<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Şefaat nedir ? Kim, kime şefaat eder ? yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.aliaksoy.net/2007/03/20/sefaat-nedir-kim-kime-sefaat-eder/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aliaksoy.net/2007/03/20/sefaat-nedir-kim-kime-sefaat-eder/</link>
	<description>www.aliaksoy.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 17 Mar 2010 10:28:10 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
		<item>
		<title>Ali Rıza Borazan tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2007/03/20/sefaat-nedir-kim-kime-sefaat-eder/comment-page-1/#comment-15808</link>
		<dc:creator>Ali Rıza Borazan</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2009 13:13:35 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=193#comment-15808</guid>
		<description>Kuran Öyle anlaşılmaz
kuranianlamametodu.blogspot.com
alirizaborazan@hotmail.com</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Kuran Öyle anlaşılmaz<br />
kuranianlamametodu.blogspot.com<br />
<a href="mailto:alirizaborazan@hotmail.com">alirizaborazan@hotmail.com</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ali Rıza Borazan tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2007/03/20/sefaat-nedir-kim-kime-sefaat-eder/comment-page-1/#comment-15663</link>
		<dc:creator>Ali Rıza Borazan</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Dec 2009 07:01:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=193#comment-15663</guid>
		<description>MELEK ,İBLİS ŞEYTAN
Kuranda geçen kelimelerin ne anlama geldiği anlaşılamazsa, Onunla ilgili ayetler ve konular da anlaşılmaz. Önce Yılarca kuranda geçen kelimelerin ne anlama geldiği, kuranın dışındaki yerlerde aranmış, ve bulunamayınca da yanlış din ve yanlış yaşam ortaya çıkmıştır. Önce kelimeleri kuranda arayarak ne anlama geldiğini doğru bir şekilde anlayabilirsek, artık onları anlamak kolaylaşacaktır. Kuranda, Ali Bulaç beyin tercümesine baktığımız zaman, 93 Yerde melek, 84 yerde şeytan,12 yerde de iblis kelimesi geçmektedir. Şunu iyi bilmek gerekir ki Kuranda geçen hiç bir kelime hiç bir kelimenin yerine kullanılmamıştır. Bir kelime başka cümleler içinde başka şeyleri ifade etmek için kullanılmış ama kesinlikle aynı kelime başka kelimenin yerine kullanılmamıştır. Şeytan ile iblis kelimesinin ne anlama geldiğini ve aralarında fark olup olmadığını sorduğum zaman bunları tanımlayan bir tanesine rastlayamadım.
Şimdi genel olarak, melek, iblis, şeytan ve bununla ilgili âdem, eşi takva cennet cehennem kelimeleri mutlaka geçecektir. bir bütünlük içerisinde işleyerek onların ne anlama geldiğini kurandan anlayarak ispatlamaya çalışalım.

