Hadis ve sünnetler Kurân-ı Kerîm ile eşdeğerde tutulamaz
SORU: Çanakkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu bir arkadaşımız, İslâm dininin kaynakları açısından bakıldığında Kur’ân-ı Kerîm ile beraber hadislerin ve sünnetlerin de aynı değerde olduğunu söyledi. Bu açıklama beni tatmin etmedi. Halbuki Kurân-ı Kerîm’de yüce Allah, “Biz O’nda (Kurân’da) hiçbir şeyi eksik bırakmadık” buyurmaktadır. Bu ayet birkaç kere tekrar ediliyor. Binlerce hadis ve binlerce sünnet denilen uygulamalar ve inanışlar var. Bazılarının akla, mantığa ve bilime aykırı olduğu biliniyor. Durum böyleyken nasıl oluyor da bir ilahiyat mezunu, Kurân-ı Kerîm ile hadis ve sünneti aynı değerde tutabiliyor? (Serdar Güler)
CEVAP: İlahiyat mezunu o kişi, klasik bilgileri de hazmedememiş, hadisten haberi olmayan yüzeysel biridir. Çünkü büyük bilginlerin hiçbiri, başta Şafii olmak üzere sünnet ve hadisi Kurân’la eş değerde tutmamıştır. Bu büyük saygısızlıktır. Kurân vahiydir. Hadisler ise Peygamberimizin sözleridir. İnsan yanılabilir, canı sıkılabilir. Peygamberimiz çok zaman kendi görüşünü bırakıp ashabının görüşünü uygulamıştır. Medine’de hurmaların aşılanmamasını önermiş, bu kez kalite düşünce, “Siz dünya işlerinizi benden iyi bilirsiniz” buyurmuştur.
Ayrıca Hz. Peygamber kesinlikle kendi sünnetinin veya sözlerinin Kurân’dan ayrı olarak dinin ikinci kaynağı olacağını da söylememiş, “Ben size Allah’ın kitabını bırakıyorum, ona sarıldıkça yolunuzu şaşırmazsınız” buyurmuş ama ondan sonra geleneği üste çıkarmak isteyenler Peygamber’in bu sözüne sünneti ve hadisleri de katmışlardır.
Elbette hadisler de kitaptan sonra dinin ikinci kaynağıdır ama hangi hadis? Peygamber’in söylediğinde asla kuşku bulunmayan hadisler. Bunlar Kurân’a ters düşmez, onun açıklaması, tamamlayıcısı durumundadır. Bu düzeyde hadisler de ancak mütevatir sayılan hadislerdir ki bunların sayısı çok değildir. Onun için İmamı Azam İbn Haldun 17 hadise güvenmiştir. En iyimser görüşler, “İmamı Azam’ın güvendiği hadis sayısı 50′yi geçmez” der. Hanefi mezhebinden olduğu anlaşılan bu kişi, nasıl olur da mantığa ters bu sözleri Kurân ile eşdeğerde tutar? Fikirlerde büyük bir yenilenme olmadıkça geleneksel rivayet bataklığında daha çok bocalayıp duracağız. İşimiz zor doğrusu.


12 Kasım 2007 - 14:05
Hadis ve sünnetler Kurân-ı Kerîm ile eşdeğerde tutulamaz…..
Sayın Prof.Süleyman Ateş hocamızın bu konudaki az ve öz açıklaması,artık Kuran-ı Kerimi bir kenara bırakıp uydurma hadisler üzerinden dinimizi yürütmeye çalışanlara bir fikir olur…
29 Kasım 2007 - 15:19
Allah birçok ayetinde Kuran’ın eksiksiz olduğunu ve kolay anlaşılır olduğunu
vurgulamakta (6:19, 38, 114, 12:111, 29:51) ve şayet dilese inananlara bir değil yüzlerce kitap
verebileceğini ima etmektedir (18:109 ve 31:27). Aynı şekilde 25. sure 1. ayette Allah;
Kuran’ı, Türkçe karşılığı “kriter, ölçüt” olan “furkan” olarak tanımlamıştır. Bunlardan şu
sonucu çıkarabiliriz: Kuran’da kesinlikle eksik bırakılmış bir şey olamaz. Peki sözlük anlamı
“söz, hikaye” olan hadisler, zaten açık ve eksiksiz olan Kuran’ı daha iyi anlamamıza yardımcı
olabilir mi? Bu sorunun cevabı koca bir “hayır”.
Kuran kendisinden en iyi hadis (ahsen’el hadis) diye söz etmektedir (39:23) buna
rağmen günümüzde birçok insan Allah’a ortak koşmaya ısrar etmekte ve Allah’ın
onaylamadığı halde hadis, sünnet kitaplarına dönüp gerçek İslam’ı bulacaklarını
sanmaktadırlar. Kuran’ın ancak böyle anlaşılacağını söyleyen bu zihniyet aslında Kuran’dan
sapmış ve bu uydurma dini benimseyerek Allah’a şirk koşmuş olmaktadırlar. Nitekim Kuran
da insanların çoğunun ancak şirk koşarak Allah’a iman ettiklerini yazar (12:106). Bu zihniyet,
Peygamberimizin ve 4 halifenin yasakladığı hadisleri Kuran’a ortak koşmuş hatta bazıları
hadislerin Kuran’ın hükmünü bile geride bırakabileceğine inanmıştır. İran ve bazı ülkelerde
hala insan taşlanmaktadır.
İçlerinden bazılarının masum görünmesine karşın, aşırı dozda enjekte edildiğinde
kanında dolaştığı insanı bir canavara döndürebilme kapasitesine sahip olan bu “dedikodu”lar,
aklına girdikleri Müslümanları göğüslerine bomba bağlayıp kendilerini sivillerin içinde
patlatacak hatta kameranın önünde Kuran eşliğinde kelle kesmeye götürecek kadar
vahşileştirebilmektedir. Kitabımızda insanları yoldan çıkaran bu dedikoduları, tarihçesini
detaylı bir şekilde irdeleyeceğiz.
HZ. MUHAMMED VE HADİS YAZIMI
1. İbn-i Said-il-Kudri’nin naklettiği hadis şöyledir:
“Kuran’dan başka, benden bir şey yazmayın. Kim Kuran’dan başka bir şey yazmışsa derhal
yok etsin.”
Bu söz, peygamberimizin vefatından tam 30 yıl sonra yazılmıştır ve Peygamberimizin hiçbir
zaman hadis yazdırmadığının kanıtıdır.
2. İbn Hanbal’ın naklettiği hadis:
Zayid İbn Tabit (Peygamberimizin en yakın vahiy yazarlarından) Halife Muaviye’yi ziyaret
etti (Peygamberimizin vefatından yaklaşık 30 yıl sonra) ve ona peygamberimizin başından
geçen bir olayı anlattı. Mueviye hikayeyi beğendi ve birine yazması emrini verdi. Zayid:
“Allah’ın Resûlü söylediklerinin yazılmasına HİÇBİR ZAMAN izin vermedi” dedi.
3. “Müsnad” adlı kitabında İbn Hanbal Abdullah İbn Ömer’in rivayet ettiği bir hadisi şöyle
yazar:
“Allah’ın Resûlü bir gün sanki (yakında) aramızdan ayrılacakmış gibi geldi ve şöyle söyledi:
“Öldüğümde, Allah’ın kitabına sarılın. Neye haram diyorsa onu haram kabul edin, helal
kabul ettiklerini siz de helal kabul edin.”
4. “Takyid El-İlm” kitabında Ebu Said El-Hudri şöyle yazar:
“Allah’ın Resûlü’nden hadis yazmak için izin istedim ama reddetti.”
KISACA HADİS TARİHİ
Dürüst olmak gerekirse hadisler, Peygamber tarafından kendilerine herhangi bir yasak
getirilip getirilmediği konusunda bile birbirleriyle çelişki halindedir. Bazı hadisler de
yukarıdaki hadislerin tam tersine Peygamberimizin, sahabelere her söylediğini yazmaları için
emrettiğini yazar. Bu dedikoduların Peygamberimizin vefatından yaklaşık 240 YIL sonra
zuhur etmesi ilk verdiğimiz hadisleri doğrulamaktadır.
Peygamberimizin öğüdünü dinleyen 4 Halife de hadis yazımına karşı çıkmış
Kuran’dan başka kaynak olmaması için mücadele vermişlerdir. Ebubekir, Hz. Muhammed ile
geçirdiği uzun dostluk sonunda 500 kadar hadis toplamış daha sonra bunları yakmıştı.
Ebubekir, Peygamberimizin vefatından sonra halkı toplamış ve onlara şöyle demiştir: “Sizler
Allah’ın elçisinden farklı hadisler naklediyorsunuz. Bu durumda sizden sonrakiler daha büyük
anlaşmazlıklara düşecektir. Allah’ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. Sizden hadis
nakletmenizi isteyenlere deyiniz ki: İşte Allah’ın Kitabı aramızda, onun helalini helal kılın,
haramını haram görün.”1
Aynı şekilde Hz. Ömer de hadis yazmaya karşı çıkmış, başka şehirdeki sahabelere
mektup yazarak elinde bulundurdukları hadisleri yok etmelerini istemiştir.2 Ömer halktan
ellerinde bulunan hadisleri getirmelerini istedi ve şöyle dedi: “Kitap Ehli’nin Mişna’sı gibi
Müslümanların Mişna’sıdır bunlar.”3
Hz. Osman çok hadis nakletmelerinden dolayı Ebu Hureyre’yi Devş dağlarına
göndermekle, Kab’ı Kırede dağlarına sürgün etmekle tehdit etmiştir.4
TARİH TEKERRÜR MÜ EDİYOR?
Kuran’daki gibi Tevrat’ta da her şeyin açıklaması olduğu 06:154 ve 07:145
ayetlerinde belirtildiği halde, Yahudiler de Hz. Musa’nın ölümünden yüzyıllar sonra “mişna”
(hadis, söz) ve “gamara” (sünnet) icat etmişler ve Tevrat’ı bırakarak bunlara uymaya
başlamışlardır.
1 Zehebi, Tezkiratul Huffaz 1/3, Buhari 1.cilt
2 İbni Abdil Berr, Camiul Beyanil İlm ve Fazluhu 1/64-65
3 İbni Sad/Tabakat 5/140
4 Tahzırul Havas 10b.
Benzer bir şekilde Hrıstiyanlar da Hz. İsa’nın ölümünden 300 yıl sonra teslis inancını
yaratmış ve Peygamberleri tarafından tebliğ edilen tek Tanrı inancını büyük ihtilaflar sonunda
bırakıp ortak koşanlar kervanına katılmışlardır.
05:66 Eğer ehl-i kitap (kitap verilenler) iman edip (kötülüklerden)
sakınsalardı, herhalde geçmiş kötülüklerini örter ve onları nimeti bol
cennetlere sokardık. EĞER ONLAR TEVRAT’I, İNCİL’İ VE
RABLERİNDEN ONLARA İNDİRİLENİ DOĞRU DÜRÜST
UYGULASALARDI, şüphesiz hem üstlerinden hem altlarından yerlerdi.
Onlardan aşırıya kaçmayan bir zümre vardır; fakat çoğunun yaptıkları
ne kötüdür!
İLK HADİS YAZIMI
Hadisler Peygamberimizin zamanında dahi yazılıyordu, bu tarihsel bir gerçek ama Hz.
Muhammed ve ondan sonraki Halifeler bunu kınadılar ve hadis yazanlara kötü gözle baktılar.
Hadis yasağı Ömer İbn-i Abdûl Aziz dönemine kadar devam etti. Daha sonra birer birer hadis
ve sünnet kitapları belirmeye başladı. Bunların ilki Malik İbn-i Enes’in 500 hadisten oluşan
kitabıydı. Üçüncü yüz yılın ilk çeyreğinde ise (Hz. Muhammed’in ölümünden yaklaşık 240
yıl sonra) şu anki İslam alimlerinin sıkça başvurduğu hadis kitapları yazıldı. Bunların en
meşhurları şunlardı: 1. Sahih Buhâri, 2. Sahih Müslim, 3. Ebu Davut, 4. Tirmizi.
Bundan sonra yepyeni bir din ortaya çıkmış ve tersi söylense de Kuran’ın birçok
hükmü bu kitaplara tercih edilmiştir. Bu kitapları yazarken yazarlar, hadislerin Kuran ile,
diğer hadislerle veya mantıkla ters düşüp düşmediğine bakmamış; Allah’ın 06:112-113
ayetlerindeki vaadini gerçekleştirmişlerdir:
06:112 Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını
(kötülerini) düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı söz
fısıldarlar. Rabbin dilese onu da yapamazlardı. Artık onları
uydurdukları şeylerle baş başa bırak.
