Hz. Adem ile ilgili ayetler
Hani Rabbin Meleklere: “Muhakkak ben yeryüzünde bir halife var edeceğim” demişti. Onlar da: “Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?” dediler. (Allah:) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim” dedi. (2/30)
Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: “Eğer doğru sözlüyseniz bunları bana isimleriyle haber verin” dedi. (2/31)
Ve meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise diretti ve kibirlendi (böylece) kafirlerden oldu. (2/34)
Ve dedik ki: “Ey Adem sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan neresinden dilerseniz bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz.” (2/35)
Derken Adem Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tevbesini kabul etti. Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir esirgeyendir. (2/37)
Gerçek şu ki, Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; (3/33)
Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir. (3/34)
Şüphesiz, Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı sonra ona “ol” demesiyle o da hemen oluverdi. (3/59)
Onlara Adem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah’a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti ki: “Seni mutlaka öldüreceğim.” (Öbürü de:) “Allah ancak korkup-sakınanlardan kabul eder.” (5/27)
Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. Onlar da İblis’in dışında secde ettiler; o secde edenlerden olmadı. (7/11)
(Allah) Dedi: “Sana emrettiğimde seni secde etmekten alıkoyan neydi?” (İblis) Dedi ki: “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın onu ise çamurdan yarattın.” (7/12)
Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz. (7/19)
O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah’a dua ettiler: “Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız.” (7/189)
Andolsun insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık. (15/26)
Hani Rabbin meleklere demişti: “Ben kuru bir çamurdan şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım.” (15/28)
Hani meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik. İblis’in dışında (hepsi) secde etmişlerdi. Demişti ki: “Bir çamur olarak yarattığın kimseye ben secde eder miyim?” (17/61)
Hani meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik; İblis’in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir. (18/50)
İşte bunlar; kendilerine Allah’ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem’in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah’)ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlar. (19/58)
Hani biz meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik İblis’in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi o ayak diremişti. (20/116)
Bunun üzerine dedik ki: “Ey Adem bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın sonra mutsuz olursun.” (20/117)
Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: “Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?” (20/120)
Böylece ikisi ondan yediler hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı. (20/121)


16 Kasım 2007 - 12:42
SELAM ARKADAŞLAR..
ADEMİN CENNETİ VE KUTSAL AĞAÇ MESELESİ HAKKI YILMAZ TARAFINDAN GÜZEL AÇIKLANMIŞ
Âdem’in cenneti
Bakara; 30, Ta Ha; 55, Müminun; 79, Sad; 71, Hicr; 26, İsra; 61-65, Secde; 7 gibi Kur’an’ın bir çok ayetinde belirtildiğine göre Âdem ve insanlar topraktan yaratılmışlardır. Âdem ve tüm insanlığın ilk yaratıldığı toprak ise, başka bir âlemde veya cennette değil, bu arzda, yani yeryüzündedir. Dolayısıyla buradaki “cennet” sözcüğünden ahiretteki cennet anlaşılmamalıdır. Zaten “cennet”in esas sözcük anlamı da; “yeşili ve ormanı toprağı örten sulak arazi parçası” demek olup, sözcük Kur’an’da da, Bakara; 265, Sebe’; 15, 16, Kehf; 32-40, Necm; 15, Kalem; 17 ve daha birçok ayetteki gibi, bu anlamda kullanılmıştır.
Diğer taraftan, ahiretteki cennetin birçok niteliği Kur’an’da açıklanmıştır. Kur’an ayetlerinde verilen açıklamalara göre ahiretteki cennet, öncelikle ebedîlik yurdu olup, oradaki nimetler tükenici değildir. Ayrıca, orada boş lâkırdı, günaha girme olmadığı gibi, herhangi bir şeyin yasaklanması da söz konusu değildir. Oysa Âdem’in yerleştirildiği cennette her şey geçicidir ve orada Âdem yasaklanmıştır. (Bakara; 25, Fatır; 33-35, Saffat; 40-49, Duhan; 51-57, Tur; 17-24, Rahman; 46-78, Vakıa; 10-40, Mümtehine; 21-24, İnsan; 5-22, Nebe’; 31-37, Tur; 17-28, Zühruf; 68-73, Ta Ha; 120)
Sonuç olarak, Âdem mükâfat yurdu olan cennette yaratılıp da oradan dünyaya indirilmiş değildir. Bize göre Âdem, yeryüzünün yeşil, ormanlık, sulak bir bölgesinde yaratılmış ve oradan, cennet niteliği olmayan başka bir bölgeye (çöle) düşürülmüştür.
Bizi bağlamamakla birlikte, bir bilgi olması bakımından kaydediyoruz ki; Âdem’in yaratılışı konusunda, Kitab-ı Mukaddes’in Âdem’in bu dünyada topraktan yaratıldığını anlatan Tekvin 2 ve 3.Babları da, Kur’an ile uyumludur.
16 Kasım 2007 - 12:45
YAZINI DEVAMI;
Yasaklanan ağaç
Kur’an kendisini tanıtırken, ayetlerinin bir bölümünün müteşabih (mecaz, kinaye gibi sanatsal anlatımları olan ve çok anlamlı) olduğunu açıklamış olsa da, bazı kişiler sözcükleri mutlaka hakikat manalarında kabul edip, Kur’an’ı buna göre anlama çabası göstermişlerdir. Bu ayette geçen “ağaç” sözcüğü de, hakikat manasında anlaşılmakta ısrar edilen sözcüklerden birisidir. Kur’an ayetlerinin bir bölümünün müteşabih olduğu gerçeğinin göz ardı edilmesi sonucunda, burada konu edilen “yasaklanan ağaç” hakkında çok değişik açıklamalarda bulunulmuştur:
Meselâ, İbn Mes’ud, İbn Abbas, Said b. Cübeyr ve Cafer b. Hubeyre; bu ağacın “üzüm ağacı” olduğunu ve şarabın da bu yüzden yasaklandığını söylemişlerdir. (!)
İbn Abbas, Ebu Malik ve Katade.Vehb b. Münebbih ise; “Bu ağaç sümbüldür (buğday başağıdır). Eskiden buğdayın her bir tanesi sığır böbreği gibi, baldan tatlı ve yağdan yumuşak idi. Allah Âdem’in tövbesini kabul edince, onu Âdem soyuna gıda yaptı.” demişlerdir. (!)
İbn Cüreyc de bu konuda şu açıklamayı yapmıştır: “Bu ağaç incir ağacıdır. Bu bakımdan rüyasında incir yediğini gören bir kimsenin bu tutumu pişmanlık duyması şeklinde yorumlanır. Çünkü Âdem onu yediği için pişmanlık duymuştur.” (!)
Yasaklanan ağaç hakkındaki görüşlerinden örnekler verdiğimiz klâsik anlayışın, bu ağacın hakikat manada fizikî bir ağaç olarak kabul edilmesi bakımından Kitab-ı Mukaddes ile örtüşüyor olması, klâsik anlayışı temsil eden kişilerin bu konuda Kitab-ı Mukaddes’in etkisinde kaldıklarını düşündürmektedir.
Tekvin 11./9:
BÖLÜM 2
1- Gök ve yer bütün öğeleriyle tamamlandı. 2- Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi. 3- Yedinci günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı o gün yaptığı, Yarattığı bütün işi bitirip dinlendi.
16 Kasım 2007 - 12:45
YAZININ DEVAMI;
Âdem ile Havva
4- Göğün ve yerin Yaratılış öyküsü: RAB Tanrı göğü ve yeri Yarattığında, 5- yeryüzünde yabanıl bir fidan, bir ot bile bitmemişti. Çünkü RAB Tanrı henüz yeryüzüne yağmur göndermemişti. Toprağı işleyecek insan da yoktu. 6- Yerden yükselen buhar bütün toprakları suluyordu. 7- RAB Tanrı Âdem`i topraktan Yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Âdem yaşayan varlık oldu. 8- RAB Tanrı doğuda, Aden`de bir bahçe dikti. Yarattığı Âdem`i oraya koydu. 9- Bahçede iyi meyve veren türlü türlü güzel ağaç yetiştirdi. Bahçenin ortasında yaşam ağacıyla iyiyle kötüyü bilme ağacı vardı. 10- Aden`den bir ırmak doğuyor, bahçeyi sulayıp orada dört kola ayrılıyordu. 11- İlk ırmağın adı Pişon`dur. Altın kaynakları olan Havila sınırları boyunca akar. 12- Orada iyi altın, reçine ve oniks bulunur. 13- İkinci ırmağın adı Gihon`dur, Kûş sınırları boyunca akar. 14- Üçüncü ırmağın adı Dicle`dir, Asur`un doğusundan akar. Dördüncü ırmak ise Fırat`tır. 15- RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Âdem`i oraya koydu. 16- Ona, “Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin” diye buyurdu, 17- “Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.” 18- Sonra, “Âdem`in yalnız kalması iyi değil” dedi, “Ona uygun bir Yardımcı Yaratacağım.” 19- RAB Tanrı yerdeki hayvanların, gökteki kuşların tümünü topraktan Yaratmıştı. Onlara ne ad vereceğini görmek için hepsini Âdem`e getirdi. Âdem her birine ne ad verdiyse, o canlı o adla anıldı. 20- Âdem bütün evcil ve yabanıl hayvanlara, gökte uçan kuşlara ad koydu. Ama kendisi için uygun bir Yardımcı bulunmadı. 21- RAB Tanrı Âdem`e derin bir uyku verdi. Âdem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. 22- Âdem`den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın Yaratarak onu Âdem`e getirdi. 23- Âdem, “İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, etimden alınmış ettir” dedi, “Ona `Kadın denilecek, çünkü o adamdan alındı.” 24- Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak. 25- Âdem de karısı da çıplaktılar, henüz utanç nedir bilmiyorlardı.