2/30- Hani Rabbin meleklere: &quot;Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim&quot; demişti. Onlar da: &quot;Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?&quot; dediler. (Allah:) &quot;Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim&quot; dedi.
Bu Ayet üzerinde derin detaylı bir şekilde düşündüğümüz zaman, Kainatta İki Ana çatıyı oluşturan varlık olduğu anlaşılıyor. Birisi kâinata hâkim olan ve halife adıyla kâinattaki bütün varlıklara hükmedebilen, secde edilmeye layık görülen Âdemoğludur. Diğer yaratılan varlıklar ise İnsanın fiziki yapısı iblis de dâhil olmak üzere Allahın insanların dışında yaratılmış olan bütün varlıklarındır yani meleklerdir.
76/1- Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.
11/7- O&#039;nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O&#039;dur. Andolsun onlara: &quot;Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz&quot; dersen, inkâr edenler mutlaka: &quot;Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir&quot; derler.
Allah kâinatı, bu günkü bilim adamlarının anlattıklarına göre yaratılalıdan bu yana on beş milyar yıl geçtiği tahmin edilmektedir. İşte Allah kâinatta insanoğlunun Yaşayabileceği ortamı hazırlayarak ve kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkları insanoğlunun hizmetine sunarak onları denemeye tabi tutmak için emrine amade kılmaktadır. Yani Kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkları insanoğlu için yarattığını söylüyor.
45/13- Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
Allah insanları yaratmadan önce insanoğlunun yaşayabileceği ortamı hazırlayarak, Yerleri Gökleri hayvanları bitkileri suyu yaratarak insanoğlunun emrine amade kılmıştır. Dilediği gibi özgür olarak düşünme ve yaşama hakkı ona aittir. Ama İnsanları ve insanların emrine amade kıldığı bütün varlıkları da yaratan bir varlık olduğunu düşünmesi için onu diğer varlıklardan ayırarak, farklılık vererek, kendisini tanımasını ona yaratılmış olan varlıkların hiç birisini ortak etmemesini isteyerek denemeye tabi tutmuştur. İşte kuranda lisanı haliyle konuşturduğu varlıkları bize tanıtarak, işaretler vermektedir.
2/31- Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: &quot;Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin&quot; dedi. Daha önce de söylediğimiz gibi kuran, olayları sanatsal bir anlatım tarzıyla anlatmıştır. İsimleri âdeme öğrettik ifadesiyle insanoğlunun var oluşuyla başlayan teknolojik başlangıcı, insanoğlunun ömrünün bitişine kadar, devam edecek olan bilgi öğretilmesini bir çırpıda anlatarak geçmişi anı ve geleceği aynı anda kullanma sanatı yaparak tanımlamaktadır. Bir taraftan kuran böyle bir ifade kullanarak, Meleklerle âdemin farklılığını aralayarak. Bir taraftan da her ikisinin tanımını yapıp , onların ne anlama geldiğini insanlara öğretmektedir.
2/32- Dediler ki: &quot;Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.&quot;
Âdem kelimesi ile melek kelimesini biri birinden ayırarak, İsimlerin hepsinin öğretildiği bir varlık olarak tanımlanan varlığın Akıl Ve iradesiyle meleklerden ayrıldığını meleklerin bildiklerinin sınırlı olduğunu ama ademin bilgisini geneli kaplayarak hepsi ile ilgili bilgi verildiği, anlatılmaktadır. Meleklerin tanımını lisanı haliyle tanımlarken,” Dediler ki: &quot;Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. “ Ama insanoğlu hem melekler hem de kendisi için araştırdıkça inceledikçe Allah bilmediğini insanlara öğretmektedir. İnsanoğlu bir taraftan kâinattaki varlıkları inceleyerek, onlar arasındaki ayrılıkları ve beraberlikleri tahlil ederek karmaşık olan bilgileri çözerek kendisine, bulunmuş olduğu malzemelerle yeni yeni buluşlar yaparak hayatı kolaylaştırmaktadırlar. Melekler ise hepsine ait kendilerine özgü bir bilgileri olduğunu onlarda akıl olmadığını bu sebeple de imtihan da olmadığını izah ederek. İnsanoğluna yaratılmış alan bütün varlıkları incelediklerinde onlardan kendilerine ait bilgi alabileceklerini ima ederek onlardan insanlara yol öğretmeyi de anlatmak istemiştir.
5/ 31- Derken, Allah, ona, yeri eşeleyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. &quot;Bana yazıklar olsun&quot; dedi. &quot;Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?&quot; Artık o, pişman olmuştu.
Asıl burada anlatılmak istenen karganın nasıl leşi gömmeyi öğretmesinden ziyade, yaratılmış olan insanoğlunun emrine verdiği yaratıklardan yararlanmaya onların bilgilerinden istifade etmeyi anlatmaktadır. Her varlık Allah tarafından kendilerine özgü bir takım yanılgıya düşürmeyecek derecede bilgi donanımıyla yükleyerek insanların kendilerine yönelmesi ile bu bilgileri cimrilik yapmadan onlara vermektedirler. İşte meleklerin kendilerine ait bildikleri bilgiler budur, Bir portakal ağacının kendine has bilgi donanımıyla insanlara bir portakal meyvesi sunması, bir domates fidesinin kendi bilgi donanımıyla kendilerine has tad gıda ve özellikleriyle insana domates sunması veya bir kalbin kendine has bilgi donanımı ile insanlara hem bilgi vermesi hem de kedilerine has bilgilerle insanı hayrete düşüren çalışmalarıyla kendine ait görevleri yapıp durmaktadırlar.
2/ 33- (Allah:) &quot;Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver&quot; dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: &quot;Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim.&quot;
İşte Allah Âdemoğluna akıl vererek onları diğer yaratıklardan ayırıp, hem kendisine ait bilgileri sorgulayıp bilgi edinmekte hem de kendisi dışındaki varlıkları deneme yanılma metotlarıyla düşünerek sorgulayarak onlar arasında bilgi ağını kurarak yeni yeni bilgiler edinmektedirler. Bir Domates hakkında bilgi, yaratılmış olan insanın dışındaki varlıklardan, kendisi dışında hiçbir varlığın haberi yoktur. Domates karpuzdan karpuz da domatesten habersiz olarak kendilerine ait bilgilerle insanoğluna secde etmektedirler. Ama insan kâinattaki yaratılmış olan bütün varlıklardan bilgi edinerek eşyanın esrarını çözmeye aday olarak, bir kar topağının yuvarlandıkça büyüyüşü gibi büyüyüp durmaktadır.
İşte Ademin isimleriyle haber vermesi Allahın insanlara vermiş olduğu akıl ve iradesiyle esrarı çözerek gün yüzüne çıkarmıştır. İnsan ilk yaratılışta bilgisi sıfır idi. işte onun bilgisi sorup sorguladıkça genişlemektedir. Tarihin bu güne kadar aktarmış olduğu belgeler insanoğlunun gün geçtikçe bilgi ve teknolojide ilerleyerek, her anın bir önceki ana göre daha ilerde olduğu bir gerçektir. Zamanımızdan yirmi yıl, elli yıl ve daha geriye doğru gittikçe ne kadar ilerleme kaydedildiği bir gerçektir. Yazının bile zamanımızdan beş bin yıl kadar önce icat edildiği halde daha önceleri yazının kullanılmadığı insanoğlunun ilerleme kaydettiğine örnek teşkil etmektedir. Daha önce yaşayan insanların binek olarak kullandıkları sadece doğada hazır olan at eşek deve fil gibi hayvanlar varken, şimdi cansız varlıkların konuşturularak insanların hizmetine sunulması bir ilerlemenin mesafe kat etmenin işaretlerindendir. Ama insanoğlunun dışındaki varlıklarda böyle bir ilerleme de yok olduğu onların yaratılışla beraber ne ile görevlendirilmişse o görev dışında görev yapamadan bekleyip durmaktadırlar. Arının bal yapması tavuğun yumurta üretmesi maymunların kendilerine ait bilgiler dışında yaratılışlarıyla görevlendirildiklerinin dışında bir ilerleme yapamadıkları bir gerçektir. İşte insanoğlu diğer yaratıklarda bu farklılığı ile ayrılarak. Halife konumuna yükselmişlerdir.
2/34- Ve meleklere: &quot;Âdem’e secde edin&quot; dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kâfirlerden oldu.
Meleklerle insanoğlunun farklılıklarını Allah lisanı haliyle konuşturup anlattıktan sonra meleklerin yaratılışının âdemin yaratılışına göre daha basit yaratıldığını izah ederek. Meleklerin âdemin vermiş olduğu emirler karşısında boyun eğmesi gerektiğini izah ettikten sonra. Kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkların âdem ne isterse onlara kucak açmaları gerektiğini onlar ister Müslüman isterse Müslüman olmasın dünya hayatında onların emirleri karşısında boyun eğmeleri gerektiğini anlattıktan sonra. Hepsi istisnasız âdeme secde ettikleri bildirmektedir. Şimdiye kadar hikâyelerde ve masallarda anlatılan şeytan ve iblis kavramı kuranda anlatıldığı gibi olmadığı meleklerin iblis veya şeytan hocası değil, fakat sadece iblis kavramını melek kelimesinden ayırmadan, sadece görev farklılığı bakımından diğerlerinden farklılaşarak insanı mucura kaptırmakla sadece teklif sunma görevi ile, diğer meleklerden ayrılmıştır. Yani görevi insana teklif sunmak, ama diğer meleklerde kötülüğe gitmek için teklif sunma değil sadece kötülüğe ve iyiliğe giden insanın emrine amade olmak la iblis ten ayrılmaktadır. Öyleyse İblis meleklerin hocası değil insanda, başka bir boyutla insanların emrindendir. Yani insanları yoldan çıkarmakla görevli bir melektir.
2/35- Ve dedik ki: &quot;Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.&quot;
İnsanlar yaratılış olarak daha öncede bahsettiğim gibi, Bütün kâinattaki varlıkların Halifesi olmakla onlardan ayrılırken, bir de kendisini denemeye tabi tutan yerleri ve gökleri yaratan Allah’ı tanımak ve ona kulluk etmekle sorumlu bir varlıktır. Kâinat içerisindeki bütün var olan her şeyi onun emrine boyun eğdirirken, insanın da boyun eğeceği bir varlığı bulup ona teslim olması onun adına yaşaması hayatının kurallarını onun koyduğu kurallar içerisine uydurulması, istemektedir.
Bilindiği gibi insan diğer yaratıklardan düşünme akletme ve yaptığı her işi sorup sorgulayıp, bir disiplin içerisinde kendisini nefsin azgın isteklerine boyun eğmeden, Allah’a kulluk ve ibadet yapmakla sorumlu bir varlıktır.
Ayette ifade edilen” Ve dedik ki: &quot;Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz” Bu ifade insanın yaşam hayatının nerde neler yapması, nerde neler yapmaması gerektiğini sınırlamakta ve onlara bir sorumluluk yüklemektedir. İnsan bilindiği gibi diğer yaratıklardan biri de, iyiye ve kötüye gide bilme eğilimiyle ayrılmaktadırlar. İşte Burada kötüye gidebilecek ve iyiye gidebilecek her iki dürtünün insana verildiğini Ve kötülüklerden gelen teklifi dinlememelerini ama iyiliklerden gelen teklifleri de yapmalarını istemektedir. İnsan her iki yöne de eğilimli olarak yaratılmış bir varlık olmakla nötr bir varlık konumuna gelmektedir. Bir başka deyişle değişik yollara gidebilmenin ve insan sıfatlarını oluşturacak malzemenin ham maddesini oluşturmaktadır. Kuranın bu Anlattıklarına psikoloji ilmide katılmaktadır. Kuran insandaki iki yöne gidebilme eğilimini takva ve fısk ve fücurla açıklarken.91/ 8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (Andolsun). İnsanın nasıl, kendisini arındıramadığı zaman nefsin azgın tutkularına kendisini kaptırdığı zaman başına birçok felaketler geliyorsa. Kendisini arındırmış olan insanlar da tamamen bunun zıttı olan iyilikler karşılığını almaktadır. Kuran bunu böyle açıklarken psikoloji ilmi de içimizdeki çocuk ve baba veya alt ben üst ben kavramlarıyla açıklamıştır. İşte İnsanlara Allahın, vermiş olduğu büyük mucizelerden birisidir. Kuranda geçen ,”Şu ağaca yaklaşmayın” İfadesini kullanırken bazı müfessirlerin söylediği gibi elma buğday ağacı değil, Allahın yasaklamış olduğu pis ve murdar olan bütün yiyecekler ve haramlardır. Âdemi ve eşini kuranın cennetten çıkması diye isimlendirdiği gerçek anlamında olan cennet değil, insanın günahsız bir ortamdan şeytanın kandırarak günah işleme ortamına girmesi anlamında tanımlamasıdır. Yeryüzünde belirli bir vakte kadar denenme aşamasına geçilmesi anlamında kullanılmıştır.
Buraya kadar Allah Her şeyi insanoğlu için yarattığını vurgularken yaratılmış olanların bazıları insanoğluna zarar olduğunu ve ondan kaçınmasını, bazılarının ise insanoğlu için yararlı olduğunu, ondan da istifade etmesi gerektiği anlatılmaktadır. İşte İnsanın Asıl Görevi kendisinin öz benliğine yerleştirilmiş olan fısk ve fücurun insanı yasaklanan şeylerden tatması istenmekle, Bir de ona eğilim göstermeyi engelleyen takvanın var olmasıyla, iki zıt isteğin çarpışması asıl insanın denenmeye tabi tutulmasının nedenini oluşturmaktadır.
2/2/36- Fakat şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: &quot;Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır&quot; dedik.
Âdem ve eşi günahsız bir ortamdan günahlı bir ortama, iblislin teklifi sonucunda düşmüşlerdi İblis yani insandaki fısk ve fücur, Âdem ve eşini Allah’ın yasak ettiklerini yapmalarına teşvik etmesi ve onların bu yanlışı bile bile yapmaları sonucunda. Artık günah işleyen bir konuma düşmesine sebep olmuşlardı. Aslında adem ve eşi bu yaptıkları yanlışlığın farkındaydı ve pişman olmuşlardı.
2/37- Derken Âdem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri kabul edendir, esirgeyendir.
İşte adem ve eşinin bu pişmanlık duyması neticesinde Tövbe etmeleri yapılan bu yanlışlıktan dönmeleri Ademin tam anlamıyla varlığı şekillenmiş ve dünya sahnesinde denenmek için kendine uygun verilmiş olan rolün aktör ve aktirist haline dönüşmüştü.
Karmaşık olan Melek İblis şeytan söküklerini ayrı konularda misaller vererek tanımlamak gerekirse. Kâinatta ana çatı olarak iki varlık olduğu anlaşılmaktadır. Birisi Âdemoğlu şemsiyesi altındaki varlıklar. Bunlar nötr bir insanın takva yolunda ve fısk yolunda yürüyüp şekillenmesi Sonucunda isimler almaktadır.
2/96- Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir.
51/56- Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.
İki Ayette hepsi insan olduğu halde, insanların yaşam biçimlerine renklerine dinlerine göre isim alarak anlatıldığı halde, İnsanlar sanki bu kelimeleri insanlardan ayrı bir varlık olarak algıladıklarından dolayı konuyu anlamada hakim olamamışlardır.Şirk Koşanlar , Kuranda Puta tapıcıları, Yahudi olanlar da ehlikitabı, insan da nötr bir yola gitmeye hazır vaziyette bir varlık olarak anlatmak istediği halde. Sanki ayrı ayrı yaratıklar olduğu tahmin edilmiştir. Öyleyse Âdem şemsiyesi altına giren, insan, şeytan, cin, Yahudi, kâfir, Müslüman, münafık vs. isimlerin hepsi insandır. Ama diğer yanlarındaki aldıkları isimler onların sıfatlarıdır. Cin insan veya cin gibi insan, kâfir insan, şeytan insan, münafık insan, olarak tanımlanmaktadırlar. Bu sebeple Şeytan tanımını, iblisin insana vesvese vererek yoldan çıkmış ve günahlarda ısrar etmesi sonucunda insanın yoldan çıkmış adıdır. Yoksa şeytan insanın dışında bir varlık değildir. Şeytan olan insanlar kendisine meyyal olan insanları kandırmaktadırlar.2/14- İman edenlerle karşılaştıkları zaman: &quot;İman ettik&quot; derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise, derler ki: “Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz.&quot; Ayette dikkat edildiği zaman münafık olan birisinin tablosunu çizerken, o kâfir olduğu halde Müslümanlar içerisinde sanki müslümanmış gibi bir görünüm sergilemekte kendi gibi düşünenlerin yanına geldiğinde ise biz Müslüman olanlarla alay ettik sözüyle, kendi kimliğini tanıtmaktadır.
İblis kelimesiyle şeytan kelimesinin aynı olduğu inancında olanlar kesinlikle yanılmaktadırlar İblis Ateşten yaratılmış şeytan ise insan konumuna girdiğinden dolayı topraktan yaratılmıştır.
7/11- Andolsun, Biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: &quot;Âdem’e secde edin&quot; dedik. Onlar da İblis&#039;in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.
7/12- (Allah) Dedi: &quot;Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?&quot; (İblis) Dedi ki: &quot;Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.&quot;
7/13- (Allah:) &quot;Öyleyse oradan in, orda büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin.&quot;
Yine bu ayetlerde konuşturulan varlıklar lisanı halleriyle kendilerini tanımlamaktadırlar. İnsanların dışındaki kâinatta yaratılmış olan hiç bir varlık ,verilmiş olan göreve itiraz etmezler. İblisi tarif ederken insanı saptırmakla görevli bir varlık olarak tanımlamıştık. O ateşten yaratılmış ve kıyametin sonuna kadar Allahtan yaşama süresi istemiştir.7/14- O da: &quot;(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni gözle(yip ertele.)&quot; dedi. Yine iblis lisanı haliyle konuşturuluyor. Burada iblis Allahtan süre istese de istemese de her insanda var olan bir olgudur. Onun İnsanların diriltilip kaldırılacağı güne kadar süre istemesi onun zaten süreli olduğunu sanat yaparak kuran anlatmaktadır. Her insan da olan bir olgu ise kendisinden sonra gelecek olan nesillere bu olgu miras olarak aktarılıp durmaktadır. Bu da insanlığını sonuna kadar da devam edecektir.
7/15- (Allah:) &quot;Sen gözlenip-ertelenenlerdensin&quot; dedi. Ben insanlara sorduğum zaman iblis canlımı cansı mı diye sorarken bazıları canlı bazıları da cansız demişlerdi. O zaman iblis insanlardan insanlara aktarılarak ebediliğini sürdüren ve her insan yaşadıkça onda var olduğunun bir kanıtıdır. İblis adam değildir ama adamın içerisinde adam olmayı tamamlayan bir olgudur.
7/16- Dedi ki: &quot;Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım.&quot;
17- &quot;Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.&quot;
18- (Allah) Dedi: &quot;Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım.&quot;
19- Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.
Ayetlerde imtihana tabi tutulan insanı doğru yolda yürümesini engellemek için ne tuzaklar beklemektedir.
7/20- Şeytan, kendilerinden &#039;örtülüp gizlenen çirkin yerlerini&#039; açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: &quot;Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.&quot;
Dikkatlice incelendiği zaman iblis Allahtan süre istemişti ve insanların diriltilip hesaba çekilecekleri güne kadar da süre verilmişti. İnsanlar da iblis gibi bir yaratık olmuş olsaydı onlara da süre verilip yaşayacaklardı. Âdem ve eşine vesvese verirken” Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.&quot; İşte haramı tatmakla günah işleme olayı gündeme geliyor. Ve cennetlik olan Âdem ve eşi günahsız ortamı bozarak günah işleyen bir ortama gelerek haramla tanışıyorlar. Yoksa haramı tatmayacak bir şekilde yaratılmış olsalardı onlarda melek olurlardı. Ve günah işlemezlerdi.
Kuran’da iblisin ateşten yaratıldığını, ve cinlerden olduğunu söylediği zaman , sanki cinlerin de ateşten yaratıldığına dair bir kanaat oluşmaktadır. Cinlerin kuranda Ateşten yaratıldığına dair hiçbir ayet olmadığı gibi, Bazılarının tanımladığı görünmeyen varlıklar da değillerdir. Onlar da insandır. insanlar nasıl topraktan yaratılmışlarsa cinler de topraktan yaratılmışlardır. Kuranda iblis cinlerden di ifadesi kelimenin başka bir konu ile ilgili yere konmasından kaynaklanmaktadır.
18/ 50- Hani meleklere: &quot;Âdem’e secde edin&quot; demiştik; İblis&#039;in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
Bilindiği gibi cinlerde eylem bakımında Allaha ibadet ve kulluk yapmayan zengin şımarmış toplulukların adıydı. İblis kelimesi bilindiği gibi İnsana yanlış yapmayı teklif etmekle büyük bir haksızlık yapmıştı. Asıl İnsan Yaratılırken Allahın rabliğini kabul etmiş ona boyun eğmekle yükümlü olduğunu söylemişti.
7/ 172- Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı: &quot;Ben sizin Rabbiniz değil miyim?&quot; (demişti de) Onlar: &quot;Evet (Rabbimizsin), şahit olduk&quot; demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: &quot;Biz bundan habersizdik&quot; dememeniz içindir. İnsan yaratılırken Allah’ı tanımak ve ona kulluk yapma eğiliminde yaratılmıştı. İşte iblisin Allaha kulluk ve ibadet etmek için yarattığı insanı sözünden caydırmak istemekle hakkı olmayan bir davranışı yapmıştı. İşte Allah onu onun için huzurundan kovmuş onun yaptıkları hiçbir sözü onaylamamıştır. O bakımdan da o insanın yaratılış gayesine uygun hareket etmeyi engellemek istemekle de yabancı konumuna düşmektedir. İşte o ayette “İblis&#039;in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi,” İfadesiyle söylediklerimizi onaylamaktadır. Öyleyse Kuran Bütünlüğü içerisinde Kâinattaki varlıkların bazı önemli olanların isimlerinin ne anlama geldiğini kurandan karşılığını vermeye çalışalım.
Halife: Allah adına dünyada iş gören Kâinatta yaratılmış olan bütün yaratıklara hükmedebilen insanoğlunun Adıdır.
Âdem: İnsanın günah işlemeden ki hali.
Melek: İnsanın fiziki yapısı da dâhil olmak üzere insanın dışındaki bütün yaratıkların hepsi insana secde etmekle görevli varlığın adı
İblis: İyiye veya kötüye gitme eğiliminde olan insanın kötüyü teklif eden bir fısıltı, insanda yaratılışta var olan, bir melektir.
Şeytan: İnsanın iblis tarafından kötülüğü teklif etmesinin ardından teklifi kabul eden insanın adıdır.
Takva: İnsan yanlış yaptığı zaman, o yanlış davranışın yanlış olduğuna dair fısıltı veren sestir.
Akıl: İnsan hangi yola giderse o yolda insanı başarılı kılmak için insanın hizmetinde olan bir melektir.
Cin: Yabancı insanın adıdır.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>MELEK ,İBLİS ŞEYTAN<br />
Kuranda geçen kelimelerin ne anlama geldiği anlaşılamazsa, Onunla ilgili ayetler ve konular da anlaşılmaz. Önce Yılarca kuranda geçen kelimelerin ne anlama geldiği, kuranın dışındaki yerlerde aranmış, ve bulunamayınca da yanlış din ve yanlış yaşam ortaya çıkmıştır. Önce kelimeleri kuranda arayarak ne anlama geldiğini doğru bir şekilde anlayabilirsek, artık onları anlamak kolaylaşacaktır. Kuranda, Ali Bulaç beyin tercümesine baktığımız zaman, 93 Yerde melek, 84 yerde şeytan,12 yerde de iblis kelimesi geçmektedir. Şunu iyi bilmek gerekir ki Kuranda geçen hiç bir kelime hiç bir kelimenin yerine kullanılmamıştır. Bir kelime başka cümleler içinde başka şeyleri ifade etmek için kullanılmış ama kesinlikle aynı kelime başka kelimenin yerine kullanılmamıştır. Şeytan ile iblis kelimesinin ne anlama geldiğini ve aralarında fark olup olmadığını sorduğum zaman bunları tanımlayan bir tanesine rastlayamadım.<br />
Şimdi genel olarak, melek, iblis, şeytan ve bununla ilgili âdem, eşi takva cennet cehennem kelimeleri mutlaka geçecektir. bir bütünlük içerisinde işleyerek onların ne anlama geldiğini kurandan anlayarak ispatlamaya çalışalım.</p>
<p>2/30- Hani Rabbin meleklere: &#8220;Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim&#8221; demişti. Onlar da: &#8220;Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?&#8221; dediler. (Allah:) &#8220;Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim&#8221; dedi.<br />
Bu Ayet üzerinde derin detaylı bir şekilde düşündüğümüz zaman, Kainatta İki Ana çatıyı oluşturan varlık olduğu anlaşılıyor. Birisi kâinata hâkim olan ve halife adıyla kâinattaki bütün varlıklara hükmedebilen, secde edilmeye layık görülen Âdemoğludur. Diğer yaratılan varlıklar ise İnsanın fiziki yapısı iblis de dâhil olmak üzere Allahın insanların dışında yaratılmış olan bütün varlıklarındır yani meleklerdir.<br />
76/1- Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.<br />
11/7- O&#8217;nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O&#8217;dur. Andolsun onlara: &#8220;Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz&#8221; dersen, inkâr edenler mutlaka: &#8220;Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir&#8221; derler.<br />
Allah kâinatı, bu günkü bilim adamlarının anlattıklarına göre yaratılalıdan bu yana on beş milyar yıl geçtiği tahmin edilmektedir. İşte Allah kâinatta insanoğlunun Yaşayabileceği ortamı hazırlayarak ve kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkları insanoğlunun hizmetine sunarak onları denemeye tabi tutmak için emrine amade kılmaktadır. Yani Kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkları insanoğlu için yarattığını söylüyor.<br />
45/13- Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.<br />
Allah insanları yaratmadan önce insanoğlunun yaşayabileceği ortamı hazırlayarak, Yerleri Gökleri hayvanları bitkileri suyu yaratarak insanoğlunun emrine amade kılmıştır. Dilediği gibi özgür olarak düşünme ve yaşama hakkı ona aittir. Ama İnsanları ve insanların emrine amade kıldığı bütün varlıkları da yaratan bir varlık olduğunu düşünmesi için onu diğer varlıklardan ayırarak, farklılık vererek, kendisini tanımasını ona yaratılmış olan varlıkların hiç birisini ortak etmemesini isteyerek denemeye tabi tutmuştur. İşte kuranda lisanı haliyle konuşturduğu varlıkları bize tanıtarak, işaretler vermektedir.<br />
2/31- Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: &#8220;Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin&#8221; dedi. Daha önce de söylediğimiz gibi kuran, olayları sanatsal bir anlatım tarzıyla anlatmıştır. İsimleri âdeme öğrettik ifadesiyle insanoğlunun var oluşuyla başlayan teknolojik başlangıcı, insanoğlunun ömrünün bitişine kadar, devam edecek olan bilgi öğretilmesini bir çırpıda anlatarak geçmişi anı ve geleceği aynı anda kullanma sanatı yaparak tanımlamaktadır. Bir taraftan kuran böyle bir ifade kullanarak, Meleklerle âdemin farklılığını aralayarak. Bir taraftan da her ikisinin tanımını yapıp , onların ne anlama geldiğini insanlara öğretmektedir.<br />
2/32- Dediler ki: &#8220;Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.&#8221;<br />
Âdem kelimesi ile melek kelimesini biri birinden ayırarak, İsimlerin hepsinin öğretildiği bir varlık olarak tanımlanan varlığın Akıl Ve iradesiyle meleklerden ayrıldığını meleklerin bildiklerinin sınırlı olduğunu ama ademin bilgisini geneli kaplayarak hepsi ile ilgili bilgi verildiği, anlatılmaktadır. Meleklerin tanımını lisanı haliyle tanımlarken,” Dediler ki: &#8220;Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. “ Ama insanoğlu hem melekler hem de kendisi için araştırdıkça inceledikçe Allah bilmediğini insanlara öğretmektedir. İnsanoğlu bir taraftan kâinattaki varlıkları inceleyerek, onlar arasındaki ayrılıkları ve beraberlikleri tahlil ederek karmaşık olan bilgileri çözerek kendisine, bulunmuş olduğu malzemelerle yeni yeni buluşlar yaparak hayatı kolaylaştırmaktadırlar. Melekler ise hepsine ait kendilerine özgü bir bilgileri olduğunu onlarda akıl olmadığını bu sebeple de imtihan da olmadığını izah ederek. İnsanoğluna yaratılmış alan bütün varlıkları incelediklerinde onlardan kendilerine ait bilgi alabileceklerini ima ederek onlardan insanlara yol öğretmeyi de anlatmak istemiştir.<br />
5/ 31- Derken, Allah, ona, yeri eşeleyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. &#8220;Bana yazıklar olsun&#8221; dedi. &#8220;Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?&#8221; Artık o, pişman olmuştu.<br />
Asıl burada anlatılmak istenen karganın nasıl leşi gömmeyi öğretmesinden ziyade, yaratılmış olan insanoğlunun emrine verdiği yaratıklardan yararlanmaya onların bilgilerinden istifade etmeyi anlatmaktadır. Her varlık Allah tarafından kendilerine özgü bir takım yanılgıya düşürmeyecek derecede bilgi donanımıyla yükleyerek insanların kendilerine yönelmesi ile bu bilgileri cimrilik yapmadan onlara vermektedirler. İşte meleklerin kendilerine ait bildikleri bilgiler budur, Bir portakal ağacının kendine has bilgi donanımıyla insanlara bir portakal meyvesi sunması, bir domates fidesinin kendi bilgi donanımıyla kendilerine has tad gıda ve özellikleriyle insana domates sunması veya bir kalbin kendine has bilgi donanımı ile insanlara hem bilgi vermesi hem de kedilerine has bilgilerle insanı hayrete düşüren çalışmalarıyla kendine ait görevleri yapıp durmaktadırlar.<br />
2/ 33- (Allah:) &#8220;Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver&#8221; dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: &#8220;Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim.&#8221;<br />
