<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress/2.2.2" -->
<rss version="2.0" 
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
	<title>Risale-i Nur&#8217;da tehlikeli sözler ! yazısına yapılan yorumlar</title>
	<link>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/</link>
	<description>www.aliaksoy.net</description>
	<pubDate>Thu, 04 Dec 2008 01:47:37 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.2.2</generator>

	<item>
		<title>cdt tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8616</link>
		<author>cdt</author>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2008 00:13:33 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8616</guid>
		<description>ali aksoy.amacınız nedir? müslümanları birbirine düşürmekmi?fitne oluşturmak mı? yoksa münafıklık mı?dar aklınızla hiç bir kaynaktan faydalanmadan (sünnet ,icma , kıyas )Kur'an-ı Hakim den hüküm çıkarıp fetva vermek niyetinde misiniz? Kur'an-ı değerlendirirken Hz.Peygamberi (sav)ve sünnetini hesaba katmıyormusunuz?Yoksa siz evliyayı, Tabiini,Tebe-i Tabiini,Asfiyayı ve Müçtehit alimleride mi tanımıyorsunuz veya kabul etmiyorsunuz? Tezinizi savunurken ayetleri ortaya koyarak ,ayetlere karşı fikir ortaya koymalarını mı bekliyorsunuz.veya siz kimsiniğz ki islam ulemasına hitap ederken basitleşiyorsunuz.Hem siz nesiniz ? ki Bediüzzamana ve Risale-i Nur a (eleştirme hakkınızı doğru kullandığınızı sanarak )saldırıyorsunuz? Sizin bu zındıklığınıza karşı müslümanlar (ve Risale-i Nur talebeleri ) olarak size hakkımızı helal etmiyoruz.ve hidayetiniz için dua ediyoruz..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>ali aksoy.amacınız nedir? müslümanları birbirine düşürmekmi?fitne oluşturmak mı? yoksa münafıklık mı?dar aklınızla hiç bir kaynaktan faydalanmadan (sünnet ,icma , kıyas )Kur&#8217;an-ı Hakim den hüküm çıkarıp fetva vermek niyetinde misiniz? Kur&#8217;an-ı değerlendirirken Hz.Peygamberi (sav)ve sünnetini hesaba katmıyormusunuz?Yoksa siz evliyayı, Tabiini,Tebe-i Tabiini,Asfiyayı ve Müçtehit alimleride mi tanımıyorsunuz veya kabul etmiyorsunuz? Tezinizi savunurken ayetleri ortaya koyarak ,ayetlere karşı fikir ortaya koymalarını mı bekliyorsunuz.veya siz kimsiniğz ki islam ulemasına hitap ederken basitleşiyorsunuz.Hem siz nesiniz ? ki Bediüzzamana ve Risale-i Nur a (eleştirme hakkınızı doğru kullandığınızı sanarak )saldırıyorsunuz? Sizin bu zındıklığınıza karşı müslümanlar (ve Risale-i Nur talebeleri ) olarak size hakkımızı helal etmiyoruz.ve hidayetiniz için dua ediyoruz..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>TaLHa tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8501</link>
		<author>TaLHa</author>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 07:04:24 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8501</guid>
		<description>Meselâ, semâvâta başı temas etmiş pek yüksek bir minare ve o minarenin altında, küre-i arzın merkezine kadar bir kuyu kazılmış farz ediyoruz. İşte, ezanı umum memlekette umum ahaliye işitilen bir zat minare başından ta kuyu dibine kadar hangi mevkide bulunduğunu ispat etmek için, iki fırka münakaşa ediyorlar.

Birinci fırka der ki: "Minare başındadır, kâinata ezan okuyor. Çünkü ezanını işitiyoruz; hayattardır, ulvîdir. Çendan herkes onu o yüksek yerde görmüyor. Fakat herkes derecesine göre, onu çıktığı ve indiği vakit, bir makamda, bir basamakta görür ve onunla bilir ki, o yukarı çıkar venerede görünürse görünsün,o yüksek makam sahibidir."

Diğer şeytanî ve ahmak güruh ise der: "Yok, makamı minare başı değil. Nerede görünürse görünsün, makamı kuyu dibidir." Halbuki, hiç kimse ne onu kuyu dibinde görmüş ve ne de görebilir. Faraza, eğer taş gibi sakîl, ihtiyarsız olsaydı, elbette kuyu dibinde bulunacaktı, birisi görecekti.

Şimdi, bu iki muarız fırkanın muharebe meydanı, o minare başından tâ kuyu dibine kadar uzun bir mesafedir. Hizbullah denilen ehl-i nur cemaati, yüksek nazarlı olanlara, o müezzin zâtı minare başında gösteriyorlar. Ve nazarları o dereceye çıkmayanlara ve kasîrü'n-nazar olanlara, derecelerine göre birer basamakta o müezzin-i âzamı gösteriyorlar. Küçük bir emâre onlara kâfi gelir ve ispat eder ki, o zat taş gibi câmid bir cisim değil; belki istediği vakit yukarı çıkar, görünür, ezan okur bir insan-ı kâmildir.

Diğer hizbüşşeytan denilen güruh ise derler: "Ya minare başında herkese gösteriniz; veyahut makamı kuyu dibidir" diye ahmakane hükmederler. Ahmaklıklarından bilmiyorlar ki, minare başında herkese gösterilmemesi, herkesin nazarı oraya çıkmamasından ileri geliyor. Hem mugalâta suretinde, minare başı hariç olarak bütün mesafeyi zaptetmek istiyorlar.

İşte, o iki cemaatin münakaşasını halletmek için, biri çıkar, o hizbüşşeytana der ki:

"Ey menhus güruh! Eğer o müezzin-i âzamın makamı kuyu dibi olsa, taş gibi câmid, hayatsız, kuvvetsiz olmak lâzım gelir. Ve kuyu basamaklarında ve minarenin derecelerinde görünen, o olmamak lâzım gelir. Madem öyle görüyorsunuz; elbette o, kuvvetsiz, hakikatsiz, câmid olmayacak. Minare başı onun makamı olacak. Öyleyse, ya siz onu kuyu dibinde göstereceksiniz-ki hiçbir cihette bunu gösteremezsiniz ve hiçbir kimseye orada bulunmasını dinletemezsiniz-veyahut susunuz. Meydan-ı müdafaanız kuyu dibidir.

Sair meydan ve uzun mesafe ise, şu mübarek cemaatin meydanıdır. Kuyu dibinden başka, o zâtı nerede gösterseler, dâvâyı kazanırlar." 

Kaynak : http://www.tevhid.gen.tr/risale-i-nur-kulliyati/20237-minare-basi-onun-makami-olacak/

