Beşer Peygamber

Bu yazı Süleymaniye Vakfı sitesinden alıntıdır.

 

“FESUBHÂNALLÂH! BEN BEŞER PEYGAMBERDEN BAŞKA BİR ŞEY MİYİM?”

 

Allah’ın, dinini tebliğ etmeleri için gönderdiği peygamberlerin birer beşer / insan olmalarını, inanmayanlar bir türlü kabullenmek istememişlerdir. Ta Nuh (as) zamanında başlayan bu kabullenemeyiş, son peygamber Muhammed (sav)’e gelinceye kadar böyle devam etmiştir. Nuh (as), kavmine elçi olarak gönderildiğinde ona şöyle itiraz edilmişti:

 

“(Nuh’un) Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: Biz seni sadece bizim gibi bir beşer olarak görüyoruz…” (Hûd, 11/27)

 

Bu tür itirazlar sadece Nuh (as)’un kavmi ile sınırlı değildi. Hud (as)’un kavmi olan Âd, Sâlih (as)’in kavmi Semûd ve onlardan sonra gelen peygamberlere de kendi kavimleri hep aynı itirazda bulundular: “Sizin bizden ne farkınız var? Siz de bizim gibi bir insansınız.” Allah Teala şöyle buyurmaktadır:

 

“Sizden öncekilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin haberleri size gelmedi mi? Onları Allah’tan başkası bilmez. Peygamberleri kendilerine mucizeler getirdi de onlar, ellerini peygamberlerinin ağızlarına bastılar ve dediler ki: Biz, size gönderileni inkâr ettik ve bizi kendisine çağırdığınız şeye karşı derin bir kuşku içindeyiz.

 

Peygamberleri dedi ki: Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? Hâlbuki O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi muayyen bir vakte kadar yaşatmak için sizi (hak dine) çağırıyor. Onlar dediler ki: Siz de bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz. Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize, apaçık bir delil getirin!” (İbrâhîm, 14/9–10)

 

Mekkeliler de aynı sözleri Peygamberimiz için söylemişlerdi:

“Bu elçinin özelliği ne ki? O da yemek yiyor, o da sokaklarda geziyor! Ona bir melek indirilse de birlikte uyarıcılık yapsa olmaz mı?” (Furkân, 25/7)

 

“Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse, onlar bunu, hep alaya alarak, kalpleri oyuna, eğlenceye dalarak dinlemişlerdir. O zalimler şöyle fısıldaştılar: Bu (Muhammed), sizin gibi bir beşer olmaktan başka nedir ki! Siz şimdi gözünüz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?” (Enbiyâ, 21/2–3)

 

Allah’ın peygamberleri için sarf edilen bu kabullenememe cümleleri inanmayanların en büyük engelleriydi:

 

“İnsanlara doğru yolu gösteren bir elçi geldiği zaman inanmalarına tek engel, onların şu sözleri olmuştur: “Allah elçi olarak bir beşer mi gönderir?” (İsrâ, 17–94)

 

Bu itirazlar inanmayanlar açısından bir parça makul görülebilir. Zira inanmamaları için aradıkları bahanelerin en büyüğünü bu cümlelerde bulabiliyorlardı. Bu akla göre Allah, insanlar içerisinden bir peygamber göndermez fakat gönderse bile bunu mutlaka ileri gelenler takımından (mele’) seçerdi![1] Bu da olmazsa, onlara göre geriye tek bir seçenek kalıyordu: Melek Peygamber! Şöyle demişti Nuh (as)’un kavminin inkârcı ileri gelenleri:

 

“Bu, sadece sizin gibi bir beşerdir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki melekler gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.” (Mu’minûn, 23/24)

 

Fakat peygamberlerin meleklerden olmasını isteyenlerin unuttukları bir başka gerçek vardı:

 

“De ki: “Yeryüzünde dolaşanlar melek olsaydı ve oraya yerleşmiş bulunsalardı, biz de onlara elçi olarak gökten bir melek indirirdik.” (İsrâ, 17/95)

 

Bu itirazlar, inanmayanlar tarafından yapılıyordu. Peki, inananlar tarafından peygamberlerin beşer / insan oldukları gerçeğine nasıl bakılmıştır?