İşte Allah Âdemoğluna akıl vererek onları diğer yaratıklardan ayırıp, hem kendisine ait bilgileri sorgulayıp bilgi edinmekte hem de kendisi dışındaki varlıkları deneme yanılma metotlarıyla düşünerek sorgulayarak onlar arasında bilgi ağını kurarak yeni yeni bilgiler edinmektedirler. Bir Domates hakkında bilgi, yaratılmış olan insanın dışındaki varlıklardan, kendisi dışında hiçbir varlığın haberi yoktur. Domates karpuzdan karpuz da domatesten habersiz olarak kendilerine ait bilgilerle insanoğluna secde etmektedirler. Ama insan kâinattaki yaratılmış olan bütün varlıklardan bilgi edinerek eşyanın esrarını çözmeye aday olarak, bir kar topağının yuvarlandıkça büyüyüşü gibi büyüyüp durmaktadır.<br />
İşte Ademin isimleriyle haber vermesi Allahın insanlara vermiş olduğu akıl ve iradesiyle esrarı çözerek gün yüzüne çıkarmıştır. İnsan ilk yaratılışta bilgisi sıfır idi. işte onun bilgisi sorup sorguladıkça genişlemektedir. Tarihin bu güne kadar aktarmış olduğu belgeler insanoğlunun gün geçtikçe bilgi ve teknolojide ilerleyerek, her anın bir önceki ana göre daha ilerde olduğu bir gerçektir. Zamanımızdan yirmi yıl, elli yıl ve daha geriye doğru gittikçe ne kadar ilerleme kaydedildiği bir gerçektir. Yazının bile zamanımızdan beş bin yıl kadar önce icat edildiği halde daha önceleri yazının kullanılmadığı insanoğlunun ilerleme kaydettiğine örnek teşkil etmektedir. Daha önce yaşayan insanların binek olarak kullandıkları sadece doğada hazır olan at eşek deve fil gibi hayvanlar varken, şimdi cansız varlıkların konuşturularak insanların hizmetine sunulması bir ilerlemenin mesafe kat etmenin işaretlerindendir. Ama insanoğlunun dışındaki varlıklarda böyle bir ilerleme de yok olduğu onların yaratılışla beraber ne ile görevlendirilmişse o görev dışında görev yapamadan bekleyip durmaktadırlar. Arının bal yapması tavuğun yumurta üretmesi maymunların kendilerine ait bilgiler dışında yaratılışlarıyla görevlendirildiklerinin dışında bir ilerleme yapamadıkları bir gerçektir. İşte insanoğlu diğer yaratıklarda bu farklılığı ile ayrılarak. Halife konumuna yükselmişlerdir.<br />
2/34- Ve meleklere: &#8220;Âdem’e secde edin&#8221; dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kâfirlerden oldu.<br />
Meleklerle insanoğlunun farklılıklarını Allah lisanı haliyle konuşturup anlattıktan sonra meleklerin yaratılışının âdemin yaratılışına göre daha basit yaratıldığını izah ederek. Meleklerin âdemin vermiş olduğu emirler karşısında boyun eğmesi gerektiğini izah ettikten sonra. Kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkların âdem ne isterse onlara kucak açmaları gerektiğini onlar ister Müslüman isterse Müslüman olmasın dünya hayatında onların emirleri karşısında boyun eğmeleri gerektiğini anlattıktan sonra. Hepsi istisnasız âdeme secde ettikleri bildirmektedir. Şimdiye kadar hikâyelerde ve masallarda anlatılan şeytan ve iblis kavramı kuranda anlatıldığı gibi olmadığı meleklerin iblis veya şeytan hocası değil, fakat sadece iblis kavramını melek kelimesinden ayırmadan, sadece görev farklılığı bakımından diğerlerinden farklılaşarak insanı mucura kaptırmakla sadece teklif sunma görevi ile, diğer meleklerden ayrılmıştır. Yani görevi insana teklif sunmak, ama diğer meleklerde kötülüğe gitmek için teklif sunma değil sadece kötülüğe ve iyiliğe giden insanın emrine amade olmak la iblis ten ayrılmaktadır. Öyleyse İblis meleklerin hocası değil insanda, başka bir boyutla insanların emrindendir. Yani insanları yoldan çıkarmakla görevli bir melektir.<br />
2/35- Ve dedik ki: &#8220;Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.&#8221;<br />
İnsanlar yaratılış olarak daha öncede bahsettiğim gibi, Bütün kâinattaki varlıkların Halifesi olmakla onlardan ayrılırken, bir de kendisini denemeye tabi tutan yerleri ve gökleri yaratan Allah’ı tanımak ve ona kulluk etmekle sorumlu bir varlıktır. Kâinat içerisindeki bütün var olan her şeyi onun emrine boyun eğdirirken, insanın da boyun eğeceği bir varlığı bulup ona teslim olması onun adına yaşaması hayatının kurallarını onun koyduğu kurallar içerisine uydurulması, istemektedir.<br />
Bilindiği gibi insan diğer yaratıklardan düşünme akletme ve yaptığı her işi sorup sorgulayıp, bir disiplin içerisinde kendisini nefsin azgın isteklerine boyun eğmeden, Allah’a kulluk ve ibadet yapmakla sorumlu bir varlıktır.<br />
Ayette ifade edilen” Ve dedik ki: &#8220;Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz” Bu ifade insanın yaşam hayatının nerde neler yapması, nerde neler yapmaması gerektiğini sınırlamakta ve onlara bir sorumluluk yüklemektedir. İnsan bilindiği gibi diğer yaratıklardan biri de, iyiye ve kötüye gide bilme eğilimiyle ayrılmaktadırlar. İşte Burada kötüye gidebilecek ve iyiye gidebilecek her iki dürtünün insana verildiğini Ve kötülüklerden gelen teklifi dinlememelerini ama iyiliklerden gelen teklifleri de yapmalarını istemektedir. İnsan her iki yöne de eğilimli olarak yaratılmış bir varlık olmakla nötr bir varlık konumuna gelmektedir. Bir başka deyişle değişik yollara gidebilmenin ve insan sıfatlarını oluşturacak malzemenin ham maddesini oluşturmaktadır. Kuranın bu Anlattıklarına psikoloji ilmide katılmaktadır. Kuran insandaki iki yöne gidebilme eğilimini takva ve fısk ve fücurla açıklarken.91/ 8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (Andolsun). İnsanın nasıl, kendisini arındıramadığı zaman nefsin azgın tutkularına kendisini kaptırdığı zaman başına birçok felaketler geliyorsa. Kendisini arındırmış olan insanlar da tamamen bunun zıttı olan iyilikler karşılığını almaktadır. Kuran bunu böyle açıklarken psikoloji ilmi de içimizdeki çocuk ve baba veya alt ben üst ben kavramlarıyla açıklamıştır. İşte İnsanlara Allahın, vermiş olduğu büyük mucizelerden birisidir. Kuranda geçen ,”Şu ağaca yaklaşmayın” İfadesini kullanırken bazı müfessirlerin söylediği gibi elma buğday ağacı değil, Allahın yasaklamış olduğu pis ve murdar olan bütün yiyecekler ve haramlardır. Âdemi ve eşini kuranın cennetten çıkması diye isimlendirdiği gerçek anlamında olan cennet değil, insanın günahsız bir ortamdan şeytanın kandırarak günah işleme ortamına girmesi anlamında tanımlamasıdır. Yeryüzünde belirli bir vakte kadar denenme aşamasına geçilmesi anlamında kullanılmıştır.<br />
Buraya kadar Allah Her şeyi insanoğlu için yarattığını vurgularken yaratılmış olanların bazıları insanoğluna zarar olduğunu ve ondan kaçınmasını, bazılarının ise insanoğlu için yararlı olduğunu, ondan da istifade etmesi gerektiği anlatılmaktadır. İşte İnsanın Asıl Görevi kendisinin öz benliğine yerleştirilmiş olan fısk ve fücurun insanı yasaklanan şeylerden tatması istenmekle, Bir de ona eğilim göstermeyi engelleyen takvanın var olmasıyla, iki zıt isteğin çarpışması asıl insanın denenmeye tabi tutulmasının nedenini oluşturmaktadır.<br />
2/2/36- Fakat şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: &#8220;Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır&#8221; dedik.<br />
Âdem ve eşi günahsız bir ortamdan günahlı bir ortama, iblislin teklifi sonucunda düşmüşlerdi İblis yani insandaki fısk ve fücur, Âdem ve eşini Allah’ın yasak ettiklerini yapmalarına teşvik etmesi ve onların bu yanlışı bile bile yapmaları sonucunda. Artık günah işleyen bir konuma düşmesine sebep olmuşlardı. Aslında adem ve eşi bu yaptıkları yanlışlığın farkındaydı ve pişman olmuşlardı.<br />
2/37- Derken Âdem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri kabul edendir, esirgeyendir.<br />
İşte adem ve eşinin bu pişmanlık duyması neticesinde Tövbe etmeleri yapılan bu yanlışlıktan dönmeleri Ademin tam anlamıyla varlığı şekillenmiş ve dünya sahnesinde denenmek için kendine uygun verilmiş olan rolün aktör ve aktirist haline dönüşmüştü.<br />
Karmaşık olan Melek İblis şeytan söküklerini ayrı konularda misaller vererek tanımlamak gerekirse. Kâinatta ana çatı olarak iki varlık olduğu anlaşılmaktadır. Birisi Âdemoğlu şemsiyesi altındaki varlıklar. Bunlar nötr bir insanın takva yolunda ve fısk yolunda yürüyüp şekillenmesi Sonucunda isimler almaktadır.<br />
2/96- Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir.<br />
51/56- Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.<br />
İki Ayette hepsi insan olduğu halde, insanların yaşam biçimlerine renklerine dinlerine göre isim alarak anlatıldığı halde, İnsanlar sanki bu kelimeleri insanlardan ayrı bir varlık olarak algıladıklarından dolayı konuyu anlamada hakim olamamışlardır.Şirk Koşanlar , Kuranda Puta tapıcıları, Yahudi olanlar da ehlikitabı, insan da nötr bir yola gitmeye hazır vaziyette bir varlık olarak anlatmak istediği halde. Sanki ayrı ayrı yaratıklar olduğu tahmin edilmiştir. Öyleyse Âdem şemsiyesi altına giren, insan, şeytan, cin, Yahudi, kâfir, Müslüman, münafık vs. isimlerin hepsi insandır. Ama diğer yanlarındaki aldıkları isimler onların sıfatlarıdır. Cin insan veya cin gibi insan, kâfir insan, şeytan insan, münafık insan, olarak tanımlanmaktadırlar. Bu sebeple Şeytan tanımını, iblisin insana vesvese vererek yoldan çıkmış ve günahlarda ısrar etmesi sonucunda insanın yoldan çıkmış adıdır. Yoksa şeytan insanın dışında bir varlık değildir. Şeytan olan insanlar kendisine meyyal olan insanları kandırmaktadırlar.2/14- İman edenlerle karşılaştıkları zaman: &#8220;İman ettik&#8221; derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise, derler ki: “Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz.&#8221; Ayette dikkat edildiği zaman münafık olan birisinin tablosunu çizerken, o kâfir olduğu halde Müslümanlar içerisinde sanki müslümanmış gibi bir görünüm sergilemekte kendi gibi düşünenlerin yanına geldiğinde ise biz Müslüman olanlarla alay ettik sözüyle, kendi kimliğini tanıtmaktadır.<br />
İblis kelimesiyle şeytan kelimesinin aynı olduğu inancında olanlar kesinlikle yanılmaktadırlar İblis Ateşten yaratılmış şeytan ise insan konumuna girdiğinden dolayı topraktan yaratılmıştır.<br />
7/11- Andolsun, Biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: &#8220;Âdem’e secde edin&#8221; dedik. Onlar da İblis&#8217;in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.<br />
7/12- (Allah) Dedi: &#8220;Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?&#8221; (İblis) Dedi ki: &#8220;Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.&#8221;<br />
7/13- (Allah:) &#8220;Öyleyse oradan in, orda büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin.&#8221;<br />
Yine bu ayetlerde konuşturulan varlıklar lisanı halleriyle kendilerini tanımlamaktadırlar. İnsanların dışındaki kâinatta yaratılmış olan hiç bir varlık ,verilmiş olan göreve itiraz etmezler. İblisi tarif ederken insanı saptırmakla görevli bir varlık olarak tanımlamıştık. O ateşten yaratılmış ve kıyametin sonuna kadar Allahtan yaşama süresi istemiştir.7/14- O da: &#8220;(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni gözle(yip ertele.)&#8221; dedi. Yine iblis lisanı haliyle konuşturuluyor. Burada iblis Allahtan süre istese de istemese de her insanda var olan bir olgudur. Onun İnsanların diriltilip kaldırılacağı güne kadar süre istemesi onun zaten süreli olduğunu sanat yaparak kuran anlatmaktadır. Her insan da olan bir olgu ise kendisinden sonra gelecek olan nesillere bu olgu miras olarak aktarılıp durmaktadır. Bu da insanlığını sonuna kadar da devam edecektir.<br />
7/15- (Allah:) &#8220;Sen gözlenip-ertelenenlerdensin&#8221; dedi. Ben insanlara sorduğum zaman iblis canlımı cansı mı diye sorarken bazıları canlı bazıları da cansız demişlerdi. O zaman iblis insanlardan insanlara aktarılarak ebediliğini sürdüren ve her insan yaşadıkça onda var olduğunun bir kanıtıdır. İblis adam değildir ama adamın içerisinde adam olmayı tamamlayan bir olgudur.<br />
7/16- Dedi ki: &#8220;Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım.&#8221;<br />
17- &#8220;Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.&#8221;<br />
18- (Allah) Dedi: &#8220;Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım.&#8221;<br />
19- Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.<br />
Ayetlerde imtihana tabi tutulan insanı doğru yolda yürümesini engellemek için ne tuzaklar beklemektedir.<br />
7/20- Şeytan, kendilerinden &#8216;örtülüp gizlenen çirkin yerlerini&#8217; açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: &#8220;Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.&#8221;<br />
Dikkatlice incelendiği zaman iblis Allahtan süre istemişti ve insanların diriltilip hesaba çekilecekleri güne kadar da süre verilmişti. İnsanlar da iblis gibi bir yaratık olmuş olsaydı onlara da süre verilip yaşayacaklardı. Âdem ve eşine vesvese verirken” Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.&#8221; İşte haramı tatmakla günah işleme olayı gündeme geliyor. Ve cennetlik olan Âdem ve eşi günahsız ortamı bozarak günah işleyen bir ortama gelerek haramla tanışıyorlar. Yoksa haramı tatmayacak bir şekilde yaratılmış olsalardı onlarda melek olurlardı. Ve günah işlemezlerdi.<br />
Kuran’da iblisin ateşten yaratıldığını, ve cinlerden olduğunu söylediği zaman , sanki cinlerin de ateşten yaratıldığına dair bir kanaat oluşmaktadır. Cinlerin kuranda Ateşten yaratıldığına dair hiçbir ayet olmadığı gibi, Bazılarının tanımladığı görünmeyen varlıklar da değillerdir. Onlar da insandır. insanlar nasıl topraktan yaratılmışlarsa cinler de topraktan yaratılmışlardır. Kuranda iblis cinlerden di ifadesi kelimenin başka bir konu ile ilgili yere konmasından kaynaklanmaktadır.<br />
18/ 50- Hani meleklere: &#8220;Âdem’e secde edin&#8221; demiştik; İblis&#8217;in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.<br />
Bilindiği gibi cinlerde eylem bakımında Allaha ibadet ve kulluk yapmayan zengin şımarmış toplulukların adıydı. İblis kelimesi bilindiği gibi İnsana yanlış yapmayı teklif etmekle büyük bir haksızlık yapmıştı. Asıl İnsan Yaratılırken Allahın rabliğini kabul etmiş ona boyun eğmekle yükümlü olduğunu söylemişti.<br />
7/ 172- Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı: &#8220;Ben sizin Rabbiniz değil miyim?&#8221; (demişti de) Onlar: &#8220;Evet (Rabbimizsin), şahit olduk&#8221; demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: &#8220;Biz bundan habersizdik&#8221; dememeniz içindir. İnsan yaratılırken Allah’ı tanımak ve ona kulluk yapma eğiliminde yaratılmıştı. İşte iblisin Allaha kulluk ve ibadet etmek için yarattığı insanı sözünden caydırmak istemekle hakkı olmayan bir davranışı yapmıştı. İşte Allah onu onun için huzurundan kovmuş onun yaptıkları hiçbir sözü onaylamamıştır. O bakımdan da o insanın yaratılış gayesine uygun hareket etmeyi engellemek istemekle de yabancı konumuna düşmektedir. İşte o ayette “İblis&#8217;in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi,” İfadesiyle söylediklerimizi onaylamaktadır. Öyleyse Kuran Bütünlüğü içerisinde Kâinattaki varlıkların bazı önemli olanların isimlerinin ne anlama geldiğini kurandan karşılığını vermeye çalışalım.<br />
Halife: Allah adına dünyada iş gören Kâinatta yaratılmış olan bütün yaratıklara hükmedebilen insanoğlunun Adıdır.<br />
Âdem: İnsanın günah işlemeden ki hali.<br />
Melek: İnsanın fiziki yapısı da dâhil olmak üzere insanın dışındaki bütün yaratıkların hepsi insana secde etmekle görevli varlığın adı<br />
İblis: İyiye veya kötüye gitme eğiliminde olan insanın kötüyü teklif eden bir fısıltı, insanda yaratılışta var olan, bir melektir.<br />
Şeytan: İnsanın iblis tarafından kötülüğü teklif etmesinin ardından teklifi kabul eden insanın adıdır.<br />
Takva: İnsan yanlış yaptığı zaman, o yanlış davranışın yanlış olduğuna dair fısıltı veren sestir.<br />
Akıl: İnsan hangi yola giderse o yolda insanı başarılı kılmak için insanın hizmetinde olan bir melektir.<br />
Cin: Yabancı insanın adıdır.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ali Rıza Borazan tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2007/03/20/sefaat-nedir-kim-kime-sefaat-eder/comment-page-1/#comment-14763</link>
		<dc:creator>Ali Rıza Borazan</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Oct 2009 14:02:33 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=193#comment-14763</guid>
		<description>-İNSANIN KEDİSİ İSTEMEDİKÇE ALLAH HİDAYET VERMEZ SAPTIRMAZ VE BAĞIŞLAMAZ 
284- Göklerde ve yerde ne varsa Allah&#039;ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Allah, her şeye güç yetirendir.
İslam toplumlarında yanlış anlaşılan konulardan birisi de Allah insanın yapmış olduğu yanlış ve büyük günahları dilerse bağışlar dilerse Gazaplandırır anlayışıdır. Dünya hayatında insanlar arasında Allah’ın birilerine aşırı sevgi beslemesi veya birilerine aşırı nefret etmesi diye bir şey yoktur. Allah katında insan olarak herkes eşittir. Kişilerin Allah yanındaki değeri onun takva derecesine göre ölçülür.
Öyleyse insanlar arasından birisine gel kulum seni saptırıyorum birine de gel Kulum seni hidayete getiriyorum ve ya bağışlıyorum demesi düşünülemez. Öyleyse ayetin kastetmek istediği mana nedir.? Onu araştıralım.
Bilindiği gibi Allah aklı olan ve akıl baliğ çağına ermiş olanları bunaklık veya ölüm anına kadar denemeye tabi tutmaktadır.
67/2- O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.
Bütün psikolok ve pisikiyatristlerin söyledikleri gibi İnsanın ana çatısını oluşturan ve denenmesinin asıl sebebi olan insana iki değişik seslerin gelmesidir. Birisi takvadan gelen ses diğeri de fısk ve fücurdan gelen sestir. Şems suresinde bakınız kuran nasıl anlatmaktadır
91/7- Nefse ve ona &#039;bir düzen içinde biçim verene&#039;,
91/8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).
91/9- Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.
91/10- Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.
İşte kuranda geçen Fücur ve ondan sakınma olayı sadece ve sadece insan oğluna ait bir olgudur. Bunu her aklı olan insan kendisini dinlediği zaman bu farklı seslerin olaylar karşısında kendisine geldiğini hisseder. O zaman Allah insana aklını takvasını ve fıskını veriyor. Ve yol gösterici olarak peygamberler. Kitaplar da gönderiyor.Ve önüne bu yollardan hangisini seçerse. Ona yönelmek ve o yolda ilerlemek için melekleri de veriyor. Üstelik hangi yola giderse sonucunda başına gelebilecekleri de öğretiyor. Sonucuna katlanmak koşulu ile kişiyi özgür iradesiyle baş başa bırakıyor.
76/3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.
41/40- Bizim ayetlerimiz konusunda çarpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin içine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı gerçekten görendir.
İşte bu kadar ayrıntılarla insanlara her şeyi açıkladıktan sonra kişilerin seçmiş oldukları Yola Dünya hayatında kesinlikle Allah özel bir müdahalede bulunmuyor. Hatta inanan ve Salih amel işleyenlerin güç ve iktidar sahibi olduklarında Ayrı ayrı dinden olanları kendi dinlerini yaşamaları için imkan ve zemin hazırlamalarını istenmiştir.
4/75-Hem size ne oluyor da Allah yolunda ve: &quot;Ey bizim Rabbimiz, bizleri halkı zalim olan bu memleketten çıkar, tarafından bize bir sahip gönder ve yine tarafından bize bir yardımcı gönder.&quot; diye yalvarıp duran o ezilmiş erkekler, kadınlar ve yavrular uğrunda çarpışmıyorsunuz?
Kuranda geçen saptırma, hidayete getirme ve bağışlama ifadeleri kişinin kendi seçmiş olduğu ve kendi elinden olan kaderi ile ilgilidir. Bu olayı Başımdan geçen bir anı ile açıklamaya çalışayım. Lise yıllarında matematik dersinden yazılı imtihan olmuş idik. Öğretmen yazılı kâğıtlarını okumaya başladığında arkadaşın bir tanesi kalktı. Öğretmenim bana notu az vermişsin dediğinde ,öğretmen de Hayır evladım ben sana notu az vermedim sen az aldın dedi. Hakikaten bakıldığı zaman öğretmenin dediği çok doğru ve adilane bir söz idi. Öğrenci eğer verilmiş olan soruları tam olarak yapmış olsaydı Adilane görev yapan bir öğretmen için tam not vermekti. Öğretmen ancak öğrencin verdiği cevap kadar not vermiş. Bu anlayışı Kuranda bununla ilgili bir ayetle mukayese ettiğimizde tıpatıp uyuşuyordu
17/13-Her insanın da kuşunu (nasibini) boynunda kendine takmışızdır. Onun önüne kıyamet günü kendisini şöyle karşılayacak açık bir kitap çıkarırız:
Her insan dünya hayatında neler yapmışsa onların yapmış oldukları iyi veya kötü olan davranışları kalplerinden geçenler de dahil olmak üzere Kayıt altına alınacaktır. Dünya hayatı Allahın Adalet dağıttığı yer değil dünya hayatı. Allahın insanlara adaletli davranmayı emrettiği yerdir.
4/135-Ey iman edenler, hak ölçülerle hareket edip adaleti yerine getirmeye uğraşan hakimler,Allah için şahitlik yapan kişiler olunuz. Gerek kendileriniz veya ana-babanız yahut en yakınlarınız aleyhine olsun; gerek zengin, gerek fakir olsun. Çünkü Allah, ikisinden de önceliklidir. Bundan dolayı adaletten uzaklaşıp da nefsinize uymayın. Şahitlik yaparken dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. 
Eğer dünya hayatında her varlık eşit olarak yaratılmış olsaydı insanlar arasında ve doğada bir iletişim meydana gelmezdi İletişimi ve etkileşimi meydana getiren farklı yaratılışlarıdır. Rüzgarı meydana getiren sıcak ve soğuk farklılığıdır. Eğer her yerde soğuk veya her yerde sıcak hava olmuş olsaydı. Rüzgar meydana gelmezdi Sıcak ve soğuk havanın yer değiştirme sonucunda rüzgar meydana gelmektedir. Erkek organ veya dişi organ olmamış olsaydı üreme meydana gelmezdi. Akıllı insan veya daha az akıllı insan olmamış olsaydı veya zengin ve fakir diye insanlarda farklılıklar olmamış olsaydı insanlar arasında iletişim olayı olmazdı Bunlar hep Allahın ayetlerindendir. Zengin olmak güçlü olmak akıllı olmak bir avantaj gibi görülse de bunlar Dünya hayatının çekici süslerinden başkası değildir. Eğer güçlü olanlar zayıf olanların haklarını koruyup onlara zulüm yapmazlarsa. Allahın onlara teslim ettiği emanetlere gereği gibi sahip çıkıp korurlarsa Allah katında değerleri vardır. Bilindiği gibi. Dünya hayatında herkes tiyatrodaki aktör ve aktiristlerin yüklendiği rol gibi rol üstlenmektedirler İşte bu rolleri kim Allahın tarif ettiği gibi oynayabilirse odur kazançlı olan. Kuranı Anlayıp da gerçek yaratılış gayesini kavrayabilen akıl sahipleri Dünya hayatında bolluk ve güllük gülistanlık içinde bir hayat yaşamaktansa o bolluk ona hantallık getirip ahiret hayatında ebedi bir cehenneme yuvarlanacağına. Fakir veya sıkıntı çekerek her zaman Allahın sofrasından uzaklaşmadan kısacık dünyadaki hayatının sıkıntılı ve azap içinde geçmesini yeğler ve sefayı ebedi bir ahiret hayatında cennete saklardı. İşte dünya hayatı değişik türde farklı yaratılışlarda olan insanların imtihana tabi tutulduğu yerdir. Allah insanların biri birlerine müdahalesi hariç özel bir müdahalede bulunmamaktadır.
22/40-Onlar: &quot;Rabbimiz Allah&#039;tır.&quot; demelerinden başka hiçbir haklı gerekçe olmaksızın yurtlarından çıkarıldılar. Allah, insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi, şüphesiz manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah&#039;ın adı çok anılan mescitler yıkılıp giderdi. Elbette Allah kendi (dini) ne yardım edene yardım edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlü, çok izzetlidir. 
Ayetten de anlaşıldığı gibi İnsanlar biri birini yanlışlık yapmaktan engelliyorlar veya yanlışlığı insanlar biri birlerine yapıyorlar. Yoksa Allah insanlar yanlış yaptıkları zaman evrene koyduğu kurallara uymamanın sonucunda başına gelen belalar hariç İnsanları dünya hayatında cezalandırılmıyor.Evrenin yasalarında. Denize gireceksen yüzmek bileceksin diyor eğer yüzmek bilmezse deniz onu boğar. Ateşin içerisine kendini atmayacaksın diyor. Eğer insan kendisini ateşe atarsa ateş onu yakar. Veya içkinin insana zarar verdiğini söylüyor eğer içerse başına sarhoşluklardan dolayı bir çok belalar gelmesi gibi Dünya hayatında evrenin kurallarına uymamanın cezasını dünya hayatında çekmektedir. Ama Allaha ve onun göndermiş olduğu peygamber ve kitaplara inanıp Salih amel işleyenler yasalara uydukları sürece hem dünya hayatında hem de ahiret aleminde mutsuz olmayacaklardır.
İşte İnsanlardan Allahın bağışladığı ve hidayete getirip saptırdığı dünya hayatında oluşmaktadır. Kişilerin denenmesi, bunaklık ve ölüm geldi mi Artık Onun Hakkında Karar verilip bitmiştir. Karnesi elindedir.Ahiret hayatında o karne değişikliğe uğratılmayacaktır. Cennette dereceler ve mükafatlar o karneye göredir Cehannem de de cezalar ve dereceler de o karneye göredir.
Dünya hayatında insanların özgür iradelerinin seçmesi sonucunda Yönünü nereye çevirirse kişilerin o yolda göstermiş oldukları performans onların gidiş yönündeki hidayete getirme bağışlama ve saptırmanın asıl nüvesini oluşturmaktadır.Her insanın kendi yaşamında da bunları hissettiği gibi iyiliğe doğu attığı her adım , Onu daha çok iyilik yapmaya, Kötülüğe doğru attığı her adım da onu daha çok kötülük yapmaya sürüklemesi gibi. İşte insandaki nefsi arındırma veya fıskın boyunduruğuna girerek, onu felakete götürmek insansın kendi elindedir.
4/115- Kim kendisine &#039;dosdoğru yol&#039; apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü&#039;minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!.
4/137- Gerçek şu, iman edip sonra inkara sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkara sapanlar sonra da inkarları artanlar… Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir.
Ayetlerden anlaşıldığı gibi, yukarda ki birinci yazılan ayette kişi yolu biliyor doğru ve yanlış ortada, seçme hakkı kendisinin. Alttaki ayette kişi yolların hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu bildikten sonra yine de yanlışı seçip başına bu seçmiş olduğu yanlıştan dolayı başına gelecek olan felaketlerden kendisi sorumludur. İmanda tatmin bulmuş ve onun hazzını tatmış olan bir kişi bunu bırakıp da küfre sapar ve nefsinin vesveselerine kanarak, yanlışı seçerse Allah onu doğruya gelip bir sefer daha fırsat tanıyor İmanda tatmin bularak ikinci bir sefer yine bağışlanıyor. Ve bundan sonra tekrar küfre girip ve küfür artarsa artık o yalama yapmış bir civatanın işlev görmediği gibi işe yaramaz bir hal alıyor. Allah artık onun la bir daha ilgilenmiyor Bunun Adıda. Kuranda Helak olmayı tanımlamış oluyor.
Allah İnsanlara iki Yol Göstermiştir. Onu Öyle donanımlı bir hale getirmiş ki Her şeyden haberdar. Elbette gösterilmiş olan bu iki yolda kişilik ve kimliğini koymuş olan insanlar için meşakkatler vardır. Bir defa inanan bir kişi için daha çok meşakkat vardır. Kuran buna sarp yokuş diyor. Kazandığı malları zorda kalan ve ihtiyaç sahipleriyle paylaşma, kendi bulunmuş olduğu dini elinden almak isteyenlerle savaşma, hastalık be başına gerek insanlar tarafından gerekse kendi elinde olmadan başına gelen belalara sabır göstererek. Katlanma bunlardan birkaçıdır. İşte dünya hayatında ebedi bir cennetin, sahibi olabilmek için bazı güçlüklere karşı direnmek,ve elini taşın altına koymak gerekir. Terlemeden ekmek sahibi olunmaz, yorulmadan servet ve rahatlığa kavuşulmaz. Gözümüzü etrafa çevirip baktığımız zaman, o ilerlemiş ilimde teknolojide ileri gitmiş insanlar öyle kolay o mevkilere gelmemişlerdir. Uzun uğraş çaba ve kendilerini o konuya konsan tire ederek ulaşmışlardır. Yoksa Allah onlara imtiyazda bulunmamıştır. İşte Kuranda Geçen isteyene istediğinden verilmesi, Onu Anlatmaktadır.
17/18- Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider.
17/19- Kim de ahireti ister ve bir mü&#039;min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır.
17/20- Hepsine, onlara da, bunlara da Rabbinin ihsanından &#039;arttırarak-veririz.&#039; Rabbinin ihsanı kesilmiş değildir
Yani Allah bazılarına saptırma eğilimi verip bazılarına hidayete eğilimi vermemiştir.kişilerin kendi istekleri doğrultusunda bunları vermektedir.
Öyleyse Sonuç Olarak bu kadar bilgi ve incelemelerden sonra Açık Yüreklilikle diyebiliriz ki, Kişi kendi istemedikçe Allah Kimseyi hidayete getirmez, Kendi istemedikçe Kimseyi saptırmaz. Kendisi bağışlanma istemedikçe kimseyi bağışlamaz. Bunlar dünya hayatında ölmeden önce yapılması gerekenlerdir Ölünce zaten artık hüküm ferman verilmiş. söz değişikliğe uğratılmayacaktır. Kimse Allah’a Belki Bağışlar diye Ümit etmesin Allah birini bağışlar birini Bağışlamazsa. O Allahın adalet sıfatıyla uyum sağlamaz.

