Hadis Kritiği Üzerine Bir Deneme -Cibril Hadisi Örneği-
İktibas Dergisi, M. Kürşad Atalar, Sayı: 243-244, Mart/Nisan 1999.
Bu yazı, bir hadis kritiği çalışmasıdır. Burada, meşhur bir ‘hadis’in metin tenkidi yoluyla değerlendirilmesi yapılacaktır. Ardından rivayet yolu ile derlenmiş hadis külliyatının içerik analizi/metin tenkidi yöntemiyle yeniden gözden geçirilmesi amacına matuf bir çaba ortaya konulacaktır.
Bu çalışmada, hadis tenkidi konusunda bazı kriterler esas alınarak bir değerlendirme yapılmıştır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1. Hadislerin rivayet zincirinin tenkidi artık imkan dahilinde değildir; o halde hadis kritiği ancak ve ancak metin tenkidi yoluyla yapılabilir.
2. Hadislerin peygambere aidiyeti, (derecesi değişmekle birlikte) kafi değil zannidir; o halde Külliyatın yeniden bir tahlile ihtiyacı vardır.
3. Hadisler, içinde peygambere ait olan sözlerin yer alma ihtimali olan metinlerdir; o halde hadis külliyatı külliyen reddedilemez.
4. Hadisler, tedvin ehlinin gayreti ölçüsünde toparlanabilmişlerdir; o halde hadis metinleri, bir ‘ilmi’ gayretin sonucudur ve sahibinin cehdiyle orantılı olarak isabet etme ihtimali olan sözlerdir.
Bu temel kabullerden hareketle, iki alt önermeden daha bahsedilmelidir ki bunlar da;
a) Hadis külliyatında amele tealluk eden hadislerden ziyade, itikada tealluk eden hadislerin kritiği çok daha titiz bir şekilde yapılmalıdır.
b) Hadis külliyati iman ve amele ilişkin sözler olarak ikiye ayrılabilir; iman konusunda Külliyat değil, sadece Kur’an bağlayıcıdır; fakat amel konusunda Külliyata müracaat edilebilir.1
Bu temel tezlerden hareketle, bilhassa itikada tealluk etmesi yönüyle bizim örnek olarak seçtiğimiz hadis; Buhari ve Müslim tarafından ittifak edilen (sahihun muttefekun aleyh) Cibril Hadisi’dir.2 Hadis şöyledir:
“Nebi (SAV) bir gün insanlar içine çıkmış oturuyordu. Ona bir zat geldi ve iman nedir? dedi. “İman, Allah’a, meleklerine, Allah’a kavuşmaya, peygamberlerine inanman ve keza son dirilmeye iman etmendir” buyurdu, İslam nedir? dedi. “İslam; Allah’a ibadet etmen ve O’na hiçbir şeyi ortak yapmaman, namazı ikame ve farz kılınmış olan zekatı eda etmen ve ramazanda oruç tutmandır” buyurdu, İhsan nedir? dedi. “Allah’a sanki O’nu görüyorsun gibi ibadet etmendir. Şüphe yok ki sen her ne kadar O’nu görmüyorsan da O, seni muhakkak görür” buyurdu. Kıyamet ne zamandır? dedi. Buyurdu ki: “Bu meselede sorulan sorandan daha alim değildir. Lakin onun alametlerini sana haber vereceğim: cariye efendisini doğurduğu zaman. Kim oldukları bilinmeyen deve çobanları yüksek bina kurmakta birbirleriyle yarışa çıktıkları zaman, (kıyamet vakti) Allah’tan başka kimsenin bilmediği beş şeyden biridir. Bundan sonra Nebi (SAV): “O saatin ilmi şüphesiz ki Allah’ın nezdindedir. Yağmuru O indirir, rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez, hiçbir kimse hangi yerde öleceğini bilmez, şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, her şeyden haberdardır” (Lukman:34) ayeti kerimesini okudu. Sonra o şahıs dönüp gitti. Resulullah (SAV) “onu çevirin” diye emrettiyse de izini bulamadılar. Bunun üzerine buyurdu ki: “işte bu, Cibril (AS) dır. insanlara dinlerini öğretmek için geldi”. (Ebu Hureyre Hadisi, Kitabu’l-iman bahsi).3
Bu hadis, iki bölüm halinde incelenebilir: ilk bölüm, kıyamet ne zamandır? sorusuna kadar olan kısım, ikinci bölüm de hadisin bundan sonraki kısmıdır. Biz burada, ikinci bölümün kritiğini yapmaya çalışacağız.4
Hadiste, Hz. Peygamber, kıyametin zamanı ile ilgili olarak Cibril tarafından kendisine tevdi edilen soruya özetle ‘ben bilmediğim gibi, Sen de bilmiyorsun’ tarzında açık bir cevap vermekte; ancak ardından birtakım alametler (eşrat) sıralamaktadır. Nihayet kıyamet saati ile ilgili olarak “O, Allah’tan başka kimsenin bilmediği beş şeyden biridir (fi hamsin la ya’lemuhunne illallah)” demektedir, işte bu ifade bizce bu hadisi kritik ederken üzerinde durulması gereken en önemli ifadedir.
