, bu ayetlerden bir-ikisini buraya yazalım
“Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı şiddetlidir.”(Haşr Suresi, Ayet 7)
“O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz. O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir.” ( Necm Suresi, Ayet 3-4)
Peki gerçekten de Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de kabir azabının olduğuna dair bir ayet yok mudur?
K.Kerim’de Kabir azabına doğrudan yer verilmemekle birlikte, bir kaç ayrı yerde -aslında görmek istenirse bir çok yerde- İŞARETEN yer verilmektedir. Tefsir kitaplarında, bu ayetlerin kabir azabı ile ilgili olduğunun belirtildiği ehlince malumdur.
Bu ayetlerden bir kaçının mealini vermek yeterli olacaktır kanaatindeyim.
1- “Firavun ve adamları sabah-akşam ateşe atılırlar. Kıyametin kopacağı gün de denilir ki; Firavun hanedanını ateşin en şiddetlisine sokun” (Mümin Suresi, Ayet 46 )
2-”O zalimleri ölümün pençesinde çırpınırken ve melekler ellerini uzatıp `Haydi verin canınızı, Allah hakkında söylemiş olduğunuz asılsız, yakışıksız sözlerden ve O’nun ayetlerine karşı kibirlenmelerinizden dolayı bu gün onur kırıcı bir azaba çarptırılacaksınız’ derlerken görmelisiniz.” (En’am Suresi, Ayet 93)
3-”Fakat melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vura vura canlarını alırken acaba halleri nice olur?” (Muhammed Suresi, Ayet 27)
4-”Her kim de benim zikrimden (Kur’ân’dan) yüz çevirirse, (bilsin ki) ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.
Diyecek ki: “Ey Rabbim, beni niçin kör olarak haşrettin. Oysa ben, gören bir kimse idim?”
Allah: “Böyledir, sana âyetlerimiz gelmişti de onları sen unutmuştun, bugün de öylece unutulursun” der.
Ve işte haddi aşıp Rabbinin ayetlerine inanmayanları Biz böyle cezalandırırız ve elbette o ahiret azabı daha çetin ve daha kalıcıdır.”(Taha Suresi, Ayet 124-127)Kur’an müfessirleri içerisinde en muteberi olarak kabul edilen, Mekke tefsir okulunun kurucusu ve sahabe-i güzinden olan, ayrıca ilim konusunda sevgili peygamberimiz (sav)in övgüsüne mazhar olmuş Hz. İbn-i Abbas’ın tefsirinde (www.Altafsir.com), Taha suresinde yer alan 124. ayetteki “danka” kelimesine “kabir azabı” anlamı verildiğini özellikle belirtmemiz gerekir.
BAZILARI BUNU AKLEN MÜMKÜN GÖRMEZLER
FAKAT ALLAH CC HERŞEYE KADİR OLDUĞUNU BİLMİYORLAR MI?ÖLÜM RUHUN BEDENDEN AYRILIŞIDIR RUHUN ÖLÜMÜ DEĞİLDİR BİZ HERŞEYİMİZİ RUHLA HİSSETMİYOR MUYUZ?MESELA ELİMİZE İĞNE BATTIĞINDA BU ACIYI HİSSEDEN BEDEN MİDİR RUH MUDUR?TABİ Kİ RUHTUR BEDENE GELEN ETKİ RUHA VURUR RÜYALARIMIZI DÜŞÜNELİM KABUS GÖRDÜĞÜMÜZDE ÜZÜLÜYORUZ RÜYAMIZDA ACI ÇEKTİĞİMİZ YADA MUTLU OLDUĞUMUZ OLUYOR AMA DIŞARDAN UYUYANA BAKINCA HERHANGİ BİRŞEY GÖREBİLİYOR MUYUZ UYANDIĞINDA KABUS GÖRDÜĞÜNÜ ANLATIYOR VS…İŞTE HİSSEDEN RUHTUR KABİRDE OLAN AZAP RUHA VE BEDENE OLAN AZAPTIR FAKAT BİZ GÖRMÜYORUZ YANİ KABİR AZABI HAKTIR VARDIRKabul edilen en kuvvetli görüş ; azabın hem ruha hem bedene verilmesidir
Âlimlerin ekserîsi ilk iki görüşü kabul etmezler ve “Hadiste sabit olduğu üzere ruh, cesede veya cesedin bir kısmına döner.” derler. Azap eğer sadece ruha verilseydi, hadiste beden de hususî şekilde zikredilmezdi. Ölünün bedenen dağılması buna manî değildir. Çünkü Allah (cc) cesetten bir parçayı iâde etmeye, bu parçaya hesap sormaya kâdirdir, tıpkı bedenin eczâsını bir araya getirmeye kâdir olduğu gibi. (Kütüb-i Sitte)
İmam-ı Gazâlî de, kabir azabının hem cisme hem de ruha uygulanacağını ve Allah’ın (cc) dilediği zamana kadar süreceğini haber vermiştir. (İhya-yı Ulumi’d-Din)
BAZILARI DİYOR Kİ ALLAH CC ÖNCE ÖLENLERE DE AZAP EDİYORSA ŞİMDİ ÖLENLEREDE EDİYORSA ÖNCEKİ ÖLENLERE HAKSIZLIK OLMAZ MI?
