Cennete kimler girer?

Ahmet Baydar
(Fikri Takip) Kur`ân`ın üslubunda hep çoğul olarak “elçiler” dendiği hâlde, onlara indirilen vahiy söz konusu olunca durum değişir. Bir iki yerde, vahyin farklı zamanda indirilişine nispetle “kitaplar” denmişse de genelde “kitap” şeklinde tekil kullanılır.
Nitekim İncil, Zebur ve Tevrat mensupları kast edilirken bile sözcüğün ikil (kitabeyn) ve çoğul (kütüb) şekli ile “Kitaplar ehli” gibi bir terkip kullanılmamış, aksine hep “Kitap ehli” denmiştir.
Çünkü peygamberlerin mesajları lafız olarak farklı olsa da iyi ve kötü olarak “belirlenen” hususlar hepsinde aynıydı. Başka bir ifadeyle değişik zamanlarda indirilen vahiy, farklı dillerde ve çok görünse de aslında hepsi, tek dinin tek kitabıydı. Tevrat bir kitap, İncil bir kitap idiyse de Kur`ân da aynı “belirleme” leri ihtiva eden bir “kitap”tır.
Kur`ân`ın üslubunda bu gayet açık ve anlaşılır bir durumdur. Ne var ki şu “Yetmiş küsur fırka” meselesi bu tek din ve tek kitap üslubuyla çözülemez.
Ahirette kurtulamayacak olanlar; kitap ehlinden fırkalar mıdır? Yoksa peygamberleri izleyen ümmetler midir? Yerleri cehennem midir, değil midir? Onlar, son Peygamber`in davetine muhatap olanlardan mıdır, yoksa icabet edenlerden midir? Yetmiş iki fırka mı yoksa yetmiş üç fırka mı olacaklardır? Bu sayı belli bir süre ile sınırlı mıdır yoksa Kıyamete kadar olan zaman zarfında mı gerçekleşecektir?
“Şu kadar fırkadan sadece biz kurtulacağız” diyenler; işte bu soruların cevabını Kur`ân`da bulamazlar.
Ama bizce şu sonuçla karşılaşırlar: Farklı Peygamberlere uymanın sebebi, aynı Kitab`a uymuş olmaktır. Bunun amacı, dünya saadetini elde etmek olduğu kadar, uhrevi kurtuluşu kazanmaktır. Birincisi, “sünnet”i izlemekle kolaylaşacağı gibi, ikincisi elbette sadece Allah`a bağlanmakla mümkün olur. Nitekim Kur`ân`da şöyle buyrulur:
“Yahudi olanlardan veya Hıristiyanlardan başkası Cennete giremeyecek” dediler. Bu, kuruntularıdır. De: “Getirin bürhanınızı, doğruysanız!” Aksine; kim özü doğru olarak yüzünü Allah`a tertemiz teslim ederse, Rabbinin indinde ecri vardır…” (Bakara 2/111-112.)
Bu ayette, uhrevi kurtuluş için toplumlarının kendilerini bir peygambere nispet etmeleri yeterli görülmemiş, aksine kurtuluşun tek şartının, Allah`a teslimiyet olduğuna işaret edilmiştir. Şu ayetler de bu anlamı teyit eder:
“İman edenler, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiîler… Kim Allah’a ve Sonraki Güne iman etti, salih amel yaptıysa onların Rab’leri nezdinde mükâfatları var…” (Bakara 2/62.)
“İman edenler, Yahudî olanlar, Sâbiîler, Hıristiyanlar… İçlerinden her kim, Allah`a ve sonraki güne iman edip de salih amel yaptıysa onlara korku yok…” (Mâide 5/69.)
Son iki ayette temas edilen Sâbiîler, bazı yorumculara göre, bir dinden çıkıp başka bir dine giren, ya da kitapları ve bir peygamberleri izlemeyen ama Allah inancı bulunan kimselerdir. Yahudi olanlar ve Hıristiyanlar ise, kendilerini bilinen iki peygambere nispet eden, onların izlerinden gittiklerini söyleyen toplumlardır.
“İman edenler” diye işaret edilenlere gelince. Bunlar son Peygamber`i izleyenlerdir.
Demek ki uhrevî kurtuluş hususunda müminlerin öncekilerden farklı bir durumu yoktur. Onlar da ancak yukarıdaki ayetlerde değinilen esaslara uydukları takdirde öteki hayatın azabından kurtulabileceklerdir.
Yani, bütün bu grupları, ahirette mensup bulundukları aidiyetleri değil, kişisel kimlikleri kurtarır. Uhrevi kurtuluş, toplumların inançlarına ve ait olduklarını dile getirdikleri peygamberlere değil fertlerin kişisel çabalarına bağlıdır.
“Kitap” işte bunun için rehberlik etmiştir. Kur`ân şöyle der:
“Kendilerine Kitap verdiklerimiz, sana indirilene sevinirler. Gruplardan, bir kısmını inkâr eden de var. De ki: “Ben sadece Allaha kulluk etmek ve ona şirk koşmamakla emir olundum…” (Ra`d 13/36.)
Bir ayetin, son peygambere iman edenleri, önceki şeriatların mensupları ile hatta Mecûsî ve müşriklerle bir arada zikretmiş olması ise çok daha anlamlıdır:
“İman edenler, Yahudi olanlar, Sâbiîler, Hıristiyanlar, Mecûsîler ve müşrik olanlara gelince, hükmü Allah verir aralarında, Diriliş gününde…” (Hacc 22/17)
Kısaca, uhrevî kurtuluş için Kur`ân`ın insan tekine tembihi şudur. Kimse farklı beklentiler peşinde olmasın. Öteki hayatta insanı “velâyetler” ve “mensubiyetler” değil, kişisel çabalar kurtarır. Ayrıca ister velâyet beklentili olsun, ister aidiyet inançlı olsun yahut böyle olmasın, bütün grupların uhrevî kurtuluşları sadece Allah`ın elindedir. (Hûd 11/107.)
18.3.2007


29 Kasım 2007 - 14:38
HURİLER?