KAÇ TANE HADİS?
Hz. Muhammed’e isnat edilen hadislerin sayısı yüz binleri bulmaktadır. Şimdi kim kaç
tane hadis toplamış ve kaçını reddetmiş bakalım:
1. Malik İbn-i Hanbal, “Müsnad” adlı eserinde 40.000 tane hadis topladı. Bu hadisleri
bulduğu 700.000 hadisten seçti. Diğer bir deyişle kalan 660.000 hadisi yalan veya
uydurma olduğu için kabul etmedi.
2. Buhari topladığı 600.000 hadisten 7275 tanesini sahih olarak kabul etti; 592.725 hadisi
onaylamadı. Bu da neredeyse topladığının %99 demek. Seçimlerini yaparken sahih
diye onayladığı hadislerin Kuranla çelişip çelişmediğine hiç bakmadığı gibi, kişisel
kavgalarını da ön planda tuttu.
3. Müslim 300.000 hadis topladı ve bunların sadece 4000 tanesini onayladı ve 260.000’i
reddetti. Bu da toplanan hadislerin yine %99una tekabül etmektedir.
Bu istatistikler İslam’a arka kapıdan ne kadar yozlaşma girdiğinin kanıtıdır.
HANGİ HADİSE İNANALIM?
Eğer her sahih hadisi doğru olarak kabul ediyorsanız dünyanın 40.000 boynuzu olan
bir boğanın üzerinde durduğuna da inanmanız gerekir. Ya da peygamberimizin devesini
öldüren kişilerin gözlerini oyup çölde aç susuz bıraktığına da. Ya da peygamberimizin zina
yapmış (!) bir maymunu diğer maymunlarla taşladığına da. Yok eğer işime geleni kabul
ederim diyorsanız o ayrı. Zaten çoğu imam da bunu yapıyor. Nedense bu türlü hadisler Cuma
günleri hutbelerde söylenmez halbuki bunlar İslam alimlerinin onayladığı sahih (doğruluğu
onaylanmış) hadislerdir.
Kuran’da hadis (söz) kelimesi birçok kez geçmektedir ve geçtiği yerlerde hep kötü bir
anlam yüklenmiştir.
Fe bi eyyi hadisim ba’dehû yü’minûn.
77:50 Artık bundan (Kur’an’dan) sonra hangi hadise (söze) inanacaklar?
…mâ kâne hadiseyyüftera…
12:111 Gerçekten de onların kıssalarında üstün akıllılar için bir ibret vardır. Bu Kur’ân
uydurulmuş bir hadis (söz) değildir. Lâkin kendisinden önce gelen kitapların tasdiki her şeyin
ayrıntılarıyla açıklayıcısı ve iman edecek bir kavim için hidayet ve rahmettir.
Ve minen nâsi mey yeşterî lehvel hadisî li yüdılle an sebîlillahi bi ğayri ılmiv ve yettehızehâ hüzüvâ…
31:06 Bayağı insanlardan kimi de vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu
eğlence yerine tutmak için gülünç hadisleri (sözleri) satın alırlar. İşte onlar için aşağılayıcı
bir azab vardır.
Felye’tû bi hadîsim mislihî in kânû sâdikıyn
52:34 Eğer doğru iseler onun benzeri bir hadis (söz) getirsinler.
…Fe bi eyyi hadîsim ba’dellâhi ve âyâtihi yü’minun.
45:06 İşte sana gerçek olarak okuduğumuz bunlar Allah’ın ayetleridir. Artık Allah’tan ve
O’nun ayetlerinden sonra hangi hadise (söze) inanacaklar.
Kuran’da 39:18 ayetinde yine söz kelimesi geçmektedir fakat bu sefer hadis yerine
kavl kelimesi kullanılmıştır. Bu ayette hadis kelimesi kullanılsa hadislerden en güzel olanına
uymamız emrediliyor gibi olacaktı.
39:18 O kullarım ki, onlar sözü (kavl) dinlerler, sonra en güzeline uyarlar. İşte onlar,
Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.
ESBABI NÜZUL HADİSLERİ
Kuran’daki ayetlerin iniş nedenlerini anlatan hadislere esbabı nüzul hadisleri denir.
Kuran zaten tamdır ve kendi tefsirini yapmaktadır. Tam, açık, kolay anlaşılır, mükemmel bir
kitabın tefsirine gerek yoktur.
25:33 Onların sana getirdikleri hiçbir temsil yoktur ki, (onun karşılığında) sana doğrusunu ve
daha açığını (ahsena tefsir) getirmeyelim.
Allah ayetlere en güzel tefsiri getirmektedir ve ayetlerinin açıklanması için saçma sapan
tefsirlere ihtiyacı olamaz. İbn Hanbel “Müşnad” adlı esrinde: “Esbabı nüzul konusunda tek bir
doğru hadis yoktur” der.
Birkaç Ayet Tefsiri:
Buhari 6:203
Yine İbn’u Âbbâs (r.a)’nın anlattığına göre, kendisine Cenâbı Hâkkın şu mealdeki kelamından
sorulmuştur : “ Bilin ki onlar, Kur’an okunurken gizlenmek için iki büklüm olurlar. Bilin ki
elbiselerine büründüklerinde bile Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir.
Çünkü O kalplerdeki olanı bilendir.”
(Hud 5)
İbnu Abbas (r.a) şu açıklamayı yapmıştır : “Bunlar helada soyununca avret mahallerinin
açılıp, o manzaralarının semaya ulaşmasından, keza hanımlarıyla cinsi mukarenet sırasında
soyununca çıplak hallerinin semaya ulaşmasından korkup haya duyan ( Bu yüzden kendilerine
sıkıntı veren ) kimseler hakkında nazil olmuştur.
Buhari 6:209
Bir adam, bir kadını öptü ve Peygamber (sav)’a gelip durumu anlattı. Sonra şu ayet
vahyolundu. “Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler,
kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır. (11:114) Adam:
“Bu sadece benim için mi” diye sordu. Peygamber (sav) da: “Beni izleyen ve aynı sorunu
yaşayan herkes için” buyurdu.
Buhari 6:97
Bir adamın bakımı altında yetim bir kız vardı. Kızın bir hurma bahçesi vardı ve adam onunla
evlendi. Adam sırf bu hurma bahçesi için onunla evlendi, sevdiğinden değil. Bunun üzerine şu
ilahi emir geldi: “Eğer yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız…” (4:3)
Buhari (4:461)
Cebir bin Abdullah rivayet eder ki: “ilham kısa bir süre geç kamıştı ve ben yürürken, semada
bir ses duydum, gökyüzüne baktığımda, Hira dağında bana gelen meleği gördüm, gökyüzü ve
sema arasında bir sandalye tepesinde oturuyordu. Ondan o kadar korkmuştum ki yere düştüm
ve aileme geldiğimde onlara “Üstümü örtünüz, üstümü örtünüz” dedim. Daha sonra Allah şu
ayeti gönderdi: “Ey bürünüp sarınan (Resûlüm)! Kalk, ve (insanları) uyar. Sadece Rabbini
büyük tanı. Elbiseni tertemiz tut. Kötü şeyleri terket.” (74:1-5)
Buhari, İlm 47, Tefsir, Benu İsrail 13, İ’tisam 3, Tevhid 28, 29; Müslim, Münafikun 32,
(2794); Tirmizi, Tefsir (3140)
Resulullah (sav) Yahudilerden bir gruba uğradı. Onlardan bazısı: “Muhammed`e ruh hakkında
sorun” dedi; bazısı da: “Sakın sormayın, hoşunuza gitmeyecek şeyler işitirsiniz” diye
aralarında konuştular. Sonunda kalkıp: “Ey Ebu`l-Kasım bize ruh`tan anlat, (ruh nedir?)”
dediler. Resulullah (sav) bir müddet sessiz durdu. Ben anladım ki kendisine vahiy inmektedir.
Sonra okudu: “Sana ruhtan sorarlar; de ki, ruh Allah`ın emrinden ibarettir. Size onun
hakkında az bir ilim verilmiştir” (İsra, 85). Bir rivayette: “Onun hakkında az bir ilim
verilmiştir” denmektedir. A`meş: “Bizim kıraatımızda böyledir” demiştir.
HADİSLER VE KİTABI MUKADDES’İN BENZERLİKLERİ
03:100 Ey iman edenler, eğer o kitap verilenlerden her hangi bir gruba uyarsanız, sizi
inandıktan sonra döndürür kafir ederler.
03:101 Önünüzde Allah’ın ayetleri okunurken ve aranızda O’nun elçisi var iken sizler nasıl
olur da inkara dönersiniz? Oysa her kim ALLAH’a sıkıca tutunursa, o, kesinlikle bir doğru
yola çıkarılmıştır.
Yukarıdaki ayetlerde müslümanlar, kendilerine kitap verilenlere uymamaları
konusunda uyarılıyorlar. Buna göre, Allah’ın gönderdiği bir Peygamber kendine vahyedilen
kitapta bulunmayıpta Kitab-ı Mukaddes’teki öğretileri bu yeni dine dahil etmiş olabilir mi?
Aklıselim her müslümanın bu soruya cevabı “hayır” olacaktır ama maalesef yıllarca ehli
sünnet papazları hadis adı altında bize Kitab-ı Mukaddes öğretmişlerdir. Örneğin, Havva’nın
Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldığı Eski Ahit’te ve hadislerde geçer:
Yaratılış 2 : 21 – 22 RAB Tanrı Adem’e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı
onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Adem’den aldığı kaburga
kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem’e getirdi.
Dinden irtidat eden kişinin öldürülmesi de Kitabı-ı Mukaddes’te geçer, Kuran’a göre
kişinin iman ile küfür arasında gidip gelmesi ve kafir olması halinde uygulanacak bir had
cezası mevcut değildir:
04:137 İman ettikten sonra küfre gidenleri, sonra yine iman edip tekrar küfre gidenleri, sonra
da küfürde ileri gidenleri Allah ne affedecek, ne de doğru bir yola çıkaracaktır.
Alttaki cezalar hadis yoluyla dinimize sokulmuştur:
Levililer 24:16 RAB’be söven kesinlikle öldürülecektir. Bütün topluluk onu taşlayacak. İster
yerli ister yabancı olsun, RAB’be söven herkes öldürülecektir.
Yasa Kitabı 13:6-7 “Öz kardeşin, oğlun, kızın, sevdiğin karın ya da en yakın dostun seni
gizlice ayartmaya çalışır, senin ve atalarının önceden bilmediğiniz, dünyanın bir ucundan öbür
ucuna dek uzakta, yakında, çevrenizde yaşayan halkların ilahları için, ‘Haydi gidelim, bu
ilahlara tapalım’ derse, ona uymayacak, onu dinlemeyeceksin. Ona acımayacak, sevecenlik
göstermeyecek, onu korumayacaksın. Onu kesinlikle öldüreceksin. Onu önce sen, sonra bütün
halk taşa tutsun.
Allah’ın gönderdiği son kitabın aksine Kitabı Mukaddes’in ve ehli sünnet’in “şeriat”
yasaları inanç özgürlüğüne izin vermemektedir. Kuran’ı kabul etmeyen ve kriter olarak
görmeyen ehli sünnet bu had cezasını da diğer çoğu öğreti gibi öncekilerden intihal
etmişlerdir.
Hadisler yoluyla dinimize empoze edilen diğer bir ceza da zina cezasıdır. Zina
yapanların evli olması durumunda taşlanması gerektiği Allah’a karşı bir küfür olduğu gibi
İslam’ın adını da lekelemekten öteye gitmez. Şirk içinde bocalayan ehli sünnet bu cezayı da
her zamanki gibi Kitabı Mukaddes’ten aşırmıştır:
Yasa Kitabı 22 : 22-24 “Eğer bir adam başka birinin karısıyla yatarken yakalanırsa, hem
kadınla yatan adam, hem kadın, ikisi de öldürülecek. İsrail’den kötülüğü atacaksınız. “Eğer bir
adam kentte başka biriyle nişanlı erden bir kızla karşılaşır ve onunla yatarsa, ikisini de kentin
kapısına götürecek, TAŞLAYARAK öldüreceksiniz. Çünkü kız kentte olduğu halde yardım
istemek için bağırmadı; adam da komşusunun karısıyla ilişki kurdu. Aranızdaki kötülüğü
içinizden atacaksınız.
Levililer 20:10 “Biri başka birinin karısıyla, yani komşusunun karısıyla zina ederse, hem
kendisi, hem de zina ettiği kadın kesinlikle öldürülecektir.