BÖLÜM 3
1- RAB Tanrı`nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, “Tanrı gerçekten, `Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin` dedi mi?” diye sordu. 2- Kadın, “Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz” diye yanıtladı, 3- “Ama Tanrı, `Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz` dedi.” 4- Yılan, “Kesinlikle ölmezsiniz” dedi, 5- “Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.” 6- Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. 7- İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar. 8- Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı`nın sesini duydular. O`ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler. 9- RAB Tanrı Âdem`e, “Neredesin?” diye seslendi. 10- Âdem, “Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim” dedi. 11- RAB Tanrı, “Çıplak olduğunu sana kim söyledi?” diye sordu, “Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?” 12- Âdem, “Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim” diye yanıtladı. 13- RAB Tanrı kadına, “Nedir bu yaptığın?” diye sordu. Kadın, “Yılan beni aldattı, o yüzden yedim” diye karşılık verdi. 14- Bunun üzerine RAB Tanrı yılana, “Bu yaptığından ötürü bütün evcil ve yabanıl hayvanların en lanetlisi sen olacaksın” dedi, “Karnının üzerinde sürünecek, yaşamın boyunca toprak yiyeceksin. 15- Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın.” 16- RAB Tanrı kadına, “Çocuk doğururken sana çok acı çektireceğim” dedi, “Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, seni o yönetecek.” 17- RAB Tanrı Âdem`e, “Karının sözünü dinlediğin ve sana, meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için toprak senin yüzünden lanetlendi” dedi, “Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın. 18- Toprak sana diken ve çalı verecek, yaban otu yiyeceksin. 19- Toprağa dönünceye dek ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın
ve yine toprağa döneceksin.” 20- Âdem karısına Havva adını verdi. Çünkü o bütün insanların annesiydi. 21- RAB Tanrı Âdem`le karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi. 22- Sonra, “Âdem iyiyle kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu” dedi, “Artık yaşam ağacına uzanıp meyve almasına, yiyip ölümsüz olmasına izin verilmemeli.” 23- Böylece RAB Tanrı, yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Âdem`i Aden bahçesinden çıkardı. 24- Onu kovdu. Yaşam ağacının yolunu denetlemek için de Aden bahçesinin doğusuna Keruvlar ve her yana dönen alevli bir kılıç yerleştirdi.
Biz, “yasaklanan ağaç” konusunu tam olarak açıklığa kavuşturabilmek için, ayette geçen “şecer” ve “mal” sözcüklerinin temeline inme ihtiyacı duyuyoruz.
16 Kasım 2007 - 12:51
YAZINI DEVAMI;
Şecer
“Şecer”, bitki cinsindendir. Gövdesi üzerinde desteksiz duran bitkidir; kış mevsiminde varlığını koruyan bitkidir. Hicazlılar, buğday, arpa ve hurmaya “şecer” derler. “Şecer” sözcüğü, “ihtilâf” (Nisa; 65) ve “sarf etme” anlamlarında da kullanılır. Çünkü ihtilâfların ekserisi “mal” yüzündendir, en çok harcaması yapılan da “mal”dır. (Lisan ül Arab c:5, s:32,33, “Şcr” mad.)
Dikkat edilirse, ayetlerdeki “şecer” sözcüğü ile 22. ayetteki “verak ül cennet” ifadesi aynı anlama gelmektedir ve her ikisi de kısaca mal; altın, gümüş, deve, arpa buğday ve hurma demektir. Dolayısıyla biz de “şecer”i, Hicazlılar gibi “mal” olarak anlayabiliriz.
Mal
“Mal” sözcüğü Türkçemize Arapçadan gelmiş bir sözcüktür. Konunun iyi anlaşılabilmesi için bu sözcüğün de Arapçadaki gerçek manasını tespit etmek gerekmektedir.
“Mal”; “tüm eşyadan sahip olunan şeyler” demektir. “Mal” aslında, “altın ve gümüşten sahip olunan” demektir. Sonradan kazanılan, elde tutulan ve ayniyattan sahip olunan şeylere ıtlak olunur oldu. Arab’ın “mal” dediği şey ekseriyetle “deve”dir. (Lisan ül Arab c:8, s:403, “Mvl” mad.)
Kıssayı anlatan ayetlerdeki ifadeler ve sözcüklerin gerçek manaları bize göstermektedir ki Allah, insanın mal tutkusundan uzak olmasını istediği için Âdem ve eşini mal düşkünü olmaktan menetmekte, İblis de Âdem ve eşini mal ile aldatmaktadır.
Nitekim Ta Ha suresinin 120. ayetinde de İblis, Âdem’i (burada Âdem’in eşinden bahsedilmemiştir) ebedîleştirmek için onu “seceret ül huld”e; mala (altına, gümüşe, deveye, arpaya, buğdaya, hurmaya…) yönlendirmiştir. Aslında “seceret ül huld”e yönlendirme, İblis’in üçüncü iğvasıdır. Aşağıda, 20. ayette görüleceği gibi İblis’in ilk iğvaları, melek (iradesiz varlık; robot) yapılma ve “halid” olma (hiç değişmeden aynı kalma) üzerine olmuştur.
İblis’in Âdem’i yoldan çıkartmak için başvurduğu bu son iğva, akla hemen Hümeze suresinin 2. ve 3. ayetlerini getirmektedir:
Hümeze; 2, 3: O ki malı toplayıp ve malının gerçekten kendisini ebedîleştirdiğini sanarak onu tekrar tekrar sayandır.
Netice olarak, bize göre gerçekte ne böyle bir olay cereyan etmiştir, ne de ortada herhangi bir ağaç vardır. Çünkü ayetler temsil tekniğiyle anlatılmış olup, her şey temsilîdir. Sahnede ise; Allah, Âdem, Âdem’in eşi ve İblis vardır. Sahne, cennettir (yeşil bir bölgedir), ayetteki “şecer (mal; altın, gümüş, arpa, buğday, hurma, deve)” de bir sahne dekorudur.
16 Kasım 2007 - 12:52
YAZININ DEVAMI;
20-25. Ayetler:
Derken o (İblis), onların kendilerinden gizli kalan çirkinliklerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi. Ve “Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikinizin de birer melek / melik olmanız ya da ebedî kalıcılardan olmanız için sizi şu ağaçtan men etti.” dedi.
Ve “Elbette ben size öğüt verenlerdenim.” diye onlara yemin etti.
Böylece onları aldatarak zillete düşürdü. Ağacı tadınca, çirkinlikleri kendilerine belli oldu ve cennet yapraklarından üst üste yamayıp üzerlerine almaya başladılar. Rabbleri onlara seslendi: “Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve size ‘bu şeytan kesinlikle sizin için apaçık düşmandır’ demedim mi?”
(Onlar; her ikisi) “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik ve eğer bizi bağışlamazsan ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak zarara uğrayacaklardan oluruz!” dediler.
(Allah) “Birbirinize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde bir süreye kadar kalmak ve faydalanmak vardır” dedi.
(Allah) “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan çıkarılacaksınız” dedi.
20. Ayet:
Derken o (İblis), onların kendilerinden gizli kalan çirkinliklerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi. Ve “Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikinizin de birer melek / melik olmanız ya da ebedî kalıcılardan olmanız için sizi şu ağaçtan men etti.” dedi.
Bu ayette İblis’in derhâl harekete geçtiği görülmektedir. İblis’i harekete geçiren sebep ise, Âdem’e “şu ağaca yaklaşma” emrinin verilmesidir. Âdem’e konulan yasak anında tepki getirmiş; İblis vesvese üretimine geçerek bu yasak hakkında bahaneler, gerekçeler aramaya ve ileri geri fikir yürütmeye başlamıştır: “Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikinizin de birer melek / melik olmanız ya da ebedî kalıcılardan olmanız için sizi şu ağaçtan men etti.”
Ayetteki “melekeyni (iki melek)” sözcüğünün “melikeyni (iki kral)” olarak okunması da mümkündür. Nitekim İbn Abbas, Dahhak ve Yahya b. Ebi Kesir sözcüğü “melikeyni (iki kral)” olarak okumuşlardır. Bu kıraatı, yukarıda verdiğimiz Ta Ha suresinin 120. ayetindeki “eskimez / çökmez mülk / saltanat” ifadesi de desteklemektedir. Bu kıraata ve bu anlama göre Âdem ve eşi (İblis’in etkisiyle), özgürlüğü, krallığa tercih etmiş olmaktadırlar.
16 Kasım 2007 - 12:53
YAZININ DEVAMI;
Vesvese
Ayrıntılarını Nass suresinin tahlilinde (İşte Kur’an!, c:1, s:308) verdiğimiz ve bu ayetten başka Nass suresinin 5., Kaf suresinin 16. ve Ta Ha suresinin 120. ayetlerinde geçen “vesvese” sözcüğü; “alçak bir sesle, fısıltı ile gizli bir düşünce aşılamak, bir işe, eyleme yöneltmek” demektir.