Makaleyi yazan: Yaseen
http://www.geocities.com/yaseen_q/hur-article.htm
Hadislere dayanarak bir takım gelenekçi Müslümanlar cennete girdiklerinde 70 tane huri ve
bu dünyadan 2 tane inanan kadınla ödüllendirileceklerini düşünürler. Hadislerde ve
günümüzde ve daha önce yapılmış Kuran çevirilerinde bulunan tasvirler, kadınları ve Allah’a
ve Kuran’ın doğruluğuna inanan tüm erkekleri rencide edecek türdendir. Bu genç, güzel
hurilerin geçtiği ayetleri toplama görevini ben üstlendim. Kuran’ın yorumunda bir yanlışlık
olduğuna ikna olmuştum. Daha sonra bu ayetlerin anlaşıldığından çok farklı şeyleri ima
ettiğini gördüğümde çok şaşırdım. Bu yalanın bu kadar sürmesine şok olmuştum. Bu ayetlerin
içeriği yiyecek, içecek, rahat mobilyalar ve diğer “nesneler”di. Hala birçok Müslüman’ın
inandığı gibi hurilerden bahsedilmiyordu.
Hur kelimesi bir sıfattır ve saf / kristal beyazı anlamlarına gelir. Ayetlerdeki tanımlamaları
incelemeden önce inşallah gidersek cennette kiminle birlikte olacağımıza bakalım.
Cennette kimlerle olunacak?
İnananlar eşleriyle birlikte olacaklar. 36:56′da geçen “ezvecuhum” ( -onların- eşleri ) kelimesi
belli bir cinse hitap etmiyor. 2:25, 4:57 ayetleri eşleri saf / temiz olarak anlatıyor (ezvacüm
mütühheratün).
36:54-56
Diyanet Vakfı 54. O gün hiçbir kimse en ufak bir haksızlığa uğramaz. Siz orada ancak
yaptıklarınızın karşılığını alırsınız.
Arapçası: Fel yevme la tuzlemü nefsün şey’ev vela tüczevne illa ma küntüm ta’melun
Diyanet Vakfı 55. O gün cennetlikler, gerçekten nimetler içinde safa sürerler.
Arapçası: İnne ashabel cennetil yevme fı şüğulin fakihun
Diyanet Vakfı 56. Onlar ve eşleri gölgeler altında tahtlara kurulurlar.
Arapçası: Hüm ve ezvacühüm fı zılalın alel eraiki müttekiun
Soylarından inançlarını izleyenler de bu kişilere katılır.
59:21
Diyanet Vakfı 21. İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tâbi olanlar (var
ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Onların amellerinden de bir şey
eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir.
Bu, 40:8 ayetinde tekrar doğrulanıyor:
40:7-8
116
Diyanet Vakfı 7. Arş’ı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini
hamd ile tesbih ederler, O’na iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını isterler: Ey
Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna
gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! (derler).
Diyanet Vakfı 8. Rabbimiz! Onları da, onların atalarından, zevcelerinden, nesillerinden iyi
olanları da kendilerine vâdettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz azîz ve hakîm olan sensin!
Anahtar Kelimeler ve Yanlış Yorumlamalar:
Aşağıda bu “hurilerin” niteliklerini bugün yorumlandığı şekilde listeledim. Bu ayetlerin
çoğunda çevirmenlerin hayal ettiği gibi bir özne bulunmamakta ve anlaşılan çevirmenler, bu
özneyi bulmak için önceki ayetlere veya içeriğe bakma gereği duymamış.
Hurun: temiz kadınlar / huriler
(bi) hurin aynin: iri gözlü huriler
Kasiratut tarfi: gözlerini sakınan (huriler)
Kasiratut tarfi ayn: gözlerini sakınan (huriler)
Hayratun hisan: güzel (kadınlar)
Etraben: yaşıt (huriler)
Kevaibe etraben: (göğüsleri) tomurcuklanmış yaşıt (huriler); güzel yaşıt (eşler)
‘Uruben etraben: mükemmel eşleştirilmiş.
Şimdi bu “huri”lerin niteliklerini Kuran’dan inceleyelim.
55. Ayetteki “Kasiratut Tarfi” ve “hurun”
Rahman Suresini cennetin gizli kalmış yönlerini ortaya çıkarmada anahtar surelerden biri
olarak görüyorum. Bu Sure boyunca ilginç bir çiftelik ve karşıtlık teması işlenmiş.
Bir not olarak şunu bilmenizi isterim ki Arapça’da isimler eril veya dişil formlarda olabiliyor
ve 3′e ayrılırlar: tekil, ikili ve çoğul. 55. Surede bunların arasındaki geçişlere tanık olacağız.
İkiliden Çoğul Forma Geçiş:
55:46-61
Diyanet Vakfı 46. Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır.
Edip Yüksel 46. Rabbinin görkeminden korkan (cin ve insan) lar için iki cennet vardır.
Arapçası: Ve limen hafe mekame rabbihi cennetani.
Diyanet Vakfı 47. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Edip Yüksel 47. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
Diyanet Vakfı 48. İki cennet de çeşit çeşit ağaçlarla doludur.
Edip Yüksel 48. Türlü besinlerle doludur her ikisi.
Arapçası: Zevata efnanin.
Diyanet Vakfı 49. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Edip Yüksel 49. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
Diyanet Vakfı 50. İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır.
Edip Yüksel 50. İçlerinde akan pınarlar vardır.
Arapçası: Fiyhima ‘aynani tecriyani.
Diyanet Vakfı 51. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Edip Yüksel 51. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
Diyanet Vakfı 52. İkisinde de her türlü meyveden çift çift vardır.
Edip Yüksel 52. İkisinde de her meyveden iki çeşit vardır.
Arapçası: Fiyhima min kulli fakihetin zevcani.
Diyanet Vakfı 53. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Edip Yüksel 53. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
Diyanet Vakfı 54. Hepsi de örtüleri atlastan minderlere yaslanırlar. İki cennetin de
meyvesinin devşirilmesi yakındır.