Kuran’a baktığımızda birini taşlayarak öldürmenin eski bir pagan uygulaması olduğunu
görebiliriz:
26:116 : Nuh peygamber, kafirler tarafından taşlanmakla tehdit ediliyor.
19:46 : Kafir olan İbrahim’in babası İbrahim’i taşlamakla tehdit ediyor.
18:20 : Ashab-ı Kehf kafirlerce taşlanmaktan korkuyor.
36:18 : Üç tane elçi taşlanarak öldürülmekle tehdit ediliyor.
11:91 : Şu’ayb peygamber taşlanmakla tehdit ediliyor.
Bunların dışında baş örtüsü, Hz. İsa’nın yeryüzüne tekrar ineceği, erkek çocukların
sünnet olmaları gerektiği Kuran’da bulunmaz. Ehli sünnet hak olan Kuran’ı batıl olan
dedikodulara değişmişler ve bunun sonucunda hrıstiyan ve yahudi öğretileriyle bezenmiş bir
din ortaya çıkmıştır.
HADİS – KURAN ÇELİŞKİLERİ
1. Recm Cezası:
Kuran:
24:02 Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah’a ve ahiret
gününe inanıyorsanız, Allah’ın dininde onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir grup
da cezaya şahit olsun.
Kuran ayrım yapmadan herkese cezayı eşit görmüştür. Oysa Buhari’nin sahih yalanları; zinayı
yapan evli biriyse recm cezası uygulanması gerektiğini, hatta bunun daha önceden Kuran’da
olduğunu fakat Hz. Ayşe, Peygamberimizin defin işleriyle meşgulken bir keçi tarafından
yenildiğini ama hükmünün hâla geçerli olduğunu anlatır!
Hadis:
Buhari 93:21, Müslim Hudud 8:1431, Ebu Davut 41:1
“İleride bazı kişiler çıkacak ve recm cezasını Kuran’da bulmuyoruz diye recmi inkar
edeceklerdir. İşte bu kişiler okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklardır. Eğer halkın “Ömer
Kuran’a ilave ediyor.” demesinden korkmasam bu recm ayetini Kuran’a yazardım.”
Buhari 63:27
“Cahiliye döneminde etrafı başka maymunlarla sarılmış dişi bir maymun gördüm. Hepsi onu
zina yaptığı için taşlıyordu. Ben de onlarla beraber taşladım.”
Bu cezayı tatbik eden kişi iki tane büyük günah işlemiş olur. Bunların biri mümin birini
öldürmek (bir mümini kasten öldürmenin cezası 04:93’e göre sonsuz cehennemdir), ve
Allah’ın değil de hadislerin emrini uygulayarak ortak koşmak (bu da tek affedilmeyen
günahtır).
Edip Yüksel recm cezası hakkında şunları yazar: “Recm cezası hakkında bir sürü rivayet
dolaşmaktadır. Bir rivayete göre Hz. Ömer döneminde Kuran’da recm yoktu, öbür rivayette
Hz. Osman döneminde yazılmadı denir. Başka bir rivayette ayet keçi yüzünden ortadan
kalkar. Diğer yandan maymunların recminden ve sahabelerin buna katıldığı komedisinden
bahsedilir. Üstelik Kuran’daki açık hüküm yok sayılır. En sahih hadis kitaplarına ve
mezheplere göreyse Kuran eksiktir. Aç ve mübarek bir keçi(!) Kuran’ı yiyip eksiltmiştir!5”
2. Hırsızlık
Kuran:
05:38 Hırsızlık eden erkek kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza, ve Allah’tan bir ibret olmak
üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir.
Bu ayetteki “kesin” hükmüne kitabın ileriki bölümlerinde değineceğiz.
Hadis:
Ebû Dâvud, Hudud 37, (4482)
Resulullah (sav)`a bir hırsız getirilmişti. “Öldürün onu!” diye emretti. Kendisine: “Ey Allah`ın
Resulü, bu adam sadece çaldı” denildi. Bunun üzerine “Öyleyse (elini) kesin!” dedi ve derhal
eli kesildi. Sonra aynı adam ikinci sefer getirildi. Yine: “Öldürün onu!” diye emretti.
5 http://www.kurandakidin.net
Kendisine: “Ey Allah`ın Resulü, bu adam hırsızlık yaptı” dendi. Bunun üzerine “Öyleyse
kesin!” dedi ve derhal (sol ayağı) kesildi. Sonra üçüncü sefer getirildi ve hırsızlık yaptığı
söylendi. Hz. Peygamber: “Öldürün onu!” diye emretti. Kendisine: “Ey Allah`ın Resulü, bu
adam hırsızlık yaptı” denildi. Bunun üzerine: “(Sol elini) kesin!” diye emretti. Sonra aynı
adamı dördüncü kere getirdiler. “Öldürün onu!” buyurdu. Kendisine: “Ey Allah`ın Resulü, bu
adam hırsızlık yaptı” dediler. Bunun üzerine “(Sağ ayağını da) kesin!” diye emir buyurdu.
Aynı adam beşinci sefer getirildi. Hz. Peygamber (sav): “Öldürün onu” diye emretti. Hz.
Cabir (ra) der ki: “Adamı götürüp öldürdük. Sonra sürüyerek götürüp bir kuyuya attık.
Üzerini de taşla doldurduk.”
Elleri kolları kesildiği halde bir şeyler çalabilen insanlar bulmak ancak bu şekildeki
ciddiyetsiz sözüm ona sahih hadis kitaplarında bulunabilir herhalde. Keşke hiçbir uzuvu
olmayan adamı neresinden tutup sürüklediklerini de yazıp bizi aydınlatsalardı. İşte hadisler
Kuran’ın ahlakını övdüğü peygamberimizi böyle astığı astık kestiği kestik biri olarak tasvir
ediyor.
3. Zina ve Hırsızlık
Kuran:
25:68-69 Yine onlar ki, Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah’ın haram
kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan günahı(nın cezasını) bulur.
Kıyamet günü azabı kat kat olur ve orada alçaltılmış olarak temelli kalır.
Hadis:
Buhari 2:329
Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: “Bana Cebrail aleyhisselam gelerek “Ümmetinden kim
Allah`a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cennete girer” müjdesini
verdi” dedi. Ben (hayretle) “zina ve hırsızlık yapsa da mı?” diye sordum. “Hırsızlık da etse,
zina da yapsa” cevabını verdi.
Görüldüğü gibi Buhari’nin sahih yalanları hırsızlık yapanı da, zina yapanı da cennetle
müjdelemektedir.
4. Resim, müzik, heykeltıraşçılık, tavla, satranç haram mı?
Kuran:
34:13 Onlar, ona mihrablar, timsaller (heykeller) ve havuzlar gibi çanaklar ve sâbit
kazanlardan her ne isterse yaparlardı. Çalışın ey Davud hanedanı, şükür için çalışın. Ama
kullarım içinde şükreden azdır.
05:87 Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram saymayın. Ve aşırı da
gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.
Hadis:
Buhari, 88:1, 2; 89:2; 90:1
“Ressamlar, ahirette en kötü duruma düşenler olacaklar. Çünkü Allah’ın yaratıklarını taklit
ederek dolayısıyla ilahlık iddiasına kalkmış oluyorlar. Ahiret günü, Allah ressamları ve
heykeltıraşları toplayacak ve çizdikleri nesnelere can vermelerini kendilerinden isteyecektir.
Can veremeyince de onları cehennemin en dibine yollayacaktır.”
Kuran’da tek affedilmeyen suçun Allah’a ortak koşmak olduğu (04:48), diğer günahların
Allah dilerse affedileceğini yazıyor. Buhari’ye sormak lazım, ressamlık şirkten de büyük bir
günah mıdır?
5. Savaşma
Kuran:
02:190 Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın.
Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez.
60:08-09 Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan
kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet
yapanları sever. Allah sizi, ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve
çıkarılmanız için yardım eden kimselere dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte
zalimler onlardır.
88:21-22 Haydi öğüt ver; sen ancak bir öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin.
Hadis:
Buhari; 1:24
Resûlu`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Allâh`dan başka hak İlâh olmadığına ve
Muhammed`in Resûlu`llâh olduğuna (zâhirde) şahâdet edene, namaz kılana, zekat verene
kadar insanlık ile muhârebe etmek bana emrolundu. Onlar, bunları yapınca -müslümanlık
hakkının muktezâsı (olan hudûd) müstesnâ- hakk-ı İslâm olmak üzere canlarını ve mallarını
benim elimden kurtarırlar. (bâtınlarından dolayı olan) hesaplarına gelince o (hesâbı görmek)
Allâh`a kalmıştır.”
6. Dinden çıkanlar:
Kuran:
02:256 Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırt edilmiştir. Artık her kim
tâğutu inkar edip, Allah’a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz.
Allah, her şeyi işitir ve bilir.
Hadis:
Buhari 83:17
Peygamber Salla`llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah`dan başka ibâdete lâyık
İlâh bulunmadığına ve benim de Allah`ın muhakkak bir Peygamberi olduğuma şahâdet eden
Müslüman kişinin kanı helâl olmaz (ve kısâs olunmaz). Ancak (şu) üç (huy) dan birisiyle helâl
olur: 1) Maktûlün hayâtı mukabilinde katil, 2) Zinâ eden evli, 3) İslâm’ı bırakıp dîninden
ayrılan mürtet (kısas olunur).”
7. Peygamber ev yakıyor:
Kuran:
27:92 “Ve Kur’ân’ı okumam emredildi.” Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için
gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: “Ben sadece uyarıcılardanım.”
50:45 Biz onların söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onlara karşı zor kullanacak değilsin. O
halde sen, benim tehdidimden korkanlara bu Kur’ân ile öğüt ver.
Hadis:
Buhari 1:617
Resûlullâh salla`llâhu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurmuştur: “Nefsim yed-i kudretinde olan
Allâh`a kasem olsun, içimden öyle geçiyor ki, (bir çok) odun yığdırayım. Sonra namaz için
ezan okunmasını emredeyim de birine cemâate imam olsun diyeyim. Sonra o cemâati bırakıp
(namaza gelmeyen) kimselerin üzerlerine gidip evlerini (kendileri içerde iken) yakıvereyim.
Nefsim yed-i kudretinde olan Allâh`a kasem ederim ki, (cemâatten) bu (geri kala)nların her
hangisi (burada) semiz etli bir kemip parçası, yahut iki tane a`lâ paça bulacağını aklı kesse
(hemen) yatsıya gelir.”
8. Yasak altın ve ipek:
Kuran:
66:01 Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen
kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir.
10:59 De ki, “Baksanıza, Allah sizin için nice rızıklar indirdi, siz onlardan bir kısmını haram,
bir kısmını helâl yaptınız”. De ki, “Size Allah mı izin verdi, yoksa siz Allah’a iftira mı
ediyorsunuz?”
16:116 Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak: “Bu helaldir, şu haramdır” demeyin; aksi
halde Allah’a iftira etmiş olursunuz. Şüphesiz Allah’a yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.
Hadis:
Sahih Buhari 7:553
Nebî salla`llâhu aleyhi ve sellem bize yedi şey`i işlememizi emretti. Yedi şeyden de bizi
nehyeyledi. Resûl-i Ekrem bize, cenâze arkasında gitmeyi, hastayı ziyâret etmeyi, dâvete
icâbet eylemeyi, mazluma yardımı, yemîni kabûl etmeyi, selâmı karşılamayı, aksırana duâ
etmeyi emreyledi. Yine Nebî salla`llâhu aleyhi ve sellem bizi: gümüş kap (kullanmak) dan,
altın yüzük (takmak) tan, harîr, dîbâ, kasıy, istebrak (denilen ipekli kumaş isti`mâlin) den de
nehyetti.
Bütün yasaklar Allah tarafından konulmalıdır (09:29) ve Kuran’da geçmelidir (06:145).
Peygamberimizin 66:01’e uymayıp kendi kafasına göre istediğine haram, istediğine helal
deyip Allah’a iftira attığına hâla inanıyor musunuz? Aynı şekilde; tavla, satranç oynamayı,
hatta gülmeyi bile yasaklayan iftiralar hadis adı altında İslam’a sokulmak istenmiştir.
9. Af:
Kuran:
05:09 Allah, inananlara ve salih amel işleyenlere şöyle vaad etmiştir: Onlar için mağfiret ve
büyük bir mükafat vardır.
