Dindarlık adına bilimsel geriliğe bir örnek: Marifetname
Bu yazı Kurandaki Din sitesinden alıntıdır.
Kuran evde bohçalar içinde sarılı, okunmadan dururken dini yayınlar adı altında öyle kitaplar satılmakta ve okunmaktadır ki buna akıl erdirmek hiç mümkün değildir. Bu bölümde 250 yılı aşkın bir süredir rekor düzeyde satan, hala sadeleştirilip farklı yaynevleri tarafından tekrar tekrar basılan Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Marifetnamesi’ni inceleyeceğiz.
İLİM, İRFAN OKYANUSUNUN KİTABI
Erzurumlu İbrahim Hakkı, gelenekçi dini savunanlar tarafından büyük alim, ilim ve irfan okyanusu olarak takdim edilir. İbrahim Hakkı’nın Marifetname’deki izahlarına geçmeden, bu kitabı öven açıklamalara bir iki örnek vereceğiz. Bu övücü açıklamaları aklınızda iyi tutarsanız İbrahim Hakkı’nın değerli (!) açıklamalarını okuduğunuzda daha iyi değerlendirebilirsiniz. Kitsan tarafından 1984 yılında basılan Marifetname’nin 2. sayfasında İstanbul Müftüsü Selahattin Kaya’nın takdimi şöyledir. “Yazıldığı asırlara ışık tutan, günümüze kadar değerinden bir şey kaybetmeksizin dini eserler arasında müstesna bir yer işgal eden Marifetname’nin tekrar irfan hayatımızda yer alması sevindirici bir olaydır.”
Bedir Yayınevi ise Erzurumlu İbrahim Hakkı’yı tanıtırken, bizim gibi mezhepleri eleştirenleri ve sonuç olarak da Marifetname’yi de eleştirenleri kınayarak ve İbrahim Hakkı’yı överek okuyucularnı bu muazzam (!) esere hazırlar: “Bu kitabın müellifi Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri zahir batın ilimlerinde son derece yüksek bir mevkiye sahip olup, hem ulemai amilinden, hem de meşayihi kiramdan bir zatı celilül kadirdir. Kendisini rahmetle anar, onun ve diğer piranın ruhaniyetlerinin bizimle beraber olmasını Hak Teala’dan niyaz ederiz. Müellif hazretleri Ehli Sünnet Vel Cemaat mezhebindedir. Zaten hem itikad ve hem amelde tek yol Sünniliktir. Zamanımızda İslâm dünyasında ve bu arada memleketimizde türeyen bazı gafil ve cahiller Ehli Sünnet yolundan saparak yüce dinimizin safiyetini bozmak istemektedirler. Reformcular, Vehhabiler, Selefiye cereyanı salikleri, mezhepleri inkar edenler, mezhepleri birbirine karıştırmak isteyenler, İran Rafizilerinin peşine düşenler, din perdesi altında hizipçilik, anarşi ve terör kundakçılığı yapanlar ortalığı ifsad etmektedirler. Tüm mü’min kardeşlerimizin bu zararlı bidat cereyanlarına karşı son derece uyanık bulunmaları, onların aldatıcı propagandalarına kanmamaları ve Ehli Sünnet mezhebine sımsıkı sarılmaları lazımdır. Ta ki dinimiz yücelsin, ümmetimiz selamet bulsun. Marifetname’nin bu baskısı büyük emeklerle hazırlanmış gerektiği zaman selahiyet sahiplerine danışılmış ve elden geldiği kadar eksiksiz bir eser vermek için gayret sarf edilmiştir. Türkiye’mizin yetiştirmiş olduğu büyük İslâm alimi ve arifi olan Şeyh İbrahim Hakkı Erzurumi hazretlerinin Marifetname’si eski tabirle bir muhital maariftir yani bir ilim ve irfan okyanusudur. Baştan sona kadar inceliklerle, hikmetlerle dolu bir hazinedir. Böyle bir eseri milletimize sunmaktan bahtiyarlık duyuyoruz ve bizi buna muvaffak kıldığı için Halıkımıza hamdu senalar ediyoruz.” Bedir Yayınevinin kitabı takdimi bu şekildedir.
BİR REZALETNAME: MARİFETNAME
Birazdan vereceğimiz örnekleri incelemeniz Ehli Sünnet alimi diye gösterilenlerin seviyelerini anlamanızı, dini yücelttiklerini sanırken neler yaptıklarını, bunun yanında bunları öven mezhepçi zihniyeti eleştirmekte isabetli veya isabetsiz olduğumuzu belirlemenizi sağlayacaktır.(Eğer bu kitabı almak isterseniz İbrahim Hakkı’nın yaptığı Cennet haritasını da kapsayan bir kitabı alın. Ne yazık ki Marifetname’nin bazı baskıları bu çok değerli(!) haritayı kitaptan çıkarmış bulunuyorlar.) Değerlendirmelerinizi daha rahat yapabilmeniz için Marifetname’den (Başlıklar bize aittir) örneklere geçiyoruz:
MELEKLERİ KORKUTAN YAKUT GÖZLÜ YILAN
Bütün bu saf saf olan meleklerin ötesinde bir büyük yılan vardır. Arşı azamı başı kuyruğunun üzerine gelmek üzere çevrelemiştir. Başı beyaz inciden, bedeni sarı altından ve gözleri kırmızı yakuttan yaratılmıştır. Her bir tüyünün dibinde bir meleğin tespih ettiği yüz bin kanadı vardır. Bu sarı yılanın tespihinin sesi diğer bütün meleklerin tespih seslerini bastırarak onlara korku verir. Ağznı açtığı zaman gökleri ve yeri bir lokma etmesi mümkündür. Eğer o büyük yılana ilham olunmasa idi, onun sesinin heybetinden bütün mahluklar helak olurdu.
ALTI YÜZ KANATLI, ALTMIŞ BİN TELEKLİ MELEK
Birisi Cebrail aleyhisselamdır ki altı yüz kanadı vardır. Her birinin yüz teleği vardır ki her teleğin uzunluğu Batı ile Doğu’nun arası kadardır. Tüm kanatları renkli nurlarla olmakla beraber, büyük cüssesi kardan beyazdır. Ayakları yerin altına kadar uzanır. Kanadının bir tüyü ile dağları devirecek kadar kuvvetlidir.
YEDİ GÖK
…. Bunun altında dördüncü gök vardır ki beyaz gümüştendir. Bunun ismi Erkalun’dur. Buranın melekleri at suretindedir. Reislerinin ismi Kabail’dir. Bu dördüncü göğün bekçisidir. Bunun altında üçüncü gök vardır ki sarı yakuttandır. Bunun ismi Maun’dur. Buranın melekleri kartal suretindedir. Reislerinin ismi Saftail’dir. Bu üçüncü göğün bekçisidir.
KULPLU GÜNEŞ VE KILIFLI AY ARABALARI
Allah sözü edilen derya içinde Güneş için üç yüz altmış kulplu elmastan bir araba yaratıp, üzerine Güneş koymuştur. Güneş’i arabası ile doğudan batıya doğru çekip götürmeleri için her kulpundan tutacak bir melek tayin etmiştir. Ay içinde Hak Teala üç yüz kulplu sarı yakuttan bir araba yaratarak, üzerine Ay’ı yerleştirmiştir. Ay’ı arabası ile doğudan batıya çekip götürmeleri için her kulpu tutacak bir melek tayin edilmiştir. Ayrıca Ay için cevherden altmış kulplu bir kılıf yaratmış, her kulptan tutacak altmış melek tayin etmiştir. Ay’ın arabasını götüren melekler onu her gün Güneş’ten uzaklaştırdıkça, kılıfını tutan melekler de kılıfı her gün Ay’dan biraz daha sıyırarak Güneş ile Ay karşı karşıya geldiğinde kılıfından tamamen çıkıp dolunay halinde görülür. Sonra Ay’ı Güneş’e melekler yavaş yavaş yaklaştırdıkça kılıfını da diğer taraftan her gün biraz daha yaklaştırıp Ay Güneş’e iyice yaklaştığında kılıfını Ay’a tamamen giydirirler. Kıyamete kadar bu şekilde devam eder. Bu sebepten Ay bazen hilal, bazen yarım ay, bazen dolunay şeklinde görülür.
