Risale-i Nur’da tehlikeli sözler !

Said-i Nursi; 3 aylık kısa bir ilim tahsiliyle nasıl “Allame-i cihan” olup ulaşılmaz bir makama çıkmıştır?
Şuâlar, 542, Onbeşinci Şua’da geçen; “Evet o zât (Said Nursî) daha hal-i sabavette iken ve hiç tahsil yapmadan zevahiri kurtarmak üzere üç aylık bir tahsil müddeti içinde ulûm-u evvelîn ve âhîrine ve ledünniyat ve hakaik-ı eşyaya ve esrar-ı kâinata ve hikmet-i İlâhiyeye vâris kılınmıştır ki, şimdiye kadar böyle mazhariyet-i ulyâya kimse nail olmamıştır. ”
Kur’an-ı Kerim’e göre peygamberler bile böyle bir bilgiye ve makama ulaşmamışken, bu iddia için Allah (c.c)’tan korkmak gerekmez mi? ;
Said Nursi; ne olursa olsun her zaman her şeyi bilen birisi midir?
Tarihçe-i Hayat, c. II, s. 2123-2124 de geçen
“.. daha çocukken asrın bilgini olarak tanınmış ve kimseye soru sormamış, ama sorulan bütün sorulara mutlaka cevap vermiştir”
İctimâi Reçeteler I, 11, Tarihçe-i Hayat/Rü’ya’da geçen
“ Herhangi ilme sorulan suale bila-tereddüd derhal cevap verirdi.”
İctimâi Reçeteler I, 14, Tarihçe-i Hayat’ta geçen
“Sorulacak suallere cevap vermeye hazır bulunduğu gibi kimseye sual sormayacağını da beyan ederek bu kararda yirmi sene sebat etti.”
Her zaman her şeyi bilen sadece Allah değil midir? Böyle bir inanç şirk, küfür değil midir?
Risale-i Nur denen kitaplar kutsal mıdır, değil midir? Ya da Kur’an-ı Kerim’in taklidi midir?
Şualar, Birinci Şua, c. I, s. 833.de geçen;
“Resailin Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semavî olan Kur’an’ın, şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir.”
Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 92,; “Risale-i Nur müminlere şifa ve rahmettir.”
Zülfikar Mecmuası, 436 da geçen;
“EY RİSALE-İ NUR! (…) Sen, “Ben, Rabbânî ve Kur’anîyim. Öyle kuru kavak değilim. Şevkli ve şa’şaalı ve nûrâniyim. Bir Hayy-ı Lâyemût’un eserinden fışkıran, lâyemût san’atlı ve kerâmetli bir nurum. Cansızlara can ve canlılara taze can üflüyorum. Bin, dertlere derman ve âlemlere rahmet-i Rahmânım. İnat ve ısrarı bırak. Beni oku ve beni dinle. Karanlığa ve hiçe giden, hesapsız ve hedefsiz yolundan seni kurtarıp, kokocaman bir saadet ve sermediyet âlemi kazandırayım.” diye nidâ ediyorsun”.
Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 89-90’da geçen;
“o semavî bürhan-ı kudsînin yerde bir bürhanı Resâil-in-Nur’dur
Sözler, 645-646’da geçen; “Nur Risaleleri de 23 senede tamamlandı.”
Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 199’da geçen; &nbs p;
“ve lâ ratbin ve lâ yâbisin illâ fî kitâbin mubînin” sırrıyla, Kur’anda elbette bu istikametli tefsirinin istikametine işaret var. Evet var. Kur’an o tefsirine hususî bakıyor.”
( Söz konusu ayet madem Nur Risaleleri’ne işaret etmektedir, başka risalelere, başka kitaplara… da işaret etmektedir.İslâm fukahası, söz gelimi beş vakit namazın kaçar rekât olduğunu bile Kur’an’da bulamamışlarken; Said Nursî kendi adını, doğum tarihini, risalelerinin isim ve yazılış tarihlerini onda bulabilmiştir!… Demek fakihler aramayı bilememişler!…)
Zülfikar Mecmuası, 433’de geçen;
“İslâmiyet güneşinin doğuşundan tam öndört asır sonra, senin gibi ulvî ve İlâhî ve arşî bir nurun tekrar ve yeniden, bahusus bu son asırda, hem Türk elinde ve hem de Türk dilinde doğması, acaba kimin hatır ve hayalinden geçerdi? Bu ne büyük bir ni’met bizlere ve bu asır halkı için ne bahtiyarlık Yârabbi!.
Türkçemiz seninle iftihar edip dolmakta, kabarıp şişmekte ve her lisan üstüne bağdaş kurup oturmaktadır.”
Şuâlar, 241’de geçen;
“(…) Risale-i Nur’a hücum edilmez. O doğrudan doğruya Kur’an’a bağlanmış ve Kur’an dahi arş-ı a’zamla bağlıdır. Kimin haddi var, elini oraya uzatsın ve o kuvvetli ipleri çözsün.”
Müdâfaalar, 104’te geçen;
“Risale-i Nur’un arkasında otuzüç âyât-ı Kur’aniye işârâtı ve Hazret-i İmam-ı Ali Radıyallahu Anh’in üç kerâmât-ı gaybiye ile ihbârâtı ve Gavs-ı A’zâm’ın sarahate yakın şehâdeti var. Ona hücûm, bunlara hücûmdur.”
Alıntı yaptığımız bu cümlelerde anlatılmak istenenler düpedüz Kuran-ı kullanarak Risaleleri kutsallaştırmak değil midir? Bu iddia yeni bir din, yeni bir ilahi kitap ve yeni bir peygamber demek değil midir? Bu İslam’a göre küfür değil midir?
Kur’an’da Hz.Muhammed’e açıklanmadığı halde Said Nursi’ye açıklanmış gizli gerçekler var mıdır? Risalei Nur; Kur’an’nın gizli gerçeklerinin arştan inen kesin delili midir?
Şualar, Birinci Şua, Yirmi dördüncü Ayette geçen; “Kur’an’ın gizli hakikatleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!!…”
Kastamonu Lâhikası, 231, Yirmiyedinci Mektubda geçen; “Risale-i Nur, yüze yakın din tılsımlarını ve hakâik-ı Kur’aniyenin muammalarını keşfetmiştir ki; her bir tılsımın bilinmemesinden çok insanlar şübehata ve şükûke düşüp, tereddüdlerden kurtulmayıp, bazan îmanını kaybederdi. Şimdi, bütün denizler toplansalar, o tılsımların keşfinden sonra galebe edemezler.”
Şualar, Birinci Şua, Yirmi ikinci Ayet ve Ayetler, c. I, s. 841’de geçen;
“Resailin Nur denilen otuz üç aded Söz ve otuz üç aded Mektub ve otuz bir aded Lem’alar, bu zamanda, Kitabı Mübin’deki âyetlerin âyetleridir”.
Bu iddiaları ileri sürenlere göre; Said Nursi yeni bir peygamber, Risaleler ise yeni bir ilahi kitap, Kur’an sırlarla dolu açıklanmamış gizli bir kitap, Risale-i Nur’lar imanı kurtaran kitap, Hz.Muhammed ise Kur’an’ın sırlarından habersiz veya haberi varsa bunları ümmetten saklamış bir peygamber olur ki böyle bir iddia küfürdür.
Risalei Nur denen kitaplar kusursuz, eksiksiz, izaha ihtiyacı olmayan ve mükemmel bir kitap mıdır?
Barla Lahikası, Yirmi Yedinci Mektub ve Zeyilleri, c. II, 1415. de geçen;
“Mübarek Sözler şübhesiz Kitabı Mübin’in nurlu lemeatıdır. İçinde izaha muhtaç yerler eksik olmamakla beraber küll halinde kusursuz ve noksansızdır”.
Barla Lâhikası, 56’da geçen;
“Kimin haddidir ki, bu Nurlarda yanlışlık bulsun. (…) Onun için bir harfe dokunmayı azîm bir günah işliyorum telâkki ediyorum.”
Barla Lâhikası, 194’de geçen;
“Kimin haddi var ki, risâlelerin birisine el uzatsın veyahut bir sahifesine dil uzatsın, veyahut bir cümlesini tenkid etsin, veyahut bir kelimesine, hatta bir harfine ve belki bir noktasına itirazda bulunsun.” (Malumdur ki, Kur’an’ın bazı harflerinde, hatta kelimelerinde ve vakıf (duraklama) yerlerinde, dolayısıyla noktalamasında çeşitli ihtilâflar vardır. Buna karşın Nur Risaleleri’nin noktasına bile itiraz edilemez, bir harfine bile dokunmak büyük bir günahtır)
Rehberler, 194, Hanımlar Rehberi’inde geçen;
“ Risale-i Nur, yer yüzünde emsaline rastlanmıyan ve bundan sonra dahi rastlanmasına imkân olmıyan bir derya-yı îmân ve bir tevhid hazinesidir.”
Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 199’da geçen;
“Ey Risale-i Nur! (…) Bütün eller ve dillerde kemâl-i iştiha ve iştiyakla dinlenip okunacak ve yazılıp yayılacak en tatlı ve en halâvetli, en câzibedar ve en revnekdar yegâne eser-i metin ve nûr-u mübîn ancak sensin!
Bu iddialar hangi cesaretle söylenmektedir. Kur’an-ı Kerim’e iman etmiş bir Müslüman için; Kur’an dışında kusursuz, tam ve mükemmel bir kitap olabilir mi? Bu iddia insan eliyle yazılmış bir kitap için fuhşiyat/ aşırı gitmek değil midir? Bu görüşler kişiyi şirke, küfre götürmez mi?
Bu devirde; “Urvet-ül vüska”, yani çok sağlam, kopmaz bir zincir ve bir “hablullah” (Allah’ın ipi) olan kitap Kuran mıdır yoksa Risalei Nur mudur?
Şualar, On Birinci Şua, c. I, s. 985.de geçen;
“Risale-i Nur bu asırda, bu tarihte bir “urvet-ül vüska”dır. Yani çok sağlam, kopmaz bir zincir ve bir “hablullah” yani Allah’ın ipidir.”
Âsâ-yı Mûsa, 82’de geçen;
“Buna rağmen bizzat Kur’an-ı Kerim, Risaletu’n-Nur’un çok muhkem, kopmaz bir zincir ve bir “Hablullah” olduğunu “Ona (Nur Risaleleri’ne) elini atıp yapışanın necat bulacağını” mana-yı ********yle haber verir.” cümlelerine ne demeli? Yorumu siz yapın!!
Müslümanların şeriat, dua, ve ibadet kitabı Kuran mıdır, yoksa Risaleler midir?
Emirdağ Lahikası I, c. II, s. 1719. de geçen “Risale-i Nur’un menşur-u hakikatında tam tecelli ettiğinden, hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emr-ü davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem bir kitab-ı hakikat, hem bir kitab-ı tasavvuf, hem bir kitab-ı mantık, hem bir kitab-ı İlmi Kelâm, hem bir kitab-ı İlmi İlahiyat, hem bir kitabı teşviki san’at, hem bir kitabı belâgat, hem bir kitabı isbat-ı vahdaniyet; muarızlarına bir kitab-ı ilzam ve iskâttır”. Cümlesi Said Nursi’nin Risalelerini Kur’anlaştırma çabaları değil midir?
Bu devirde Müslümanlar Kurana mı yoksa Risalelere mi muhtaçtır? Müslümanların tekrar tekrar okuması gereken kitap Kuran mı yoksa Risaleler mi?
Kastamonu Lâhikası, 73’te geçen;
“Risale-i Nur, hakaik-ı İslâmiyeye dair ihtiyaçlara kâfi geliyor, başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor. Kat’î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, îmanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risale-i Nur’dadır. Evet onbeş sene yerine, onbeş haftada Risale-i Nur o yolu kestirir, îman-ı hakikîye îsal eder. Hem madem ben sizlere kanaat ettim ve ediyorum, başkalara bakmıyorum, meşgul olmuyorum. Siz dahi Risale-i Nur’a kanaat etmeniz lâzımdır, belki bu zamanda elzemdir.”
İctimâi Reçeteler II, 193’te geçen;
“Hem şu hakikat zahir ve bahirdir ki: Bir kimse allâme dahi olsa, Risale-i Nur’un ve Müellifinin talebesidir; Risale-i Nur’u okumak zaruret ve ihtiyacındadır. Eğer gaflet ederse kendini aldatan enaniyetine boyun eğip, Risale-i Nur Külliyatını okumazsa büyük bir mahrumiyete düçar olur.”
Bediüzzaman Said Nursî, 666’da geçen;
“Bütün bunlar, Risale-i Nur’un dünya çapında muazzam bir boşluğu doldurmakta olduğunun delil ve emareleri değil midir? Bütün beşeriyet, Kur’âna ve dolayısiyle asrımızda onun mânevî i’cazını ispat ve beyan eden Risale-i Nur’a muhtaçtır.” Cümlelerinde geçen telkinler Müslümanların, Kur’an’ı suiistimal eden Risalelere muhtaç olduğunu ortaya koymaktadır.
Zamanımızda İmanı kurtarmanın veya kurtuluşun tek yolu Nur cemaatına girip Risaleye mi tabii olmaktır?
Emirdağ Lâhikası (1), Mektup No: 81, c. II, s.1733. de geçen;
“Bu acip ve dehşetli ve hiç misli görülmemiş devirde, hususan ehl-i imanın çok sarsıntılar geçirdiği ve çok dehşetli düşmanlar karşısında bulunduğu ve küfr-ü mutlak ateşinin mahallemizi sardığı bir zamanda, ancak ve ancak, güvenimizin en müstahkem, kavî, yıkılmaz, sarsılmaz tahkimatı olan Risale-i Nur’un nurânî siperlerine iltica etmekle ve onun daire-i kudsiyesine dehalet etmekle kurtulacak ve imanınızı kurtararak, idam-ı ebedî zannettiğiniz ölümü bir hayat-ı bâkiyeye tebdil edeceksiniz”.