Sev’ete
“Sev’ete” sözcüğü; “çirkinlikler” demektir ve “sue” sözcüğünden türemiştir. “Her türlü kötü, çirkin şeyi yapmak” anlamındaki “sue” sözcüğünün bu anlam ekseninde olan birçok türevi vardır. Meselâ, “seyyie” sözcüğü, “hasene” sözcüğünün karşıt anlamı olarak kullanılır. Dolayısıyla bu kökten türemiş olan “sev’ete” sözcüğü de, her türlü çirkin iş, söz ve durumu ifade eder. Arapların bu sözcüğü cinsel organlar için kullanmaları da, yaşadıkları toplumda çoklukla bu organların kötülüğe sebep olması sebebiyledir. “Sev’ete” sözcüğü ayrıca “ceset” için de kullanılır. Zira ruh bedenden çıkınca, beden çürüyüp kokmakta, yani çirkinleşmektedir. (Lisan ül Arab, c: 4, s:434-436)
Nitekim Maide suresinde geçen “sev’ete” sözcüğü “ceset” için kullanılmıştır:
Maide; 31: Derken Allah hemen ona sev’ete ahıhi (kardeşinin kötülüklerini/ cesedini) nasıl gömeceğini göstermek için toprağı eşeleyen bir karga gönderdi. O, “Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olup da sev’ete ehıy (kardeşlimin kötülüklerini / kardeşimin cesedini) gömmekten âciz miyim ben?” dedi. Sonra da pişman olanlardan oldu.
Konumuz olan ayette “sev’ete” sözcüğü “çirkinlikler” anlamındadır ve bu sözcüğün “cinsel organlar” olarak çevrilmesi yanlıştır. Çünkü Allah, insanı en güzel bir biçimde yaratmış olduğundan, cinsel organlar için “çirkin” nitelemesi yapılamaz. Buradaki “sev’ete” sözcüğüyle, insana ilham edilmiş olup, çeşitli etkilerle dışa vuran kötü huylar (fücur) kastedilmiştir:
Şems; 8: -ki O, ona fücurunu ve takvasını ilham etti- (ant olsun ki,)
Çirkinliklerinin kendilerinden gizli kalışı
Çirkinliklerin, “insana ilham edilmiş fücur” olduğu gerçeği ortaya çıkınca, “çirkinliklerin kendilerinden gizli kalması”ndan da; bu fücurun, durağan bir özellikte olduğu ve bir etkiye tepki olarak dışa vurulmasına kadar insanın kendisinden bile gizli kaldığı anlaşılmaktadır. Nitekim 22. ayette görüleceği gibi, Âdem de, yasağı dinlemeyerek verdiği tepkiden sonra, içinde saklı olan fücurun dışa vurması sonucu bencil, haris birisi olup çıkacaktır.
16 Kasım 2007 - 12:53
YAZININ DEVAMI;
21. Ayet:
Ve “Elbette ben size öğüt verenlerdenim.” diye onlara yemin etti / kanıtlar ileri sürdü.
Burada İblis’in Âdem ve eşine karşı hangi kanıtları kullanıldığı açıklanmamıştır. Ancak, kıssanın başlangıcında İblis’in Âdem’den üstün olduğunun vurgulanmasına dayanarak; İblis’in, kendisinin enerjiden Âdem’in ise maddeden yaratıldığı hususunu kullandığı ve “Olanı biteni ben sizden daha iyi bilirim, çünkü ben sizden üstünüm!” demiş olduğu düşünülebilir.
22. Ayet:
Böylece onları aldatarak zillete düşürdü. Onlar ağacın tadına varınca, çirkinlikleri kendilerine belli oldu ve cennet yapraklarından üst üste yamayıp üzerlerine almaya başladılar. Rabbleri onlara (o ikisine) seslendi: “Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve size ‘bu şeytan kesinlikle sizin için apaçık düşmandır’ demedim mi?”
Ayetin bildirdiğine göre Âdem ve eşi, İblis’in vesvesesini, iğvasını, ölçüp biçmeden (tefekkür etmeden) uygulamış ve içlerinde gizli olan çirkinlikleri, yani istenmeyen, sevilmeyen huyları ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan ilk çirkinlik ise; “İSTİFÇİLİK”tir.
Cennet yaprakları (ağaç yaprakları değil)
“Ağaç yaprağı” ve / veya “kitap yaprağı” olarak meşhurlaşmış olan “varak” sözcüğü;
- Arap dilbilimcilerinden Cevheri’ye göre; “Gümüşlerden yapılma ve develerden meydana gelme mal varlığı”,
- İbn-i Siyde’ye göre; “Koyun ve develerden meydana gelen mal varlığı”, (Lisan ül Arab, c:9, s:277, 280)
- Ragıb’a göre; “Kitap ve ağaç yaprağından başka… ağaçtaki yaprağın çokluğuna benzetilerek ‘çok mal’ için de ‘varak’ tabiri kullanılır.” (El Müfredat, s:520, Verk Mad.)
- Ebu Ubeyde’ye göre; “Gümüş ve her türlü canlı hayvan”,
- Ebu Said’e göre; “Basılmış gümüş (gümüş para) anlamlarına gelmektedir. (Tac ül Arus, c:13, s: 476-480)
Bu açıklamalara göre, ayetteki “varak ül cennet (cennet yaprağı)” ifadesi; “insana haz veren para, mal, mülk ve çeşitli nimetler” anlamına gelmektedir ki Rabbimiz bunların neler olduğunu başka bir ayette bildirmiştir:
Âl-i Imran; 14: İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler süslü gösterilmiştir. Bunlar iğreti yaşamın faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa Allah, varılacak yerin bütün güzellikleri yanında olandır.
İşte, Âdem ve eşi, Kur’an’da “varak ül cennet” olarak adlandırılmış olan, “iğreti yaşamın faydalarını sağlayan şeyler”e dadanmışlar ve bu tarz süsleri üst üste koyarak (bütün süsleri bir araya toplayarak) üzerlerine almışlardır (yaşamlarının ayrılmaz parçası hâline getirmişlerdir).
16 Kasım 2007 - 12:54
YAZININ DEVAMI;
Zevg
“Zevg”; “lezzet alma, hoşa gitme; bir şeyin tadını almak, tadına varmak, bir şeyin müptelâsı olmak” demektir. Bu şey iyi bir şey olabileceği gibi çirkin bir şey de olabilir. Bir şeyin tadını almak ağız yoluyla olabileceği gibi başka yollarla da olabilir. Nitekim Kur’an’ın birçok ayetinde azabın belanın tam içerisine düşme de “zevg” sözcüğüyle ifade edilir. (Lisan ül Arab, c:3, s:535 “zvg” mad.)
Sözcüğün esas anlamı bu olmasına rağmen, genellikle bu sözcük “dil ucuyla tatma” anlamında anlaşılmaktadır. Hâlbuki sözcüğün esas anlamı; “iliklere işleyecek ölçüde hissetme” demektir. Bu sözcük, türevleriyle birlikte Kur’an’da 60 kez yer almış ve “nimetlerin veya cezanın dokunup geçivermesi” olarak değil de, “gerçekten, iyice yaşanması” anlamında kullanılmıştır.
Burada da, “zevg” sözcüğü ile Âdem ve eşinin, konu edilen ağaçtan (altından, gümüşten, deveden, arpadan, buğdaydan ve hurmadan) basitçe tatmayıp onun iyice tadına vardıkları, onun müptelâsı (tutkunu) oldukları anlaşılmaktadır. Zaten Ta Ha suresinin 121. ayetinde bu durum, “zaga (tadına vardılar)” sözcüğü yerine “ekela (yediler)” sözcüğü ile dile getirilmiştir.
Görüldüğü gibi, ayetteki ifadeler tam anlamıyla hayatın gerçeklerini yansıtmaktadır. Âdem ve eşinin, nimetlerin tadına varınca onların esiri olmaları ve tutkuyla bağlandıkları bu nimetlerden ayrılmamak için onlara sımsıkı sarılmaları, bugün de karşılaşılabilecek manzaralardır. İğreti dünya hayatının süslerinden bir tanesini bile dışarıda bırakmadan hepsine sahip olan veya olmak isteyen ve faydalandığı süsleri âdeta üzerine yapıştırıp tam anlamıyla bir süs istifçisi hâline gelen insanlar hiç de az değildir. O hâlde, Rabbimizin sözleri kesinlikle bir masal gibi algılanmamalı ve bilinmelidir ki; “kendisine ilham edilmiş fücurun İblis’in etkisiyle dışa vurması” şeklinde ortaya çıkan çirkin insan davranışları, Âdem ve eşine kadar dayanmaktadır.
Tekasür suresinde, bu hastalığın dünyayı cehenneme çevirdiğini bildiren Rabbimiz, Âdem ve eşinin davranışlarıyla dünyanın cehenneme dönüşmeye başlaması karşısında, ayetin son cümlesi ile duruma müdahale etmiştir: Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve size ‘bu şeytan kesinlikle sizin için apaçık düşmandır’ demedim mi?”
Klâsik eserlerde ileri sürülen; “yasak ağaçtan yedi de avret yerleri açığa çıktı, avret yerleri açığa çıkınca da incir yapraklarıyla onları örtmeye çalıştı” anlayışı Kur’an’ın ifadelerine aykırıdır. Çünkü ayetin teknik yapısı buna izin vermez. Ayete göre, Âdem ve eşi ağaçtan / maldan tadınca iki olay meydana gelmiştir. Önce çirkinlikleri (kötülükleri) ortaya çıkmış, sonra da tekasür hastalığına yakalanarak biriktirmeye başlamışlar, tadını aldıkları bütün süslerin kendilerinin olmasını istemişlerdir.
