Sanal istikrar: Borçlarımız zirveye koşuyor !

(Etik Haber)Türkiye’nin toplam borç stoku korkunç boyutlara ulaştı. Sıcak paraya dayalı ekonomi politikası ülkenin iç ve dış borçlarını sürekli büyütüyor. AKP iktidara gelmeden önce 91,6 milyar dolar olan iç borç Ocak 2007’de tam iki kat artarak 181 milyar dolara, 130,2 milyar dolar olan dış borç da 198,2 milyar dolara çıktı.

Türkiye’nin toplam borç stoku korkunç boyutlara ulaştı. Sıcak paraya dayalı ekonomi politikası ülkenin iç ve dış borçlarını sürekli büyütüyor. AKP iktidara gelmeden önce 91,6 milyar dolar olan iç borç Ocak 2007’de tam iki kat artarak 181 milyar dolara, 130,2 milyar dolar olan dış borç da 198,2 milyar dolara çıktı. AKP döneminde ülkenin toplam borcu 157 milyar dolar arttı. Borçlanmadaki bu tehlikeli artış, rakam oyunları ile gizlenmeye çalışılıyor.

Türkiye’nin toplam borç stoku korkunç boyutlara geldi. Sıcak paraya dayalı ekonomi politikası ülkenin iç ve dış borçlarını sürekli büyütüyor. AKP iktidara gelmeden önce 91,6 milyar dolar olan iç borç Ocak 2007’de tam iki kat artarak 181 milyar dolara, 130,2 milyar dolar olan dış borçta 198,2 milyar dolara çıktı. AKP döneminde ülkenin toplam borcu 157 milyar dolar arttı. Borçlanmadaki bu tehlikeli artış, rakam oyunları ile gizlenmeye çalışılıyor.

Türkiye, borçlanmada AKP hükümeti döneminde adeta rekorlar kırar hale geldi. Grafikler bu rekorun fotoğrafını net bir şekilde gösteriyor. Ocak ayı verilerine göre toplam borç stoku 380 milyar dolara dayanarak yeni zirveleri test etti. Dolar bazında bakıldığında Türkiye’nin, Ekim 2002’de 217 milyar 201 milyon dolar olan toplam borç stoku, 2007 Ocak ayı itibariyle 379,3 milyar dolara çıktı. İç ve dış borçlar ayrı ayrı değerlendirildiğinde AKP iktidara geldiğinde ülkenin toplam iç borcu 91,6 milyar dolar idi. YTL idi. Dış borcu ise kamu ve özel olmak üzere 130 milyar 164 milyon dolar seviyesindeydi. Bugüne gelindiğinde iç borç yüzde 100 artarak 181 milyar dolara, dış borç ise yüzde 68 oranında yükselerek 198 milyar 261 milyon dolar oldu.

Borçlanma konusunda, özellikle dış borçlanmadaki yapı değişikliği dikkat çekiyor. 2003 yılından itibaren hayali enflasyon hedeflerine ulaşabilmek için uygulanan para ve kur politikası sonucunda özel sektörün dış borçlanmada çok iştahlı davrandığı gözleniyor. Bu dönemde dış borçlarda kamunun ağırlığı azalırken, özel sektörde ise adeta bir patlama yaşandı. 2002 sonunda 130,2 milyar dolar toplam dış borcun 85,7 milyar doları kamuya, 44,5 milyar doları da özel şirketlere aitti. Yüzdelik olarak düşünüldüğünde dış borcun yüzde 65,8’i kamuya, yüzde 34,2’si de özel şirketlerin borçlarıydı. 2003’ten itibaren bu tablo değişmeye başladı. Son dört yıl içinde kamuya ait dış borçlar hemen hemen hiç artmazken, özel şirketlerin borcu ise 69,5 milyar dolar arttı. Bu durum ise borçların pasta dağılımını özel sektör aleyhine değişmesine neden oldu. Dış borç pastasının yüzde 57,5’i özel sektöre aitken, yüzde 42,5’i ise kamunun üzerinde.