Rehberler, 134, Gençlik Rehberi’nde geçen;
“Evet bu asırdaki insanları saadete kavuşturacak eser ancak Risale-i Nur’dur. Bu hüküm Nur Risalelerini okuyanların kat’i bir hükmüdür. (…) Nasıl Kur’an-ı Kerim’e sarılanların dünya ve âhiretleri mamur olursa; O’nun parlak ve yüksek bir tefsiri olan Risale-i Nur’u okuyup amel edenler de hakiki saadete erişeceklerdir.”
Bediüzzaman Said Nursî, 277, Kastamonu Hayatı’nda geçen;
“(…) işaret ve beşaret-i Kur’aniyede ifade eder ki: “Risale-i Nur dâiresi içine girenler, tehlikede olan îmanlarını kurtarıyorlar ve îmanla kabre giriyorlar ve Cennete gidecekler.” diye müjde verirler.”
s. 312’de geçen;
Evet, Risale-i Nur’un bu dehşetli zamanda kazandırdığı iki netice-i muhakkakası, her şeyin fevkindedir; Başka şeylere ve makamlara ihtiyaç bırakmıyor.
Birinci Neticesi: Sadakat ve kanaatla Risale-i Nur dairesine giren, îmanla kabre gireceğine gayet kuvvetli senetler var.”
Kastamonu Lâhikası, 47’de geçen;
“fefi’l-cenneti hâlidîne” âyetinin sırrıyle, “Risale-i Nur talebeleri, îman ile kabre gireceklerdir” tebşîratının (…)” Cümlelerde Said Nursi; kurtuluşun, cennetin, gerçek saadetin yolu olarak Risalelere sığınmayı, kutsal cemaatine girmeyi, Kur’an’la yetinilmeyip Risalelere tabi olunması gerektiğini söylemektedir.
Risalelerin yolunda çalışmak, hizmet etmek günahlara kefaret midir?
Sikke-i Tasdik-i Gaybî, c. II, s. 2061. de geçen;
“Kur’an lemeatlarına ve dellâlı bulunan Risale-i Nura değil ilişmek, tamamiyle terviç ve neşrine çalışmaları elzemdir ki, geçen dehşetli günahlara keffaret ve gelecek müdhiş belâlara ve anarşistliğe bir sed olabilsin.” Cümlesiyle Said Nursi af olmanın yolu olarak Risale propagandasını ve yazımını göstermektedir.
Risale-i Nur; bela ve musibetleri def edip kendisine itiraz edenlerin başlarına bela veya musibetler getirir mi?
Şuâlar, 308-311, Onüçüncü Şua’da geçen;
“İşte Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri uzun senelerdenberi “zındıklar Risale-i Nura dokunmasınlar ve şakirdlerine ilişmesinler. Eğer dokunurlar ve ilişirlerse, yakından bekliyen felâketler, onları yüz defa pişman edecek,” diye Risale-i Nur ile haber verdiği yüzler hadisat içinde işte zelzele eliyle doğruluğunu imza ederek gelen dört hakikatlı felâket daha…Bütün arkadaşlar lâ ilâhe illallah zikrine devam ediyorduk. Zelzele bütün şiddetiyle devam etmekteydi. O sırada hatırımıza geldi, Risale-i Nur’u aşkla ve bir saikle üç-beş defa şefaatçi ederek Cenab-ı Hak’tan halâs ettik.(Bu apaçık şirk değil midir?) Elhamdulillah derhal sakin oldu…Zındıka tarafdarları mübarek Üstadımızın ihbarları olan ve Risale-i Nur’un büyük kerametlerinden olup… zelzele eliyle gelen beliyyelere ehemmiyet vermek istemiyorlardı.”
Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 270’de geçen;
“Şimdi tam tahakkuk etti ki; zelzele, Risale-in-Nur ile alâkadardır. …bu şiddetli zelzelenin gelmesi gösteriyor ki; Risale-i Nur, bir vesile-i def’-i belâdır… tatile uğradıkça belâ fırsat bulup gelir.”
Kastamonu Lâhikası, 14’de geçen;
“Kardeşlerim, bu zelzele benim itikadımca Şakk-ı Kamer gibi bir mu’cize-i Kur’an’dır. En mütemerridi dahi tasdike mecbur eden bir vaziyete girdi.”
Bediüzzaman Said Nursî, 557, Afyon Hayatı’nda geçen;
“ Pek çok tecrübelerle ve hâdiselerle kat’î kanaat verecek bir tarzda Risale-i Nur’un ağlamasiyle, ya zemin titrer veyahut ağlar. Gözümüzle çok gördüğümüz ve kısmen mahkemelerde dahi isbat ettiğimiz gibi, tahminimce, bu kış, emsalsiz bir tarzda bidayette yaz gibi gülmesi, Risale-i Nur’un perde altında teksir makinesiyle gülmesine ve intişarına tevafuku ve her tarafta taharri ve müsadere endişesiyle tevakkufla ağlamasına, birdenbire kış, dehşetli hiddeti ve ağlamasiyle tetabuku, kuvvetli bir emaredir ki, hakikat-ı Kur’aniyenin bu asırda parlak bir mu’cize-i kübrasıdır. Zemin ve kâinat onun ile alâkadar.” (Risale için asfalt-yer ağlamış bee!)
Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 35’te geçen;
“Risalet-ün-Nur’un intişarına karşı gelen düşman ve casuslara mukabil bir tek fare çıktı, planlarını zîr ü zeber etti.”(Hayret abartının bu kadarına..Risale farelerin eline kalmış!)
Şuâlar, 361-362, Ondördüncü Şua’da geçen;
“Her ihtimal var ki; mübarek soba, benim teessüratımı ve tazarruatımı dinliyen tek ve menfaatli arkadaşım bana haber veriyor ki: “Bu zindan ve hapishaneden gideceksin, bana ihtiyaç kalmadı…” (Said; sobayla konuşup sobadan alıyor haberi!!)
Şuâlar, 413, Ondördüncü Şua’da geçen;
“ Aynı saatte, ağır penceremiz adeta sebepsiz kablarım ve şişelerim ve yemeklerim üzerine düştü. Biz tahmin ettik ki, hem camlar, hem bütün şişe ve bardaklarım kırıldılar ve içlerindeki taamlar zâyi’ oldular. Halbuki, hârika olarak hiçbir kırık ve zâyiat olmadı. Yalnız bana hediye gelen pişirdiğim et döküldü. Fakat Nur’un namzed yeni talebelerine kısmet oldu, benim de hediye kabul etmemek olan kaidemi muhafaza etti ve birinci hâdiseye hârikalığıyle tasdik edip imza bastı.” (Kapların, şişelerin ve yemeklerin dökülmesi Saidin doğruluğuna delil!!)
Lem’alar, 246, Yirmialtıncı Lem’a’da geçen;
“Risalet-ün-Nur şâkirdlerinin, hüsn-ü hizmetine acele bir mükâfat gördükleri gibi, hizmette kusur edenler dahi tokat yediklerini, Isparta’da olduğu gibi burada dahi gözümüzle gördük. Hacı Osmanla gelince, kapı güya lisan-ı hâl ile ona demiş ki: “üstadım seni kabul etmeyecek fakat ben sana açılacağım” diyerek arkasından sürgülenmiş kapı kendi kendine Mustafaya açılmış. Demek üstadımın onun hakkında, “Mustafa istikbale lâyıktır” diye söylediği sözü istikbal gösterdiği gibi, kapı da buna şahid olmuştur. Evet Husrevin yazdığı doğrudur, tasdik ediyorum. Kapı bu mübarek Mustafayı benim bedelime hem istikbal etti, hem de kabul etti. Said Nursî” (Kapıları konuşturan bir mucize!! Ve Said bunu tasdik ediyor??)
Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 39-40’da geçen;
“Üstadımız diyor ki: “Benim de kanaat-ı kat’iyyem çok tecrübelerle gelmiş ki, ben Risalet-ün-Nur’un tashihatiyle meşgul olduğum zaman, pek zâhir bir tarzda hem rızkımda bereket, hem suhulet görüyordum. Ne vakit çalışmazsam, o hali göremiyordum.” (Haşa Rezzak Risale olmuş!!)
Şuâlar, 322-323, Onüçüncü Şua’da geçen;
“ Ona “Meyve”deki gençlik ve namaz mes’elelerini okudum ve dedim: Kumar oynama, namaz kıl. Kabûl etti. Fakat haylazlık galebe etti, namaz kılmadı, kumar oynadı. Birden, hiddet tokadını yedi. Üç-dört def’ada daima mağlûb oldu, fakir hâliyle beraber kırk lira ve sako ve pantolonu kumara verdi, daha aklı başına gelmedi. Bu gibi tokatlar daha var; fakat kâğıt bitti, mâna da bitti. Said Nursî”
Cümlelerde değindiğimiz ve değinemediğimiz onlarca saçma sapan iddialara dinî bir cevap veremiyoruz, söyleyecek söz bulamıyoruz. Sadece şunu soralım Nurculara; Üstadınızın tutuklandığı veya Nurculuğunuz yüzünden size menfi bir şey yapıldığı veyahut üstadınız öldüğü gün güneş veya ay tutulsaydı; siz de üsve-i hasene şanlı Resul (s.a.v.) gibi mertçe “güneşin veya ayın tutulmasının bu olaylarla bir alâkası yoktur” diyebilir miydiniz?
“Risalei Nur” darda kalanlara ve günahkârlara yardım eder mi?
Sikke-i Tasdik-i Gaybî s.2102 de geçen bir şiirde:
“Cürmümüzle külhan gibi pürnârız, Dert elinden hem her gün zâr u zârız. Affet bizi madem sana hep yârız, Ey nur-u rahmet-i âlem Risaletü’n-Nur! Çevrildi ateşle bu koca dünya, Bir cehennem gibi kaynadı derya. Yetiş imdada ey şâh-ı evliya! Ey bu zamanda rahmet-i âlem Risaletü’n-Nur!”
Bu şiir Kuran’a göre şirktir. Çünkü af istenecek, sığınılacak, yardım istenecek Risale değil Allah’tır; alemlerin rahmet nuru Risaleler değil Kur’an-ı Kerim’dir.
Risale-i Nur’un manevî kişiliği (her kimse artık!!), ve talebelerinin manevi kişiliği Gavs-ı Âzam mıdır?
İslama göre “Gavs” (kendisine sığınanlara yardım eden) sadece Allah ‘tır. Aksi inanç ise şirktir. Fakat Kastamonu Lâhikası 121.Mektup ta geçen cümlede Said-i Nursi yardım için şöyle diyor:
“Ben, eskide, Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsini, o imamlardan birisini zannediyordum. Şimdi anlıyorum ki, Gavs-ı Âzam’da, kutbiyet ve gavsiyetle beraber, “Ferdiyet” dahi bulunduğundan, âhirzamanda, şakirtlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o Ferdiyet makamının mazharıdır” (Bu inanç düpedüz şirktir.)
Risaleler itfayeciler gibi yangına engel olabilirler mi?
Emirdağ Lahikası, Yirmi Yedinci Mektup, c. II, s. 1723. de geçen:
“ bîçare Ceylan yanıma geldi, dedi: “Biz yanıyoruz, mahvolduk.” Ben de iki gün evvel mağazalarında bulunan Âyet-ül Kübra’nın bir kısım matbu’ nüshalarını yanıma getirmek için söyledim, fakat getirmedi. Demek o ateşi söndürmek için orada kalmıştı. Ben de Risale-i Nur’u ve Âyet-ül Kübra’yı şefaatçı yapıp: “Ya Rabbi kurtar” dedim. Üç saat o dehşetli yangın hücumunda bütün o büyük daireyi mahvetti. Altında ve bitişiğindeki dükkânları bütün yaktı, yıktırdı. Risale-i Nur’un ve Âyet-ül Kübra’nın hıfzında (korumasında) olan mağazaya kat’iyyen ilişmedi ve altındaki şakirdin dükkânı da müstesna olarak sağlam kaldı.” Sözleriyle Said Nursi Risalelerin yangına engel olduğunu, mağazayı koruduğunu iddia ederek şirk işlemiyor mu?
Risale-i Nur’daki uydurma Hadisler ve Said-i Nursi’nin Hadis Uydurmacılığı
Yirmisekizinci Lem’a’da geçen; “Ben ilmin şehriyim Ali’de onun kapısıdır.”
Nur Risaleleri’nde “Keramet-i Aleviye” diye sunulan zırvaların temel dayanağı, işte bu hadistir.
Sözler, 269, Yirmiikinci Söz’de geçen;
“Büyük bir nur lâmbası, Güneştir ki; arzın şarktan geri dönmesiyle yeniden güneşin görünmesi, kucağında Peygamberin (A.S.M.) yatmasiyle ikindi namazını kılmayan İmam-ı Ali (R.A.) o mu’cizeye binaen ikindi namazını edâen kılmış.” (Dünya tersine dönmüşşşşşşş!)