Edip Yüksel 54. Astarları atlastan yataklara yaslanırlar, her iki cennetin meyveleri pek
yakındır.
Arapçası: Muttekiiyne ala furuşim betainuha min istebrak ve cenel cenneteyni dan.
Diyanet Vakfı 55. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Edip Yüksel 55. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
Diyanet Vakfı 56. Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş güzeller var ki, bunlardan önce
onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.
Edip Yüksel 56. Oralarda, daha önce ne bir insan ne de bir cin tarafından dokunulmamış,
bakışlarını dikmiş eşler vardır.
Arapçası: Fihinne kasıratut tarfi lem yatmishunne insun kablehum ve la can
Diyanet Vakfı 57. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Edip Yüksel 57. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
Diyanet Vakfı 58. Sanki onlar yakut ve mercandırlar.
Edip Yüksel 58. Onlar yakut ve mercan gibidirler.
Arapçası: Ke ennehunnel yakıtı vel mercan
İbrahim Yılmaz: Büyük Kandırmaca
118
Diyanet Vakfı 59. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Edip Yüksel 59. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
Diyanet Vakfı 60. İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?
Edip Yüksel 60. İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir?
Arapçası: Hel cezaul ıhsani illel ihsan
Diyanet Vakfı 61. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Edip Yüksel 61. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
Gördüğünüz gibi 55:47-48 arası iki cennetten / bahçeden bahsediyor. Çift form olan “Fihinna”
(onların ikisinin içinde) 55:50 ve 55:52 ayetlerinde geçen iki cennetin içindekileri ima ediyor.
55:54 ayeti ise ikiye ayrılıyor, ilk kısım cennetle mükafatlandırılan erkek ve kadınların
durumundan:
“Hepsi de örtüleri atlastan minderlere yaslanırlar.”
İkincisi ise bahçelerdeki ağaçların meyvelerinin ne kadar rahat alınabileceğinden bahsediyor:
“İki cennetin de meyvesinin devşirilmesi yakındır.”
69:23 ayetinde de “kutufuha daine” (meyveleri sarkmış / yakın) sözcüğüne rastlıyoruz.
69:22-23
Diyanet Vakfı 22. Yüce bir cennette,
Edip Yüksel 22. Yüksek bir cennette (bahçede),
Diyanet Vakfı 23. Meyveleri sarkmış halde.
Edip Yüksel 23. Meyveleri ulaşılabilecek mesafededir.
55:50 ve 55:52′de bulunan çift formlardan “fihina” (onlarda) çoğul dişil forma geçiş
görüyoruz, yani bunlar “iki bahçede bulunan” “varlıkları” betimliyor olamaz.
“Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz??”
Arapçası: “Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani”
“Tukezzibani” (yalanlamak) fiili ikili yapıda. “Hüna” zamirinin işaret ettiği kalan tek makul
nesne 55:54 ayetinin sonundaki “meyveler”dir.
İffetli olmak Kuran’da her zaman “hifzul ferc” olarak geçer, “kasıratut tarfi” ayete
bakıldığında zorlama bir anlam olarak göze çarpıyor. Bu kelimenin bakışları / gözleri
kaçırmak olduğu var sayılıyor. Ancak gözleri alçaltmak Kuran’da 24:30 ve 31 ayetlerinde
olduğu gibi “ğadül besar” olarak geçer. Cennet iffet ve namus kavramlarının olduğu bir yer
değildir zaten. Cennet inananların ödüllendirileceği ve bir daha yaptıklarından sorumlu
tutulmayacağı bir yerdir. “Bakışlarını alçaltmak” buraya uymadığı gibi Kuran incelendiğinde
de tutarsız olduğu görülecektir. “Kasırat” kelimesinin kökü “kasera” kısaltmak anlamına gelir.
“Taraf” kelimesi ise “uç” demektir, 11:114 ve 20:130 ayetlerinde geçer. Aynı zamanda kol ve
bacak yani insan vücudundaki uzuvlar, “el etraf” (uçlar) kelimesiyle anlatılabilir. Bu nedenle
“kasıratut tarfi” ellerinizi bile uzatmadan veya hiçbir çaba sarf etmeden kolayca yetişilen
meyvelerin tanımlarından biridir.
Cennetin meyvelerinin kolayca ulaşılabilirliğini 76:14 ayeti de şöyle anlatır:
76:14
Diyanet Vakfı 14. (Cennet ağaçlarının) gölgeleri, üzerlerine sarkar; kolayca koparılabilen
meyveleri istifadelerine sunulur.
Edip Yüksel 14. Ağaçların gölgesi üzerlerine sarkmış ve meyveler yaklaştırılarak
koparılmaları kolaylaştırılmıştır.
Arapçası: Ve daniyeten ‘aleyhim zılaluha ve zullilet kutufuha tezliylen
“lem yatmishunne insun kablehum ve la can”: onlara ne cin ne insan dokundu?
Bağlam “hurilerden” bahsediyor olsaydı yukarıdaki ayet daha sonra bunlara dokulacak gibi
bir anlama gelirdi. Bu yakışıksız, hayali bir yorumdur.Kuran’da “dokunmak” olarak kullanılan
kelime “messe” veya “temesse”‘dir (2:236-237, 3:47, 19:20, 33:49, 58:3-4, vb…)
55:57′deki “tamase” denemek / tatmak / bozmak veya tüketmek olarak çevrilebilir. Cennetteki
yiyecek ve içecekler Dünya’da tadılanlar gibi olmayacak, saf ve her açıdan mükemmel
olacaklar.
55:58′deki “yakuplar ve mercanlar gibi” sözü de yine bu meyvelerden bahsediyor.
Hayratun Hısan (55:70)
55:62-74
Diyanet Vakfı: 62. Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır..
Edip Yüksel 62. O ikisinin ötesinde iki cennet daha var.
Arapçası: Ve min dunihima cennetan
Diyanet Vakfı 63. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Edip Yüksel 63. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
Diyanet Vakfı 64. Bu cennetler koyu yeşildirler.
Edip Yüksel 64. Yemyeşildirler.