KIRK BİN BAŞLI, KIRK BİN AYAKLI, KIRK BİN BOYNUZLU KIRMIZI BOĞA LİYUNAN
Hak Teala yedi göğün her birisini balıklar gibi binlerce çeşit yaratıkla dopdolu etmiştir. Yedi göğün duvarı olan Kaf Dağının ötesinde bir büyük yılan yaratmıştır. Yılan büyük dağı halka gibi kuşatıp başını kuyruğu üzerine koymuştur. Kıyamete kadar Hak Teala’yı yüksek şanıyla tespih eder. Bu denizler ortasında yedi yer bir gemi gibi hareketli ve huzursuz iken, Hak Teala bir büyük melek tayin etmiştir ki; yerlerin etrafını kavrayıp, bir omuzu üzerinde sakin kılmıştır. Sonra Hak Teala, o meleğin ayağı sağlam dursun diye yeşil yakuttan büyük bir kare biçiminde kaya yaratmıştır ki, onun en üst düzeyinde bin vadi yaratıp, her birini bir deniz ile ve her denizi binlerce çeşit yaratıkla doldurmuştur. Daha sonra Hak Teala o kayayı sabit tutmak için bir büyük kırmızı öküz yaratmıştır ki onun kırk bin başı, kırk bin boynuzu, kırk bin ayağı vardır. Her iki ayağı arası bir yıllık yoldur. Kayayı boynuzları ve sırtı üzerine yerleştirmiştir. Bu öküzün adı Liyunan’dır. Sonra Hak Teala onun ayaklarını sabitleştirmek için bir büyük balık yaratmıştır ki yedi deniz onun ağzında bir damla gibidir. Sonra Hak Teala o balığın altında bir büyük deniz yaratmıştır ki bu büyük balık, bu büyük denizde sukun ve karar etmiştir. Sonra Hak Teala o denizin altında yedi tabaka cehennem yaratmıştır. O büyük deniz cehennem üzerinde sakin olmuştur. Sonra Hak Teala yedi cehennemin altında sert rüzgar yaratmıştır ki cehennemin iki tabakası onun üzerinde karar kılmıştır…
HANIMLAR İÇİN ÖNERİLER
Hanımını insanların kalabalık olduğu yerlere bakan eyvanlarda oturtmamak. Ta ki namahreme bakıp, halka meyli akmasın. Hanmına değerli ve süslü elbise giydirmemektir. Ta ki ziynet satmak için dışarı çıkmayıp evine bağlı olsun.
FAKİRLİĞİN SEBEPLERİ
Günah işlemek
Yalan söylemek
Sabah vakti uyumak
Bir gün bir gecede sekiz saatten çok uyumak
Soyunup çıplak yatmak
Çıplak iken abdest bozmak
Bir yanı üzerine yaslanıp ekmek yemek
Ekmek kırıntılarını yere dökmek
Cenabet iken ağzını yıkamadan yemek
Soğan ve sarımsak kabuklarını yakmak
Geceleyin evi süpürmek
Çöpleri evin içinde biriktirmek
Yaşından büyüklerin önünde yürümek
Anne ve babasını isimleri ile çağırmak
Eline geçen çer çöple dişlerini kurcalamak
Toprak ve çamur ile ellerini ovalamak
Eşik üzerinde oturmak
Kapının bir kanadına dayanmak
Helada abdest almak
Elbisesini üzerinde dikmek
Yüzünü yıkayınca yeniyle ya da eteği ile silmek
Evde örümcek yuvasını saklamak
Namazı kılmada gevşek davranmak
Sabah namazını kıldıktan sonra camiden erken çıkmak
Her sabah çarşıya erken gitmek
Çarşıdan eve geç dönmek
Dilencilerden ekmek kırıntılarını satın almak
Kendi evladına beddua etmek
Biti ateşe atmak
Gece kapların ağzını açık bırakmak
Mumu, kandili nefesle söndürmek
Boğumlu kalemle yazmak
Dişi kırık tarakla taranmak
Anne, baba ve üstadına duayı unutmak
Sarığını otururken sarmak
Ayak donunu ayakta giymek
Dilenciye kızıp boş çevirmek
Kısıp ihtiyacından az harcamak
İsraf edip haddinden çok harcamak
Geçim işlerinde gevşek davranmak
Kapısız evde yalnız yatmaktır.
UNUTMANIN SEBEPLERİ
Çok günah işlemek
Çok düşünmek ve üzülmek
İş ve meşguliyeti çok ve dağınık olmak
Taze çeşniş yemek
Ekşi elma yemek
Ense çukurundan kan aldırmak
Deve katarı arasından geçip gitmek
Mezar taşındaki yazıları okumak
Asılan adamın yüzüne bakmak
Canlı biti yere atmak
İŞTE SÜNNİLERİN SATIŞ REKORU KIRAN KİTABI BUDUR
Verdiğimiz bu örnekler, mezhepçi İslam’ın koyu savunucularından olan ve mezhepçilerin hararetli takdirlerini, övgülerini kazanan Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın iki yüz elli yılı aşkın bir süredir rekor sayılarda satan kitabından alıntılardır. Bu kitapta yazılanlar din adına yazılmış ve bu kitap İslami kitaplardan biri sayılmıştır. Bu kitaptaki bilgiler dini bir bilgiymiş gibi takdim edilmiştir. Kuran Müslümanı ile kendine Ehli Sünnet diyenler arasındaki fark bu kitapta da ortaya çıkmaktadır. Kuran’ı tek kaynak gören biri bu kitabı şiddetle yererken, “Ehli Sünnetim” diyenler ısrarla kitabı temize çıkarmaya çalışmaktadırlar. Uyuşturucu ile beyni yıkanmış bir adamın hayal dünyasında bile canlandıramayacağı manzaralar, Kuran’a, akla ve bilime ters olmasına rağmen savunulmuş ve üstelik müftüler, İslami yayınevleri bu izahları yapan kitaba ve yazarına övgüler yağdırmışlardır. Bu bilimsel(!) açıklamaları yapan İbrahim Hakkı hazretleri (!) ise tüm bu izahların “Tecrübe ile sabit” izahlar olduğunu yine marifetli kitabı Marifetname’de söylemektedir. Bu izahların nasıl bir tecrübe ile sabit olabildiğini kitabın yazarına sormak isterdik ama hayatta değil. Vardır herhalde bir açıklaması !
İBRAHİM HAKKI’NIN ÖNDERİ, BÜYÜK ALİM ETİKETLİ TABERİ
İbrahim Hakkı bu izahlarının bir çoğunu uydurma hadislere dayandırır ve kendisinden önceki Sunni alimleri kaynak olarak kullanır. İbrahim Hakkı’dan 900 yıl kadar önce yaşamış Taberi de İbrahim Hakkı’nın kaynaklarından biridir. Sunnilere göre büyük alim (!) olan Taberi’nin kitaplarını okuyanlar, Cebrail’in kanadı ile Ay’ın ateşini söndürdüğünü, Güneş ve Ay’ın kulplu arabalarda seyahatini, Güneş ve Ay’ın gökteki bir denizde yüzdüklerini, meleklerin kanatlarını kapatmalarıyla gece olduğunu, Ay’ın ve Güneş’in çekilerek batıya getirildiğini, meleklerin arabadan düşen Güneş’i yerine koyduklarını öğrenebilirler. Taberi de İbrahim Hakkı gibi dinsel motiflerle süslü bilimsel(!) izahlarını din dersi havasında uzun uzadıya anlatır. Bazı insanlar Kuran’ın bilimsel mucizelerine, akılla, bilimle çelişmeyen, aklı kullanmayı, bilimin temeli olan araştırıcılığı teşvik eden izahlarına rağmen Müslümanlar’ın özellikle son yedi yüz yılda nasıl bilim platformunda geri kaldıklarını merak ederler. Ne yazık ki İslam aleminin rehberi Kuran olmamıştır! Kuran ölülerin arkasından okunan okuma kitabıdır. Kuran tercümesi yasaklanan kitaptır. Kuran rehberlikte kenara konmuş, Taberiler, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Marifetnameler’i rehber olmuştur. Rehberleri yukarıdaki izahlarla dolu kitaplar olanların bilimsel alanda ilerlemesi, toplumun refahına, mutluluğuna varılacak yolda katkı yapmaları mümkün olabilir mi?
Kanaatimizce dinsizlik adına yapılan saldırılar bile bu tarz kitaplar kadar dine zarar vermemiştir. Bu tarz kitaplar; ya dinsizlerin saldırmaları için malzeme oluştururlar, ya da Kuran’ın yeterliliğini bilmeden dini kaynak diye bu kitapları okuyanların aklını karıştırırlar. Dini; bir mitoloji, mantığa aykırı izahların kabulü, bilimin reddi gbi gösterecek olan bu kitapları basan, yazan, savunan din dostları oldukça (!) tahminimiz dinin düşmana hiç ihtiyacı kalmayacaktır.
BİLİMDE GERİ KALMIŞLIĞIN KÖKENİ
Peygamberimiz’in vefatından sonraki ilk birkaç yüzyılda hurafeler, uydurmalar çıkmış olsa da Sünniliğin, Şiiliğin, hadisçi İslam öğretisinin bu yüzyıllarda tam bir hakimiyetini göremiyoruz. Hadislerin dinin kaynağı kabul edilmesine ve aklın bir kenara bırakılmasına karşı çıkan Mutezile gibi ekollerin bu yüzyıllardaki varlığı, hatta Abbasi halifelerinin kimisinin Mutezile ekolünü benimsemesi bunun delilidir.