ONLARA ŞUNLAR SÖYLEMEK LAZIMLAZIM:
1)ALLAH CC ÖNCEDEN ÖLEN KULUN GÜNAHINA GÖRE AZAB EDER YANİ AZABI DEVAMLI OLMAYABİLİR EBUCEHİL GİBİ BİR KAFİR DEĞİLSE TABİ
2)ALLAH ZAMAN İÇİNDE ZAMAN YARATMAYA KADİR DEĞİL MİDİR?ÖYLEKİ SONRADAN ÖLEN İLE ÖNCEDEN ÖLENE YAPILAN AZAP ALLAH ZAMAN YARATTIĞI İÇİN AYNI OLUR… ZAMAN OLARAK OLMASA BİLE ŞİDDET BAKIMINDA AYRICALIK OLUR ALLAH CC ADALETSİZ VE ZULMEDEN DEĞİLDİRKABİR AZABI HAKTIR FAKAT İNKAR EDEN KAFİR DEĞİL BİDATÇİ EHLİ SÜNNETTEN AYRILMIŞ OLUR GÜNAHA DÜŞER
ÇÜNKÜ YUKARIDA VERDİĞİM AYETLERİ BAZI ÖNMLİ ALİMLER KABİR AZABINA TEVİL TAM OLARAK EDEMEMİŞLER İŞARETEN OLDUĞUNU SÖYLEMİŞLERDİR HADİSLERDE HASEN VE MEŞHUR HADİSTİR FAKAT TAKVAEN VE EHLİ SÜNNET VEL CEMAAT İTİKADINDAN FIRKA I NACİYEDEN AYRILMAMAK İÇİN İNKAR ETMEMEK EN İYİSİDİR ÇÜNKÜ AYETLERİ KABİR AZABINA TEVİL EDEN ALİMLERDE VAR AYRICA KURANI KERİMDE KABİR AZABININ YOKTUR DİYEN BİR AYETTE YOKTUR DİKKATLİ OLMAK GEREKİR SELAMETLE….


02 May 2007 3:47 pm ecehennem azabı diye birşey vardır olmasa kötüler dersini almazdı
05 May 2007 6:21 am eVARLIĞI İDDİA EDİLEN ÜÇÜNCÜ HAYAT
KABİR ALEMİ VAR MIDIR?
Bu yazı http://www.tavaf.com isimli siteden alınmıştır.
İnsanlar, Kur’an gerçeğinden uzaklaştıkça kendilerine göre yeni kavramlar üretirler, yeni durumlar ortaya çıkarırlar ve zaman içinde bunu dinden zannederek ona inanırlar. Kabir alemi ile ilgili ortaya atılan iddialar, Kur’an gerçeğinden uzaklaşmanın ortaya koyduğu şaşkınlığın yalnızca bir yönüdür.
Her konu ve durumda, Kur’an gerçeğinden hareket,etmeyi şiar edinen biz müslümanlar, bu konuda da aynı ölçüden hareket ederek konuyu açıklamaya çalışacağız, inşallah.
Kur’an’da her şeyi “en ince şekilde düzenleyen” (12/100) yüce Allah(cc), kabir aleminin olmadığını da apaçık bir şekilde ortaya koymuştur. Ancak her konuda olduğu gibi, bu konuda da, İslami gerçekleri yeterince anlamayan, ya da vahyi gerçekleri kendilerince yorumlayan kimseler, olmadık hikayelerle kabir alemi ve azabı diye bir yalan uydurmuşlardır. Bu kimseler, yazdıkları kitaplarda aslı olmayan iddialar ileri sürmüşlerdir.