Arapçası: Mudhammetan
Diyanet Vakfı 65. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Edip Yüksel 65. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
Diyanet Vakfı 66. İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır.
Edip Yüksel 66. İkisinde de fışkıran iki kaynak vardır.
Arapçası: Fihima aynani neddahatan.
Diyanet Vakfı 67. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Edip Yüksel 67. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
Diyanet Vakfı 68. İkisinde de her türlü meyveler, hurma ve nar vardır.
Edip Yüksel 68. Her ikisinde de meyvalar, hurmalar ve narlar vardır.
Arapçası: Fihima fakihetuv ve nahluv ve rumman
Diyanet Vakfı 69. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Edip Yüksel 69. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
Diyanet Vakfı 70. İçlerinde huyu güzel yüzü güzel kadınlar vardır.
Edip Yüksel 70. Her ikisinde de iyilikler, güzellikler vardır.
Arapçası: Fihinne hayratun hısan
Diyanet Vakfı 71. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Edip Yüksel 71. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
Diyanet Vakfı 72. Otağlar içinde sahiplerine tahsis edilmiş hûriler vardır.
Edip Yüksel 72. Çadırlara kapanmış güzeller
Arapçası: Hurum maksuratun fil hıyam
Diyanet Vakfı 73. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Edip Yüksel 73. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
Diyanet Vakfı 74. Bunlara onlardan önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur.
Edip Yüksel 74. Daha önce onlara ne insan ne de cin dokunmamıştı.
Arapça: Lem yatmishunne insun kablehum ve la can
55:70 ayetindeki “Fihinne hayratun hısan” 55:62, 55:64, 55:66 ve 55:68 ayetlerinde ikili
yapıdan (fihima) çoğul dişil yapıya (fihina) geçiş var. Bundan dolayı zamirin bildirdiği iki
bahçe (veya içindekiler) değil 55:68′den önce bahsedilen “meyve, hurma ve narlardır.”
“Hayrat” ve “hisan” kelimeleri sıfattır ve ayette çevirmenlerin eklediği gibi bir özne geçmez.
“Fihinne hayratun hısan” : “Onlarda üstün iyilik / faydalar (vardır)”
55:72′deki “Hurum maksuratun fil hıyam” anlatılmakta olan şeylerin (meyveler) ve bunların
niteliklerinin devamıdır. Ayette yine bir özne yok. “Hurun” saf / temiz demektir.
Artı ayette anlatılanın çadırlara kapatılmış “huriler” olduğunu düşünmek mantıksızdır.
“Maksuratun fil hıyam” hemen yakında olan yığın halindeki meyveleri anlatıyor. 55:74 tekrar
bu meyvelerin daha önce kimse tarafından tüketilmemiş olduklarını yazar: Daha önce onlara
ne insan ne de cin dokunmamış / tüketmemiştir.
Büyük Gözlü Huriler? (56:22)
56:15-24
Diyanet Vakfı 15. Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler,
Edip Yüksel 15. Lüks mobilyalar üzerinde,
Arapçası: ‘ala sururin medunetun
Diyanet Vakfı 16. Onların üzerlerinde karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.
Edip Yüksel 16. Karşılıklı yaslanmışlardır.
Arapçası: Muttekiiyne ‘aleyha mutekabiliyne
Diyanet Vakfı 17. Çevrelerinde, (hizmet için) ölümsüz gençler dolaşır;
Edip Yüksel 17. Onlara ölümsüz gençler servis yaparlar.
Arapçası: Yetufu ‘aleyhim veldanun muhalledune
Diyanet Vakfı 18. Maîn çeşmesinden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.
Edip Yüksel 18. Kaynaktan doldurulmuş bardaklar, sürahiler ve kadehlerle.
Arapçası: Biekvabin ve ebariyka ve ke’sin min ma’ıynin
Diyanet Vakfı 19. Bu şaraptan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
Edip Yüksel 19. Ne ara verirler ne de yorulurlar.
Arapçası: La yusadda’une ‘anha ve la yunzifune
Diyanet Vakfı 20. (Onlara) beğendikleri meyveler,
Edip Yüksel 20. Ve beğendikleri meyveler…
Arapçası: Ve fakihetin mimma yetehayyerune
Diyanet Vakfı 21. Canlarının çektiği kuş etleri,
Edip Yüksel 21. Canlarının çektiği kuş etleri…
Arapçası: Ve lahmi tayrin mimma yeştehune
Diyanet Vakfı 22. İri gözlü hûriler,
Edip Yüksel 22. Güzel eşler…
Arapçası: Ve hurun ‘ıynun
Diyanet Vakfı 23. Saklı inciler gibi.
Edip Yüksel 23. Korunmuş inciler gibi…
Arapçası: Keemsalillu’luilmeknuni
Diyanet Vakfı 24. Yaptıklarına karşılık olarak (verilir).
Edip Yüksel 24. Yapmış olduklarına bir karşılık olarak verilir.
Arapçası: Cezaen bima kanu ya’melune
Öncelikle bahsi geçen nesnelere bakalım:
56:15: Rahat mobilyalar/Cevherlerle işlenmiş tahtlar
56:18: Temiz bir içkiyle doldurulmuş bardaklar, sürahiler ve kadehlerle
56:20: İstedikleri meyveler
56:21: İstedikleri kuş etleri
56:22: “vehurun aynun” -Bunlar iri gözlü kadınlar olabilir mi?-
Dikkat ederseniz, ayette bazı çevirmenlerin ayete, orijinalinde olmayan kadınlar / eşler gibi
kelimeler ilave ettiğini göreceksiniz. Cümledeki tek özne “göz” olarak anlaşılan “ayn”
kelimesidir.
