Evrenin akıllı yaratıkları sadece bizler miyiz?
(Prof.Dr Cengiz Yalçın) Bilim ve teknolojinin gelişmesi evrenin yaradılışı ile ilgili,örneğin büyük patlama gibi,modelleri tartışma konusu yapmıştır.Fizik kanunları zamanın ve uzayın başlangıcını bu olaya bağlar.Büyük patlamadan önce zaman ve uzay varmıdır?
Sorusu her türlü spekülasyona açık metafizik bir problemdir. Zaman ve uzay gerçekten büyük patlama ile ortaya çıktı ise evren bu andan itibaren nasıl gelişmiştir sorusuna fizik ve kozmoloji hiçbir şüpheye yer vermeyecek açıklamalar getirmiştir. Optik teleskoplarla başlayan uzayı inceleme radyo teleskopların keşfi ile evrenin karanlıklarından gelen sinyalleri yakalamaya ve yorumlamaya dönüşmüştür.Bu ise ortaya çok ilginç bir sorunun atılmasına neden olmuştur.
Acaba evrende tek akıllı yaratık insan mıdır? Bizden başka akılı yaratıklar varmıdır? Onlar ile haberleşebilirmiyiz?UFO’ları gördüğünü ileri sürenlerin deneyimleri gerçekle ne kadar örtüşür?
Bilinen fiziksel koşullara rağmen yaşamın gezegenimizde nasıl meydana geldiği sorusu henüz daha yanıt bulamamıştır. Yaşam bizim kavrayamayacağımız formlarda oluşabilir. Evrenin derinliklerinde yaşamı oluşturan koşular iki güç sorunun yanıtlanması ile açıklığa kavuşabilir:
1-Dünyadakine benzer koşulların kozmosta oluşma sıklığı ne kadardır?
2-Optimum yaşam koşulların sağlandığı ortamda canlıların ortaya çıkma şansı nedir?
Birinci sorunun yanıtı yaşama uygun gezegenlerde canlılık oluşabilir. Ancak gezegende egemen olan örneğin kütle-çekimi,sıcaklık, gibi fiziksel ve kimyasal şartlar canlılık için uygun olsa bile böyle bir gezegende canlılığın oluşma şansı nedir? Bu konuda biyoljistler arasında tam bir görüş birliği yoktur.1996 yılında bilim çevrelerini boşuna umutlandıran bir keşif yapıldı. Komşu gezegenden kaynaklı olduğu sanılan bir metoreoitte organik kökenli bir fosil bulundu. Fosilin bulunuşu canlılığın ancak gezegenimizdeki koşullara benzer koşullara sahip ortamlarda oluşacağı iddiasına şüphe düşürdü. Marsta gerçekten bir zamanlar canlılık ortaya çıkmış olsa bile en ilksel formda sürmüş olabilir ve çok kısa bir zaman içinde ortadan kalkmışa benzer. Yerküre biyosferi canlılığın oluşmasını sağlayan bir yapıya sahiptir. Ancak akıllı yaşamın nasıl oluştuğu gerçek bir problemdir. Bilim,canlılığın akıllı yaşama doğru evrimi doğa kanunlarının belirlediği süreçlere bağlar.