Kimi kitaplarda Kabir Alemi
İslam toplumunun, Kur’an gerçeğinden uzaklaşmasından ya da uzaklaştırılmasından sonra toplumu yanlış bilgilerle bilgilendiren bir çok kitap ortaya sürülüştür. Ortaya sürülen bu kitapların hemen tümüne yakını, Kuran gerçeğiyle zıt olan bilgilerle doldurulmuştur. Bu bilgileri dinden zanneden toplum ise günden güne Kur’an’la bağlarını koparmış, Kur’an’a yabancılaşmıştır.
Kur’an gerçeğine zıt olan bilgileri, dinden kabul ederek esas alan insanlar, daha sonra Kur’an gerçeğiyle bu bilgileri test edecek yerde, tam aksine hareket ederek Kur’an gerçeğini bu bilgilerle test etmeye kalkışmışlar, bu bilgilere Kur’an’dan delil getirmeye çalışmışlardır. Hatta öyle ileri gittiler ki; bu asılsız bilgileri onaylamayan, bu bilgilerle çatışan ayetleri tevil ederek yanlış bilgileri Kur’an’a tastik ettirmeye çalışmışlardır. Her alanda yapılan bu tevil ve saptırma faaliyetleri, kabir alemi ya da azabı konusunda da yapılmıştır.
Kur’an dışı bu bilgiler, en muteber kabul edilen kimi kitaplarda da yazılmıştır. Bu kitaplardan biri de Kütüb-i Sitte adlı eserdir. . Kütüb-i Sitte adlı eserdeki şu ifadeler bu kimselerin gerçekleri saptırmada ne derece ileri gittiklerinin apaçık bir göstergesidir. “Kabir azabının varlığı pek çok nassla sabit olan bir gerçektir.” (Kütüb-i Sitte, c. 7 sh. 105). Peki öyle ise, nerede o nass dediğiniz ayetler? Neden iki üç ayetle örneklendirmediniz bu iddianızı? diye sorulsa hiçbir ayeti delil olarak veremezler; verecekleri kimi ayetlerin ise, konuyla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Aynı çevrelerin hadis diye verdikleri sözler ise, uydurma oldukları daha ilk bakışta ortaya çıkmaktadır. Örnek verecek olursak:
“(Ahiret aleminden gördüğüm) manzaraların hiçbiri kabir kadar korkutucu ve ürkütücü değildi!” (Kütüb-i Sitte, c.15, sh.343)
Hadis olarak uydurulan bu sözün, daha ilk bakışta uydurma olduğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü, Kur’an’ı Kerim’de cehennemin korkunçluğundan, ateşin kuşatıcılığından, küçük düşürücülüğünden, kötülüğünden söz ederken, kabir azabı konusunda bir tek kelime bile geçmez. Yüce Rasul’e büyük bir iftira olan bu söz, -haşa- Allah ve Rasulü’nü karşı karşıya getirmektir; şöyle ki, yüce Allah(cc), cehennemin korkunçluğundan ve ürkütücülüğünden söz ederken, bu söz, yüce Allah’ın cehennem azabı hakkındaki ayetlerini küçümsemekte, kabir azabının çok daha korkutucu ve ürkütücü olduğunu iddia etmektedir. Bu iddia ise küfürdür. Küfür olan bir iddiayı Rasulullah(as)’a isnad etmek ise hem küfür, hem iftira, hem de hakarettir. Bu uydurma sözün daha birçok benzeri vardır. Bu sözleri uyduranların amaçları, Kur’ani gerçekleri göz ardı etmekten başka bir şey değildir. Kur’an’ı Kerim, Kıyamet gününün daha çetin olduğunu, kabirlerden çıkarılan kafirlerin ağzıyla vermektedir.
“Gözleri düşkün düşkün kabirlerden çıkarlar; tıpkı yayılan çekirgeler gibidirler. Boyunlarını çağırana doğru uzatmış koşarlarken kafirler: `Bu çetin bir gündür!’ derler.”(54 KAMER, 7-8)
“Vah bize, bu ceza günüdür!’ dediler” (37 SAFFAT, 20)
Şayet, kabir azabı olsaydı kıyamet günü hesap için toplanan suçlular, “Vah bize, bu ceza günüdür” demezlerdi. Çünkü, şiddetli bir ceza görmüş olanlar, bu cezaya ara verildiğinde sevinerek, “Nihayet cezamız bitti” derlerdi. Oysa onlar ceza gününü gördüklerinde “Vah bize” diyerek pişmanlıklarını ortaya koymaktadırlar.