İşte İslam’ın bu ilk asırlarında dünyanın en ileri, en medeni toplumu İslam toplumuydu. Aşağı yukarı her bilim tarihi kitabı, bugünkü Avrupa medeniyetinin, Rönesansının, sanayi toplumunun, kapitalizminin ve bunlarla ilintili olarak bilimsel ilerlemesinin kökeninde İslam ülkelerinden alınan düşünsel ve bilimsel mirası kabul eder. Hıristiyan toplumların doğru dürüst kitaplığının olmadığı dönemde İspanya’ya yerleşmiş Müslümanlar, İspanya’da yetmiş büyük halk kitaplığı yapmışlardı ve sırf Kurtuba’daki kütüphanede 600.000’lere ulaşan kitap sayısıyla düşünce hayatı aydınlatılıyordu. Astronomi, kimya, tıp, botanik, matematik ilimlerinde büyük atılımlar hep Müslüman bilim adamlarınca yapılıyordu. Müslümanlar’ın çeviri alanında da bu yüzyıllarda büyük uğraşları vardı. Çevirisi yapılan kitaplarla geçmişteki bilgi birikimi kullanılıyor ve mevcut bilgilerle birleştirilip atılımlar yapılıyordu. Hatta Avrupa, kendi medeniyetinin tarihsel kökeni diye övündüğü Eski Yunan’ın ünlü düşünürleri Aristo, Platon ve diğerleriyle de Müslümanlar’ın yaptığı çeviriler sayesinde tanıştı. İşte ilk yüzyıllarında İslam toplumunda böylesi bir bilimsel merak ve bunun sonucu olan ilerleme vardı. Müslümanlar çok kısa sürede topraklarını İspanya’ya kadar genişletmekle kalmamış, bilimsel, düşünsel birikimler oluşturup, bu birikimlerini de bu topraklara yayıp insanlığın hizmetine sunmuşlardır.
İNSANLAR KENDİLERİNİ BOZMADIĞI SÜRECE TOPLULUKLAR BOZULMAZ
Peki ilk yüzyıllarında dünyanın en ileri medeniyeti olduğu kabul edilen İslam medeniyeti, sonradan ne olmuştur da bugünkü acnacak durumuna düşmüştür.
Gerçek şu ki Allah kendi benliklerinde olanı değiştirmedikçe bir toplulukta olanı değiştirmez. Allah bir topluma perişanlık dileyince de artık onu geri çevirebilecek bir güç yoktur.
13 Rad Suresi 11
Allah eğer İslam ülkelerine verdiği bilimsel üstünlük gibi bir nimeti değiştirmişse, biz, Müslümanlar’ı incelemeli, onlarda ne şekilde değişiklikler olduğunu anlamalıyız ki bugünkü duruma niye düşüldüğünü kavrayalım. İlk yüzyıllarda insanların zihniyetini şekillendiren Kuran’dı. Aklı işletmeyi, araştırmayı, delil üzerinde olmayı öğütleyen Kuran’ın şekillendirdiği zihinler, bilimsel düşünmeye, bilim yapmaya da müsaittiler. Fakat daha sonra hadislerin İslam’ı hakim olunca, taklitçilik ve akılcı düşünce düşmanlığı egemen oldu. Çünkü kitabın bu bölümlerinde ve daha evvelki bölümlerinde görüldüğü gibi hadislerle anlatılan dinde mantığın, aklın yeri olamazdı. Aynı şekilde tarikatçılığın temeli olan şeyhe kayıtsız, şartsız, akıl süzgecinden geçirmeksizin itaat de rasyonel düşünceyle bağdaşamazdı. (15. bölümü okuyun) Bu uydurulan dinin mensupları hadisleri inkar etmemek, tarikatlarını temize çıkarmak için akılcı düşüncenin gerekliliğini inkar etmişlerdir. Akıl ve akılcı düşünceyle bir arada olan araştırma faaliyeti olmayınca ise bilim adına bir şeylerin oluşmasını beklemek boştu. Akılcı İslam’ın yerine hadisçi, mezhepçi, tasavvufçu, tarikatçı, aklı dışlayan İslam’ın yerleşmesinin en büyük sorumlularından İmamı Gazali “Arifler Yolu” kitabı sayfa 83’te şöyle öğütler vermektedir: “Ey oğul! Elinden geldiğince hiç kimse ile herhangi bir konuda düşünsel tartışmaya girişme. Çünkü düşünsel tartışma bir çok yıkımlara neden olur. Zararı yararından büyüktür. Çünkü düşünsel tartışma ikiyüzlülük, kıskançlık, büyüklenme, düşmanlık, böbürlenme gibi bir çok kötü huyların kaynağıdır.” Gazali’nin yaşadığı dönemde Gazali’nin de katkılarıyla işte bu düşünme faaliyetini kötü gören, tekkelerdeki semalardan, tarikat faaliyetlerinden medet uman zihniyet galip geldi. Bu hakimiyetle ise İslam dünyası bir daha hiçbir zaman bilim platformunda galip gelemedi, hep yenik ve ezilmiş kaldı.
HADİS ETİĞİ
Max Weber “Protestan Ethic” kitabında Protestan mezhebinin insanların zihinlerini nasıl şekillendirdiğini ve bu şekillendirmenin nasıl kapitalizm sistemini meyve verdiğini anlatır. Bir fikrin, bir inancın, bir mezhebin ve bir sistemin oluşumu sonucunu veren zihinlerdeki alt yapıyı nasıl oluşturduğuna bir dünya klasiği olan “Protestan Ethic” kitabı örnektir. Eğer aynı tarz bir araştırmayla hadislerin, hadisçi mezheplerin, tarikatların oluşturduğu zihinsel alt yapının nelere sebep olduğu incelenirse; günümüzdeki İslam adına bilimsel, zihinsel ve kültürel alandaki geri kalınmışlığın kökeninde hep bu hadislerin, tarikatların oluşturduğu yapının yattığı anlaşılır. Aynı şekilde eğer İslam’ın ilk asırlarda sıfırdan, çöl bedevilğinden dünyanın en gelişmiş medeniyet seviyesine yükselmesinin kökeninde hangi sebeplerin olduğu araştırılırsa; Kuran’ın verdiği akılcı, araştırıcı zihniyetin bunun baş sebebi olduğu anlaşılır. Kuran’ın izahlarının yoğurduğu zihinler bilimsel ilerlemeyi gerçekleştirmeye müsait hale gelmişler ve gerçekleştirmişlerdir.
DÜNYA DÖNSEYDİ NE FELAKETLER OLURDU
Marifetnameler, Taberiler… hep Kuran’ı dinin kaynağı olarak yeterli görmeyenlerin, Kuran dışı izahlarla dolu eserleridir. Bu eserler hadisçi İslam’ın meyvesidir. Bu meyvelerin meyvesi ise aklı kullanmadan şeyhlere teslim olan, mezhep imamlarının insiyatifine bırakılan dini, Allah’ın dini diye kabul eden sürü psikolojili yığınlardır.
Bu acı meyvelerden Suudi Arabistanlı meşhur Şeyh Abdul Aziz Bin Baz, “Dünya’nın Sakin Güneş’in Hareketli Olduğuna ve Gezegenlere Çıkmanın İmkansızlığına Dair Akli ve Hissi Deliller” isimli resmi makamlarca basılan risalesinde şunları söylemektedir: “Kim bunu iddia ederse küfür ve delalete düşmüş olur. Çünkü bu iddia hem Allah’ın, hem Kuran’ın, hem Peygamber’in reddidir. Bunu iddia eden kişi tövbeye davet edilir. Ederse ne ala! Aksi takdirde kafir ve dinden dönmüş bir kişi olarak öldürülür ve malı da Müslümanlar’ın hazinesine katılır… Eğer ileri sürdükleri gibi Dünya dönüyor olsaydı ülkeler, dağlar, ağaçlar, nehirler, denizler bir kararda kalmazdı. İnsanlar batıdaki ülkelerin doğuya, doğudaki ülkelerin batya kaydığını görürlerdi. Kıble’nin yeri değişir, insanlar kıbleyi tayin edemezlerdi. Velhasıl (bunların hiçbiri görülmediğine göre) bu iddia (dünyanın hareketli olduğu iddiası) sayması uzun sürecek birçok nedenden dolayı batıldır.”
Bu risaleye göre Dünya’nın hareket ettiğini söyleyenlerin öldürülmeleri gerekir. Kısacası Marifetname, Taberi, Buhari, Müslim ve diğerlerinin bilim ve akıl dışı izahları dinin bir parçası yapıldığı gibi, bunları inkar edenlerin öldürülmesine de fetva verilmiştir. Eserin yazım tarihini size sorsalar tahmininiz ne olurdu? Bu eser bundan bin yıl önce değil, 1975’te yazılmıştır, hem de resmi makamlarca! İşte şeriat diye insanlara yutturulan budur! Bilim dışı, akıl dışı hadis başlıklı uydurmaların yol açtığı budur! Kişi Kuran ile yetinmeyince sonucu budur!