Hadis:
Buhari: 1:747
Peygamber salla`llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, “İmam amin derken siz de deyiniz zirâ
meleklerin amin demesine rastlarsa, bütün geçmiş günahlarınız affolunur.” İbni Şihab,
“Allah’ın resûlü amin derdi” dedi.
Buhari: 8:414
Resûlu`llah Salla`llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim günde yüz kere
“Sübhâna`llah ve bi-hamdih = Allah`ı tesbîh ve Allah`a hamd ederim” derse, o kimsenin
(Allah hakkı olan) günâhları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affedilir.”
Müslim, Tevbe 166, (2245)
Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “(Bir köpeğe su veren) fâhişe bir
kadın (Allah tarafından) mağfiret olunmuştur. (Şöyle ki:) günün birisinde o fâhişe kadın, suyu
yakın ve örülmedik kuyu başında bir köpeğe rast gelmiş. Susuzluktan dili sarkarak köpek
soluyor, susuzluk onu öldürmeğe yaklaştırmış bulunuyordu. Kadın hemen ayağından ediğini
çıkarmış ve onu (başının) yaşmağiyle sıkıca bağlıyarak (kuyuya sarkıtmış) kuyudan su çıkar
(ıp köpeği sula) mıştır. Bu sebeple fâhişe kadın mağfiret olunmuştur.”
10. Çocuklar cehennem ateşinden koruyor
Kuran:
35:18 Hem günah çeken bir kimse, başkasının günahını çekmeyecek; yükü ağır basan, onun
yüklenilmesine çağırsa da ondan bir şey yüklenilmeyecek, isterse bir yakını olsun. Fakat sen
ancak o kimseleri sakındırısın ki, gaybda Rablerinin korkusunu duyarlar, salatı dürüst
yaparlar. Temizlenen de sırf kendisi için temizlenir. Nihayet dönüş Allah’adır.
60:03 Kıyamet günü yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler. Çünkü Allah aranızı
ayırır. Allah yaptıklarınızı görendir.
Hadis:
Sahih Buhari: 1:101
Birkaç kadın peygambere salla`llahu aleyhi ve sellem’e gelip onlar için bir gün ayarlamasını,
zamanının çoğunun erkeklerle geçtiğini söyledi. Bunun üzerine Peygamber de onlar için bir
gün söz verdi. Bu derslerin birinde Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Üç çocuğu ölen kadın cehennem ateşinden korunacaktır.” Bunun üzerine oradaki bir kadın;
“Ya iki tane ölürse?” diye sordu. Resûlullah şöyle cevapladı: “İki tanesi de (onu cehennem
ateşinden koruyacaktır).”
11. Allah’ın Tasviri
Kuran:
42:11 O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size kendinize eşler, hayvanlardan da eşler
yaratmıştır. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir,
görendir.
Hadis:
Buhari; 97:24, 10:109
Kıyamet günü kimliğini kanıtlamak için Allah, Peygambere baldırını gösterecek.
Buhari, Tefsir, Nun vel-Kalem 2, Tefsir, Nisa 8, Tevhid 24
Resulullah (sav)`ı dinledim, “Baldırların açılacağı, kendilerinin secdeye davet edileceği
gün…” (Kalem 42) mealindeki ayetle ilgili olarak şöyle diyordu: “Rabbimiz baldırını açar,
her mü`min erkek ve her mü`min kadın O`na secde eder. Dünyada iken kendisine riya ve
gösteriş olarak secde edenler geri kalırlar. Onlar da secde etmeye kalkarlar, ancak sırtları
bükülmeyen yekpare bir tabakaya dönüşür (ve secde edemezler).”
Buhari, Tefsir, Kaf 1, Eyman 12, Tevhid 7; Müslim, Cennet 37, (2848); Tirmizi, Tefsir, Kâf,
(3268).
Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cehennem, içerisine âsiler atıldıkça: “Daha var mı?” demekten geri durmaz. Bu hal,
Rabbu’l-İzze’nin cehennemin üzerine ayağını koyup, iki yakasını dürüp birleştirmesine kadar
devam eder. İşte o zaman cehennem: “Yeter, yeter. İzzet ve keremine yemin olsun yeter!” der.
Cennette fazlalık devam eder. Allah, ona mahsus yeni bir halk yaratır ve bunları cennetin
fazla kısmına yerleştirir.”
13. Peygamber gaybı biliyor muydu?
Kuran:
06:50 De ki: “Size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum.
Ve size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum.” De ki:
“Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?”
07:188 De ki: “Ben, Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar
verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim
ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve
müjdeleyiciyim.”
Hadis:
Buhari; 1:539
Bir gece Allah’ın resûlü yatsı namazı kıldırdıktan sonra, bize dönüp şöyle buyurdu: “Bu
gecenin önemini biliyor musunuz? Bu geceden 100 yıl sonra yeryüzünde yaşayan kimse
kalmayacaktır.”
Bunun gibi yüzlerce hadis Kıyamet alameti adı altında Kuran’da gaybı bilmediğini söyleyen
peygambere atfedilmiştir. En meşhuru da Hz. İsa’nın yeryüzüne tekrar döneceği iddia eden
hadislerdir ki bunlar da Kuran’la çelişir:
03:55 Allah buyurmuştu ki: “Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkar
edenlerden arındıracağım…”
33:40 Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat O, Allah’ın elçisi ve
Peygamberler’in SONUNCUSUDUR. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
14. Kim daha gaddar?
Kuran:
68:04 Ve gerçekten sen, çok büyük bir ahlak üzerindesin.
Hadis:
Buhârî, Muhâribin 16,17,18, Diyât 22, Vudü 66, Zekât 68, Cihâd 152, Megâzî 36, Tefsir,
Mâide 5, Tıbb 5, 6, 29; Müslim, Kasâme 9, (1671); Tirmizî, Tahâret 55, (72), Et’ime 38,
(1846); Ebü Dâvud, Hudud 3, (4364-4371); Nesâî, Tahrimu’d-Dem 7, (7, 93-98); İbnu Mâce,
Hudud 20, (2578).
Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ukl ve Ureyne kabilelerinden bir grup insan Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm)’ın yanına gelip: “Ey Allah’ın Resûlü! Biz hayvancılıkla uğraşıp sütle
beslenen (çöl) insanlarıyız, (çift-çubukla uğraşan) köylüler değiliz” dediler. Bu sözleriyle,
Medine’nin havasının kendilerine iyi gelmediğini ifàde ettiler. Resûlullah, onlara (hazineye
ait) develerin ve çobanın (bulunduğu yeri) tavsiye etti. Kendilerine oraya gitmelerini,
develerin sütlerinden ve bevillerinden içmelerini söyledi. Gittiler, Harra bölgesine varınca,
İslâm’dan irtidâd ettiler. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’ın çobanını da öldürüp
develeri sürdüler. Haber, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e ulaştı. Resûlullah, derhal
arkadaşlarından takipçi çıkardı (yakalanıp getirildiler). Gözlerinin oyulmasını, ellerinin
kesilmesini ve Harra’nın bir kenarına atılmalarını ve o şekilde ölüme terkedilmelerini emretti.
”
Ebû Dâvud, Hudud 37, (4482); Tirmizî, Hudud 15, (1444).
İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular
ki: “Kim (ısrarla) içki içerse dördüncü sefere kadar kamçılayın, sonra (devam ederse)
öldürün.”
15. Şefaat
Kuran:
39:43 Yoksa onlar Allah’dan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: Onlar hiçbir şeye güç
yetiremezler ve akıl erdiremezlerse de mi (şefaatçi edineceksiniz)?
39:44 De ki: Bütün şefaat Allah’ındır. Göklerin ve yerin hükümranlığı Onundur. Sonra O’na
döndürüleceksiniz.
Hadis:
Buhari; 1:331
Peygamber salla`llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Benden evvel hiçbir kimseye verilmedik
beş şey (hep birden) bana verilmiştir: Bir aylık yola kadar (düşmanlarımın kalbine) korku
(salmak) ile mansûr oldum. Yer (yüzü) bana namazgâh ve sebeb-i tahâret kılındı. Onun için
ümmetimden namaz vakti gelip çatmış her kim olursa olsun namazını kılıversin. Ganâim bana
helâl edildi. Halbuki benden evvel kimseye helâl edilmemiştir. Bana şefâat verildi. Bir de
(benden evvel) her Nebî, hâssatan kendi kavmine ba`s olunurken ben umûm-ı nâsa ba`s
olundum.”
16. Kabir Azabı:
Kuran:
36:52 (İşte o zaman) Eyvah! eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahmân’ın
vâdettiğidir. Peygamberler gerçekten doğruyu söylemişler! derler.
Ölüm ile kıyamet öncesi bir uyuklama dönemine benzetiliyor. Kuran’daki islam’a göre ölüler
kıyamet gününe kadar hiçbir şekilde yargılanmayacak ve diriltikten sonra yaptıklarına göre
cennete girip SONSUZA kadar orada kalacak VEYA cehenneme girip azap görecektir. Yok
“azabımı çeker cennete girerim” bunlar mavaldan öteye gitmez! Ayrıca Arap dininde mezarda
kişiler iki melek tarafından sorgulanıp (Kuran’da kesinlikle böyle bir şey geçmez) sınava tabii
tutulacaklar. Sınavı geçemezlerse kabirlerinde hayvanların bile bağırışlarını duyabileceği
kadar (!) dehşetli bir azap görmeye başlayacaklar.
Hadis:
Buhâri; Cenâiz 89; Müslim, Mesâcid 123, (584); Nesâî, Cenâiz 115, (4,104,105).
Hz. Aişe radıyallahu anhâ’nın anlattığına göre, bir yahudi kadın, yanına girdi. Kabir
azabından bahsederek: “Seni kabir azabından Allah korusun!” dedi. Aişe de Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm’a kabir azabından sordu. Aleyhissalâtu vesselâm: “Evet, kabir azabı
haktır. Onlar kabirde azap çekerler, onların azabını hayvanlar işitir!” buyurdu. Hz. Aişe der
ki: “BUNDAN SONRA* Aleyhissalâtu vesselâm’ı namaz kılıp da, namazında kabir
azabından istiaze etmediğini hiç görmedim.”
* Çok ilginçtir ki Peygamber kabir azabını Hz. Aişe’den duyduktan sonra dularında ondan
sığınmaya başlamış!
Buhârî Cenâiz, 82; Müslim, İmân, 34; Ebû Dâvud, Tahâret, 26
Hz. Peygamber (s.a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden
dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında koğuculuk
yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) yaş bir dal almış,
ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap,
niye böyle yaptığını sorduklarında: “Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu
azabın hafifletilmesi umulur” buyurmuşlardır.
Kıyamet günü gelmeden kim azap görüyor? İnsanlar Allah tarafından yargılandıktan sonra,
şayet cehenneme girerlerse azap göreceklerdir. Kuran’da kabir azabı olduğuna dair hiçbir
delil yoktur.
17. Hz. Musa ve Aciz Ölüm Meleği
Kuran:
06:61 O, kullarının üstüne yegâne kudret ve tasarruf sahibidir. Size koruyucular gönderir.
Nihayet birinize ölüm geldi mi elçilerimiz onun canını alırlar. Onlar vazifede kusur etmezler.
63:11 Allah, eceli geldiğinde kimseyi (ölümünü) ertelemez. Allah yaptıklarınızdan
haberdardır.
Hadis:
Buhâri (2:423)
Ölüm meleği Musa’ya gönderilmişti, gittiğinde Musa ona şiddetli bir tokat attı ve gözünü
çıkardı. Ölüm meleği Allah’a geri döndü ve “Beni ölmek istemeyen bir kulunuza
göndermişsiniz” dedi.
DİĞER SAHİH YALANLAR:
1. Peygamberimiz, Buhari’ye nakledilen hadise göre Güneş’in Dünya çevresinde
döndüğünü söylemiştir [Sahih Buhari: Hadis 421, sayfa 283, cilt 4]. Bu düşünce
Buhari hadisleri topladığı zamanlar yaygındı. Bugün bilim sayesinde biliyoruz ki,
Dünya, Güneş etrafında dönmektedir. Kuranda Dünya’nın şekli doğru olarak bilim
keşfetmeden yüzyıllar önce verilmiştir (39:05).
2. Hadislere göre hiçbir hastalık bulaşıcı değildir [Hadis 649, sayfa 435, cilt 7]. Bu
hepimizin bildiği üzere yanlış. En basitinden soğuk algınlığı ve ebola gibi hastalıklar
bulaşıcı hastalıklara birer örnektir.