Şayet kabir azabı olsaydı, o halde yüce Allah(cc), daha büyük olduğu iddia edilen kabir azabına, Kur’an’da daha fazla yer vererek kullarını ondan sakındırırdı. Nasıl ki, merhameti gereği cehennem azabının varlığını haber vererek kullarını ondan sakındırıyorsa, aynı şeyi kabir azabı için de yapardı. Oysa, kabir konusunda Kur’an’da bir tek ayet dahi geçmiyor. Cehennem azabı içinse onlarca ayet vardır.
Yine aynı şekilde kabir hayatı olsaydı yüce Allah(cc), kabirde olan durumları kullarına haber verirdi. Tıpkı cennet ve cehennemde olanları haber verdiği gibi…
Kur’an’ın hakkında bilgi vermediği bir konuyu, İslam`danmış gibi gösterenler, yeni bir din ortaya çıkarmaya çalışmaktadırlar. Bu ise, ancak kendilerini sorumluluk altına sokmaktadır.
Kabir hayatının varlığını iddia eden bir başka kitap ise, İmam Hatip Liseleri X. sınıf müfredatı için yazılan ve genç beyinleri iğfal eden, Ahmet Lütfi Kâzancı adlı bir şahıs tarafından, hazırlanan `Akaid ve Kelam’ isimli eserdir. Yazar, elinde Kur’ani hiçbir delil bulunmadığı halde, insan hayatını üç safhaya ayırmakta; bu safhalardan birinin kabir olduğunu iddia etmektedir. Oysa Kur’an, birçok ayetinde insan için iki safha olduğunu, bunların da dünya ve ahiret olarak ikiye ayrıldığını bildirmektedir. Bunun için Kur’an’a bir göz gezdirmek yetmektedir. Biz, bu konuda bir ayet vermekle yetineceğiz. Bu ayette dünya ve ahiret olmak üzere iki hayat olduğu bildiriliyor:
“Elbette biz, elçilerimize ve inananlara hem dünya hayatında hem şahitlerin duracakları günde yardım ederiz.” (40 MÜ’MİN, 51)
Tüm insanların, hesabının ahiret gününde görüleceğini, kafirlerin ileri sürecekleri mazeretlerinin kendilerine hiçbir fayda sağlayâmayacağını(40/52) bildiren yüce Allah’ın hükmüne rağmen adı geçen kitapta, kabirde de insanların sorgulanacağı iddia edilmektedir. İddialarında daha da ileri giden yazar, İbrahim suresi, 27. ayetinin kabir azabı ile ilgili olduğunu savunur. Oysa ilgili ayet, dünya ve ahiret olarak iki hayattan söz eder:
“Allah inananları, dünya hayatında da, ahirette de sağlam sözle tesbit eder. Allah, zalimleri de saptırır ve Allah dilediğini yapar.” (14 İBRAHİM, 27)
`Akaid’ adı verilen ilgili kitabında yazar, diğer kitaplarda da tevil edilen Mü’min, 46. ayetini tevil ederek kabir azabıyla ilgili olduğunu iddia eder.
Kabir alemi ile ilgili vereceğimiz bir diğer kitap da Prof. Dr. Süleyman Toprak adlı bir şahsın kaleme aldığı ‘Ölümden Sonraki Hayat’ adlı eserdir. Yazar bu eserinde, Rasulullah(as)’a iftira etmekle kalmayıp onunla beraber, yüce Allah’ın ayetlerini tevil ederek O’na da iftira etme cüretini gösterebilmiştir. Bu eserde yazar, kabir ve kabir alemiyle hiçbir ilgisi bulunmayan ayetleri, kelime benzerliğinden hareketle kabir alemi olarak göstermeye çalışmakta, böylece ayetlerin anlamlarını olduğundan başka göstermektedir.
‘Berzah’ kelimesini, ölümle yeniden dirilmeye kadar olan süre olarak veren yazarın verdiği ayetlerin bu konuyla hiçbir ilgisi yoktur. “İki denizi salıverdi, birbirine kavuşuyorlar; aralarında berzah (perde) vardır, bir birine karışmıyorlar.”(55 RAHMAN, 53)
“Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman: `Rabb’im’ der, beni geri döndürünüz ki, terk ettiğim dünyada salih iş yapayım’ Hayır, bu onun söylediği bir laftır. Önlerinde ta dirilecekleri güne kadar bir perde vardır.”(23 MÜ’MİNUN, 99-100)
Ayetlerde de görüldüğü üzere ‘berzah’, iki şey arasındaki perde, iki şeyin birbirine kavuşmasını engelleyen mania(engel)dir. İki denizin birbirine kavuşmasını engelleyen perde ne ise, dünya hayatı ile ahiret hayatı arasındaki perde de odur. İki deniz arasında nasıl ki üçüncü bir su, ya da bâşka bir şey yoksa, aynı şekilde, dünya hayatı ile ahiret arasında da öylece bir hayat yoktur. Ayetlerde geçen `berzah” kelimesi her iki durum için aynı şeyi ifade etmekte ve perde olarak geçmektedir. Yani iki durum arasında sıkışan perdenin içinde üçüncü bir durum söz konusu değildir.