Milli Gazete


Toplam Okunma: 240 | Bugunku Okunma: 2 | En Son Okunma: 03.12.2008 - 22:09

4 Yorum

  1. toprakerdem:

    Değerli arkadaşlar…

    SÜRÜ PSİKOLOJİSİ VE GÜDÜLMENİN ZAFERİ …

    Koalisyonun döneminin istikrarsızlığının sürdüğü dönemde ; ABD’nin plan ve projelerine uygun bir programla dış destekli kurulmuş bir parti olan AKP , o dönemin yönetim zaafiyetinden nemalanarak 2002 seçimleriyle iktidar yakalama fırsatı elde etmiştir.

    2007 seçimlerine kadar iktidar olan bu zihniyet tamamen dış güçlerin piyonu durumuna düşmüş , ABD ve AB tarafından güdülen emir kulu bir parti haline gelmiştir.

    Bu arada güdülme psikolojinin verdiği kültürle ; ülkenin mali yapısına IMF egemen olmuş , AB dayatmalarının tümü emir telakkisi ile hayata geçirilme planları yürürlüğe sokulmaya gayreti içine girilmiştir. Sat kurtul , ver kurtul anlayışı ile ulusal değerlerimiz yabancı tekellere peşkeş çekilmiştir.

    Aynı hükümet ; 2007 seçimleriyle tekrar iktidar olmayı başarmıştır…

    Peki bize demokrasinin zaferi olarak yuttulmaya çalışılan bu sonuca nasıl gelinmiştir. İşte esas irdelenmesi gereken konu da budur.

    1-Doğu ve güneydoğunun egemen olduğu aşiret kültürü ile , kırsalda egemen olan kaderci zihniyet ve pagan kültürü ile gelişmiş ümmet bilincinin bütün bunlarda baş rol oynadığı bir gerçektir.

    2-Yukarıdaki madde de belirtilen çoğunluğun oluşturduğu büyük şehirleri egemenliği altına alan , yozlaşmış varoş kültürü… Bu varoş kültürü ; kaderci ve ümmetçi geleneğin , şehirleşme ile yozlaşmış ve arabesk müzikle yaşam alışkanlığı haline gelmiş , ” acıların çocuğu ” olmayı maheret sayan kültürdür…

    3- 1 ve 2 maddelerde belirtilen bu kültürün büyük çoğunluğu ; okuma yazması olan fakat bunu sadece gazate manşetleri ile spor ve magazinin başlıklarını okuyan , bol resimli boyalı basının ve TV’lerdeki dizilerin dizi kolik olmuş bireyleridir… Kitap okuma ve kendini geliştirmekten yoksun , çoğunluğunun kendi hakları için dilekçeyi bile başkasına yazdıran büyük kalabalıktır…

    4-Aşiretlerin , tarikatların egemen olduğu kaderci ve ümmetçi gelenekçiler ile pagan kültürü ; ” Bir lokma aşım, kaygısız başım” , ” Bir lokma , bir hırka ” anlayışı ile büyümüş ve aza kanaat getirip ” Acıların çocuğu ” olmayı kader edinmişlerdir… Vilayetlerde valiliklerce, kasabalarda kaymakamlıklarca oluşturulan FAK-FUK ( Fakir Fukara fonu ) fonu ile ; dağıtılan erzak ve kömürü , yaşlılık karnesiyle belediye otobüslerinde bedava binmeyi, belediyelerin dağıttığı bedava ekmeği , nimet bilen ve azla yetinmeyi erdemlik öğretileriyle benimsemiş büyük çoğunluk…

    5- Bu büyük çoğunluk ; kültürlerinin , aşiret ve tarikatların , imam rahlesinin önünde oturup birşeyler öğrenmeyi ilim sanan kalabalıklardır… Henüz ulus ve ulusculuk bilincini oluşturamamıştır… Bu değerler, onları güdenlerce lanetlenmiş ve sürü psikolojisi ile önlerine sürülen fak-fuk fon ürünlerini nimet sayarak çoğunlukla reddedilmiştir…

    Yukarıda maddeler halinde izah edilmeye gayret edilen büyük kalabalıkların ürünü olan AKP’sinin 2007 seçimlerinde büyük bir oy patlamasını kimse bana zafer olarak nitelendirmesin … Bu gelişim zafer değil ; aşiret , tarikat , imam ve kaderci pagan kültürünün dayatmasıdır…Bunu zafer diyenlere ……. gülmeyi tercih ederim.