Zira hadisin açık beyanına göre Allah’tan başka kimse 1)saatin ilmini, 2)yağmurun ne zaman/nereye yağacağını, 3)rahimlerde olanı, 4)yarın ne kazanacağını ve 5)nerede öleceğini bilemez. Buna göre, bu beş husus da aynı derecede ve aynı mahiyette bilinemezler (mutlak gayb) arasındadır. Fakat Lukman: 34. ayet bu hadisi doğrulamamaktadır. Bu ayet dikkatli bir gözle okunduğu zaman, şu hususlar karşımıza çıkmaktadır:
1. Ayette, asla bilinemeyecek olanlar, saatin ilmi, kişinin yarın ne kazanacağı ve nerede öleceğinin bilgisidir. Zira “saatin ilmi, O’nun indindedir” ifadesinden anlaşılan açık mana, bunun kesin olarak gaybi bir bilgi olduğudur ki, hadisin ilk kısmında da zaten bu ifade edilmektedir. “Kimse yarın ne kazanacağını bilmez” ve “kimse, nerede öleceğini bilmez” ifadeleri de açıkça bu iki alandaki bilginin de gaybi olduğunu göstermektedir. Zira ayet burada ‘la tedri’ tabirini kullanmaktadır ki, bu tabirden, her iki hususun da ‘bilinemezler’ cümlesinden olduğu sonucu çıkar.
2. Fakat ayet, hadiste asla bilinemeyecek 5 şey arasında sayılan yağmurun indirilmesi ve rahimlerde olanın bilgisi konusunda farklı bir ifade kullanmaktadır ve buradaki ifade açıkça bu iki hususun asla bilinemeyecek şeyler arasında olmadığını göstermektedir. Ayetin açık ifadesi şudur: “yağmuru O indirir (ve yünezzilu’l-gays). Rahimlerde olanı O bilir (ve ya’lemu ma fi’l-erham). “Yağmuru O indirir” ifadesinden, asla, yağmurun ne zaman nereye yağacağının (her halükarda=asla) bilinemeyeceği şeklinde bir anlam çıkarılamayacağı gibi, “rahimlerde olanı O bilir” ifadesinden de, rahimlerde olanın örneğin kız mı erkek mi, canlı mı ölmüş mü vs. olduğunun bilinemeyeceği anlamı da çıkarılamaz.5
İlk ifade bir tespitte bulunmaktadır; ve hayatın kaynağı olan yağmur(su)un6 hayatın varlığı ve devamı için taşıdığı öneme vurguda bulunulmaktadır. Aynı şekilde rahimlerde olanı O bilir ifadesi de son tahlil de bir tespittir. Her iki ifade de, bu iki alanda insanoğluna hiçbir bilgi verilmemiştir anlamında bir imayı beraberinde taşımamaktadır.7
3. Denilebilir ki, “madem öyle, niçin bu iki husus, “kıyametin saatinin ilmi, O’nun yanındadır” gibi, açıkça gaybi bir konunun ardından zikredilmektedir?” Bu yerinde bir sorudur, ancak bizim görüşümüzü nefyetmez. Zira burada diğer mutlak gayb bildiren ifadelerdeki nefyetme hususu yoktur. Burada bizce ince bir nüans vardır ve doğru bir okuma ile bu nüans fark edilebilir. Fakat tefsir tarihinde bu nüansın aynı açıklıkla görülemediğini de biliyoruz. Bunun nedeni de bizce, görece gayb ile mutlak gayb arasında bu gibi hususlarda, ilk dönem ulemasının bir ayrım yapacak istitaatının olmamasıdır.8 Nitekim, bu nüans görülemediği için, tefsir ve hadis uleması bu beş mutlak gayb olduğuna dair çok söz sarf etmişlerdir.9
Ancak bugün, bilgi birikimimiz, bu iki alanın görece gayb olduğuna dair pekçok veri sunmaktadır ve bu nedenle bizler, bu ayeti doğru bir biçimde yorumlayabilmekteyiz.