Bizde herşey burhandır. Sizdeki herşey hizbuşşeytan gibi muallaktadır. Başlara çarpılmasına musait halde. Milletin kafasını kırmaktan başka ne işe yarıyorsunuz?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Meselâ, semâvâta başı temas etmiş pek yüksek bir minare ve o minarenin altında, küre-i arzın merkezine kadar bir kuyu kazılmış farz ediyoruz. İşte, ezanı umum memlekette umum ahaliye işitilen bir zat minare başından ta kuyu dibine kadar hangi mevkide bulunduğunu ispat etmek için, iki fırka münakaşa ediyorlar.</p>
<p>Birinci fırka der ki: &#8220;Minare başındadır, kâinata ezan okuyor. Çünkü ezanını işitiyoruz; hayattardır, ulvîdir. Çendan herkes onu o yüksek yerde görmüyor. Fakat herkes derecesine göre, onu çıktığı ve indiği vakit, bir makamda, bir basamakta görür ve onunla bilir ki, o yukarı çıkar venerede görünürse görünsün,o yüksek makam sahibidir.&#8221;</p>
<p>Diğer şeytanî ve ahmak güruh ise der: &#8220;Yok, makamı minare başı değil. Nerede görünürse görünsün, makamı kuyu dibidir.&#8221; Halbuki, hiç kimse ne onu kuyu dibinde görmüş ve ne de görebilir. Faraza, eğer taş gibi sakîl, ihtiyarsız olsaydı, elbette kuyu dibinde bulunacaktı, birisi görecekti.</p>
<p>Şimdi, bu iki muarız fırkanın muharebe meydanı, o minare başından tâ kuyu dibine kadar uzun bir mesafedir. Hizbullah denilen ehl-i nur cemaati, yüksek nazarlı olanlara, o müezzin zâtı minare başında gösteriyorlar. Ve nazarları o dereceye çıkmayanlara ve kasîrü&#8217;n-nazar olanlara, derecelerine göre birer basamakta o müezzin-i âzamı gösteriyorlar. Küçük bir emâre onlara kâfi gelir ve ispat eder ki, o zat taş gibi câmid bir cisim değil; belki istediği vakit yukarı çıkar, görünür, ezan okur bir insan-ı kâmildir.</p>
<p>Diğer hizbüşşeytan denilen güruh ise derler: &#8220;Ya minare başında herkese gösteriniz; veyahut makamı kuyu dibidir&#8221; diye ahmakane hükmederler. Ahmaklıklarından bilmiyorlar ki, minare başında herkese gösterilmemesi, herkesin nazarı oraya çıkmamasından ileri geliyor. Hem mugalâta suretinde, minare başı hariç olarak bütün mesafeyi zaptetmek istiyorlar.</p>
<p>İşte, o iki cemaatin münakaşasını halletmek için, biri çıkar, o hizbüşşeytana der ki:</p>
<p>&#8220;Ey menhus güruh! Eğer o müezzin-i âzamın makamı kuyu dibi olsa, taş gibi câmid, hayatsız, kuvvetsiz olmak lâzım gelir. Ve kuyu basamaklarında ve minarenin derecelerinde görünen, o olmamak lâzım gelir. Madem öyle görüyorsunuz; elbette o, kuvvetsiz, hakikatsiz, câmid olmayacak. Minare başı onun makamı olacak. Öyleyse, ya siz onu kuyu dibinde göstereceksiniz-ki hiçbir cihette bunu gösteremezsiniz ve hiçbir kimseye orada bulunmasını dinletemezsiniz-veyahut susunuz. Meydan-ı müdafaanız kuyu dibidir.</p>
<p>Sair meydan ve uzun mesafe ise, şu mübarek cemaatin meydanıdır. Kuyu dibinden başka, o zâtı nerede gösterseler, dâvâyı kazanırlar.&#8221; </p>
<p>Kaynak : <a href="http://www.tevhid.gen.tr/risale-i-nur-kulliyati/20237-minare-basi-onun-makami-olacak/" rel="nofollow">http://www.tevhid.gen.tr/risal.....mi-olacak/</a></p>
<p>Bizde herşey burhandır. Sizdeki herşey hizbuşşeytan gibi muallaktadır. Başlara çarpılmasına musait halde. Milletin kafasını kırmaktan başka ne işe yarıyorsunuz?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>kaanemre tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8484</link>
		<author>kaanemre</author>
		<pubDate>Sat, 15 Nov 2008 21:49:06 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8484</guid>
		<description>Saldıracak başka bir şey bulamamışsınız,Risale-i nur'a saldırıyorsunuz.Bazı art niyetli arkadaşları anlamak mümkün değil.Peki size soru:Risale-i Nur'la tanışıp müslüman olan kaç yabancı insan var dünyada?Binlerce.İnanmazsanız araştırın.Ayrıca bozuk bir hayat yaşayan çok vatandaşlarımız risale vesilesiyle hayatları aydınlanmış,doğru yolu bulmuşlardır.Sizler kaç kişiye vesile oldunuz?Kaç kişinin elinden tuttunuz?Beceremiyorsanız kıskanmayın ve sukut edin.Susun ki boş laflarla vebale girmeyin.İkincisi,dünyada bir çok ülkede onlarca profesör ve bilim adamı risaleleri kabul etmiş ve de okuyorlar.Bunların hepsi mi cahil ve kafasız?Said Nursi'ye(r.a) saldırana kadar Troçkiye,Lenine,Bush'a saldırın da bari biraz sevap kazanın.Fitne çıkarmanın anlamı yok...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Saldıracak başka bir şey bulamamışsınız,Risale-i nur&#8217;a saldırıyorsunuz.Bazı art niyetli arkadaşları anlamak mümkün değil.Peki size soru:Risale-i Nur&#8217;la tanışıp müslüman olan kaç yabancı insan var dünyada?Binlerce.İnanmazsanız araştırın.Ayrıca bozuk bir hayat yaşayan çok vatandaşlarımız risale vesilesiyle hayatları aydınlanmış,doğru yolu bulmuşlardır.Sizler kaç kişiye vesile oldunuz?Kaç kişinin elinden tuttunuz?Beceremiyorsanız kıskanmayın ve sukut edin.Susun ki boş laflarla vebale girmeyin.İkincisi,dünyada bir çok ülkede onlarca profesör ve bilim adamı risaleleri kabul etmiş ve de okuyorlar.Bunların hepsi mi cahil ve kafasız?Said Nursi&#8217;ye(r.a) saldırana kadar Troçkiye,Lenine,Bush&#8217;a saldırın da bari biraz sevap kazanın.Fitne çıkarmanın anlamı yok&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>seyhan tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8456</link>
		<author>seyhan</author>
		<pubDate>Tue, 11 Nov 2008 14:18:30 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8456</guid>
		<description>risale i nuru anlamak öyle her akıla nasib olmaz.risalei nur cüz i bir daireyi değil. umumi olarak tamir ediyor.reddederek okursanız elbette anlayamazsınız.kurandan ayrı bir kitap değil.kuranın tefsiridir.bediuzzaman hazretleri kendi ilmimle yazmadım cenab ı yazdırdı diyor.o tamamen diğer tarikatlerden farklı olarak kuran ve sünneti seniyyeyi rehber edinmiştir.risalei nura bakdığımızda her konunun içinde kuranı anar över kurana  sünnete uymayı öğütler.tabiatçılık maddiyyunluk komünistlik gibi dinsizlik ceryanlarını çürütmüştür ve çürütüyorda..zamana göre her kesimin anlayışına göre tamir yapıyor.bir kez daha okuyup düşünmeli..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>risale i nuru anlamak öyle her akıla nasib olmaz.risalei nur cüz i bir daireyi değil. umumi olarak tamir ediyor.reddederek okursanız elbette anlayamazsınız.kurandan ayrı bir kitap değil.kuranın tefsiridir.bediuzzaman hazretleri kendi ilmimle yazmadım cenab ı yazdırdı diyor.o tamamen diğer tarikatlerden farklı olarak kuran ve sünneti seniyyeyi rehber edinmiştir.risalei nura bakdığımızda her konunun içinde kuranı anar över kurana  sünnete uymayı öğütler.tabiatçılık maddiyyunluk komünistlik gibi dinsizlik ceryanlarını çürütmüştür ve çürütüyorda..zamana göre her kesimin anlayışına göre tamir yapıyor.bir kez daha okuyup düşünmeli..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>toprakerdem tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8438</link>
		<author>toprakerdem</author>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2008 10:36:56 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8438</guid>
		<description>Selam Turgay

Elmalılı Hamdi yazır benim ölçüm değildir.

Benim ölçüm yalnızca Kur'an,Bilim ve Akıldır.

Onun söylemleri beni bağlamaz ama bu onu okumayacağım anlamına gelmez.

Bizlerin bir çok konuda marjinal fikirler beyan etmemizin sebebi elbetteki kurandaki ruhu hayata taşımak istememizdendir.

Sizler gidin tesbihatlarınızı çekmeye devam edin

Kuran sizlere yetmiyor kardeşim varmı daha ötesi

söylenecek çok şey var aslında ama buna vaktim yok

Sevgiyle kalın Rahmanca bakın</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Selam Turgay</p>
<p>Elmalılı Hamdi yazır benim ölçüm değildir.</p>
<p>Benim ölçüm yalnızca Kur&#8217;an,Bilim ve Akıldır.</p>
<p>Onun söylemleri beni bağlamaz ama bu onu okumayacağım anlamına gelmez.</p>
<p>Bizlerin bir çok konuda marjinal fikirler beyan etmemizin sebebi elbetteki kurandaki ruhu hayata taşımak istememizdendir.</p>
<p>Sizler gidin tesbihatlarınızı çekmeye devam edin</p>
<p>Kuran sizlere yetmiyor kardeşim varmı daha ötesi</p>
<p>söylenecek çok şey var aslında ama buna vaktim yok</p>
<p>Sevgiyle kalın Rahmanca bakın</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>turgay tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8421</link>
		<author>turgay</author>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 01:15:36 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8421</guid>
		<description>23/10/2008

Mehmet Şevket Eygi'nin yazısı:

Nurculuk Nedir, Gerçek Nurcu Kimdir?


Nurculuk bir mezhep değildir. Tarikat değildir. Dernek değildir. Cemaat değildir...
Nurculuğa bir meşrebtir diyebiliriz. Bu meşrebin özellikleri nelerdir? Arz edeyim:

Birincisi: Ehl-i sünnet ve cemaat dairesi içindedir.

İkincisi: Şeriata sımsıkı bağlıdır, şeriattan kıl kadar ayrılmamıştır.

Üçüncüsü: Kur’ân’ı düstur olarak kabul eder.

Dördüncüsü: Resulullah aleyhi ekmelüttahiyyat Efendimizin Sünnetine bağlıdır.

Beşincisi: Sahih İslâm itikadı üzerinedir.

Altıncısı: Gerçek Nurcular beş vakit namazı dosdoğru kılarlar.

Yedincisi: Namaz dışındaki ibadetleri dikkat ve hassasiyetle yerine getirirler.

Sekizincisi: Nurculuğun esaslarından biri takvadır. Gerçek Nurcu muttaki Müslümandır.

Dokuzuncusu: Gerçek Nurcular vera sahibidirler. Şüpheli şeylerden uzak dururlar.

Onuncusu: Gerçek Nurcular dünyevî ihtiyaçlarını çoğaltmaz; asla lükse, israfa, aşırı tüketime, konfora, gösterişe, kibre, gurura sapmaz.

Onbirincisi: Gerçek Nurcular muhabbet fedaileridir, husumete vakitleri yoktur.

Onikincisi: Gerçek Nurcularda Cemal tecellileri parıldar. Kendilerine yapılan kötülükleri affederler, kötülüğü iyilik ile def ederler.

Onüçüncüsü: Gerçek Nur hizmetkârı, muhtaç olsa bile zekat istemez. Kendisi istemeden verilirse, ihtiyacı kadar alabilir. (Bediüzzaman’ın emri böyledir.)

Ondördüncüsü: Gerçek Nurcu hizmetlerini ihlasla yapar, Haliq için yaptığı hizmetlerin ücretini ve mükafatını mahluqattan beklemez, böyle bir riyakarlığa düşmez.

Onbeşincisi: Gerçek Nurcu, Nur talebesi olan Müslümanlar ile Nur talebesi olmayan Müslümanlar arasında ayırım yapmaz, ikincileri dışlamaz. Allah indinde üstünlüğün şu veya bu taifeye mensubiyetle değil, Takva ile olduğunu bilir.

Onaltıncısı: Gerçek Nurcu, mü’min ve müslim kardeşlerini bırakıp da kâfirleri dost ve velî (idareci) edinmez.

Onyedincisi: Gerçek Nurcu, Allah katında gerçek, makbul, geçerli tek dinin İslâm olduğuna inanır; İslâm’a, gerçek din olmak konusunda ortak katmaz.

Onsekizincisi: Gerçek Nurcu Tevhid inancına sımsıkı bağlıdır. Tevhid ile Teslis’i asla bir tutmaz.

Ondokuzuncusu: Gerçek Nurcu, Resûl-i Kibriya Efendimizi inkâr ve tekzib eden kâfirleri asla ehl-i necat ve ehl-i Cennet olarak kabul etmez.

Yirmincisi: Gerçek Nurcu asık ve abus suratlı değildir. Kainata tebessüm ederek bakar.

Yirmibirincisi: Gerçek Nurcu fitneden, fesattan, tefrikadan nefret eder, o birleştirici ve toplayıcıdır.

Yirmiikincisi: Gerçek Nurcu iman, İslâm, Kur’ân, Sünnet, Şeriat için çalışır. Amaç bunlardır, Risale-i Nur metodu, hizmet aracıdır.