Burada, işin uzmanlarının dikkat etmesi gereken bir nokta vardır: Ayetteki “ve tafika” diye başlayan cümlenin önündeki bağlaç “fe” değil, “vav”dır ve “vav” bağlacı “bedet (belli oldu)” fillinin üzerine atfedilmiştir. Dolayısıyla Arapça dilini bilen kişilerin, ayetin bu yapısına itibar ederek safsata anlamlara kulak asmamaları gerekir.
16 Kasım 2007 - 12:54
YAZINI DEVAMI;
23. ayet
(Onlar; her ikisi) “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik ve eğer Sen bizi bağışlamazsan ve bize rahmetinle muamele etmezsen biz, kesinlikle zarara uğrayacaklardan oluruz!” dediler.
Bu ayette, Rabbimizin müdahalesi üzerine Âdem ve eşinin, yapmış oldukları yanlış hareketi kabullenip hemen dönüş yaptıkları görülmektedir. Kur’an’ın anlatımlarına göre, İblis’in dürtüsü Âdem’le eşini birlikte etkilemiştir. Klâsik anlayıştaki, İblis’in önce Âdem’in eşini etkilediği ve onun da Âdem’i etkilediği şeklindeki öngörü Kur’an’a uymamaktadır. Bize göre bu yanlış anlayışın temelinde kadınları horlama mantığı yatmaktadır.
Ayetteki “eğer Sen bizi bağışlamazsan ve bize rahmetinle muamele etmezsen biz, kesinlikle zarara uğrayacaklardan oluruz!” ifadesinden ise, takip edilecek yolun mutlaka Allah’ın gösterdiği yol olması lâzım geldiği anlaşılmaktadır. Yani, insanların içine İblis kanalıyla sokulan düşüncelerin de, başkaları tarafından önerilen davranışların da (hepsinin), vahy ile uyumluluğunun test edilmesinden sonra uygulanması gerekmektedir.
24. Ayet:
(Allah) “Birbirinize düşman olarak ALÇALIN ve sizin için yeryüzünde bir süreye kadar kalmak ve faydalanmak vardır” dedi.
Bu ayette Yüce Allah, Âdem ve eşi için nihai kararını açıklamıştır. Rabbimizin bu kararını bildiren farklı ifadeli diğer ayetleri de göz önünde bulundurmak tahlilimize yardımcı olacaktır:
Bakara; 36-38: Sonra da şeytan o ikisini oradan kaydırdı, sonra da o ikisini içinde bulunduklarından çıkardı. Biz de: “Birbirinize düşman olarak alçalın ve orada belirli bir vakte kadar sizin için bir yerleşme ve bir yararlanma vardır.” dedik.
Derken Âdem Rabbinden birtakım kelimeler aldı. O da tövbesini kabul etti. Hiç şüphesiz ki O, tövbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.
Onlara dedik ki: “Hepiniz oradan inin. Size benim tarafımdan bir kılavuz geldiğinde, kim o kılavuzuma uyarsa, onlar için hiçbir korku yoktur, onlar üzülmezler de.
Ta Ha; 123: Allah (o ikisine) “Birbirinize düşman olmak üzere hepiniz oradan inin. Artık Benden size bir kılavuz geldiği zaman, kim benim kılavuzuma uyarsa işte o, sapıklığa düşmez ve mutsuz olmaz” dedi.
Konumuz olan ayetteki ve Bakara suresindeki “ihbitu (alçalın)” sözcüğü, Ta Ha suresindekinden farklı olarak çoğuldur. Dolayısıyla bu ayetteki ve Bakara suresindeki ifade, Âdem’i, eşini ve başkasını / başkalarını da kapsamaktadır. Bu konudaki genel kabul, bu hitabın Âdem, eşi ve İblis’e yönelik olduğu yolundadır. Biz ise bu hitabın daha da geniş kapsamda; “âdemoğulları (tüm insanlar)” olarak anlaşılmasından yanayız. Çünkü hem bu ayetin mesajı, birkaç kişiye özgü bir mesaj olmayıp tüm insanlara yönelik bir mesajdır, hem de Rabbimiz 26. ayette “Ey âdemoğulları!” diyerek tüm insanlara seslenmiştir.
16 Kasım 2007 - 12:56
YAZININ DEVAMI;
“İhbitu”nun anlamı
Ayette geçen “ihbitu” sözcüğü meal ve tefsirlerde (!) “ininiz” diye çevrildiği için, doğal olarak akla hemen nereden ve nereye inileceği soruları gelmektedir. Her ne kadar Yüce Allah “sizi yeryüzünde yarattık”, “sizi topraktan yarattık” dese de, Rabbimizin verdiği bu bilgileri kaale almayan yazarlar, Âdem’in cennette yaratıldığını ve oradan yeryüzüne indirildiğini uygun görmüşlerdir. (!)
İşte, Rabbimizin bildirdiklerine ters olan bu yorumları aşabilmek için, “ihbitu” sözcüğünün gerçek anlamının bulunup ortaya çıkarılması gerekmektedir.
“İhbitu” sözcüğü, “hbt” kökünden türemiş birinci çoğul kişi emirdir. “Hbt” sözcüğü ise; “alçalış, eksiliş, züll, zillete düşüş, sefillik (gözden düşme, çaptan düşme, değer kaybetme, rütbede eksiliş)” demektir. Bu anlam ekseninde “suud” ve “irtifa” sözcüklerinin karşıtı olarak kullanılan “ihbitu” sözcüğü, “şerr” içinde olan kişinin durumunu ifade etmek için kullanıldığı gibi, sağlığını yitirmiş hasta kişi için de kullanılır. (Lisan ül Arab, c:9, s:18, 19)
Bize göre burada, sözcüğün asıl manasına bağlı kalınmalı ve “ihbitu” sözcüğü, “alçalın / alçalınız” olarak çevrilmelidir.
Sözcüğün bu asıl anlamına göre ayetin takdiri şöyle yapılabilir: “Bu dünya süslerinin esiri olur ve istifçilik yapan bir tekasür hastası gibi (Âdem gibi) yaşarsanız, şu geçici dünyada birbirinize düşmanlar hâlinde ve alçalmışlar olarak yaşayınız!”
Birbirinize düşman olarak
“Birbirinize düşman olarak” ifadesi, kıssanın anlatıldığı değişik ayetlerin hepsinde de yer almıştır. Bize göre bu ifade; âdem soyunun kendini çoğaltma yarışına kaptırma, istifçilik sevdasına kapılma gibi çirkinlikleri yapması hâlinde, birbirine düşmanca davranışlar içine gireceğini bildiren bir uyarıdır. Yoksa bazı kişiler tarafından ileri sürüldüğü gibi, hataları sebebiyle Âdem ve eşine verilmiş bir ceza değildir.
25. Ayet:
(Allah) “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız” dedi.
Yani; “Hem geçicisiniz, hem de başka gideceğiniz yeriniz yok, orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz. Çirkinleşmenize, mal mülk hırsıyla birbirinize düşman olmanıza gerek yok.”
Bu ayetteki uyarının farklı bir ifadesi de Ta Ha suresinde vardır:
Ta Ha; 55: Sizi ondan (yeryüzünden) yarattık, yine ona döndüreceğiz. Ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.
26. Ayet:
Ey âdemoğulları, size çirkinliklerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Ve takva elbisesi, o, daha hayırlıdır. İşte bu, Allah`ın ayetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar.
Hatırlanacak olursa, 23. ayette Âdem ve eşi “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik ve eğer Sen bizi bağışlamazsan ve bize rahmetinle muamele etmezsen biz, kesinlikle zarara uğrayacaklardan oluruz!” diyerek Allah’tan bağışlanma ve rahmet dilemişlerdi. Bu ayet de, Rabbimizin insanoğluna rahmetini tecelli ettirdiğini bildirmektedir. Herkesin bildiği gibi bu rahmet; O’nun insanlığa elçiler göndermek ve bu elçilere vahyetmek (kitap indirmek) suretiyle kılavuzluk etmesidir.
16 Kasım 2007 - 12:57
YAZINI DEVAMI;
Çirkinlikleri örtecek elbise, süsleyecek elbise ve bunların indirilmesi:
Rabbimizin bu ayetteki “Çirkinliklerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik.” sözleri, klâsik anlayış tarafından “Biz size çirkin yerlerinizi (cinsel organlarınızı) örtecek pamuk, yün, keten ve deri elbise indirdik.” diye algılanmış ve avret yerlerinin örtülmesinin gereği ve önemine dair açıklamalar yapılmıştır. Bu anlayış, ayette geçen “indirdik” sözcüğünü de “yarattık” anlamına hamletmiş ve Zümer suresinin 6. ayeti ile Hadid suresinin 25. ayetini, “indirdik” sözcüğünün “yarattık” anlamında kullanıldığına örnek olarak göstermiştir.
Biz, bu zorlamaların eski çağlarda yapılmış olmasını gayet olağan karşılıyor ve Kur’an’ı anlama yolunda sarf edilmiş iyi niyetli çabalar olarak görüyoruz ama günümüzde de aynen devam etmesine aynı gözle bakamıyoruz. Çünkü bilim alanında meydana gelen gelişmeler artık, Hadid suresindeki “demiri indirdik” ifadesinin “demiri yarattık” olarak anlaşılmasına engeldir. Bugün bilim çevrelerinde demir elementinin başka bir yerde yaratıldığı ve oradan Dünya’ya geldiği (indirildiği) kanaati oluşmuş, bundan da Kur’an’ın eşsiz mucizelerinden birisinin daha açığa çıktığı kabul edilmiştir:
Kuran’da demirin kimyasal özelliklerinden birçoğuna işaretler vardır. İlk önce demirin öneminden ve özelliğinden söz eden biricik ayeti inceleyelim:
Andolsun ki elçilerimizi açık kanıtlarla gönderdik ve onlarla birlikte kitabı ve ölçüyü indirdik ki insanlar adaleti ayakta tutsunlar. Ve demiri de indirdik. Onda zorlu bir kuvvet ve insanlar için yararlar vardır.