Buraya kadar yaptığımız izahlardan açıkça anlaşılmaktadır ki, Lukman:34. Ayeti, Cibril Hadisi’nde ifadesini bulan “bunları Allah’tan başka kimse bilemez” tabirini nakzetmektedir. Özetle bu ifade, sorunludur ve üzerinde düşünülmelidir. Yani bu hadisin hadis usulü açısından kritize edilmesi gerekmektedir. Burada sorulacak soru ise şudur: Ayetin görece gaybi olduğuna işaret ettiği iki hususta hadis niçin mutlak gayb nitelemesinde bulunmaktadır? İşte burada muhtemel nedenler vardır ve bunlar şöyle sıralanabilir:
1. Bu ifade bizzat Hz. Peygamber’e aittir ve raviler de ifadeyi olduğu gibi O’dan aktarmışlardır.
2. İfade, ravilerden Ebu Hureyre’nin yanlış anlaması ve yanlış aktarması nedeniyle bu şekli almış ve diğer ravilerce de olduğu gibi aktarılmıştır.
3. İfade, Hz. Peygamber ve Ebu Hureyre tarafından doğru aktarılmış olmasına rağmen, rivayet zincirindeki bir ravi tarafından yanlış anlaşılmış/ aktarılmış ve nihayet Külliyat da da o hatalı formu ile yer almıştır.
Bu ihtimallerden ilki, mümkin değildir; zira Usul de kabul edilmiştir ki, Hz. Peygamber’in Kur’an’a muhalif bir söz söylemesi söz konusu olamaz.10 Geriye ikinci ve üçüncü ihtimal kalıyor ki, bizce her iki ihtimal de mümkindir.
Zira hadis ilminde bilinmektedir ki, sahabenin bir sözü hz. Peygamberden olduğu gibi alması, anlaması, ve aktarması zordur. Nitekim aynı konuyla ilgili, ifadeleri farklı, eksik, fazla birçok rivayet vardır. Bu da göstermektedir ki, sahabeler Hz. Peygamberden dinledikleri şeyi, her zaman mota mot aktaramamışlardır.11
Şu halde, şayet bu hadis uydurma değilse veya hadisin bu bölümü sonradan eklenmemişse, Hz. Peygamber gayb konusunda ashabına bilgi verirken, ya Ebu Hureyre sözü yanlış anlamış veya eksik ve hatalı aktarmıştır; ya da zaman içinde ravilerden birisi hadisi yanlış anlamış veya aktarmıştır.
Sonuç itibarıyla hadiste yer alan bu ifade Kur’ani/doğru değildir ve itikad’ta yeri olmamalıdır.
Vallahu a’lem.
Dipnotlar:
1. Bu önermelerin herbirinin üzerinde ayrıca durulmalıdır. Ancak bu çok kapsamlı bir çalışmanın konusudur; burada sadece çalışmanın altyapısını oluşturan bazı temel ilkeler verilmek istenmiştir. Bu bağlamda yapılacak hadis kritiği çalışmalarında bizce bu önermelerin kullanılması faydalı olacaktır.
2. Hadis, çok meşhurdur, konusu itikadidir (Sahihlerin, Kitabu’l-iman bahsinde yer almaktadır) ve bu yüzden bizce öncelikle kritize edilmesi gerekli hadisler arasında yeralmaktadır.
3. İbn-i Kesir, bu hadisin değerlendirmesini yaparken, hadiste geçen beş hususun ‘bilinmezliklerin anahtarı’ olarak kabul gördüğünü ve bunların ilmini Allah’ın ancak kendi zatına sakladığını söylemekte ve muhtelif kanallardan rivayetin doğrulandığını ifade etmektedir. (Bkz. İbni Kesir Tefsiri, cilt: 12. S.6425-6430).