 

Peygamberlerinin “insanlığı” ile oynayanların en bariz örneği Hıristiyanlardır. Onlar, peygamberleri konusunda aşırı gitmişler, onu tanrı edinmişlerdir. Yeni Papa 16. Benediktus başkanlığında kurulan bir heyet tarafından hazırlanan Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri adlı kitaba göre “İsa olmasaydı kâinat yaratılmazdı. Göklerde ve yeryüzünde görünen ve görünmeyen şeyler, tahtlar, egemenlikler, yönetimler ve hükümranlıklar… Her şey onun aracılığıyla ve onun için yaratılmıştır.”[2]

 

“Bu yanlış inanç, Müslümanların inancına da karışmıştır.”[3] Halk arasında oldukça yaygın olan ve birçok âlim tarafından açıkça uydurma[4] olduğu belirtilen “sen olmasaydın ben kâinatı yaratmazdım (levlâke levlâke lemâ halaktu’l-eflâk)” sözü bu iddiayı haklı çıkarmaktadır. Bazı Müslümanlar tarafından aslı astarı olmayan bu rivayete dayanarak ilk yaratılan şeyin hakikat-ı Muhammediye olduğu, yaratılan her şeyin ondan ve onun adına yaratıldığı iddia edilmiştir. Muhyiddin İbnü’l-Arabî başta olmak üzere birtakım mutasavvıflar tarafından ortaya atılan ve geliştirilen hakikat-i Muhammediye inancı, kısaca şöyle özetlenebilir:

 

“Hz. Peygamberin altmış üç senelik zamanla sınırlı cismanî hayatından ayrı bir varlığı daha mevcuttur. Allah’tan başka hiçbir şey yokken ilk defa hakikat-i Muhammediye var olmuş, bütün yaratıklar bu hakikatten ve onun için halk edilmiştir. Âlemin var olma sebebi, maddesi ve gayesi bu hakikattir. (…) Resûli Ekrem’in ruhu ve nuru bütün insanlardan, peygamberlerden, hatta meleklerden önce var olduğundan Peygamber insanlığın manevi babasıdır. (…) (Muhyiddin) İbnü’l-Arabî’ye göre hakikat-i Muhammediye nur olması bakımından âlemi yaratma ilkesi ve onun aslıdır. Varlık şeklinde zâhir olan ilâhî tecellinin ilk mertebesidir.”[5]

 

Menşeinin Yeni Eflatunculuk’taki “logos” veya İskendireyeli Aziz Clemens’in peygamberlik konusundaki görüşlerine dayandığı ileri sürülen[6] bu anlayış, en hafif tabirle Kur’an’ın şekillendirdiği peygamber tasavvurunu yerle bir etmektir! Nitekim başta hadis alimleri ve Hanbelîler olmak üzere bir çok alim Hz. Peygamberin bu şekilde anlaşılmasının onu ilahlaştırmak anlamına geleceğini söyleyerek bu inancı küfür ve şirk saymışlar, daha önceki ümmetlerin de peygamberleri konusundaki aşırılıkları sebebiyle sapıklığa düştüklerini söylemişlerdir.[7] Nitekim bir hadislerinde Peygamberimiz bu konuda sahabe-i kirâmı şöyle uyarmıştır:

 

“Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı aşırı surette methettikleri gibi, sakın sizler de beni methederken aşırı gitmeyiniz. Şüphesiz ki, ben sadece bir ku­lum. Onun için bana (sadece) Allah’ın kulu ve resûlü deyiniz.”[8]

 

Enes b. Malik (ra)’in rivayet ettiği bir hadise göre bir adam Peygamberimize “ya seyyidî / ey efendim, efendimin oğlu! Ey bizim en hayırlımız, en hayırlımızın oğlu! Diye seslenmişti. Buna cevaben Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

 


“Ey insanlar! Allah’a karşı olan sorumluluğunuzun bilincinde olun ki şeytan sizi aldatmasın. Ben Abdullah’ın oğlu Muhammed’im. Allah’ın kulu ve resulüyüm. Allah’a yemin ederim ki beni, Allah’ın bana verdiği makamın üstüne çıkarmanızı sevmiyorum.”[9]

 