Yazar tevil ve çarpıtmalarına devam ederek ölüm ve uyku ile ilgili olan Zümer, 42. ayetini kabir hayatına örnek vermeye çalışır. “Allah, ölmekte olan canları alır, ölmeyenleri de uykularında (alır); sonra ölümüne hükmettiğini yanında tutar, ötekilerini de belli bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.” (39 ZÜMER, 42)
Yüce Allah(cc) ölmekte olan kimselerin ruhlarını aldığını, vadesi gelenlerin ruhlarını alırken, vadesi gelmeyenlerin ruhlarını da belli bir süreye kadar ertelediğini bildirirken yazar, bu ruhların kabirde ölülerden bazılarına ruhlarının iade edileceği’ şeklinde, El-Kasımi’ye dayanarak verir. Ancak yazar, burada ayetin anlamını çarpıtması bir yana iddiasında kendisiyle çelişkiye de düşmektedir. Çünkü madem ki (ona göre) kabir hayatı vardır, o halde tüm ölülerin ruhları iade edilmelidir.
Cennet ve cehennemdeki durumları bildiren ayetleri, dilini eğip bükerek, kabir hayatı olarak veren yazar, çarpıtmalarına kitabın sonuna kadar devam eder. Amacımız adı geçen yazara cevap vermek olmadığı için konuyu burada kapatıyoruz. Çünkü yazar, yüce Allah’tan korkmadan konuları çarpıttıkça çarpıtmış, ayetleri tevil ettikçe etmiştir. Bu kişinin ve benzerlerinin hükmünü yüce Allah’a bırakarak konumuza devam ediyoruz.
Kabir hayatının ve azabının var olduğunu iddia edenlerin Kur’ani hiçbir delilleri yoktur. Bu kişiler, iddialarına delil olarak kabir hayatıyla uzaktan yakından ilgisi bulunmayan ayetleri çarpıtarak tevil ederek verirler.
Kabir hayatının olmadığı, insanların dünya hayatında öldükten sonra ancak ahirette dirilecekleri konusunda Kur’an’da onlarca ayet vardır. Bu ayetlerde, özellikle suçlular kabirde çok az kaldıklarını iddia ederler. Bu da o insanların, kabirde diriltilmediklerini göstermektedir.
İki Hayat Vardır Dünya ve Ahiret Hayatı
Diğer taraftan, acı çeken insanlar için kısa bir zaman bile oldukça uzun gelir. Oysa;”Kıyamet günü suçlular, bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı. Kendilerine bilgi ve iman verilenler dediler ki: `Andolsun siz, Allah’ın yazısınca ta yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu dirilme günüdür, fakat siz bilmiyordunuz!” (30 RUM, 55-56)
Ayetlerden de anlaşıldığı üzere suçlular, kabirde bir saatten fazla kalmadıklarına yemin etmektedirler. Bu da onların, kabirde azap görmediklerini göstermektedir. Şayet bunlar kabirde bir ceza görmüş olsalardı, bunu hem dile getirirlerdi, hem de zamanın bu kadar kısa olduğunu yeminle iddia etmezlerdi. Çünkü sıkıntılı zamanlar, insana çok uzun gelir ve sıkıntı bittiğinde insan, bu durumu beyan ederek rahatlar. Bundan da anlaşılıyor ki kabirde olanlar, kıyamet gününe kadar ancak uyuyorlar ve ancak kıyamet gününde uyandırılıyorlar.
“Sura üflendi; işte onlar, kabirlerinden Rab’lerine koşuyorlar. Dediler ki `Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman’ın va’dettiği şey budur. Demek elçiler doğru söylemişler!” (36 YASİN, 51-52)
Ayetten de anlaşılacağı üzere sura üflendikten sonra insanlar uyandırılıyor ve uyandırılan bu insanlar, karşılaştıkları durumu sorguluyorlar. Bu da gösteriyor ki, o insanlar, öldükten sonra ancak kıyamet gününde diriltiliyorlar.