Listedeki diğer nesneler ise inanan kadın ver erkekler için verilecek birer objedir. 22. ayetteki
bu “varlıklar” diğelerinin aksine detaylı bir şekilde anlatılmamış, sadece gözlerinin büyük ve
saf olduğu belirtilmiş. Bu da Kuran’ın gerçek manasını yok etmek için çevirmenlerin ürettiği
bir fantaziden başka bir şey değildir. “Hurun” kelimesi yalnızca saf ve kristal beyazı anlamına
gelir. “Ayn” ise hem “göz” hem de “pınar” anlamına gelebilmektedir. İki kullanımda Kuran’da
yaygındır:
Ayn kelimesinin “göz” anlamına geldiği ayetler için şu ayetlere bakın: 3:13, 5:45, 5:83, 7:116,
7:179, 7:195, 8:44, 11:31, 12:84, 15:88, 18:28, 20:40, 76:6 vb…
“Pınar” anlamları için: 2:60, 7:160, 15:45, 26:57, 55:50, 55:66, 76:18 etc…
“Hurun Aynun” temiz / berrak nehirler demektir.
Diyanet Vakfı 2:25 İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan cennetler
olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildikçe:
Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu, derler. Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden
dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar
orada ebedî kalıcılardır.
Diyanet Vakfı 4:57 İnanıp; iyi işler yapanları da, içinde ebediyen kalmak üzere girecekleri,
zemininden ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve
onları koyu (tatlı) bir gölgeye koyarız.
Aniden, 55. surede resmi çizilen ve cennetin vazgeçilmez öğesi olan “saf nehirlerin” 56.
Surenin de bir parçası olduğunu görüyoruz.
56. Sureyi tekrar çevirip taşların nasıl yerlerine oturduğunu görelim:
56:18-24 “Doldurulmuş bardaklar, sürahiler, ve kadehler (bunların doldurulduğu) temiz
pınarlar.
Onları temiz pınar/gözlerle evlendiririz / eşleştiririz?
44:53-55
Diyanet Vakfı 53. İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar.
Edip Yüksel 53. İpek ve atlastan giysiler içinde karşılıklı otururlar.
Arapçası: Yelbesune min sündüsiv ve istebrakım mütekabiliyn
Diyanet Vakfı 54. İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hûrilerle evlendiririz.
Edip Yüksel 54. Bu böyledir; onlara güzel eşler vermişizdir.
Arapçası: Kezali ve zevvecnahüm bi hurin ıyn
Diyanet Vakfı 55. Orada, güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler.
Edip Yüksel 55. Tam bir güvenlik içinde her meyveyi isterler.
Arapçası: Yed’une fiha bi külli fakihetin aminiyn
Cennette Allah kimse için nikah merasimi düzenlemeyecek. Ayeti çevirenler her zamanki gibi
bu ayete de erkek psikolojisiyle bakmışlar ki kadınların müttakilere (44:51) dahil olmadığını
düşünmüşler. Adil olan daha önce ayetlerde gösterdiğimiz gibi inananların eşleriyle ve
soylarıyla beraber olmasıdır.
44:54 ayetinde geçen “zevvece” fiili “eşleştirdi” anlamına gelir. Bu iki farklı şeyi birbirine
katmak değildir, bunun anlamı Allah’ın hediyelerinden biri olan saf pınarları daha önce
bahşedilenlere (ipek ve satin giysi) katmaktır. İnananlara temiz pınarlar (44:54), bunlara uyan
ipek ve satinden elbiseler (44:53) verilecek ve huzur içinde her istedikleri meyveden
yiyebilecekler (44:55). “Zevece” ile aynı kökten gelen “ezvece” her zaman “eşler” anlamına
gelmez. 38:58 ayetinde de göreceğimiz gibi “arttırma / ikiye katlama / birleştirme” anlamına
da gelir.
38:55-60
Diyanet Vakfı 55. Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.
Edip Yüksel 55. Bu böyledir; azgınlar ise kötü bir yeri hakederler.
Arapçası: Haza ve inne lit tağıyne le şerra meab
Diyanet Vakfı 56. Onlar cehenneme girecekler. Orası ne kötü bir kalma yeridir.
Edip Yüksel 56. Cehennemde yanarlar; ne kötü bir duraktır.
Arapçası: Cehennem yaslevneha fe bi’sel mihad
Diyanet Vakfı 57. İşte bu; kaynar su ve irindir. Onu tatsınlar!
Edip Yüksel 57. İşte onu tatsınlar: Kaynar su ve irin.
Arapçası: Haza fel yezukuhu hamımüv ve ğassak
Diyanet Vakfı 58. Buna benzer daha türlü türlü başkaları da vardır.
Edip Yüksel 58. Bunlara benzer daha başkaları da vardır.
Arapçası: Ve aharu min şeklihı ezvac
Diyanet Vakfı 59. (İnkârcıların liderlerine:) İşte bu sizinle beraber cehenneme girecek
topluluktur (denildiğin de, liderler:) Onlar rahat yüzü görmesin (derler) Onlar mutlaka ateşe
gireceklerdir.
Edip Yüksel 59. “Bunlar sizinle birlikte paldır küldür sürüklenen bir gruptur.” (denilince,
cehennemdeki liderler:) “Onlar hoş gelmediler. Onlar ateşte yanacaklar.”
Arapçası: Haza fevcüm muktehımüm meaküm la merhabem bihim innehüm salün nar
Diyanet Vakfı 60. (Liderlere uyanlar ise:) Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin! Onu bize siz
sundunuz! Ne kötü bir yerdir! derler.
Edip Yüksel 60. Onlar da derler ki, “Aslında siz hoş gelmediniz. Bizi bu duruma siz
soktunuz; ne kötü bir son!”
Arapçası: Kalu bel entüm la merhabem biküm entüm kaddemtümuhü lena fe bi’sel karar
Başka bir eşleştirme durumu (ayetler 52:19-21)
Diyanet Vakfı 19. Onlara: Yaptıklarınıza karşılık âfiyetle yeyin,için (denilir).
Edip Yüksel 19. Yapmış olduklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için.
Arapçası: Kulu veşrabu heniem bima kuntam ta’melun
Diyanet Vakfı 20. Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak”Onları,ceylan gözlü hûrilerle
evlendirmişizdir:
Edip Yüksel 20. Dizilmiş koltuklara yaslanmışlardır ve onları güzel eşlerle eşlendirmişizdir.