. 
Gönderen Ali Rıza Borazan</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>-İNSANIN KEDİSİ İSTEMEDİKÇE ALLAH HİDAYET VERMEZ SAPTIRMAZ VE BAĞIŞLAMAZ<br />
284- Göklerde ve yerde ne varsa Allah&#8217;ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Allah, her şeye güç yetirendir.<br />
İslam toplumlarında yanlış anlaşılan konulardan birisi de Allah insanın yapmış olduğu yanlış ve büyük günahları dilerse bağışlar dilerse Gazaplandırır anlayışıdır. Dünya hayatında insanlar arasında Allah’ın birilerine aşırı sevgi beslemesi veya birilerine aşırı nefret etmesi diye bir şey yoktur. Allah katında insan olarak herkes eşittir. Kişilerin Allah yanındaki değeri onun takva derecesine göre ölçülür.<br />
Öyleyse insanlar arasından birisine gel kulum seni saptırıyorum birine de gel Kulum seni hidayete getiriyorum ve ya bağışlıyorum demesi düşünülemez. Öyleyse ayetin kastetmek istediği mana nedir.? Onu araştıralım.<br />
Bilindiği gibi Allah aklı olan ve akıl baliğ çağına ermiş olanları bunaklık veya ölüm anına kadar denemeye tabi tutmaktadır.<br />
67/2- O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.<br />
Bütün psikolok ve pisikiyatristlerin söyledikleri gibi İnsanın ana çatısını oluşturan ve denenmesinin asıl sebebi olan insana iki değişik seslerin gelmesidir. Birisi takvadan gelen ses diğeri de fısk ve fücurdan gelen sestir. Şems suresinde bakınız kuran nasıl anlatmaktadır<br />
91/7- Nefse ve ona &#8216;bir düzen içinde biçim verene&#8217;,<br />
91/8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).<br />
91/9- Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.<br />
91/10- Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.<br />
İşte kuranda geçen Fücur ve ondan sakınma olayı sadece ve sadece insan oğluna ait bir olgudur. Bunu her aklı olan insan kendisini dinlediği zaman bu farklı seslerin olaylar karşısında kendisine geldiğini hisseder. O zaman Allah insana aklını takvasını ve fıskını veriyor. Ve yol gösterici olarak peygamberler. Kitaplar da gönderiyor.Ve önüne bu yollardan hangisini seçerse. Ona yönelmek ve o yolda ilerlemek için melekleri de veriyor. Üstelik hangi yola giderse sonucunda başına gelebilecekleri de öğretiyor. Sonucuna katlanmak koşulu ile kişiyi özgür iradesiyle baş başa bırakıyor.<br />
76/3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.<br />
41/40- Bizim ayetlerimiz konusunda çarpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin içine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı gerçekten görendir.<br />
İşte bu kadar ayrıntılarla insanlara her şeyi açıkladıktan sonra kişilerin seçmiş oldukları Yola Dünya hayatında kesinlikle Allah özel bir müdahalede bulunmuyor. Hatta inanan ve Salih amel işleyenlerin güç ve iktidar sahibi olduklarında Ayrı ayrı dinden olanları kendi dinlerini yaşamaları için imkan ve zemin hazırlamalarını istenmiştir.<br />
4/75-Hem size ne oluyor da Allah yolunda ve: &#8220;Ey bizim Rabbimiz, bizleri halkı zalim olan bu memleketten çıkar, tarafından bize bir sahip gönder ve yine tarafından bize bir yardımcı gönder.&#8221; diye yalvarıp duran o ezilmiş erkekler, kadınlar ve yavrular uğrunda çarpışmıyorsunuz?<br />
Kuranda geçen saptırma, hidayete getirme ve bağışlama ifadeleri kişinin kendi seçmiş olduğu ve kendi elinden olan kaderi ile ilgilidir. Bu olayı Başımdan geçen bir anı ile açıklamaya çalışayım. Lise yıllarında matematik dersinden yazılı imtihan olmuş idik. Öğretmen yazılı kâğıtlarını okumaya başladığında arkadaşın bir tanesi kalktı. Öğretmenim bana notu az vermişsin dediğinde ,öğretmen de Hayır evladım ben sana notu az vermedim sen az aldın dedi. Hakikaten bakıldığı zaman öğretmenin dediği çok doğru ve adilane bir söz idi. Öğrenci eğer verilmiş olan soruları tam olarak yapmış olsaydı Adilane görev yapan bir öğretmen için tam not vermekti. Öğretmen ancak öğrencin verdiği cevap kadar not vermiş. Bu anlayışı Kuranda bununla ilgili bir ayetle mukayese ettiğimizde tıpatıp uyuşuyordu<br />
17/13-Her insanın da kuşunu (nasibini) boynunda kendine takmışızdır. Onun önüne kıyamet günü kendisini şöyle karşılayacak açık bir kitap çıkarırız:<br />
Her insan dünya hayatında neler yapmışsa onların yapmış oldukları iyi veya kötü olan davranışları kalplerinden geçenler de dahil olmak üzere Kayıt altına alınacaktır. Dünya hayatı Allahın Adalet dağıttığı yer değil dünya hayatı. Allahın insanlara adaletli davranmayı emrettiği yerdir.<br />
4/135-Ey iman edenler, hak ölçülerle hareket edip adaleti yerine getirmeye uğraşan hakimler,Allah için şahitlik yapan kişiler olunuz. Gerek kendileriniz veya ana-babanız yahut en yakınlarınız aleyhine olsun; gerek zengin, gerek fakir olsun. Çünkü Allah, ikisinden de önceliklidir. Bundan dolayı adaletten uzaklaşıp da nefsinize uymayın. Şahitlik yaparken dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.<br />
Eğer dünya hayatında her varlık eşit olarak yaratılmış olsaydı insanlar arasında ve doğada bir iletişim meydana gelmezdi İletişimi ve etkileşimi meydana getiren farklı yaratılışlarıdır. Rüzgarı meydana getiren sıcak ve soğuk farklılığıdır. Eğer her yerde soğuk veya her yerde sıcak hava olmuş olsaydı. Rüzgar meydana gelmezdi Sıcak ve soğuk havanın yer değiştirme sonucunda rüzgar meydana gelmektedir. Erkek organ veya dişi organ olmamış olsaydı üreme meydana gelmezdi. Akıllı insan veya daha az akıllı insan olmamış olsaydı veya zengin ve fakir diye insanlarda farklılıklar olmamış olsaydı insanlar arasında iletişim olayı olmazdı Bunlar hep Allahın ayetlerindendir. Zengin olmak güçlü olmak akıllı olmak bir avantaj gibi görülse de bunlar Dünya hayatının çekici süslerinden başkası değildir. Eğer güçlü olanlar zayıf olanların haklarını koruyup onlara zulüm yapmazlarsa. Allahın onlara teslim ettiği emanetlere gereği gibi sahip çıkıp korurlarsa Allah katında değerleri vardır. Bilindiği gibi. Dünya hayatında herkes tiyatrodaki aktör ve aktiristlerin yüklendiği rol gibi rol üstlenmektedirler İşte bu rolleri kim Allahın tarif ettiği gibi oynayabilirse odur kazançlı olan. Kuranı Anlayıp da gerçek yaratılış gayesini kavrayabilen akıl sahipleri Dünya hayatında bolluk ve güllük gülistanlık içinde bir hayat yaşamaktansa o bolluk ona hantallık getirip ahiret hayatında ebedi bir cehenneme yuvarlanacağına. Fakir veya sıkıntı çekerek her zaman Allahın sofrasından uzaklaşmadan kısacık dünyadaki hayatının sıkıntılı ve azap içinde geçmesini yeğler ve sefayı ebedi bir ahiret hayatında cennete saklardı. İşte dünya hayatı değişik türde farklı yaratılışlarda olan insanların imtihana tabi tutulduğu yerdir. Allah insanların biri birlerine müdahalesi hariç özel bir müdahalede bulunmamaktadır.<br />
22/40-Onlar: &#8220;Rabbimiz Allah&#8217;tır.&#8221; demelerinden başka hiçbir haklı gerekçe olmaksızın yurtlarından çıkarıldılar. Allah, insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi, şüphesiz manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah&#8217;ın adı çok anılan mescitler yıkılıp giderdi. Elbette Allah kendi (dini) ne yardım edene yardım edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlü, çok izzetlidir.<br />
Ayetten de anlaşıldığı gibi İnsanlar biri birini yanlışlık yapmaktan engelliyorlar veya yanlışlığı insanlar biri birlerine yapıyorlar. Yoksa Allah insanlar yanlış yaptıkları zaman evrene koyduğu kurallara uymamanın sonucunda başına gelen belalar hariç İnsanları dünya hayatında cezalandırılmıyor.Evrenin yasalarında. Denize gireceksen yüzmek bileceksin diyor eğer yüzmek bilmezse deniz onu boğar. Ateşin içerisine kendini atmayacaksın diyor. Eğer insan kendisini ateşe atarsa ateş onu yakar. Veya içkinin insana zarar verdiğini söylüyor eğer içerse başına sarhoşluklardan dolayı bir çok belalar gelmesi gibi Dünya hayatında evrenin kurallarına uymamanın cezasını dünya hayatında çekmektedir. Ama Allaha ve onun göndermiş olduğu peygamber ve kitaplara inanıp Salih amel işleyenler yasalara uydukları sürece hem dünya hayatında hem de ahiret aleminde mutsuz olmayacaklardır.<br />
İşte İnsanlardan Allahın bağışladığı ve hidayete getirip saptırdığı dünya hayatında oluşmaktadır. Kişilerin denenmesi, bunaklık ve ölüm geldi mi Artık Onun Hakkında Karar verilip bitmiştir. Karnesi elindedir.Ahiret hayatında o karne değişikliğe uğratılmayacaktır. Cennette dereceler ve mükafatlar o karneye göredir Cehannem de de cezalar ve dereceler de o karneye göredir.<br />
Dünya hayatında insanların özgür iradelerinin seçmesi sonucunda Yönünü nereye çevirirse kişilerin o yolda göstermiş oldukları performans onların gidiş yönündeki hidayete getirme bağışlama ve saptırmanın asıl nüvesini oluşturmaktadır.Her insanın kendi yaşamında da bunları hissettiği gibi iyiliğe doğu attığı her adım , Onu daha çok iyilik yapmaya, Kötülüğe doğru attığı her adım da onu daha çok kötülük yapmaya sürüklemesi gibi. İşte insandaki nefsi arındırma veya fıskın boyunduruğuna girerek, onu felakete götürmek insansın kendi elindedir.<br />
4/115- Kim kendisine &#8216;dosdoğru yol&#8217; apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü&#8217;minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!.<br />
4/137- Gerçek şu, iman edip sonra inkara sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkara sapanlar sonra da inkarları artanlar… Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir.<br />
Ayetlerden anlaşıldığı gibi, yukarda ki birinci yazılan ayette kişi yolu biliyor doğru ve yanlış ortada, seçme hakkı kendisinin. Alttaki ayette kişi yolların hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu bildikten sonra yine de yanlışı seçip başına bu seçmiş olduğu yanlıştan dolayı başına gelecek olan felaketlerden kendisi sorumludur. İmanda tatmin bulmuş ve onun hazzını tatmış olan bir kişi bunu bırakıp da küfre sapar ve nefsinin vesveselerine kanarak, yanlışı seçerse Allah onu doğruya gelip bir sefer daha fırsat tanıyor İmanda tatmin bularak ikinci bir sefer yine bağışlanıyor. Ve bundan sonra tekrar küfre girip ve küfür artarsa artık o yalama yapmış bir civatanın işlev görmediği gibi işe yaramaz bir hal alıyor. Allah artık onun la bir daha ilgilenmiyor Bunun Adıda. Kuranda Helak olmayı tanımlamış oluyor.<br />
Allah İnsanlara iki Yol Göstermiştir. Onu Öyle donanımlı bir hale getirmiş ki Her şeyden haberdar. Elbette gösterilmiş olan bu iki yolda kişilik ve kimliğini koymuş olan insanlar için meşakkatler vardır. Bir defa inanan bir kişi için daha çok meşakkat vardır. Kuran buna sarp yokuş diyor. Kazandığı malları zorda kalan ve ihtiyaç sahipleriyle paylaşma, kendi bulunmuş olduğu dini elinden almak isteyenlerle savaşma, hastalık be başına gerek insanlar tarafından gerekse kendi elinde olmadan başına gelen belalara sabır göstererek. Katlanma bunlardan birkaçıdır. İşte dünya hayatında ebedi bir cennetin, sahibi olabilmek için bazı güçlüklere karşı direnmek,ve elini taşın altına koymak gerekir. Terlemeden ekmek sahibi olunmaz, yorulmadan servet ve rahatlığa kavuşulmaz. Gözümüzü etrafa çevirip baktığımız zaman, o ilerlemiş ilimde teknolojide ileri gitmiş insanlar öyle kolay o mevkilere gelmemişlerdir. Uzun uğraş çaba ve kendilerini o konuya konsan tire ederek ulaşmışlardır. Yoksa Allah onlara imtiyazda bulunmamıştır. İşte Kuranda Geçen isteyene istediğinden verilmesi, Onu Anlatmaktadır.<br />
17/18- Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider.<br />
17/19- Kim de ahireti ister ve bir mü&#8217;min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır.<br />
17/20- Hepsine, onlara da, bunlara da Rabbinin ihsanından &#8216;arttırarak-veririz.&#8217; Rabbinin ihsanı kesilmiş değildir<br />
Yani Allah bazılarına saptırma eğilimi verip bazılarına hidayete eğilimi vermemiştir.kişilerin kendi istekleri doğrultusunda bunları vermektedir.<br />
Öyleyse Sonuç Olarak bu kadar bilgi ve incelemelerden sonra Açık Yüreklilikle diyebiliriz ki, Kişi kendi istemedikçe Allah Kimseyi hidayete getirmez, Kendi istemedikçe Kimseyi saptırmaz. Kendisi bağışlanma istemedikçe kimseyi bağışlamaz. Bunlar dünya hayatında ölmeden önce yapılması gerekenlerdir Ölünce zaten artık hüküm ferman verilmiş. söz değişikliğe uğratılmayacaktır. Kimse Allah’a Belki Bağışlar diye Ümit etmesin Allah birini bağışlar birini Bağışlamazsa. O Allahın adalet sıfatıyla uyum sağlamaz.</p>
<p>.<br />
Gönderen Ali Rıza Borazan</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ABDÜLHALIK tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2007/03/20/sefaat-nedir-kim-kime-sefaat-eder/comment-page-1/#comment-13809</link>
		<dc:creator>ABDÜLHALIK</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2009 09:20:10 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=193#comment-13809</guid>
		<description>GÖRÜLEN O Kİ ŞEFAAT HAK FAKAT ALLAH İZİN VERİRSE ŞEFAAT GERÇEKLEŞİYOR</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>GÖRÜLEN O Kİ ŞEFAAT HAK FAKAT ALLAH İZİN VERİRSE ŞEFAAT GERÇEKLEŞİYOR</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ABDÜLHALIK tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2007/03/20/sefaat-nedir-kim-kime-sefaat-eder/comment-page-1/#comment-13807</link>
		<dc:creator>ABDÜLHALIK</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2009 09:16:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=193#comment-13807</guid>
		<description>ŞEFAATİ İNKAR EDENLERİN DELİLLERİ NASIL?


