Risale-i Nur’da tehlikeli sözler !

Said-i Nursi; 3 aylık kısa bir ilim tahsiliyle nasıl “Allame-i cihan” olup ulaşılmaz bir makama çıkmıştır?

Şuâlar, 542, Onbeşinci Şua’da geçen; “Evet o zât (Said Nursî) daha hal-i sabavette iken ve hiç tahsil yapmadan zevahiri kurtarmak üzere üç aylık bir tahsil müddeti içinde ulûm-u evvelîn ve âhîrine ve ledünniyat ve hakaik-ı eşyaya ve esrar-ı kâinata ve hikmet-i İlâhiyeye vâris kılınmıştır ki, şimdiye kadar böyle mazhariyet-i ulyâya kimse nail olmamıştır. ”

Kur’an-ı Kerim’e göre peygamberler bile böyle bir bilgiye ve makama ulaşmamışken, bu iddia için Allah (c.c)’tan korkmak gerekmez mi? ;

Said Nursi; ne olursa olsun her zaman her şeyi bilen birisi midir?

Tarihçe-i Hayat, c. II, s. 2123-2124 de geçen

“.. daha çocukken asrın bilgini olarak tanınmış ve kimseye soru sormamış, ama sorulan bütün sorulara mutlaka cevap vermiştir”

İctimâi Reçeteler I, 11, Tarihçe-i Hayat/Rü’ya’da geçen

“ Herhangi ilme sorulan suale bila-tereddüd derhal cevap verirdi.”

İctimâi Reçeteler I, 14, Tarihçe-i Hayat’ta geçen

“Sorulacak suallere cevap vermeye hazır bulunduğu gibi kimseye sual sormayacağını da beyan ederek bu kararda yirmi sene sebat etti.”

Her zaman her şeyi bilen sadece Allah değil midir? Böyle bir inanç şirk, küfür değil midir?

Risale-i Nur denen kitaplar kutsal mıdır, değil midir? Ya da Kur’an-ı Kerim’in taklidi midir?

Şualar, Birinci Şua, c. I, s. 833.de geçen;

“Resailin Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semavî olan Kur’an’ın, şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir.”

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 92,; “Risale-i Nur müminlere şifa ve rahmettir.”

Zülfikar Mecmuası, 436 da geçen;

“EY RİSALE-İ NUR! (…) Sen, “Ben, Rabbânî ve Kur’anîyim. Öyle kuru kavak değilim. Şevkli ve şa’şaalı ve nûrâniyim. Bir Hayy-ı Lâyemût’un eserinden fışkıran, lâyemût san’atlı ve kerâmetli bir nurum. Cansızlara can ve canlılara taze can üflüyorum. Bin, dertlere derman ve âlemlere rahmet-i Rahmânım. İnat ve ısrarı bırak. Beni oku ve beni dinle. Karanlığa ve hiçe giden, hesapsız ve hedefsiz yolundan seni kurtarıp, kokocaman bir saadet ve sermediyet âlemi kazandırayım.” diye nidâ ediyorsun”.

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 89-90’da geçen;

“o semavî bürhan-ı kudsînin yerde bir bürhanı Resâil-in-Nur’dur

Sözler, 645-646’da geçen; “Nur Risaleleri de 23 senede tamamlandı.”

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 199’da geçen; &nbs p;

“ve lâ ratbin ve lâ yâbisin illâ fî kitâbin mubînin” sırrıyla, Kur’anda elbette bu istikametli tefsirinin istikametine işaret var. Evet var. Kur’an o tefsirine hususî bakıyor.”

( Söz konusu ayet madem Nur Risaleleri’ne işaret etmektedir, başka risalelere, başka kitaplara… da işaret etmektedir.İslâm fukahası, söz gelimi beş vakit namazın kaçar rekât olduğunu bile Kur’an’da bulamamışlarken; Said Nursî kendi adını, doğum tarihini, risalelerinin isim ve yazılış tarihlerini onda bulabilmiştir!… Demek fakihler aramayı bilememişler!…)

Zülfikar Mecmuası, 433’de geçen;

“İslâmiyet güneşinin doğuşundan tam öndört asır sonra, senin gibi ulvî ve İlâhî ve arşî bir nurun tekrar ve yeniden, bahusus bu son asırda, hem Türk elinde ve hem de Türk dilinde doğması, acaba kimin hatır ve hayalinden geçerdi? Bu ne büyük bir ni’met bizlere ve bu asır halkı için ne bahtiyarlık Yârabbi!.

Türkçemiz seninle iftihar edip dolmakta, kabarıp şişmekte ve her lisan üstüne bağdaş kurup oturmaktadır.”

Şuâlar, 241’de geçen;

“(…) Risale-i Nur’a hücum edilmez. O doğrudan doğruya Kur’an’a bağlanmış ve Kur’an dahi arş-ı a’zamla bağlıdır. Kimin haddi var, elini oraya uzatsın ve o kuvvetli ipleri çözsün.”

Müdâfaalar, 104’te geçen;

“Risale-i Nur’un arkasında otuzüç âyât-ı Kur’aniye işârâtı ve Hazret-i İmam-ı Ali Radıyallahu Anh’in üç kerâmât-ı gaybiye ile ihbârâtı ve Gavs-ı A’zâm’ın sarahate yakın şehâdeti var. Ona hücûm, bunlara hücûmdur.”