Evrimi geri çevirip yeniden başlatmak mümkün olsa, hangi noktada duracağını veya yok olacağını veya evrimini hangi doğrultuda sürdüreceğini kestirmek olanağı yoktur. Hiç şüphesiz tüm hayvanların gözleri,burunları olacaktır,evrim teorisyenleri çevre ile ilişki kuran bu organların o veya bu şekilde oluşmasının kaçınılmaz olduğunu ileri sürerler. Acaba evrimselleşme ile her zaman akıllı yaşama ulaşmak olasılığı varmıdır? Evrimsel biyoloji uzmanı Ernst Mayer’e göre canlıların bir akla sahip olması evrimselleşmenin genel bir özelliği değildir.Canlıları akıllı olmaya götüren farklı bağımsız evrimsel yollar yoktur. Bu yokluğun çeşitli mantıksal nedenleri bulunabilir.Akıllı yaşam bir kere oluşmaya başladığında ve belli bir eşik değeri aştığında biyosferi kontrol eder ve artık doğal seçim kuralları egemenliğini sürdürmede zorlanır. Şayet akıllı yaşam kendini ortadan kaldıracak eylemlerin içine girmez ise durum sürdürülür. Bir kere meydana gelmiş akıllı yaşamın yok olup tekrar evrimselleşme şansı yoktur. Çok basit ilkel canlılık oluşsa bile bunun evrimselleşme ile akılı yaratıklar kadar uzanma şansının ne olduğu bilinemez. Belki de ilkel canlılar evrimselleşmenin belli bir aşamasında ortadan kalkabilirler. Akıllı yaratıkların oluşması,evrimselleşme sürecinde ard arda gelen ve çok nadir rastlantısal olayların bir sonucu olabilir. Büyük bir olasılıkla galaksimizde Dünyadan başka bir adreste akıllı yaratıklar evrimselleşmemişlerdir. Bu olasılıkları hiçbir neden gösterilmeden yadsımak bilimsel yaklaşıma inanmamak anlamına gelir.
Galaksimizde Güneşten birkaç milyar sene daha yaşlı yıldızlar vardır. Eğer bu konumlarda canlılık ve evrimselleşme akıllı yaratıklar ile son bulduysa, bizler bu uzaylılardan şimdiye değin neden hiçbir sinyal alamadık? Bu gözlem canlılığın evrimselleşme sürecinde mutlaka akıllı yaratıklara sonlanmadığını veya sonlansa bile bunun çok ender bir evrimselleşme olduğunu kanıtlar. Akıllı yaratıkların yani insan türü canlıların oluşmasının ender rastlanan bir olay olduğunun diğer bir kanıtı, Güneş sisteminin yaşı ile ilgilidir.Fizik kanununları ve astronomi gözlemleri Güneşin ömrünün yarısını idrak ettiğini gösterir. Buradan Güneş sistemi içinde yani yerküre de insan oluştuğuna oluştuğuna göre, akıllı yaratıklar en az güneşin hesap edilen yaşının yarısı kadar bir zaman içinde oluştuğu sonucu çıkar. Diğer taraftan akıllı bir yaşamla son bulan evrimselleşmenin hesap edilen zamanı ,güneşin hesap edilen yaşından çok daha uzundur.Buna göre yerküre üzerinde, akıllı yaratıklarda son bulan bir evrimselleşmenin mümkün olmadığı görülür. Buradan çıkartılan sonuç, yıldızların yani diğer bir değişle enerji kaynaklarının fizik kanunlarına göre hesap edilen yaşları ile evrimselleşme süresi arasında bir ilişkinin olmadığıdır. Dünya üzerinde akıllı yaşamı oluşturan evrimselleşme kısa sürmüştür.
Bu nedenle kozmik coğrafyada Dünya akıllı yaratıklara sahip olma özelliği ile çok nadir bir oluşumu temsil eder. Şayet evrenin derinliklerinde orada burada herhangi bir yerde akıllı yaşam meydana gelmiş ise haberimiz olurdu.
Kozmik bir adreste akıllı yaşam olasılığını düşünmek bir hayal olduğu gibi bu adreste yaşayanların kendi varlıklarını bizlere bildirmek gibi bir projeleri de olmayabilir. Her iki olasılıkta %50 oranında gerçekle örtüşebilir.Hiç bir sinyal almayışımız onların var olmadıklarını kanıtlamaz. Pek çok gözlemevi ve uydulara yerleştirilen antenler, uzun bir süredir en ufak umut verici bir işaret olmamasına rağmen akıllı uzaylılardan gelecek sinyalleri duyabilmek için gece gündüz sabırla beklemektedirler. Uzayda canlılık varsa,mutlaka organik kökenli olması,yani karbon ve hidrojen atomlarından yapılmış olması gerekir.Bizler ancak öyle bir canlılığı tanımlamışızdır.