3. Hadislerde hastalıkların şifaları da verilmiştir! Çöreotunun her türlü hastalığa deva
olacağı yazar [Hadis 591, sayfa 400, cilt 7]. Bunun yanında hadisler peygamberimizin
bir kavme iyileşmeleri için deve sidiği içmelerini öğütlediğini de yazar [Hadis 590,
sayfa 399, cilt 7]. Oysa Allah, Kuranda temizliğe önem verir ve temiz şeylerden
yememizi ister.
4. Hadis kitapları peygamberimizi de tutarsız bir karakterde gösterir. Birinde
peygamberimizin cüzzamlı bir kişiyle yemek yediği anlatılır, diğerinde de İslam’a
geçmek isteyen bir cüzzamlıyla yemek yemeyi reddettiği. Bu hadise göre adamdan
gitmesini istemiş daha sonra bağlılığını kendisi yokken kabul etmiştir.
5. Ünlü sinek hadisi: Rivâyet olunduğuna göre Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem:
“Sizden birinizin içeceği (ve yiyeceği) içine sinek düştüğü zaman, o kişi o(nun her
tarafını) batırsın, sonra çıkarsın, (atsın). Çünkü sineğin iki kanadının birisinde hastalık,
öbüründe de şifâ vardır buyurmuştur.” [Buhari, Hadis 673, sayfa 452, cilt 7] Bu hadis
doğru kabul edilse Dünya’da tifo ve kolera salgını olurdu.
6. Kuran inananlara peygamberler arasında ayrım yapmamayı öğütler (02:285).
Buhari’nin hadis kitaplarına göre [Buhari 97:36] ise Hz. Muhammed “en şerefli”
peygamberdir. Başka bir hadiste ise; peygamberler arasında ayrım yapmamamız
gerektiğini, peygamberimizin Yunus peygamberden bile farkı olmadığını [Buhari
65:4, 6 ve Hanbel 1:205, 242, 440] yazıp peygamberi kendisi ile çelişen biri olarak
gösterir.
7. Hadis kitapları kadınlara hakaretlerle doludur. Genelde köpeklerle ve maymunlarla bir
tutulur [Buhari 8:102 and Hanbel 4:86], kadınlara kötü şans denir [Buhari 76:53].
Müslim’in “sahih” hadislerine göre ise cehennemdekilerin çoğu kadındır. Kuran ise
kadın ile erkek arasında hiçbir ayrım yapmaz. İşte birkaç hadis:
Sahiheyn`in diğer bir rivayetinde şöyle gelmiştir: “Hz. Aişe (ra)`nin yanında namazı
bozan şeylerden söz açılmıştı. Bu beyanda köpek, eşek ve kadının da zikri geçti. Aişe
(ra): “Bizi yine eşeklere ve köpeklere benzettiniz. Vallahi, ben Resulullah (sav)`ı
kıblesiyle arasında yatakta yatar olduğum halde namaz kılarken gördüm. Benim için
ihtiyaç hasıl olunca oturup onu rahatsız etmek istemezdim, (yatağın) ayak tarafından
sıyrılıp çıkardım.” [Buhari, Salat 22, 99, 102, 103, 104, 105, 108]
“Resulullah (sav) buyurdular ki: “Biriniz sütresiz olarak namaz kılarsa (önünden
geçtiği takdirde) şunlar namazını bozar: Eşek, domuz, yahudi, mecusi, kadın…
Namazın bozulmaması için onun önünden, bunların bir taş atımlık uzaktan geçmesi
kifayet eder.” (Bir diğer rivayette şöyle denmişti: “Namazı, (önden geçen) hayızlı
kadın ve köpek bozar.”) [Buhari, Salat 90, İlm 18, Ezan 161, Cezau's-Sayd 25]
8. Buhari’ye göre peygamberimiz savaşta kadın ve çocukları öldürmeye izin vermiştir
[Buhari; Cihad, 146].
9. Hanbel’in hadis kitaplarında, peygamberimiz tüm siyah köpekleri şeytan oldukları
gerekçesiyle öldürülmelerini emreder [4:85, 5:54]. Bu hadisten esinlenip şeytanları (!)
öldüren “müslümanlar” bulmak zor değildir.
10. Hadisler peygamberimizin bir Yahudi tarafından büyülenip birkaç gün ne yaptığını
bilmez halde dolaştığını anlatır. [Buhari 59:11, 76:47; Hanbel 6:57 ve 4:367]
Buhari’nin böyle bir hadisi sahih diye kabul etmesindeki amaç nedir acaba?
11. Kuran şeytanın görünmez ve insanların apaçık bir düşmanı olduğunu yazar. Başka
bilgi vermez. Hadislere göre ise şeytan: osuruyor; kaçıyor; korkuyor; işiyor; Hz. İsa
hariç her çocuğa doğarken dokunuyor; geceleri burunlarda ikamet ediyor;
günbatımında sokaklara yayılıyor; kapalı bir kapıyı açamıyor; esnerken ağızdan
giriyor; ağlıyor; sol eliyle yiyip içiyor. Bunları sadece hadisçiler görüyor sanırım. Ben
henüz ne osuran ne kaçan bir şeytan gördüm.
12. Müslim’in hadis kitabının ikinci cildinde; Hz. Muhammed’in ayakta küçük abdestini
yaparken bir sahabenin uzaklaştığı, Peygamberin de ona yakın durmasını söylediği
yazıyor. Bu hadisin tek Tanrı’ya ibadet etmekle veyahut sünnetle ne ilgisi var acaba?
13. Allah neden teyemmümü emretmiş biliyor musunuz? Buhari ve Müslim’in “sahih”
hadislerine göre olay şöyle gerçekleşir: Aişe gerdanlığını kaybetmiştir bunun üzerine
Peygamberimiz oradaki tüm müslümanlardan aramalarını ister. Kendisi bu arada
Aişe’nin bacağında uyuya kalır ve namazlarını kılamaz ve nasıl abdest alınacağını
öğretemez. Bunun üzerine Allah teyemmümü emretmiştir.
14. Aişe (ra)’nin yaşı da satanik öğretilerde (hadislerde) dokuz olarak gösterilmiştir.
Tabari, Müslim ve Buhari’nin hadisleri Aişe’nin yaşı hakkında hep çelişmektedirler.
15. Hanbel’a göre Peygamber hiçbir zaman küçük abdestini ayakta yapmamıştır [Hanbel;
6:136, 192, 213]; Buhari’ye göre ise ayakta yapmıştır [Buhari 4:60, 62].
16. Buhari’nin hadislerine göre liderler Kureyş kabilesinden olmalıdır [Buhari; 3:129,
183; 4:121; 86:31].
HADİSLER KURAN’I AÇIKLIYOR!
Kuran’ın çok zor olduğunu bu yüzden onu anlamak için hadislere ihtiyacımız
olduğunu iddia etmek saçmalıktır. İnsanların, Allah’ın bir tane kitabını karmaşık bulup da 50
tane hadis ve sünnet kitabı alması hiçbir mantıkla izah edilemez. Kuran, inananlar için kolay
anlaşılır bir öğüttür:
54:17 Andolsun biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan)
öğüt alan yok mu?
54:22 Andolsun biz Kur’an’ı düşünüp öğüt alınsın diye kolaylaştırdık.
Öğüt alan yok mu?
Söylenenlerin aksine hadis kitaplarına girip de kişinin kafasının karışmaması veya
kaybolmaması nerdeyse olanaksızdır. Eğer Allah nasıl yaşamamız gerektiğinde daha detaya
(oturup kalkma, yemek yeme şeklimiz vs…) girmek isteseydi yüzlerce cilt kitap indirebilirdi.
31:27 Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de arkasından yedi deniz
katılarak (mürekkep) olsa yine Allah’ın sözleri yazmakla tükenmez.
Şüphe yok ki Allah mutlak galip ve hikmet sahibidir.
Hadis savunucuları genelde “namaz nasıl kılınır, gusül abdesti nasıl alınır, bunları
ancak hadislerden öğrenebiliriz” gibi absürd cümlelerle kendilerini haklı çıkarmaya çalışsalar
da savundukları hadisler bile salatın (namaz) nasıl yapılacağını baştan sona, adım adım,
detaylı olarak vermez. Gusül abdestinin nasıl alınması gerektiği ise hadisten hadise farklılık
gösterir. Bazı hadislerde Peygamberimizin başından aşağı üç kere su döktüğü nakledilir
(Buhari; 4:160) bazı hadislerde bir kere (Buhari; 4:159). Oysa Kuran’da kirli olma durumunda
ne yapılacağı yazar ve salat (namaz) hakkında yeterince bilgi vardır. Bu konulara daha sonra
değineceğiz.
ÇİN FISILTILARI
Bir üniversite profesörü sözsel bilgi transferinin orijinal mesajı nasıl değiştirdiğini
gösteren bir deney yaptı. İzleyenlerden 10 kişiyi yanına çağırdı ve bunların dokuzunun salonu
terk etmesini istedi. Kalan kişiye bir alıntı verip seyirciye okumasını istedi.
Alıntı şuydu:
“Hz. İsa Capernaun’a annesi, izleyenleri ve öğrencileri ile birlikte gittikten sonra, orada
fazla kalmadılar çünkü Musevilerin Fısıh bayramı yaklaşıyordu. Hz. İsa Kudüs’e gitti. Orada
ibadethanenin içinde sığır, koyun ve güvercin tüccarları ve masalarında oturan döviz alıp
satan kişileri gördü. Hz. İsa ipten kamçı yapıp koyun, sığır ne varsa ibadethaneden çıkardı.”
Bundan sonra ilk kişiden kağıt parçasını alıp cebine koydu, ikinci kişiyi içeri davet etti
ve az önce kağıttan okuyan kişiye şimdi de ne okuduğunu ikinci kişiye anlatmasını istedi.
Çıkan şey şöyleydi:
“Hz. İsa Capernaun’a annesi ve öğrencileri ile gittikten sonra orada uzun süre kaldılar.
Ondan sonra Hz. İsa Kudüs’e gitti. İbadethanenin yakınında sığır, koyun ve güvercin satın
alan insanlar ve döviz alıp satan kişileri gördü. Hz. İsa hepsini kovdu.”
Daha sonra içeri üçüncü kişi çağırıldı ve ikinci kişiye birinciden ne duyduysa
tekrarlamasını istendi. Sıradaki duyduğunu şöyle aktardı:
“Hz. İsa Kudüs’e annesi ve bazı öğrencileriyle gittikten sonra birkaç gün kaldılar. Bundan
sonra Hz. İsa tekrar ibadethaneye gitti. İbadethanenin yakınında sığır ve domuz satın alan
insanlar ve döviz alıp satanları gördü. Hz. İsa onlara bağırdı ve yaptıklarının kötü olduğunu
söyledi.”
Tekrar sıradaki kişi geldi ve şöyle aktardı:
“Bir gün Hz. İsa annesiyle birlikte uzun yıllar kaldığı Kudüs’teymiş ama bir gün Hz. İsa
Kudüs’ten ayrıldı ve uzaklara gitti. İbadethanenin yakınlarında at ve domuz satın alan
insanlar gördü, onlara çok paraları olduğu için bağırdı ve paranın kötü olduğunu söyledi.”
Diğer kişi ise şöyle aktardı:
“Hz. İsa Kudüs’te doğmuş ve annesiyle uzun süreler orda kalmıştı. Bir gün Hz. İsa Kudüs’teki
pazar yerine gitti ve ata binen ve domuz satan insanlar gördü. Onlara çok fazla hayvanları ve
paraları olduğunu için bağırdı ve paralarını fakirlere vermelerini yaptıklarının kötü olduğunu
söyledi.”
Sıradaki şöyle aktardı:
“Hz. İsa Kudüs’te doğmuş ve hayatı boyunca annesiyle kalmıştı. Bir gün Hz. İsa Kudüs’teki
pazar yerine gitti ve pazarda ata binen ve domuz satan insanlar gördü. Hayvanlara zulüm
ettikleri için onlara bağırdı, tüm paralarını vermelerini ya da hayvanları iyice doyurmalarını
istedi.”
Bu sözler şöyle değişti:
“Hz. İsa Kudüs’te doğdu ve birçok kişinin zavallı domuzlara kötü davrandığı ve atlarını
kamçıladığı bir pazarın yakınında yaşardı. Bir gün Hz. İsa pazar yerine gitti sadece
domuzlarını satmakla meşgul olan kötü insanlar gördü, ona karşı çok kaba ve sert
davrandılar, o yüzden bir şey demedi ama paralarına beddua edip oradan ayrıldı.”