Mu’cizat-ı Ahmediyye/Onüçüncü İşaret’te geçen;
Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm namaz kılarken, hırçın bir çocuk, namazını kat’edip geçtiğinden, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ﻩﺮﺜﺍ ﻊﻁﻗﺍ ﻢﻬﻟﻟﺍ demiş. Ondan sonra çocuk daha yürümemiş öyle kalmış, hırçınlığının cezasını bulmuş.” (Peygamberimize atılan iftira)
Kastamonu Lâhikası, 35, Yirmiyedinci Mektubda geçen;
“Ben namaz tesbîhatının âhirinde otuzüç def’a kelime-i tevhîd zikrederken birden kalbime geldi ki: Hadîs-i Şerîf’te “Bâzen bir saat tefekkür, bir sene ibadet hükmüne geçer.” Risalet-ün-Nur’da o saat var, çalış o saati bul, ihtar edildi.” (işi gücü bırak Risale-i Nur’la uğraşşşşş!)
Mektubat, 410, Yirmidokuzuncu Mektup’ta geçen;
“Bir rivayette, lisanı ehli cennetten sayılan Farisi lisanı….” (Eyvah Farsça bilmeyenler yandı!)
Mektubat, 381-382, Yirmidokuzuncu Mektub’ta geçen;
“ Hadîsin rivayetlerinde var ki: Cenâb-ı Hak nefse demiş ki: “Ben neyim, sen nesin?” Nefis demiş: “Ben benim, sen sensin” Azab vermiş, cehenneme atmış, yine sormuş. Yine demiş: “ENE ENE; ENTE ENTE”. Hangi nevi azabı vermiş, enâniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş. Yâni aç bırakmış. Yine sormuş: “MEN ENE VEMA ENTE” Nefis demiş: “Sen benim Rabb-ı Rahîmimsin, ben senin âciz bir abdinim…”( Said-in Allah’a ve peygambere attığı iftira!!)
Şuâlar, 48, Üçüncü Şua’da geçen;
“Kur’an’dan ve münâcât-ı nebeviye olan Cevşen-ül-Kebîr’den aldığım bu dersimi,..
( Said; peygambere ait dediği bu cevşen hakkında maalesef hiçbir kaynak gösterememiştir.)
Şuâlar, 484, Onbeşinci Şua’da geçen;
“Binbir Esma-i İlâhiyyeye sarîhan ve işareten bakan ve bir cihetle Kur’an’dan çıkan bir hârika münâcât olan ve mârifetullahda terakki eden bütün âriflerin münâcâtlarının fevkınde bulunan ve bir gazvede “Zırhını çıkar onun yerine bu Cevşeni oku” diye Cebrail vahy getiren “Cevşen-ül-Kebîr” münâcâtı içindeki hakikatlar ve tam tamına Rabbine karşı tavsifler,”(Ey Said! nerde bu vahiy dediğin iftiranın kaynağı)
Kastamonu Lâhikası, 130, Yirmiyedinci Mektubda’da geçen şu sözdür:
Birden bu gelen Hadîs-i Şerif ihtar edildi: “Ahir zamanda, ihtiyâre kadınların samimî dinlerine ve kuvvetli itikadlarına tâbi olunuz.” (Kur’ana değilde ihtiyar kadınların dinlerine!!!)
Mektubat, 165, Ondokuzuncu Mektub’da geçen;
“Mi’rac gecesinin sabahında (…) Hem Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Kureyş’e demiş ki: “Yolda giderken, sizin bir kafilenizi gördüm; kafileniz yarın filân vakite gelecek. Sonra o vakit kafileye muntazır kaldılar. Kafile bir saat teehhür etmiş. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ihbarı doğru çıkmak için, ehl-i tahkikın tasdikıyla, Güneş bir saat tevakkuf etmiş. Yâni Arz, O’nun sözünü doğru çıkarmak için; vazifesini, seyahatını bir saat tâtil etmiştir ve o tâtili, Güneş’in sükûnetiyle göstermiştir.” (Said attığı iftirayla güneşi durdurduuuu!)
Lem’alar, 272, Yirmisekizinci Lem’a’da geçen;
Said Nursî, Hacc suresinin 73. ayetinin tefsirinde, ayetin metninden sonra şöyle diyor:
“….Nemrud’u mağlub eden ve Hazret-i Musâ (A.S.) onların ta’cizlerine karşı müştekiyâne: “Ya Rab, bu muacciz mahlukları ne için bu kadar çoğaltmışsın?” deyince ilhamen cevap gelmiş ki: Sen bir def’a sineklere itiraz ettin, bu sinekler çok defa sual ediyorlar ki: “Ya Rab, bu koca kafalı beşer seni yalnız bir lisan ile zikr ediyor. Bazı da gaflet ediyor. Eğer yalnız kafasından bizleri halk etse idin, binler lisan ile sana zikredecek bizim gibi mahluklar olurlardı,” diye …” (Bu da Hz. Musa’ya attığı iftira)
Şuâlar, 228, Onbirinci Şua’da geçen şu;
“Hem meselâ küre-i arzın nevileri adedince başlar ve o nevilerin fertleri sayısınca diller ve o ferdlerin âzâ ve yaprak ve meyveleri mikdarınca tesbihatlar yaptığı için elbette o haşmetli ve şuursuz ubûdiyet-i fıtriyeyi bilerek, şuurdarâne temsil edip dergâh-ı ilâhiyeye takdim etmek için kırkbin başlı ve her başı kırkbin dil ile herbir dil ile kırkbin tesbihat yapan bir melek-i müekkeli bulunacak ki, ayn-i hakikat olarak muhbir-i sâdık haber vermiş.” (Said’in Melekler hakkında ki iftirası)
Hz. Peygambere isnat edilen bütün bu rivayetlerin kaynağı nedir? Bu haberler, hangi hadis kitabında geçmektedir? İşkembeyi kübradan atmak kolay!!
Sözler, 233, Yirminci Söz’de geçen;
(…) Nil-i mübârek, Dicle ve Fırat gibi ırmaklar, (…) hadiste rivayet ediliyor ki: “O üç nehrin herbirine Cennetten birer katre her vakit damlıyor ve ondan bereketlidirler.” Hem bir rivayette denilmiş ki: “Şu üç nehrin menbaları, cennettendir.”(Sait Dicle’yi hadise eklemiş)
Mektubat, 104, Ondokuzuncu Mektub’da geçen;
“Sonra ehl-i keşfin tasdikıyla; yetmiş def’a Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm temessül edip, yakaza hâlinde O’nun sohbetiyle müşerref olan Celâleddin-i Suyutî gibi allâmeler ve muhakkikler ehâdis-i sahîhanın elmaslarını, sair sözlerden ve mevzuattan tefrik ettiler.”
(Keşif yolunu kabul edince , bu durumda; bazı mülhitlerin, fikirsizlerin, hıfzsızların, bilgisizlerin karıştırdıkları uydurma hadisleri o büyük muhaddislerin ayırmalarının ne kıymeti kalır?! Onlar ayırsınlar, siz Resule sorup (!) onların ayırdıklarını tekrar sokuşturun… Bundan daha kötü ne olabilir ki! )
Şuâlar, 433; Müdâfaalar’da Peygamberimize şöyle iftira atmaktadır:
“Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm, bazı hâdislerle Ümmet-i Muhammediyenin ömrünün binbeşyüz seneyi pek geçmiyeceğini söylüyor.”


13 Eylül 2008 - 10:31
selam öncelikle belirtmeliyimki solcu alevi bir aileden geliyorum nurcuların dersine bir kere gittim ve ondan sonra kitaplarını aldım doğru yolu buldum saidi nursi o gerçektem büyük bir islam alimi peygamber efendimizin hakiki varisi yaşamıyla bunu kanıtlamıştır hayatı boyunca hiç kimseye minnet etmemiştir kimseden nehediye ne para almamıştır bugün birçok din adamları villalarda jet skilerle lüks içinde yaşarken saidi nursi mağarada münzevi hayatı seçmiş rus ve ermenilere karşı bitlisi korumuş gönüllü alay komutanlığı yapmış ve esir düşmüş bir mücahit,kendi deyimiyle 80 küsür senelik hayatımda dünya zevki namına birşey bilmiyorum,sizler onu insafsızca eleştirenler ırkkçı masonlara hizmet ediyosunuz,söylemeden geçemicem neden saidi kürdi diyosunuz,halbuki o imanlı bir türk talebemi cahil imanı zayıf bin kürde değişmem demiştir,siz risaleinura ve yazarına zarar veremessiniz,hepimiz ölücez ama risaleinur kıyamete kadar baki kalıcak inşallah bugün dünyanın her köşesin de risaleinur okunuyor,ali aksoy ırkkkkkkçılığı bırak bak negüzel okadar okul okumuşsun bak yüzün temiz bir insana benziyosun bırak buişleri hayırlı işler yap bak bunu sana 18 yaşında bir genç söylüyor tövbet et rabbim hepimize merhamet etsin.
29 Ekim 2008 - 17:05
ali bey sizin neye hizmet ettiğiniz çok şikarunu iyi bilinki güneş balçıkla sıvanmaz sizin tenkitleriniz bize daha çok okuma azmi veriyor
08 Kasım 2008 - 03:47
misyonerler bile sarıklı,cübelli,çarşaflı,sakallı müslümanlardan korkmadıklarını söylüyorlar.sadece nurculardan korktukları ve bu kişilerden uzak durmaları gerektiği söyleniyor.risalelerin amacı nedir?
-insanların imanını kurtarmak,peki peygamberimizin en büyük sünneti nedir?-islamiyeti yaymak ve insanları imanlarını kurtarmak değilmidir.devir cemaat devridir,her nekadar sizin gibi engellemeye çalışanlar olsada bu hizmet inşallah çığ gibi büyüyecektir
08 Kasım 2008 - 03:53
toprakerdem
elmalılı hamdi yazır risaleleri okuyunca daha önce okusaydım tefsir yazmazdım demiş.
08 Kasım 2008 - 04:01
Kur’an; şu kitab-ı kebir-i kainatın bir tercüme-i ezeliyesi, ve ayat-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedisi, ve şu alem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri, ve zeminde ve gökte gizli esma-i İlahiyenin manevi hazinelerinin keşşafı, ve sutur-u hadisatın altında muzmer hakaikin miftahı, ve alem-i şehadette alem-i gaybın lisanı, ve şu alem-i şehadet perdesi arkasında olan ve alem-i gayb cihetinden gelen iltifatat-ı ebediye-i Rahmaniye ve hitabat-ı ezeliye-i Sübhaniyenin hazinesi, ve şu İslamiyet alem-i manevisinin güneşi, temeli, hendesesi, ve avalim-i uhreviyenin mukaddes haritası, ve zat ve sıfat ve esma ve şuun-u İlahiyenin kavl-i şarihi, te ra olan İslamiyetin ma ve ziyası; ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi, ve insaniyeti saadete sevk eden hakiki mürşidi ve hadisi, ve insanlara hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emir ve davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem insanın bütün hacat-ı maneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, cami bir kitab-ı mukaddes, hem bütün evliya ve sıddikinin ve urefa ve muhakkıkinin fsir-i vazıhı, bürhan-ı katıı, tercüman-ı satıı, ve şu alem-i insaniyetin mürebbisi;. ve insaniyet-i küb muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezakına layık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesleğin mesakına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitab-ı semavidir.
Kur’an, Arş-ı azamdan, İsm-i azamdan, her ismin mertebe-i azamından geldiği için, On İkinci Sözde beyan ve ispat edildiği gibi, Kur’an, bütün alemlerin Rabbi itibarıyla Allah’ın kelamıdır, hem bütün mevcudatın İlahı ünvanıyla Allah’ın fermanıdır, hem bütün semavat ve arzın Halıkı namına bir hitaptır, hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükalemedir, hem saltanat-ı amme-i Sübhaniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir, hem rahmet-i vasia-i muhita nokta-i nazarında bir defter-i iltifatat-ı Rahmaniyedir, hem uluhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır, hem İsm-i azamın muhitinden nüzul ile Arş-ı azamın bütün muhatına bakan ve teftiş eden hikmet-feşan bir kitab-ı mukaddestir. Ve şu sırdandır ki, Kelamullah ünvanı, kemal-i liyakatle Kur’an’a verilmiş ve daima da veriliyor. Kur’an’dan sonra, sair enbiyanın kütüp ve suhufları derecesi gelir. Sair nihayetsiz kelimat-ı İlahiyenin ise, bir kısmı dahi, has bir itibarla, cüz’i bir ünvan ile, hususi bir tecelli ile, cüz’i bir isimle ve has bir rububiyetle ve mahsus bir saltanatla ve hususi bir rahmetle zahir olan ilhamat suretinde bir mükalemedir. Melek ve beşer ve hayvanatın ilhamları, külliyet ve hususiyet itibarıyla çok muhteliftir.
Kur’an, asırları muhtelif bütün enbiyanın kitaplarını ve meşrepleri muhtelif bütün evliyanın risalelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyanın eserlerini icmalen tazammun eden ve cihat-ı sittesi parlak ve evham ve şübehatın zulümatından musaffa; ve nokta-i istinadı, bilyakin vahy-i semavi ve kelam-ı ezeli; ve hedefi ve gayesi bilmüşahede saadet-i ebediye; içi bilbedahe halis hidayet; üstü bizzarure envar-ı iman; altı biilmilyakin delil ve bürhan; sağı bittecrübe teslim-i kalb ve vicdan; solu biaynilyakin teshir-i akıl ve iz’an; meyvesi bihakkilyakin rahmet-i Rahman ve dar-ı cinan; makamı ve revacı, bi’l-hadsi’s-sadık makbul-ü melek ve ins ve can bir kitab-ı semavidir.
08 Kasım 2008 - 04:07
PKK ve Hizbullah´a Nurcular set oldu
Yazar: Kemal Benek
13.05.2008
* Doğuda uzun yıllardır devam eden kargaşanın temelinde yatan sebep nedir?