Arapçası: Muttekiine ala sururim masfufeh ve zevvecnahum bi hurin ıyn
Diyanet Vakfı 21. İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tâbi olanlar (var
ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Onların amellerinden de bir şey
eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir.
Edip Yüksel 21. Soyları tarafından izlenen inananlara soylarını da katarız ve onların
yaptıklarından hiç bir şeyi eksiltmeyiz. Herkes kazanmış olduğu şeylerin bir ipoteğidir.
Arapçası: Vellezine amenu vettebeathum zurriyyetuhum bi imanim elhakna bihim
zurriyyetehum ve ma eletnahum min amelihim min şey’ kullumriim bima kesebe rahin
52:20 yiyecek ve içeceğin yanında iman edenlere verilecek saf pınarları anlatıyor.
En Kötü Tanım
Kevaib = tomurcuklanmış göğüsler?
78:31-36
Diyanet Vakfı 31. Şüphesiz takvâ sahipleri için de başarı ödülü vardır.
Edip Yüksel 31. Erdemliler için kurtuluş vardır.
Arapçası: İnne lilmuttekıyne mefazen
Diyanet Vakfı 32. Bahçeler,bağlar,
Edip Yüksel 32. Bağlar, bahçeler…
Arapçası: Hadaika ve a’naben
Diyanet Vakfı 33. Göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar,
Edip Yüksel 33. Genç ve yaşıt eşler…
Arapçası: Ve keva’ıbe etraben
Diyanet Vakfı 34. Ve içki dolu kâse(ler) .
Edip Yüksel 34. Dolu kadehler…
Arapçası: Ve ke’sen dihakan
Diyanet Vakfı 35. Onlar orada ne boş bir lâkırdı ne de yalan işitirler.
Edip Yüksel 35. Orada ne bir boş söz ne de bir yalan işitmezler.
Arapçası: La yesme’une fiyha lağven ve la kizzaben
Diyanet Vakfı 36. Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükâfatıdır.
Edip Yüksel 36. Rabbinden bir karşılık; hesaplanmış bir armağandır.
Arapçası: Cezaen min rabbike ‘ataen hısaben
Bazı Kuran çevirilerinde ve lügatlarda, kevaib kelimesinin İslam’ın mesajına hiç yakışmayan
tanımlarına rastladık. Bunlara göre bu kelime kadınların göğüslerini anlatıyordu. 78:31′e
bakılırsa cinsiyet ayrımı yapılmaksızın bu ödüllerin takva sahiplerine bahşedileceğini
görebiliriz. Kadınlara da tomurcuklanmış göğüslü huriler mi verilecek?
Bir önceki ayetin içeriği (78:32) bahçeler ve bağlar. Kevaib kelimesinin tekili “kâbe”dir. Bu
Kuran’da geçen Kabe’nin dışında tek bir üzümü anlatmak için de kullanılır.
Bu nadir rastlanan bir anlam da değildir, bulunduğum yerde (Kuzey Afrika); hala üzüm için
bu kelimeyi kullanıyoruz. Artı ayette çevirmenlerin hayal ettiği gibi bir isim yok (kız, kadın
vs…) Kevaib ancak “etraben” (hep aynı kalan / bozulmayan) sıfatını niteleyen özne olabilir.
78:31, 78:32 ve 78:33 ayetleri arasındaki mantıksal bağlantıya da dikkatinizi çekerim:
Bahçelerde, bağlar var (78:31).
Bağlardan kişi üzüm toplayabilir (78:32).
Üzümlerden, içki elde edilebilir (78:33).
Üç ayet de bahçeleri, meyveleri ve içecekleri anlatıyor. Bağlar ve bahçeler (78:31) ile dolu
kadehlerin arasına konulan “huriler” ayetin manasını öldürüyor.
78:31-36 ayetleri aynı zamanda 78:22-27 ayetlerinin zıttı olarak düşünülebilir. İlki takva
sahiplerinin bahçeler, meyveler ve içecekler ile başarısını diğeri ise azgınların cehennemde
içecek soğuk bir şey bulamayacağını ancak kaynar su ve irin içeceklerini anlatıyor (78:25).
“Etraben” sıfatı genelde “aynı yaş/yaşıt” olarak çevrilir. Diğer anlamları ise tüm nitelikleri ve
görünüşleri ile “birbirine uyan” veya “bozulmayan”dır.
38:52 ve “kasıratüt türfi etrabun”
38:49-54
Diyanet Vakfı 49. İşte bu, bir hatırlatmadır. Doğrusu Allah’a karşı gelmekten sakınanlara
güzel bir gelecek vardır.
Edip Yüksel 49. Bu bir mesajdır: Erdemliler için güzel bir gelecek,
Arapçası: Haza zikr ve inne lil müttekıyne le husne meab
Diyanet Vakfı 50. Kapıları yalnızca kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.
Edip Yüksel 50. Ve kapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.
Arapçası: Cennati adnim müfettehatel lehümül ebvab
Diyanet Vakfı 51. Onlar koltuklara yaslanıp kurularak orada bir çok meyveler ve içecekler
isterler.
Edip Yüksel 51. Orada konfor içinde bol meyve ve içecek isterler.
Arapçası: Müttekiıne fıha yed’une fıha bi fakihetin kesırativ ve şerab
Diyanet Vakfı 52. Yanlarında, eşlerinden başkasına bakmayan, kendilerine yaşıt güzeller
vardır.
Edip Yüksel 52. Yanlarında gözlerinin içine bakan yaşıtları vardır.
Arapçası: Ve ındehüm kasıratüt türfi etrab
Diyanet Vakfı 53. İşte, hesap günü için size vâdolunan şeyler bunlardır.
Edip Yüksel 53. Hesap Günü için size söz verilen budur.
Arapçası: Haza ma tuadune li yevmil hısab
Diyanet Vakfı 54. Şüphesiz bu, bizim verdiğimiz rızıktır. Ona bitmek ve tükenmek yoktur.
Edip Yüksel 54. Bizim bu rızkımız tükenmez.