Tüm bu deneme bir konferans sırasında 10 dakika içinde oldu. Bir de yüz binlerce
sözün birçok ağız değiştirip de 240 yıl sonra nasıl bir değişeme uğrayacağını bir hayal edin ve
bir daha bir hadis okuduğunuzda inanmadan önce iki kere düşünün!
RESULE UYMAK NE DEMEKTİR?
Hadis savunucuları 33:36, 33:71, 59:07, 3:31 gibi ayetleri örnek gösterip kendilerini
haklı çıkarmaya çalışırlar fakat anlayamadıkları şey hadislere uymak resule uymak değil;
hadisleri onaylayan, sahih kabul eden alimlere uymaktır. Eğer gerçekten resule uymak
istiyorlarsa Hz. Muhammed gibi sadece Kuran’a uymaları gerekir. Hz. Muhammed’in hayatı,
söyledikleri zaten Kuran’da geniş bir şekilde kaydedilmiştir. Kuran’daki Hz. Muhammed’e
uymakla hadislerdeki Hz. Muhammed’e uymak aynı şey değildir.
02:217 Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: “Onda savaşmak büyük bir
günahtır…
02:219 Sana, şarap ve kumar hakkında soruyorlar. De ki: “Her ikisinde de büyük bir günah
ve insanlar için bir takım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından
büyüktür…
02:220 …Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: “Onları iyi yetiştirmek (yüz üstü
bırakmaktan) daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız, (unutmayın ki) onlar sizin
kardeşinizdir…
17:85 Sana ruh hakkında soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindedir. Size ancak az bir
bilgi verilmiştir.”
Kuran açıkça Peygamberin tek görevinin mesajı iletmek olduğunu (29:18), kendisinin
fazladan bir şey söylemediğini (69:44-47), onun da YALNIZCA Kuran’a uyduğunu (7:203,
10:15, 6:145) yazar ve inananları sadece Kuran’a uymaları için uyarır (68:36-38, 50:45). Bu
nedenle Kuran’ı izlemek ile resulü izlemek arasında hiçbir fark yoktur çünkü Kuran’daki
sözler Hz. Muhammed’in sözüdür (69:40). Yani Kuran’a uymak, sadece Kuran’a uyan aslında
Peygambere de uymuş olmaktadır.
5.92 Allah’a itaat edin, resule itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: Bizim
resulümüze düşen SADECE APAÇIK BİR TEBLİĞDİR.
64.12 Allah’a itaat edin, resule de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz RESULÜMÜZE DÜŞEN,
APAÇIK BİR TEBLİĞDEN BAŞKASI DEĞİLDİR.
29:18 Eğer (size tebliğ edileni) yalan sayarsanız, bilin ki sizden önceki birçok milletler de
(kendilerine tebliğ edileni) yalan saymışlardır. PEYGAMBERE DÜŞEN, YALNIZ AÇIK BİR
TEBLİĞDİR.
69:44-47 EĞER (PEYGAMBER) BİZE ATFEN BAZI SÖZLER UYDURMUŞ OLSAYDI,
ELBETTE ONU KISKIVRAK YAKALARDIK. SONRA ONUN CAN DAMARINI
KOPARIRDIK. Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız.
07:203 Onlara bir mucize getirdiğin zaman, (ötekiler gibi) onu da derleyip getirseydin ya!
derler. De ki: BEN ANCAK RABBİMDEN BANA VAHYOLUNANA UYARIM. Bu (Kuran),
Rabbinizden gelen basiretlerdir; inanan bir kavim için hidayet ve rahmettir.
10:15 Onlara ayetlerimiz açık açık okunduğu zaman (öldükten sonra) bize kavuşmayı
beklemeyenler: Ya bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir! dediler. De ki: Onu
kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. BEN, BANA VAHYOLUNANDAN
BAŞKASINA UYMAM. Çünkü Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından
korkarım.
06:145 De ki: BANA VAHYOLUNUNDA, leş ve akıtılmış kan yahut domuz eti –ki pisliğin
kendisidir- ya da günah işlenerek Allah’tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan BAŞKA,
yiyecek kimseye HARAM KILINMIŞ BİR ŞEY BULAMIYORUM. Başkasına zarar vermemek
ve sınırı aşmamak üzere kim (bunlardan) yemek zorunda kalırsa bilsin ki Rabbin bağışlayan
ve esirgeyendir.
68:36-38 Size ne oluyor, ne biçim hüküm veriyorsunuz? Yoksa SİZE AİT BİR KİTAP VAR DA
(BU BÂTIL İNANIŞLARI) ORADA MI OKUYORSUNUZ? Onda, beğendiğiniz her şey için
sizin için mutlaka vardır (diye mi yazılı)?
50:45 Biz onların dediklerini çok iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin.
Tehdidimden korkanlara KURAN’LA öğüt ver.
Artı Kuran’ın hiçbir yerinde “Muhammed’e uyun” demez, “resule uyun” der. Resul
kelimesinin anlamı ELÇİ, HABERCİ, MESAJI (KURAN’I) ULAŞTIRAN KİMSEDİR. Şu
an bu kitap da size SADECE KURAN’DAKİ MESAJI aktarıp ELÇİLİK yapmaktadır.
Mezhepçiler sünnetin ve hadisin de bu mesaja dahil olduğunu belirtirler ve kanıt olarak da
53:3 ayetini gösterirler.
53:3 O; kuruntudan, keyfinden konuşmuyor.
Keşke ayeti baştan okusalardı! 53:1den 53:4e kadar olan ayetlerin öznesi ilk ayette gizli
olarak geçiyor.
53.1 İNMEKTE OLAN necme (yıldıza, Kur’an’ın inen miktarına) yemin ederim ki,
53.2 Ki arkadaşınız ne saptı ne de azdı.
53.3 O; kuruntudan, keyfinden konuşmuyor.
53.4 İNDİRİLMİŞ BİR VAHİYDEN başkası değildir o.
Peygamberimiz kendi hevâsına göre değil, indirilen vahye göre konuşuyordu. Peygamberin
her dediğinin bir vahiy olduğunu iddia etmek Kuran’dan bihaber olduğunu kanıtlamaktır.
Kuran’da 6 değişik yerde Peygamber hatalarından dolayı paylanıyor. Allah tarafından her
ettiği cümle vahyedilen biri nasıl hatalar yapabilir?
Bakın Peygamberimiz kıyamet günü ne diyecek!
25:30 Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu KURANI BÜSBÜTÜN TERKETTİLER.
Sonuç olarak;
Kuran açık ve ayrıntılıdır [6:114; 2:159-160; 7:52, 10:37; 11:11; 41:1-3; 22:16; 6:38; 12:111;
14:52; 17:89; 75:16-19; 18:54; 20:113; 39:27-28; 54:17; 25:33; 16:89, vb.]
Peygamberin amacı sadece mesajı iletmek ve uyarmaktır [5:102; 16:35; 16:82; 24:54; 36:16-
17; 14:52, vb.]
ÜMMETE UYARILAR
42.21 Yoksa onların, dinden, ALLAH’IN İZİN VERMEDİĞİ ŞEYİ KENDİLERİ İÇİN
YASALAŞTIRAN ORTAKLARI MI VAR? Kesin ayrıma ilişkin söz olmasaydı, aralarında
hüküm mutlaka verilirdi. O ZALİMLER var ya, onlar için acıklı bir azap öngörülmüştür.
45.6 İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken
ALLAH’TAN VE ONUN AYETLERİNDEN BAŞKA hangi hadise inanıyorlar?!
06:94 Yemin olsun, sizi ilk yarattığımızdaki gibi yapayalnız/teker teker bize geldiniz. Size
verip hayaline daldırdığımız şeyleri de sırtlarınızın arkasında bıraktınız. Sizinle ilgili
hususlarda ortaklar olduklarını sandığınız şefaatçılarınızı da yanınızda görmüyorsunuz.
Yemin olsun, koptu aranızdaki tüm bağlar ve uzaklaşıp kayboldu yanınızdan o bir şey
sandıklarınız.
6.114 Allah size Kitap’ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, ALLAH’IN DIŞINDA BİR
HAKEM Mİ ARAYAYIM? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak
indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma.
30 Ağustos 2009 - 23:20
İmam Buhari ve diğer hadis toplayanların hepsi o zamanlar
zerdüştlüğün yaygın olduğu Pers asıllıdır.
24 Aralık 2009 - 17:26
KUR’AN VE SÜNNET
KURAN VE SÜNNET ANLAYIŞI
Kur’an ve sünnet anlayışı tarih boyunca insanların kafalarını kurcalamış,ve yanlış algılama nedeniyle de tevhit dininin bozulmasına yol açmıştır. Ve bu sebeple de bir olan o din yüzlerce binlerce tarikat mezhep,meşreplere ayrılmıştır. Allah Bir tane olduğuna göre Emir komuta da o bir tane Allah a aittir. Şimdi bunları ayrı ayrı izah ederek Allah’ın Tanımladığı dini yerine oturtturmaya çalışalım
KUR’AN
Allah’ın İnsan oğlunun Var oluşu ile İnsanlar içerisinden duyarlı olanlardan peygamber olarak seçtiği ardı ardına dizilen elçilerle İnsanların nerde ne yapması gerektiğini en güzel bir biçimde tasarlanmış hayat projesinin adıdır.Allah bir taraftan kainatı yaratmış. Kainata bir yasa koymuş , bir taraftan da. Peygamber aracılığı ile göndermiş olduğu vahiylerle bu Kainatın, esrarını genelleme ile bildirerek, halife olan adem oğluna, yorumlamasını istemiştir. İnsan oğlunun var oluşunun yeni yürümeye başladığı, dönemlerinde helal ve haramları peygamberlik aracılığı ile bildirirken. Kendi dinini tamamlayarak peygamberlik hayatını da noktalayıp. Hayatlarında kılavuz olacak olan her örnekten ,bir örnek verdiği,, hiçbir eksiğin bırakılmadığı insanların elleriyle koruttuğu bir kitapla yeni bir döneme girilmiştir. Artık bir daha Allah’tan peygamber gelmeyecek.
33/40- “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.
Allah bu Kainat kitabını yazarken hem kendi içerisindeki çelişkisizliği,hem de göndermiş olduğu vahiylerin çelişkisizliğini halife olarak yaratılan insanın yakalayıp.fıtratına uygun olarak inanıp yaşamasını istemiştir. Allah katında makbul olan dinin o olduğunu ve düşünen ve aklı olup da kullananların mutlaka o dini bulabileceklerini vurgulamıştı.
30/30- Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.
Bütün insanları Allah böyle bir dine yönlendirmek istemiştir. Örnek olarak da Hazreti İbrahim i göstererek Çevresi hep putlara taparlarken o yerlerin ve göklerin yaratılışının sırlarını keşfederek çevresinde bulunan insanların düştüğü yanılgıyı kavrayıp ben sizin taptığınız putlara tapmam diyerek kimliğini ortaya koymuştur.
6/74- Hani İbrahim, babası Azer’e (şöyle) demişti: “Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu, ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum.”
6/75- Böylece İbrahim’e, -kesin bilgiyle inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.
6/76- Gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti ki: “Bu benim Rabbimdir.” Fakat (yıldız) kayboluverince: “Ben kaybolup-gidenleri sevmem” demişti.
6/77- Ardından Ay’ı, (etrafa aydınlık saçarak) doğar görünce: “Bu benim Rabbim” demiş, fakat o da kayboluverince: “Andolsun” demişti, “Eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse gerçekten sapmışlar topluluğundan olurum.”
6/78- Sonra Güneş’i (etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce: “İşte bu benim Rabbim, bu en büyük” demişti. Ama o da kayboluverince, kavmine demişti ki: “Ey kavmim, doğrusu ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım.”
/679- “Gerçek şu ki, ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim.”
İşte Hz. İbrahim peygamberdeki bu haslet insanların hepsinde vardır.düşünerek yapmış olduğu her iş olumsuzluklar tekrar gözden geçirilerek. Israrla üzerinde durulduğunda olumsuzlukların bir bir çözüldüğü görülecektir. Soruyorum düşünüp de tevhid dinini yakalayamayan insanların hangisi tatmin oluyor. Çelişkiler içerisinde olan din akleden ve düşünenleri rahatsız eder durur ve doğruyu buluncaya kadar.aramaya devam eder.
2/144- Biz, senin yüzünü çok defa göğe doğru çevirip-durduğunu görüyoruz. Şimdi elbette seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Her nerede bulunursanız, yüzünüzü onun yönüne çevirin. Şüphesiz, kendilerine kitap verilenler, tartışmasız bunun Rablerinden bir gerçek (hak) olduğunu elbette bilirler. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.