Gaziantep’te bana, “Doğu insanı dindardır. Nasıl oluyor da dinden uzak bir partiyi, insanları seçiyor” diye soru sordular. Ben de onlara olayları ve sonuçlarını şöyle anlattım:
Bu olaylara zemin hazırlandı. Örgüt bu zemini kullandı. Türkiye menfi milliyetçilik üzerine tesis edildiği için başka milletleri kışkırtmak gibi icraatlar yapılıyordu. Turgut Özal zamanına kadar Kürtçe konuşmak yasaktı. Eskiden anlatırlardı. Köyden Diyarbakır’a gidenlere Kürtçe soruyorlarmış “Sofi tu kute” yani “Sofi nereden geliyorsun?” Kürtçe cevap verse birkaç kuruş hemen ceza kesiliyor. Tuzağa düşürmek için Kürtçe soruyor, hem de ceza kesiyor. Ulu Caminin önünde Mevlid-i Şerif, Ahmed-i Hani’nin Nubahar eseri yasaktı. Cezalandırırlar diye gizli okuyordum. Buralardan geldik.
* Terör örgütü de bunları mı kullandı?
PKK bir hamle yaptı. Bir taraftan dağ kadrosunu oluşturdu, bir taraftan halkın içinde milislerini tesis ettirdi. Hükümetler aciz kaldı. Halk gece dışarı çıkamaz hale geldi. Birileri “ne yapalım bunu” diye toplandı. “Güneydoğu gidiyor. Halk bile elimizden gitti. Rastgele öldürmek de olmaz, ne yapalım şimdi. Mahkemeye sevk ediyoruz, mahkemede beraat ediyor. Mahkeme yoluyla, demokrasiyle bu çözülmez. Adamları tesbit edelim. Onları evlerinden alalım, sokak infazı yapalım, cenazesini atalım” diye düşündüler. Binlerce kişi bu mantıkla her evden, aileden gitmiş. Benim abim Molla Mensur dünyaya bedel bir âlimdi. Şarkın en büyük âlimlerindendi. Gazetelerde beyanatları çıkmıştı. Çok harika bir ilim ve zekâsı vardı. Hiçbir âlim ilmiyle onun yanında başa çıkamazdı. O da bu yöntemle gitti. Her bir ailenin bir ismi bu yöntemle gitmiş. Aile yaralanmış. Şimdi sizin takdirinize havale ediyorum. Sizin ağabeyiniz, babanız asker, jandarma veyahut başka bir güç tarafından evden çıkarılıp götürülse ve daha sonra cenazesini sokakta görsen sen ve sülâlen tarih boyunca o devlete dost olur musunuz? Dost olmak mümkün değil. Belki dağa çıkamaz, ama her türlü fırsatta meselâ ona rakip olanları destekler. Dünyanın en dinsizlerini de getirseler aday gösterseler o insanlar kazanırlar.
* Bir nev’î intikam hissi mi taşınıyor?
Evet. İntikam peşindedirler. “Belediye bize hizmet edecek.” Diyarbakır bunun peşinde değil ki. Yapılsın, yapılmasın umurunda değil. Bir rakip arıyor. Güneydoğu, şark sadece bu gibi felâket ve helâketlere maruz kalmamış. Aynı zamanda maddî bir terakkiyat da onlara verilmemiş. İş imkânları da açılmamış. PKK altınla, gümüşle onları kandırmıyor. Bir adam az bir bahaneyle bile bunları dağa çıkarır. Şu anda geçici olarak kontrol altına alındılar. Bitti denemez. Burada kayboldu mu başka yerlerde kendini gösterir. Türkiye büyük bir devlet olduğu halde bu zihniyet onu ne hale getirdi.
Fakat lillahilhamd Nur talebeleri yine şayanı tebrik hareketleriyle, okuma programlarıyla, batıdan doğuya, doğudan batıya, kuzeyden güneye güneyden kuzeye Kürtleri, Türkleri, Arapları birbirine kucaklattırarak, muhabbetle yaklaşmaları PKK’dan yüzde 50 civarında bir insan koparmaya vesile oldular. Dinî hissiyat yine kendini gösterebilir. Fakat sadık olmak lâzım. Samimî olmak lâzım. Gaziantep’teki cemaate böyle söyleyince oradakiler dedi ki, “Vallahi biz şimdi anladık. Hakikat budur. Artık inşallah bunlar aklı selimle çözülür.”
* Halk ne istiyor?
Kimse Türkiye’yi bölmek istemez, ancak Türkiye gibi büyük bir devlet, bu millete kucağını açsın. Oyalamakla, aldatmakla değil samimane yapsın. Risâle-i Nur da, bütün bu şartlara rağmen hizmetini sürdürüyor. O da olmasaydı Türkiye’de Irak’ı, Lübnan’ı, Afganistan’ı geride bırakacak derecede bir iç savaş olacaktı. Bu manevî boyutudur. Maddî boyutlar da olması lâzım. Gerçi şu anda GAP projesine hız veriliyor. Bu biterse bir de samimî bir yaklaşım içerisinde olunursa netice alınır. Bir taraftan askerî operasyonlar yapılsın. Fakat o son çare. Esas işi bitiren o değil.
* İntikam hissinde bir azalma olmuyor mu?
Faili meçhul cinayetler bitti. İntikam bitmiyor, o devam ediyor. Çünkü yanlışlar devam ediyor.
* Ne gibi…
Birkaç sene evvel köyümüze yakın bir yerde bir cenaze çıktı. O kadar muhtar var “gözaltına alınırım” korkusuyla kimse askere haber veremiyor. Ben çok vicdan azabı çektim. Gittim. Bir petrolün arkasına atılmış, şişmiş cenazeyi gördüm. Karakola haber verdim. Bana “Sen niye bize haber veriyorsun merkeze söyle” dediler. “Burası merkeze bağlı değil, sizin mıntıkanızdadır. Sen gelmek istemiyorsun, o gelmek istemiyor bu cenaze böyle olmaz ki. Bu bir vatandaştır” dedim. Karakol komutanı geldi cenazeyi gördü. Adamın başına kurşun sıkılmış. Komutan küfür etti, bir şeyler söyledi. Askerler de bizim etrafımızda. Güneşin batmasına az kalmış. Komutan neredeyse bana kızacak; “Siz hocalar olarak vazifenizi yapmıyorsunuz. Bu memleket ne hale geldi.”
* Sizi mi suçladı?
Evet, beni de suçladı. Ben de durdum biraz. Baktım hissî davranıyor. O anda uzaktan iki kişi geldi. Bana dediler “Hocam ölen filanın oğludur.” “Peki kim öldürmüş” dedim. Komutan da bize bakıyor. “Korucular öldürmüş” dediler. Bu sefer komutan ne kadar hiddet etmiş ise ben hiddet ettim. Komutana döndüm; “Komutanım siz demin bana bir şey söylediniz. ‘Siz hoca olarak görevinizi yapmıyorsunuz’ dediniz. Nasıl görevimi yapacağım? Ben hutbede ‘PKK teröristtir, hep kan döküyor, her türlü terörizm böyledir’ falan diyorum. Bak bu adamın babası benimle birlikte namaz kılıyordu. Bana diyecek ‘hoca efendi böyle saptırıyorsun sen. Her türlü terörizme lânet getirmen lâzım, tek taraflı terörizm olmaz. Bak devletin korucuları tarafından öldürülmüş.’ O zaman ben devlet teröristtir diyebilir miyim? Şimdi beni mazur görün. Hz. Ömer’in adaleti yoktur ki, ona dayanarak konuşalım. Bu çelişki karşısında cami içinde bizi sustururlar. O zaman benim konuşmam beş para etmez. Siz benden beklediğiniz o tesiri de bulamazsınız. İşte biz bu tavır karşısında hayret içerisinde suskunluğumuzu muhafaza etmekten başka çare yok” dedim. Beni dinledikten sonra, “Hocam tebrik ederim, anlıyorum” dedi. Bu sefer o düşünmeye başladı.
* Emekli genelkurmay başkanlarının açıklamaları nasıl karşılık görüyor?
Halk böyle bir samimiyet görmemiş ve inanmamıştır. Askere güneydoğu değil batı da güvenmiyor. En son cumhurbaşkanlığı seçiminde gördünüz. Asker hangi konuda karşı çıkıyorsa millet tersini yapıyor. Nerede bu memleketin göz bebekleri? Nerede ‘ölürsem şehidim, kalırsam gaziyim’ inancı? Nerede bu kahramanlar? Halk neredeyse başka bir gözle onlara bakar. Onlar kendini toparlasınlar. Yoksa sadece güneydoğu ve şarkın insanları değil batı da onlara güvenmiyor.
* Askerler bizim içimizden çıkmıyor mu? Niye farklı düşünüyorlar? Onları değiştiren nedir?
Türkiye ve dünyada içimizden çıkıyorsa da başa çıkanlar daima başka mecrada gösteriyorlar. Sadece Türkiye’de değil âlemi İslâmın her tarafında baştakiler halkın ruhunu, hissiyatını temsil etmiyorlar. Yabancı insanlar gibi görünüyorlar. Millet ile baştakiler arasında bir kopma var. Zaten terörizmin ilk ruhu buradan gelir; Devlete güvenmemek. Baştakilere güvenmemek. Kendilerinden biri kabul etmemek. Şu anda şark insanı da, batıdaki de hükümet ile devlet arasında kopukluk görüyor. Yüzde 50 aynı partinin oy alması da beni tasdik ediyor. Köyde yaşıyorum, taziyelere gidiyorum milletin hissiyatı böyledir tahmin ediyorum.
* Halka neler anlatıyorsunuz?
Bana sorduklarında onlara, “kardeşlerim Nur talebelerinin hedefi Kürdistan, Türkistan, Arabistan değil. Her bir adam Kürdistan, Türkistan, Arabistan kadar bir baki mülk saltanatı iman karşısında ihzar edilmiştir. Bediüzzaman’ın nazarı, dikkati başka âlemdedir. Dünya savaşı umurunda olmayan bir insan böyle küçük muharebelerle uğraşmaz. İşte Nur talebeleri de böyledir. Biz Türklerin, Kürtlerin, Arapların ebedî hayatlarını kurtarmaya çalışıyoruz. Şefkatimiz budur. Şu anda Risâle-i Nurun orijinalini muhafaza etmeye çalışarak Kürtçeye tercüme etmeye çalışıyorum. Tabirler nasıl Arapçadan muhafaza edilerek Türkçeye çevriliyorsa öyle yapıyorum. Bazı tercümeleri köylerde okudum. Dinlediler, “Bu Kürtçeyi biz de okuyacağız” dediler. Risâle-i Nur yanlış imajları da bu memleketten siler.
* Bu konuda eğitim aldınız mı?
İlkokul okumadım. Türkçeyi askere gidince öğrendim. Bir senedir Farsça çalışıyorum. Halk benden tercüme etmemi istiyor. Ben de bunun üzerine çok çalışıyorum. Düşünerek, kelime yakışır mı yakışmaz mı dikkat ediyorum.
* Güneydoğuda Said Nursî nasıl algılanıyor?
Şu anda zirveye çıkmış. Artık medreseler de yönlendiler. Bismil’de arkadaşım bir çok âlimi bir arada toplamış. Beni de çağırdı. Gittim. Risâle-i Nur’un Kur’ân’ın icazıyla alâkalı ilmî meselelerini onların yanında okudum. Dersi okuduktan sonra hepsi oybirliği ile Üstad’ı tebrik ettiler. Orada bizi dinleyen çok genç de vardı. Çok faydalı oldu. Nur talebeleri Güneydoğuda yeni bir takdirname kazandı. O da şu: Birkaç sene faili meçhul cinayet oldu. Hizbullah adı altında örgütler çıktı. Ehl-i din ve diyanet hepsi karanlık güçlere teslim olmadı. Bazı bilmeyen kişi arkalarından gitti. Bazı tarikat ve sınıflardan arkalarından giden oldu. Ama tek bir Nur Talebesi aralarında bulunmadı ve bu hareketi de tasvip etmedi. Şu anda herkes kendi çocukları için Risâle-i Nur talebelerini tahassüngâh olarak kabul ederler. Biz korkmadan, çekinmeden her yerde ‘Nur talebesi’ diyebiliriz. Takdir ederler. Millet anladı ki bu memlekete hıyanet niyetleri yoktur. Onun için Nur talebeleri Güneydoğuda çok büyük hizmet ediyor. Sadece burada değil yurt dışında da hizmetler devam ediyor.
* Örnek verebilir misiniz?
Risâle-i Nur’un bu memlekete kazandırdığı bir fayda da Türkiye’nin itibarını yükseltme hususudur. Amerika bütçesi gibi bir bütçe olsaydı Risâle-i Nur kadar itibar kazandırmazdı. Mekke’ye, Medine’ye gittim, seyyidler cemaatiyle buluştum. Onlara dedim ki, “Ben Türk değilim. Ana dilim Kürtçedir. 20 yaşına kadar Türkçe bilmezdim. Hayatım Arapçayla devam etmiştir. Bir adam Türkçe kitap verse okuyamıyordum. Fakat Risâle-i Nur’un Türkçesinin öyle harika bir lezzeti var ki bir hususiyet kesbetmiş. Benim şehadetim makbuldür. Çünkü ben Türk değilim.” Böyle söyleyince dediler ki, “Biz Türkçe bilmiyoruz, ama Risâle-i Nur’lar yanımızda Türkçe okunduğu zaman biz de o lezzeti hissediyoruz. Türkçenin içinde bir zevk var.” Büyük oğulları bana, “Türkiye’ye gelirsem ne kadar sürede Türkçe öğrenirim” dedi. “5 ay hiçbir Arap arkadaşın olmayacak. 5 ay sonra bülbül gibi Türkçe konuşur, gidersin” dedim. İşte Araplardan birilerinin gelip burada Türkçe öğrenmek istemesi. Amerikan bütçesi kadar olsa bile itibar kazandıramaz dediğimin delili budur.