Allah’tan ve ayetlerinden sonra hangi hadise (söze) inanyorlar.
45 Casiye Suresi 6
Yazının / Kitabın diğer bölümlerini Kurandaki Din sitesinden okuyabilirsiniz.
Sitemizde sık sık bölümlerini yayınladığımız Kuran’daki Din kitabını bu bağlantıyı kullanarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
Kitabı Pdf formatında indirmek için tıklayın.
-
sözü edilen kitabı bende okudum kitapta gerçekten dünya güneş ve ayla ilgili çok saçma şeyler var kitaba göre dünya sabit ve güneşi söylendiği şekilde bir leğen içinde melekler dünyanın etrafında dolaştırıyorlar hatta aradabir düşüyor geri alıp içine koyuyorlar bu kitap yüzünden on sene dinimden soğudum cumaya bile gitmedim ama daha sonra kur an çevirileri ve yaşar nuri öztürk gibi aklı başında hocaların yorumlarıyla yeniden dinime içim ısındıda namazlarımı kılmaya başladım bu gün akşam gazetesinde zekiler atheist olur diye bir yazı okudumda canım sıkıldı ama marifetname aklıma gelince hak verir gibi oldum. birde yaşar nuri gibi islamı fen ve mantık kurallarına uygun anlatan insanların adı hemen zındığa çıkarılıyor da ibrahim hakkı gibi dünyayı öküzün boynuzunda zanneden dangalaklara ses çıkarılmıyor hatta bunlar peygamber veli numarası görüyor demekki bu yüzden eski çalıştığım yerde ismail diye fetullahcı bir arkadaşla dünyanın yuvarlaklığını tartışmıştık adama sabaha kadar uğraştım dünyanın yuvarlak olduğunu kabul ettiremedim uzaydan çekilmiş fotoğraflara bile kafirlerin kandırmacası diyordu. yani hadis islamına ibrahim hakkıya göre dünya bir öküzün boynuzunda ve güneşte bir leğen içinde dünyanın etrafında melekler tarafından çevriliyor oysa kuranda dünyanın yuvarlak olduğu yazıyor ama adamlar kurana değilde ibrahim hakkı gibi gerzeklere inanıyorlar inanmayanıda kafir bidatcı reformcu olarak niteliyorlar valla ya kuran müslümanlığına döneriz ibrahim hakkıları gazalileri bilimüm dünyayı öküzün boynuzunda sanan gerzeği çöplüğe atarız yada islamiyet yok olup gider çünkü zeki insanların sayısı artıyor hızla dünya küre şeklindedir kendi etrafında dönmektedir aynı zamanda güneşin etrafında dönmektedir bunu buradaki hala hadis hala ibrahim hakkı savunucularına söylüyorum ama yok dünya öküzun boynuzunda biz hadislere inanıyoruz diyorlarsa biz de kurana ve bilime inanıyoruz dünya yuvarlaktır diyorum napim aklım şeyimin ucunda olsa çaresini bulurdum ama napim bu imkana sahip değilim
-
yazınızı okudum baştan aşağı saçmalamışsınız ama bunun bile farkında değilsiniz. siz kendinizi ne zannediyorsunuz siz kimsinizki marifetnameyi eleştiriyorsunuz. ilminiz nedir küçücük beyninizle koca bi dehayı eleştiremezsiniz en kötüsüde cahil olduğunuzun bile farkında değilsiniz deve kuşu gibi başınızı kuma gömmüşsünüz gerçekleri göremiyorsunuz .gerçi allah sizin gözünüzü mühürlemiş istesenizde göremezsiniz size acıyorum
-
Marifetname’de bilime ışık tutacak çok kıymetli bilgiler yer almaktadır. Bu bilgilerden bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum.
Çocuk sahibi olmak isteyen çitflerin ve genetik bilimcilerin dikkatine!
300 YIL ÖNCE YAZILAN MARİFETNAME’DEN CİNSEL DERSLER
İbrahim Hakkı Erzurumlu, 18.yüzyılda Marifetname adında bir kitap yazmış. Bu kitapta, “cinsel öğütler” de veriyor. Okuyalım bakalım, “İslamî” cinsel öğütler neleri içeriyor?
- Cimada öpüşenin çocuğu sağır doğar.
- Erkek, iç gömleğinden başka bütün elbiselerini soyacak.
- Kadın da aynı şekilde soyunacak.
- Cima esnasında öpüşme ve konuşma olmayacak. Çünkü bunlar, çocuğun sağır ve dilsiz olmasına sebep olabilir.
- Erkeğin suyu indikten sonra kadınınki de ininceye kadar karnı üzerinde durmak lazımdır ki kadın ikinci cimaya kadar tıkanıp tembel kalmasın. Yani erkek cimada horoz gibi davranmasın, birleşme bir anlık olmasın ve erkek kendisi kadar eşinin de cimadan lezzet duymasını sağlayacak şekilde hareket etsin.
- Cima çocuk ve hayvan yanında yapılmamalıdır.
- Cimadan sonra muhakkak idrarını yapmak lazımdır ki meninin son damlaları mesanede kalmasın ve onda tedavisi imkansız bir hastalık yapmasın.
- Yabancı kadınlarla yalnız kalmamalıdır. Çünkü hem haram hem de sonu fenadır.
Bir şair şöyle diyor: Kadınlar, bizim için şeytan olarak yaratılmışlardır. Şeytanların şerrinden ise Allah’a sığınırım.- Öğleden sonra yapılan çocuk şaşı gözlü olur.
- Yeni ayın ilk günü cima yapılırsa çocuk güzel olur.
- Öğleden evvel cima yapılırsa çocuk hakim ve kerim olur.
- Pazartesi gecesi cima yapılırsa çocuk Kur’an hafızı olur.
- Salı gecesi cima yapılırsa çocuk cömert ve merhametli olur.
- Perşembe gecesi cima yapılırsa çocuk alim ve amil olur.
- Cuma gecesi cima yapılırsa çocuk ábid ve arif olur.
- Cuma namazından evvel cima yapılırsa çocuk mutlu ve ölümünde şehid olur.
- Kadının rızası dışında cima yapılırsa çocuk ahmak olur.
- Yeni ayın ilk gecesi veya onbeşinci veyahut da son gecesi cima yapılırsa çocuk deli olur.
- Pazar gecesi cima yapılırsa çocuk yol kesici olur.
- Çarşamba gecesi cima yapılırsa doğacak çocuk öldürmeye eğilimli olur.
- Gündüz öğleden sonra cima yapılırsa doğan çocuk şaşı gözlü olur.
- Ramazan bayramı gecesi cima yapılırsa doğan çocuk serkeş, inatçı olur.
- Kurban bayramı gecesi cima yapılırsa doğan çocuk altı veya dört parmaklı olur.
- Cima ayakta yapılırsa doğan çocuk uykuda yatağına işer.
- Erkek, yanılır da baldızıyla sevişir ve cima yaparsa doğan çocuk hünsa (kendisinde hem erkek hem de dişi alameti olan) olur.
- Cima meyve ağacının altında yapılırsa çocuk zalim olur.
- Kadının sesi kocadan fazla çıkmayacak.
- Kocası kapıdan içeri girince hemen ayağa kalkıp karşılamak.
- Karı kocasına merhaba efendim, hoş geldiniz demeli.
- Karı kocasının her emrine itaatli olmalıdır.
- Karı kocasının cinsi arzu ve isteklerine karşı gelmemek, nefsini teslim etmekte gecikmemek şeklinde hareket etmelidir.
- Kadın sesini kocasının sesinden fazla yükseltmeyecek.
- Kadın kocası için bazı zararsız maddeler sürünüp süslenecektir.
- Kadının hainliğinden sakınmak lazımdır.
- Erkek eşine rıfk ile muamele edecek, iyilikle idare edecek. Çünkü kadın eğri kaburga kemiğinden yaratılmıştır, aklı ve dini eksiktir, kocasına sığınmıştır. Güler yüzle sohbet için alınmıştır.
- Erkek, karısının öfkesi karşısında susmalıdır. Ta ki kadın pişmanlık duyup kocasından özür dileyinceye kadar. Çünkü kadın ruhen zayıftır. Susma onu yener. Kadının hainliğinden, aldatma ve tuzaklarından sakınmak lazım. Çünkü Hz. Adem, eşi Havva anamızın aldatmasıyla Allah’a asi olmuştur.
- Erkek, karısıyla şakalaşmalı, güldürücü sözler söylemeli. Yalnız kadın kıyafetine girmeyip başka şekilde nezih eğlenceler yapmalı.
- Erkek karısına üzüntülerini, kederlerini, düşmanlarını ve borçlarıyla alacaklarını söylememelidir.
- Yumurtası sıcak olmayan erkeğin sakalı olmaz.