Delilleri yoktur. Misyonerler ile onların oyununa gelenler, kâfirlere şefaat olmadığını ve putların şefaat edemiyeceğini bildiren âyetleri ele alıp, (Peygamber de, melek de şefaat edemez) diyorlar. Kâfirlere şefaat yok demek, müminlere şefaat yok demek değildir. Şefaatin hak olduğu âyet ve hadislerle sabittir. 

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: 
(O gün, kimse şefaat edemez. Ancak Rahman olan Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimse şefaat eder.) [Taha 109]

(Rahman olan Allah’ın nezdinde söz ve izin alanlardan başkası şefaat edemez.) [Meryem 87] 
(Bu iki âyette ancak Rahmanın izin verdikleri şefaat eder deniyor.)

(Allah’ı bırakıp da, taptığı putlar şefaat edemez. Ancak hak dine inanıp ona şahitlik edenler şefaat eder.) [Zuhruf 86] 
(Putlar şefaat edemez, ama ehl-i hak şefaat eder deniyor.)

(Allah, şefaat edene ve şefaat edilene izin vermedikçe, hiç kimse şefaat edemez, şefaati fayda vermez. Kalblerindeki müthiş korku giderilince, [şefaat bekleyenler, şefaat edenlere] “Rabbiniz şefaat hakkında ne buyurdu?” diye soracaklar. Onlar [şefaat edenler] ise, “Hak olanı buyurdu [şefaate izin verdi]” diyecekler.) [Sebe 23] 
(Burada da ancak Allah’ın izin verdikleri şefaat eder deniyor.)

(Onlar, Onun [Allah’ın] rızasına kavuşmuş olandan başkasına şefaat etmezler.) [Enbiya 28]
(Şefaat yetkisine sahip olanlar bile, ancak Allah’ın hoşnut olduklarına şefaat edebilirler. Yoksa kâfirlere şefaat edilmez.)

(Sadece Allah&#039;ın dilediği ve razı olduğu kimselere şefaat etmesi için izin verilen, göklerde nice melekler vardır.) [Necm 26] 
(Melekler de ancak, Allah&#039;ın hoşnut olduğuna şefaat edebiliyor.)

(Allah’ın izni olmadan kim şefaat edebilir?) [Bekara 255]

(Allah’ın izni olmadan hiç kimse şefaatçi olamaz.) [Yunus 3] 

(Allah, şefaat edene ve şefaat edilene izin vermedikçe, hiç kimse şefaat edemez, şefaati fayda vermez.) [Sebe 23] 
(Bu üç âyet de ancak şefaatin Allah’ın iznine bağlı olduğunu gösteriyor.)

(Bütün şefaatler Allah’ın iznine bağlıdır.) [Zümer 44] 
(Demek ki şefaat çeşidi de, şefaat ediciler de çoktur.)

(Şefaat edicilerin [Peygamber, melek v.s.nin] şefaati, onlara [kâfirlere] fayda vermez.) [Müddesir 48] 
(Demek ki şefaat sadece günahkâr müminleredir, kâfirlere şefaat yoktur.)

(O gün zalimler [kâfirler] için, müşfik bir dost, sözü dinlenecek şefaatçi de yoktur.) [Mümin 18]
(Zalimlere şefaat yok deniliyor, müminlere denmiyor. Kâfirler için dost ve şefaatçi yok demek, Müminler için dost ve şefaatçi var demektir. Mesela meleklerin müminler için dua ettiği bildirilmektedir. [Mümin suresi 7,8,9] Meleklerin duası elbette kabul olur.)

Bütün müfessirler, muhaddisler ve fakihler gibi, dört mezhep imamı da şefaatin hak olduğunu bildirmiştir. Âlimlerin en büyüğü olan İmam-ı a’zam hazretleri de, (Peygamberler, âlimler ve salihler, günahkâr müminlere şefaat edecektir) buyurdu. (Fıkh-ı ekber)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>ŞEFAATİ İNKAR EDENLERİN DELİLLERİ NASIL?</p>
<p>Delilleri yoktur. Misyonerler ile onların oyununa gelenler, kâfirlere şefaat olmadığını ve putların şefaat edemiyeceğini bildiren âyetleri ele alıp, (Peygamber de, melek de şefaat edemez) diyorlar. Kâfirlere şefaat yok demek, müminlere şefaat yok demek değildir. Şefaatin hak olduğu âyet ve hadislerle sabittir. </p>
<p>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(O gün, kimse şefaat edemez. Ancak Rahman olan Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimse şefaat eder.) [Taha 109]</p>
<p>(Rahman olan Allah’ın nezdinde söz ve izin alanlardan başkası şefaat edemez.) [Meryem 87]<br />
(Bu iki âyette ancak Rahmanın izin verdikleri şefaat eder deniyor.)</p>
<p>(Allah’ı bırakıp da, taptığı putlar şefaat edemez. Ancak hak dine inanıp ona şahitlik edenler şefaat eder.) [Zuhruf 86]<br />
(Putlar şefaat edemez, ama ehl-i hak şefaat eder deniyor.)</p>
<p>(Allah, şefaat edene ve şefaat edilene izin vermedikçe, hiç kimse şefaat edemez, şefaati fayda vermez. Kalblerindeki müthiş korku giderilince, [şefaat bekleyenler, şefaat edenlere] “Rabbiniz şefaat hakkında ne buyurdu?” diye soracaklar. Onlar [şefaat edenler] ise, “Hak olanı buyurdu [şefaate izin verdi]” diyecekler.) [Sebe 23]<br />
(Burada da ancak Allah’ın izin verdikleri şefaat eder deniyor.)</p>
<p>(Onlar, Onun [Allah’ın] rızasına kavuşmuş olandan başkasına şefaat etmezler.) [Enbiya 28]<br />
(Şefaat yetkisine sahip olanlar bile, ancak Allah’ın hoşnut olduklarına şefaat edebilirler. Yoksa kâfirlere şefaat edilmez.)</p>
<p>(Sadece Allah&#8217;ın dilediği ve razı olduğu kimselere şefaat etmesi için izin verilen, göklerde nice melekler vardır.) [Necm 26]<br />
(Melekler de ancak, Allah&#8217;ın hoşnut olduğuna şefaat edebiliyor.)</p>
<p>(Allah’ın izni olmadan kim şefaat edebilir?) [Bekara 255]</p>
<p>(Allah’ın izni olmadan hiç kimse şefaatçi olamaz.) [Yunus 3] </p>
<p>(Allah, şefaat edene ve şefaat edilene izin vermedikçe, hiç kimse şefaat edemez, şefaati fayda vermez.) [Sebe 23]<br />
(Bu üç âyet de ancak şefaatin Allah’ın iznine bağlı olduğunu gösteriyor.)</p>
<p>(Bütün şefaatler Allah’ın iznine bağlıdır.) [Zümer 44]<br />
(Demek ki şefaat çeşidi de, şefaat ediciler de çoktur.)</p>
<p>(Şefaat edicilerin [Peygamber, melek v.s.nin] şefaati, onlara [kâfirlere] fayda vermez.) [Müddesir 48]<br />
(Demek ki şefaat sadece günahkâr müminleredir, kâfirlere şefaat yoktur.)</p>
<p>(O gün zalimler [kâfirler] için, müşfik bir dost, sözü dinlenecek şefaatçi de yoktur.) [Mümin 18]<br />
(Zalimlere şefaat yok deniliyor, müminlere denmiyor. Kâfirler için dost ve şefaatçi yok demek, Müminler için dost ve şefaatçi var demektir. Mesela meleklerin müminler için dua ettiği bildirilmektedir. [Mümin suresi 7,8,9] Meleklerin duası elbette kabul olur.)</p>
<p>Bütün müfessirler, muhaddisler ve fakihler gibi, dört mezhep imamı da şefaatin hak olduğunu bildirmiştir. Âlimlerin en büyüğü olan İmam-ı a’zam hazretleri de, (Peygamberler, âlimler ve salihler, günahkâr müminlere şefaat edecektir) buyurdu. (Fıkh-ı ekber)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ABDÜLHALIK tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2007/03/20/sefaat-nedir-kim-kime-sefaat-eder/comment-page-1/#comment-13806</link>
		<dc:creator>ABDÜLHALIK</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Sep 2009 09:13:26 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=193#comment-13806</guid>
		<description>(Peygamberlerin ve bizim Peygamberimizin müminlerin günahkârlarına ve büyük günah işleyenlere şefaat etmeleri haktır.) Bu konuda şöyle bir hadis rivayet edilmiştir:

«Benim şefaatim, Ümmetimden büyük günah işleyenler içindir.» (Tirmizî, Kıyame 11; İbn Mace, Zühd/37.)

(Bu hadisi, İmam Ahmed, Tirmizî, Ebû Dâvud, Ibn Hıbban ve Hâkim Enes&#039;den rivayet etmişlerdir. Hâkim Câbir&#039;den, Taberanî İbn Abbas&#039;tan, Hatîb İbn Ömer&#039;den ve Ka&#039;b b. Uceyr&#039;den rivayet etmişlerdir.)

Şefaatin varlığına aşağıdaki âyet-i kerîmeler de delâlet etmektedir:

«Bir de kendi günahına ve mümin erkeklerle mümine kadınlar için mağfiret dile.» ( Muhammed, 47/19.)

«Fakat onlara, şefaatçılann şefaati fayda vermez.» (Müdessir, 74/48.) Bu âyetin manası, müminlere şefaatin fayda vereceğidir. Çünkü kâfirlere şefaatin fayda vermeyeceğini beyan ediyor.

Meleklerin şefaatına ait şu âyet-i Kerîme delil olabilir.

«O gün Cebrail ve melekler, saf halinde duracaklar. Rahmanın kendisine izin verip de doğruyu söylemiş olandan başkalan bir kelime bile söyleyemiyecekler.» (Sebe, 78/38.)

Peygamberlerin ve meleklerin şefaati hak olduğu gibi, velilerin, âlimlerin, şehidlerin, fakirlerin ve belâlara karşı sabreden müminlerin ölmüş küçük çocuklarının şefaatlan da haktır.

İmam Âzam «el-Vasıyye» adlı kitabında şöyle diyor: «Büyük günah işlemiş olsa da Cennet ehlinden olan herkese, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa&#039;nın şefaati haktır.»

Bu sözlerden anlaşılan şudur: Şefaat, yalnız büyük günah işleyenlere mahsus değildir. Hz. Peygamber aleyhisselâm, bütün ümmetinin bütün sıkıntılarını gidericidir ve rahmet peygamberidir. Hz. Peygamber&#039;in çeşitli şekillerde şefaat edeceği sabittir. Bu makam onu izah etmeğe yetmez. «Akâid-i Nesefîye»de şöyle deniliyor: «Hadislerden istifade edildiğine göre, büyük günah işleyenler hakkında Hz. Peygamberin ve ümmetinin hayırlılarının şefaatları sabittir. Mutezile bu meseleye de muhalif olup ancak müminlerin derecelerinin yükseltilmesi için şefaat edilebileceği görüşündedirler.&quot; (İmam-ı Azam Fıkh-ı Ekber-Aliyyü&#039;l Kari Şerhi, sh:175-176) 





Bütün Ehl-i sünnet âlimleri, ittifakla, hepsi şefaati kabul etmişlerdir. Sadece nakilden çok akla tâbi olan Mutezile denilen sapık bir fırka ve Vehhabiler şefaati inkâr etmiştir. 

Yeni türedi bazı yazarlar da Peygamber efendimize düşmanlık ederek, “Kur&#039;anı getirmekle onun vazifesi bitmiştir. Kimseye faydası olmaz, şefaat edemez” diyorlar. Onun, âlemlere rahmet olarak geldiğini kabul etmiyorlar, Mutezileye, Vehhabilere inanıyorlar da, şefaatin hak olduğunu bildiren âyet ve hadisleri inkâr ediyorlar.

Halbuki Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: 
(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80] 

(Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.) [Ahzab 71] 

(Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7] 

(De ki; “Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!”) [Al-i İmran 31] 

{Bu âyet-i kerime gelince, münafıklar, “Muhammed kendisine tapılmasını istiyor” dediler. [Şimdiki mezhepsizler de, “Peygamber, Allah’tan üstün tutuluyor” diyorlar.] Bunun üzerine aşağıdaki âyet-i kerime inmiştir. (Şifa-i şerif)} 
(De ki; “Allah’a ve Peygambere itaat edin! [İtaat etmeyip] yüz çeviren [kâfir olur] Elbette Allahü teâlâ kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32] 

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: 
(Allahü teâlâ, şefaat edene ve şefaat edilene izin vermedikçe, hiç kimse şefaat edemez. Kalblerindeki müthiş korku giderilince, [şefaat bekleyenler, şefaat edenlere] “Rabbiniz şefaat hakkında ne buyurdu?” diye soracaklar. Onlar [şefaat edenler] ise, “Hak olanı buyurdu [şefaate izin verdi]” diyecekler.) [Sebe 23] 

(O gün, kimse şefaat edemez. Ancak Rahman olan Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimse şefaat eder.) [Taha 109] 

(Rahman olan Allah’ın nezdinde söz ve izin alanlardan başkası şefaat edemez.) [Meryem 87] 

(Allah’ı bırakıp da, taptığı putlar şefaat edemez. Ancak hak dine inanıp ona şahitlik eden kimseler şefaat eder.) [Zuhruf 86] 

(Onlar, Onun [Allah’ın] rızasına kavuşmuş olandan başkasına şefaat etmezler.) [Enbiya 28] 

(Sadece Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimselere şefaat etmesi için izin verilen, göklerde nice melekler vardır.) [Necm 26] 

(Allah’ın izni olmadan kim şefaat edebilir?) [Bekara 255] 

(Allah’ın izni olmadan hiç kimse şefaatçi olamaz.) [Yunus 3] 

(Bütün şefaatler Allah’ın iznine bağlıdır.) [Zümer 44] 

Bu âyet-i kerimelerde görüldüğü gibi, şefaat yetkisine sahip olanlar, (Peygamberler, âlimler, şehidler gibi) ancak Allahü teâlânın izni ile şefaat edeceklerdir.