Arapçası: İnne haza le rizkuna ma lehu min nefad
38:51 ayeti takva sahiplerinin dinlenirken meyve ve içecek isteyecekleri belirtiliyor. 38:52 de
bu çağrıya bir cevap olarak hemen uzanacakları yerde istediklerinin biteceği anlatılıyor.
Meyvelerin ve içeceklerin hiçbir zaman bozulmayan ferahlatıcı bir tadı olacak.
38:54 ayetinde bu RIZKLARIN (le rizkuna ma lehu min nefad) (hurilerin değil)
tükenmeyecek kadar olduğu vurgulanıyor.
Kısalan göz kapakları olacak, yumurtalar gibi korunmuş gözler (37:48-49):
İbrahim Yılmaz: Büyük Kandırmaca
127
Başlık şaka mahiyetinde değildir, ayetin kelime kelime çevirisi budur.
37:40-49
Diyanet Vakfı 40. (Bu azaptan) Ancak Allah’ın hâlis kulları istisnâ edilecek.
Edip Yüksel 40. Kendilerini sadece ALLAH’a adamış kulları hariç.
Arapçası: İlla ıbadellahil muhlesıyn
Diyanet Vakfı 41. Bunlar için bilinen bir rızık vardır.
Edip Yüksel 41. Onlar bilinen bir rızkı haketmişlerdir.
Arapçası: Ülaike lehüm rizkum ma’lum
Diyanet Vakfı 42. (Türlü türlü) meyveler vardır. Ve onlar ağırlanırlar.
Edip Yüksel 42. Meyvelerle ağırlanacaklardır.
Arapçası: Fevakih ve hüm mükramun
Diyanet Vakfı 43. Naîm cennetlerinde .
Edip Yüksel 43. Nimet cennetlerinde.
Arapçası: Fı cennatin neıym
Diyanet Vakfı 44. Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
Edip Yüksel 44. Karşılıklı koltuklar üzerinde.
Arapçası: Ala sürurim mütekabilın
Diyanet Vakfı 45. Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
Edip Yüksel 45. Onlara pınarlardan doldurulmuş kadehler sunulur.
Arapçası: Yütafü alyhim bi ke’sim mim meıyn
Diyanet Vakfı 46. Berraktır, içenlere lezzet verir.
Edip Yüksel 46. Durudur, içenlere zevk ve lezzet verir.
Arapçası: Beydae lezzetil lişşaribın
Diyanet Vakfı 47. O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.
Edip Yüksel 47. Onda ne başağrısı ne de sarhoşluk vardır.
Arapçası: La fıha ğavlüv ve la hüm anha yünzefun
Diyanet Vakfı 48. Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler
vardır.
Edip Yüksel 48. Yanlarında da, gözlerinin içine bakan güzel eşler…
Arapçası: Ve ındehüm kasıratüt tarfi ıyn
Diyanet Vakfı 49. Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
Edip Yüksel 49. Kornumuş yumurtalar gibidirler.
Arapçası: Ke ennehünne beydum meknun
“Taraf” göz kapağı değil de uzuv olarak aldığımızda, “kasıratüt tarfi” tabiri “bakışlarını
kaçıran” değil de “hemen yakında / ellerin altında” olacaktır. “Ayn” (göz/pınar) kelimesi de
yine pınarları anlatıyor. Yumurtalar olarak çevrilen “beydun” kelimesi 37:46 ayetinde geçen
“beydae” kelimesinin tekilidir. Böylece 37:48-49 yeni çevirisi şöyle oluyor:
“Ellerinin altında / hemen yakınlarında pınarlar olacak”
“İyi korunmuş kristal beyazımsı / beyazı gibi”
Dikkat ederseniz 37:41 ayeti yine rızıklar üzerinde vurgu yapıyor.
“Ebkaren” Bakireler mi? (56:36)
56:27-38
Diyanet Vakfı 27. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
Edip Yüksel 27. Sağ tarafta olanlar sağ tarafta olacaklar!
Arapçası: Ve ashabulyemiyni ma ashabulyemiyni
Diyanet Vakfı 28. Düzgün kiraz ağacı,
Edip Yüksel 28. Dikensiz meyve ağaçları,
Arapçası: Fiy sidrin mahdudin
Diyanet Vakfı 29. Meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları,
Edip Yüksel 29. Salkımları sarkmış muz ağaçları,
Arapçası: Ve talhın mendudin
Diyanet Vakfı 30. Uzamış gölgeler,
Edip Yüksel 30. Uzamış gölgeler,
Arapçası: Ve zıllin memdudin
Diyanet Vakfı 31. Çağlayarak akan sular,
Edip Yüksel 31. Fışkıran sular,
Arapçası: Ve main meskubin
Diyanet Vakfı 32. Sayısız meyveler içindedirler;
Edip Yüksel 32. Ve bol meyveler içindedirler.
Arapçası: Ve fakihetin kesiyretin
Diyanet Vakfı 33. Tükenmeyen ve yasaklanmayan
Edip Yüksel 33. Bunlar ne tükenirler, ne de yasak edilirler!
Arapçası: La maktu’atin ve la memnu’atin
Diyanet Vakfı 34. Ve kabartılmış döşekler üstündedirler.
Edip Yüksel 34. Ve onlar yükseltilmiş mobilyalar üzerindedirler.
Arapçası: Ve furuşin merfu’atin
Diyanet Vakfı 35. Gerçekten biz hûrileri apayrı biçimde yeni yarattık.
Edip Yüksel 35. Biz kadınları yeniden biçimlendirdik.
Arapçası: İnna enşe’nahunne inşaen
Diyanet Vakfı 36. Onları, bâkireler kıldık.
Edip Yüksel 36. Onları, gençleştirdik.
Arapçası: Fece’alnahunne ebkaren
Diyanet Vakfı 37. Eşlerine düşkün ve yaşıt.
Edip Yüksel 37. Mükemmel biçimde eşlenmişlerdir.
Arapçası: ‘Uruben etraben
Diyanet Vakfı 38. Bütün bunlar sağdakiler içindir.
Edip Yüksel 38. Sağ tarafta olanlar içindir.