Böyle bir canlılık gerçekten Dünyamızdakine benzer bir evrim sürecinden geçerek akıllı yaşamı oluşturmuş ise var oluş sinyallerini radyo frekansları ile yayarlar. Bu sinyaller evrenin derinliklerinde yayılırken onları sabırla bekleyen hassas teloskoplarımızın antenlerine düşerler.Radyo frekans aralığında en az enerji tüketerek yayınlanacak sinyallerin dalga boyları 18-21cm arasında değişir. 18 cm dalga boyu OH iyonuna 21cm H atomunun yaydığı elektromanyetik dalgalara ,yani sinyallere tekabül eder. Bilindiği gibi OH iyonu ile H atomunun birlikteliği su molükülüdür. Şayet antenlere dalgaboyu bu aralıkta olan sinyaller düşerse yayının yapıldığı kozmik adreste su yani canlılığın ilk şartının oluştuğunu gösterir. Şayet 1,3,5,7,11.13,17,19,23,29 cm boyunda sinyaller,bunlar asal sayılardır, hiçbir şekilde doğal kaynaklı olamazlar, yani su veya diğer başka bir molekül bu dalga boylarında sinyal yayınlamaz. Bu ise sinyalin yayınladığı kozmik coğrafyada akıllı yaşamın yani bilimsel ve teknolojik bir kültürün oluştuğunu kanıtlar. Yazılı ve görsel basında yer alan ve Hubble teleskopuna düşen ve suyun var olduğu sonucunu doğuran sinyalin hikayesi budur.Bu UFO’ları görmekten veya gördüğünü iddia etmekten çok farklı bir olaydır.Fiziksel kanıtlara dayanır.


29 Kasım 2007 - 15:08
EVRİM KONUSUNU KURANSAL AÇIDAN TARTIŞACAK FORUM OLMADIĞINDAN BU FORUMA YAZDIM.
KURAN VE EVRİM
Zaman içinde değişme meydana getiren herhangi bir sürece evrim denir. Biyolojide ise
evrim canlıların genetik yapılarındaki uzun vadeli değişmeler demektir. İlk defa Charles
Darwin ve Alfred Wallace’ın “Origin Of Species” adlı eserinde gündeme gelen bu teori kısa
zamanda bilim adamları arasında ilgi topladı.
Evrim mikro evrim ve makro evrim diye ikiye ayrılır. Mikro evrim; mutasyonlar,
genetik sürüklenme, doğal seçilim gibi küçük değişimleri kapsarken, makro evrim; bunların
birikmesiyle canlıda oluşan büyük değişimler demektir.
Evrim kuramı maalesef sadece bu mekanizmanın işleyişini açıklayabilmekte, örneğin
ilk organizmanın nasıl meydana geldiğine yorum getirememektedir. Tek bir hücrenin bile
komplike yapısı düşünüldüğünde bunu tesadüflere dayandırmak ve göz, kulak gibi komplike
organları bu kadar nizamlı ve muntazamlı yaratanın evrim olduğunu düşünmek akıl alacak iş
değildir.
Çoğu Müslüman Allah’ın Adem’i “Ol” demesiyle bir anda yarattığını ve evrimin
Kuran’da yeri olmadığını düşünür. Aksine Kuran’daki yaratılışı evrim daha iyi açıklamaktadır.
Yazıya başlamadan önce okuyuculara Kuran’ın benzetimlerden bolca yaralandığını
göz önünde bulundurmalarını isterim.