“Peygamberimizin her zaman ve her durumda insan olduğu, Allah’ın ancak bir kulu olup yalnız ona kulluk yaptığı açık ve kesin iken, İslam’a mensup kimi çevreler onun hakkında aşırı gitmekte, kulluğa yakışmayan kimi nitelemelerle nitelemektedir. Yüce Allah, onun için ve başkaları için “Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler.” (Zümer, 39/30) dediği halde kimileri, başka insanlardan ayırarak bedeni ve ruhu ile yaşadığı, insanlar arasında dolaştığı, rüyalarına girdiği veya toplantılarına katılarak kendileriyle konuştuğu, kendisi ile görüşüp hadis rivayetlerinin sahih olup olmadığını kendisinden sorup öğrendikleri, kabrinde diri olup kendisine yapılan seslenmeleri ve duaları işittiği gibi şeylere inanmakta ve seslendirmektedir.”[10]

 

Hakikat-ı Muhammediye inancında sınır tanımayan Hasan Sezai Gülşenî gibi bazı mutasavvıflar ise: “Muhammed’dir cemâl-i Hakk’a mir’ât, Muhammed’den göründü kendi bizzat” diyerek Allah Teala’nın Muhammed (sav)’in bedeninden bizlere göründüğünü söyleyecek kadar ileri gitmişlerdir.[11] Bununla da yetinmeyip işi daha da ileri götürenler olmuştur:

 

“Ahmed’de gizlenen, ‘Hû’dur. Sufiler bunu ifade etmek için perde-i mîm deyişine sıklıkla baş vurur ve “Ahmed’deki mim perdesini kaldır da bir bak, ardında kim duruyor!” derler. Arapça’daki “Ahmed” kelimesinin yazılışındaki mim harfi kaldırılırsa, geriye “Ahad” kalır.”[12]

 

İlk bakışta peygamberimizin Allah’la bir tutulduğu izlenimini veren bu ifadelere daha dikkatli bakıldığında, durumun zannedilenden daha vahim olduğu görülmektedir. Zira Ahad (أحد) ile Ahmed (أحمد) kelimeleri arasında farklı olarak bir mîm (م) harfi vardır. Bu fark yazılıştadır ve Ahmed’in lehinedir. Çünkü onlara göre bütün âlem o mîm harfinin içindedir!..[13] Yani mahiyet itibariyle ‘Ahmed’ (Peygamberimiz) hâşâ ‘Ahad’ (Allah)’dan bir adım öndedir!!

 


“Bu tür ifadelerin Allah’ın kulu ve elçisi olan beşer peygamber tasavvuru ile uzaktan yakından ilgisi olmadığını anlamak için “akletmek gerekir” dememiz gerekirken, bu inanç sahipleri tarafından karşımıza büyük bir engel çıkarılmaktadır: “Bunun böyle olduğunu idrak etmek doğrusu pek güçtür, çünkü bu meydanda akıllar kesmez olur.”[14]

 


Hâlbuki diğer taraftan Allah şöyle buyurur:

 


“Allah aklını kullanmayanların üs­tüne pislik yığar.” (Yûnus, 10/100)

 

Bir tarafta aklı kullanmaya azami derecede teşvik eden ve akletmeyenleri pisliğe bulaşacakları yönünde tehdit eden Allah’ın ayetleri, diğer tarafta “bu meydanda akıllar kesmez” diyerek aklı devre dışı bırakan zihniyet…

 

İslam’ın öğretilerine aykırı bir iş yahut bir durum söz konusu olduğunda “Hz. Muhammed’in karşısına nasıl çıkarız, onun yüzüne nasıl bakarız, ona nasıl hesap veririz” diyen Müslümanlara da rastlanmaktadır. Bunlara söylenecek sözler şunlardır:

 


“Hz. Muhammed peygamberlik görevini yapmış ve Hz. Ebu Bekir’in “Kim Muhammed’e tapmışsa, Muhammed ölmüştür.” dediği gibi, ölmüştür. İnsanlar onun huzuruna değil, Allah’ın huzuruna çıkacaklar ve yaptıklarının hesabını ona değil, Allah’a vereceklerdir. Ceza veya mükafatlarını o değil, Allah verecektir. Mevcut Hıristiyanlık’ta hemen her şey Hz. İsa’dan istendiği ve onun her şeyi yapması beklendiği gibi, Hz. Muhammed insanları yargılamayacak, insanları iyi ve kötü diye tasnif etmeyecek (…) şu veya bu şeylerden veya yerlerden kurtarmayacaktır.”[15]

 