Bir diğer örnek Nebil Bas. “Risâle-i Nur’u Arap âlemine tanıttıracağım Allahın izniyle” diyen İslâm Bakanlığında bulunan büyük bir zattır. Kaza geçirmişti, hastanede ziyaretine gittim. Araplara şöyle dedi: “Kardeşim ben size bir şey söyleyeyim. Kelâmımı mübalâğa görmeyin. Vaktiyle aktar-ı âlemden herkes Hicaz kıt’asına gelerek dinî mubini öğrenirdi. Kaderi İlâhînin fetvasıyla, Resul-i Ekrem’i (asm) temsilen Türkiye’de Bediüzzaman Said Nursî, Risâle-i Nur var. Bunu kabul etmemiz gerekir. Ne yapalım Resul-i Ekremin vekâletinde olduğu için bunu kabul etmemiz gerekir.”
* Halk yöneticilerde hangi vasıfları arıyor? Gaffar Okkan’ı sevdiren neydi?
Gaffar Okkan’ın samimiyetini gördüler. Gaffar Okkan sporla çok ilgiliydi. Eğer çok zengin hissiyatlı biri gelirse ne hale gelecek kıyas edilsin. Bir spor sevgisi böyle yapıyorsa diğerlerini anlayın. Tefessüh etmemiş bir Kürt kesinlikle bölünme taraftarı değildir. Çünkü birbiriyle evlenmişler, birbirinin içine girmiş. Bu uhuvvet kopmaz artık. Fakat bu memlekete hem maddî, hem manevî, hem siyasî yönden şefkatkârane el uzatmak lâzım. Bölmemek için her türlü tedbiri alsınlar. Dış mihrakların ve bazı sinsi kişilerin bahanelerine zemin olmasın diye aklı selimle bu insanları kucaklasınlar. Bir daha yanlışlar olmasın. Annelerin ağlamaları olmasın bir daha. Türk arkadaşlarla oturup kalkıyoruz. Hissiyatlarımız birbirinin içine girmiş. Kabili tefrik olamaz.
kaynak: http://www.tevhid.gen.tr/risale-i-nur-haberleri/3830-pkk-ve-hizbullaha-nurcular-set-oldu/
08 Kasım 2008 - 04:13
Evet, Risale-i Nur Rusya’da yasaklanmalı! 31/10/2008
Şubat 2006. Babamın 80 yaşın kutlamaya akrabalarım toplanmışlardı. Başkırdistan’dan da akrabalar gelmişti – amcamın ailesi. Amcamın hanımından çocukları torunları hakkında soruştum. Bir kız torunu için çok üzüldüğünü söyledi – cünki bir Tatar ile evlenmiş. Ben dedim ona – burda kötü birşey yok. Ama o cevaben dedi: onlar bizim dinimizden değil ki – biz Hristiyanlar, o da – müslüman. Ben de meraklandım – bu İslam dininin ne kötülüğü var, neyinden sakınmam lazım?
Kaleningrad şehrine gelince ben buradaki müslümanlarla tanıştım, İslamiyeti yakından öğrenmeyi başladım. Bana İslam akidesinin sırlarını açan Said Nursi’nin kitaplarını okumaya verdiler. Ben sohbetlere, derslere katılmaya başladım.
Risale-i Nur dersleri nasıl oluyor? 7-8 kişi toplanıyor ve sırayla Said Nursi kitapların okuyorlar. Sonra çay içiyorlar. Çay zamanında güzel sohbet ediyorlar. Sonra namaz kılıp evlerine dağılıyorlar.
İlk bakışta bunda bir fevkaledelik yok. Ama ben kendimde bazı değişmeler farketmeye başladım. Ben kimim? Ben bir marangoz, bir ameleyim. Ve her amele gibi ağır iş gününden sonra stresi gidermek için bira ve bazen bayramlarda daha da sert içkiler içmeyi seviyordum. Ama birden bire ben birşeyi fark ettim – müslümanların sohbetlerine katıldıktan sonra bende içkiye karşı olan meylim yok oldu. Bira içmeyi de bıraktım, içkiye olan düşkünlüğüm kayboldu. Ben sigara içiyorum, ama hissediyorum – zamanla sigaraya olan meylim de yavaş yavaş sönüyor, şimdi daha az sigara içmeye başladım.
Ama hepsi bunlar büyük oğlumun problemi yanında hiç hükmünde denilebilirdi, çünki o narkotik müptelasıydı. Tedavi etmeye çalıştık. Kendisi de anlıyordu – narkotiği bırakmasa yakında hayatı bitecek, o iptiladan kurtulmaya çalışıyordu. Narkotiği kullanmamak için içki içmeye başladı. İşin kaybetti, sonra başka işe girdi – onu da az kaldı kaybedecekti. Şimdi ise o içkiyi de, narkotiği de bıraktı. Ben oğluma ne yaptım? Hiçbir şey – onu sadece Said Nursi eserlerin mütalaa eden müslümanların sohbetine katılmaya davet ettim. Ve bu onun kötü düşkünlüğünün kaybolması için yol açtı, kafi oldu.
Geçende duydum ki Said Nursi eserleri hakkında bir mahkeme olmuş, orada onun kitapların Rusyada yasak etmeyi karar vermişler. Doğru yapmışlar! Yasak etmek lazım! Toplum ona normal yaşamayı engelleyen herşeyi gidermesi ve yasaklaması lazım. Şimdi Rusların günlük hayat tarzı nedir? Sarhoşluk ve narkotik tiryakiliği! Eğer ben Said Nursinin eserlerin okuyarak sarhoşluğu bırakmışsam, demek ki ben alkolik ve narkomanlar toplumunun normal hayatın bozuyorum. Buna Said Nursinin eserleri sebep oldu, demek sebebin gidermesiyle herşey yine normale dönecek. Said Nursi eserlerinden bir satır okumayan bilmeyen halkı da kandıracağız – diyeceğiz ki bu kitaplar ekstremizm (aşırı radikalizm) ve millet ve dinler arası bölücülük çağrısını yapıyor, hatta terorizmi destekliyor diye lekelendirsek te olur.
Sen de – ey insanlar – buna karşı ne diyebilirsin ki çünki sen bu kitapları okumamışsın bilmiyorsun. Biz ise okumuşuz ve dediğimizi biliyoruz. Biz diyoruz ki YASAKLAMALI! O zaman sen avam rahat uyuyabilirsin. Sarhoşluk ve narkomani ile devlet te mücadele ediyor, şiddetli kanunlar çıkartıyor. Mesela yakında umumi yerlerde içki içmeyi yasakladı. Şiddetli kanun ama kim ki ona itaat ediyor – nasıl içiyorlardı öyle devam ediyorlar sadece gizli içiyorlar.
Eğer biz milletimizi sarhoşlukta görmeyi ve herzaman narkomanlar (narkotik tiryakileri) ile karşılaşmayı istesek, mutlaka Rusyada Said Nursi eserlerinin yayınlamasını yasak etmek lazım. Onun eserleri böyle topluma büyük bir zarar getiriyor.
Ben daima müslümanlarla görüştüğüm halde beni hiçkimse zorla İslamiyeti kabul ettirmeye çalışmıyor. Onlar benden sen başka dinden diye çekinmiyorlar. Onlar beni sadece bir insan olarak kabul ediyorlar, zaten onların fikrince her insana saygı göstermeli. Eğer başka insanları saymıyorsan – demek ki sen onların Yaratıcısın da saymıyorsun. Hakiki dindar müslüman hiçbir zaman ekstremist (aşırı radikalist) olamaz. Zaten Said Nursi eserlerinde İslamiyetin esasların açıklıyor, ahlağı öğretiyor ve sırf elem ve bela getiren kötülükten ve ahlaksızlıktan kurtulmaya çağırıyor.
Sonuç olarak Said Nursinin şu sözlerin aktarmak istiyorum: ‘Lüzumsuz, geçici, günahlı zevklerin akıbeti elemler, teessüflerdir’.
Burda söylediğim herbir sözümü tasdik etmeye hazırım. Bu mektup sırf gönül rızasıyla yazılmış olduğundan ben adımı ve adresimi gizlemiyorum, aynen yazıyorum.
Rusya, Kaliningrad şehri
Datsun Nikolay Pavloviç”
bir rus kadar anlayışınız yok.
08 Kasım 2008 - 04:15
23/10/2008
Mehmet Şevket Eygi’nin yazısı:
Nurculuk Nedir, Gerçek Nurcu Kimdir?
Nurculuk bir mezhep değildir. Tarikat değildir. Dernek değildir. Cemaat değildir…
Nurculuğa bir meşrebtir diyebiliriz. Bu meşrebin özellikleri nelerdir? Arz edeyim:
Birincisi: Ehl-i sünnet ve cemaat dairesi içindedir.
İkincisi: Şeriata sımsıkı bağlıdır, şeriattan kıl kadar ayrılmamıştır.
Üçüncüsü: Kur’ân’ı düstur olarak kabul eder.
Dördüncüsü: Resulullah aleyhi ekmelüttahiyyat Efendimizin Sünnetine bağlıdır.
Beşincisi: Sahih İslâm itikadı üzerinedir.
Altıncısı: Gerçek Nurcular beş vakit namazı dosdoğru kılarlar.
Yedincisi: Namaz dışındaki ibadetleri dikkat ve hassasiyetle yerine getirirler.
Sekizincisi: Nurculuğun esaslarından biri takvadır. Gerçek Nurcu muttaki Müslümandır.
Dokuzuncusu: Gerçek Nurcular vera sahibidirler. Şüpheli şeylerden uzak dururlar.
Onuncusu: Gerçek Nurcular dünyevî ihtiyaçlarını çoğaltmaz; asla lükse, israfa, aşırı tüketime, konfora, gösterişe, kibre, gurura sapmaz.
Onbirincisi: Gerçek Nurcular muhabbet fedaileridir, husumete vakitleri yoktur.
Onikincisi: Gerçek Nurcularda Cemal tecellileri parıldar. Kendilerine yapılan kötülükleri affederler, kötülüğü iyilik ile def ederler.
Onüçüncüsü: Gerçek Nur hizmetkârı, muhtaç olsa bile zekat istemez. Kendisi istemeden verilirse, ihtiyacı kadar alabilir. (Bediüzzaman’ın emri böyledir.)
Ondördüncüsü: Gerçek Nurcu hizmetlerini ihlasla yapar, Haliq için yaptığı hizmetlerin ücretini ve mükafatını mahluqattan beklemez, böyle bir riyakarlığa düşmez.
Onbeşincisi: Gerçek Nurcu, Nur talebesi olan Müslümanlar ile Nur talebesi olmayan Müslümanlar arasında ayırım yapmaz, ikincileri dışlamaz. Allah indinde üstünlüğün şu veya bu taifeye mensubiyetle değil, Takva ile olduğunu bilir.
Onaltıncısı: Gerçek Nurcu, mü’min ve müslim kardeşlerini bırakıp da kâfirleri dost ve velî (idareci) edinmez.
Onyedincisi: Gerçek Nurcu, Allah katında gerçek, makbul, geçerli tek dinin İslâm olduğuna inanır; İslâm’a, gerçek din olmak konusunda ortak katmaz.
Onsekizincisi: Gerçek Nurcu Tevhid inancına sımsıkı bağlıdır. Tevhid ile Teslis’i asla bir tutmaz.
Ondokuzuncusu: Gerçek Nurcu, Resûl-i Kibriya Efendimizi inkâr ve tekzib eden kâfirleri asla ehl-i necat ve ehl-i Cennet olarak kabul etmez.
Yirmincisi: Gerçek Nurcu asık ve abus suratlı değildir. Kainata tebessüm ederek bakar.
Yirmibirincisi: Gerçek Nurcu fitneden, fesattan, tefrikadan nefret eder, o birleştirici ve toplayıcıdır.
Yirmiikincisi: Gerçek Nurcu iman, İslâm, Kur’ân, Sünnet, Şeriat için çalışır. Amaç bunlardır, Risale-i Nur metodu, hizmet aracıdır.
Yirmiüçüncüsü: Gerçek Nurcu asla gıybet etmez, laf taşımaz, ara bozmaz. İnsanlar onun elinden ve dilinden selamettedir.
Yirmidördüncüsü: Gerçek Nurcu cerrar (para toplayıcı) değildir.
Yirmibeşincisi: Gerçek Nurcu arar bulur, barıştırır, kaynaştırır.
Yirmialtıncısı: Gerçek Nurcu beddua etmez, hayır dua eder.
Yirmiyedincisi: Gerçek Nurcu Allah’tan sabır ve namazla yardım ister.
Yirmisekizincisi: Gerçek Nurcu benlik, hodfüruşluk, riyaset, dünyevî mevki ve makam ihtiraslarından uzaktır.
Yirmidokuzuncusu: Gerçek Nurcu Müslümanların ve insanların kurdu değil, meleğidir.
Otuzuncusu: Gerçek Nurcu iyi ve örnek bir Müslümandır. Ona bakan onda İslâm’ı görür.
Otuzbirincisi: Gerçek Nurcu, başta Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri olmak üzere din büyüklerini erbab haline getirmez, putlaştırmaz.