- Erkeklerin husye kasları dört tanedir. Bunlar husyeleri korumak ve uyarmak için yaratılmışlardır. Ta ki yavaşça bir uzantı olmasın, gevşeme ile aşağı inmesin ve çarpmalardan yumurtalar korunsun. Torbadaki yumurtalar katıdır, tabiatları sıcak olduğundan duman yaymakta ve bundan erkeklerin yüzünde sakal bitmektedir. Çünkü yumurtaları olmayanların veya yumurtası sıcak olmayanın sakalı olmaz yahut yumurtalar kesilip alınsa, sakalı varsa dökülür kalmaz.
Kaynak: Hürriyet Pazar Gazetesi, 28.05.2000
-
“Bizimkiler gen haritasını yatak odasında buldular”
Murat BARDAKÇI – Hürriyet, 02.07.2000
İnsanın gen haritasının çıkartıldığının açıklanması beni hiç mi hiç heyecanlandırmadı. Genler hakkında günlerdir yazılıp çizilenler aklıma pek yatmadığı için genetik konusunda güvendiğim tek kaynaktan sizleri de haberdar edeyim dedim. İşte benim genetik rehberim: Hacı Mustafa Rakım isminde bir zatın bundan tam 128 sene önce yayınladığı ‘‘Mürşîd-i Müteehhilîn’’, yani ‘‘Evlileri İrşad’’ isimli kitap. Hacı Efendi bugün bütün dünyanın yeni bir buluşmuş gibi üzerine titrediği gen meselelerini taaa o zamanlarda çözmüş…
İnsanın gen haritasının çıkartıldığının açıklanması, ortalığı birbirine kattı. Elde edildiği söylenen ama sır gibi saklanan gen bilgilerinin insanlık tarihinde tekerleğin icadından yahut aya ayak basılmasından da büyük bir buluş olduğu iddia ediliyor, başta kanser gelmek üzere birçok derdin birkaç sene içinde halledileceği anlatılıyor. Sırada artık ‘‘áb-ı hayát’’ın yani ölümsüzlük iksirinin bulunması var ve herkes o günün gelmesini iple çekiyor.
MARİFETNÁME’NİN MARİFETİ
Bendeniz, bu yazılıp söylenenlerin hiçbirine inanmıyorum. Yok 23 numaralı kromozom cinsiyeti tayin edermiş de, bu kromozom XX ise çocuk dişi, XY ise erkek olurmuş da, 21 numaralısı bunaklık yaparmış da, feşmekán numaralısı adamı kanser edermiş de, vesaire vesaire…
Benim rehberim, Hacı Mustafa Rakım isminde bir zat tarafından kaleme alınan ve İstanbul’da, Mercan Yokuşu’ndaki Pastırmacı Hanı’nda bundan tam 128 sene önce basılan ‘‘Mürşîd-i Müteehhilîn’’, yani ‘‘Evlileri İrşad’’ isimli kitap. Hacı Efendi kendisinden 100 küsur sene önce yaşamış olan tasavvuf álimi Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın ‘‘Marifetnáme’’ isimli kitabından anlaşıldığı kadarıyla bir hayli istifade etmiş, sonra bugün bütün dünyanın yeni bir buluşmuş gibi üzerine titrediği genetik meselesini her şeyiyle çözmüş ve doğacak çocuğun kaderini, edineceği huyları ve kişilik özelliklerini neredeyse bütün ayrıntılarıyla anlatmış. Hem de öyle DNA yahut kromozom gibi teferruata da girmeden… Tek bir fiziksel gerçeği temel almış: Erkekle kadın arasında çocuğun doğmasıyla neticelenecek ilişkisinin yerini ve zamanını…
CİMA VE AVRAT NE DEMEK?
Yandaki kutularda Hacı Mustafa Rakım’ın bugünün genetik devrimine parmak ısırtacak olan 128 sene önceki buluşlarının bir bölümü yer alıyor. Hacı Efendi’nin söylediklerini anlayabilmek için ‘‘cima’’ dediği işin cinsel ilişki, ‘‘veled’’in çocuk, ‘‘avrat’’ın kadın, ‘‘er’’in erkek, ‘‘meni’’nin de sperm demek olduğunu bilin, yeter.
Cimaya bak veledini tanı
- Meyve ağacı altında cima edenin veledi zalim olur.
- Cima sırasında konuşanın veledi dilsiz olur.
- Yorganın altına girmeyip yıldızların altında cima edenin veledi münafık olur.
- Başkalarının yanında cima edenin veledi hırsız olur.
- İster zorla, ister rızayla yapılsın, hamamda cima edenin veledi ahmak olur.
- Ayın ilk gününde, on beşinde veya son gününde cima edenin veledi deli olur. Ama ayın ilk günü sabaha yakın cima edenin veledi cömert olur.
- Öğleden evvel ve sonra cima edenin veledi şaşı olur.
- Ramazan bayramı gecesi cima edenin veledi anaya ve babaya ási olur.
- Kurban bayramı gecesi cima edenin veledi dört veya altı parmaklı olur.
- Şaban ayının tam ortasının gecesinde cima edenin veledi münafık olur. Erle avratın bundan sakınmak için üzerlerini örtmeleri şarttır.
- Güneşe karşı ve ayakta cima edenin veledi altına işeyici olur.
- Baldızını düşünüp cima edenin veledi hünsá yani çift cinsiyetli olur.
- Cimada kadının cinsel organına bakan erkeğin veledi ya orta malı olur, yahut kör olur.
- Cimada öpüşenin veledi sağır olur, ezan okunurken cima edenin veledi yalancı olur.
- Yolculuğa çıkılacak günün gecesinde cima edenin veledi malını-mülkünü asilik yolunda harcayıcı olur.
- Karnı aç iken cima edenin veledi zayıf, tok iken cima edeninki ise şişman olur.
- Hasta avratla cima edenin veledi de zayıf ve hasta olur.
- Boşalma sırasında hatıra ne gelirse, veled öyle yaratılır. Çirkin yüzler hayal edenin veledi çirkin ve ayıplı, güzelleri hatıra getirenin veledi ise güzel yüzlü olur’’
Hacı Mustafa Rakım’ın haftalık cima çizelgesi
- Pazartesi gecesi cima edenin veledi álim ve sofu olur.
- Salı gecesi cima edenin veledi cömert ve şefkatli olur.
- Çarşamba gecesi cima edenin veledi katil ve kavgacı olur.
- Perşembe günü öğleden evvel cima edenin veledi álim olur ve şeytan o çocuktan kaçar.
- Cuma namazından evvel cima edenin veledi ya cennete girer yahut şehid olur.
- Cuma gecesi cima edenin veledi ise ibadetine düşkün, içten ve samimi olur.
- Cumartesi gecesi cima edenin veledi şárib-i hamr (şarap içici, bugünkü anlamıyla alkolik) olur.
- Pazar gecesi cima edenin veledi eşkiya olup yol keser.
İşte, dokuz ayın gerçek öyküsü
Hacı Efendi insanın henüz yeni ortaya çıkartılan genetik haritasını bundan 128 yıl önce yazmakla kalmamış, ana rahmindeki ceninin gelişme kademelerini bile o devirlerde gün gün, hafta hafta, ay ay anlatmış.İşte, Hacı Efendi’nin kaleminden dokuz ay on günlük bu maceranın bazı noktaları günümüzde bile henüz bilinmeyen bilimsel öyküsü:
‘‘Avratların ‘uşaklık’ denilen rahimlere kese gibi bir şeydir. Bir parça et, biraz sinir ve biraz da damardır ve vücudun sağ tarafındadır. Rahmin ön tarafında erin menisini çekmeye yarayan iki kanada benzer bir nesne bulunur. Kanatların biri erin menisini avratın menisiyle karıştırır, öteki kanat da bu sırada içindekiler dökülmesin diye rahmin ağzını kapatır.
Şimdi, yaratılmanın nasıl olduğunu görelim:
Yaratma öncesinde ebeveyn cima eder. Meni rahmin içine girince erkeğin menisi avratın her organına, her bir tüyünün dibine ve derisinin her bir noktasına kadar uzanır. Kırk gün bu vaziyette bekler, sonra kan olur ve avratın rahmine iner.Derken, avratın rahminde vazifeli olan melekler meniyi ellerine alırlar. Eğer veled yaratılmayacaksa rahme bir avuç kan atarlar, yok eğer yaratılacaksa ellerine bir miktar da toprak alırlar ve meniyi o toprak ile yoğururlar. Bu toprak, doğacak olan çocuğun öldüğü zaman gömüleceği mezarın toprağıdır.