“Ve saat mutlaka gelecektir, onda şüphe yoktur. Ve Allah kabirlerde olanları diriltecektir:’ (22 HAC, 7)
Evet, kabirlerde ölü olarak yatan insanların, ta kıyamet gününe kadar hiçbir şeyden haberleri olmayacaktır. Kıyamet gününde ise onlar, diriltilerek hesap meydanına çağırılacaklardır. Oysa şayet onlar, kabirde hesap görselerdi, diri olmaları gerekirdi. Diri olanların ise, diriltilmeleri değil çağırılmaları söz konusu olur.
Şimdi bütün bu gerçekler ortada iken, kimi insanlar hangi cesaretle kimi sözler uydurarak ve bu uydurduklarını Rasulullah(as)’a mal ederek yeni bir din ortaya koymaktadırlar? Bunun iki izahı olabilir:
1. Dini karıştırmak isteyen hain insanlar, kimi sözler uydurabilirler,
2. Kur’ani gerçekleri yeterince bilmeyen insanlardan bazıları, ahmaklıklarından dolayı kimi sözler uydurabilirler. Bunların amaçları da, sözüm ona insanları kötülükten alıkoyup iyilik yapmaktır. Oysa, yeni hükümler koyup dini karıştırdıklarının farkında değillerdir.
Kabir azabının olduğunu iddia edenler, Mü’min suresi 46. ayetini öne sürmektedirler. Oysa bu ayetin; kabir azabıyla hiçbir ilgisi yoktur. Bu ayet; Fir’avn ve ailesinin kıyamet günü çarpılacakları âzabın sürekliliğini ve şiddetini ortaya koymaktadır. İlgili ayet kendisinden önce ve sonra gelen (siyak ve sibak) ayetlerle beraber bütünlük arz etmektedir. Adı geçen ayeti, cımbızla çıkarıp tek başına almak konuyu anlaşılmaz bir duruma sokmaktadır.
“Allah o(mü’mi)ni (onların) kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Fir’avn ailesini de azabın en kötüsü kuşattı:
Ateş! Sabah akşam ona sunulurlar ve kıyamet koptuğu gün `Fir’avn ailesini azabın en şiddetlisine sokun!’ (denilir). Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara dediler ki: `Biz size uymuştuk; şimdi siz şu ateşin ufak bir parçasını bizden savabilir misiniz?” (40 MÜ’MİN, 45-47)
Şimdi bu ayetlerin, kabir azabıyla ne ilgisi vardır? Elbette hiçbir ilgisi yoktur ve olamaz da… Ayetlerde, Fir’avn ailesini kuşatan en kötü azabın ateş olduğu, bu ateşe Fir’avn ailesinin sürekli (sabah-akşam) sunulacakları, bu azabın kıyamet günü olacağı ve azabın en şiddetli yerine Fir’avn ailesinin sokulacağı bildirilmekte, o şiddetli azap içindeki tartışmalarından bir bölüm aktarılmaktadır.
Fir’avn ve ailesine ateş azabının nerede ve ne zaman yapılacağı ile ilgili şu ayet ışık tutmaktadır:
“(Fir’avn), kıyamet günü kavminin önünde gidiyor. işte onları ateşe getirdi. Varılan yer ne fena bir yerdir!
Bu dünyada da (onların) peşlerine lanet takılmıştır, kıyamet gününde de! Verilen bu vergi ne kötü bir vergidir!”(11 HUD, 98-99)
Görüldüğü gibi Fir’avn’ın, sabah akşam sunulduğu ateş, kıyamet günündeki cehennem ateşidir. Zaten hemen takip eden ayet de bunu tekid ediyor ve Fir’avn ve kavmine “Bu dünyada da peşlerine lanet takılmıştır, kıyamet gününde de!” denilerek, bu azabın ve lanetin kıyamet gününde olduğu apaçık bir şekilde vurgulanmaktadır.
Diğer taraftan “ateşe sunulmanın” ne zaman olduğunu da yine yüce Rabb’imiz bize bildirmektedir.
“Ateşe sunuldukları gün kafirlere: ‘dünya hayatında bütün güzel şeyleri zayi ettiniz; (bu dünyada) bunlarla sefa sürüp bunları tükettiniz. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve fıska düşmenizden dolayı bugün, alçaltıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız.” (4G AHKAF, 20)
Bütün bu açık ifadelere rağmen, ayetlerde kabir diye bir kelime ve mana bulunmadığı halde, bu ayetleri kabir azabı diye anlamlandırmak en azından samimiyetle bağdaşmayan bir harekettir.