Allah’ın bizlere öğrettiği sağlam ve her türlü aşırılıktan uzak “beşer peygamber” tasavvurunu gözden geçirmek için yine O’nun sözlerine başvurmak gerekmektedir. Allah Teala şöyle buyurmaktadır:

 

“Muhammed, sadece bir resûldür / elçidir. Ondan önce de nice elçiler gelip geçmiştir.” (Âl-i İmrân, 3/144)

 


“De ki: «Fesubhânallâh! Ben beşer peygamberden başka bir şey miyim?» (İsrâ, 17/93)

 


“De ki, ben de tıpkı sizin gibi bir beşerim. Bana, ilâhınızın bir tek ilâh olduğu bildiriliyor. Artık kim Rabbine kavuş­mayı umuyorsa hemen iyi bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak etmesin.” (Kehf, 18/110)

 


“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 21/107)

 

“Biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı; Allah’ın izniyle O’na çağıran, nurlandıran bir ışık olarak gönderdik.” (Ahzâb, 33/45–46)

 


“De ki: «Ben peygamberlerin ilki değilim; benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem; ben ancak bana vahyolunana uymaktayım; ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.» (Ahkâf, 46/9)

 


“De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?” (En’âm, 6/50)

 


Ayetler gayet açık ve net.. Biz, “yüzü suyu hürmetine tüm kâinatın yaratıldığı ve kendisinde Allah’ın tecelli ettiğine” inanılan insanüstü bir peygambere değil; tıpkı bizim gibi bir beşer olan ve bu yüzden bize örnek gösterilen, melek olmayan, gaybı bilmeyen, yeri geldiğinde Rabbinden azar işiten[16] ama risâleti açısından âlemlere rahmet olarak gönderilen beşer peygambere iman etmekle mükellefiz.

 


Yahya ŞENOL

 


29. 03. 2007 Süleymaniye

 


ysenol@hotmail.com

 

[1] Bkz. Seyyid Kutub, Fî Zilâli’l-Kur’ân, 12. Bs., Dâru’ş-Şurûk, 1986, C: 4, s: 1872. (Hûd Suresi 28. ayetin tefsiri)

 

[2] Katolik Kilisesi Din Ve Ahlak İlkeleri, Çev. Dominik Pamir, İstanbul, 2000, s: 95, par. 331.

 

[3] Abdulaziz Bayındır, Kur’an Işığında Aracılık Ve Şirk, Süleymaniye Vakfı Yayınları, İstanbul, 2005, s. 82.

 

[4] Muhammed b. Ali b. Muhammed eş-Şevkâni, el-Fevâidu’l-Mecmûa fi’l-Ahâdîsi’l-Mevdûa, Thk. Abdurrahman el-Muallimî, el-Mektebetu’l-İslâmî, 2. Bs., Beyrut, 1392 h., s. 326.

 

[5] Mehmet Demirci, “Hakîkat-i Muhammediyye”, Diyanet İslam Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, 1997, C: 15, s: 179-180.

 

[6] Mehmet Demirci, “Hakîkat-i Muhammediyye”, DİA, C: 15, s: 180.

 

[7] Mehmet Demirci, “Hakîkat-i Muhammediyye”, DİA, C: 15, s: 180.

 

[8] Buhârî, Enbiyâ, 48.

 

[9] Ahmed b. Hanbel, 3/153, 241, 4/25, 40. Benzer bir hadis için bkz.: Ebû Davud, Edeb, 9.

 

[10] İbrahim Sarmış, Hz. Muhammed’i Doğru Anlamak, Ekin Yayınları, 3. Bs., İstanbul, 2007, cilt: 1 s: 95.

 

[11] Cihat Arınç, “Hakk’ın En Parlak Aynası: Ahmed-i Muhammed”, Anlayış Dergisi, Nisan 2006, sayı: 35, s. 77.

 

[12] Cihat Arınç, “Hakk’ın En Parlak Aynası: Ahmed-i Muhammed”, s. 77.

 

[13] Abdulaziz Bayındır, Kur’an Işığında Aracılık Ve Şirk, s. 83.

 

[14] Cihat Arınç, “Hakk’ın En Parlak Aynası: Ahmed-i Muhammed”, s. 77.

 

[15] İbrahim Sarmış, Hz. Muhammed’i Doğru Anlamak, cilt: 1 s: 96.