Yirmiüçüncüsü: Gerçek Nurcu asla gıybet etmez, laf taşımaz, ara bozmaz. İnsanlar onun elinden ve dilinden selamettedir.

Yirmidördüncüsü: Gerçek Nurcu cerrar (para toplayıcı) değildir.

Yirmibeşincisi: Gerçek Nurcu arar bulur, barıştırır, kaynaştırır.

Yirmialtıncısı: Gerçek Nurcu beddua etmez, hayır dua eder.

Yirmiyedincisi: Gerçek Nurcu Allah’tan sabır ve namazla yardım ister.

Yirmisekizincisi: Gerçek Nurcu benlik, hodfüruşluk, riyaset, dünyevî mevki ve makam ihtiraslarından uzaktır.

Yirmidokuzuncusu: Gerçek Nurcu Müslümanların ve insanların kurdu değil, meleğidir.

Otuzuncusu: Gerçek Nurcu iyi ve örnek bir Müslümandır. Ona bakan onda İslâm’ı görür.

Otuzbirincisi: Gerçek Nurcu, başta Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri olmak üzere din büyüklerini erbab haline getirmez, putlaştırmaz.

Otuzikincisi: Gerçek Nurcu ıslah edicidir. İnsaniyetin hidayetini ister.
(Yukarıdaki maddelerin hepsi de Risale-i Nur’da vardır.)

Milli Gazete</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>23/10/2008</p>
<p>Mehmet Şevket Eygi&#8217;nin yazısı:</p>
<p>Nurculuk Nedir, Gerçek Nurcu Kimdir?</p>
<p>Nurculuk bir mezhep değildir. Tarikat değildir. Dernek değildir. Cemaat değildir&#8230;<br />
Nurculuğa bir meşrebtir diyebiliriz. Bu meşrebin özellikleri nelerdir? Arz edeyim:</p>
<p>Birincisi: Ehl-i sünnet ve cemaat dairesi içindedir.</p>
<p>İkincisi: Şeriata sımsıkı bağlıdır, şeriattan kıl kadar ayrılmamıştır.</p>
<p>Üçüncüsü: Kur’ân’ı düstur olarak kabul eder.</p>
<p>Dördüncüsü: Resulullah aleyhi ekmelüttahiyyat Efendimizin Sünnetine bağlıdır.</p>
<p>Beşincisi: Sahih İslâm itikadı üzerinedir.</p>
<p>Altıncısı: Gerçek Nurcular beş vakit namazı dosdoğru kılarlar.</p>
<p>Yedincisi: Namaz dışındaki ibadetleri dikkat ve hassasiyetle yerine getirirler.</p>
<p>Sekizincisi: Nurculuğun esaslarından biri takvadır. Gerçek Nurcu muttaki Müslümandır.</p>
<p>Dokuzuncusu: Gerçek Nurcular vera sahibidirler. Şüpheli şeylerden uzak dururlar.</p>
<p>Onuncusu: Gerçek Nurcular dünyevî ihtiyaçlarını çoğaltmaz; asla lükse, israfa, aşırı tüketime, konfora, gösterişe, kibre, gurura sapmaz.</p>
<p>Onbirincisi: Gerçek Nurcular muhabbet fedaileridir, husumete vakitleri yoktur.</p>
<p>Onikincisi: Gerçek Nurcularda Cemal tecellileri parıldar. Kendilerine yapılan kötülükleri affederler, kötülüğü iyilik ile def ederler.</p>
<p>Onüçüncüsü: Gerçek Nur hizmetkârı, muhtaç olsa bile zekat istemez. Kendisi istemeden verilirse, ihtiyacı kadar alabilir. (Bediüzzaman’ın emri böyledir.)</p>
<p>Ondördüncüsü: Gerçek Nurcu hizmetlerini ihlasla yapar, Haliq için yaptığı hizmetlerin ücretini ve mükafatını mahluqattan beklemez, böyle bir riyakarlığa düşmez.</p>
<p>Onbeşincisi: Gerçek Nurcu, Nur talebesi olan Müslümanlar ile Nur talebesi olmayan Müslümanlar arasında ayırım yapmaz, ikincileri dışlamaz. Allah indinde üstünlüğün şu veya bu taifeye mensubiyetle değil, Takva ile olduğunu bilir.</p>
<p>Onaltıncısı: Gerçek Nurcu, mü’min ve müslim kardeşlerini bırakıp da kâfirleri dost ve velî (idareci) edinmez.</p>
<p>Onyedincisi: Gerçek Nurcu, Allah katında gerçek, makbul, geçerli tek dinin İslâm olduğuna inanır; İslâm’a, gerçek din olmak konusunda ortak katmaz.</p>
<p>Onsekizincisi: Gerçek Nurcu Tevhid inancına sımsıkı bağlıdır. Tevhid ile Teslis’i asla bir tutmaz.</p>
<p>Ondokuzuncusu: Gerçek Nurcu, Resûl-i Kibriya Efendimizi inkâr ve tekzib eden kâfirleri asla ehl-i necat ve ehl-i Cennet olarak kabul etmez.</p>
<p>Yirmincisi: Gerçek Nurcu asık ve abus suratlı değildir. Kainata tebessüm ederek bakar.</p>
<p>Yirmibirincisi: Gerçek Nurcu fitneden, fesattan, tefrikadan nefret eder, o birleştirici ve toplayıcıdır.</p>
<p>Yirmiikincisi: Gerçek Nurcu iman, İslâm, Kur’ân, Sünnet, Şeriat için çalışır. Amaç bunlardır, Risale-i Nur metodu, hizmet aracıdır.</p>
<p>Yirmiüçüncüsü: Gerçek Nurcu asla gıybet etmez, laf taşımaz, ara bozmaz. İnsanlar onun elinden ve dilinden selamettedir.</p>
<p>Yirmidördüncüsü: Gerçek Nurcu cerrar (para toplayıcı) değildir.</p>
<p>Yirmibeşincisi: Gerçek Nurcu arar bulur, barıştırır, kaynaştırır.</p>
<p>Yirmialtıncısı: Gerçek Nurcu beddua etmez, hayır dua eder.</p>
<p>Yirmiyedincisi: Gerçek Nurcu Allah’tan sabır ve namazla yardım ister.</p>
<p>Yirmisekizincisi: Gerçek Nurcu benlik, hodfüruşluk, riyaset, dünyevî mevki ve makam ihtiraslarından uzaktır.</p>
<p>Yirmidokuzuncusu: Gerçek Nurcu Müslümanların ve insanların kurdu değil, meleğidir.</p>
<p>Otuzuncusu: Gerçek Nurcu iyi ve örnek bir Müslümandır. Ona bakan onda İslâm’ı görür.</p>
<p>Otuzbirincisi: Gerçek Nurcu, başta Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri olmak üzere din büyüklerini erbab haline getirmez, putlaştırmaz.</p>
<p>Otuzikincisi: Gerçek Nurcu ıslah edicidir. İnsaniyetin hidayetini ister.<br />
(Yukarıdaki maddelerin hepsi de Risale-i Nur’da vardır.)</p>
<p>Milli Gazete</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>turgay tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8420</link>
		<author>turgay</author>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 01:13:00 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8420</guid>
		<description>Evet, Risale-i Nur Rusya'da yasaklanmalı! 31/10/2008

Şubat 2006. Babamın 80 yaşın kutlamaya akrabalarım toplanmışlardı. Başkırdistan’dan da akrabalar gelmişti – amcamın ailesi. Amcamın hanımından çocukları torunları hakkında soruştum. Bir kız torunu için çok üzüldüğünü söyledi – cünki bir Tatar ile evlenmiş. Ben dedim ona – burda kötü birşey yok. Ama o cevaben dedi: onlar bizim dinimizden değil ki – biz Hristiyanlar, o da – müslüman. Ben de meraklandım – bu İslam dininin ne kötülüğü var, neyinden sakınmam lazım?

Kaleningrad şehrine gelince ben buradaki müslümanlarla tanıştım, İslamiyeti yakından öğrenmeyi başladım. Bana İslam akidesinin sırlarını açan Said Nursi’nin kitaplarını okumaya verdiler. Ben sohbetlere, derslere katılmaya başladım.
Risale-i Nur dersleri nasıl oluyor? 7-8 kişi toplanıyor ve sırayla Said Nursi kitapların okuyorlar. Sonra çay içiyorlar. Çay zamanında güzel sohbet ediyorlar. Sonra namaz kılıp evlerine dağılıyorlar.

İlk bakışta bunda bir fevkaledelik yok. Ama ben kendimde bazı değişmeler farketmeye başladım. Ben kimim? Ben bir marangoz, bir ameleyim. Ve her amele gibi ağır iş gününden sonra stresi gidermek için bira ve bazen bayramlarda daha da sert içkiler içmeyi seviyordum. Ama birden bire ben birşeyi fark ettim – müslümanların sohbetlerine katıldıktan sonra bende içkiye karşı olan meylim yok oldu. Bira içmeyi de bıraktım, içkiye olan düşkünlüğüm kayboldu. Ben sigara içiyorum, ama hissediyorum – zamanla sigaraya olan meylim de yavaş yavaş sönüyor, şimdi daha az sigara içmeye başladım.


Ama hepsi bunlar büyük oğlumun problemi yanında hiç hükmünde denilebilirdi, çünki o narkotik müptelasıydı. Tedavi etmeye çalıştık. Kendisi de anlıyordu – narkotiği bırakmasa yakında hayatı bitecek, o iptiladan kurtulmaya çalışıyordu. Narkotiği kullanmamak için içki içmeye başladı. İşin kaybetti, sonra başka işe girdi – onu da az kaldı kaybedecekti. Şimdi ise o içkiyi de, narkotiği de bıraktı. Ben oğluma ne yaptım? Hiçbir şey – onu sadece Said Nursi eserlerin mütalaa eden müslümanların sohbetine katılmaya davet ettim. Ve bu onun kötü düşkünlüğünün kaybolması için yol açtı, kafi oldu.