Melekler hazırladıkları bu karışımı kırk gün sağ ellerinde tutarlarsa karışım çamur olur. Sonra sol ellerine alırlar, bu defa kemik olur ve organlar ortaya çıkar. İlk ortaya çıkan kemik pazu kemiğidir ve kabirde en son çürüyen kemik işte budur. Derken sırasıyla sağ elin şahadet parmağı, sol el ve ayaklar ortaya çıkar. Dört gün sonra tam 248 adet kemik, sinirler, 360 adet damar ve damarlardan akan kan yaratılır. Beşinci ve altıncı gün tüylerle tırnaklar ortaya çıkar. Yedinci gün burunla ağız şekillenir. Onuncu gün ise baş parmaktan içeriye ruh üfürülür’


02 May 2007 12:39 pm eçok güzel
05 May 2007 6:30 pm eMerhabalar yorumlarınızı okudum ama sizi şiddettle kınıyorum çünkü eleştiri böyle ağır dille yapılmamalı sizin yaptığınız eleştiri değil saldırı Erzurumlu İbrahim Hakkı acaba bu kitabı yazarken dini bir kitap olarak mı yazmıştı yoksa bilim kitabımı bunu bi düşünün isterseniz.Bazı örnekler vermişsiniz kitaptan.bakın mesela cünüp halinde yemek yemeden önce ağzın yıkanması Peygamber efendimizin de yaptığı bir şeydir araştırmalarınıza aygı duyuyorum ama eksik araştırmaya saygı duymam.Ve bu milletin din konusunda ne kadar hassas olduğunu bile bile böyle bir eleştiri yaptığınız için sizi tekrar kınıyorum…
22 Jun 2007 10:39 pm ekurandakidin sitesini daha önce bayağı bir incelemiştim..mantıklı şeyler yazıyor ama çok tehlikeli bir mesuliyet altına girdiklerini bilmiyorlar..bütün hadisleri yalanlıyan bir site..yani bize ‘namaz dinin direğidir’ hadisine bile inanmamamız gerekitğini söylüyorlar..çok ciddiyim aynen böyle..
sitenin iletişim kısmına birçok e-posta attım(soru içerikli)..hiçbirine cevap alamadım..!
bu yazıyı da orada okumuştum…ben de kesinlikle gelenekçi dine karşı olan biri olarak şunu diyebilirim: özellikle fakirliğin sebepleri kısmına baktım ve yazılanların çoğu doğru..çünkü ; orada yazılanların çoğu kafir cinlerin frekanslarına ulaştıran vak’alar… (dolayısıyla imanı zayıf kişilerde Allah’tan uzaklaştırıcı)…bilmiyorum bazıları bana da acayip geldi ama bir sebebi olmalı..
hem bizim bildiklerimiz denizde bir damla bile değilken sadece dünya gözüyle mantıklı gibi gelen şeylere onay vermek kim bilir ne kadar doğru…
son olarak,maarifetname kitabının birkaç bölümünü baz alıp bu kitaba saldırmak bence çok yanlış..
o kitabın tamamını okumak nasip olmadı ama kitabı almak uzun süreden beri aklımda olduğu için bayağı bir inceledim…muazzam bilgiler var..ki çok kalın bir kitap;yazılanların çoğu da bilimsel,hatta yazıldığı tarih itibarı ile şaheser diyebiliriz…
zaten yüzde 5 lik bir kısmı baz alınmışsa saldırılmak için;diğer yüzde 95 lik kısımla ilgili eleştiri bile yapılması insanı zorlar; çünkü hep bize gerekli olan iman konuları ve de çeşitli çağdaş bilimsel yazılar(anatomi,astronomi,kozmoloji gibi)ihtiva ediyor..
size tavsiyem:sakın böyle bir yazı yüzünden harika bir ilimsel ve bilimsel eseri yabana atmayın…benim yazdığımdan da etkilenmeyin..önyargısız bir şekilde o eseri inceleyin;ne demek istediğimi anlarsınız..
09 Aug 2007 1:50 pm eBade-i Lebinden Nuş Eden Aşık
Ne Gezer Mescitte Meyhaneler Var
Onun İçin Kimseyle Etmez İlişik
Nasibini Almış Divaneler Var
Aşık Olan Aşk Oduna Alışır
Sadık Olan Erenlere Karışır
Meyhaneden Çıkar Gelir Ulaşır
Hakka Vasıl Olmuş Mestaneler Var
Hakkı Gel Sırrını Eyleme Zahir
Öyle Bir Yol Tut Ki Olasın Mahir
Harabat Ehline Hor Bakma Şakir
Defineye Malik Viraneler Var
09 Aug 2007 3:54 pm eBakın sevgili kardeşlerim yukarıda yazılan fakirliğin sebepleri ve unutmanın sebepleri zaten hadislerde geçer. Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri ise zamanının alimidir. Alim olan kişinin ise Allahtan korkusu olacağı için yalan ve uydurma bir şey uazamaz. Çünkü Allahtan Yalnız alim kulları korkar şeklinde ayet vardır. ben kitabı inceledim kesinlikle aykırı bir şey yok. sadece bu alimleri çürütmeye çalışan kişilerin bir oyunudur. Ayrıca kitap 1975 te yazılmıştır deniyor. kitap sadeleştirilmiştir. o tarihte. o zaman imam gazalinin yeni 2007 versiyonlu ihya-u ulumiddin isimli eseri sadeleştirilmiş kalkıp diyebilirmisin oda yalan.
12 Aug 2007 4:24 pm eSelam Hamzat;
Ben sana ne diyeyim. Bakarkör tabiri ancak sana yakışır !
Be kardeşim, nerde yazıyor Marifetname 1975 te yazıldı diye ? Bak bu yazıları nasıl “anlamamak” için okuduğunuzun en açık delilidir.
Yazılanı okumuyorsun. Okuduğunu da anlamamak için okuyorsun.
1975 tarihinin ne için verildiğini anlaman için yazıyı önce “OKUMAN” gerekir.
İkincisi; bu yazıda eleştirilen şey Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın şahsı / şahsiyeti değildir. Yazıyı dikkatli oku.
Eleştirilen şey, ilimde geri kalmışlığımızın nedenidir. Bu neden, görsel / deneysel bilgi ile elde edilmesi gereken hususların, “hadis” adı altındaki bir takım uydurma sözlerle “dinleştirilmesi” dir.
Bunu yani aslı Yahudi ve İsevi kaynaklarda bulunan uydurma hikayeleri Peygamber efendimize mal ederek ne büyük bir kötülük yapılmış olduğu vurgulanıyor.
Peygamber efendimizi böyle uydurmalardan tenzih ederiz. O, heva ve hevesinden konuşmaz.
Allah rızası için bir şeyi de anlamak için okuyun.
12 Aug 2007 4:29 pm eHamzat kardeşim;
Şunu hiç düşünmez misiniz…
Kuran’da Allah göklerden, güneş ve aydan, yıldızlardan o kadar çok bahsedir ki… Bu hususları varlığına delil getiren Allah, tabiat olayları ile ilgili olarak “hadis” adı altında piyasaya sürülen uydurma sözlerdeki gibi mi bahsediyor ? Eğer bunlar hakikat olsaydı elbette Allah da o şekilde bahsederdi.
Yahut, bunları gerçekten Pegamber efendimiz söyleyecek olsa idi müdahale ederdi. Kaldı ki, Kuran okuyan kimseler Allah’ın pek çok hususta Peygamberimize müdahale ederek uyarı yaptığını da bilir…
Bunları düşün. Ne Alah, ne Peygamber, hakikate muhalif bir şey söylemez.
Selam ve dua ile…
12 Aug 2007 4:49 pm eYukarıda Eleştirilen şey, ilimde geri kalmışlığımızın nedenidir. Bu neden, görsel / deneysel bilgi ile elde edilmesi gereken hususların, “hadis” adı altındaki bir takım uydurma sözlerle “dinleştirilmesi” dir diye yazmışsınız. Zaten müslüman hiçbir kimse kalkıpta uydurma hadislere bakarak dinleştirme politikasına girmez. bunu yapanlar zaten bellidir yahudi ve hristiyan taifesi. Dini bozmak için. Merak etmeyin sahih buhari vs. sahih hadis kitapları vardır. bunların hiç birinde uydurma hadis yoktur. müçtehidler ve aiilmler tarafından tasdik edilmiştir.
hamzat-36@hotmail.com
13 Aug 2007 1:23 am eSelam Hamzat…
Peki Allah tasdik etmiş mi bu kitapları? Allah söylemiş mi,”şu şu alimlerin yazdıkları …., …., …., isimli kitaplar sahihtir (gerçektir), onlara da uyun” diye? Allah söylemiş mi, “Peygamber Kur’an harici bir şey söylerse, o ( bulduğunuz, topladığınız, hatrınızda kalan hadisleri ) sözleri de ayrı kitaplar halinde yazın, onlardan da sorumlusunuz” diye?
Yapmayın, etmeyin, üzülüyorum size…
Bakara 2 – O kitap (Kur’an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakiler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.
Al-i İmran 138 – Bu (Kur’an), bütün insanlığa bir açıklamadır; takva sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.
Nisa 82 Hala Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan ( değil de ) başkası tarafından olsaydı, onda birçok tutarsızlık ( çelişki ) bulurlardı.
En’am 19 – De ki: Hangi şey şahadetçe en büyüktür? De ki: Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur’an bana, kendisiyle, sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu. Yoksa siz, Allah ile beraber başka tanrılar (ilahlar) olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz? De ki: “Ben buna şahitlik etmem.” “O ancak bir tek Allah’tır, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden kesinlikle uzağım” de.