03:07 Kitap’ı sana indiren O’dur: Onun ayetlerinden bir kısmı muhkemlerdir (KİLİTLİ) ki;
onlar Kitap’ın anasıdır. Diğer ayetlerse müteşâbihlerdir (BENZEYEN). Şu var ki, kalplerinde
bir eğrilik ve bozukluk bulunanlar, fitne aramak, onun yorumuna öncelik tanımak için
Kitap’ın sadece müteşâbih kısmının ardına düşerler. Onun tevilini ise bir Allah bilir. İlimde
derinlemiş olanlar: “Ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır.” derler. Gönül ve akıl
sahiplerinden başkası gereğince düşünemez.
39:23 Allah, sözün en güzelini, birbirine benzer ikili mânalar ifade eden bir Kitap halinde
indirmiştir. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra da hem derileri hem de
kalpleri, Allah’ın zikri/Kur’an’ı karşısında yumuşar. Bu, Allah’ın kılavuzudur ki, onunla
dilediğini/dileyeni hidayete erdirir. Allah’ın saptırdığına gelince, ona kılavuzluk edecek
yoktur.
Örneğin şu anlatıma bakın, müteşabih anlatıma ne güzel bir örnek oluşturuyor
göreceksiniz…
41:10-11 Orda (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve
isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti. Sonra, duman
halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.”
İkisi de: “İsteyerek (İtaat ederek) geldik” dediler.
Adem konusuna başlamadan önce adem ve “eşinin” yeryüzündeki ilk iyiyi kötüden
ayıracak kadar zeki insanları simgelediğini düşündüğümü belirtmek isterim.
02:35 Ve Âdem’e şöyle buyurmuştuk: “Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin ve orada
dilediğiniz yerde, bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zulme sapanlardan
olursunuz.”
Adem kelimesi İbrani’cedir ve “siyah tenli”, “insanoğlu” gibi anlamlara gelir. Cennet
kelimesinin kökü (cim, nun, nun) ise örtü anlamına gelir ve cennet yeryüzünü yer
gözükmeyecek kadar örten yeşillik / bahçelere denir. Kuran’da bu kelime dünyamızdaki
bahçeleri anlatmak için kullanıldığı gibi (6:141, 17:91 ve 18:32-40) ahiretteki bahçeyi
anlatmak için de kullanılmış. Bu ayetteki cennette normal bir bahçe anlamında çünkü:
20:120 Derken, şeytan ona şöyle diyerek vesvese verdi: “Ey Âdem! Sana, sonsuzluk ağacıyla
eskimez-çökmez mülk ve saltanatı göstereyim mi?”
Zaten cennette olan birinin saltanata ihtiyacı yoktur. Artı, adem ve “eşi”nin bulunduğu yerde
Güneş vardı:
20:119 “Ve sen burada ne susayacaksın ne de güneşten yanacaksın.”
02:36 Bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden
çıkardı. Biz de şöyle buyurduk: “Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. Belli
bir süre kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet/bir yararlanma imkânı
olacaktır.”
Adem (ırkı) “cenneteyken” sayıları fazla değildi, Allah’a itaatsizlik edince kovulunca “arz”
(tüm dünya) kelimesinin kullanıldığını görüyoruz. Bu her yerin artık onların nüfuz sahası
olduğunu anlatmak için kullanılmış. Artık “bahçeye” bağlı olmayan insanlar yayılmış ve
birbirlerine düşman olmuşlar. “Ehbitu” (inin) rahatlarının bol olduğu yerden artık sıkıntı dolu
hayata başlangıcı tanımlamak için kullanılmış. (2:61′de bu duruma bir başka örnek var.)
Canlılığın ilk Amazon ve Afrika ormanlarında başladığını savunan İlkel Çorba (Primordial
Soup) teorisine bu anlatım benzerlik göstermektedir.
Kuran ademin ilk insan olduğunu da iddia etmez. Hatta ademden önce dünyada bazılarının
fesat çıkardığını ve İNSANIN halife olduğunu anlatır. Halife Arapça’da “ardıl, peşinden
gelen, izleyen” demektir.