Geçende duydum ki Said Nursi eserleri hakkında bir mahkeme olmuş, orada onun kitapların Rusyada yasak etmeyi karar vermişler. Doğru yapmışlar! Yasak etmek lazım! Toplum ona normal yaşamayı engelleyen herşeyi gidermesi ve yasaklaması lazım. Şimdi Rusların günlük hayat tarzı nedir? Sarhoşluk ve narkotik tiryakiliği! Eğer ben Said Nursinin eserlerin okuyarak sarhoşluğu bırakmışsam, demek ki ben alkolik ve narkomanlar toplumunun normal hayatın bozuyorum. Buna Said Nursinin eserleri sebep oldu, demek sebebin gidermesiyle herşey yine normale dönecek. Said Nursi eserlerinden bir satır okumayan bilmeyen halkı da kandıracağız – diyeceğiz ki bu kitaplar ekstremizm (aşırı radikalizm) ve millet ve dinler arası bölücülük çağrısını yapıyor, hatta terorizmi destekliyor diye lekelendirsek te olur.

Sen de – ey insanlar – buna karşı ne diyebilirsin ki çünki sen bu kitapları okumamışsın bilmiyorsun. Biz ise okumuşuz ve dediğimizi biliyoruz. Biz diyoruz ki YASAKLAMALI! O zaman sen avam rahat uyuyabilirsin. Sarhoşluk ve narkomani ile devlet te mücadele ediyor, şiddetli kanunlar çıkartıyor. Mesela yakında umumi yerlerde içki içmeyi yasakladı. Şiddetli kanun ama kim ki ona itaat ediyor – nasıl içiyorlardı öyle devam ediyorlar sadece gizli içiyorlar.
Eğer biz milletimizi sarhoşlukta görmeyi ve herzaman narkomanlar (narkotik tiryakileri) ile karşılaşmayı istesek, mutlaka Rusyada Said Nursi eserlerinin yayınlamasını yasak etmek lazım. Onun eserleri böyle topluma büyük bir zarar getiriyor.


Ben daima müslümanlarla görüştüğüm halde beni hiçkimse zorla İslamiyeti kabul ettirmeye çalışmıyor. Onlar benden sen başka dinden diye çekinmiyorlar. Onlar beni sadece bir insan olarak kabul ediyorlar, zaten onların fikrince her insana saygı göstermeli. Eğer başka insanları saymıyorsan – demek ki sen onların Yaratıcısın da saymıyorsun. Hakiki dindar müslüman hiçbir zaman ekstremist (aşırı radikalist) olamaz. Zaten Said Nursi eserlerinde İslamiyetin esasların açıklıyor, ahlağı öğretiyor ve sırf elem ve bela getiren kötülükten ve ahlaksızlıktan kurtulmaya çağırıyor.


Sonuç olarak Said Nursinin şu sözlerin aktarmak istiyorum: ‘Lüzumsuz, geçici, günahlı zevklerin akıbeti elemler, teessüflerdir’.
Burda söylediğim herbir sözümü tasdik etmeye hazırım. Bu mektup sırf gönül rızasıyla yazılmış olduğundan ben adımı ve adresimi gizlemiyorum, aynen yazıyorum.

Rusya, Kaliningrad şehri
Datsun Nikolay Pavloviç"

bir rus kadar anlayışınız yok.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Evet, Risale-i Nur Rusya&#8217;da yasaklanmalı! 31/10/2008</p>
<p>Şubat 2006. Babamın 80 yaşın kutlamaya akrabalarım toplanmışlardı. Başkırdistan’dan da akrabalar gelmişti – amcamın ailesi. Amcamın hanımından çocukları torunları hakkında soruştum. Bir kız torunu için çok üzüldüğünü söyledi – cünki bir Tatar ile evlenmiş. Ben dedim ona – burda kötü birşey yok. Ama o cevaben dedi: onlar bizim dinimizden değil ki – biz Hristiyanlar, o da – müslüman. Ben de meraklandım – bu İslam dininin ne kötülüğü var, neyinden sakınmam lazım?</p>
<p>Kaleningrad şehrine gelince ben buradaki müslümanlarla tanıştım, İslamiyeti yakından öğrenmeyi başladım. Bana İslam akidesinin sırlarını açan Said Nursi’nin kitaplarını okumaya verdiler. Ben sohbetlere, derslere katılmaya başladım.<br />
Risale-i Nur dersleri nasıl oluyor? 7-8 kişi toplanıyor ve sırayla Said Nursi kitapların okuyorlar. Sonra çay içiyorlar. Çay zamanında güzel sohbet ediyorlar. Sonra namaz kılıp evlerine dağılıyorlar.</p>
<p>İlk bakışta bunda bir fevkaledelik yok. Ama ben kendimde bazı değişmeler farketmeye başladım. Ben kimim? Ben bir marangoz, bir ameleyim. Ve her amele gibi ağır iş gününden sonra stresi gidermek için bira ve bazen bayramlarda daha da sert içkiler içmeyi seviyordum. Ama birden bire ben birşeyi fark ettim – müslümanların sohbetlerine katıldıktan sonra bende içkiye karşı olan meylim yok oldu. Bira içmeyi de bıraktım, içkiye olan düşkünlüğüm kayboldu. Ben sigara içiyorum, ama hissediyorum – zamanla sigaraya olan meylim de yavaş yavaş sönüyor, şimdi daha az sigara içmeye başladım.</p>
<p>Ama hepsi bunlar büyük oğlumun problemi yanında hiç hükmünde denilebilirdi, çünki o narkotik müptelasıydı. Tedavi etmeye çalıştık. Kendisi de anlıyordu – narkotiği bırakmasa yakında hayatı bitecek, o iptiladan kurtulmaya çalışıyordu. Narkotiği kullanmamak için içki içmeye başladı. İşin kaybetti, sonra başka işe girdi – onu da az kaldı kaybedecekti. Şimdi ise o içkiyi de, narkotiği de bıraktı. Ben oğluma ne yaptım? Hiçbir şey – onu sadece Said Nursi eserlerin mütalaa eden müslümanların sohbetine katılmaya davet ettim. Ve bu onun kötü düşkünlüğünün kaybolması için yol açtı, kafi oldu.</p>
<p>Geçende duydum ki Said Nursi eserleri hakkında bir mahkeme olmuş, orada onun kitapların Rusyada yasak etmeyi karar vermişler. Doğru yapmışlar! Yasak etmek lazım! Toplum ona normal yaşamayı engelleyen herşeyi gidermesi ve yasaklaması lazım. Şimdi Rusların günlük hayat tarzı nedir? Sarhoşluk ve narkotik tiryakiliği! Eğer ben Said Nursinin eserlerin okuyarak sarhoşluğu bırakmışsam, demek ki ben alkolik ve narkomanlar toplumunun normal hayatın bozuyorum. Buna Said Nursinin eserleri sebep oldu, demek sebebin gidermesiyle herşey yine normale dönecek. Said Nursi eserlerinden bir satır okumayan bilmeyen halkı da kandıracağız – diyeceğiz ki bu kitaplar ekstremizm (aşırı radikalizm) ve millet ve dinler arası bölücülük çağrısını yapıyor, hatta terorizmi destekliyor diye lekelendirsek te olur.</p>
<p>Sen de – ey insanlar – buna karşı ne diyebilirsin ki çünki sen bu kitapları okumamışsın bilmiyorsun. Biz ise okumuşuz ve dediğimizi biliyoruz. Biz diyoruz ki YASAKLAMALI! O zaman sen avam rahat uyuyabilirsin. Sarhoşluk ve narkomani ile devlet te mücadele ediyor, şiddetli kanunlar çıkartıyor. Mesela yakında umumi yerlerde içki içmeyi yasakladı. Şiddetli kanun ama kim ki ona itaat ediyor – nasıl içiyorlardı öyle devam ediyorlar sadece gizli içiyorlar.<br />
Eğer biz milletimizi sarhoşlukta görmeyi ve herzaman narkomanlar (narkotik tiryakileri) ile karşılaşmayı istesek, mutlaka Rusyada Said Nursi eserlerinin yayınlamasını yasak etmek lazım. Onun eserleri böyle topluma büyük bir zarar getiriyor.</p>
<p>Ben daima müslümanlarla görüştüğüm halde beni hiçkimse zorla İslamiyeti kabul ettirmeye çalışmıyor. Onlar benden sen başka dinden diye çekinmiyorlar. Onlar beni sadece bir insan olarak kabul ediyorlar, zaten onların fikrince her insana saygı göstermeli. Eğer başka insanları saymıyorsan – demek ki sen onların Yaratıcısın da saymıyorsun. Hakiki dindar müslüman hiçbir zaman ekstremist (aşırı radikalist) olamaz. Zaten Said Nursi eserlerinde İslamiyetin esasların açıklıyor, ahlağı öğretiyor ve sırf elem ve bela getiren kötülükten ve ahlaksızlıktan kurtulmaya çağırıyor.</p>
<p>Sonuç olarak Said Nursinin şu sözlerin aktarmak istiyorum: ‘Lüzumsuz, geçici, günahlı zevklerin akıbeti elemler, teessüflerdir’.<br />
Burda söylediğim herbir sözümü tasdik etmeye hazırım. Bu mektup sırf gönül rızasıyla yazılmış olduğundan ben adımı ve adresimi gizlemiyorum, aynen yazıyorum.</p>
<p>Rusya, Kaliningrad şehri<br />
Datsun Nikolay Pavloviç&#8221;</p>
<p>bir rus kadar anlayışınız yok.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>turgay tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8418</link>
		<author>turgay</author>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 01:07:41 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8418</guid>
		<description>PKK ve Hizbullah´a Nurcular set oldu
Yazar: Kemal Benek
13.05.2008

* Doğuda uzun yıllardır devam eden kargaşanın temelinde yatan sebep nedir?

Gaziantep’te bana, “Doğu insanı dindardır. Nasıl oluyor da dinden uzak bir partiyi, insanları seçiyor” diye soru sordular. Ben de onlara olayları ve sonuçlarını şöyle anlattım:
Bu olaylara zemin hazırlandı. Örgüt bu zemini kullandı. Türkiye menfi milliyetçilik üzerine tesis edildiği için başka milletleri kışkırtmak gibi icraatlar yapılıyordu. Turgut Özal zamanına kadar Kürtçe konuşmak yasaktı. Eskiden anlatırlardı. Köyden Diyarbakır’a gidenlere Kürtçe soruyorlarmış “Sofi tu kute” yani “Sofi nereden geliyorsun?” Kürtçe cevap verse birkaç kuruş hemen ceza kesiliyor. Tuzağa düşürmek için Kürtçe soruyor, hem de ceza kesiyor. Ulu Caminin önünde Mevlid-i Şerif, Ahmed-i Hani’nin Nubahar eseri yasaktı. Cezalandırırlar diye gizli okuyordum. Buralardan geldik.