57- Hadid Suresi 25
Kuran’da geçen “inzal” fiili genellikle Dünya dışından yapılan indirme ve gelişleri ifade eder. “İnzal” fiili Dünya’daki bir yaratılışın Dünya dışındaki oluşumlar sayesinde meydana geldiğini bize anlatır. Dünyamızın ilk sıcaklığı demirin oluşumuna uygun değildir. Hatta Güneş’imiz tipi orta büyüklükte yıldızlar bile demirin üretimi için yeterli ısıya sahip değildir. Bu yüzden demir, sırf Dünya’mıza değil, Güneş sistemimize bile indirilmiştir (inzal edilmiştir). Şu anda Dünya’mızda var olan demir, Güneş sistemimize yüksek ısılı yıldızlardan gelmiştir. Kuran’ın demirin oluşumunu anlatırken “inzal” fiiliyle indirilme olayına dikkat çekmesi mucizevi niteliktedir. (Kur’an Hiç Tükenmeyen Mucize, Kuran Araştırmaları grubu, İstanbul Yayınevi 2005 8. Baskı s:308)
Konumuz olan ayette de “indirme” sözcüğü “yaratma” anlamına çekilmemeli ve ayetten, elbisenin “indirildiği” anlaşılmalıdır. Ancak, bu indirilen elbisenin, bildiğimiz elbise olmadığı da dikkatlerden kaçırılmamalıdır. Zira yukarıda açıkladığımız gibi, bu elbisenin örteceği “sev’ete”, “avret yerleri” demek olmayıp “ÇİRKİNLİKLER” demektir. Bu çirkinlikler ise bildiğimiz elbiselerle örtülemez. Bunları örtecek ve beğenilecek duruma getirecek tek şey; VAHYdir. İnsanın şirki, günahı, kini, düşmanlığı bildiğimiz elbise ile değil, ancak vahy ile ortadan kalkar. Nitekim Rabbimiz, açıklamanın devamında “takva elbisesi”ni ön plâna çıkarıp, herkesin takvalanmasını ve takva elbisesini giymesini istemiştir. Bu demektir ki, insanın çirkinliklerini örtecek elbise; “takva elbisesi”dir ve bu elbise de ancak Allah’ın indirdiği vahyler ile hazırlanabilir. Yani, çirkinlikleri örtmek üzere indirilen elbise vahyden başka bir şey değildir. Gerçekten de, birçok yerde vurguladığımız gibi, Rabbimizin bizlere vermiş olduğu görevlerin hepsi, bize takva elbisesi giydirmeye ve bu sayede bizi çirkinliklerden uzak tutmaya yöneliktir.
24 Aralık 2007 - 19:39
ya bunlar gerçekten hz adem in ayetleri mi????
20 Ekim 2008 - 22:46
vallahi hz ademin ayetleri bunlar?kardişiiim
01 Kasım 2008 - 19:49
ya bunlar gerçekten hz adem in ayetleri mi????
20 Aralık 2008 - 13:09
ADEM
Önce Kur’an da geçen isimleri Kur’an içerisinde arayarak kastedilen manayı anlayabilirsek Kur’an’ın içindeki konuları ancak o zaman anlayabiliriz.
2/30: “Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim” demişti. Onlar da: “Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?” dediler. (Allah:) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim” dedi.”
Şimdi ayetin içeriğine baktığımız zaman önce iki varlıktan söz ediliyor. Varlığın bir tanesi melekler; bunlar daha halife olan Adem yaratılmadan önce yaratıldığı bilinen varlıklar olduğu anlaşılıyor. Bunların özelliği Allah’ı şükürle yüceltip takdis etmesidir.
İkinci bir varlık olan daha yaratılmamış fakat adı konuşulan halife olacak olan bir varlıktan bahsediliyor. Ayette geçen halifenin özellikleri bahsedilirken bozgunculuk çıkarması ve kanlar akıtması özelliğini taşımasıdır.
2/31: “ Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: “Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin” dedi.”
Yine bu ayette iki varlıktan söz ediyor.Birincisi halife olarak yarattığı varlığı şekillendirmeye .ona akıl ve irade vererek. Üstün bir konuma getiriyor “ Ve ademe İlimlerin hepsini öğretti ifadesi ile de , geçmişi anı ve geleceği, aynı anda kullanma sanatı yaparak.İnsan oğlunun var oluşu ile kıyametin sonuna kadar geçecek olan bir zamanın portresini çiziyor .
Aynı zamanda meleklerle ademin arasındaki yaratılış farkını belirginleştirerek.” Eğer doğru söylüyorsanız bunları bana isimleriyle haber verin dedi.
Otuzuncu ayette Halife olan Adem konusunda kuşkularını dile getiren melekler.. Bu ayette mükemmel bir yaratık olan adem Kâinatın esrarını çözmeye aday bir varlık olarak karşımıza çıkıyor.
Yine konu bütünlülüğü içerisinde ayetleri.okumaya devam eldim.
2/32”Dedş-iler ki sen yücesi bize öğrettiğinden başka bilgimiz yok gerçekten sen her şeyi bilen hüküm ve hikmet sahibisin.”
Bu Ayette meleklerin portresini çiziyor Yine rableri olan Allah’ı tesbih ediyorlar Kedilerine verilen bilgilerin dışında bilgileri olmadığını itiraf ederek, Allah’ın e4mri karşısında eğiliyorlar. Ademin büyüklüğünü kendilerinin ise küçüklüğünü bilip Ona boyun eğme konusunda hazır bir hale geliyorlar.
2/33” Ey adem bunları onlara isimleriyle beraber haber ver.dedi O bunları onlara isimleriyle beraber haber verince dedi ki Size demedim mi Göklerin ve yerin gaybını ben bilirim. Gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da. Ben bilirim.”
Allah Ademi inşa ederken ademin üstünlüğünü dile getirip. Meleklerin yapamadığı meleklerin çözemediği Kainatın esrarını çözecek kapasitede yarattığını Vur4gulayarak. Gaybın anahtarları elinde olan Allah’ın büyüklüğünü her şeyi gizli ve açık bildiğini anlatıyorlar
2/34” Ve meleklere Ademe secde edin dedik iblis hariç hepsi secde ettiler. O ise diretti kibirlendi böylece kâfirlerden oldu.”
Yaratılış biçimi olgunlaşmaya doğru giden adem. Artık kendisinin yaratılışına muhalefet eden melekler, tarafından secdeye layık görülüp Ademin emrine amade kılınmış oluyor yine melekler içerisine dahil edilip. Fakat insanda üslendiği görev farklılığı nedeni ile meleklerden ayrılıp insanı Allah’a isyan etme konusunda insana teklif götürdüğünden adı vesvese veren iblis oluyor.
2/35” ve dedik ki Ey Adem seve eşin cennette yerleş İkimizde ondan neresinden dilerseniz bol bol yiyin Ama şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz.”
Bu ayette farklı bir isim daha geldi karşımıza “ EŞ” İkisi de cennete fakat daha tamamı oluşmamış bir insan tipinin sinyalleri geliyor. Burada yasak bir ağaçtan söz edilirken yaşamında belirli şeyleri serbest belirli şeylerin de yasaklanarak onun hayatta başı boş birileri olmadığını ima ederek sınırlar çizmeye başlıyor.
2/36” Fakat şeytan ondan ikisinin ayağını kaydırdı böylece onları içinde bulundukları durumdan çıkardı..Biz de kiminiz kiminize düşman olarak inin Sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar Bir vakte kadar bir yerleşim bir metea vardır dedik.”
Artık büyük bir kısmı tamamlanmış olan insandan söz ediliyor Bu ayette birde şeytan kavramı çıktı ortaya acaba bu şeytan nedir.? Yıllardı sözü edilen fakat bir türlü tarif edilemeyen edilse de insanları tatmin edemeyen Bu söylenti Kur’an’ı düzgün anlamakla gün yüzüne çıkacak kanaatindeyim.
2/37”Derken Adem rabbinden bir takım kelimeler aldı Bunun üzerine (Allah’ta) Tövbesini kabul etti. Şüphesiz o tövbeleri kabul edendir.”
Bu ayette artık insanı oluşturan bütün materyaller oluşmuş Hem günah işleyebilen hem de günahından dolayı tövbe edebilme yeteneğine sahip olan bir varlık.
Öyleyse Ademi tarif etmeye çalışalım.:
ADEM: İnsanın takvasının ve fıskının oluşmadığı Aklının da verilmediği Fakat insanı meydana getirebilecek materyallerin adıdır.
İNSAN. Halife olarak yaratılmaya aday gösterilen ademin ana parçalarını lisan-ı haliyle konuşturarak. Aklıyla, takvasıyla fısk ve fücuru ile Diğer Varlıklardan ayırarak. Allah’ı kendisine muhatap olarak benimsediği mükemmel bir varlıktır.
Şimdi Kur’an’ın İNSAN İÇİN çizmiş olduğu Portreyi Şems suresinden dinleyelim.
91/7” Nefse ve ona bir düzen içinde biçim verene.”
91/8” Sonra ona fücurunu ve ondan sakınmayı ilham edene.”
91/9-Onu arındırıp temizleyen Gerçekten felah bulmuştur.
