Beraat Gecesi Hakkında - Mustafa İslamoğlu


Toplam Okunma: 1180 | Bugunku Okunma: 2 | En Son Okunma: 03.12.2008 - 21:58

2 Yorum

  1. Muhsin:

    slm, yararli ve zarali videolar,keske sadece KURAN ayetleri ile cevaplar verseydi,Mustafa Islamoglu,kardesimiz.
    Bakiniz Prof.Dr.Bayraktar Bayrakli:
    14. CİLTTE ‘ANKEBÛT SÛRESİ’NDEN BİR ÖRNEK:
    KUR’ÂN’IN YETERLİLİĞİ

    اَوَلَمْ يَكْفِهِمْ اَنَّآ اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلٰى عَلَيْهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرٰى لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ۟
    51. “Kendilerine okuduğun kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Çünkü bunda inanacak bir toplum için kesinlikle rahmet ve öğüt vardır.”

    Bu âyeti bir Hz. Peygamber döneminde yaşayan kitap ehli, bir de günümüzle alakalı olarak yorumlamak istiyoruz. Başka bir ifadeyle bir tarihsel, bir de evrensel boyutta açıklamayı düşünüyoruz.
    a) Bu âyet, Hz. Peygamber’e mucizelerin verilmesini isteyen kitap ehline bir cevap niteliği taşımaktadır.
    Bu âyetin nüzul sebebini, âlimler bazı hadislere dayandırarak şöyle anlatmaktadırlar: İbn ‘Uyeyne şöyle demiştir: Hz. Peygambere üzerinde yazı bulunan bir kol kemiği getirildi; o da şöyle dedi: “Peygamberlerinin getirdiğinden yüz çevirip başka bir peygamberin getirdiklerine yahut kendi kitaplarından başka bir kitaba yönelmek bir topluma sapıklık olarak yeter.” Bunun üzerine Yüce Allah: اَوَلَمْ يَكْفِهِمْ اَنَّآ اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلٰى عَلَيْهِمْۜ “Kendilerine okunmakta olan kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi?” âyetini indirdi (Dârimî, Sünen, I, 134). Buna benzer bir olay hakkında Hz. Peygamber, Hz. Ömer’e şöyle demiştir: “Kur’ân ile teğannî etmeyen bizden değildir” (Buhârî, Tevhîd, 44; Ebû Dâvûd, Vitir, 20; Dârimî, Salât, 171). Buradaki teğanni kelimesinden hareketle ifade, “Kur’ân ile yetinerek başka bir şeye ihtiyaç duymayacak hale gelmeyen bizden değildir” anlamına gelmektedir.
    Bundan anlıyoruz ki kitap ehlinin ve diğer insanların o dönemde getirmesini istedikleri mucizeyi Kur’ân’ın şahsında bulmaları gerekiyor. Mucize olarak Kur’ân yeterlidir. Diğer peygamberlere verilen mucizeler geçici olmuş, sadece gören insanları ilgilendirmiştir. Kur’ân mucizesinin ise kıyamete kadar kalıcı olması, onlardan farklı olduğunu ifade etmektedir. Kur’ân’ın içeriği, dilindeki edebî boyut ve özünde yatan gerçekler anlaşıldığında başka bir mucize aramanın yersiz olduğu farkedilecektir.

    b) Âyetin içeriğini tarihsel boyuta hapsetmek doğru değildir. Tarihsel boyutu günümüze ve geleceğe taşımak zorundayız. Yukarıda Buhârî ve diğerlerinden naklettiğimiz hadise dayanarak, âyeti günümüze taşımak istiyoruz. “Kur’ân ile yetinmeyen, başka bir şeye ihtiyaç duyan bizden değildir” şeklindeki Hz. Peygamber’in yorumuna ne kadar ihtiyacımız var. Günümüzün ilâhiyatçılarından bir kısmı din adına Kur’ân’ı yeterli görmemekte, din için verecekleri fetvaları başka yerde aramakta, Kur’ân’ın dışındaki görüşleri din olarak okutup fetva vermektedirler. Bu yanlıştan dönmenin yolu şudur: Mâide 3’e göre, Yüce Allah, Kur’ân’ı tamamladı, dinini de tamamladı. Kur’ân’ın dışında kalan her şey beşerî boyutlu olduğundan dini kültüre girer, dinin kendisidir diye tanıtılamaz. O zaman konuyu bir “din”, bir de “din kültürü” diye ikiye ayırmamız gerekiyor. Din adına ne varsa Kur’ân’da vardır ve bu da yeterlidir. Derslerde okutulan; “Kur’ân’da olmayanı sünnette, sünnette olmayanı icma‘da, onlarda olmayanı ictihatta aramak gerekiyor” öğretisi, baştan aşağı yanlıştır ve Kur’ân’a hakarettir. Bu ne anlama gelir? “Kur’ân eksiktir, yetersiz kalmaktadır; din adına ihtiyaçları cevaplandırmamaktadır. Sünnet daha yeterlidir. Sünnet de eksik kalmakta, icma ve ictihatlar, onların eksiklerini tamamlamaktadır” anlamına gelir. Bu iddianın ucu tehlikeli yerlere gider. Allah, “ben tamamladım” diyor, biz “tamam değil, başka şeylere ihtiyaç vardır, eksiklerini onlarla doldurmalıyız” diyoruz. Şimdi bu ifade hakaret değil midir? Din adına Kur’ân’ı anlamayanların eksikliğini Kur’ân’a atmaları, ona iftira etmelerinden başka bir şey değildir. Bu tür ifadeler veya yaklaşımlar, اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰىٓ اِلَيَّۚ اِنّ۪يٓ اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ “Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Çünkü Rabb’ime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım” (Yûnus 10/15) dedirten Yüce Allah’a ters düşmek değil midir? Demek ki, Hz. Peygamber’in uyduğu ilâhî vahy yetersiz miydi? O zaman Hz. Peygamber, eksik kulluk etmiş, eksik bir dine tâbi olmuş, eksik bir din ile muamele etmiş olmaz mı?
    Dikkat edersek, Yüce Allah âyetin sonunda Hz. Peygamber’e vahyettiğinden başka bir şeye tâbi olmayı isyan olarak nitelendirmektedir.