* Terör örgütü de bunları mı kullandı?

PKK bir hamle yaptı. Bir taraftan dağ kadrosunu oluşturdu, bir taraftan halkın içinde milislerini tesis ettirdi. Hükümetler aciz kaldı. Halk gece dışarı çıkamaz hale geldi. Birileri “ne yapalım bunu” diye toplandı. “Güneydoğu gidiyor. Halk bile elimizden gitti. Rastgele öldürmek de olmaz, ne yapalım şimdi. Mahkemeye sevk ediyoruz, mahkemede beraat ediyor. Mahkeme yoluyla, demokrasiyle bu çözülmez. Adamları tesbit edelim. Onları evlerinden alalım, sokak infazı yapalım, cenazesini atalım” diye düşündüler. Binlerce kişi bu mantıkla her evden, aileden gitmiş. Benim abim Molla Mensur dünyaya bedel bir âlimdi. Şarkın en büyük âlimlerindendi. Gazetelerde beyanatları çıkmıştı. Çok harika bir ilim ve zekâsı vardı. Hiçbir âlim ilmiyle onun yanında başa çıkamazdı. O da bu yöntemle gitti. Her bir ailenin bir ismi bu yöntemle gitmiş. Aile yaralanmış. Şimdi sizin takdirinize havale ediyorum. Sizin ağabeyiniz, babanız asker, jandarma veyahut başka bir güç tarafından evden çıkarılıp götürülse ve daha sonra cenazesini sokakta görsen sen ve sülâlen tarih boyunca o devlete dost olur musunuz? Dost olmak mümkün değil. Belki dağa çıkamaz, ama her türlü fırsatta meselâ ona rakip olanları destekler. Dünyanın en dinsizlerini de getirseler aday gösterseler o insanlar kazanırlar.

* Bir nev'î intikam hissi mi taşınıyor?

Evet. İntikam peşindedirler. “Belediye bize hizmet edecek.” Diyarbakır bunun peşinde değil ki. Yapılsın, yapılmasın umurunda değil. Bir rakip arıyor. Güneydoğu, şark sadece bu gibi felâket ve helâketlere maruz kalmamış. Aynı zamanda maddî bir terakkiyat da onlara verilmemiş. İş imkânları da açılmamış. PKK altınla, gümüşle onları kandırmıyor. Bir adam az bir bahaneyle bile bunları dağa çıkarır. Şu anda geçici olarak kontrol altına alındılar. Bitti denemez. Burada kayboldu mu başka yerlerde kendini gösterir. Türkiye büyük bir devlet olduğu halde bu zihniyet onu ne hale getirdi.

Fakat lillahilhamd Nur talebeleri yine şayanı tebrik hareketleriyle, okuma programlarıyla, batıdan doğuya, doğudan batıya, kuzeyden güneye güneyden kuzeye Kürtleri, Türkleri, Arapları birbirine kucaklattırarak, muhabbetle yaklaşmaları PKK’dan yüzde 50 civarında bir insan koparmaya vesile oldular. Dinî hissiyat yine kendini gösterebilir. Fakat sadık olmak lâzım. Samimî olmak lâzım. Gaziantep’teki cemaate böyle söyleyince oradakiler dedi ki, “Vallahi biz şimdi anladık. Hakikat budur. Artık inşallah bunlar aklı selimle çözülür.”

* Halk ne istiyor?

Kimse Türkiye’yi bölmek istemez, ancak Türkiye gibi büyük bir devlet, bu millete kucağını açsın. Oyalamakla, aldatmakla değil samimane yapsın. Risâle-i Nur da, bütün bu şartlara rağmen hizmetini sürdürüyor. O da olmasaydı Türkiye’de Irak’ı, Lübnan’ı, Afganistan’ı geride bırakacak derecede bir iç savaş olacaktı. Bu manevî boyutudur. Maddî boyutlar da olması lâzım. Gerçi şu anda GAP projesine hız veriliyor. Bu biterse bir de samimî bir yaklaşım içerisinde olunursa netice alınır. Bir taraftan askerî operasyonlar yapılsın. Fakat o son çare. Esas işi bitiren o değil.

* İntikam hissinde bir azalma olmuyor mu?

Faili meçhul cinayetler bitti. İntikam bitmiyor, o devam ediyor. Çünkü yanlışlar devam ediyor.

* Ne gibi…

Birkaç sene evvel köyümüze yakın bir yerde bir cenaze çıktı. O kadar muhtar var “gözaltına alınırım” korkusuyla kimse askere haber veremiyor. Ben çok vicdan azabı çektim. Gittim. Bir petrolün arkasına atılmış, şişmiş cenazeyi gördüm. Karakola haber verdim. Bana “Sen niye bize haber veriyorsun merkeze söyle” dediler. “Burası merkeze bağlı değil, sizin mıntıkanızdadır. Sen gelmek istemiyorsun, o gelmek istemiyor bu cenaze böyle olmaz ki. Bu bir vatandaştır” dedim. Karakol komutanı geldi cenazeyi gördü. Adamın başına kurşun sıkılmış. Komutan küfür etti, bir şeyler söyledi. Askerler de bizim etrafımızda. Güneşin batmasına az kalmış. Komutan neredeyse bana kızacak; “Siz hocalar olarak vazifenizi yapmıyorsunuz. Bu memleket ne hale geldi.”

* Sizi mi suçladı?

Evet, beni de suçladı. Ben de durdum biraz. Baktım hissî davranıyor. O anda uzaktan iki kişi geldi. Bana dediler “Hocam ölen filanın oğludur.” “Peki kim öldürmüş” dedim. Komutan da bize bakıyor. “Korucular öldürmüş” dediler. Bu sefer komutan ne kadar hiddet etmiş ise ben hiddet ettim. Komutana döndüm; “Komutanım siz demin bana bir şey söylediniz. ‘Siz hoca olarak görevinizi yapmıyorsunuz’ dediniz. Nasıl görevimi yapacağım? Ben hutbede ‘PKK teröristtir, hep kan döküyor, her türlü terörizm böyledir’ falan diyorum. Bak bu adamın babası benimle birlikte namaz kılıyordu. Bana diyecek ‘hoca efendi böyle saptırıyorsun sen. Her türlü terörizme lânet getirmen lâzım, tek taraflı terörizm olmaz. Bak devletin korucuları tarafından öldürülmüş.’ O zaman ben devlet teröristtir diyebilir miyim? Şimdi beni mazur görün. Hz. Ömer’in adaleti yoktur ki, ona dayanarak konuşalım. Bu çelişki karşısında cami içinde bizi sustururlar. O zaman benim konuşmam beş para etmez. Siz benden beklediğiniz o tesiri de bulamazsınız. İşte biz bu tavır karşısında hayret içerisinde suskunluğumuzu muhafaza etmekten başka çare yok” dedim. Beni dinledikten sonra, “Hocam tebrik ederim, anlıyorum” dedi. Bu sefer o düşünmeye başladı.

* Emekli genelkurmay başkanlarının açıklamaları nasıl karşılık görüyor?

Halk böyle bir samimiyet görmemiş ve inanmamıştır. Askere güneydoğu değil batı da güvenmiyor. En son cumhurbaşkanlığı seçiminde gördünüz. Asker hangi konuda karşı çıkıyorsa millet tersini yapıyor. Nerede bu memleketin göz bebekleri? Nerede ‘ölürsem şehidim, kalırsam gaziyim’ inancı? Nerede bu kahramanlar? Halk neredeyse başka bir gözle onlara bakar. Onlar kendini toparlasınlar. Yoksa sadece güneydoğu ve şarkın insanları değil batı da onlara güvenmiyor.

* Askerler bizim içimizden çıkmıyor mu? Niye farklı düşünüyorlar? Onları değiştiren nedir?

Türkiye ve dünyada içimizden çıkıyorsa da başa çıkanlar daima başka mecrada gösteriyorlar. Sadece Türkiye’de değil âlemi İslâmın her tarafında baştakiler halkın ruhunu, hissiyatını temsil etmiyorlar. Yabancı insanlar gibi görünüyorlar. Millet ile baştakiler arasında bir kopma var. Zaten terörizmin ilk ruhu buradan gelir; Devlete güvenmemek. Baştakilere güvenmemek. Kendilerinden biri kabul etmemek. Şu anda şark insanı da, batıdaki de hükümet ile devlet arasında kopukluk görüyor. Yüzde 50 aynı partinin oy alması da beni tasdik ediyor. Köyde yaşıyorum, taziyelere gidiyorum milletin hissiyatı böyledir tahmin ediyorum.

* Halka neler anlatıyorsunuz?

Bana sorduklarında onlara, “kardeşlerim Nur talebelerinin hedefi Kürdistan, Türkistan, Arabistan değil. Her bir adam Kürdistan, Türkistan, Arabistan kadar bir baki mülk saltanatı iman karşısında ihzar edilmiştir. Bediüzzaman’ın nazarı, dikkati başka âlemdedir. Dünya savaşı umurunda olmayan bir insan böyle küçük muharebelerle uğraşmaz. İşte Nur talebeleri de böyledir. Biz Türklerin, Kürtlerin, Arapların ebedî hayatlarını kurtarmaya çalışıyoruz. Şefkatimiz budur. Şu anda Risâle-i Nurun orijinalini muhafaza etmeye çalışarak Kürtçeye tercüme etmeye çalışıyorum. Tabirler nasıl Arapçadan muhafaza edilerek Türkçeye çevriliyorsa öyle yapıyorum. Bazı tercümeleri köylerde okudum. Dinlediler, “Bu Kürtçeyi biz de okuyacağız” dediler. Risâle-i Nur yanlış imajları da bu memleketten siler.

* Bu konuda eğitim aldınız mı?