 

[16] İlgili ayetler için bkz: Enfal, 8/67–68; Tevbe, 9/43; Ahzâb, 33/37; Tahrîm, 66/1; Abese, 80/1–16.


Toplam Okunma: 927 | Bugunku Okunma: 4 | En Son Okunma: 11.10.2008 - 20:19

2 Yorum

  1. mahmud:

    selamın aleykum

    ya ne büyük alimler vsrmış haberdar deyilmişiz kusurumuza bakmayın arkadaşlar.Pardon kafir demediğiniz müslüman kaldımı sizin aforoz etmediğiniz mümin zaten peygamberlede(s.a.v) işiniz olmaz sabah namazı kaçrekat yazıyo kuranda söylermisiniz bilmiyorsunuz ki yazmaz öğle akşam ikindi haa pardonya ikindile akşam yoktu dimi sabah öle yatsı mıydı mezhepleri beyenmeyen şii taklitcileri kaçrekat kılınır namaz yok herkez kafasına göre zekat nekadar verilir bileniniz varmı aaa kuranda yazmıyo bakın öğrenin ayetleri kafanıza göre yorumlayıp salla mayın

    24/56- Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Resüle itaat edin ki size merhamet edilsin

    ayet bu neden namaz la zakat tan sonra resule itaat edin diyor ALLAH (c.c) neden acaba sallamaya başlamayın sizde biliyorsunuz ki namaz ve zekatı ancak peygamber (s.a.v)den öğreneceğiz kafana göre olmazzzz. yoksa rabbim neden böyle ayet indirsin olmazdımı
    beyenmediniz mi
    Allah’a ve Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.bak yine kendi adının ardına resulunun adını koymuş ittat edin buyuruyor rabbim neden ki acep

    33/33- Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah’a ve Resülüne itaat edin

    bak açılıp saçılmayın buyuruyo ama sizde serbest giyim kuşam dimii hikayeden hanifler aa yine resulune itaati emrediyo rabbim

    4/69- Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.

    aha bidaha
    4/80- Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.