    Sürü ve güdülenme psikolojisi ile hareket edenlerin ; bizleri güden ABD ve AB çobanlarından çok şey öğrenmemiz gerekiyor…

    Global düşünüp , milli menfaatlerini düşünen ve üstün tutan çobanlarımızdan bunu öğrenebilirsek , belki kayıplarımızı telafi etme imkanımız olabilir…

    Saygılarımla.

  2. toprakerdem:

    Merhaba…

    Cehaletin kol gezip hüküm sürdüğü yerde , menfaatçi ve satılşmış aydınlar da bazı vakıfların tetikçisi haline gelir ve sürü psikolojisini demokrasi diye yuttururlarsa… Biz de bu dolmayı umarsız biçimde afiyetle yersek, cehaletin zaferini kutlamak ve onlarca yönetilmek kaderimiz olur…

  3. toprakerdem:

    Değerli arkadaşlar…

    Hayvanlara özür borçluyum… Ayrıca sizde özür dileyin…

    ——————————————————————————–

    Bazı arkadaşlar benim sürü lafımı yanlış değerlendirip bazılarını hayvan yerine koyduğumu iddia etmektedir…

    Bütüm hayvanları tanımaya çalışır , ve hepsine değer berip çok severim…Öyle bir yanılgıya sebeb verdiysem , bütün hayvanlara karşı bir özür borçluyum… Umarım sizde özür dileme gereği dıyarsınız…

    Şimdi bu yanılgıya düşenlere soruyorum…

    Hangi karganın yuvasına el uzatıp yumurtalarını almaya yuvasını dağıtmaya kalksanız, gözünüzü oymaya kalkmaz…

    Hangi çoban köpeği sahibinin sürüsüne dalan kurtlara ve çakallara umarsız kalıp , adam sendeci durumuna düşer…

    Hangi arının kovanına rahatça el uzatıp bal alabiliyorsunuz, sokmaya kalkmayan arımı var…

    Hangi yılanı ve akrebi tutmaya kalksanız , sizi sokmaya kalkmaz…

    Hangi ayının inine yol geçen hanı gibi rahatlıkla girebilirsiniz…

    Saymakla bitmez… Daha nasıl ve hangi hayvanlardan misal vereyim…

    Keşke içimizde biraz hayvanlık kalsaydı da… Yuvamızı dağıtanlara karşı havai fişek atarak kutlamasaydık…Keşke içimizde çoban köpeğinin erdemi olsaydı da , çakal ve kutlara varlıklarımızı yem olarak vermeseydikkkkkkk.

    Ben yanlış anlamalara yer verip hayvanlara hakaret ettiğim imajını verdiysem … Bütün hayvanlara buradan özür mesajlarımı iletiyorum. Sizde bana katılır , yardımcı olabilirmisiniz…

  4. muvahhit:

    2-Yukarıdaki madde de belirtilen çoğunluğun oluşturduğu büyük şehirleri egemenliği altına alan , yozlaşmış varoş kültürü… Bu varoş kültürü ; kaderci ve ümmetçi geleneğin , şehirleşme ile yozlaşmış ve arabesk müzikle yaşam alışkanlığı haline gelmiş , ” acıların çocuğu ” olmayı maheret sayan kültürdür…

    toprakerdem merhabalar,
    kusura kalmazsan bir ricam olacak..ben şu yukardaki paragraftan hiçbirşey anlşamadım,biraz açar mısın?varoş kültürü ne demek?ilk kez duymuyorum lakin ilk kez bu şekilde klullanıldığına şahit oldum..varoşun karşısı burjuva veya elit midir?sağlıcakla

Yorum yapın



Rastgele Yazı