İlkokul okumadım. Türkçeyi askere gidince öğrendim. Bir senedir Farsça çalışıyorum. Halk benden tercüme etmemi istiyor. Ben de bunun üzerine çok çalışıyorum. Düşünerek, kelime yakışır mı yakışmaz mı dikkat ediyorum.

* Güneydoğuda Said Nursî nasıl algılanıyor?

Şu anda zirveye çıkmış. Artık medreseler de yönlendiler. Bismil’de arkadaşım bir çok âlimi bir arada toplamış. Beni de çağırdı. Gittim. Risâle-i Nur’un Kur’ân’ın icazıyla alâkalı ilmî meselelerini onların yanında okudum. Dersi okuduktan sonra hepsi oybirliği ile Üstad’ı tebrik ettiler. Orada bizi dinleyen çok genç de vardı. Çok faydalı oldu. Nur talebeleri Güneydoğuda yeni bir takdirname kazandı. O da şu: Birkaç sene faili meçhul cinayet oldu. Hizbullah adı altında örgütler çıktı. Ehl-i din ve diyanet hepsi karanlık güçlere teslim olmadı. Bazı bilmeyen kişi arkalarından gitti. Bazı tarikat ve sınıflardan arkalarından giden oldu. Ama tek bir Nur Talebesi aralarında bulunmadı ve bu hareketi de tasvip etmedi. Şu anda herkes kendi çocukları için Risâle-i Nur talebelerini tahassüngâh olarak kabul ederler. Biz korkmadan, çekinmeden her yerde ‘Nur talebesi’ diyebiliriz. Takdir ederler. Millet anladı ki bu memlekete hıyanet niyetleri yoktur. Onun için Nur talebeleri Güneydoğuda çok büyük hizmet ediyor. Sadece burada değil yurt dışında da hizmetler devam ediyor.

* Örnek verebilir misiniz?

Risâle-i Nur’un bu memlekete kazandırdığı bir fayda da Türkiye’nin itibarını yükseltme hususudur. Amerika bütçesi gibi bir bütçe olsaydı Risâle-i Nur kadar itibar kazandırmazdı. Mekke’ye, Medine’ye gittim, seyyidler cemaatiyle buluştum. Onlara dedim ki, “Ben Türk değilim. Ana dilim Kürtçedir. 20 yaşına kadar Türkçe bilmezdim. Hayatım Arapçayla devam etmiştir. Bir adam Türkçe kitap verse okuyamıyordum. Fakat Risâle-i Nur’un Türkçesinin öyle harika bir lezzeti var ki bir hususiyet kesbetmiş. Benim şehadetim makbuldür. Çünkü ben Türk değilim.” Böyle söyleyince dediler ki, “Biz Türkçe bilmiyoruz, ama Risâle-i Nur’lar yanımızda Türkçe okunduğu zaman biz de o lezzeti hissediyoruz. Türkçenin içinde bir zevk var.” Büyük oğulları bana, “Türkiye’ye gelirsem ne kadar sürede Türkçe öğrenirim” dedi. “5 ay hiçbir Arap arkadaşın olmayacak. 5 ay sonra bülbül gibi Türkçe konuşur, gidersin” dedim. İşte Araplardan birilerinin gelip burada Türkçe öğrenmek istemesi. Amerikan bütçesi kadar olsa bile itibar kazandıramaz dediğimin delili budur.

Bir diğer örnek Nebil Bas. “Risâle-i Nur’u Arap âlemine tanıttıracağım Allahın izniyle” diyen İslâm Bakanlığında bulunan büyük bir zattır. Kaza geçirmişti, hastanede ziyaretine gittim. Araplara şöyle dedi: “Kardeşim ben size bir şey söyleyeyim. Kelâmımı mübalâğa görmeyin. Vaktiyle aktar-ı âlemden herkes Hicaz kıt'asına gelerek dinî mubini öğrenirdi. Kaderi İlâhînin fetvasıyla, Resul-i Ekrem’i (asm) temsilen Türkiye’de Bediüzzaman Said Nursî, Risâle-i Nur var. Bunu kabul etmemiz gerekir. Ne yapalım Resul-i Ekremin vekâletinde olduğu için bunu kabul etmemiz gerekir.”

* Halk yöneticilerde hangi vasıfları arıyor? Gaffar Okkan’ı sevdiren neydi?