Düşünen ve akleden nereye gideceğini bilmeyen ve Allah’ın yol göstericiliğine inanan birisi seyirci kalmaz. hemen onunla diyaloga geçer. İşte Allah ın dua eden birisinin duasına icap etmesinin anlamı budur. Dua Kişilerin istedikleri yöndeki arzularının fiiliyatıyla buluşmasının adıdır. Bahçesini sulamak isteyen bir adamın Allah’a duası Allah’tan yağmur istemesi değil.Allah ın yeryüzünde verdiği sularla sulamak için yönelmesidir. Doğru bir dinin duası da Allah’ım beni doğru yola götür dediği zaman o tarafa yönelmesidir.
İşte Hz. İbrahim peygamberin İnandığı ve yaşadığı hayatın adı mesci-di haram yani haramlardan uzaklaştırılmış örnek bir yaşam biçiminin sembolize edildiği yerdir. Allah son peygambere böyle bir dinin örnekliğini vererek oraya yönlendireceğini bildiriyor.
İşte Peygamberlerdeki temel özellik vahiylerin kontrolünde yol Almalarıdır.Hiç bir peygamber kendi keyfine göre hareket edemez. O Allah’ın tabiri caiz ise kumandasıdır Şimdi Peygamberin emirleri ve yaşadığı hayatı anlamındaki sünnet anlayışını kuran ile ölçerek değerlendirmeye çalışalım.
SÜNNET KAVRAMI
Allah’ın Göndermiş olduğu vahiylerin O çağda bulunan şartlarda olan teknoloji ile yaşanmasının bir peygamber örnekliğinde pratik hayata götürülmesidir.Hiç Bir peygamber vahyin dışına çıkamaz, ve vahyin dışında bir şey söyleyemez. Onların Yaşadıkları Hayat Kur’an’ın o toplum ve şartlarda Allah ın emirlerinin örnek verilerek yaşamasıdır. Yani Sünnet Eğer peygamberin söyledikleri ve yaptıkları anlamında kullanıyorlarsa Söylediği Kur’an ve yaşadığı ise Kur’an ın emirlerinin o çağa ait bölümüdür
69/44Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.
69/45- Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.
69/46- Sonra onun can damarını elbette keserdik
Bilindiği gibi kültür ve medeniyet. Teknoloji gün değil, ay değil,yıl değil, asır değil , Saat ve dakikada bile değişmektedir. Bir öncekine göre daha güzeli daha iyisi oluşmaktadır.
İnsan yaşamında kültürler.devamlı gelişmekte. Çağlar ilerledikçe. Eşyanın sırları çözülmekte, çözüldükçe de yaşam değişmekte ve kolaylaşmaktadır. Ama Tevhit esasları hiçbir peygamber de farklı değildir Allah’ın birine helal ettiğini diğerlerine de helal birine haram ettiğini diğerlerine de haram etmiştir.
16/118- Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
İnanç be ibadet esaslarında değişme olmadan devam edip gelmiştir. Ama ilk insanlar. yaratıldığı zaman kültür sıfır idi ilk insan topluluğu hayatlarını sürdürebilmek için,Allah’ın Yarattığı tabiata yönelerek deneme yanılma yoluyla kedi ihtiyaçlarını karşılamışlardır. Yemek istediklerinde kendileri için hazırlanmış elverişli bir ortamda meyvelerden sebzelerden hayvanlardan bulup yiyerek hayatlarını idame ettirirken. Bir taraftan da üzerlerini yaprak ve otlarla örtmeye çalışıyorlardı.
7/22- Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: “Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?”
İlk insanlar yaşadıkları Hayat içerisinde bir kültür edinerek kendilerinden sonra gelecek olanlara yaşadıkları kültürü, miras olarak devretmişlerdir. Onlarda o kültürler üzerine bir kültür ekleyerek kendilerinden sonra kilere daha güzel bir hayat bırakmışladır. bu olay bu güne kadar devam edip gelmiş ve devam edecektir..ta… eşyanın esrarı çözülüp insanoğlunun ömrünün bitişine kadar
Bunu somutlaştırarak anlatacak olursak, İlk insanlar doğdukları zaman çırılçıplak idi, ilk olarak doğada bulabildiklerini iklim şartlarına göre, Ağaç yaprakları ve otlarla örtünüyorlardı. Gün Gelmiş Hayvan derileriyle örtünmeyi keşfederek onlarla örtünmüşler. Gün Gelmiş Hayvan kıllarını eğirerek kendilerine elbiseler yaparak örtmeye başlamışlar. Gün gelmiş onların yerlerini dokuma tezgahları ve fabrikalar keşfederek daha modern elbiseler imal edip giyinmişlerdir. Bu Örtünüş biçimini Allah ın gönderdiği peygamberlerle. Ve kitaplarla da tarif edilerek, örtünmesi gereken yerler..tarif edilmiştir.
Aynen onun gibi, Orijinal olan kitapla korunmuş olan vahiy çerçeve olarak peygamberlerin kitapla hayatlarını bütünleştirdikleri gibi, Günün koşullarında, Allah’tan gelen hangi bir emirin, hangi malzemelerle, ve aletlerle, nasıl yapılacağının örneğini pratik hayatta örnek olarak bizzat göstermiştir. Devlet başkanlarının da üfürüldükçe genişleyen balonun çevresini taşmadan, global kültürde,yerini alması sünnetlerdendir. Bunu Bir ayetle biraz daha genişletmeye çalışalım.
8/60- Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz, size ‘eksiksiz olarak ödenir’ ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.”
Dikkat edilirse, Kur’an da bahsedilen( kuvvet ve besili atlar,) ifadesi sözü edilmektedir. Buradaki hitap devlet başkanı ve ona tabi olanlaradır. Günün Şartlarına göre değişken bir emirdir. Yani Kültür ve medeniyet ilerledikçe, bir önceki kültürün yerini bir sonraki daha da güzelleşerek, yerini alacaktır
Peygamberimiz döneminde, O Günün şartlarında, savaş aracı olarak, en önde geleni besili atlar imiş.ki, düşman güçleri onlarla püskürtülüyormuş. Ama şimdi savaş aracı olarak sünnet diye at beslemeye kalkışılırsa, Hem gülünç olur. Hem de bu yanlışlığın bedelini öldürülmek ve köleleştirilmekle öderiz. Rahmetli babam sağ iken Köyde,Evin yük taşıma ihtiyaçlarını, At ile temin ediyorduk, O Dönemlerde Traktörler cipler arabalar daha yeni yeni kullanılmaya başlamış idi Bazı traktör alanlar da ücretle yüklerimizi taşıyorlardı. Ona Verdiğimiz ücret ile at beslediğimiz ücreti hesapladığımız zaman, Traktöre kira olarak verilen ücret yem samana verilen ücrete göre çok komik kalıyordu. Ben Dedim ki Baba Bu Atı Satalım bize masraflı geliyor. Biz Her işimizi arabalarla yapıyoruz at bomboş yem yiyecekten başka yük getirmiyor. En Sonunda Babam bunu iki sene bekledikten sonra anlayabildi. Ve atı sattık. Aynen onun gibi ayette değişiklik kavramı Çağlar üstü bir kavram ifade etmektedir. Balonun içerisine hava üfürüldükçe, büyüyen balonun içerisinde yer almaya devam etmektedir. Asıl Sünnet olan Yirmi birinci asrın şu anda muhtaç olduğu teknoloji ne ise önemli olanı onu hazırlamaktır.
İşte Kur’an’ın anlaşılmasını engelleyen zihniyet bu zihniyettir. Şeytan İslam toplumunun sağ tarafından yaklaşarak Hadis kılığına bürünerek, sünnet diye peygamber misyonuna yakışmayan, ve söz ve davranış biçimleriyle uyuşmayan, zihniyeti getirmişler. Peygamberin sünneti diye lanse etmişlerdir.
Yine güncel bir örnekle söylediklerimizi daha da pekiştirmeye çalışalım. Hiç Laboratuar kelimesinin duyulmadığı bir zamanda,, Suyun Temiz olup olmadığının bilinmesi O Günün şartlarına göre anlaşılmaya çalışılıyordu. Saman çöpünün götürüp götürememesi suyun temiz olup olmamasının bir ölçüsü idi, Veya kuyudaki bir suya düşen ölü bir hayvanın çeşidine ve büyüklüğüne göre kuyudan ne kadar teneke ve kova su çekileceği tartışılıp duruluyordu..
Şimdi Allah İnsanlar aracılığı ile teknolojiyi geliştirdi suyun temiz olup olmadığı birkaç damla suyu laboratuara götürüp tahlil neticesinde belli olmaktadır.
İşte Günümüzde peygamber olsa, Suyun temiz olup olmadığını saman çöpünün, götürüp götürmediği ile değil laboratuarla inceletir öyle karar verirdi.
3/159- Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.
Devlet başkanının yapacağı da odur. Eğer peygamber olayının bitişiyle beraber. İnsanlık yolunu kaybedecekse, elinde bir kılavuz yoksa haksızlık olur ve imtihan adaletsiz bir ortamda yapılmış olurdu
Halbuki öyle değil, Kuranın yol göstericiliği altında, Müspet bilimlerin gelişmesiyle,İnsanlara faydalı ve zararlı olanlar tespit edilerek,Haram ve helaller ortaya konmalıdır. Onların vermiş oldukları kararlar devlet başkanlarının uyacağı kararlardır.
Daha öncede bu konuda vermiş olduğum bilgilerde olduğu gibi Peygamber tıp alanında uzman değilse tıp ile bilgileri tıp uzmanlarından alıyordu, bu Tabi ki vahiy bilgisinin dışında olursa.
10/94- Sana indirdiğimizden eğer kuşkudaysan, senden önce kitabı okuyanlara sor. Andolsun, Rabbinden sana gerçek gelmiştir, şu halde kuşkuya kapılanlardan olma
21/7- Biz senden önce de kendilerine vahiy ettiğimiz erkekler dışında elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, o halde zikir ehline sorun.
Zikir ehli bir şeyin uzmanı bilgi sahibi kişilerdir Peygambere gönderilen vahiyler Eşyanın yapısında zikir ehlinin bulduğu bulgularla çatışmaz. Kuran Herhangi bir konuda bir şey söylemişse o konu ile ilgili bilime eğer ulaşabilmişse Çelişkiye düşmez. Bakınız İlim ve teknolojinin ulaşamadığı dönemlerde Gök Yüzü ile ilgili bilgiler. Bu gün çözülüp ortaya çıkınca Kur’an ın söylediklerinin doğruluğunu görenlerin imanları daha da artmaktadır..
36/37- Gece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp yüzeriz, hemen artık karanlıkta kalıvermişlerdir.
36/38- Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir.
36/39- Ay’a gelince, Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner).
36/40- Ne Güneş’in Ay’a erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler
Dikkat edilirse Kur’an’ın yirmi üç yıllık dönemi içerisinde, Zaman ve şartlara göre değişme ve gelişme olmuştur. Müslümanların kesin bir zafer kazanıncaya kadar, esir alınmasını yasaklayan ayet olduğu gibi Müslümanlar kesin zafer kazandıktan sonra esir alınmasını emretmiştir.
8/67- Hiçbir peygambere, yeryüzünde kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakışmaz. Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size) ahireti istemektedir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir
Görüldüğü gibi peygambere yön veren vahiydir, Nerde nasıl davranacağını Allah bildiriyor. Bakınız şartlar değişince aynı esir alma konusunda bunun tamamen tersini söylüyor
8/70- Ey peygamber, ellerinizdeki esirlere de ki: “Eğer Allah, sizin kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse (görürse) size sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
İşte sünnet de Kur’an’da, Farzda Kur’an da dır. Allah ile peygamberi ayır maya kalkmak, peygamber kavramını kavrayamamak demektir.
Allah Kur’an da Müslümanların zayıf olduğu zamanlarda esir almayın güçlü olduğunuz zaman esir alın diyor. bir peygamber kalkıp da esiri zayıf olduğunda alıp güçlü olduğunda almayabilir mi? Eğer bir peygamber öyle davranmış olsa Allah onu peygamberlikten azleder,
Ben Çocuklara şöyle bir soru soruyordum. Allah bir emir verse, Peygamber de bir emir verse ikisi çelişkiye düşse hangisi doğru olur dediğim zaman Kafası çalışanlar veya peygamber kavramını bilenler Allah ile peygamberin verdiği emirler çelişmez diyor. Doğru olanı da odur. Peygamberler Allah’tan gelen emirleri Bir örnek olarak yaşar ve söyler. Diğer onu takip eden Müslümanlar bulunmuş olduğu dönemde onun yaptığı gibi yaparlar.