Kullarına karşı şefkatli ve merhametli olan yüce Allah(cc), kıyamet, ahiret ve cehennem hakkında bilgi vererek kullarını, o günün ve cehennem azabının sıkıntılarına karşı nasıl uyardı ise elbette ki kabir azabının ve hayatının şiddetine karşı da uyarabilirdi. Oysa bu konuda herhangi bir açıklama göremiyoruz Kur’an’ı Kerim’de. Yine aynı şekilde, varolan şeyler ve kulları ilgilendiren konu ve hususlar için “Kitabında hiçbir şeyi eksik bırakmayan” (6/38) yüce Allah(cc), kabir hayatı ve azabı hususunda hiçbir şey indirmemiştir. Bunun nedeni böyle bir hayatın ve azabın olmayışıdır.
Kabir azabı ile ilgili olarak verilen sözlerin tümü, Rasulullah(as) hakkında uydurulan sözler olup Kur’an’la çelişmektedir. Bu nedenle, asıl olan Kur’an, esas alındığında gerçek net olarak ortaya çıkacaktır.
Yüce Allah’ın, hakkında hiçbir delil indirmediği bir konuyu, O’ndanmış gibi göstermeye kalkışmak insan için büyük bir sorumluluktur.
“Onların ardından, yerlerine geçip kitaba varis olan bir takım insanlar geldi ki, onlar, şu alçak (dünya)ın menfaatini alıyorlar: `Biz nasıl olsa bağışlanacağız!’ diyorlar. Kendilerine ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki Allah hakkında, gerçekten başkasını söylememeleri hususunda kendilerinden Kitap misakı alınmamış mıydı? Ve onun içindekini okuyup öğrenmediler mi? Ahiret yurdu korunanlar için daha hayırlıdır. Düşünmüyor musunuz?” (7 A’RAF, 169)
“Allah’a yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Onlar Rab’lerine sunulacaklar. Şahitler de: `İşte Rab’lerine karşı yalan söyleyenler bunlardır!’ diyecekler. İyi bilin ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (11 HUD, 18)
Bu yazdıklarımızdan sonra akla şu sorular gelebilir. Rasulullah (as)’ın kabirle ilgili hiçbir hadisi yok mudur? Sahabe kabir alemi konusunda Rasulullah(as)’a hiç soru sormadı mı? Elbette ki hem sahabe kabir hayatının olup olmadığı hususunda soru sormuş, hem de Rasulullah(as) bu konuda kimi sözler söylemiştir. Ancak gerek Rasulullah(as), gerekse sahabe, Kur’an’ın açıkça bildirdiği sınırların dışında hiçbir şey söylememiştir. Çünkü yüce Allah(cc), hakkında bilgileri olmayan konularda insanların konuşmasını kınamış ve ancak böbürlenenlerin Allah’ın ayetleri hususunda tartıştıklarını bildirmiştir.
“Haydi siz, biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız; ama hiç bilginiz olmayan şey hakkında neden tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (3 AL-İ İMRAN, 66)
“Açık bir delil olmadan Allah’ın ayetleri hakkında tartışanların göğüslerinde, erişemeyecekleri bir büyüklük taslamaktan başka bir şey yoktur. Sen; Allah’a sığın, muhakkak ki O, işitendir, görendir.” (40 MÛ’MİN, 56)
Bunun bilincinde olan Rasulullah(as) ve arkadaşları, her konuda olduğu gibi, kabir hayatı konusunda da ellerinde delil bulunmadan konuşmamışlardır. Ancak Rasulullah(as), insanın öldükten sonra, bir daha geri dönmesinin mümkün olmadığını, kişilerin; hayatta yaptıklarıyla kalacaklarını ve cennet veya cehennemi hak etmiş olarak kabre gireceklerini ifade eden şu hadisi söylemiştir.
“Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya cehennem çukurlarından bir çukurdur.”(TİRMİZİ)
Bu da gösteriyor ki, öldükten sonra geri dönüş mümkün değildir ve kişi kazandıklarıyla cezalandırılacaktır.
Rasulullah(as), kabir ziyaretleri, kabirlerin bakımı, üzerinde oturulmaması gerektiği vb. konularda birçok hadis söylemiştir. Konumuz bunlar olmadığı için bu konular üzerinde durmuyoruz.