02:30 Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım.” demişti de
onlar şöyle konuşmuşlardı: “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi
atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamd ile tespih ediyoruz; seni kutsayıp yüceltiyoruz.” Allah
şöyle dedi: “Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.”
20:121 Nihayet, ikisi de ondan yediler. Bunun üzerine, çirkin yerleri kendilerine açıldı;
üzerlerine cennet yapraklarından örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etmiş, azmış,
ziyana uğramıştı.
Dikkatinizi çekerim yedikleri elma değil. “Ondan yediler” olarak geçiyor. Böylece saltanatı
(hür iradeyi) ele geçirdiler yani ilk zeki canlılar olup kendilerini yapraklarla örtmeye
başladılar.
Evrimi destekleyen diğer ayetler:
07:11 Andolsun ki sizi yarattık (ara), sonra sizi biçimlendirdik, sonra da meleklere “Âdem’e
secde edin” dedik. Onlar da secde ettiler. Ama İblis etmedi, secde edenlerden olmadı o.
Allah yarattığı insanı eliyle şekillendirmedi, bunu evrim yoluyla yaptı. Melek kelimesinin
kökü مل ك kontrol etmek, hükmetmek demektir. Melekler ile o sıralar yeryüzünü kontrol eden
varlıklar anlaşılabileceği gibi (cinler / homosapienler), Allah’ın yaratmış olduğu fizik
yasalarını da anlayabiliriz. Bu kurallar ademe secde ediyor / saygı gösteriyor. İblis ise yoldan
sapmış bir cin (homosapien sapien) olabilir.
15:28 Hatırla o zamanı ki Rabbin meleklere, “Ben, kupkuru bir çamurdan, değişken, cıvık
balçıktan bir insan yaratacağım.” demişti.
15:29 “Onu, amaçlanan düzgünlüğe ulaştırıp öz ruhumdan içine üflediğim zaman, önünde
hemen secdeye kapanın.”
Bir başka evrim olarak anlaşılabilecek ayet:
71:14 “O ki, sizi halden hale/evreden evreye geçirerek yarattı.”
Başka bir ayet:
24:45 Allah, tüm canlıları [külle dabbetin] sudan yarattı. Onlardan kimileri karnı üzerinde
yürür, kimileri iki ayak üstünde yürür, kimileri de dört ayak üstünde… Allah dilediğini
yaratıyor, Allah her şeye kadirdir.
07:189 O, odur ki, sizi bir TEK CANLIDAN yarattı, eşini de ondan vücuda getirdi ki, gönlü
buna ısınsın…
Dabbe (24:45) yaşayan, spontane hareket eden her şey olarak tanımlanabilir. Bu tüm
hayvanları, insanı, bakteri gibi hayvanların hepsini kapsar.
64:03 Gökleri ve yeri hak olarak yarattı; sizi biçimlendirdi ve görünüşlerinizi güzel yaptı.
Yalnız O’nadır dönüş.
İbrahim Yılmaz: Büyük Kandırmaca
114
Allah bizi hayattayken “elleriyle” biçimlendirmediğine göre bunu kendi koyduğu kurallar
çerçevesinde gerçekleştirdi.
NOT: Bu sadece bir teoridir. Yaratılış ile ilgili ayetler Kitab’ın müteşabih kısmına girdiğinden
çeşitli şekillerde yorumlanabilir. Allah, bunların tevilinin sadece kendisi tarafından
bilineceğini söylemiştir ama şunu unutmayınız ki, Kuran evrime işaret etmektedir..
06:133 Senin o Ganî Rabbin rahmet sahibidir. Dilerse sizi ortadan kaldırır ve sizi bir başka
topluluğun soyundan vücuda getirdiği gibi, ardınızdan da dilediğini sizin yerinize getirir.
29:20 De ki: “Yeryüzünde dolaşın da yaratılışın nasıl BAŞLADIĞINA bir bakın. İleride Allah
öteki oluşmaya da vücut verecektir. Allah, her şeye Kadîr’dir.