Gaffar Okkan’ın samimiyetini gördüler. Gaffar Okkan sporla çok ilgiliydi. Eğer çok zengin hissiyatlı biri gelirse ne hale gelecek kıyas edilsin. Bir spor sevgisi böyle yapıyorsa diğerlerini anlayın. Tefessüh etmemiş bir Kürt kesinlikle bölünme taraftarı değildir. Çünkü birbiriyle evlenmişler, birbirinin içine girmiş. Bu uhuvvet kopmaz artık. Fakat bu memlekete hem maddî, hem manevî, hem siyasî yönden şefkatkârane el uzatmak lâzım. Bölmemek için her türlü tedbiri alsınlar. Dış mihrakların ve bazı sinsi kişilerin bahanelerine zemin olmasın diye aklı selimle bu insanları kucaklasınlar. Bir daha yanlışlar olmasın. Annelerin ağlamaları olmasın bir daha. Türk arkadaşlarla oturup kalkıyoruz. Hissiyatlarımız birbirinin içine girmiş. Kabili tefrik olamaz.
kaynak: http://www.tevhid.gen.tr/risale-i-nur-haberleri/3830-pkk-ve-hizbullaha-nurcular-set-oldu/</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>PKK ve Hizbullah´a Nurcular set oldu<br />
Yazar: Kemal Benek<br />
13.05.2008</p>
<p>* Doğuda uzun yıllardır devam eden kargaşanın temelinde yatan sebep nedir?</p>
<p>Gaziantep’te bana, “Doğu insanı dindardır. Nasıl oluyor da dinden uzak bir partiyi, insanları seçiyor” diye soru sordular. Ben de onlara olayları ve sonuçlarını şöyle anlattım:<br />
Bu olaylara zemin hazırlandı. Örgüt bu zemini kullandı. Türkiye menfi milliyetçilik üzerine tesis edildiği için başka milletleri kışkırtmak gibi icraatlar yapılıyordu. Turgut Özal zamanına kadar Kürtçe konuşmak yasaktı. Eskiden anlatırlardı. Köyden Diyarbakır’a gidenlere Kürtçe soruyorlarmış “Sofi tu kute” yani “Sofi nereden geliyorsun?” Kürtçe cevap verse birkaç kuruş hemen ceza kesiliyor. Tuzağa düşürmek için Kürtçe soruyor, hem de ceza kesiyor. Ulu Caminin önünde Mevlid-i Şerif, Ahmed-i Hani’nin Nubahar eseri yasaktı. Cezalandırırlar diye gizli okuyordum. Buralardan geldik.</p>
<p>* Terör örgütü de bunları mı kullandı?</p>
<p>PKK bir hamle yaptı. Bir taraftan dağ kadrosunu oluşturdu, bir taraftan halkın içinde milislerini tesis ettirdi. Hükümetler aciz kaldı. Halk gece dışarı çıkamaz hale geldi. Birileri “ne yapalım bunu” diye toplandı. “Güneydoğu gidiyor. Halk bile elimizden gitti. Rastgele öldürmek de olmaz, ne yapalım şimdi. Mahkemeye sevk ediyoruz, mahkemede beraat ediyor. Mahkeme yoluyla, demokrasiyle bu çözülmez. Adamları tesbit edelim. Onları evlerinden alalım, sokak infazı yapalım, cenazesini atalım” diye düşündüler. Binlerce kişi bu mantıkla her evden, aileden gitmiş. Benim abim Molla Mensur dünyaya bedel bir âlimdi. Şarkın en büyük âlimlerindendi. Gazetelerde beyanatları çıkmıştı. Çok harika bir ilim ve zekâsı vardı. Hiçbir âlim ilmiyle onun yanında başa çıkamazdı. O da bu yöntemle gitti. Her bir ailenin bir ismi bu yöntemle gitmiş. Aile yaralanmış. Şimdi sizin takdirinize havale ediyorum. Sizin ağabeyiniz, babanız asker, jandarma veyahut başka bir güç tarafından evden çıkarılıp götürülse ve daha sonra cenazesini sokakta görsen sen ve sülâlen tarih boyunca o devlete dost olur musunuz? Dost olmak mümkün değil. Belki dağa çıkamaz, ama her türlü fırsatta meselâ ona rakip olanları destekler. Dünyanın en dinsizlerini de getirseler aday gösterseler o insanlar kazanırlar.</p>
<p>* Bir nev&#8217;î intikam hissi mi taşınıyor?</p>
<p>Evet. İntikam peşindedirler. “Belediye bize hizmet edecek.” Diyarbakır bunun peşinde değil ki. Yapılsın, yapılmasın umurunda değil. Bir rakip arıyor. Güneydoğu, şark sadece bu gibi felâket ve helâketlere maruz kalmamış. Aynı zamanda maddî bir terakkiyat da onlara verilmemiş. İş imkânları da açılmamış. PKK altınla, gümüşle onları kandırmıyor. Bir adam az bir bahaneyle bile bunları dağa çıkarır. Şu anda geçici olarak kontrol altına alındılar. Bitti denemez. Burada kayboldu mu başka yerlerde kendini gösterir. Türkiye büyük bir devlet olduğu halde bu zihniyet onu ne hale getirdi.</p>
<p>Fakat lillahilhamd Nur talebeleri yine şayanı tebrik hareketleriyle, okuma programlarıyla, batıdan doğuya, doğudan batıya, kuzeyden güneye güneyden kuzeye Kürtleri, Türkleri, Arapları birbirine kucaklattırarak, muhabbetle yaklaşmaları PKK’dan yüzde 50 civarında bir insan koparmaya vesile oldular. Dinî hissiyat yine kendini gösterebilir. Fakat sadık olmak lâzım. Samimî olmak lâzım. Gaziantep’teki cemaate böyle söyleyince oradakiler dedi ki, “Vallahi biz şimdi anladık. Hakikat budur. Artık inşallah bunlar aklı selimle çözülür.”</p>
<p>* Halk ne istiyor?</p>
<p>Kimse Türkiye’yi bölmek istemez, ancak Türkiye gibi büyük bir devlet, bu millete kucağını açsın. Oyalamakla, aldatmakla değil samimane yapsın. Risâle-i Nur da, bütün bu şartlara rağmen hizmetini sürdürüyor. O da olmasaydı Türkiye’de Irak’ı, Lübnan’ı, Afganistan’ı geride bırakacak derecede bir iç savaş olacaktı. Bu manevî boyutudur. Maddî boyutlar da olması lâzım. Gerçi şu anda GAP projesine hız veriliyor. Bu biterse bir de samimî bir yaklaşım içerisinde olunursa netice alınır. Bir taraftan askerî operasyonlar yapılsın. Fakat o son çare. Esas işi bitiren o değil.</p>
<p>* İntikam hissinde bir azalma olmuyor mu?</p>
<p>Faili meçhul cinayetler bitti. İntikam bitmiyor, o devam ediyor. Çünkü yanlışlar devam ediyor.</p>
<p>* Ne gibi…</p>
<p>Birkaç sene evvel köyümüze yakın bir yerde bir cenaze çıktı. O kadar muhtar var “gözaltına alınırım” korkusuyla kimse askere haber veremiyor. Ben çok vicdan azabı çektim. Gittim. Bir petrolün arkasına atılmış, şişmiş cenazeyi gördüm. Karakola haber verdim. Bana “Sen niye bize haber veriyorsun merkeze söyle” dediler. “Burası merkeze bağlı değil, sizin mıntıkanızdadır. Sen gelmek istemiyorsun, o gelmek istemiyor bu cenaze böyle olmaz ki. Bu bir vatandaştır” dedim. Karakol komutanı geldi cenazeyi gördü. Adamın başına kurşun sıkılmış. Komutan küfür etti, bir şeyler söyledi. Askerler de bizim etrafımızda. Güneşin batmasına az kalmış. Komutan neredeyse bana kızacak; “Siz hocalar olarak vazifenizi yapmıyorsunuz. Bu memleket ne hale geldi.”</p>
<p>* Sizi mi suçladı?</p>
<p>Evet, beni de suçladı. Ben de durdum biraz. Baktım hissî davranıyor. O anda uzaktan iki kişi geldi. Bana dediler “Hocam ölen filanın oğludur.” “Peki kim öldürmüş” dedim. Komutan da bize bakıyor. “Korucular öldürmüş” dediler. Bu sefer komutan ne kadar hiddet etmiş ise ben hiddet ettim. Komutana döndüm; “Komutanım siz demin bana bir şey söylediniz. ‘Siz hoca olarak görevinizi yapmıyorsunuz’ dediniz. Nasıl görevimi yapacağım? Ben hutbede ‘PKK teröristtir, hep kan döküyor, her türlü terörizm böyledir’ falan diyorum. Bak bu adamın babası benimle birlikte namaz kılıyordu. Bana diyecek ‘hoca efendi böyle saptırıyorsun sen. Her türlü terörizme lânet getirmen lâzım, tek taraflı terörizm olmaz. Bak devletin korucuları tarafından öldürülmüş.’ O zaman ben devlet teröristtir diyebilir miyim? Şimdi beni mazur görün. Hz. Ömer’in adaleti yoktur ki, ona dayanarak konuşalım. Bu çelişki karşısında cami içinde bizi sustururlar. O zaman benim konuşmam beş para etmez. Siz benden beklediğiniz o tesiri de bulamazsınız. İşte biz bu tavır karşısında hayret içerisinde suskunluğumuzu muhafaza etmekten başka çare yok” dedim. Beni dinledikten sonra, “Hocam tebrik ederim, anlıyorum” dedi. Bu sefer o düşünmeye başladı.</p>
<p>* Emekli genelkurmay başkanlarının açıklamaları nasıl karşılık görüyor?</p>
<p>Halk böyle bir samimiyet görmemiş ve inanmamıştır. Askere güneydoğu değil batı da güvenmiyor. En son cumhurbaşkanlığı seçiminde gördünüz. Asker hangi konuda karşı çıkıyorsa millet tersini yapıyor. Nerede bu memleketin göz bebekleri? Nerede ‘ölürsem şehidim, kalırsam gaziyim’ inancı? Nerede bu kahramanlar? Halk neredeyse başka bir gözle onlara bakar. Onlar kendini toparlasınlar. Yoksa sadece güneydoğu ve şarkın insanları değil batı da onlara güvenmiyor.</p>
<p>* Askerler bizim içimizden çıkmıyor mu? Niye farklı düşünüyorlar? Onları değiştiren nedir?</p>
<p>Türkiye ve dünyada içimizden çıkıyorsa da başa çıkanlar daima başka mecrada gösteriyorlar. Sadece Türkiye’de değil âlemi İslâmın her tarafında baştakiler halkın ruhunu, hissiyatını temsil etmiyorlar. Yabancı insanlar gibi görünüyorlar. Millet ile baştakiler arasında bir kopma var. Zaten terörizmin ilk ruhu buradan gelir; Devlete güvenmemek. Baştakilere güvenmemek. Kendilerinden biri kabul etmemek. Şu anda şark insanı da, batıdaki de hükümet ile devlet arasında kopukluk görüyor. Yüzde 50 aynı partinin oy alması da beni tasdik ediyor. Köyde yaşıyorum, taziyelere gidiyorum milletin hissiyatı böyledir tahmin ediyorum.</p>
<p>* Halka neler anlatıyorsunuz?</p>
<p>Bana sorduklarında onlara, “kardeşlerim Nur talebelerinin hedefi Kürdistan, Türkistan, Arabistan değil. Her bir adam Kürdistan, Türkistan, Arabistan kadar bir baki mülk saltanatı iman karşısında ihzar edilmiştir. Bediüzzaman’ın nazarı, dikkati başka âlemdedir. Dünya savaşı umurunda olmayan bir insan böyle küçük muharebelerle uğraşmaz. İşte Nur talebeleri de böyledir. Biz Türklerin, Kürtlerin, Arapların ebedî hayatlarını kurtarmaya çalışıyoruz. Şefkatimiz budur. Şu anda Risâle-i Nurun orijinalini muhafaza etmeye çalışarak Kürtçeye tercüme etmeye çalışıyorum. Tabirler nasıl Arapçadan muhafaza edilerek Türkçeye çevriliyorsa öyle yapıyorum. Bazı tercümeleri köylerde okudum. Dinlediler, “Bu Kürtçeyi biz de okuyacağız” dediler. Risâle-i Nur yanlış imajları da bu memleketten siler.</p>
<p>* Bu konuda eğitim aldınız mı?</p>
<p>İlkokul okumadım. Türkçeyi askere gidince öğrendim. Bir senedir Farsça çalışıyorum. Halk benden tercüme etmemi istiyor. Ben de bunun üzerine çok çalışıyorum. Düşünerek, kelime yakışır mı yakışmaz mı dikkat ediyorum.</p>
<p>* Güneydoğuda Said Nursî nasıl algılanıyor?</p>
<p>Şu anda zirveye çıkmış. Artık medreseler de yönlendiler. Bismil’de arkadaşım bir çok âlimi bir arada toplamış. Beni de çağırdı. Gittim. Risâle-i Nur’un Kur’ân’ın icazıyla alâkalı ilmî meselelerini onların yanında okudum. Dersi okuduktan sonra hepsi oybirliği ile Üstad’ı tebrik ettiler. Orada bizi dinleyen çok genç de vardı. Çok faydalı oldu. Nur talebeleri Güneydoğuda yeni bir takdirname kazandı. O da şu: Birkaç sene faili meçhul cinayet oldu. Hizbullah adı altında örgütler çıktı. Ehl-i din ve diyanet hepsi karanlık güçlere teslim olmadı. Bazı bilmeyen kişi arkalarından gitti. Bazı tarikat ve sınıflardan arkalarından giden oldu. Ama tek bir Nur Talebesi aralarında bulunmadı ve bu hareketi de tasvip etmedi. Şu anda herkes kendi çocukları için Risâle-i Nur talebelerini tahassüngâh olarak kabul ederler. Biz korkmadan, çekinmeden her yerde ‘Nur talebesi’ diyebiliriz. Takdir ederler. Millet anladı ki bu memlekete hıyanet niyetleri yoktur. Onun için Nur talebeleri Güneydoğuda çok büyük hizmet ediyor. Sadece burada değil yurt dışında da hizmetler devam ediyor.</p>