Kabir Azabı İlahi Adalete Aykırıdır
Yüce Allah(cc) Kur’an’ı Kerim de, suçluların kıyamet gününde sorgulanacaklarını, peygamberlerin ve şahitlerin getirileceğini (39/69), suçluların ellerinin, ayaklarının(36/65), dillerinin(24/24), kulaklarının, gözlerinin ve derilerinin aleyhlerinde şahitlik yapacaklarını(41/20), suçlulara kitaplarının verileceğini ve kitaplarını okuyacaklarını(17/14), kitaplarında tüm işledikleri suçlarını göreceklerini(18/49) ve kendilerinin kafir olduklarına(7/37), kendi aleyhlerinde olarak şahit olacaklarını(6/130) bildirmektedir. Oysa, kabirde herhangi bir sorgulamanın yapılacağı Kur’an’ı Kerim’de bildirilmemektedir.
Yargılama ve sorguluma yapılmadan, insanlara, işledikleri suçları bildirilmeden herhangi bir cezanın verilmesi, ilahi adalet ilkesiyle çelişir. Halbuki yüce Allah(cc), adildir ve kullarından da adil olmalarını, adaleti ayakta tutmalarını istemektedir.
Sonuç olarak, kabir azabının varlığını iddia etmek, yüce Allah’a adaletsizlik vasfetmek ve yüce Allah’ı yargısız infaz yapmakla suçlamaktır ki bu, iddia sahiplerine çok büyük bir sorumluluk getirecektir.
http://www.hanifdostlar.com/forum_posts.asp?TID=1464
16 May 2007 10:52 am eKabir azabı düpedüz bir gerçektir ve gerçek bir münin ne kabir azabını ne kıyameti düşünerek yaşar.Tek görevimiz kul olmaktır.Düşünmemiz gereken tek şey O’nun sevgisine nasil layik olacağimizdir.
18 Jun 2007 2:46 pm esiz müsliman olduğunuza eminmisiniz siz kuranı böyle laf yetiştirmek için okuyun söylermisiniz herşeye delil arayanlar islam gayba iman değilmidir amenna ve saddekna neyi tartışıyorsunuz ben inanıyorum orda azap var hele size kesin var ne kaybeder insanlar Allaha kul olmak için uğraşsa insanlara hadis yok kabir yok başortü yok nafile ibadetyok tesbih yok zikir yok size ancak sizin gibiler inanır ben sizin müslüman olduğunuza inanmıyorum zsizler insanların elinde kalan bir avuç imanını çalan nefsi emmaresine uymuş bildiğini sanıp ama hiçbirşey bilememiş sitede yer yapmaya çalişan bir kaç Ş askerisiniz sen hadise yok dersen kabire yok dersen bunlar için delil ararsan benimde senin düşüncelerine delil aramam lazım bence yoktur de geç birde birşey biliyormussun gibi o güzelim hadisleri inkar ediyorsun insanların beynini bulandırıyorsun ama sanada seningibiler inanır Lütfen bunu yayınla işine gelmediği için köşeye atma SEVEN SEVDİĞİNE TABİDİR BEN RASULULLAHI SEVİYORUM onun adına söylenen dinime aykırı olmayan beni takvaya ulaştıracak herşey e iman ettim siz kabirde uyuyun benim uyumaya niyetim yok hazırlığımı yapıyorum hazırlığı olmayana inkar kolay işine geliyor .Hadis için delil arayan bir insan Miraç a inanıyormusun mescidi aksadan mescidi harama giderkenki gördükleri bunlar delil olarak yeter kabre ruhun bedene dönmesine ama siz kabre kamera koyup beklemişsinizdir gelen giden varmı diye .Sen yatağında yatarken uykuda rüya görüyorsun peki yanındaki karında aynı rüyayı görüyormu sen onun azabını yada lutfunu göresin ben buhari tirmizi müslim gazali hepisine inanıyorum sizler gibi sonradan türemiş din düşmanlarına inanmıyorum
18 Jun 2007 3:09 pm eYavuz kardeşim,
Okumadan yazma kardeşim. Bak adam ne yazmış;
“Kur’ân’ı incelediğimiz zaman, gaybe imandan kasdın, Kur’ân’ın bizden inanmamızı istediği gayb haberleridir. Başka bir deyişle inanmamız gereken gayb; Kur’ân’da anlatılan gayb’tır.”
Ama sen bunu okuyamayacak yahut okuduysan da anlayamayacak kadar aciz isen, senin bildiğin sana, bizim bildiğimiz bize kardeşim.
Nihayet, senin; hükümde Allah’a eş koşan, taklitçi,ezberci, müşrik, atalar dinin sana, benim Allah’ı hükümde de birleyen, akla hitap eden ve Allah’a hangi anlamda olursa olsun eş koşmayı inkar eden hanif dinim bana…
Selametle kardeşim…