Otuzikincisi: Gerçek Nurcu ıslah edicidir. İnsaniyetin hidayetini ister.
(Yukarıdaki maddelerin hepsi de Risale-i Nur’da vardır.)
Milli Gazete
10 Kasım 2008 - 13:36
Selam Turgay
Elmalılı Hamdi yazır benim ölçüm değildir.
Benim ölçüm yalnızca Kur’an,Bilim ve Akıldır.
Onun söylemleri beni bağlamaz ama bu onu okumayacağım anlamına gelmez.
Bizlerin bir çok konuda marjinal fikirler beyan etmemizin sebebi elbetteki kurandaki ruhu hayata taşımak istememizdendir.
Sizler gidin tesbihatlarınızı çekmeye devam edin
Kuran sizlere yetmiyor kardeşim varmı daha ötesi
söylenecek çok şey var aslında ama buna vaktim yok
Sevgiyle kalın Rahmanca bakın
11 Kasım 2008 - 17:18
risale i nuru anlamak öyle her akıla nasib olmaz.risalei nur cüz i bir daireyi değil. umumi olarak tamir ediyor.reddederek okursanız elbette anlayamazsınız.kurandan ayrı bir kitap değil.kuranın tefsiridir.bediuzzaman hazretleri kendi ilmimle yazmadım cenab ı yazdırdı diyor.o tamamen diğer tarikatlerden farklı olarak kuran ve sünneti seniyyeyi rehber edinmiştir.risalei nura bakdığımızda her konunun içinde kuranı anar över kurana sünnete uymayı öğütler.tabiatçılık maddiyyunluk komünistlik gibi dinsizlik ceryanlarını çürütmüştür ve çürütüyorda..zamana göre her kesimin anlayışına göre tamir yapıyor.bir kez daha okuyup düşünmeli..
16 Kasım 2008 - 00:49
Saldıracak başka bir şey bulamamışsınız,Risale-i nur’a saldırıyorsunuz.Bazı art niyetli arkadaşları anlamak mümkün değil.Peki size soru:Risale-i Nur’la tanışıp müslüman olan kaç yabancı insan var dünyada?Binlerce.İnanmazsanız araştırın.Ayrıca bozuk bir hayat yaşayan çok vatandaşlarımız risale vesilesiyle hayatları aydınlanmış,doğru yolu bulmuşlardır.Sizler kaç kişiye vesile oldunuz?Kaç kişinin elinden tuttunuz?Beceremiyorsanız kıskanmayın ve sukut edin.Susun ki boş laflarla vebale girmeyin.İkincisi,dünyada bir çok ülkede onlarca profesör ve bilim adamı risaleleri kabul etmiş ve de okuyorlar.Bunların hepsi mi cahil ve kafasız?Said Nursi’ye(r.a) saldırana kadar Troçkiye,Lenine,Bush’a saldırın da bari biraz sevap kazanın.Fitne çıkarmanın anlamı yok…
17 Kasım 2008 - 10:04
Meselâ, semâvâta başı temas etmiş pek yüksek bir minare ve o minarenin altında, küre-i arzın merkezine kadar bir kuyu kazılmış farz ediyoruz. İşte, ezanı umum memlekette umum ahaliye işitilen bir zat minare başından ta kuyu dibine kadar hangi mevkide bulunduğunu ispat etmek için, iki fırka münakaşa ediyorlar.
Birinci fırka der ki: “Minare başındadır, kâinata ezan okuyor. Çünkü ezanını işitiyoruz; hayattardır, ulvîdir. Çendan herkes onu o yüksek yerde görmüyor. Fakat herkes derecesine göre, onu çıktığı ve indiği vakit, bir makamda, bir basamakta görür ve onunla bilir ki, o yukarı çıkar venerede görünürse görünsün,o yüksek makam sahibidir.”
Diğer şeytanî ve ahmak güruh ise der: “Yok, makamı minare başı değil. Nerede görünürse görünsün, makamı kuyu dibidir.” Halbuki, hiç kimse ne onu kuyu dibinde görmüş ve ne de görebilir. Faraza, eğer taş gibi sakîl, ihtiyarsız olsaydı, elbette kuyu dibinde bulunacaktı, birisi görecekti.
Şimdi, bu iki muarız fırkanın muharebe meydanı, o minare başından tâ kuyu dibine kadar uzun bir mesafedir. Hizbullah denilen ehl-i nur cemaati, yüksek nazarlı olanlara, o müezzin zâtı minare başında gösteriyorlar. Ve nazarları o dereceye çıkmayanlara ve kasîrü’n-nazar olanlara, derecelerine göre birer basamakta o müezzin-i âzamı gösteriyorlar. Küçük bir emâre onlara kâfi gelir ve ispat eder ki, o zat taş gibi câmid bir cisim değil; belki istediği vakit yukarı çıkar, görünür, ezan okur bir insan-ı kâmildir.
Diğer hizbüşşeytan denilen güruh ise derler: “Ya minare başında herkese gösteriniz; veyahut makamı kuyu dibidir” diye ahmakane hükmederler. Ahmaklıklarından bilmiyorlar ki, minare başında herkese gösterilmemesi, herkesin nazarı oraya çıkmamasından ileri geliyor. Hem mugalâta suretinde, minare başı hariç olarak bütün mesafeyi zaptetmek istiyorlar.
İşte, o iki cemaatin münakaşasını halletmek için, biri çıkar, o hizbüşşeytana der ki:
“Ey menhus güruh! Eğer o müezzin-i âzamın makamı kuyu dibi olsa, taş gibi câmid, hayatsız, kuvvetsiz olmak lâzım gelir. Ve kuyu basamaklarında ve minarenin derecelerinde görünen, o olmamak lâzım gelir. Madem öyle görüyorsunuz; elbette o, kuvvetsiz, hakikatsiz, câmid olmayacak. Minare başı onun makamı olacak. Öyleyse, ya siz onu kuyu dibinde göstereceksiniz-ki hiçbir cihette bunu gösteremezsiniz ve hiçbir kimseye orada bulunmasını dinletemezsiniz-veyahut susunuz. Meydan-ı müdafaanız kuyu dibidir.
Sair meydan ve uzun mesafe ise, şu mübarek cemaatin meydanıdır. Kuyu dibinden başka, o zâtı nerede gösterseler, dâvâyı kazanırlar.”
Kaynak : http://www.tevhid.gen.tr/risale-i-nur-kulliyati/20237-minare-basi-onun-makami-olacak/
Bizde herşey burhandır. Sizdeki herşey hizbuşşeytan gibi muallaktadır. Başlara çarpılmasına musait halde. Milletin kafasını kırmaktan başka ne işe yarıyorsunuz?
02 Aralık 2008 - 03:13
ali aksoy.amacınız nedir? müslümanları birbirine düşürmekmi?fitne oluşturmak mı? yoksa münafıklık mı?dar aklınızla hiç bir kaynaktan faydalanmadan (sünnet ,icma , kıyas )Kur’an-ı Hakim den hüküm çıkarıp fetva vermek niyetinde misiniz? Kur’an-ı değerlendirirken Hz.Peygamberi (sav)ve sünnetini hesaba katmıyormusunuz?Yoksa siz evliyayı, Tabiini,Tebe-i Tabiini,Asfiyayı ve Müçtehit alimleride mi tanımıyorsunuz veya kabul etmiyorsunuz? Tezinizi savunurken ayetleri ortaya koyarak ,ayetlere karşı fikir ortaya koymalarını mı bekliyorsunuz.veya siz kimsiniğz ki islam ulemasına hitap ederken basitleşiyorsunuz.Hem siz nesiniz ? ki Bediüzzamana ve Risale-i Nur a (eleştirme hakkınızı doğru kullandığınızı sanarak )saldırıyorsunuz? Sizin bu zındıklığınıza karşı müslümanlar (ve Risale-i Nur talebeleri ) olarak size hakkımızı helal etmiyoruz.ve hidayetiniz için dua ediyoruz..
23 Aralık 2008 - 03:26
s.a yazılanları kısmen okudum bende herkes gibi sıradan sol görüşlü biriydim inancımda vardıhekes kadar bende allaha inanırdım allah için aksi bir görüşe karşıkendime bıçak çekerdim çok dini kitap okudum namazıda ara sıra kılardım bir gün bir risale elime geçti ne gördüm daha önce allahı kuranı ve peygamberi tanıdığımı zan etmiştim meğer hiç tanımamışım basar musnuatı görse basiret sannii görmese çok garip pek çirkin düşer sizin haliniz önceki halime benzer isterseniz bu konuda yardımcı olurum selam dua
23 Aralık 2008 - 03:57
s.a hatıra gelmesinki şu küçücük insanın ne ehmiyeti vardır ki şu azim dünya onu muhasebeyi amali için kapansın başka bir daire açılsın çünki bu küçüçük insan camiyeti fıtrat itibariyle bu mevcudat içinde bir üsta başıdır bir delalı saltanatı ilaiyedir bir ubudiyeti kuliye mazhar olduğundan çok büyük ehmiyeti vardır hatıra gelmesin ki kısa bir ömürde nasıl ebedi bir azaba mustahak olur keza küfür iseşu mektubatı samedanye derecesinde ve kiymetinde olan kainatı manasız ve gayesiz bir derkeye düşürdüğü için bütün mevcudata karşı bir tahkir olduğu gibi bu mevcudata cilveleri nakışları görünen bütün esmayı kutsiyei ilahiye,yi inkar ile red ve cenabı hakın hakaniyet ve sıdkını gösteren gayri mütenahi bütün delileri tekzip olduğundan nihayetsiz bir cinayetir nihayetsiz cinayet ise nihayetsiz azabı icab eder
04 Ocak 2009 - 12:21
Kardeşlerim öncelikle Risale i nur konusunda yapmış olduğunuz eleştiriler için sizleri kutluyorum ;
Demek oluyorki onda gerçek manada bir nur ve bir meyveve bir çiçek bulunmaktadır.
Sizlerede nasip olmuşki okumuşsunuz öyle ise hak ve hakikatlere nedir bu garazkarane kin nefret ve adavet ; düşmanı bile tehkir etmemek lazım gün gelir dostumuz olabilir oyasa hepimiz iman ehli değilmiyiz.Öyle ise neden bir ehli mümin ile uğraşıyoruz bu bir yoldur Başka yollarda vardır. O Yollardan da hedefinize varabilrsiniz.
Ama insaflı olunki baki alemde mesuliyet altına girmeyesiniz İnanan gerçek Müminler Allah a emanet olunuz
10 Ocak 2009 - 15:07
ali abim vesilesiyle burada gayet düzeyli bir tartışma olmu risaller bu ülkede sola pkk ya ve sapkın inançlara vurulmuş bir darbedir risaleler hem ülke içinde hemde dışında bir çok gayri müslüm insanın hidayete kavuşmasında yardımcı olmuş eserlerdir bazı ülkelerde ahlak dersi adı altında okunmaktadır hatta amerika gibi ülkerin üniverstelerinde araştırma konusu olmuş kitaplardır.Said Nurside Kurtuş savaşı sırasında çoğu medrese alimi gibi kapılarını kapatıp saklanmak yerine talebeleri ile milis kuvveti olarak ruslarla savaşmıştır hatta esir düşmüş idamın eşiğinden dönmüştür bu ülkeye katkısı büyüktür onu bölücülükle yargılayamayız… teşekkürler…
21 Ocak 2009 - 18:14
osmanlıcadan anlamıyorsak bu bizim ayıbımızdır derim bir dili yok etmişiz farkında değiliz ve birde dem vurruz anlamıyoruz diye..ali bey sözlermi her zaman anlam kazanır görmek sadece gözlerimizin gördüğümüdür allahı dostları vardır yusufla aynı kuyudada olabiliriz nuhla gemide belki birşeyler söylerler inanmak lazım ….
üstadım üç noktaya neler sığar bilirsiniz muhabbetle
25 Haziran 2009 - 17:09
bunları söyleyen adama bak peygamber efendimizin sahih bir hadisi olan çalgı aletleri haramdır … hadisine zıt müzikle meşgul bide saz çalıyor ne utanmaz adamlarsınız ya said nursi vefat etti sizin gibi kalitesiz ton insanı ilmiyle beşe katlar karşısında boyle konusabilir miydin vefat etti bole buyuk bir alimi itham ediyorsunuz kafanıza gore zayıf uydurma hadis diyorsunuz alim tanımıyorsunuz size bu hadisler gökten mi geldi alimler ulaştırmadımı sizin gibi cahiller insanların kafasını karıştırıp onları aldatıyor… Allah’ın adaleti buyuktur sizin gibi dini karıştırıp bidat deyip milletin kafasına suphe verenlere ceza verecektir… sizin gibiler asrı saadet doneminde yapılmayanları b,idat sayıyor ozaman minarede bidat sen diyebilirmisinki peygamberimiz zamanında minare yoktu minarede ezan okuyan imamlar günaha giriyor dersinzi şimdi cunku bi yığın gerizekalı aptallarsızınız… din bu degil bişey bilmeden o alim sole bu alim bole sıkıysa gidin karşılarında konusun bakalım sizi silerler be…
25 Haziran 2009 - 17:30
çok sinirlendiğim için bu sözleri kullandım ne diyim allah hidayet versin.. ayrıca yorum yazan bir arkadaş diyorki benim yolum kuran akıldır tamam biz kuranı kerimi allahın kelamı ve en üstün kitap olarak görüyoruz hiçbir risalei nur okuyucusu risale kurandan buyuktur demedi haşa nasıl bole bişey soyleniyor. akılla hiçbir zaman ibadet edilmez sonu uçurumdur bunu bilmeden konusuyorsun kardeş sen akılla imanın kurtuldugunu mu gordun de bole soluyorsun… allah dinini anlamamız için boşuna peygamber ve onların arkasından alim gondermedi haşa o zaman peygamber efendimiz boşuna gonderildi gerek yok ya insanlar akıllarıyla dini bulur cennete girer demi haşa allahta razı olur bırak bu boş işleri kardeşim siz birilerinden bişey öğrenip gelip zırvalıyorsunuz hiçbirşey bilmiyorsunuz…
26 Haziran 2009 - 13:49
sayın toprak erdem çok boş konusuyorsunuz sizin amacınızın gercekten kuran yolundan gitmek değildir toysunuz yani siz ve sizin gibiler ancak bole buyuk alimlerin arkasından konusur üstad boşuna dememiş yaşasın zalimler için cehennem…
01 Temmuz 2009 - 01:55
Eleştirdiginiz tenkit ettiğiniz kişi Türkiyedeki İslamiyetin en sıkntılı zamanlarında gönderilmiş islamın şiarlarına canı-ı pahasına savunmus.Sürgünden sürgüne gönderilip 7 den fazla kere zehirlenmiş.Defalarca İdamla yargılanmış…Acaba bunların kacını yasadında dil uzatma yoluna gidiyorsun.Bir blog acmasını öğrenip din kardeşlerine saldırma politikası yerine faydalı bişeyler yapıp dinine hizmet etmeyi denesen..Bırak gerisini Allah a havale et bırakta sen hüküm verme !