Enam 90 – İşte o peygamberler Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy. De ki: Ben buna (peygamberlik görevime) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Bu (Kur’an) alemler için ancak bir öğüttür.
Enam 114 – (De ki): Allah’dan başka bir hakem mi arayacağım? Halbuki size Kitab’ı açık olarak indiren O’dur. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Kur’an’ın gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma!
Enam 155 – İşte bu Kur’ân da, indirdiğimiz kutlu bir kitaptır. Artık ona tâbi olun, inkâr ve isyandan sakının ki rahmete nail olasınız.
Araf 3 – Rabbinizden size indirilene (Kur’an’a) uyun. O’nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
Araf 185 – Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah’ın yarattığı her şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı? O halde Kur’an’dan sonra hangi söze (hadise) inanacaklar?
Araf 203 – Onlara bir mucize getirmediğin zaman, (ötekiler gibi) onu da derleyip getirseydin ya! derler. De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım. Bu (Kur’an), Rabbinizden gelen basiretlerdir (kalp gözlerini açan beyanlardır); inanan bir kavim için hidayet ve rahmettir.
Yunus 15 – Onlara ayetlerimiz açık açık okunduğu zaman (öldükten sonra) bize kavuşmayı beklemeyenler: Ya bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir! dediler. De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Çünkü Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.
Yunus 108 – De ki: Ey insanlar! Size Rabbinizden Hak (Kur’an) gelmiştir. Artık kim doğru yola gelirse, ancak kendisi için gelecektir. Kim de saparsa, o da ancak kendi aleyhine sapacaktır. Ben sizin üzerinize vekil değilim. (Sadece tebliğ etmekle memurum).
Yusuf 3 – (Ey Muhammed!) Biz, sana bu Kur’an’ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz. Gerçek şu ki, sen bundan önce (bu haberleri) elbette bilmeyenlerden idin.
İbrahim 1 – Elif. Lam. Ra. (Bu Kur’an), insanları Rablerinin izniyle , karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye layık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.
İbrahim 52 – İşte bu (Kur’an), kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek Tanrı olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir bildiridir.
İsra 9 – Şüphesiz ki bu Kur’an en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükafat olduğunu müjdeler.
İsra 105 – Biz Kur’an’ı hak olarak indirdik; o da hakkı getirdi. Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
İsra 106 – Ve onu Kur’an olarak vakit vakit (müneccemen) indirdik, onu nâsa teennî ile (dura dura) okuyasın diye. Ve onu birbiri ardınca (müteferrik surette) indirmiş olduk.
İsra 107 De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur’an) okununca, derhal yüz üstü secdeye kapanırlar.
Hac 16 İşte böylece biz o Kur’an’ı açık seçik ayetler halinde indirdik. Gerçek şu ki Allah dilediği kimseyi doğru yola sevkeder.
Sebe 6 Kendilerine bilgi verilenler, Rabbinden sana indirilenin (Kur’an’ın) gerçek olduğunu bilir; onun, mutlak galip ve övgüye layık olan (Allah’ın) yoluna ilettiğini görürler.
Yasin 11 Sen ancak zikre (Kur’an’a) uyan ve görmeden Rahman’dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesini, bir mağfiret ve güzel bir mükafatla müjdele.
Zuhruf 44 Doğrusu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüttür. Ondan sorumlu tutulacaksınız.
Yasin 69 Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da… O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur’ân’dır.
Zümer 55 – O azap beklemediğiniz anda sizi ansızın yakalamadan önce, Rabbiniz tarafından size indirilen en güzel öğreti olana (Kur’an’a )uyun.
Fussilet 53 İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki onun (Kur’an’ın) gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması, yetmez mi?
Kaf 45 Biz onların dediklerini çok iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin. Tehdidimden korkanlara Kur’an’la öğüt ver.
Kamer 17 Andolsun biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan) öğüt alan yok mu?
Kamer 22 Andolsun biz Kur’an’ı düşünüp öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?
Kamer 32 Andolsun biz Kur’an’ı, anlaşılıp öğüt alınması için kolaylaştırdık. O halde düşünüp öğüt alan yok mu?
Kamer 40 Andolsun biz Kur’an’ı, öğüt almak için kolaylaştırdık. O halde düşünüp ibret alan yok mu?
Mürselat 50 Onlar artık bundan (Kur’an’dan) sonra hangi söze inanacaklar.
Abese 12 Dileyen ondan (Kur’an’dan) öğüt alır,
İSRA
(81) Ve yine de ki: “Değişmeyen gerçek geldi, sahte ve tutarsız olan yıkılıp gitti; zaten sahte ve tutarsız olan er geç yıkılıp gitmek zorundadır!”
13 Aug 2007 8:59 am eSen bana üzülme kendine üzül. Sadete gel.
1.)Bakara 2 – O kitap (Kur’an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakiler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir. diye yazmışsınız.
CEVAP; Sanki biz şüphe etttik kuran hakkındada ayeti getirip gözümüze sokuyorsun. Şu ayetin manasını önce bir anla olur mu?
82- Bunlar hâlâ Kur’ân üzerinde gereği gibi düşünmüyorlar mı? Eğer bu Kur’ân, yahut senin söylediklerin Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı bunda bir çok tutarsızlık bulacaklardı”
CEVAP; Böylece gaipten verilen haberin ve özellikle gizli gizli kalblerinde gizledikleri şeylerden haber veren bu kadar haberlerin şaşan, doğru olmayan, gerçeğe uygun olmayan yalanlarını yanlışlarını bulabilirlerdi. Halbuki bulamıyorlar ve bulamazlar. Kendilerinden başka kimsenin haberdar olmadığı durumları, fikirlerini ve sırlarını Kur’ân’ın ve Peygamberin, olduğu gibi ve ihtilafsız haber verdiğini görüyorlar. Bunun sonunu düşünmeleri ve Allah tarafından olduğunu doğrulamaları gerekir. Kur’ân’ın ne verdiği haberlerinde, ne de vaad ve tehdidinde aksine gelişen hiçbir şey bulunamamıştır ve bulunamaz. Bundan başka Kur’ân bir Allah vergisi olmasaydı, bunu baştan başa icazkar (herkesin yapamayacağı şekilde fasih), benzeri olmayan bir belağat ve fesahat içinde cereyan etmiş, gitmiş bulmazlardı. Bir kısmını fasih, bir kısmını kusurlu, bir kısmını kolay ve bir kısmını zor, karşı çıkılabilir ve mutlaka çıkılabilir, değişik, çok değişik bir şekilde bulurlardı. Bu kadar beyan çeşitlerinin ve makamların farklı olması ile beraber hepsini birbirine benzeyen ve birbirine uygun bir fıtrat düzeni, sağlam ve kusursuz bir metin içinde bulamazlardı. Beyan üslubunda tabiatın zorlamasından, düşünce ile ilgili zorlanmalardan, hak ve iyiliği, doğru düşünmeyi hedef edinmeyen, nefse ait maksatlar, nefis ve şehvetle ilgili meyillerden bir çok nişaneler bulurlardı. Daha sonra kırâet ve hükümlerinde, sûre ve âyetlerinde, maksat ve mânâların, hikmet ve yararların, durumların gereğinin çeşitli ve değişik olmasıyla uyumlu ve hepsinde Allah’ın hükmünün hissedilen akışını gösteren ahenkli bir çeşitlilik ve değişiklik bulmazlar. Değişik ve tahrif edilmiş (bozulmuş) Tevrat ve İncil nüshalarında açıkça görüldüğü üzere, nesih ve değiştirme konusu olmayan aynı olayda, aynı zamanda bir çok uyuşmazlıkla değişik ve çelişkili nice haberler, hükümler bulurlardı. Evet Kur’ânda zamanların, yerlerin ve durumların değişmesine göre değişik hükümleri ve çeşitli mânâları ifade eden kırâet ve lafızlar vardır. Ve bu açıdan birbiriyle çelişkili olduğu görünen âyetler vardır. Fakat bunların hiçbiri Allah’ın birliğine ters düşen aynı olayda, aynı zamanda, aynı şartlar altında çelişkili ve dağınık bir gidişat üzerinde değil, yavaş yavaş birbirini iyice açıklamak, tefsir etmek ve çeşitli durumların gereğine göre hükmü değiştirmek, yerine başkasını koymak suretiyle açıklamak ve zaman zaman değiştirmek ve kaldırmakla beyan ederek giden ve sonsuz bir hayatın akışını ve hizmetini devam ettiren özel ve düzenli bir gelişme üzerinde yürür gider ve hakikat gülistanında açılan bütün yaratılış tecellileri ve güzellikleri gibi çokluk içinde birliği ve birlik içinde çeşitlenmeyi ifade eden mükemmel bir ahenk ve uyumlu bir değişiklik ve çeşitlilik arzeder. Ve Kur’ân ilminin en büyük önemi ve zevki de içinde fazla karışıklık bulunmayan bu çeşitli ahenk içinde sonunu tam düşünmekle müteşabih âyetleri muhkem âyetlere havale ederek Kur’ân âyetlerinden Allah’ın hükümlerini ve kâinatın olaylarından Allah’ın varlığını okuyup bulmaktır.