4. İlk bölüm için şu sorular sorulabilir: Hadisin sonunda Cibril’in insanlara dinlerini öğretmek için geldiği söylenmektedir, fakat eğer öyleyse Allah niçin onu insan suretiyle göndermiştir ve bizzat Hz.Peygamberle konuşturmaktadır? Cibril’in insan suretiyle gönderilmesi ‘garib’ değil midir? Kur’an’ı Hz.Peygamber’e muhtelif yollarla
indiren Cibril, niçin dinlerini öğretmek söz konusu olduğunda, insan suretinde görünmektedir? Cibril niçin başka peygamberlere insan suretinde görünmemiştir de, Hz.Peygambere görünmüştür?
5. Bilindiği gibi gayb konusunda, mutlak ve görece gayb olmak üzere ayrımlar yapılmaktadır ve buradan sözü edilen iki husus, görece gaybi kategorisine girmektedir; yani zamana bağlı olarak gayb olma hususiyetleri ortadan kalkabilir. Nitekim bugün meteoroloji ilmi, yağmurun nereye, ne zaman ve ne miktarda yağacağını (tam olarak değilse de) büyük bir tutarlılıkla tahmin edebilmektedir. Aynı şekilde tıp ilmi de, rahimlerde olanı, yani çocuğun cinsiyetini, boyunu, sakat mı sağlam mı, ölmüş mü olduğunu (önceki nesillerin gaybi konular arasında olduğunu vehmetmelerine rağmen) vs, bilebilmektedir.
6. “Her canlı şeyi sudan varettik” (ve cealna min’el-mai külli şey’in hayy) ayetini bu şekilde anlamak lazımdır. Yoksa bu ayetin varlığın sudan yaratıldığı hususuyla alakası yoktur. Bilakis bu ayet, suyun varlık için önemine işaret etmektedir. Yani “susuz hayat olmaz”, bu nimetin kadrini bilin denilmek istenmektedir.
7. Nitekim Seyyid Kutup “yağmuru O indirir” ayetinin tefsirinde şunları söylemektedir: “…insanlar tecrübeler ve aletler vasıtasıyla onun yağacağı zamanı yaklaşık olarak bilebilirler ama yağmur yağdıran, sebepleri yaratacak güce hiçbir zaman için malik olamazlar. Ayeti kerime Allah’ın yağmuru indirdiğini belirtmekte ve onun kainattaki sebepleri meydana getirerek tanzim ettiğini belirtmektedir. Şu halde yağmurun Allah’a tahsisi kudret bakımındandır… Bazı kimseler onun ilmi ilahiye mahsus bilinmezlikler arasında olduğunu sanmışlardır (Fizilal’il-Kur’an, cilt: 11. S. 493). Razi de ayetin muradının gaybi konulan tasnif etmek olmadığını, zira gayba ait meselelerin tamamının burada zikredilenlerden ibaret olmadığını (aynı şeyi Mevdudi de söylemektedir); bilakis ayetin muradının kıyamet saatinin geleceği konusunda şüphesi olanlara Allah’ın kudretinin ve bunun karşısında insanın acziyetinin hatırlatılması olduğunu söylemektedir (Razi, Tefsir-i Kebir; cilt: 18, s. 185).
8. O dönemlerde, yağmur ve rahimlerde olan konusunda böyle bir ayrım yapmak zordu; zira insanoğlunun elindeki bilgi yekunu, buna imkan vermiyordu. O dönemin müfessirleri, bu iki alanı da mutlak gayb kategorisine sokacakları yerde, yorum yapmasalardı daha iyi olurdu. Fakat insanoğlunun zaafı vardır ve bu, onun hataya düşmesinin temel nedenlerindendir. Nitekim tefsir ilminin büyük alimlerinden Fahruddin Razi de, Bakara süresindeki “yeryüzünü sizin için döşek yaptık” ifadesinden, yeryüzünün yuvarlak değil, düz olduğu sonucunu çıkarmıştır ki, bizce elinde yeterli alet-edevatı olmayan ustanın yanlış mamul üretmesi gibi, o da yanlış bir sonuca ulaşmıştır. Razi’ye düşen de bu konuda susmaktı, fakat o böyle yapmamış, görüş belirtmiş ve yanılmıştı. Bu husus, bugün dahi geçerlidir ve Kur’an’ı teknolojinin veya bilimin verilerine göre yorumlamaya çalışanlar açısından da bu söylediklerimiz geçerlidir. Kısaca insan biliyorsa konuşmalı, bilmiyorsa susmalıdır.