24 Temmuz 2009 - 11:44
değerli ali aksoy kardeşim sizi yürekten tebrik ediyorum,saidi KÜRDİ iken vatikan papalarından benedict NURSİ’nin soyadını ve öğretilerini kendisine seçip islamı katolikleştirmeye çalışan bir truva atı gibi müslümanların içine sızmış olan KÜLT bir akımın tımarhaneden ki (abdülhamit han göndermiştir tımarhaneye)temsilcisini ve sözde eserini teşhir etiğiniz için allah sizden razı olsun bende bir ara anı grubun içinde yer aldım ve ne olduklarının farkındayım,sizi ve sizi destekleyenlere teşekkür ediyorum tüm kuran dostları adına,allah kolaylık versin ve başarılarınızın devamını diliyorum…
27 Temmuz 2009 - 03:43
selamun aleyküm sayın arkadaşlar
herkesin yaptığı yorum kişiliğini ortaya koyuyor,
değil mi sayın oruç?
kardeşimiz saz çalmanın haramlığından dem vurmuş
aklı kullanmak gereksizdir demiş;güzel kardeşim tamam sen aklını kullanma,sana her söylenen olur olmaz sözlere inanmaya devam et,sanatla ve ilimle ilgilenme,dünya umurunda olmasın,böyle devam et ama yolu boşuna tıkama ki aklını kullanmayı bilenler yoluna gidebilsin
Kur’an öğütlemiyor mu ki ayetlerinde bize aklımızı kullanmayı?
lakin,tarikat,cemaat,şeyh,şıh v.s. önderlerine körü körüne inanırsan araştırma ihtiyacı hissetmeden sağa sola küfredersin,yakışır!
hiçbir grubun avukatı,papağanı değilim Allah(c.c.)’ın aciz bir kuluyum
değerli kardeşim abuk sabuk dogmatik fikirlerle İslam’ı yüceltmiş olmuyorsun,tam tersine zarar veriyorsun
işte bu kafa tarih derslerinde Türkler’in İslam’ı kılıç zoruyla kabul ettiğini gizler.sanır ki İslam’ı ve Türklüğü böyle koruyorum.Türkler de İslam etkisiyle batıya yönelmiştir.bu da bir gerçekliktir.v.s.
kaanemre beyefendi ne diyor:kaç yabancı İslam’la tanıştı risale-i nur sayesinde
peki kaç Türk hristiyan oldu bu yüzden(misal:Turgay Üçal)
omar bey kardeşimiz ne diyor: T.’de islamiyet’in en sıkıntılı zamanında gönderilmiş.güzel kardeşim sanki zat-ı muhterem peygambermiş gibi konuşuyor.sanki Allah(c.c.) tarafından İslam’ı kurtarmak için gönderilmiş.
öyleyse ben de Battal Gazi’yim.İslam’ın yayılmasına öncülük etmiştim zamanında ama artık yaşlandım yerime fettullah hoca’yı görevlendirdim.abd’deyi müslüman yapmadan gelme dedim.
canlarım dine tarıma dayalı yönetim eskidendi.sanayi devriminden sonra herşey çok değişti.artık kimse yüce dinimizi kullanarak siyaset yapmasın.ben de nurcuların yurdunda kaldım.canım abim denetime gelen görevlilerden neden bu muhteşem(?)eserleri saklarsın.onlara da göster onlar da nurlansın ve Türkiye nur denizine garkolsun,kötü mü?
demek ki neymiş,İslamiyet büyük bir dindir amma ve lakin İslamı öğretmek bahanesiyle yaklaşıp kendini açık veya gizli peygamber ilan edenler pek de büyük değildir
saygılar
03 Ağustos 2009 - 15:41
senin sürgün dediğin yollarda said nursinin 7 yılı değil ömrü geçmiştir kütübü sitte ve diğer hadis kitaplarını hıfzına almıştır aynız zamanda 1. dünya savaşında kafkas cephesinde komutanlık yapmış ve bir çok yaralar almıştır müslümanlar için herşeye katlanmıştır . said nursi siz saidi kürdi diyorsunuz türklerle kürtlerin tek bir çatı altında kardeşlik çerçevesinde toplanması için ırk ayrımı yapmaksızın bütün müslümanlar kardeşimizdir demiştir ve ayrıca ne hikmet kendisi bir kürt olmasına rağmen talebeleri hep türk asıllı oldu. şeyh said isyanında yatıştırıcı rol oynamaya calıştı ancak suçla itham edildi hapishanede verilen zehir lerin haddi hesabı yok hatta o kadar ki yerden kakamayacak seviyeye kadar zehir sol gogsunun uzerinde toplandı ben sana aklını kullanma demiyorum ancakaklın içinde kaybolunur akıl delil ister ancak kalp gözün kör olurda göremezsen haşa inkara bile gidebilirsin ancak insanın sğlam imanı peygamber aleyhüsselatı vesselamda ve başta allahtadır akıl yolu felsefeye benzer ör bir adam aklıyla hesapladıgına gore haşa ALLAH 0 İLE 1 ARASINDA BİR İHTİMAL HAŞA SUMME HAŞA bunu soyleyen bir profösör cok zeki bir insanbu adam aklını kullandı ne oldu kötü yönde kullandı soruların içinde kaybolup gitti ancak aklı iyi yönde kullnmak sağlam bir iman gerektirir ayrıca saz aleti konusunda senin kültür dediğin şey sahihi bu haride ki bütün alimlerin buharinin hadisi sahabelerin ağzından çıkmış gbidir demeside var orada çalgı aletleri haramdır hadisi okuda gör dile getirilmiştir peygamber efendimiz her kim benim söylediğim sözü yalan konusursa cehennemliktir bu da buhari hadisi anlamak gerekiyor kuranı azümüşşahan da sünnete uymayı yani peygambere ve rabbimiz allaha inanmayı söylüyor kuranı kerimde bir ayette onda sizin için güzel örnekler vardırn resuli ekremden bahsediyor resul diyorki eger allahı seviyorsanız bana uyunuz ki allahta sizi sevsin … hidayet bulmanız dileğiyle..
03 Ağustos 2009 - 15:59
mesela hayri kardeş ne güzel güzel bir üslupla derdini anlatıyor bende ona katılıyorum cemaatlere bölünmemeli islam cunku yol bir ya hep yahiç arası yok peygamber efendimiz ümmetim 72 fırkaya ayrılacak bunlardan sadece buçugu kurtulacak yani 65.5 fırka kurtuluşa eremeyecek ve aynı şekilde peygamber efendimiz bu buçuk milletin benim sünnetimi dosdogru uygulayalar olacak demiştir ben risalei nura cok yanlış bir uslupla yaklasılırsa elbettte sert bir uslupla karsılık veririm saygılarımla…
29 Ağustos 2009 - 18:19
her kim ALLAH için bişeylere hizmet etti ise ondan ALLAH razı olsun ancak lütfen birbirinizi düşürecek şeylere girmeyin derim biri der sen said nur burda olsa öyle demezsin öbürü der said nursu şöyledir arkadaşlar belki said nursi gerçekten ALLAH katında makamı yüksek bir insan belkide günahkar bir insan ancak bunu bukadar abartmak bence gereksiz birisi sakın öyle konuşma şöyle olursun böyle olursun diye belkide imanını yok ediyor diğeride iman insanına laf atarak imanını yok ediyor bu işin kısacası şudur ALLAH adına milyonlarca hizmet eden alimler veliler var bırakın bu işleri bu kadar büyütmeyin ALLAH a giden her yola saygı duyalım eğerki cemaat sevmeyen kardeşlerimiz varsa ki vardır onlara ilmihal kuran ve peygamberimizin yolu yeter keşke herkez bunu yaşayabilse peygamberimiz şunu şunu yaparsanız yolunuz cennettir diye müjdelemiş daha neyin arayışındayız saidnursimi veya mahmut efendimi (tabiki öyle bir hak verirse ALLAH(c.c.) bu cemaat hocalarına) yoksa Hz.muhammed(s.a.v.) efendimizin şefaatine nail olmak istersiniz yolda sizin kararda gerisi boş şeytan vesvesesine girmeyin RABBİMİZ bizleri doğru yoldan ayırmasın inş.amin. saygılar
09 Eylül 2009 - 03:12
Hepiniz İslam alimi olmuş gibi eleştiri getiriyorsunuz.
Lütfen sizden başka varmı ilahayatta akademisyen olup tenkid eden. Tek tek açıklayayım isterseniz .Gerçi sizdeki bu zihniyet umarım Kurana ve Peygambere olan bağlılığınızdandır.Yoksa Kuran ve Hadisleride özenle cut copy yaparak eleştirebilirsiniz ki bu yapılmayan bir şey değil. Genel hatalarınız.
1-Risale-i Nur külliyatı Kuranın imani yönden tefsiri olup . Hem Kuranı Kerimden hem de Peygamberle ilgili uzunca anlatmıştır.Okuyanlar Kuranın mucize hak kitap olduğu ve Peygamber Hak peygamber olduğuna dair şüpheleri kalmaz.
2-3 aylık eğitimle medreselerle uzun yıllarda okutulan eserlerin sadece hızlı bir şekilde okuyup bir senteze varmıştır. Lütfen sizde üstün bir zekaya sahipseniz 4 yıllık üniversite eğitiminde verilen şeyleri “iş hayatınız için gerekli şeyleri” 3 ayda ciddi çalışarak öğrenebilirsiniz yani bu harfi harfine ezber değil işin özünü anlamak sentezlemektir.Başka yerlerde anlatılıyor bunlar sadece belli yerlerini almak kasıt.
3-İnsan hiç eğitim almasa bile Allah dostu olabilir.Kalp gözü açılabilir…
4-Peygamberlerle niye kıyaslıyorsun onlar bile niye kullanıyorsun . Tüm alimleri toplasan Said Nursi dahil yine de peygamberler ağır basar.! Alimlik ayrı bir şey Allah katındaki değer ayrı şeylerdir.Aynı zihniyetle sen bunuda dermisin peygamberler trigonometri , kuantım bilmiyorlardı.
Said-i Nursi; 3 aylık kısa bir ilim tahsiliyle nasıl “Allame-i cihan” olup ulaşılmaz bir makama çıkmıştır?
Şuâlar, 542, Onbeşinci Şua’da geçen; “Evet o zât (Said Nursî) daha hal-i sabavette iken ve hiç tahsil yapmadan zevahiri kurtarmak üzere üç aylık bir tahsil müddeti içinde ulûm-u evvelîn ve âhîrine ve ledünniyat ve hakaik-ı eşyaya ve esrar-ı kâinata ve hikmet-i İlâhiyeye vâris kılınmıştır ki, şimdiye kadar böyle mazhariyet-i ulyâya kimse nail olmamıştır. ”
Kur’an-ı Kerim’e göre peygamberler bile böyle bir bilgiye ve makama ulaşmamışken, bu iddia için Allah (c.c)’tan korkmak gerekmez mi? ;
“
09 Eylül 2009 - 03:25
1-Kimse herşeyi bilemez bu senin iddian.
2-İnsan üstün Zekalı ise ve ilminden dolayı o devirde yaşayan insanlar bunu tasdik etmişse sorun ne.
3-Kendisine neler sorulmuş herhalde ağaç türlerinin latince isimlerini say dememişlerdir.O zaman bir islam aliminin bilmesi gereken temel şeyler ve sentezler ile ilgilidir.Kendisi de başkalarına soru sorarak onları test etmemişse bunda gariplik ne.Sanırım islam alimleri yeterli bir olgunluğa sahip insanlar olup düzgün soru sormuşlardır.
4-Herşeyin Allah tarafından bilindiğini uzun uzun anlatmış.Nasıl bir kıyaslama mantıksız geldi kusura bakma.
Eğer şöyle denseydi şirk olurdu gizli ve saklı ne var en ayrıntısına kadar herşeyi bilirdi . Noktasına kadar falan filan.
Said Nursi; ne olursa olsun her zaman her şeyi bilen birisi midir?