Mesela “Hepsi Allah tarafındandır.” ifadesiyle “Sana her ne kötülük isabet ederse kendi nefsindendir.” düsturları arasında açık bir çelişki ve zıtlığın bulunduğu zannedilebilir. Halbuki bunlar, birbirini tamamlayan bir açıklama olarak beraberce düşünülmek ve aradaki çelişme noktaları atılıp beraberlik yönleri düşünülmek üzere söylenmiş ve, “Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar!” (Nisâ, 78) âyeti ile de bu nokta özellikle hatırlatılmış. Burada da ifade edilen değişik hükümlerin, bu gibi çeşitli açıklamaların hükümde çelişkiden değil, hikmet ve faydalar ve durumların gereğine uygun ve ahenkli bir hikmetten ileri geldiği özel bir şekilde anlatılmak ve münafıkların yalan dolanlarına tamamen engel olmak için fazla değişiklik olmadığı ifade edilerek buyurulmuş ve iyice düşünmeye sevk olunmuştur.
Enam 114 – (De ki): Allah’dan başka bir hakem mi arayacağım? Halbuki size Kitab’ı açık olarak indiren O’dur. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Kur’an’ın gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma! demişsiniz;
CEVAP; Sakın şüphelenenlerden olma, şüpheliler gibi birtakımlarının inkârlarından etkilenip de başka hakem teklif edenlere rıza gösterme. “Allah’tan başka bir hakem mi isteyeyim?” de. Hiç şüphesiz bu kitap sana Rabb’ından indirilmiş hak bir kelimedir. Ve senin Rabb’ının kelimesi, doğru söz olmakta da tam, adaletçe de tam, son derece tamdır. Yani Kur’ân, ihbârî (haberle ilgili), inşâi (dilek kipine ait) iki yönü içine alan bir Allah kelâmıdır ki, birinde istenen doğruluk, birinde istenen de adalettir. Kur’ân haberleri ve vaadleri yönüyle tamamen doğrudur, gerçeğin kendisidir; yalandan, şüpheden uzaktır. Kanunları ve hükümleri yönüyle de tamamen adalettir, doğruluğun kendisidir, zulümden, eğri büğrülükten uzaktır. Rabbinin kelimelerini değiştirebilecek, ona karşı hakimlik, ayırtmanlık, düzelticilik edecek hiçbir şey, hiçbir kimse yoktur. Ne kimse O’nun kelimelerini kaldırıp yerine daha doğru ve daha adaletlisini koyabilir, ne de aynısını. Söz, O’nun sözü; kanun, O’nun kanunu; kitap, O’nun kitabı; hüküm, O’nun hükmüdür. Şu halde Allah’tan başka hakem isteği nasıl düşünülür ve caiz görülebilir ki, O, daima hem işiten, hem bilendir de. Gizli, açık her sözü işittiği, her şeyi bildiği gibi iddiacıların davalarını işitir, niyetlerini ve maksatlarını bilir. Ve bütün yargılanacakların görünüşlerini bildikten başka, görünmeyen yanlarını da bilir. Öyle yargılar ve öyle hüküm verir. Artık kim O’nun hükmünü bozabilir? Ve kim O’nun hükmünden kurtulabilir? Allah’ın hükmü böyle. BU SANA ŞÜPHEYE DÜŞMEDİĞİMİZ GÖSTERİR UMARIM.
İsra 105 – Biz Kur’an’ı hak olarak indirdik; o da hakkı getirdi. Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
CEVAP; Onu, Kur’ân’ı hak ile indirdik ve o, hak ile indi. Yani hiç bozulmadan indirdiğimiz gibi hakkıyla indi; nazmı da hak, inişi de hak, indiği de haktır. Hakk’ın hikmeti ile hakikaten hak Peygambere inmiştir. Onun haber verdikleri muhakkak olacaktır. Ve seni ancak bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. İman ve itaat edenlere sevabın ve kâfirlere, isyan edenlere azabın olacağını bildireceksin. Yoksa herkesin istediğini yapacak, inatçı kâfirlere zorla iman verip kurtaracak değilsin. O halde sen müjdeleme ve uyarma vazifeni yap, sonundan korkma! Fakat o müjde ve uyarma bir defada bitecek değil, devam etmesi gerekir.
BU AYETİN MANASINIDA ANLADINIZ UMARIM. SANKİ BİZ KAFİRİZDE BİZE ÖĞÜT VERMEYE KALKIŞIYORSUN ÖNCE AYETLERİN NE MANAYA GELDİĞİNİ BİR ÖĞRENİN ONDAN SONRA YORUM YAPIN
hamzat-36@hotmail.com
13 Aug 2007 11:41 am eSelam..
Sorduğum şu;
[Peki Allah tasdik etmiş mi bu kitapları? Allah söylemiş mi,”şu şu alimlerin yazdıkları …., …., …., isimli kitaplar sahihtir (gerçektir), onlara da uyun” diye? Allah söylemiş mi, “Peygamber Kur’an harici bir şey söylerse, o ( bulduğunuz, topladığınız, hatrınızda kalan hadisleri ) sözleri de ayrı kitaplar halinde yazın, onlardan da sorumlusunuz” diye?]
soruların hiçbirine cevap vermemişsiniz… Bana bu soruların yanıtını ayetlerle verebilir misiniz?
Ben o Kur’an ile ilgili ayetleri verirken, üstte sorduğum soruların, o soruları geçerli kılacak cevaplarının Kur’an’da olmadığını, sorduğum soruların Kur’an’ın onaylamadığını göstermeye çalıştım…
“Ben ayetleri anlayamadım, siz tefsir eder misiniz? ” diyen de olmadı..
——————
Size “kafirsiniz” diyen olmadı, siz nerden bunu çıkarıyorsunuz anlamıyorum…
13 Aug 2007 12:56 pm eSen yukarıda yazdıklarını anlamamışsın ki kalkıp bana böyle şeyler anlatıyorsun. Benim ne demek istediğim açıktır yukarıda. Hadis ne demektir. Allah resulünün söyledikleri iş ve fiillerdir. Allah Kuran da buyurmuyormu “resule itaat edin ki bana itaat etmiş olursunuz” diye. Sen namazı neye göre kılıyorsun sakın kurana göre deme. Çünkü kuranda namazı kılın diye geçer. Namazın nasıl kılındığı yazmaz. Kılarken neye bakıyoruz öyleyse hadis ve sünnetlere. Hadis ve sünnetleri nerden öğreniyorsun senin bu inkar etttiğin kitaplardan uydurma dediğin kitaplardan. İnanmıyorsan o zaman sen namazda kılmıyorsun. Peki hangi kitaba dayanarak namaz kılıyorsun. Kuran deme.
hamzat-36@hotmail.com
13 Aug 2007 5:02 pm egüzel açıklamışsın hamzat ellerine sağlık.allah senin gibilerden razı olsun.bide kandil geceleri hakkında açıklama yapsan güzel olcak.a.e.o
13 Aug 2007 5:27 pm eHamzat, Kuran yerine başka ne denebilir?
13 Aug 2007 8:49 pm eBAK YUNUS EMRE GÜNDOĞDU HAMZAT DİYO Kİ ZATEN SEN NAMAZI NEYE GÖRE KILION KURANDA NAMAZIN NASIL KILINDIĞI YAZMIYO Kİ SADECE NAMAZIN FARZ OLDUĞU YAZIYO YANİ BİZ NAMAZLARIMIZI PEYGAMBER EFENDİMİZ(S.A.V)GÖSTERDİĞİ ŞEKİLDE KILIYORUZ.YANİ PEYGAMBER EFENSİMZİN SÜNNETLERİNDEN BU SÜNNETLERİDE SENİN İNKAR ETTTİĞİN KİTAPLARDAN ÖĞRENİYORUZ ANLADIN MI ŞİMDİ?
14 Aug 2007 11:15 am eSayın Selva…
Kur’an’da elbette nasıl namaz kılınacağı yazmaktadır… Peygamber kafasına göre mi namaz kılmış?
Mezheplerin namazı tabiki Kur’an’da yazmaz.
14 Aug 2007 3:24 pm eEy gafil. Ben hafızım.7 senedir ben Kuran-ı Azimüşşanın hiçbir ayetinde Namazın nasıl kılındığını gösteren bi ayet görmedim.
O zaman bana bi kaç ayet gösterde namazı bende kurana göre klayım. Bende diyeyim ki ben hafız değilim bu kadar insanın içinde. Ayrıca peygamber Aleyhisselam (s.a.v) namazı Cebrail aleyhisselamdan öğrenmiştir. Abdesti bile.
hamzat-36@hotmail.com