91/10 –ve Onu örtüp saran da yıkıma uğramıştır.”
Gönderen Ali Rıza Borazan zaman: 09:03
0 yorum:
Yorum Gönder
26 Mart 2009 - 12:41
Toprak erdem kardeşin yorumuna bir yorum: Allah Razı olsun erdem kardeş Düşünebilen ve düşündüğünü muhakeme edebilen herkesi tebrik ediyor ve kutyorum.Aslında kısacık zamanda kısacık olan yerde olayları detayına kadar anlamak ve anlatmak epeyi zordur. Ama Genel bakışla olayları gözlediğimiz zaman Kavranamayan bazı kelimelerle bazı konular anlaşılmaya çalışılmıştır. Olayın bütünlüğü elbette detayının bilinmesiyle anlaşılabilir. Kuran Kainatın konuşan dilidir. Önce söylenilen ve anlaşılanların hem kurana hem de kainatın yaratılış biçimiyle çelişmemesi gerekmektedir.Dikkat edildiği zaman Kuranda geçen kelimeler hep çift anlamda kullanılmıştır. Gece kelimesini cehalet olarak kullandığı gibi. gece kelimesini güneşin batışı ile güneşin doğuşu arasında kalan karanlık bölge olarak da kullanmıştır. Elbise kelimesini hem takva örtüsü olarak kullandığı gibi hem de Giyinilen elbise anlamında kullanmıştır. Bizim dikkat etmemiz gereken kuranda geçen bir konuda hangi anlamda o kelimenin kullandığını keşfetmeize bağlıdır. orada kuranın kastettiği manayı yakalayabilirsek ancak konuyu düzgün anlayabiliriz. Kurandan bir ayetin kastettiği manayı nasıl anlaşılması gerekir ayetlerle örnek vermeye çalışayım.2/60- (Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı, o zaman Biz ona: “Asanı taşa vur” demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti. Allah’ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın. Bakınız Burada ayette kulanılan asa ve taşa vurmayla çıkan su nedir o anlaşılmadan bu ayetin kastettiği mana çözülmesi mümkün olamaz. Bilindiği gibi Kuran sanatsal bir üslupla yazılmıştır. bir kelimeyle binlerce söylenmesi gereken kelimeleri anlatmaktadır elbette olayı yakalayabilene. Asa kelimesinin bildiğimiz ağaçtan deynek anlamında anlayacak olursak deynekle taşa vurulup su çıkması olağan üstü vahyin dışında peygamberlerde bir mucizeler olması veya verilmesi gerekir ki oradan arteziyenle çıkarıldığı gibi su çıkarması lazım peygamberlere; kuranı incelediğimiz zaman vahiylerin dışında mucizeler verilmemiştir. Şimdi bununla ilgili ayetleri incelemeye devam edelim.5/12- Andolsun, Allah İsrailoğulları’ndan kesin söz (misak) almıştı. Onlardan on iki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: “Gerçekten Ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah’a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır.” Başta verdiğimiz ayet örneğinde on iki pınar fışkırmışsı ayeti burada. on iki güvenilir insan anlamında kullanılmış. Bu ayette temel anlayış olarak allah göndermiş olduğu peygambere uydukları ve allahın emirlerini yerine getirdikleri takdirde Ahiret aleminde ödüllendireceği vaadinde bulunmaktadır.şimdi diğer bununla ilgili başka bir ayeti nakledelim.7/160- Biz onları (İsrailoğulları�nı) ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde Musa’ya: “Asan’la taşa vur” diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) “Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin.” Onlar Bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı. Dikkat edildiği zaman bu ayette on iki oymaktan söz etmektedir. Ayette anlatılan asa kelimesi burada dayanılan Allahtan aldığı vahiy asasıyla topluma o vahiyleri anlattığı zaman on iki tane güvenilen hazreti musanın izini takip eden yardımcılardan söz ediyor. bu yardımcılar toplumlara hazreti musa peygamberden aldığı vahiylerle. toplumlara herbiri tebliğlerini ulaştırdıkları zaman o alim olanları izleyen on iki topluluktan söz etmektedir.
Öyleyse kuanda asa ile ilgili kelimeleri anlayabilmek için aynı konuda geçen ayetleri bir araya getirip olayları kuran ilim akıl ve pratik hayatla çelişmeden anlaşılmasını yakalamak gerekmektedir.
25 Kasım 2009 - 16:49
MELEK ,İBLİS ŞEYTAN
Kuranda geçen kelimelerin ne anlama geldiği anlaşılamazsa, Onunla ilgili ayetler ve konular da anlaşılmaz. Önce Yılarca kuranda geçen kelimelerin ne anlama geldiği, kuranın dışındaki yerlerde aranmış, ve bulunamayınca da yanlış din ve yanlış yaşam ortaya çıkmıştır. Önce kelimeleri kuranda arayarak ne anlama geldiğini doğru bir şekilde anlayabilirsek, artık onları anlamak kolaylaşacaktır. Kuranda, Ali Bulaç beyin tercümesine baktığımız zaman, 93 Yerde melek, 84 yerde şeytan,12 yerde de iblis kelimesi geçmektedir. Şunu iyi bilmek gerekir ki Kuranda geçen hiç bir kelime hiç bir kelimenin yerine kullanılmamıştır. Bir kelime başka cümleler içinde başka şeyleri ifade etmek için kullanılmış ama kesinlikle aynı kelime başka kelimenin yerine kullanılmamıştır. Şeytan ile iblis kelimesinin ne anlama geldiğini ve aralarında fark olup olmadığını sorduğum zaman bunları tanımlayan bir tanesine rastlayamadım.
Şimdi genel olarak, melek, iblis, şeytan ve bununla ilgili âdem, eşi takva cennet cehennem kelimeleri mutlaka geçecektir. bir bütünlük içerisinde işleyerek onların ne anlama geldiğini kurandan anlayarak ispatlamaya çalışalım.
2/30- Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim” demişti. Onlar da: “Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?” dediler. (Allah:) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim” dedi.
Bu Ayet üzerinde derin detaylı bir şekilde düşündüğümüz zaman, Kainatta İki Ana çatıyı oluşturan varlık olduğu anlaşılıyor. Birisi kâinata hâkim olan ve halife adıyla kâinattaki bütün varlıklara hükmedebilen, secde edilmeye layık görülen Âdemoğludur. Diğer yaratılan varlıklar ise İnsanın fiziki yapısı iblis de dâhil olmak üzere Allahın insanların dışında yaratılmış olan bütün varlıklarındır yani meleklerdir.
76/1- Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.
11/7- O’nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Andolsun onlara: “Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz” dersen, inkâr edenler mutlaka: “Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir” derler.
Allah kâinatı, bu günkü bilim adamlarının anlattıklarına göre yaratılalıdan bu yana on beş milyar yıl geçtiği tahmin edilmektedir. İşte Allah kâinatta insanoğlunun Yaşayabileceği ortamı hazırlayarak ve kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkları insanoğlunun hizmetine sunarak onları denemeye tabi tutmak için emrine amade kılmaktadır. Yani Kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkları insanoğlu için yarattığını söylüyor.
45/13- Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
Allah insanları yaratmadan önce insanoğlunun yaşayabileceği ortamı hazırlayarak, Yerleri Gökleri hayvanları bitkileri suyu yaratarak insanoğlunun emrine amade kılmıştır. Dilediği gibi özgür olarak düşünme ve yaşama hakkı ona aittir. Ama İnsanları ve insanların emrine amade kıldığı bütün varlıkları da yaratan bir varlık olduğunu düşünmesi için onu diğer varlıklardan ayırarak, farklılık vererek, kendisini tanımasını ona yaratılmış olan varlıkların hiç birisini ortak etmemesini isteyerek denemeye tabi tutmuştur. İşte kuranda lisanı haliyle konuşturduğu varlıkları bize tanıtarak, işaretler vermektedir.
2/31- Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: “Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin” dedi. Daha önce de söylediğimiz gibi kuran, olayları sanatsal bir anlatım tarzıyla anlatmıştır. İsimleri âdeme öğrettik ifadesiyle insanoğlunun var oluşuyla başlayan teknolojik başlangıcı, insanoğlunun ömrünün bitişine kadar, devam edecek olan bilgi öğretilmesini bir çırpıda anlatarak geçmişi anı ve geleceği aynı anda kullanma sanatı yaparak tanımlamaktadır. Bir taraftan kuran böyle bir ifade kullanarak, Meleklerle âdemin farklılığını aralayarak. Bir taraftan da her ikisinin tanımını yapıp , onların ne anlama geldiğini insanlara öğretmektedir.
2/32- Dediler ki: “Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.”
Âdem kelimesi ile melek kelimesini biri birinden ayırarak, İsimlerin hepsinin öğretildiği bir varlık olarak tanımlanan varlığın Akıl Ve iradesiyle meleklerden ayrıldığını meleklerin bildiklerinin sınırlı olduğunu ama ademin bilgisini geneli kaplayarak hepsi ile ilgili bilgi verildiği, anlatılmaktadır. Meleklerin tanımını lisanı haliyle tanımlarken,” Dediler ki: “Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. “ Ama insanoğlu hem melekler hem de kendisi için araştırdıkça inceledikçe Allah bilmediğini insanlara öğretmektedir. İnsanoğlu bir taraftan kâinattaki varlıkları inceleyerek, onlar arasındaki ayrılıkları ve beraberlikleri tahlil ederek karmaşık olan bilgileri çözerek kendisine, bulunmuş olduğu malzemelerle yeni yeni buluşlar yaparak hayatı kolaylaştırmaktadırlar. Melekler ise hepsine ait kendilerine özgü bir bilgileri olduğunu onlarda akıl olmadığını bu sebeple de imtihan da olmadığını izah ederek. İnsanoğluna yaratılmış alan bütün varlıkları incelediklerinde onlardan kendilerine ait bilgi alabileceklerini ima ederek onlardan insanlara yol öğretmeyi de anlatmak istemiştir.