Yukarıdaki âyet-i kerimelerde, Allah’ın izni olmadan kimsenin şefaat edemiyeceği açıkça bildirilmektedir. Ancak Allah’ın izin verdiklerinin bundan müstesna oldukları, yani ancak Allah’ın izni ile şefaat edecekleri bildirilmiştir.



Kâfirlere şefaatçi olmadığını ve putların şefaat edemiyeceğini gösteren âyetleri vehhabiler müslümanlara yüklemeye çalışıyorlar, Peygamberler de şefaat edemez diyorlar. Şefaate sadece iman ehli kavuşacak, kâfirler şefaatten mahrum kalacaklardır. 
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: 
(Artık şefaat edicilerin [Peygamberlerin, meleklerin, salihlerin, şehidlerin] şefaati, onlara [kâfirlere] fayda vermez.) [Müddesir 48] 

(O gün zalimler [kâfirler] için, müşfik bir dost, sözü dinlenecek şefaatçi de yoktur.) [Mümin 18] 

(Kâfir için dost ve şefaatçi yok) demek, (Müminler için dost ve şefaatçi var) demektir. Mesela Mümin suresinin 7, 8 ve 9.âyet-i kerimelerinde, meleklerin müminler için dua ettiği bildirilmektedir. Meleklerin duası elbette kabul olur.

(Kitabın haber verdiği sonuçtan başka bir şey mi bekliyorlar? Haber verilenler ortaya çıktığı gün, önce onu unutmuş olanlar, “Rabbimizin Peygamberleri elbette bize gerçeği getirmişti, şimdi bize şefaat etsin, yahut geriye çevrilsek [dünyaya tekrar gitsek] de işlediklerimizin başka türlüsünü işlesek” derler. Doğrusu kendilerini mahvetmişlerdir, uydurdukları şeyler [putlar] onları koyup kaçmışlardır.) [Araf 53] 

(Orada putlarıyla çekişerek derler ki: “Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da, inananlardan olsak.) [Şuara 96-102]

(Allah&#039;a koştukları) ortaklarından kendilerine hiçbir şefaatçi çıkmayacaktır. Zaten onlar, ortaklarını da inkâr edeceklerdir.) [Rum 13]

(Ondan başka ilahlar mı edineyim? O Rahman olan Allah, eğer bana bir zarar dilerse putların şefaati bana hiçbir fayda vermez, beni kurtaramaz.) [Yasin 23]