<p>* Örnek verebilir misiniz?</p>
<p>Risâle-i Nur’un bu memlekete kazandırdığı bir fayda da Türkiye’nin itibarını yükseltme hususudur. Amerika bütçesi gibi bir bütçe olsaydı Risâle-i Nur kadar itibar kazandırmazdı. Mekke’ye, Medine’ye gittim, seyyidler cemaatiyle buluştum. Onlara dedim ki, “Ben Türk değilim. Ana dilim Kürtçedir. 20 yaşına kadar Türkçe bilmezdim. Hayatım Arapçayla devam etmiştir. Bir adam Türkçe kitap verse okuyamıyordum. Fakat Risâle-i Nur’un Türkçesinin öyle harika bir lezzeti var ki bir hususiyet kesbetmiş. Benim şehadetim makbuldür. Çünkü ben Türk değilim.” Böyle söyleyince dediler ki, “Biz Türkçe bilmiyoruz, ama Risâle-i Nur’lar yanımızda Türkçe okunduğu zaman biz de o lezzeti hissediyoruz. Türkçenin içinde bir zevk var.” Büyük oğulları bana, “Türkiye’ye gelirsem ne kadar sürede Türkçe öğrenirim” dedi. “5 ay hiçbir Arap arkadaşın olmayacak. 5 ay sonra bülbül gibi Türkçe konuşur, gidersin” dedim. İşte Araplardan birilerinin gelip burada Türkçe öğrenmek istemesi. Amerikan bütçesi kadar olsa bile itibar kazandıramaz dediğimin delili budur.</p>
<p>Bir diğer örnek Nebil Bas. “Risâle-i Nur’u Arap âlemine tanıttıracağım Allahın izniyle” diyen İslâm Bakanlığında bulunan büyük bir zattır. Kaza geçirmişti, hastanede ziyaretine gittim. Araplara şöyle dedi: “Kardeşim ben size bir şey söyleyeyim. Kelâmımı mübalâğa görmeyin. Vaktiyle aktar-ı âlemden herkes Hicaz kıt&#8217;asına gelerek dinî mubini öğrenirdi. Kaderi İlâhînin fetvasıyla, Resul-i Ekrem’i (asm) temsilen Türkiye’de Bediüzzaman Said Nursî, Risâle-i Nur var. Bunu kabul etmemiz gerekir. Ne yapalım Resul-i Ekremin vekâletinde olduğu için bunu kabul etmemiz gerekir.”</p>
<p>* Halk yöneticilerde hangi vasıfları arıyor? Gaffar Okkan’ı sevdiren neydi?</p>
<p>Gaffar Okkan’ın samimiyetini gördüler. Gaffar Okkan sporla çok ilgiliydi. Eğer çok zengin hissiyatlı biri gelirse ne hale gelecek kıyas edilsin. Bir spor sevgisi böyle yapıyorsa diğerlerini anlayın. Tefessüh etmemiş bir Kürt kesinlikle bölünme taraftarı değildir. Çünkü birbiriyle evlenmişler, birbirinin içine girmiş. Bu uhuvvet kopmaz artık. Fakat bu memlekete hem maddî, hem manevî, hem siyasî yönden şefkatkârane el uzatmak lâzım. Bölmemek için her türlü tedbiri alsınlar. Dış mihrakların ve bazı sinsi kişilerin bahanelerine zemin olmasın diye aklı selimle bu insanları kucaklasınlar. Bir daha yanlışlar olmasın. Annelerin ağlamaları olmasın bir daha. Türk arkadaşlarla oturup kalkıyoruz. Hissiyatlarımız birbirinin içine girmiş. Kabili tefrik olamaz.<br />
kaynak: <a href="http://www.tevhid.gen.tr/risale-i-nur-haberleri/3830-pkk-ve-hizbullaha-nurcular-set-oldu/" rel="nofollow">http://www.tevhid.gen.tr/risal.....-set-oldu/</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>turgay tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8417</link>
		<author>turgay</author>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 01:01:24 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8417</guid>
		<description>Kur’an; şu kitab-ı kebir-i kainatın bir tercüme-i ezeliyesi, ve ayat-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedisi, ve şu alem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri, ve zeminde ve gökte gizli esma-i İlahiyenin manevi hazinelerinin keşşafı, ve sutur-u hadisatın altında muzmer hakaikin miftahı, ve alem-i şehadette alem-i gaybın lisanı, ve şu alem-i şehadet perdesi arkasında olan ve alem-i gayb cihetinden gelen iltifatat-ı ebediye-i Rahmaniye ve hitabat-ı ezeliye-i Sübhaniyenin hazinesi, ve şu İslamiyet alem-i manevisinin güneşi, temeli, hendesesi, ve avalim-i uhreviyenin mukaddes haritası, ve zat ve sıfat ve esma ve şuun-u İlahiyenin kavl-i şarihi, te ra olan İslamiyetin ma ve ziyası; ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi, ve insaniyeti saadete sevk eden hakiki mürşidi ve hadisi, ve insanlara hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emir ve davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem insanın bütün hacat-ı maneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, cami bir kitab-ı mukaddes, hem bütün evliya ve sıddikinin ve urefa ve muhakkıkinin fsir-i vazıhı, bürhan-ı katıı, tercüman-ı satıı, ve şu alem-i insaniyetin mürebbisi;. ve insaniyet-i küb muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezakına layık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesleğin mesakına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitab-ı semavidir.
Kur’an, Arş-ı azamdan, İsm-i azamdan, her ismin mertebe-i azamından geldiği için, On İkinci Sözde beyan ve ispat edildiği gibi, Kur’an, bütün alemlerin Rabbi itibarıyla Allah’ın kelamıdır, hem bütün mevcudatın İlahı ünvanıyla Allah’ın fermanıdır, hem bütün semavat ve arzın Halıkı namına bir hitaptır, hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükalemedir, hem saltanat-ı amme-i Sübhaniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir, hem rahmet-i vasia-i muhita nokta-i nazarında bir defter-i iltifatat-ı Rahmaniyedir, hem uluhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır, hem İsm-i azamın muhitinden nüzul ile Arş-ı azamın bütün muhatına bakan ve teftiş eden hikmet-feşan bir kitab-ı mukaddestir. Ve şu sırdandır ki, Kelamullah ünvanı, kemal-i liyakatle Kur’an’a verilmiş ve daima da veriliyor. Kur’an’dan sonra, sair enbiyanın kütüp ve suhufları derecesi gelir. Sair nihayetsiz kelimat-ı İlahiyenin ise, bir kısmı dahi, has bir itibarla, cüz’i bir ünvan ile, hususi bir tecelli ile, cüz’i bir isimle ve has bir rububiyetle ve mahsus bir saltanatla ve hususi bir rahmetle zahir olan ilhamat suretinde bir mükalemedir. Melek ve beşer ve hayvanatın ilhamları, külliyet ve hususiyet itibarıyla çok muhteliftir.
Kur’an, asırları muhtelif bütün enbiyanın kitaplarını ve meşrepleri muhtelif bütün evliyanın risalelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyanın eserlerini icmalen tazammun eden ve cihat-ı sittesi parlak ve evham ve şübehatın zulümatından musaffa; ve nokta-i istinadı, bilyakin vahy-i semavi ve kelam-ı ezeli; ve hedefi ve gayesi bilmüşahede saadet-i ebediye; içi bilbedahe halis hidayet; üstü bizzarure envar-ı iman; altı biilmilyakin delil ve bürhan; sağı bittecrübe teslim-i kalb ve vicdan; solu biaynilyakin teshir-i akıl ve iz’an; meyvesi bihakkilyakin rahmet-i Rahman ve dar-ı cinan; makamı ve revacı, bi’l-hadsi’s-sadık makbul-ü melek ve ins ve can bir kitab-ı semavidir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Kur’an; şu kitab-ı kebir-i kainatın bir tercüme-i ezeliyesi, ve ayat-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedisi, ve şu alem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri, ve zeminde ve gökte gizli esma-i İlahiyenin manevi hazinelerinin keşşafı, ve sutur-u hadisatın altında muzmer hakaikin miftahı, ve alem-i şehadette alem-i gaybın lisanı, ve şu alem-i şehadet perdesi arkasında olan ve alem-i gayb cihetinden gelen iltifatat-ı ebediye-i Rahmaniye ve hitabat-ı ezeliye-i Sübhaniyenin hazinesi, ve şu İslamiyet alem-i manevisinin güneşi, temeli, hendesesi, ve avalim-i uhreviyenin mukaddes haritası, ve zat ve sıfat ve esma ve şuun-u İlahiyenin kavl-i şarihi, te ra olan İslamiyetin ma ve ziyası; ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi, ve insaniyeti saadete sevk eden hakiki mürşidi ve hadisi, ve insanlara hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emir ve davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem insanın bütün hacat-ı maneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, cami bir kitab-ı mukaddes, hem bütün evliya ve sıddikinin ve urefa ve muhakkıkinin fsir-i vazıhı, bürhan-ı katıı, tercüman-ı satıı, ve şu alem-i insaniyetin mürebbisi;. ve insaniyet-i küb muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezakına layık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesleğin mesakına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitab-ı semavidir.<br />
Kur’an, Arş-ı azamdan, İsm-i azamdan, her ismin mertebe-i azamından geldiği için, On İkinci Sözde beyan ve ispat edildiği gibi, Kur’an, bütün alemlerin Rabbi itibarıyla Allah’ın kelamıdır, hem bütün mevcudatın İlahı ünvanıyla Allah’ın fermanıdır, hem bütün semavat ve arzın Halıkı namına bir hitaptır, hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükalemedir, hem saltanat-ı amme-i Sübhaniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir, hem rahmet-i vasia-i muhita nokta-i nazarında bir defter-i iltifatat-ı Rahmaniyedir, hem uluhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır, hem İsm-i azamın muhitinden nüzul ile Arş-ı azamın bütün muhatına bakan ve teftiş eden hikmet-feşan bir kitab-ı mukaddestir. Ve şu sırdandır ki, Kelamullah ünvanı, kemal-i liyakatle Kur’an’a verilmiş ve daima da veriliyor. Kur’an’dan sonra, sair enbiyanın kütüp ve suhufları derecesi gelir. Sair nihayetsiz kelimat-ı İlahiyenin ise, bir kısmı dahi, has bir itibarla, cüz’i bir ünvan ile, hususi bir tecelli ile, cüz’i bir isimle ve has bir rububiyetle ve mahsus bir saltanatla ve hususi bir rahmetle zahir olan ilhamat suretinde bir mükalemedir. Melek ve beşer ve hayvanatın ilhamları, külliyet ve hususiyet itibarıyla çok muhteliftir.<br />
Kur’an, asırları muhtelif bütün enbiyanın kitaplarını ve meşrepleri muhtelif bütün evliyanın risalelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyanın eserlerini icmalen tazammun eden ve cihat-ı sittesi parlak ve evham ve şübehatın zulümatından musaffa; ve nokta-i istinadı, bilyakin vahy-i semavi ve kelam-ı ezeli; ve hedefi ve gayesi bilmüşahede saadet-i ebediye; içi bilbedahe halis hidayet; üstü bizzarure envar-ı iman; altı biilmilyakin delil ve bürhan; sağı bittecrübe teslim-i kalb ve vicdan; solu biaynilyakin teshir-i akıl ve iz’an; meyvesi bihakkilyakin rahmet-i Rahman ve dar-ı cinan; makamı ve revacı, bi’l-hadsi’s-sadık makbul-ü melek ve ins ve can bir kitab-ı semavidir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>turgay tarafından</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8416</link>
		<author>turgay</author>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 00:53:00 +0000</pubDate>
		<guid>http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/risale-i-nurda-tehlikeli-sozler/#comment-8416</guid>
		<description>toprakerdem
elmalılı hamdi yazır risaleleri okuyunca daha önce okusaydım tefsir yazmazdım demiş.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>toprakerdem<br />
elmalılı hamdi yazır risaleleri okuyunca daha önce okusaydım tefsir yazmazdım demiş.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