    engüzeli siz bu ayeti görmediniz heralde dimi zaten hadisler de yalan (haşa) dimi vah size vah
    Peygamber size verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının”. “size ne yasakladıysa” ifadesinden, haramlık bildiren bir nehiy anlaşıldığına göre “size ne verdiyse” ifadesinde de emirleri anlaşılmaktadır.
    2- Peygambere itaat etmenin ve ona tabi olmanın farz olduğunu ifade eden bir çok ayeti kerime mevcuttur. “Biz her türlü peygamberi Allah’ın izniyle ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik” (nisa-64) Burada peygambere itaat, peygamberliğin gayesi olarak gösterilmiştir. Binaenaleyh efendimiz (s.a.v.) sözleri ve fiilleri zorunlu olarak delil olacaktır.
    3- “De ki eğer Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki, Allah da sizi sevsin.” (ali imran -31) Bu ayeti kerime Rasulü Ekrem (s.a.v.)’in bütün sünnetlerinin, söz, fiil, takrir ve ictihadlarının son derece kati birer hüccet oldukları konusunda apaçık bir delildir. Buna göre, her kim peygamberin (s.a.v.) sünnetine tabi olursa, en yüce mertebeye ulaşacaktır. Zira Allah’ın rızasını ve sevgisini kazanmanın tek yolu, efendimize tabi olmaktan geçmektedir.
    4- “Namazı kılın, zekatı verin, Allah’a ve Rasulüne itaat edin” (mucadele -13) “Namazı kılın, zekatı verin, peygambere itaat ediniz ki merhamet göresiniz”. (nur- 56) Her iki ayette de peygambere itaat namaz ve zekat derecesinde bir hüküm olarak yer almıştır. Namaz ve zekat nasıl farzsa peygambere itaat de öylece farzdır.
    5- “De ki, işte bu, benim yolumdur. Ben Allah’a çağırıyorum. Ben ve bana tabi olanlar aydınlık bir yol (basiret) üzereyiz.” (yusuf-10 Bu ayetten şunlar anlaşılmaktadır.
    a- Bu getirdiklerim benim ve bana tabi olanların yoludur.
    b- Ben ve bana tabi olanlar Allah’a davet ediyoruz.
    c- Ben ve bana tabi olanlar aydınlık bir yol üzereyiz. Buna göre sünnet, apaçık bir delildir. Aksi takdirde ona tabi olmayanların başkalarını hakka davet gibi bir hak ve salahiyetleri yoktur.
    6- “O kimseler ki, Nebiyyi Ümmi olan Rasüle tabi olurlar. O Nebi ki, Tevrat’ta ve incil’de yazılı bulduklarıdır. İşte o peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder. Onlara temiz ve güzel şeyleri helal, pis ve zararlı şeyleri haram kılar ve üzerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki bağları kaldırır(yani hata ile adam öldürmek kısas icrasını, günah işleyen azaların, pislik değen elbisenin kesilmesi gibi ağır teklifleri). O peygambere inanıp ona saygı gösteren, yardım eden ve onunla birlikte gönderilen Nur’a tabi olanlar var ya , işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (araf-157)
    Ayette onun helal ve haram kıldığı şeylerden bahsediliyor, bu onun sünneti değil de ya nedir? Çünkü o “Bana biliniz ki, Kitabın misli gibi bir kitap verildi” (ebu davut) buyurmuştur.
    7- “De ki: Allah ve Rasulüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allah kafirleri sevmez” (ali imran-30) Allah ona muhalefet etmenin küfür olduğunu ilan ediyor. Bu beni titretiyor. Hangi aklı selim sünnetin delil ve kaynak olmadığını söyleyebilir bundan sonra. Bunun aksini iddia etmek ancak ve ancak nasipsizlik ve edepsizlikle izah edilebilir.
    8- “Allah ve Rasulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir kadın ve erkeğe, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (ahzap-36) Buna rağmen Rasulullah’ın sünnetini yok saymak hangi aklın ürünüdür acaba!!!???
    9- “Bazı insanlar “Allah’a ve peygambere inandık ve itaat ettik” diyorlar; ondan sonrada içlerinden bir grup yüz çeviriyor. “Onlar, aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve peygambere çağrıldıklarında, bakarsın ki, içlerinden bir kısmı yüz çevirip dönerler.” (nur- 47/4 Ayetler peygamberin hüküm ve emirlerinden yüz çevirmeyi nifak olarak görüyor.
    10- “De ki: Allah’a itaat edin, peygamberlere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki peygamberin sorumluluğu kendisine yüklenen tebliğdir. Sizin sorumluluğunuz da size yüklenen görevi yerine getirmenizdir. Eğer peygambere itaat ederseniz, hak yolu bulmuş olursunuz. Peygambere düşen sadece apaçık bir tebliğdir.” (nur-54) Hala mı Rasulullah’ın sünnetlerini red? Ona itaat fiili, kavli ve takriri sünnetlerinin bütünü değil de ya nedir? Ashabı kiram bütün emir ve nehiyleri ondan aldılar. “Namazı benim kıldığım gibi kılınız” (buhari) “Hac menasikinizi benden alınız” (muslim)
    11- “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan (!) emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir hususta ihtilafa düşerseniz -Allaha ve Ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah ve Rasulüne götürün. Bu hem hayırlı ve hem de netice bakımından daha hayırlıdır.” (nisa-54)
    Evet bizzat Rabbimiz bizi Rasulunun (s.a.v.) sünnetlerine irşad ediyor. Daha fazla ne söyleyebiliriz ki. Acaba bize Kur’an yeter diyenler hiç mi Kur’an okumuyorlar. Bir arkadaşla internetteki tartışmamızda (sünneti red ediyordu) sormuştum. Allah namaz kılın diyor. Mahiyetini bildirmiyor. Bana izah edermisin şimdi biz namazı nasıl kılacağız dediğimde “Onu ayetin ruhundan anlayacaksın” diyor. Nasıl yani dediğimde beni islamdan atmıştı :))) Buraya kadar yazdığımız ayetler sünnetin kat-i bir delil olduğunu ilan ediyor. Devam edelim ayetlere:
    12- “Namazı kılın zekatı verin.” (bakara-43) Burada namazın adedi, rekatları, vakitleri ve keyfiyeti belli değildir. Bunlar ancak Rasulü Ekremin pak ve nezih sünnetiyle beyan edilmiştir.
    13- “Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan başkalarına ibret olmak üzere ellerini kesin” (maide-3 Hırsızlıkla ilgili hükümler nedir. Ellerden murat nedir ve nereden kesilir, bütün bunlar sünnetle ortaya konmuştur.
    14- “Zina eden kadın ve erkeğe, her birine yüz sopa vurun” (nur-2) Bu hüküm kimin içindir? Kime uygulanır. Bekarlara yüz sopa evlilere yüz sopa ve recm sünnetle ortaya konmuştur.
    15- “Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınlar ölünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin” (nisa-15)
    Allah’ın Rasulü bu ayeti tefsir ederken “Benden alınız, benden alınız, benden alınız. Bekar bekarla yaparsa yüz sopa ve sürgün, evli evliyle yaparsa yüz sopa ve recm” (ibni hanbel müsned,müslim,tirmizi,nesai,ebu davud,ibni mace) buyurmuştur. Bu haddin hududu da sünneti nebi ile beyan olunmuştur.
    16- “Arafat’tan indiğiniz zaman, Meş’ari Haramda Allah’ı zikredin” (bakara-19 buyurmuştur. Burada Arafat’tan haccın bir esası olarak değil, sadece bir mekan olarak söz edilmiştir. Binaenaleyh Haccın en büyük rüknü olan Arafat’ta vakfe sünnetle belirlenmiştir. Efendimiz (s.a.v.) “Hac arafattır” (ebu davut,menasik,69) buyurmuştur.
    18- “Biz bu kitabı sana sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklaman ve iman eden bir topluma da hidayet ve rahmet olması için indirdik” (nahl-64) İnsanların ihtilafa düştüğünde Allah Resulüne açıklamasını emrediyor. O da bunu sünnetiyle ortaya koymuştur.
    19- “İçlerinden kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden, inkardan) kendilerini temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lutufta bulunmuştur.” (ali imran 64) Alimlerin cumhuru hikmet Kur’an’dan ayrı bir şeydir ki o da Sünneti Nebi (s.a.v.) dir. demişlerdir.(es-sunne(mustafa sibai)s:50) İmam Şafi (r.a.); Hikmet burada Kur’an’a tabidir. Allah kitabı zikretti ki, O KUR’ANDIR. Hikmeti de zikretti ki, o da Resulünün sünnetidir.(es-sunne s:51) Çünkü Rasulullah “Kur’anla birlikte bana onun gibisi verildi” (ebu davut) buyurmaktadır. Buraya kadar Kur’an’ın tek kaynak olmadığını bunun bizzat Kur’anın ruhuna aykırı olduğunu, sünnetin önemini bizzat ayetlerle açıklandı.