    c) اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرٰى لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ “Çünkü bunda inananacak bir toplum için kesinlikle rahmet ve öğüt vardır.”
    Yüce Allah, Kur’ân’ı rahmetinin ve merhametinin tezahürü olarak göndermiştir. İnsanlara acıdığı ve onlara merhamet etmek için göndermiştir. Bir taraftan onlara merhamet, bir taraftan da öğüt vermek için göndermiştir. Kur’ân’da sadece inanmış bir topluma değil de, aynı zamanda inanmaya müsait olan, yani inanacak bir topluma rahmet ve öğüt vardır. İnanmış toplum zaten rahmet ve öğüdünü almıştır.

    52. قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْ شَه۪يدًاۚ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللّٰهِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
    “De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde ne varsa bilir. Bâtıla inanıp Allah’ı inkâr edenler var ya, işte ziyana uğrayacaklar onlardır.”

    a) Âyette geçen بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْ “benimle sizin aranızda” ifadesi kiminle alakalıdır? Bir tarafta Hz. Peygamber, diğer tarafta kitap ehli vardır. Ama yorumunu yapmakta olduğumuz ‘Ankebût 52’ye göre, bunlar kâfir olmuş kitap ehlidir.
    b) كَفٰى بِاللّٰهِ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْ شَه۪يدًاۚ “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter.” Kitap ehli ile olan tartışma, iyi netice vermeyince yapılacak iş, Allah’ı şahit koşmaktır. Çünkü Hz. Peygamber’in müracaat edeceği daha üst bir makam yoktur. Referans olarak Yüce Allah’ı göstermek mecburiyetindedir. Bunu böyle yapmasını Yüce Allah ona emretmektedir.
    c) يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ “O, göklerde ve yerde ne varsa bilir.”
    Neden, Yüce Allah şahit olarak yeterlidir? Her şeyin görüntüsünü ve içsel yapısını tam anlamı ile bilen O olduğu içinşahit olarak Yüce Allah yeterlidir. Bilmek, yani bilgi yeterlilik demektir. Sonsuz bilgiye sahip olan, her şeyi bilen şahit olmaya da yeterlidir.
    d) وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللّٰهِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ “Bâtıla inanıp Allah’ı inkâr edenler varya, işte ziyana uğrayacaklar onlardır.”
    Buradaki bâtıl kelimesi, “sahte tanrılar, geçersiz ve uydurma şeyler ve fikirler” anlamlarına gelmektedir. Bakara 256’ya göre Tâğût, yani insanı Allah’tan uzaklaştıran her şey bâtıldır, Tâğût’tur. Geçersiz, sahte olanlara tanrı gibi inanıp Allah’ı tanımayanlar manen iflas etmişlerdir. Çünkü كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُۜ “Allah’ın zâtı hariç, her şey helâk olacaktır” (Kasas 28/88) ilkesini bir tarafa atıp sahte tanrılara ve fikirlere tapmak gerçekten iflastır.
    Netice olarak diyebiliriz ki, Yüce Allah, ‘Ankebût 46-52. âyetleri arasında dünya ilâhiyatçılarına ve ilâhiyat bilimine çok şey kazandırmaktadır. Öncelikle kiminle, nasıl tartışılacağına açıklık getirip metot koymaktadır. Kendi âyetlerini kimlerin bile bile inkâr edeceğine cevap vermektedir. Kur’ân’ı Hz. Peygamber’in yazmadığına delil getirmekte ve Kur’ân’ın yeterliliğini vurgulamaktadır.
    Hz. Peygamber’den mucize isteyenlere, mucize olarak Kur’ân’ın yeteceğine dikkat çekmektedir. Kur’ân âyetlerinin, tarafsız bilim adamlarının gönlüne nüfuz edeceğini, Kur’ân’ın rahmet ve öğüt dolu olduğunu vurgulamaktadır. Din adına Kur’ân’ın yeterliliğine işaret etmekte ve kimlerin manen iflasta olduklarını da öğretmektedir. Tartışanların arasına şahit olarak Allah’ın yeteceğini söylerken müslümanlara bir yığın öğüt vermiş olmaktadır. (Tefsîr XIV, 495-498).

  2. Muhsin:

    Sayin Mustafa Islamoglu,kardesim,:
    Allah ne diyor ona bakamaliyiz diyorum ben:
    Zuhruf:44 Bu Kuran sana ve kavmine bir ÖGÜTTÜR ileride ondan sorguya cekileceksiniz!!!!
    Âl-i İmrân 78
    Onlardan bir zümre vardır, aslında Kitap’tan olmayan birşeyi siz Kitap’tan sanasınız diye, dillerini Kitap’la eğip bükerler. O, Allah katında olmadığı halde, “Bu, Allah katındandır.” derler. Bilip durdukları halde, Allah hakkında yalan söylerler.

    Nahl 116
    Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak “Bu helaldir, şu da haramdır” demeyin, çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz. Kuşkusuz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.

    Iste Müslümanlik ,neden bu hallere düsdü?sizler gibi Kuran da olmayanlari,bizlere Kuran dandir diye YUTTURDUGNUZ dan, ama artik GÖZÜMÜZ aciliyor,YUTMUYORUZ artik KURAN harici seyleri.
    Selametle.

Yorum yapın



Rastgele Yazı