5/ 31- Derken, Allah, ona, yeri eşeleyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. “Bana yazıklar olsun” dedi. “Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?” Artık o, pişman olmuştu.
Asıl burada anlatılmak istenen karganın nasıl leşi gömmeyi öğretmesinden ziyade, yaratılmış olan insanoğlunun emrine verdiği yaratıklardan yararlanmaya onların bilgilerinden istifade etmeyi anlatmaktadır. Her varlık Allah tarafından kendilerine özgü bir takım yanılgıya düşürmeyecek derecede bilgi donanımıyla yükleyerek insanların kendilerine yönelmesi ile bu bilgileri cimrilik yapmadan onlara vermektedirler. İşte meleklerin kendilerine ait bildikleri bilgiler budur, Bir portakal ağacının kendine has bilgi donanımıyla insanlara bir portakal meyvesi sunması, bir domates fidesinin kendi bilgi donanımıyla kendilerine has tad gıda ve özellikleriyle insana domates sunması veya bir kalbin kendine has bilgi donanımı ile insanlara hem bilgi vermesi hem de kedilerine has bilgilerle insanı hayrete düşüren çalışmalarıyla kendine ait görevleri yapıp durmaktadırlar.
2/ 33- (Allah:) “Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver” dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: “Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim.”
İşte Allah Âdemoğluna akıl vererek onları diğer yaratıklardan ayırıp, hem kendisine ait bilgileri sorgulayıp bilgi edinmekte hem de kendisi dışındaki varlıkları deneme yanılma metotlarıyla düşünerek sorgulayarak onlar arasında bilgi ağını kurarak yeni yeni bilgiler edinmektedirler. Bir Domates hakkında bilgi, yaratılmış olan insanın dışındaki varlıklardan, kendisi dışında hiçbir varlığın haberi yoktur. Domates karpuzdan karpuz da domatesten habersiz olarak kendilerine ait bilgilerle insanoğluna secde etmektedirler. Ama insan kâinattaki yaratılmış olan bütün varlıklardan bilgi edinerek eşyanın esrarını çözmeye aday olarak, bir kar topağının yuvarlandıkça büyüyüşü gibi büyüyüp durmaktadır.
İşte Ademin isimleriyle haber vermesi Allahın insanlara vermiş olduğu akıl ve iradesiyle esrarı çözerek gün yüzüne çıkarmıştır. İnsan ilk yaratılışta bilgisi sıfır idi. işte onun bilgisi sorup sorguladıkça genişlemektedir. Tarihin bu güne kadar aktarmış olduğu belgeler insanoğlunun gün geçtikçe bilgi ve teknolojide ilerleyerek, her anın bir önceki ana göre daha ilerde olduğu bir gerçektir. Zamanımızdan yirmi yıl, elli yıl ve daha geriye doğru gittikçe ne kadar ilerleme kaydedildiği bir gerçektir. Yazının bile zamanımızdan beş bin yıl kadar önce icat edildiği halde daha önceleri yazının kullanılmadığı insanoğlunun ilerleme kaydettiğine örnek teşkil etmektedir. Daha önce yaşayan insanların binek olarak kullandıkları sadece doğada hazır olan at eşek deve fil gibi hayvanlar varken, şimdi cansız varlıkların konuşturularak insanların hizmetine sunulması bir ilerlemenin mesafe kat etmenin işaretlerindendir. Ama insanoğlunun dışındaki varlıklarda böyle bir ilerleme de yok olduğu onların yaratılışla beraber ne ile görevlendirilmişse o görev dışında görev yapamadan bekleyip durmaktadırlar. Arının bal yapması tavuğun yumurta üretmesi maymunların kendilerine ait bilgiler dışında yaratılışlarıyla görevlendirildiklerinin dışında bir ilerleme yapamadıkları bir gerçektir. İşte insanoğlu diğer yaratıklarda bu farklılığı ile ayrılarak. Halife konumuna yükselmişlerdir.
2/34- Ve meleklere: “Âdem’e secde edin” dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kâfirlerden oldu.
Meleklerle insanoğlunun farklılıklarını Allah lisanı haliyle konuşturup anlattıktan sonra meleklerin yaratılışının âdemin yaratılışına göre daha basit yaratıldığını izah ederek. Meleklerin âdemin vermiş olduğu emirler karşısında boyun eğmesi gerektiğini izah ettikten sonra. Kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkların âdem ne isterse onlara kucak açmaları gerektiğini onlar ister Müslüman isterse Müslüman olmasın dünya hayatında onların emirleri karşısında boyun eğmeleri gerektiğini anlattıktan sonra. Hepsi istisnasız âdeme secde ettikleri bildirmektedir. Şimdiye kadar hikâyelerde ve masallarda anlatılan şeytan ve iblis kavramı kuranda anlatıldığı gibi olmadığı meleklerin iblis veya şeytan hocası değil, fakat sadece iblis kavramını melek kelimesinden ayırmadan, sadece görev farklılığı bakımından diğerlerinden farklılaşarak insanı mucura kaptırmakla sadece teklif sunma görevi ile, diğer meleklerden ayrılmıştır. Yani görevi insana teklif sunmak, ama diğer meleklerde kötülüğe gitmek için teklif sunma değil sadece kötülüğe ve iyiliğe giden insanın emrine amade olmak la iblis ten ayrılmaktadır. Öyleyse İblis meleklerin hocası değil insanda, başka bir boyutla insanların emrindendir. Yani insanları yoldan çıkarmakla görevli bir melektir.
2/35- Ve dedik ki: “Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”
İnsanlar yaratılış olarak daha öncede bahsettiğim gibi, Bütün kâinattaki varlıkların Halifesi olmakla onlardan ayrılırken, bir de kendisini denemeye tabi tutan yerleri ve gökleri yaratan Allah’ı tanımak ve ona kulluk etmekle sorumlu bir varlıktır. Kâinat içerisindeki bütün var olan her şeyi onun emrine boyun eğdirirken, insanın da boyun eğeceği bir varlığı bulup ona teslim olması onun adına yaşaması hayatının kurallarını onun koyduğu kurallar içerisine uydurulması, istemektedir.
Bilindiği gibi insan diğer yaratıklardan düşünme akletme ve yaptığı her işi sorup sorgulayıp, bir disiplin içerisinde kendisini nefsin azgın isteklerine boyun eğmeden, Allah’a kulluk ve ibadet yapmakla sorumlu bir varlıktır.
Ayette ifade edilen” Ve dedik ki: “Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz” Bu ifade insanın yaşam hayatının nerde neler yapması, nerde neler yapmaması gerektiğini sınırlamakta ve onlara bir sorumluluk yüklemektedir. İnsan bilindiği gibi diğer yaratıklardan biri de, iyiye ve kötüye gide bilme eğilimiyle ayrılmaktadırlar. İşte Burada kötüye gidebilecek ve iyiye gidebilecek her iki dürtünün insana verildiğini Ve kötülüklerden gelen teklifi dinlememelerini ama iyiliklerden gelen teklifleri de yapmalarını istemektedir. İnsan her iki yöne de eğilimli olarak yaratılmış bir varlık olmakla nötr bir varlık konumuna gelmektedir. Bir başka deyişle değişik yollara gidebilmenin ve insan sıfatlarını oluşturacak malzemenin ham maddesini oluşturmaktadır. Kuranın bu Anlattıklarına psikoloji ilmide katılmaktadır. Kuran insandaki iki yöne gidebilme eğilimini takva ve fısk ve fücurla açıklarken.91/ 8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (Andolsun). İnsanın nasıl, kendisini arındıramadığı zaman nefsin azgın tutkularına kendisini kaptırdığı zaman başına birçok felaketler geliyorsa. Kendisini arındırmış olan insanlar da tamamen bunun zıttı olan iyilikler karşılığını almaktadır. Kuran bunu böyle açıklarken psikoloji ilmi de içimizdeki çocuk ve baba veya alt ben üst ben kavramlarıyla açıklamıştır. İşte İnsanlara Allahın, vermiş olduğu büyük mucizelerden birisidir. Kuranda geçen ,”Şu ağaca yaklaşmayın” İfadesini kullanırken bazı müfessirlerin söylediği gibi elma buğday ağacı değil, Allahın yasaklamış olduğu pis ve murdar olan bütün yiyecekler ve haramlardır. Âdemi ve eşini kuranın cennetten çıkması diye isimlendirdiği gerçek anlamında olan cennet değil, insanın günahsız bir ortamdan şeytanın kandırarak günah işleme ortamına girmesi anlamında tanımlamasıdır. Yeryüzünde belirli bir vakte kadar denenme aşamasına geçilmesi anlamında kullanılmıştır.
Buraya kadar Allah Her şeyi insanoğlu için yarattığını vurgularken yaratılmış olanların bazıları insanoğluna zarar olduğunu ve ondan kaçınmasını, bazılarının ise insanoğlu için yararlı olduğunu, ondan da istifade etmesi gerektiği anlatılmaktadır. İşte İnsanın Asıl Görevi kendisinin öz benliğine yerleştirilmiş olan fısk ve fücurun insanı yasaklanan şeylerden tatması istenmekle, Bir de ona eğilim göstermeyi engelleyen takvanın var olmasıyla, iki zıt isteğin çarpışması asıl insanın denenmeye tabi tutulmasının nedenini oluşturmaktadır.