Kurandaki Bütün emirler peygambere ait olan dönemde yapılması gereken emirleri bizzat kendisi yapar diğerlerini de kendinden sonra gelecek olan elçilere bırakırlar.
Her Müslüman olan şunu iyi bilmelidir ki Peygamberlik hayatı devam etmiş olsaydı, ki devam etmeyecek, Eksiksiz ve her örnekten bir örnek verilen Kuran dururken, Bir olay karşısında ne yapardı.? Sorusuna cevap bulabiliyorsak, problemi çözmüşüz demektir. Kur’an’ı Çelişkisiz bir anlayışla kavrayıp, Önüne çıkan problemleri onun örnekliğinde çözülmesi gerekmektedir. Veya bunu Kendilerinde bir ilim haline getiremeyenler, Aklını Kullanarak O Konu İle ilgili uzman olanlara danışarak Akıl Ve takvadan gelen sese uyduğu zaman doğru olan bir davranış şeklini yakalar kanaatindeyim.
Şu Bir gerçek ki herkes her konuda uzman olamaz. Her bilgi sahibin üstünde bir bilgi sahibi vardır.
12/76- Böylece (Yusuf) kardeşinin kabından önce onların kaplarını (yoklamaya) başladı, sonra onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte Biz Yusuf için böyle bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın dininde (yürürlükteki kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak Allah’ın dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır
Hiç Olmazsa her Müslüman kendi yaşamında helal ve haramları bilip öğrenmesi gerekmektedir.uğraş verdiği hayat ile ilgili. Ticaret ile uğraşan birinin o konu ile ilgili bilgileri,öğrenerek,ticaret hayatında haram ve helal ölçüleri içerisinde mesleğini icra etmesi gerekmektedir. Ziraatte,siyasette, tıpta,çobanlıkta,v.s. her meslek dalında. Yaptıkları her davranışı helal ve haram ölçülerine dikkat ederek yaşaması gerekmektedir.
Kuranı kerim, dikkat edildiği zaman,Günün şartlarına göre değişen problemlerin çözümünü kesin bir emirle bildirip mecbur tutmamıştır. Bunlardan bir örnek verecek olursak, zekat Müslümanların İslam devletine ödedikleri verginin adıdır. Vergi günün şartlarına göre devletin halktan kırkta bir,on da bir. Gün gelir yarısı veya hepsi insanlardan talep edilebilir. Bu şartlara göre değişken bir olaydır. Bunu O günün İslam otoritesi. Günün şartlarına göre belirler.. Kırkta bir zekat verilecek diye kuranda bir ayet yoktur. Bu kuranda yok diye. Klasik din alimleri bunu peygamberimizin sünnetinden öğreniyoruz diye kuranın dışına çıkıp yol aramaya malzeme olarak kullanmışlardı.
Bakınız evrensel olan Kur’an ceza ve diyet bedelinden bahsederken, örfe göre tabirini kullanmıştır. Mesela, oruç tutmaya takati yetmeyenlerin, Her gün bir acı doyuracak kadar diyet ödemesi kişinin durumuna göre ve günün şartlarına göre değişken bir olaydır.
4/92- Bir mü’mine, -hata sonucu olması dışında- bir başka mü’mini öldürmesi yakışmaz. Kim bir mü’mini ‘hata sonucu’ öldürürse, mü’min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka. Eğer o, mü’min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan ise, bu durumda mü’min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü’min köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah’tan bir tevbedir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir
Ayette görüldüğü gibi altmış yoksulu doyurmaya gücü yetmeyenlerin altmış gün oruç tutmasından söz edilmektedir. Diğer bir ayette de.
2/184- (Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.
Bakınız ülkemizde,bile paraya çevrilebilen hapis cezalarının, Aradan on beş yirmi sene geçmesine rağmen, kanunun çıkışı anında gayet güzel ve mantıklı olan, fakat aradan kısa bir süre geçmesine rağmen, demode olup evrenselliğini kaybederek gülünç duruma düşmektedir. Bir örnek verecek olursak, Kanun çıktığı zaman, ağır para cezası olarak verilen, yirmi bin lira, o günün şartlarında o verilen para cezası bir apartman alırken, aradan on beş yirmi sene geçtiğinde para alım gücünü kaybederek sakız bile alacak değeri kalmıyor. Şimdi Hakim ceza verirken sakız parası dahi etmeyen yirmi bin lirayı, ağır para cezası diye tanımlarsa ne kadar gülünç olur.
İşte çağ dışı diye ilan ettikleri kuran böle bir gafa düşmemiştir. Çağa göre değişebilecek ayetlerin yorumunu. Çağların kendisine bırakmıştır.
Kur’an’ın diğer zamanın şartlarına göre değişken olan ayetlerden biri de, örf ile ilgilidir. Bu yorumu da o konuda ilim sahipleri yapar,
2/233- Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak, çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu, çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde(ki sorumluluk ve görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah’tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir
Bakınız bu ayette de bir örften söz etmektedir. Örf olayı da toplumdan topluma değiştiği gibi zaman ve şartlara göre de değişmektedir. Daha önceki toplumlarda, anne babaya ait çocuğu emzirmek istemez, veya kadın boşandığı zaman iki yıla kadar emzirirse, günün şartlarına göre bir süt anneye ödenecek bedel kadar. Kendine ait olan çocuğun babası ödemesi gerekmektedir.
Günümüz şartlarında süt annesi diye bir olay yoktur bunun yerine anne sütü kadar besin değeri olmasa da, hazır mamalar üretilmektedir.., eğer boşanmış olan kadın, çocuğa belirli zaman bakmak zorunda kalırsa, çocuğun bakım masrafları artı, çocuk için günün şartlarına göre gereksinimler boşadığı kadına ödenmesi gerekmektedir.
Sonuç Olarak diyebiliriz ki peygamberimiz dönemindeki şartlarla , günümüz dönemindeki ve daha sonra değişerek gelecek olan şartlar bir değildir. Kur’an bunun formülünü verip, kültür ve medeniyet değiştikçe.ilerledikçe, balonun içerisine üfürülen Hava çeperlerine doğru genişlemektedir.
2/228- Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ‘ay hali ve temizlenme süresi’ beklerler. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah’ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından) daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece var. Allah Azizdir. Hakimdir.
Buradaki illet, “ başkalarına ait çocuğun saklamaları onlara helal olmaz.” Çocuğun kime ait olduğu bilinmesi ile ilgilidir, O dönemlerde laboratuar diye bir olay yoktu, kadında çocuk olup olmadığı, kadındaki fiziksel bir değişme ile bilinebiliyordu, Şimdi ise bir idrar tahlili ile çocuğun olup olmaması hemen belli oluyor.
2106- Biz, daha hayırlısını veya bir benzerini getirinceye (kadar) hiçbir ayeti neshetmez (hükmünü yürürlükten kaldırmaz) veya unutturmayız. Bilmez misin ki Allah, gerçekten herşeye güç yetirendir.
İşte Allah burada çocuğun olup olmamasını ilim ve teknoloji geliştiği zaman üç ay yerine bir tahlil ile bildirerek. Daha güzeli ile üç ay beklemeden çocuğun olup olmaması belli olabiliyor. Ayet devam ediyor.” Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından) daha çok hak sahibidir ler” işte kuranın bahsettiği bu süre içinde barışıp barışmayacaklarını Allah’tan başka kimse bilmez. Bu değişken olmayan yönüdür. Çünkü bu dönem kadın ve erkek için düşünme ve ders alma dönemidir. Evli olan dönemle evli olunmayan bir dönemin mukayesesinin yapıldığı bir dönemdir. Kurandaki bu ayet,hem sünnetteki bir uygulamayı,hem de evrensel olan ikinci bölümdeki,” Kocaları başka kocalardan barışmak isterlerse daha çok almaya hak sahibi oluşu güncelliğini korumuş ve ilelebet koruyacaktı
/
İlim ve teknoloji ilerledikçe,insan yaşamı da o oranda kolaylaşmıştır, yenı yeni keşifler icatlar, bir öncekinin hükmünü yürürlükten kaldırarak.daha iyisi ve moderni hayata geçmektedir.Elektrik icat edilince, gaz lambasının hükmünün kalktığı, petrolün icat edilmesiyle, kömürle çalışan trenlerin, yerini mazotla çalışan trenlerin alması gibi.
Çatal ve kaşık yokken peygamberimizin sünneti deyip avuçla yemek yemek, Arabalar uçaklar icat edildiği halde onlara binmeyip sünnet diye ata deveye binilirse.yanlış bir sünnet anlayışının örnekleridir. Asıl Sünnet olan, Daha güzeli varken daha az güzelini terk etmektir.
Söylediklerimizi ve anlattıklarımızı toparlayacak, olursak, İnsan yaşamı ile ilgili Kur’an her örnekten bir örnek verip, ve hiçbir eksik bırakmadan, yol gösterici bir rehberdir. O Kur’an’ı bulunmuş olduğu çağda İnsan toplumlarındaki ilelebet değişmeyen yasallar aynı kalmak koşulu ile, şartlara göre değişebilen ayetlerin elçiler aracılığı ile çağlarda hayatla yorumlanmasıdır.
İşte sünnet bazılarının söylediği gibi Peygamberimizin kuranın dışında söyledikleri ve yaptıkları değil, Sünnet peygamberimizin kuranın emirlerini hayata günün şartlarına göre yaşamasının adıdır.
6/91- Onlar: “Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir” demekle Allah’ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. De ki: “Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kağıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir.” De ki: “Allah.” Sonra onları bırak, içine ‘daldıkları saçma uğraşılarında’ oyalanıp-dursunlar.
Bakınız Ayette İnsan kültürleri ilerledikçe Açıklanabilecekler anlamında olan,”Bir kısmını açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi” ifadesi, gelecek olan çağlarda açıklanabilecek olan ayetlerdir. Şimdi peygamber ortada yok, peki ileriki zamana bırakılan ayetleri. O zaman kim açıklayacak.
Evrensel olan kuran elbette yirmi üç yıl gibi kısa bir zamana sıkıştırılamaz. O kitap insan oğlu var oldukça evrenselliğini koruyacak ve korumaya devam edecektir.
3/159- Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.
Allah ve resulüne iman eden her devlet başkanının üzerine düşen yükümlülük, Kur’an a uygun olarak. Yapmak istediği bir icraatı o konunun uzmanlarını toplayarak,istişare yaptıktan sonra uygun olan kararı verir ve uygular. Şimdi peygamberlik devam etseydi onun yapacağı da o idi.
O Zaman fıkıh kitaplarında aktarılıp durulan. Edilleyi şeriye dörttür Kitap ,Sünnet. İcmai ümmet, ve kıyası fukaha. Diye söylemeleri eksik bırakılmayan her örnekten verilen kuran anlayışına ters düşmez mi
Peygamber Allah’ın bir kulu ve elçisidir, Kuran bir kanun peygamberin yaptıkları ve yaşadıkları da bu kanunun pratik hayata uygulanmasının adıdır.. peygamber kanun koyamaz hüküm koyan kanun koyucu Allah tır. Eğer O Kuranın dışında bir davranışta bulunsaydı, başına şunlar gelir.
69/44- Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı.
69/45- Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.
69/46- Sonra onun can damarını elbette keserdik
Öyleyse Kur’an artı sünnet eşittir İslam değil. İslam Allah’ın gönderdiği kur’an’ın öğütlediği hayatın adıdır. O zaman Müslüman’ım diyenlerin Allah’ı Bir tanedir. İnsanlar arasından Allah’ın peygamber olarak seçtiği Muahammet SAV. İman edenlere güzel bir örnektir. Onun Yaşadığı Hayat Kuran’ın ta kendisidir. Bize hadis diye aktarılan sözlerin büyük bir çoğunluğu. Yahudi ve Hıristiyanların uydurduğu hikayelerdir. Hicri yüz yüzeli sene sonra kaleme alınmaya başlamı.ştır. insanların ağızdan ağza aktardıkları unutma, yanılma ve kasıtlı olabilme sebepleriyle doğru olarak bu güne kadar gelebilme şansı çok azdır. Bu Sebeple hadis ilmi diye bir ilim olmaz İlim Belge gerektirir İnananlar için.farz sünnet diye bir olay yoktur Bu Allah’a ortak koşmak olur. Emirin tek kaynağı Allah tır.Onun Resulü de o emre uymakla , diğer iman edenlerde o emire uymakla yükümlüdürler.. İşte Kuran ve sünnet hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Eleştirilerinizi bekler sevgiler sunarım.
kuranıanlamametodu.blogspot.com
.