Tarihçe-i Hayat, c. II, s. 2123-2124 de geçen
“.. daha çocukken asrın bilgini olarak tanınmış ve kimseye soru sormamış, ama sorulan bütün sorulara mutlaka cevap vermiştir”
İctimâi Reçeteler I, 11, Tarihçe-i Hayat/Rü’ya’da geçen
“ Herhangi ilme sorulan suale bila-tereddüd derhal cevap verirdi.”
İctimâi Reçeteler I, 14, Tarihçe-i Hayat’ta geçen
“Sorulacak suallere cevap vermeye hazır bulunduğu gibi kimseye sual sormayacağını da beyan ederek bu kararda yirmi sene sebat etti.”
Her zaman her şeyi bilen sadece Allah değil midir? Böyle bir inanç şirk, küfür değil midir?
09 Eylül 2009 - 03:46
Arkadaşlar yukarıdaki şeyler cımbızla seçilmiş şeyler tek tek elimden geldiği kadar cevaplıyım ama bir faydası olurmu bilemem. Üstad risale i nur da Kuran’ın ve Peygamberli’ğn Allah ‘ın varlığının ve birliğinin hakkında ağırlıklı olarak yazmıştır. Risale i Nuru da Kuran’ın bir tefsiri olarak gördüğünden dolayı methetmiştir. Aslında bu da bir tevazudur kendisine gelen hürmeti Risalelere yönlendirmiştir. Risale – i Nurlar sıradan kitaplardır . Eğer bir takdir ve hürmet varsa inanın bunlar Allah’ı Peygamber’i ihlasla anlattığındandır. Yoksa bu kadar tesiri olurmuydu.
11 Eylül 2009 - 10:04
Arkadaşlar bu iş şakaya gelmeyecek derecede ciddidir,nurcu arkadaşlara tavsiyem Kur’an’dan ayrılmayın aman sakın bu kitaplara her hangi bir kutsiyet atfetmeyin şirke düşersiniz.
Kimileri bu kitapları-ki ayrılmış sanki sure sure cüz cüz lahika terimi altında-kutsallaştırıp, yazdırılmış diyerek,yazan zevatı da haşa resul olarak addetmiş olmayınız.Yoksa müslüman olduğunuzu zannederek kafir bi şekilde yaşarsınız.Öyle her Allah diyenin arkasından da gitmeyin herkes beşerdir-şaşardır. Kur’an-ı kerimde bile Yüce Allah, resulüne kendisine inen hakkında şüpheye düşmemesini tekrar tekrar buyururken, şeytandan bir vesvese gelince Rabbine sığın diye emrediyor.Kaldı ki o Rasulullah(sav), burda bahsedilen ise sıradan bir insan (ki kur’an peygamberlerine bile sıradan bir insan dediğine göre) bu risale(sözüm ona) lerin sahibi de binlerce kat daha sıradan birisi….Sonuçta,Allah’ın dini için çözüm,halifeler döneminde sahte peygamberlere ne yapıldıysa aynısını uygulamaktır.Said-i Nursi yaşamadığına göre şu anda bu eser(!)leri toplayıp imha etmektir.daha ağır şeyler de yazabilirim ama kimsenin hassasiyetini incitmek istemiyorum…
12 Eylül 2009 - 04:07
şeytanın görevi insanlar arasında kargaşa çıkarmaktır.
kişi söylediği şeyle kargaşa çıkardığını görüyorsa bilsinki şeytana yenik düşmüştür.
yalvarıyorum noolur müslümanlar arası, cemaatler arası kargaşa çıkartmayalım. birleşeceğimiz yerde birbirimizden uzaklaşmayalım.
allahın izniyle birçok tarikatta bulundum. hepsi de allahı zikretmeyi, kuran okumayı, sünnete uymayı, insanlara iyi davranmayı öğretti. cemaatlerde öğretilen ve istenilen bu ise peki neden tartışıyoruz. çünkü şeytana yenik düşmüşüz.
yalvarıyorum noolur. özellikle bu zamanda, eğer allaha inanıyorsak, birlikte olalım. nolur gayrimüslimlere ve misyonerlere kendimizi güldürmeyelim. kendi aramızda fitnecilik yapmayalım nolur. yalvarıyorum noolur allah rızası için yapmayalım.
13 Eylül 2009 - 05:15
Selamun Aleyküm Arkadaşlar ALLAH(c.c.) bizleri böyle vesveselerden korusun şimdi yukarıdaki yazılara baktım kimisi risale-i nur hakkında bişeyler yazmış risale-i nur taraflarıda ona karşılık ağır hitamlarda bulunmuş yazıktır günahtır hepimiz müslamanız elhamdülillah şimdi arkadaşın biri risale-i nur hakkında olumsuz bişey demiş diğer risale-i nur tarafındaki arkadaşda buna dinden çıkmakla tehdit etmiş
bakınız bizim dinimiz haşa risale-i nur üzerine kurulmamış ona uymayan onun sünnetini yapmayan cehennemliktir diye bir bilgimiz yokturki yok bizim sünnetimizde kitabımızda peygamberimizde sondur dünya adına gelecek ne bir kitap nede bir peygamber vardır biz buna inandan iman ettik ettikmi ? peki orda arkadaş böyle diyerek dinden çıkarsın demekle şirke düşmüyormu artı islam alimise bu insan ALLAH ondan razı olsun ancak arkadaşlar farkında olmadan o şahsı belki farkında olmadan yüceltip haşa başka sıfatlara koymak ne kadar doğrudur orasıda bir başka konu gelin tövbe edelim bizim hepimizin bir olduğu ilmihal ve sünnet + kur-an bize öbür alemimiz için yeterlimi yeterli ozaman dilediğiniz cennet değilmi kaç yerde cennetle müjdeleniyoruz dimi ? ozaman neyin peşinden koşuyoruz hatta koşarken belkide ilerdeki bataklıklıktan haberimiz yok kimse o kişi şöyle üstündür o kişi böyledir diyeceğimize biz bize emredilen görevleri yaparsak biz bize yeteriz dostlar yapandanda ALLAH razı olsun yapmayandanda bizim osmanlıca dilimizden ziyade arapcayı kavrayıp kur-anı okumak ve okurken anlamak ki en yüce kitaptır ve hadislerimiz emin olun bunları uygulayan bir insan ne bu dünyada nede öbür alemde iki tarafdada almamız gereken mevkii yi alırız bazı arkadaşla belki kendilerini aşmış olarak görüp osmanlıca okumak gibi bir heves içine girerlerse onlara tavsiyem bizim kitabımız (kur-an) her cümlesinden neler neler bulurlar ve kafa yormaksa buyrun yorun ilminizi geliştirin ancak şüpesiz ve garanti olanlarla peki nedir bu düşkünlük nedir bu zaafınız gidin ALLAH dostuna size daha yakın gelmiyormu dostlar size yetmiyormu dostlar ? şahsım adına ben herhangi bir cemaate bağlı değilim sakına sakın bunun vesvesesine düşmeyin sonra karşı cemaatten demesinler
bu bile bir küfürdür. ALLAH(c.c.) bizi doğru yolu bulanlardan eylesin
25 Ekim 2009 - 17:43
Bu nurcular devamlı demogoji(lafazanlık) yapıyor,.Neden nurcular Türk kökenli(veya başka kökenli)insanlarımızın Türküm demesine bu kadar düşmanlar. Kürtlere ne zararımız var ki biz Türklerin. Ne bu Türkofobiklik(Türklük korukusu ve karşıtlığı).
Bu nurcuların ne olduğunu üç aşağı beş yukarı belli.Boşverin.
Bırakın bu insanlar Saidi Kürdi(Kürt Sait)ye iman edip onu peygarmber seviyesinde saysınlar, bırakın Kuran yerine risaletin nur okusunlar. Biz Türkler, gideceksek gerçek imanın ve sünnetin peşinden gidelim, gençlere dini bilgileri verme konusunda hassasiyet gösterelim ve meydanı nurculara bırakmayalım. nurculara kızıp kalbimizi karartmıyalım.
Onlar Hristiyanları ve Türkofobikleri, biz Türklerden daha kardeş bilirler.
22 Kasım 2009 - 22:30
ali bey siz bilmediğiniz için böyle konusuyorsunuz acınacak uzulecek bır haldesınız hemen uyanın bır silkinin.yaptıgınız çok ayıp ne Allaha ne Peygambere ne Kurana saldırı var saldırı yapan sizsiniz.söyledıklerınız mahkemei kübrada aleyhınıze delıl olarak kullanılacaktır.yazıkkkk
23 Kasım 2009 - 01:24
ben Allaha, onun Resulune(s.a.v.), Kur’an ı Kerime ve Üstadım Bediüzzaman Said Nursi (r.a.) ye kurban olurum.
Üstadım 40 senedir 2 kelime öğrendim diyor. NAZAR ve NİYET
Üstadımın 40 senede öğrenebildiği 2 kelimeyi ben hayatım boyunca öğrenemem sanıyorum.
çünkü daha ne görebiliyorum. ne de niyetimi halis tutabiliyorum.
“Yâ Rabbi ve yâ Rabbe’s- Semâvâti ve’l- Aradîn! Yâ Hâlıkî ve yâ Hâlık-ı Külli Şey! Gökleri yıldızlarıyla, zemini müştemilâtı ile ve bütün mahlûkâtı bütün keyfîyâtı ile teshîr eden kudretinin ve iradenin ve hikmetinin ve hâkimiyetinin ve rahmetinin hakkı için, nefsimi bana musahhar eyle ve matlûbumu bana musahhar kıl. Kur’an’a ve imana hizmet için, insanların kalblerini Risale-i Nur’a musahhar yap. Bana ve ihvânıma imân-ı kâmil ve hüsn-ü hâtime ver. Hz. Musa Aleyhisselâm’a denizi ve Hz. İbrahim Aleyhisselâma ateşi ve Hz. Dâvud Aleyhisselâma dağı, demiri ve Hz. Süleyman Aleyhisselâma cinni ve insi ve Hz. Muhammed Aleyhisselâma şems ve kameri teshir ettiğin gibi, Risale-i Nur’a kalbleri ve akılları musahhar kıl. Beni ve Risale-i Nur talebelerini nefis ve şeytanın şerrinden ve kabir azabından ve Cehennem ateşinden muhafaza eyle ve Cennetü’l- Firdevs’te mesud kıl. Amin, âmin, âmin.”
BEDİÜZZAMAN
26 Kasım 2009 - 13:01
Tevhit bilgisi kusurlu ise,diğer bilgilerin önemi kalmaz,Kafa arızalı ise gövde istediği kadar sağlam olsun.Risaleyi Nur’a kimsenin inanma mecburiyeti yoktur,öğrenmek ayrı orda har yazılana iman etmek ayrıdır.Ehli kitabın helak sebebi budurionlar alimlarinin yorumunu kutsal kabul etti,ikinci üçüncü sınf alimlaer,yorumlarının yorumunu yaptı,dördüncü beşinci gruplar,bu yorumlarının yorumunu kutsal kabul edip işin içinden çıkamadı.Risaleyi veye başka bir kitabı kurana düzeyine çıkarmak şirktir,şirk dışında tüm kusurların affı bizinillah mümkündür,ama şirk en büyük zülümdür.said nursi insanları bir tuzaktan başkaa bir tuzağa düşürüyor gibi görünüyor.,bu yanlış,İlham olayı tüm semavi dinlerde sapıtmanın birinci derece sorumlusudur.
28 Kasım 2009 - 14:36
Nazım Kıbrısi olarak bilinen Nakşibendi şeyhi, tartışılacak bir iddiayı gündeme getirdi. Nazım Kıbrısi, “Risale-i Nur okuma zamanı geçti. Bunların kimseye faydası yok” dedi.
Şeyh Nazım Kıbrısi, bir sitede kendi sesinden yayınlanan sohbetinde Risale-i Nur; Said Nursi ve Fethullah Gülen hakkında çok tartışılacak açıklamalarda bulundu.
Şeyh Muhammed Nazım Adil El-Kıbrısi, http://www.naksibendi.net sitesinde kendi sesinden yayınlanan bir sohbette, Risale-i Nur; Said Nursi ve F. Gülen hakkında konuştu.
“RİSALELER MİLLETİ UYUTUYOR”
Kıbrisi, 8 Kasım 2007 tarihli konuşmasında özetle şunları söyledi:
“Risale-i Nur okumanın zamanı geçti. Risale-i Nur´un kimseye faydası yok. Yukarıdan şiddetli bir talimat geldi bana.
Risaleler, bir miktar gençlerimize bir miktar fayda etti, ama ondan öteye geçemedi.
Okudukları onlara ne fayda veriyor. Hiçbir faydası yok.
Okuduklarından ne fayda umuyorlar. Meclis´te oturup Risale okuyup uyuklama ne fayda verir.
İçinde bulunduğumuz hal, iyi midir değil midir? Bunu bilecek, dinleyecek çok kimse var şimdi. Hadisi Şerif okumaktan da fayda yok onlara. Bu vartaya nasıl düştük. Bu millet aldatıldı mı aldatılmadı mı?
Kütüphanende isterse bin tane Risale-i Nur olsun. Bir faydası yok. Onları al Said-i Nursi´nin mezarının başına götür sen oku de.
Laiklik bir vartadır. Risase´de laiklik geçmiyorsa bundan ne anladık. Risaleler milleti uyutuyor. Risaleleri müzeye koymalı. Said Nursi´nin yazdığı kitapları 5 defa yazdım.”
LİNK: http://www.naksibendi.net/sohbetler/SeyhNazim08-11-07.wma
Kaynak: http://www.haber7.com/
Nazım: Risale okuma zamanı geçti
20 Aralık 2007 13:38