    “De ki; Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Ali İmran 31)

    aaabidaha ama sizden birisizle görüşmüştüm bu ayet için dediki bu ayet bizi ilgilendirmiyo ozamanı bağlar bakar mısın capsıza kuranın hükmünü kaldırdı şimdi kimim yerine koy kendini acaba ha

    “Allah ve Resulü bir meselede hükmünü verdiği zaman, bir mümin erkeğin yahut bir mümin kadının artık işlerinde başka bir yolu seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulü’ne isyan ederse, apaçık bir sapıklığa düşmüştür.” (Ahsap 36)

    ayeti iyi okuyun
    Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan alimlere de itaat edin.” (Nisa: 59)
    işte nediyo ALLAH (c.c) peygambere(s.a.v) vede alimlere buyuruyo yaaa anladınızmı şimdi olaki düşünürsünüz zor görünüyo sizin için zor takla atarak namaz kılınmaz üç kuruş zekat olmaz
    kurana uymuyorsunuz kendi kafanıza uyuyorsunuz resule(s.a.v) uymak görüldüğü gibi farz FARZ ok

    ayetlerinde neden indiğini bile bilmeden kafir ler için indirilmiş ayetleri müslümanlara isnat etmeyin kuran ca dahi bilmeden yorum yapmayın nekadar az düşünüyorsunuz olaki düşünürsünüz…

    ali aksoy faşit düşünceli bir insan olduğunu yeni anladım bu sebep ten daha birşey yazmama gerek yok

  2. admin:

    Selam Mahmud;

    Yazdıklarına cevaplar bu sitede yeterince ve defalarca verilmiştir.

    “Faşist” meselesine gelince…

    Dininin sana öğrettiği bu mu? Bu kadar kolay değil mi ?

    Yollarımız hamdolsun ayrı kardeşim. Allah sana selamet versin.

    Muhabbetle…

Yorum yapın



Rastgele Yazı