9. İbn-i Kesir’in Katade’den yaptığı nakil şöyledir-. “Bunlar Allah Teala’nın kendi zatı için seçip ayırdığı şeylerdir. Bunlara ne Mukarrabun meleklerden bir meleği ne de resullerden bir peygamberi muttali kılmıştır… insanlardan hiç kimse kıyametin ne zaman hangi sene veya hangi ay veya hangi gece veya hangi gündüz kopacağını bilemez… Yağmurun gece mi, yoksa gündüz mü, ne zaman ineceğini hiç kimse bilemez… Rahimlerde olanın erkek mi, dişi mi, kırmızı derili mi, yoksa siyah derili mi veya ne olduğunu hiç kimse bilemez..?” Görüldüğü gibi Katade burada, kısıtlı bilgisiyle “Yağmuru O indirir” ve “Rahimlerde olanı O bilir” ayetini yorumlamıştır. Yani çağına göre, çağının bilgisiyle yorumlamıştır. Tabii ki sonuçta yanılmıştır. Burada dikkat çekici bir başka husus daha vardır. Hadisin başka kanallardan tahricini sorgulayan İbn-i’ Kesir nakillerinde, bu iki alanın yorumuna çok fazla yer verilmemekte (Katade’nin yorumu hariç), daha ziyade diğer üç mutlak gayb alanına giren hususlarda ise açık örnekler verilmektedir. Bu da göstermektedir ki, görece gayb alanına giren hususlarda müfessirler fazla söz söyleyememişlerdir, fakat ayetin açık anlamının ne olduğu sorusuna cevap bulmaya çalışırken, ellerindeki yetersiz bilgiyi kullanmak zorunda kalmışlar ve nihayet yanılmışlardır. Katade örneği bunu kanıtlamaktadır.
10. Bu konuda geniş tartışmalar yapılmıştır. Nitekim Hz.Peygamber’in kimi hatalı davranışları vahiyle düzeltilmiştir ki bu durum, Hz.Peygamberin bir ilahi denetim altında olduğunu kanıtlamaktadır. Şu halde Kur’an’a ters bir söz O’ndan sadır olmaz. Nitekim bu yönde “bir sözü Kur’an’a vurun, uyuyorsa alın, uymuyorsa atın” mealinde hadisler vardır. Ancak burada yöntemsel bir öneri olması açısından Ebu Hanife’nin düşüncelerine yer vermek gerekmektedir. O kendisine ravi zinciri çok kuvvetli olan (yani mütevatir diye getirilen) bir hadisi, Kur’an’a uymuyor diye reddetmiştir. Bu hadis, mümin’in büyük günahı işlerken iman sahibi olmadığı tezini işlemektedir. Ebu Hanife bu tezi, Kur’an’dan bazı ayetlerle reddetmekte ve son olarak şunları söylemektedir: “bu.söz, Hz.Peygambere ait değildir; zira o Kur’an’a ters bir şey söylemez.” (Bkz. İmam-ı Azam’ın Beş Eseri, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yay.).
11. Her ne kadar, sahabenin hafızasının çok kuvvetli olduğu söylense de, onlar asla bir teyp gibi değillerdi. Dinledikleri ve anladıkları kadar nakilde bulunabiliyorlardı. Nitekim Hz.Aişe’nin Ebu Hureyre’yi, ve Hz. Ömer’in de, Kab’ul-ahbarı, dinledikleri sözleri yanlış anladıkları ve yanlış aktardıkları için pekçok kez uyardıkları bilinmektedir. Örneğin, Hz.Aişe, kadınların uğursuzluğu konusunda Ebu Hureyre’nin hadis diye söylediği sözün aslında Mekkeli cahiliye kadınlarının düşüncesi olduğunu ve Ebu Hureyre’nin lafın başı ile sonunu takip etmediğini belirtmiştir. Zaten bu durum, gayet insanidir; insan unutur, yanlış anlar, eksik aktarır. Bu hususun bilinmesi hadis kritiğinde son derece önemlidir.
Kaynak: Kuran İslamı

adem:
bana gerekli olan cibril hadisinin arabçasıydı ancak bulamadım cibril hadisi herkese gerekli arabçası olmalı
10 Haziran 2008, 11:28 am