Arapçası: Liashabilyemiyni
56:35-37 arası tekrar “hatalı hüviyet”e örnek. Bu ayetler bir özne içermiyor (huriler, kadınlar
vs…). Sadece 56:35′te dişil çoğul zamir “-hunne” (enşe’na-hunne) var. Aynı şekilde 56:36′da
da birşeye hitap eden -hünne zamiri mevcut (Fece’alna-hunne). Bu zamir 56:34′te geçen
özneyi rahat mobilyalar / yükseltilmiş döşekleri (furuşin merfu’atin) niteliyor. Gramerdeki
hatayı görmüş olacak ki M. Esed “Message of the Quran” kitabında yükseltilmiş eşler olarak
çevirmiş. Aslında kanepe veya döşek anlamına gelen “firaş” kelimesinin mecaz olarak eşleri
anlattığını not düşmüş.
Kuran’da eşler “ezvec” olarak geçer yani bu çeviri zorlamadır. Üstelik 56:34-37′de anlatılan
“kişi veya kişiler” ödüllendirilmiyor, aksine onlarda ödülün bir parçası ve cennetteki nesneler
ile birlikte listelenmişler.
“Ebraken” kelimesini bakire olarak çevirmek nahoş ve kabul edilmez bir şeydir. Arapça’da
bakire kelimesi “‘ıdrae”dir ve Kuran’da geçmez. Bu kelimenin anlattığı şeyin mobilyalar
olduğunu öğrendiğimize göre alternatif anlamlara bakıyoruz: taze / yeni / temiz. Bu cennetteki
diğer nesnelerin tanımı ile tutarlılık gösteriyor (temiz olmaları).
“Uruben” temiz, kusuru bulunmayan demektir. “Etraben”i zaten gördük. Her nitelik
bakımında uyumlu / bozulmayan demek. Şimdi 56:34-37′nin muhtemel çevirisini yapalım:
Ve yükseltilmiş döşekler,
Biz onları o şekilde yarattık,
Onları temiz / yeni kıldık,
Kusursuz ve eskimeyen / uyumlu
Sağdakiler için!
Christoph Luxenberg’in Çalışması
Almanya’da bir üniversite alimi; Christoph Luxenberg takma adıyla bir kitap yayınladı.
Kitabın adı: “Kuran’ı okumanın Süryani ve Arami yolu: Kuran’ın lehçesini çözmek için bir
katkı”idi.
Kitabında o da benimle aynı sonuçlara ulaştı ve bu ayetlerin içecek ve meyvelerden
bahsettiğini belirtti. Almanca bilgim olmadığı için kitabın yorumlarından anladığım kadarıyla
Kuran ayetlerinin bazılarının ancak Süryani ve Aramice bilgisiyle çözülebileceğini yazmış.
İlgili kitap hakkında Guardian gazatesinin yapmış olduğu haberi aşağıdaki linkten
okuyabilirsiniz (İngilizce):
http://www.guardian.co.uk/religion/Story/0,2763,631357,00.html
Umarım makalede Kuran’ın yine kendisi en güzel tefsiri yaptığını ve tutarlılığını
gösterebilmişimdir.
Sonuç:
Allah’a inanıp Kuran’ı rehber edinenler ahirette sevdiklerine kavuşacaklarına inananlar için
benim yorumum onlara şaşırtıcı gelmeyecektir. “Huri”lerin varlığına inananlara gelince,
onlara Kuran’ı iyice okuyup düşünmeye davet ediyorum; Allah ve indirdiği rehberden başka
hiçbir kaynak savunulmamalı.
“Şehit”lere ve inananlara 72 huri sözü ancak şeytandan gelebilir, Allah’tan gelemez. Bu
görüşü destekleyenler ve başkalarına aşılayanlar Allah’ın huzuruna çıkacaklarını
unutmasınlar. Diğer sapkınlıklarla birleşince, bu yozlaşma insanlara fena suçlar işlettirip
masumların ölümüne sebep olabiliyor.
29 Mart 2008 - 15:49
Cennete kim girer Allah bilir, cunki oyle hikayeler duyuyoruz ki bir adam omrumunu Allah yolunda harciyorda (yada oyle saniyor) cennet nasip olmuyorda, diger insan hayatini yanlis islerle geciyor, icki iciyor, yaptigi hangi amelle olur bilinmez Allah ona cenneti nasip ediyor, en iyisini yuce Allah bilir, ancak ben ahiret gununde cooooook surprizler olacak diye dusunuyorum,,, Allah hepimizi cennete goruruz insaallah, Amiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiin
Birde cennetin tapusu elimizde gibi diger baska insanlara cehennemin yolunu gostermesek, fetvalar vermesek, once herkes bir kendini kurtarsa, bilmiyorum boyle sozler insani cennetemi yoksa baska yeremi sokar Allah korusun
Allah kimseyi sapittirmasin yarabbi, helede din adamiyiz diye gecinenleri, onlarin sapitmislari Allah katinda yani cehenneminin katinda daha makbul olmasin, korkarim bundan, aman imam kardesler adimlariniza dikkat edin,,,,,,,
09 Mart 2009 - 22:52
Nebe Suresi’nde geçen ‘Göğüsleri yeni tomurcuklanmış’ifadesi oldukça düşündürücü.Bu kavramın doğru şeklini eğip,bükmeden kısa ve net bir yorumla anlamak istersek, acaba bu söyleyiş cinselliği değil de üzüm,bağ,vs.gibi bitkisel özellikleri anlatıyor gibi bir sonuç alabilir miyiz.Neden herkes anlasın,okusun diye gönderilen kutsal kitabımızın bazı kavramlarını anlayamıyoruz?”Aslında burada şunu demek istemiş;yok yok ,hayır orada şu var onun için şöyledir;buradan şunu çıkarabiliriz”gibi çok değişik ve karmaşık açıklamalar yapılıyor.Meali okuyorum anlamak için daha karmaşıklaşıyor.Arapça, anlamını bilmeden okursak iyi(!)yoksa soru işaretleriyle kıvranıp duruyorsun.İnanmazsanız bir deneyin.