Yukarıdaki âyetler, kâfirlere putların şefaat edemiyeceğini göstermektedir. Bu âyetleri ileri sürerek, (Müslümanlara Peygamberler, melekler, âlimler, evliya, şehidler, Kur’an-ı kerim şefaat edemez) diyerek cahilce iftira ediyorlar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>(Peygamberlerin ve bizim Peygamberimizin müminlerin günahkârlarına ve büyük günah işleyenlere şefaat etmeleri haktır.) Bu konuda şöyle bir hadis rivayet edilmiştir:</p>
<p>«Benim şefaatim, Ümmetimden büyük günah işleyenler içindir.» (Tirmizî, Kıyame 11; İbn Mace, Zühd/37.)</p>
<p>(Bu hadisi, İmam Ahmed, Tirmizî, Ebû Dâvud, Ibn Hıbban ve Hâkim Enes&#8217;den rivayet etmişlerdir. Hâkim Câbir&#8217;den, Taberanî İbn Abbas&#8217;tan, Hatîb İbn Ömer&#8217;den ve Ka&#8217;b b. Uceyr&#8217;den rivayet etmişlerdir.)</p>
<p>Şefaatin varlığına aşağıdaki âyet-i kerîmeler de delâlet etmektedir:</p>
<p>«Bir de kendi günahına ve mümin erkeklerle mümine kadınlar için mağfiret dile.» ( Muhammed, 47/19.)</p>
<p>«Fakat onlara, şefaatçılann şefaati fayda vermez.» (Müdessir, 74/48.) Bu âyetin manası, müminlere şefaatin fayda vereceğidir. Çünkü kâfirlere şefaatin fayda vermeyeceğini beyan ediyor.</p>
<p>Meleklerin şefaatına ait şu âyet-i Kerîme delil olabilir.</p>
<p>«O gün Cebrail ve melekler, saf halinde duracaklar. Rahmanın kendisine izin verip de doğruyu söylemiş olandan başkalan bir kelime bile söyleyemiyecekler.» (Sebe, 78/38.)</p>
<p>Peygamberlerin ve meleklerin şefaati hak olduğu gibi, velilerin, âlimlerin, şehidlerin, fakirlerin ve belâlara karşı sabreden müminlerin ölmüş küçük çocuklarının şefaatlan da haktır.</p>
<p>İmam Âzam «el-Vasıyye» adlı kitabında şöyle diyor: «Büyük günah işlemiş olsa da Cennet ehlinden olan herkese, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa&#8217;nın şefaati haktır.»</p>
<p>Bu sözlerden anlaşılan şudur: Şefaat, yalnız büyük günah işleyenlere mahsus değildir. Hz. Peygamber aleyhisselâm, bütün ümmetinin bütün sıkıntılarını gidericidir ve rahmet peygamberidir. Hz. Peygamber&#8217;in çeşitli şekillerde şefaat edeceği sabittir. Bu makam onu izah etmeğe yetmez. «Akâid-i Nesefîye»de şöyle deniliyor: «Hadislerden istifade edildiğine göre, büyük günah işleyenler hakkında Hz. Peygamberin ve ümmetinin hayırlılarının şefaatları sabittir. Mutezile bu meseleye de muhalif olup ancak müminlerin derecelerinin yükseltilmesi için şefaat edilebileceği görüşündedirler.&#8221; (İmam-ı Azam Fıkh-ı Ekber-Aliyyü&#8217;l Kari Şerhi, sh:175-176) </p>
<p>Bütün Ehl-i sünnet âlimleri, ittifakla, hepsi şefaati kabul etmişlerdir. Sadece nakilden çok akla tâbi olan Mutezile denilen sapık bir fırka ve Vehhabiler şefaati inkâr etmiştir. </p>
<p>Yeni türedi bazı yazarlar da Peygamber efendimize düşmanlık ederek, “Kur&#8217;anı getirmekle onun vazifesi bitmiştir. Kimseye faydası olmaz, şefaat edemez” diyorlar. Onun, âlemlere rahmet olarak geldiğini kabul etmiyorlar, Mutezileye, Vehhabilere inanıyorlar da, şefaatin hak olduğunu bildiren âyet ve hadisleri inkâr ediyorlar.</p>
<p>Halbuki Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80] </p>
<p>(Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.) [Ahzab 71] </p>
<p>(Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7] </p>
<p>(De ki; “Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!”) [Al-i İmran 31] </p>
<p>{Bu âyet-i kerime gelince, münafıklar, “Muhammed kendisine tapılmasını istiyor” dediler. [Şimdiki mezhepsizler de, “Peygamber, Allah’tan üstün tutuluyor” diyorlar.] Bunun üzerine aşağıdaki âyet-i kerime inmiştir. (Şifa-i şerif)}<br />
(De ki; “Allah’a ve Peygambere itaat edin! [İtaat etmeyip] yüz çeviren [kâfir olur] Elbette Allahü teâlâ kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32] </p>
<p>Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Allahü teâlâ, şefaat edene ve şefaat edilene izin vermedikçe, hiç kimse şefaat edemez. Kalblerindeki müthiş korku giderilince, [şefaat bekleyenler, şefaat edenlere] “Rabbiniz şefaat hakkında ne buyurdu?” diye soracaklar. Onlar [şefaat edenler] ise, “Hak olanı buyurdu [şefaate izin verdi]” diyecekler.) [Sebe 23] </p>
<p>(O gün, kimse şefaat edemez. Ancak Rahman olan Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimse şefaat eder.) [Taha 109] </p>
<p>(Rahman olan Allah’ın nezdinde söz ve izin alanlardan başkası şefaat edemez.) [Meryem 87] </p>
<p>(Allah’ı bırakıp da, taptığı putlar şefaat edemez. Ancak hak dine inanıp ona şahitlik eden kimseler şefaat eder.) [Zuhruf 86] </p>
<p>(Onlar, Onun [Allah’ın] rızasına kavuşmuş olandan başkasına şefaat etmezler.) [Enbiya 28] </p>
<p>(Sadece Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimselere şefaat etmesi için izin verilen, göklerde nice melekler vardır.) [Necm 26] </p>
<p>(Allah’ın izni olmadan kim şefaat edebilir?) [Bekara 255] </p>
<p>(Allah’ın izni olmadan hiç kimse şefaatçi olamaz.) [Yunus 3] </p>
<p>(Bütün şefaatler Allah’ın iznine bağlıdır.) [Zümer 44] </p>
<p>Bu âyet-i kerimelerde görüldüğü gibi, şefaat yetkisine sahip olanlar, (Peygamberler, âlimler, şehidler gibi) ancak Allahü teâlânın izni ile şefaat edeceklerdir.</p>
<p>Yukarıdaki âyet-i kerimelerde, Allah’ın izni olmadan kimsenin şefaat edemiyeceği açıkça bildirilmektedir. Ancak Allah’ın izin verdiklerinin bundan müstesna oldukları, yani ancak Allah’ın izni ile şefaat edecekleri bildirilmiştir.</p>
<p>Kâfirlere şefaatçi olmadığını ve putların şefaat edemiyeceğini gösteren âyetleri vehhabiler müslümanlara yüklemeye çalışıyorlar, Peygamberler de şefaat edemez diyorlar. Şefaate sadece iman ehli kavuşacak, kâfirler şefaatten mahrum kalacaklardır.<br />
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Artık şefaat edicilerin [Peygamberlerin, meleklerin, salihlerin, şehidlerin] şefaati, onlara [kâfirlere] fayda vermez.) [Müddesir 48] </p>
<p>(O gün zalimler [kâfirler] için, müşfik bir dost, sözü dinlenecek şefaatçi de yoktur.) [Mümin 18] </p>
<p>(Kâfir için dost ve şefaatçi yok) demek, (Müminler için dost ve şefaatçi var) demektir. Mesela Mümin suresinin 7, 8 ve 9.âyet-i kerimelerinde, meleklerin müminler için dua ettiği bildirilmektedir. Meleklerin duası elbette kabul olur.</p>
<p>(Kitabın haber verdiği sonuçtan başka bir şey mi bekliyorlar? Haber verilenler ortaya çıktığı gün, önce onu unutmuş olanlar, “Rabbimizin Peygamberleri elbette bize gerçeği getirmişti, şimdi bize şefaat etsin, yahut geriye çevrilsek [dünyaya tekrar gitsek] de işlediklerimizin başka türlüsünü işlesek” derler. Doğrusu kendilerini mahvetmişlerdir, uydurdukları şeyler [putlar] onları koyup kaçmışlardır.) [Araf 53] </p>
<p>(Orada putlarıyla çekişerek derler ki: “Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da, inananlardan olsak.) [Şuara 96-102]</p>
<p>(Allah&#8217;a koştukları) ortaklarından kendilerine hiçbir şefaatçi çıkmayacaktır. Zaten onlar, ortaklarını da inkâr edeceklerdir.) [Rum 13]</p>
<p>(Ondan başka ilahlar mı edineyim? O Rahman olan Allah, eğer bana bir zarar dilerse putların şefaati bana hiçbir fayda vermez, beni kurtaramaz.) [Yasin 23]</p>
<p>Yukarıdaki âyetler, kâfirlere putların şefaat edemiyeceğini göstermektedir. Bu âyetleri ileri sürerek, (Müslümanlara Peygamberler, melekler, âlimler, evliya, şehidler, Kur’an-ı kerim şefaat edemez) diyerek cahilce iftira ediyorlar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ABDÜLHALIK tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2007/03/20/sefaat-nedir-kim-kime-sefaat-eder/comment-page-1/#comment-13087</link>
		<dc:creator>ABDÜLHALIK</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2009 12:47:07 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=193#comment-13087</guid>
		<description>peygamberler ve alimler şefaat ederler fakat ALLAH izin verirse ki ALLAH ona uyan kullarını çok sever dualarını daha çabuk kabul eder inşallah şefaatlerinide kabul eder ALLAH rahmandır rahimdir gaffardır</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>peygamberler ve alimler şefaat ederler fakat ALLAH izin verirse ki ALLAH ona uyan kullarını çok sever dualarını daha çabuk kabul eder inşallah şefaatlerinide kabul eder ALLAH rahmandır rahimdir gaffardır</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>teselli___ tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2007/03/20/sefaat-nedir-kim-kime-sefaat-eder/comment-page-1/#comment-12355</link>
		<dc:creator>teselli___</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 15:03:45 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=193#comment-12355</guid>
		<description>ali bey sevgili peygamberimize yüce RABBİM SEN ELÇİSİN ONLARI İMANA GETİRMEK SENN İŞİN DİYOR ALİ İMRAN 7 DEKİ RABBİMİN DEDİGİ KİŞİLER SANIRIM ŞEFAATE AMİN DİYENLERDİR MÜTEŞABİH BİR AYETİN PEŞİNE DÜŞÜP MUHKEM AYETLERİ TERK EDENLER KENDİLERİNE YAZIK EDİYORLAR AMA FARKINDA DEYİLLER RABBİM YUNUS SÜRESİ (18) BENİM YERDE VE GÖKTE BİLMEDİGİMİMİ HAVER VERİYOSUNUZ DİYOR SİZ MAAŞALLAH İZNENE GEREK KALMAMIŞ İZİN SONU KİMLER OLACAGINI SIRALAMIŞINIZ EVLİYA EMBİYE ŞEYH HOCA UÇAN KAÇAN NE VARSA HEPSİ ŞEFAAT EDİYOR SİZDE BAKARA 254 ALTINI ÇİZMEK İSTİYORUM HİÇBİR ŞEFAATİN OLMADIGI GÜN BUYURUYOR YÜCE RABBİMİZ BU AYETDE HİÇ BİR ŞEFAAT DEN NE ANLIYORSUNUZ ZÜMMER 43 DE ALLAH tan başka şefaatçilermi edindiniz derken ne cevap vereceksiniz  merak ediyoruminancı KURAN olan bir müsliman bundan hesaba çekilecegini bilmesi gerekir rabbim zuhruf 44 de hesaba çekilecegimizi bize bildirmişken
dahsı ankebut51 inci ayetde RABBİM BUYURUYORKİ KURAN size kitap olarak yetmiyormu ve dahası KURANI anlamadık anlamayız diyenler içinde kiyame süresi 19 ayetde onu açıklamak bizedir buyuruyor enam süresi 38 de KURANDA HİÇBİRŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK DERKEN SİZ NEYİ EKSİK BULDUNUZDA KURAN DIŞINDAN KAYNAK ARIYOSUNUZ ?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>ali bey sevgili peygamberimize yüce RABBİM SEN ELÇİSİN ONLARI İMANA GETİRMEK SENN İŞİN DİYOR ALİ İMRAN 7 DEKİ RABBİMİN DEDİGİ KİŞİLER SANIRIM ŞEFAATE AMİN DİYENLERDİR MÜTEŞABİH BİR AYETİN PEŞİNE DÜŞÜP MUHKEM AYETLERİ TERK EDENLER KENDİLERİNE YAZIK EDİYORLAR AMA FARKINDA DEYİLLER RABBİM YUNUS SÜRESİ (18) BENİM YERDE VE GÖKTE BİLMEDİGİMİMİ HAVER VERİYOSUNUZ DİYOR SİZ MAAŞALLAH İZNENE GEREK KALMAMIŞ İZİN SONU KİMLER OLACAGINI SIRALAMIŞINIZ EVLİYA EMBİYE ŞEYH HOCA UÇAN KAÇAN NE VARSA HEPSİ ŞEFAAT EDİYOR SİZDE BAKARA 254 ALTINI ÇİZMEK İSTİYORUM HİÇBİR ŞEFAATİN OLMADIGI GÜN BUYURUYOR YÜCE RABBİMİZ BU AYETDE HİÇ BİR ŞEFAAT DEN NE ANLIYORSUNUZ ZÜMMER 43 DE ALLAH tan başka şefaatçilermi edindiniz derken ne cevap vereceksiniz  merak ediyoruminancı KURAN olan bir müsliman bundan hesaba çekilecegini bilmesi gerekir rabbim zuhruf 44 de hesaba çekilecegimizi bize bildirmişken<br />
dahsı ankebut51 inci ayetde RABBİM BUYURUYORKİ KURAN size kitap olarak yetmiyormu ve dahası KURANI anlamadık anlamayız diyenler içinde kiyame süresi 19 ayetde onu açıklamak bizedir buyuruyor enam süresi 38 de KURANDA HİÇBİRŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK DERKEN SİZ NEYİ EKSİK BULDUNUZDA KURAN DIŞINDAN KAYNAK ARIYOSUNUZ ?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ali Rıza Borazan tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2007/03/20/sefaat-nedir-kim-kime-sefaat-eder/comment-page-1/#comment-11693</link>
		<dc:creator>Ali Rıza Borazan</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2009 12:02:10 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=193#comment-11693</guid>
		<description>Ağustos 2008 Salı
AHİRET ALEMİNDE ŞEFAAT OLAYI YOK 
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAHIN ADIYLA
Kur’an’ın temel felsefesinden biri tevhit inancını yerleştirip insanların bakış açısını bir yöne çevirip birlikteliği sağlamaktır.
Ama Kur’an’ın dışındaki anlatılanlara baktığımız zaman sanki Allah’tan başka birçok ilahlar daha var da insanlar onların peşine gidip kendilerine kurtarıcı aramışlardır.
Biz burada sadece Kur’an’ın bize aktardığı şefaatle ilgili ayetlerden kastedilen manayı yakalamaya çalışacağız İnşallah.
Şefaat: önce sözlük anlamına baktığımızda aracılık, araya girme, tavassut bir kimsenin bir başka kimse hakkında iyi niyet ve iyi durum konusunda kefil olmasıdır. Onun hakkında söz söyleyip affını istemesi, yakınlaştırma, yaklaştırma.
Bu anlayış tövbe haşa Allah’ın bilmediklerini Allah’a öğretme veya Allah’ın herhangi bir konuda vermiş olduğu hükmü değiştirip ona müdahale edip, engel olma anlamındadır.
Bugünkü toplumun veya ulemaların şefaat anlayışı genelde hep bu anlamdadır.
Yani bir şeyhin veya kendilerine bağlı olanları aracılık yaparak cezadan kurtarması veya Allah’a müdahale ederek cezayı hafifletmesi anlamına gelmektedir.
Allah bir kulunu cehenneme atacak peygamberler veya cemaat liderleri Allah’ın cehenneme attığı o kulunu cehennemden çıkarıp cennete atacak. Böyle inanış Kur’an’la kesinlikle bağdaşmaz.
2/48: “ve hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.”
Dünyanın ve ahretin mülkü Allah’a aittir. Hiç kimsenin bu mülkte ortaklığı yoktur. Bu dünya hayatında da ahret hayatında da yasaları Allah koyar Allah’ın karşısında bu yasaları beğenmeyip kendilerine göre yasa koymaya çalışanlar kendilerinde uluhiyetlik iddia ediyor demektir. Bunu böyle bilip takip edenler aynı suça ortaktırlar.
Biz bunları izah ederken Kur’an daki ana çatıyı oluşturan ayetleri yakalamak Doğru anlayışı kolaylaştıracaktır. Diğer ayetleri konu içerisinde işlerken bu sınırlara dikkat etmek gerekmektedir.
Şefaatin Allah tarafından bazı özel kişilere verileceğini şefaat izni verilen kişiler ancak şefaat edeceği ile ilgili büyük bir yanılgı var ortada.
2/255- Allah... O&#039;ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir. O&#039;nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O&#039;nundur. İzni olmaksızın O&#039;nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O&#039;nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O&#039;nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O&#039;na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür.
Şimdi ayette geçen “izni olmaksızın onun katıda şefaate bulunacak kimdir” sözünden sanki Allah birilerine şefaat izni veriyor da onlar şefaat ediyorlar gibi bir anlam çıkarıyorlar. Daha öncede bahsettiğimiz gibi bir ayetin kastettiği manayı yakalayabilmek için onunla ilgili bütün ayetlerden haberdar olunması gerekir. Evet ayette bir şefaat eden birinin olduğu muhakkak ama bu kim şimdi kuranda onu aramaya çalışalım.
20/108”O gün kendisinden sapma imkânı olmayan bir çağırıcıya uyacaklar rahman (olan Alla)a karşı sesler kısılmıştır.artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.”
20/109”Ogün rahman olan Allah’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.”
Burada Allah’ın şefaat izni verdiği birini yakaladık gibi geliyor bana acaba bu şefaat edecek kimmiş onu bulmaya çalışalım. Eğer bu şefaat edecek kişi peygamberlerse o zaman şu ayete uygun düşmezdi.
9/80”Sen onlar için ister bağışlama dile istersen dileme Onlar için yetmiş kere bağışlama dilesen de Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Gerçekten onların Allah’a ve elçisine karşı nankörlük etmeleri dolayısı iledir. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez.”
Demek ki Ayette görüldüğü gibi Allah’ın gazaplandığı kişiye bağışlama dilemesi peygamber olsa da fayda vermiyor. Yine bir ayeti kerime daha aktaralım.
21/28”O önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Onlar şefaat etmezler (kendisinden ) hoşnut olunandan başka ve onlar o’nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır.”
Bu ayette de hoşnut olunan birinden söz etmektedir aslında burada şefaatle ilgili ayetlerde mesele gelip “Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu” cümlesinde toplanıp düğümlenmektedir.
Şimdi şefaatle ilgili ayetlerden aktarıp onlar içerisinden kastedilen manayı yakalamaya çalışalım.
10/3” Şüphesiz sizin rabbiniz Altı günde gökleri ve yeri yaratan sonra arşa istiva eden işleri evirip çeviren Allah’tır.onun izni olmadıktan sonra hiç kimse şefaatçi olamaz işte rabbiniz olan Allah budur Öyleyse ona kulluk edin.Yinede öğüt alıp düşünmeyecek misiniz.”
19/87”Rahmanın katında ahit almışlar dışında (olanlar) şefaate malik olmayacaklardır.”
6/51”Rablerine (götürülüp) toplanacaklarından korkanları onunla (Kur’an’la)uyarıp korkut onlar için ondan başka ne velileri vardır ne şefaatçileri.umulur ki korkup sakınırlar.”
32/4”Allah gökleri yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı .sonra arşa istiva etti sizin onun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur.Yinede öğüt alıp düşünmeyecek misiniz? “
10/18”Allahı bırakıp.kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler.ve bunlar bizim Allah katında bizim şefaatçilerimiz derler.
2/254: “Ey ima edenler hiçbir alışverişin hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel size rızk olarak verdiklerimizden infak edin. Kâfirler onlar zulmedenlerdir.
Şefaatle ilgili aktarmış olduğumuz ayetlerden de anlaşıldığı gibi , Allah ahiret hayatında hiç kimsenin hiç kimseye şefaat edemeyeceğini ancak kişinin kendi yapmış olduğu güzel ameller onun şefaatçisi olacağı anlayışı daha doğru olur kanaatindeyim.
17/13: “Biz her insanın kuşunu (işlediklerini yaptıklarını) kendi boynuna doladık..Kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız .
17/14:”Kendi kitabını oku. Bu gün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter.”
Allah Kur’an’da “ dilediğimi saptırım dilediğimi hidayete getiririm “ derken sapmanın ve hidayete gelmenin yollarını açan o Doğruya ve yanlışa gidebilecek malzemeleri veren de O İşte Allah kişinin özgür iradesiyle doğru yolda yürüyenlere Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu ifadesini kullanıyor. Bu Kur’an’ın anlatım sanatıdır.
Öyle ise Allah’ın izin verdiği ifadesi kişinin kendi amellerinin ahret aleminde karşısına dikilip onu kurtaran, onun şefaatçisi olacaktır. O zaman diyebiliriz ki kişinin kendi amelinin dışında kendisine yardımcı olacak ve kendisine şefaat etmesi için izin verilecek hiç bir güç ve kurtarıcı olmayacaktır.
Gönderen Ali Rıza Borazan</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ağustos 2008 Salı<br />
AHİRET ALEMİNDE ŞEFAAT OLAYI YOK<br />
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAHIN ADIYLA<br />
Kur’an’ın temel felsefesinden biri tevhit inancını yerleştirip insanların bakış açısını bir yöne çevirip birlikteliği sağlamaktır.<br />
Ama Kur’an’ın dışındaki anlatılanlara baktığımız zaman sanki Allah’tan başka birçok ilahlar daha var da insanlar onların peşine gidip kendilerine kurtarıcı aramışlardır.<br />
Biz burada sadece Kur’an’ın bize aktardığı şefaatle ilgili ayetlerden kastedilen manayı yakalamaya çalışacağız İnşallah.<br />
Şefaat: önce sözlük anlamına baktığımızda aracılık, araya girme, tavassut bir kimsenin bir başka kimse hakkında iyi niyet ve iyi durum konusunda kefil olmasıdır. Onun hakkında söz söyleyip affını istemesi, yakınlaştırma, yaklaştırma.<br />
Bu anlayış tövbe haşa Allah’ın bilmediklerini Allah’a öğretme veya Allah’ın herhangi bir konuda vermiş olduğu hükmü değiştirip ona müdahale edip, engel olma anlamındadır.<br />
Bugünkü toplumun veya ulemaların şefaat anlayışı genelde hep bu anlamdadır.<br />
Yani bir şeyhin veya kendilerine bağlı olanları aracılık yaparak cezadan kurtarması veya Allah’a müdahale ederek cezayı hafifletmesi anlamına gelmektedir.<br />
Allah bir kulunu cehenneme atacak peygamberler veya cemaat liderleri Allah’ın cehenneme attığı o kulunu cehennemden çıkarıp cennete atacak. Böyle inanış Kur’an’la kesinlikle bağdaşmaz.<br />
2/48: “ve hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.”<br />
Dünyanın ve ahretin mülkü Allah’a aittir. Hiç kimsenin bu mülkte ortaklığı yoktur. Bu dünya hayatında da ahret hayatında da yasaları Allah koyar Allah’ın karşısında bu yasaları beğenmeyip kendilerine göre yasa koymaya çalışanlar kendilerinde uluhiyetlik iddia ediyor demektir. Bunu böyle bilip takip edenler aynı suça ortaktırlar.<br />
Biz bunları izah ederken Kur’an daki ana çatıyı oluşturan ayetleri yakalamak Doğru anlayışı kolaylaştıracaktır. Diğer ayetleri konu içerisinde işlerken bu sınırlara dikkat etmek gerekmektedir.<br />
Şefaatin Allah tarafından bazı özel kişilere verileceğini şefaat izni verilen kişiler ancak şefaat edeceği ile ilgili büyük bir yanılgı var ortada.<br />
2/255- Allah&#8230; O&#8217;ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir. O&#8217;nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O&#8217;nundur. İzni olmaksızın O&#8217;nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O&#8217;nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O&#8217;nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O&#8217;na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür.<br />
Şimdi ayette geçen “izni olmaksızın onun katıda şefaate bulunacak kimdir” sözünden sanki Allah birilerine şefaat izni veriyor da onlar şefaat ediyorlar gibi bir anlam çıkarıyorlar. Daha öncede bahsettiğimiz gibi bir ayetin kastettiği manayı yakalayabilmek için onunla ilgili bütün ayetlerden haberdar olunması gerekir. Evet ayette bir şefaat eden birinin olduğu muhakkak ama bu kim şimdi kuranda onu aramaya çalışalım.<br />
20/108”O gün kendisinden sapma imkânı olmayan bir çağırıcıya uyacaklar rahman (olan Alla)a karşı sesler kısılmıştır.artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.”<br />
20/109”Ogün rahman olan Allah’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.”<br />
Burada Allah’ın şefaat izni verdiği birini yakaladık gibi geliyor bana acaba bu şefaat edecek kimmiş onu bulmaya çalışalım. Eğer bu şefaat edecek kişi peygamberlerse o zaman şu ayete uygun düşmezdi.<br />
9/80”Sen onlar için ister bağışlama dile istersen dileme Onlar için yetmiş kere bağışlama dilesen de Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Gerçekten onların Allah’a ve elçisine karşı nankörlük etmeleri dolayısı iledir. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez.”<br />
Demek ki Ayette görüldüğü gibi Allah’ın gazaplandığı kişiye bağışlama dilemesi peygamber olsa da fayda vermiyor. Yine bir ayeti kerime daha aktaralım.<br />
21/28”O önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Onlar şefaat etmezler (kendisinden ) hoşnut olunandan başka ve onlar o’nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır.”<br />
Bu ayette de hoşnut olunan birinden söz etmektedir aslında burada şefaatle ilgili ayetlerde mesele gelip “Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu” cümlesinde toplanıp düğümlenmektedir.<br />
Şimdi şefaatle ilgili ayetlerden aktarıp onlar içerisinden kastedilen manayı yakalamaya çalışalım.<br />
10/3” Şüphesiz sizin rabbiniz Altı günde gökleri ve yeri yaratan sonra arşa istiva eden işleri evirip çeviren Allah’tır.onun izni olmadıktan sonra hiç kimse şefaatçi olamaz işte rabbiniz olan Allah budur Öyleyse ona kulluk edin.Yinede öğüt alıp düşünmeyecek misiniz.”<br />
19/87”Rahmanın katında ahit almışlar dışında (olanlar) şefaate malik olmayacaklardır.”<br />
6/51”Rablerine (götürülüp) toplanacaklarından korkanları onunla (Kur’an’la)uyarıp korkut onlar için ondan başka ne velileri vardır ne şefaatçileri.umulur ki korkup sakınırlar.”<br />
32/4”Allah gökleri yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı .sonra arşa istiva etti sizin onun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur.Yinede öğüt alıp düşünmeyecek misiniz? “<br />
10/18”Allahı bırakıp.kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler.ve bunlar bizim Allah katında bizim şefaatçilerimiz derler.<br />
2/254: “Ey ima edenler hiçbir alışverişin hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel size rızk olarak verdiklerimizden infak edin. Kâfirler onlar zulmedenlerdir.<br />
Şefaatle ilgili aktarmış olduğumuz ayetlerden de anlaşıldığı gibi , Allah ahiret hayatında hiç kimsenin hiç kimseye şefaat edemeyeceğini ancak kişinin kendi yapmış olduğu güzel ameller onun şefaatçisi olacağı anlayışı daha doğru olur kanaatindeyim.<br />
17/13: “Biz her insanın kuşunu (işlediklerini yaptıklarını) kendi boynuna doladık..Kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız .<br />
17/14:”Kendi kitabını oku. Bu gün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter.”<br />
Allah Kur’an’da “ dilediğimi saptırım dilediğimi hidayete getiririm “ derken sapmanın ve hidayete gelmenin yollarını açan o Doğruya ve yanlışa gidebilecek malzemeleri veren de O İşte Allah kişinin özgür iradesiyle doğru yolda yürüyenlere Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu ifadesini kullanıyor. Bu Kur’an’ın anlatım sanatıdır.<br />
Öyle ise Allah’ın izin verdiği ifadesi kişinin kendi amellerinin ahret aleminde karşısına dikilip onu kurtaran, onun şefaatçisi olacaktır. O zaman diyebiliriz ki kişinin kendi amelinin dışında kendisine yardımcı olacak ve kendisine şefaat etmesi için izin verilecek hiç bir güç ve kurtarıcı olmayacaktır.<br />
Gönderen Ali Rıza Borazan</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Ali Rıza Borazan tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2007/03/20/sefaat-nedir-kim-kime-sefaat-eder/comment-page-1/#comment-9859</link>
		<dc:creator>Ali Rıza Borazan</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2009 16:06:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=193#comment-9859</guid>
		<description>Allah Razı olsun kardeşimizden. şefaatle ilgili meseleleri iyi aktarmış. Acizane ben de tesbit ettilerim aktarmaya çalışayım
05 Ağustos 2008 Salı
AHİRET ALEMİNDE ŞEFAAT OLAYI YOK
Kur’an’ın temel felsefesinden biri tevhit inancını yerleştirip insanların bakış açısını bir yöne çevirip birlikteliği sağlamaktır.
Ama Kur’an’ın dışındaki anlatılanlara baktığımız zaman sanki Allah’tan başka birçok ilahlar daha varda insanlar onların peşine gidip kendilerine kurtarıcı aramışlardır.
Biz burada sadece Kur’an’ın bize aktardığı şefaatle ilgili ayetlerden kastedilen manayı yakalamaya çalışacağız.
Şefaat: önce sözlük anlamına baktığımızda aracılık, araya girme, tavassut bir kimsenin bir başka kimse hakkında iyi niyet ve iyi durum konusunda kefil olmasıdır. Onun hakkında söz söyleyip affını istemesi, yakınlaştırma, yaklaştırma.
Bu anlayış tövbe haşa Allah’ın bilmediklerini Allah’a öğretme veya Allah’ın herhangi bir konuda vermiş olduğu hükmü değiştirip ona müdahale edip, engel olma anlamındadır.
Bugünkü toplumun veya ulemaların şefaat anlayışı genelde hep bu anlamdadır.
Yani bir şeyhin veya kendilerine bağlı olanları aracılık yaparak cezadan kurtarması veya Allah’a müdahale ederek cezayı hafifletmesi anlamına gelmektedir.
Allah bir kulunu cehenneme atacak peygamberler veya cemaat liderleri Allah’ın cehenneme attığı o kulunu cehennemden çıkarıp cennete atacak. Böyle inanış Kur’an’la kesinlikle bağdaşmaz.
2/48: “ve hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.”
Dünyanın ve ahretin mülkü Allah’a aittir. Hiç kimsenin bu mülkte ortaklığı yoktur. Bu dünya hayatında da ahret hayatında da yasaları Allah koyar Allah’ın karşısında bu yasaları beğenmeyip kendilerine göre yasa koymaya çalışanlar kendilerinde uluhiyetlik iddia ediyor demektir. Bunu böyle bilip takip edenler aynı suça ortaktırlar.
Biz bunları izah ederken Kur’an daki ana çatıyı oluşturan ayetleri yakalamak kolaylaşacaktır. Diğer ayetleri konu içerisinde işlerken bu sınırlara dikkat etmek gerekmektedir.
Şefaatin Allah tarafından bazı özel kişilere verileceğini şefaat izni verilen kişiler ancak şefaat edeceği ile ilgili büyük bir yanılgı var.
2/255”Allah ondan başka İLAH YOK TUR. DİRİDİR KÂİMDİR ONU UYUKLAMA VE UYKU TUTMAZ GÖKLERDE VE YERDE NE VARSA HEPSİ ONUNDUR İZNİ OLMAKSIZIN ONUN KATINDA ŞEFAATTA BULUNACAK KİMDİR .? O önlerindekini ve arkalarındakini bilir (onlar ise) Dilediği kadarının dışında Onun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar Onun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır .onların korunması ona güç gelmez.o pek yücedir pek büyüktür .”
Şimdi ayette geçen “izni olmaksızın onun katıda şefaate bulunacak kimdir” sözünden sanki Allah birilerine şefaat izni veriyor da onlar şefaat ediyorlar gibi bir anlam çıkarıyorlar. Daha öncede bahsettiğimiz gibi bir ayetin kastettiği manayı yakalayabilmek için onunla ilgili bütün ayetlerden haberdar olunması gerekir. Evet ayette bir şefaat eden birinin olduğu muhakkak ama bu ki,m şimdi kuranda onu aramaya çalışalım.
20/108”O gün kendisinden sapma imkânı olmayan bir çağırıcıya uyacaklar rahman (olan Alla)a karşı sesler kısılmıştır.artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.”
20/109”Ogün rahman olan Allah’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.”
Burada Allah’ın şefaat izni verdi ği birini yakaladık gibi geliyor bana acaba bu şefaat edecek kimmiş onu bulmaya çalışalım. Eğer bu şefaat edecek kişi peygamberlerse o zaman şu ayete uygun düşmezdi.
9/80”Sen onlar için ister bağışlama dile istersen dileme Onlar için yetmiş kere bağışlama dilesen de Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Gerçekten onların Allah’a ve elçisine karşı nankörlük etmeleri dolayısı iledir. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez.”
Demek ki Ayette görüldüğü gibi Allah’ın gazaplandığı kişiye bağışlama dilemesi fayda vermiyor. Yine bir ayeti kerime daha aktaralım.
21/28”O önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Onlar şefaat etmezler (kendisinden ) hoşnut olunandan başka ve onlar o’nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır.”
Bu ayette de hoşnut olunan birinden söz etmektedir aslında burada şefaatle ilgili ayetlerde mesele gelip “Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu” cümlesinde toplanıp düğümleniyor .
Şimdi şefaatle ilgili ayetlerden aktarıp onlar içerisinden kastedilen manayı yakalamaya çalışalım.
10/3” Şüphesiz sizin rabbiniz Altı günde gökleri ve yeri yaratan sonra arşa istiva eden işleri evirip çeviren Allah’tır.onun izni olmadıktan sonra hiç kimse şefaatçi olamaz işte rabbiniz olan Allah budur Öyleyse ona kulluk edin.Yinede öğüt alıp düşünmeyecek misiniz.”
19/87”Rahmanın katında ahit almışlar dışında (olanlar) şefaate malik olacaklardır.”
6/51”Rablerine (götürülüp) toplanacaklarından korkanları onunla (Kur’an’la)uyarıp korkut onlar için ondan başka ne velileri vardır ne şefaatçileri.umulur ki korkup sakınırlar.”
32/4”Allah gökleri yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı .sonra arşa istiva etti SİZİN ONUN DIŞINDA bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur.Yinede öğüt alıp düşünmeyecek misiniz? “
10/18”Allahı bırakıp.kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler.ve bunlar bizim Allah katında bizim şefaatçilerimiz derler.
2/254: “Ey ima edenler hiçbir alışverişin hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel size rızk olarak verdiklerimizden infak edin. Kâfirler onlar zulmedenlerdir.
Şefaatle ilgili aktarmış olduğumuz ayetlerden de anlaşıldığı gibi , Allah ahiret hayatında hiç kimsenin hiç kimseye şefaat edemeyeceğini ancak kişinin kendi yapmış olduğu güzel ameller onun şefaatçisi olacağı anlayışı daha doğru olur kanaatindeyim.
17/13: “Biz her insanın kuşunu (işlediklerini yaptıklarını) kendi boynuna malzemeleri verende o doladık..Kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız .
17/14:”Kendi kitabını oku. Bu gün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter.”
Allah Kur’an’da “ dilediğimi saptırım dilediğimi hidayete getiririm “ derken sapmanın ve hidayete gelmenin yollarını açan o Doğruya ve yanlışa gidebilecek malzemeleri veren de O İşte Allah kişinin özgür iradesiyle doğru yolda yürüyenlere Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu ifadesini kullanıyor. Bu Kur’an’ın anlatım sanatıdır.
Öyle ise Allah’ın izin verdiği ifadesi kişinin kendi amellerinin ahret aleminde karşısına dikilip onu kurtaran, onun şefaatçisi olacaktır. O zaman diyebiliriz ki kişinin kendi amelinin dışında kendisine yardımcı olacak ve kendisine şefaat etmesi için izin verilecek hiçbir güç ve kurtarıcı olmayacaktır.
Gönderen Ali Rıza Borazan zaman: 00:31
0 yorum:

Yorum Gönder
Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)
Hakkımda
Fotoğrafım

Ali Rıza Borazan

Profilimin tamamını görüntüle
Kuran&#039;ın Anlaşılmasına Doğru

    * ▼ 2008 (38)
          o ▼ Temmuz (8)
                + Önsöz
                + Kur’an’daki Ayetleri Anlama Metodu
                + METNİ ARAPÇA OLAN KUR’AN’IN KORUNMASI
                + Kur’an’ın Yabancı Dillere Tercüme Edilmesi
                + Edebi Bir Sanat Eseri Olan Kur’an’da Ki Ayetlerin ...
                + Peygamberler Arasında Ayrım Yok
                + MUCİZELER ALLAH KATINDADIR
                + ALLAH SÖYLEDİĞİNE MUHALEFET ETMEZ.
          o ► Ağustos (17)
                + AHİRET ALEMİNDE ŞEFAAT OLAYI YOK
                + KUR’AN DAKİ AYETLERİN KUR’ANDAKİ AYETLERLE AÇIKLAN...
                + ADEM
                + İNSANI MEYDANA GETİREN ANA PARÇALAR
                + MELEKLER VE İNSANLAR
                + ŞEYTAN
                + CİN
                + NUH TUFANI
                + EBABİL KUŞLARI OLAYI
                + SALİH PEYGAMBERİN DEVESİ
                + SIĞIR KESME OLAYI
                + Sığır Kesme Olayını, Beraberce Düşünüp, Anlatmak İ...
                + SAMİRİNİN ÖNDERLĞİNDE HALKIN SAPMASI
                + KAFİR VE MÜNAFIK
                + HZ İSA PEYGAMBER BABASIZ DEĞİLDİR
                + HZ. İSA’NIN BABASI ZEKERİYA PEYGAMBERDİR
                + HAZRETİ İSA PEYGAMBER ÖLDÜ
          o ► Eylül (10)
                + KUR’ANDA GEÇEN ASHAB-I KEHF OLAYI
                + KUR’ANA GÖRE PEYGAMBERLERİN YERİ VE KONUMU
                + PEYGAMBERLİK VE KUR AN DAKİ TANIMI
                + PEYGAMBERLERE VAHİY NASIL GELİR
                + EHLİ KİTAP VE KAFİRLARLE EVLENMEK HARAMDIR
                + İNSANLARIN İLK ÇOĞALMASI ADEM VE HAVADAN DEĞİLDİR....
                + TALAK (BOŞANMA)
                + TALAK (BOŞANMA)
                + Nikah: nasıl; Müslüman olan bir erkeğin,Dünya hay...
                + Nikah: nasıl; Müslüman olan bir erkeğin,Dünya haya...
          o ► Ekim (1)
                + KUR&#039;AN VE SÜNNET
          o ► Kasım (2)
                + ÖZGEÇMİŞİM
                + KUR’AN’IN EVRENSEL MESAJI

    * ► 2009 (8)
          o ► Ocak (2)
                + KÖLE VE CARİYE KAVRAMI
                + CARİYELER MÜSLÜMAN ERKEKLERİN TASARRUFUNDADIR
          o ► Şubat (3)
                + GERÇEK ANLAMINDAKİ ÖLÜYÜ HAZRETİ İSA DİRİLTEMEZ
                + KABİR AZABI
                + HAZRETİ MUSANIN DENİZİ YARMA OLAYI NASIL OLDU
          o ► Mart (3)
                + KADER
                + EVLİ ERKEKLERİN KADINLARINA DAYAK ATMASINI KURAN Y...
                + KURANDA GEÇEN HARUT VE MARUT NEDİR</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Razı olsun kardeşimizden. şefaatle ilgili meseleleri iyi aktarmış. Acizane ben de tesbit ettilerim aktarmaya çalışayım<br />
05 Ağustos 2008 Salı<br />
AHİRET ALEMİNDE ŞEFAAT OLAYI YOK<br />
Kur’an’ın temel felsefesinden biri tevhit inancını yerleştirip insanların bakış açısını bir yöne çevirip birlikteliği sağlamaktır.<br />
Ama Kur’an’ın dışındaki anlatılanlara baktığımız zaman sanki Allah’tan başka birçok ilahlar daha varda insanlar onların peşine gidip kendilerine kurtarıcı aramışlardır.<br />
Biz burada sadece Kur’an’ın bize aktardığı şefaatle ilgili ayetlerden kastedilen manayı yakalamaya çalışacağız.<br />
Şefaat: önce sözlük anlamına baktığımızda aracılık, araya girme, tavassut bir kimsenin bir başka kimse hakkında iyi niyet ve iyi durum konusunda kefil olmasıdır. Onun hakkında söz söyleyip affını istemesi, yakınlaştırma, yaklaştırma.<br />
Bu anlayış tövbe haşa Allah’ın bilmediklerini Allah’a öğretme veya Allah’ın herhangi bir konuda vermiş olduğu hükmü değiştirip ona müdahale edip, engel olma anlamındadır.<br />
Bugünkü toplumun veya ulemaların şefaat anlayışı genelde hep bu anlamdadır.<br />
Yani bir şeyhin veya kendilerine bağlı olanları aracılık yaparak cezadan kurtarması veya Allah’a müdahale ederek cezayı hafifletmesi anlamına gelmektedir.<br />
Allah bir kulunu cehenneme atacak peygamberler veya cemaat liderleri Allah’ın cehenneme attığı o kulunu cehennemden çıkarıp cennete atacak. Böyle inanış Kur’an’la kesinlikle bağdaşmaz.<br />
2/48: “ve hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.”<br />
Dünyanın ve ahretin mülkü Allah’a aittir. Hiç kimsenin bu mülkte ortaklığı yoktur. Bu dünya hayatında da ahret hayatında da yasaları Allah koyar Allah’ın karşısında bu yasaları beğenmeyip kendilerine göre yasa koymaya çalışanlar kendilerinde uluhiyetlik iddia ediyor demektir. Bunu böyle bilip takip edenler aynı suça ortaktırlar.<br />
Biz bunları izah ederken Kur’an daki ana çatıyı oluşturan ayetleri yakalamak kolaylaşacaktır. Diğer ayetleri konu içerisinde işlerken bu sınırlara dikkat etmek gerekmektedir.<br />
Şefaatin Allah tarafından bazı özel kişilere verileceğini şefaat izni verilen kişiler ancak şefaat edeceği ile ilgili büyük bir yanılgı var.<br />
2/255”Allah ondan başka İLAH YOK TUR. DİRİDİR KÂİMDİR ONU UYUKLAMA VE UYKU TUTMAZ GÖKLERDE VE YERDE NE VARSA HEPSİ ONUNDUR İZNİ OLMAKSIZIN ONUN KATINDA ŞEFAATTA BULUNACAK KİMDİR .? O önlerindekini ve arkalarındakini bilir (onlar ise) Dilediği kadarının dışında Onun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar Onun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır .onların korunması ona güç gelmez.o pek yücedir pek büyüktür .”<br />
Şimdi ayette geçen “izni olmaksızın onun katıda şefaate bulunacak kimdir” sözünden sanki Allah birilerine şefaat izni veriyor da onlar şefaat ediyorlar gibi bir anlam çıkarıyorlar. Daha öncede bahsettiğimiz gibi bir ayetin kastettiği manayı yakalayabilmek için onunla ilgili bütün ayetlerden haberdar olunması gerekir. Evet ayette bir şefaat eden birinin olduğu muhakkak ama bu ki,m şimdi kuranda onu aramaya çalışalım.<br />
20/108”O gün kendisinden sapma imkânı olmayan bir çağırıcıya uyacaklar rahman (olan Alla)a karşı sesler kısılmıştır.artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.”<br />
20/109”Ogün rahman olan Allah’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.”<br />
Burada Allah’ın şefaat izni verdi ği birini yakaladık gibi geliyor bana acaba bu şefaat edecek kimmiş onu bulmaya çalışalım. Eğer bu şefaat edecek kişi peygamberlerse o zaman şu ayete uygun düşmezdi.<br />
9/80”Sen onlar için ister bağışlama dile istersen dileme Onlar için yetmiş kere bağışlama dilesen de Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Gerçekten onların Allah’a ve elçisine karşı nankörlük etmeleri dolayısı iledir. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez.”<br />
Demek ki Ayette görüldüğü gibi Allah’ın gazaplandığı kişiye bağışlama dilemesi fayda vermiyor. Yine bir ayeti kerime daha aktaralım.<br />
21/28”O önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Onlar şefaat etmezler (kendisinden ) hoşnut olunandan başka ve onlar o’nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır.”<br />
Bu ayette de hoşnut olunan birinden söz etmektedir aslında burada şefaatle ilgili ayetlerde mesele gelip “Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu” cümlesinde toplanıp düğümleniyor .<br />
Şimdi şefaatle ilgili ayetlerden aktarıp onlar içerisinden kastedilen manayı yakalamaya çalışalım.<br />
10/3” Şüphesiz sizin rabbiniz Altı günde gökleri ve yeri yaratan sonra arşa istiva eden işleri evirip çeviren Allah’tır.onun izni olmadıktan sonra hiç kimse şefaatçi olamaz işte rabbiniz olan Allah budur Öyleyse ona kulluk edin.Yinede öğüt alıp düşünmeyecek misiniz.”<br />
19/87”Rahmanın katında ahit almışlar dışında (olanlar) şefaate malik olacaklardır.”<br />
6/51”Rablerine (götürülüp) toplanacaklarından korkanları onunla (Kur’an’la)uyarıp korkut onlar için ondan başka ne velileri vardır ne şefaatçileri.umulur ki korkup sakınırlar.”<br />
32/4”Allah gökleri yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı .sonra arşa istiva etti SİZİN ONUN DIŞINDA bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur.Yinede öğüt alıp düşünmeyecek misiniz? “<br />
10/18”Allahı bırakıp.kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler.ve bunlar bizim Allah katında bizim şefaatçilerimiz derler.<br />
2/254: “Ey ima edenler hiçbir alışverişin hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel size rızk olarak verdiklerimizden infak edin. Kâfirler onlar zulmedenlerdir.<br />
Şefaatle ilgili aktarmış olduğumuz ayetlerden de anlaşıldığı gibi , Allah ahiret hayatında hiç kimsenin hiç kimseye şefaat edemeyeceğini ancak kişinin kendi yapmış olduğu güzel ameller onun şefaatçisi olacağı anlayışı daha doğru olur kanaatindeyim.<br />
17/13: “Biz her insanın kuşunu (işlediklerini yaptıklarını) kendi boynuna malzemeleri verende o doladık..Kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız .<br />
17/14:”Kendi kitabını oku. Bu gün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter.”<br />
Allah Kur’an’da “ dilediğimi saptırım dilediğimi hidayete getiririm “ derken sapmanın ve hidayete gelmenin yollarını açan o Doğruya ve yanlışa gidebilecek malzemeleri veren de O İşte Allah kişinin özgür iradesiyle doğru yolda yürüyenlere Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu ifadesini kullanıyor. Bu Kur’an’ın anlatım sanatıdır.<br />
Öyle ise Allah’ın izin verdiği ifadesi kişinin kendi amellerinin ahret aleminde karşısına dikilip onu kurtaran, onun şefaatçisi olacaktır. O zaman diyebiliriz ki kişinin kendi amelinin dışında kendisine yardımcı olacak ve kendisine şefaat etmesi için izin verilecek hiçbir güç ve kurtarıcı olmayacaktır.<br />
Gönderen Ali Rıza Borazan zaman: 00:31<br />
0 yorum:</p>
<p>Yorum Gönder<br />
Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa<br />
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)<br />
Hakkımda<br />
Fotoğrafım</p>
<p>Ali Rıza Borazan</p>
<p>Profilimin tamamını görüntüle<br />
Kuran&#8217;ın Anlaşılmasına Doğru</p>
<p>    * ▼ 2008 (38)<br />
          o ▼ Temmuz (8)<br />
                + Önsöz<br />
                + Kur’an’daki Ayetleri Anlama Metodu<br />
                + METNİ ARAPÇA OLAN KUR’AN’IN KORUNMASI<br />
                + Kur’an’ın Yabancı Dillere Tercüme Edilmesi<br />
                + Edebi Bir Sanat Eseri Olan Kur’an’da Ki Ayetlerin &#8230;<br />
                + Peygamberler Arasında Ayrım Yok<br />
                + MUCİZELER ALLAH KATINDADIR<br />
                + ALLAH SÖYLEDİĞİNE MUHALEFET ETMEZ.<br />
          o ► Ağustos (17)<br />
                + AHİRET ALEMİNDE ŞEFAAT OLAYI YOK<br />
                + KUR’AN DAKİ AYETLERİN KUR’ANDAKİ AYETLERLE AÇIKLAN&#8230;<br />
                + ADEM<br />
                + İNSANI MEYDANA GETİREN ANA PARÇALAR<br />
                + MELEKLER VE İNSANLAR<br />
                + ŞEYTAN<br />
                + CİN<br />
                + NUH TUFANI<br />
                + EBABİL KUŞLARI OLAYI<br />
                + SALİH PEYGAMBERİN DEVESİ<br />
                + SIĞIR KESME OLAYI<br />
                + Sığır Kesme Olayını, Beraberce Düşünüp, Anlatmak İ&#8230;<br />
                + SAMİRİNİN ÖNDERLĞİNDE HALKIN SAPMASI<br />
                + KAFİR VE MÜNAFIK<br />
                + HZ İSA PEYGAMBER BABASIZ DEĞİLDİR<br />
                + HZ. İSA’NIN BABASI ZEKERİYA PEYGAMBERDİR<br />
                + HAZRETİ İSA PEYGAMBER ÖLDÜ<br />
          o ► Eylül (10)<br />
                + KUR’ANDA GEÇEN ASHAB-I KEHF OLAYI<br />
                + KUR’ANA GÖRE PEYGAMBERLERİN YERİ VE KONUMU<br />
                + PEYGAMBERLİK VE KUR AN DAKİ TANIMI<br />
                + PEYGAMBERLERE VAHİY NASIL GELİR<br />
                + EHLİ KİTAP VE KAFİRLARLE EVLENMEK HARAMDIR<br />
                + İNSANLARIN İLK ÇOĞALMASI ADEM VE HAVADAN DEĞİLDİR&#8230;.<br />
                + TALAK (BOŞANMA)<br />
                + TALAK (BOŞANMA)<br />
                + Nikah: nasıl; Müslüman olan bir erkeğin,Dünya hay&#8230;<br />
                + Nikah: nasıl; Müslüman olan bir erkeğin,Dünya haya&#8230;<br />
          o ► Ekim (1)<br />
                + KUR&#8217;AN VE SÜNNET<br />
          o ► Kasım (2)<br />
                + ÖZGEÇMİŞİM<br />
                + KUR’AN’IN EVRENSEL MESAJI</p>
<p>    * ► 2009 (8)<br />
          o ► Ocak (2)<br />
                + KÖLE VE CARİYE KAVRAMI<br />
                + CARİYELER MÜSLÜMAN ERKEKLERİN TASARRUFUNDADIR<br />
          o ► Şubat (3)<br />
                + GERÇEK ANLAMINDAKİ ÖLÜYÜ HAZRETİ İSA DİRİLTEMEZ<br />
                + KABİR AZABI<br />
                + HAZRETİ MUSANIN DENİZİ YARMA OLAYI NASIL OLDU<br />
          o ► Mart (3)<br />
                + KADER<br />
                + EVLİ ERKEKLERİN KADINLARINA DAYAK ATMASINI KURAN Y&#8230;<br />
                + KURANDA GEÇEN HARUT VE MARUT NEDİR</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