2/2/36- Fakat şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: “Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır” dedik.
Âdem ve eşi günahsız bir ortamdan günahlı bir ortama, iblislin teklifi sonucunda düşmüşlerdi İblis yani insandaki fısk ve fücur, Âdem ve eşini Allah’ın yasak ettiklerini yapmalarına teşvik etmesi ve onların bu yanlışı bile bile yapmaları sonucunda. Artık günah işleyen bir konuma düşmesine sebep olmuşlardı. Aslında adem ve eşi bu yaptıkları yanlışlığın farkındaydı ve pişman olmuşlardı.
2/37- Derken Âdem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri kabul edendir, esirgeyendir.
İşte adem ve eşinin bu pişmanlık duyması neticesinde Tövbe etmeleri yapılan bu yanlışlıktan dönmeleri Ademin tam anlamıyla varlığı şekillenmiş ve dünya sahnesinde denenmek için kendine uygun verilmiş olan rolün aktör ve aktirist haline dönüşmüştü.
Karmaşık olan Melek İblis şeytan söküklerini ayrı konularda misaller vererek tanımlamak gerekirse. Kâinatta ana çatı olarak iki varlık olduğu anlaşılmaktadır. Birisi Âdemoğlu şemsiyesi altındaki varlıklar. Bunlar nötr bir insanın takva yolunda ve fısk yolunda yürüyüp şekillenmesi Sonucunda isimler almaktadır.
2/96- Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir.
51/56- Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.
İki Ayette hepsi insan olduğu halde, insanların yaşam biçimlerine renklerine dinlerine göre isim alarak anlatıldığı halde, İnsanlar sanki bu kelimeleri insanlardan ayrı bir varlık olarak algıladıklarından dolayı konuyu anlamada hakim olamamışlardır.Şirk Koşanlar , Kuranda Puta tapıcıları, Yahudi olanlar da ehlikitabı, insan da nötr bir yola gitmeye hazır vaziyette bir varlık olarak anlatmak istediği halde. Sanki ayrı ayrı yaratıklar olduğu tahmin edilmiştir. Öyleyse Âdem şemsiyesi altına giren, insan, şeytan, cin, Yahudi, kâfir, Müslüman, münafık vs. isimlerin hepsi insandır. Ama diğer yanlarındaki aldıkları isimler onların sıfatlarıdır. Cin insan veya cin gibi insan, kâfir insan, şeytan insan, münafık insan, olarak tanımlanmaktadırlar. Bu sebeple Şeytan tanımını, iblisin insana vesvese vererek yoldan çıkmış ve günahlarda ısrar etmesi sonucunda insanın yoldan çıkmış adıdır. Yoksa şeytan insanın dışında bir varlık değildir. Şeytan olan insanlar kendisine meyyal olan insanları kandırmaktadırlar.2/14- İman edenlerle karşılaştıkları zaman: “İman ettik” derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise, derler ki: “Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz.” Ayette dikkat edildiği zaman münafık olan birisinin tablosunu çizerken, o kâfir olduğu halde Müslümanlar içerisinde sanki müslümanmış gibi bir görünüm sergilemekte kendi gibi düşünenlerin yanına geldiğinde ise biz Müslüman olanlarla alay ettik sözüyle, kendi kimliğini tanıtmaktadır.
İblis kelimesiyle şeytan kelimesinin aynı olduğu inancında olanlar kesinlikle yanılmaktadırlar İblis Ateşten yaratılmış şeytan ise insan konumuna girdiğinden dolayı topraktan yaratılmıştır.
7/11- Andolsun, Biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: “Âdem’e secde edin” dedik. Onlar da İblis’in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.
7/12- (Allah) Dedi: “Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?” (İblis) Dedi ki: “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”
7/13- (Allah:) “Öyleyse oradan in, orda büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin.”
Yine bu ayetlerde konuşturulan varlıklar lisanı halleriyle kendilerini tanımlamaktadırlar. İnsanların dışındaki kâinatta yaratılmış olan hiç bir varlık ,verilmiş olan göreve itiraz etmezler. İblisi tarif ederken insanı saptırmakla görevli bir varlık olarak tanımlamıştık. O ateşten yaratılmış ve kıyametin sonuna kadar Allahtan yaşama süresi istemiştir.7/14- O da: “(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni gözle(yip ertele.)” dedi. Yine iblis lisanı haliyle konuşturuluyor. Burada iblis Allahtan süre istese de istemese de her insanda var olan bir olgudur. Onun İnsanların diriltilip kaldırılacağı güne kadar süre istemesi onun zaten süreli olduğunu sanat yaparak kuran anlatmaktadır. Her insan da olan bir olgu ise kendisinden sonra gelecek olan nesillere bu olgu miras olarak aktarılıp durmaktadır. Bu da insanlığını sonuna kadar da devam edecektir.
7/15- (Allah:) “Sen gözlenip-ertelenenlerdensin” dedi. Ben insanlara sorduğum zaman iblis canlımı cansı mı diye sorarken bazıları canlı bazıları da cansız demişlerdi. O zaman iblis insanlardan insanlara aktarılarak ebediliğini sürdüren ve her insan yaşadıkça onda var olduğunun bir kanıtıdır. İblis adam değildir ama adamın içerisinde adam olmayı tamamlayan bir olgudur.
7/16- Dedi ki: “Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım.”
17- “Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.”
18- (Allah) Dedi: “Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım.”
19- Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.
Ayetlerde imtihana tabi tutulan insanı doğru yolda yürümesini engellemek için ne tuzaklar beklemektedir.
7/20- Şeytan, kendilerinden ‘örtülüp gizlenen çirkin yerlerini’ açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.”
Dikkatlice incelendiği zaman iblis Allahtan süre istemişti ve insanların diriltilip hesaba çekilecekleri güne kadar da süre verilmişti. İnsanlar da iblis gibi bir yaratık olmuş olsaydı onlara da süre verilip yaşayacaklardı. Âdem ve eşine vesvese verirken” Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.” İşte haramı tatmakla günah işleme olayı gündeme geliyor. Ve cennetlik olan Âdem ve eşi günahsız ortamı bozarak günah işleyen bir ortama gelerek haramla tanışıyorlar. Yoksa haramı tatmayacak bir şekilde yaratılmış olsalardı onlarda melek olurlardı. Ve günah işlemezlerdi.
Kuran’da iblisin ateşten yaratıldığını, ve cinlerden olduğunu söylediği zaman , sanki cinlerin de ateşten yaratıldığına dair bir kanaat oluşmaktadır. Cinlerin kuranda Ateşten yaratıldığına dair hiçbir ayet olmadığı gibi, Bazılarının tanımladığı görünmeyen varlıklar da değillerdir. Onlar da insandır. insanlar nasıl topraktan yaratılmışlarsa cinler de topraktan yaratılmışlardır. Kuranda iblis cinlerden di ifadesi kelimenin başka bir konu ile ilgili yere konmasından kaynaklanmaktadır.
18/ 50- Hani meleklere: “Âdem’e secde edin” demiştik; İblis’in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
Bilindiği gibi cinlerde eylem bakımında Allaha ibadet ve kulluk yapmayan zengin şımarmış toplulukların adıydı. İblis kelimesi bilindiği gibi İnsana yanlış yapmayı teklif etmekle büyük bir haksızlık yapmıştı. Asıl İnsan Yaratılırken Allahın rabliğini kabul etmiş ona boyun eğmekle yükümlü olduğunu söylemişti.
7/ 172- Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (demişti de) Onlar: “Evet (Rabbimizsin), şahit olduk” demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir. İnsan yaratılırken Allah’ı tanımak ve ona kulluk yapma eğiliminde yaratılmıştı. İşte iblisin Allaha kulluk ve ibadet etmek için yarattığı insanı sözünden caydırmak istemekle hakkı olmayan bir davranışı yapmıştı. İşte Allah onu onun için huzurundan kovmuş onun yaptıkları hiçbir sözü onaylamamıştır. O bakımdan da o insanın yaratılış gayesine uygun hareket etmeyi engellemek istemekle de yabancı konumuna düşmektedir. İşte o ayette “İblis’in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi,” İfadesiyle söylediklerimizi onaylamaktadır. Öyleyse Kuran Bütünlüğü içerisinde Kâinattaki varlıkların bazı önemli olanların isimlerinin ne anlama geldiğini kurandan karşılığını vermeye çalışalım.
Halife: Allah adına dünyada iş gören Kâinatta yaratılmış olan bütün yaratıklara hükmedebilen insanoğlunun Adıdır.
Âdem: İnsanın günah işlemeden ki hali.
Melek: İnsanın fiziki yapısı da dâhil olmak üzere insanın dışındaki bütün yaratıkların hepsi insana secde etmekle görevli varlığın adı
İblis: İyiye veya kötüye gitme eğiliminde olan insanın kötüyü teklif eden bir fısıltı, insanda yaratılışta var olan, bir melektir.
Şeytan: İnsanın iblis tarafından kötülüğü teklif etmesinin ardından teklifi kabul eden insanın adıdır.
Takva: İnsan yanlış yaptığı zaman, o yanlış davranışın yanlış olduğuna dair fısıltı veren sestir.
Akıl: İnsan hangi yola giderse o yolda insanı başarılı kılmak için insanın hizmetinde olan bir melektir.
Cin: Yabancı insanın adıdır.
kuranianlamametodu.blogspot.com