Alıntı yaptığımız bu cümlelerde anlatılmak istenenler düpedüz Kuran-ı kullanarak Risaleleri kutsallaştırmak değil midir? Bu iddia yeni bir din, yeni bir ilahi kitap ve yeni bir peygamber demek değil midir? Bu İslam’a göre küfür değil midir?

Kur’an’da Hz.Muhammed’e açıklanmadığı halde Said Nursi’ye açıklanmış gizli gerçekler var mıdır? Risalei Nur; Kur’an’nın gizli gerçeklerinin arştan inen kesin delili midir?

Şualar, Birinci Şua, Yirmi dördüncü Ayette geçen; “Kur’an’ın gizli hakikatleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!!…”

Kastamonu Lâhikası, 231, Yirmiyedinci Mektubda geçen; “Risale-i Nur, yüze yakın din tılsımlarını ve hakâik-ı Kur’aniyenin muammalarını keşfetmiştir ki; her bir tılsımın bilinmemesinden çok insanlar şübehata ve şükûke düşüp, tereddüdlerden kurtulmayıp, bazan îmanını kaybederdi. Şimdi, bütün denizler toplansalar, o tılsımların keşfinden sonra galebe edemezler.”

Şualar, Birinci Şua, Yirmi ikinci Ayet ve Ayetler, c. I, s. 841’de geçen;

“Resailin Nur denilen otuz üç aded Söz ve otuz üç aded Mektub ve otuz bir aded Lem’alar, bu zamanda, Kitabı Mübin’deki âyetlerin âyetleridir”.

Bu iddiaları ileri sürenlere göre; Said Nursi yeni bir peygamber, Risaleler ise yeni bir ilahi kitap, Kur’an sırlarla dolu açıklanmamış gizli bir kitap, Risale-i Nur’lar imanı kurtaran kitap, Hz.Muhammed ise Kur’an’ın sırlarından habersiz veya haberi varsa bunları ümmetten saklamış bir peygamber olur ki böyle bir iddia küfürdür.

Risalei Nur denen kitaplar kusursuz, eksiksiz, izaha ihtiyacı olmayan ve mükemmel bir kitap mıdır?

Barla Lahikası, Yirmi Yedinci Mektub ve Zeyilleri, c. II, 1415. de geçen;

“Mübarek Sözler şübhesiz Kitabı Mübin’in nurlu lemeatıdır. İçinde izaha muhtaç yerler eksik olmamakla beraber küll halinde kusursuz ve noksansızdır”.

Barla Lâhikası, 56’da geçen;

“Kimin haddidir ki, bu Nurlarda yanlışlık bulsun. (…) Onun için bir harfe dokunmayı azîm bir günah işliyorum telâkki ediyorum.”

Barla Lâhikası, 194’de geçen;

“Kimin haddi var ki, risâlelerin birisine el uzatsın veyahut bir sahifesine dil uzatsın, veyahut bir cümlesini tenkid etsin, veyahut bir kelimesine, hatta bir harfine ve belki bir noktasına itirazda bulunsun.” (Malumdur ki, Kur’an’ın bazı harflerinde, hatta kelimelerinde ve vakıf (duraklama) yerlerinde, dolayısıyla noktalamasında çeşitli ihtilâflar vardır. Buna karşın Nur Risaleleri’nin noktasına bile itiraz edilemez, bir harfine bile dokunmak büyük bir günahtır)

Rehberler, 194, Hanımlar Rehberi’inde geçen;

“ Risale-i Nur, yer yüzünde emsaline rastlanmıyan ve bundan sonra dahi rastlanmasına imkân olmıyan bir derya-yı îmân ve bir tevhid hazinesidir.”

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 199’da geçen;

“Ey Risale-i Nur! (…) Bütün eller ve dillerde kemâl-i iştiha ve iştiyakla dinlenip okunacak ve yazılıp yayılacak en tatlı ve en halâvetli, en câzibedar ve en revnekdar yegâne eser-i metin ve nûr-u mübîn ancak sensin!

Bu iddialar hangi cesaretle söylenmektedir. Kur’an-ı Kerim’e iman etmiş bir Müslüman için; Kur’an dışında kusursuz, tam ve mükemmel bir kitap olabilir mi? Bu iddia insan eliyle yazılmış bir kitap için fuhşiyat/ aşırı gitmek değil midir? Bu görüşler kişiyi şirke, küfre götürmez mi?

Bu devirde; “Urvet-ül vüska”, yani çok sağlam, kopmaz bir zincir ve bir “hablullah” (Allah’ın ipi) olan kitap Kuran mıdır yoksa Risalei Nur mudur?

Şualar, On Birinci Şua, c. I, s. 985.de geçen;

“Risale-i Nur bu asırda, bu tarihte bir “urvet-ül vüska”dır. Yani çok sağlam, kopmaz bir zincir ve bir “hablullah” yani Allah’ın ipidir.”

Âsâ-yı Mûsa, 82’de geçen;

“Buna rağmen bizzat Kur’an-ı Kerim, Risaletu’n-Nur’un çok muhkem, kopmaz bir zincir ve bir “Hablullah” olduğunu “Ona (Nur Risaleleri’ne) elini atıp yapışanın necat bulacağını” mana-yı ********yle haber verir.” cümlelerine ne demeli? Yorumu siz yapın!!

Müslümanların şeriat, dua, ve ibadet kitabı Kuran mıdır, yoksa Risaleler midir?

Emirdağ Lahikası I, c. II, s. 1719. de geçen “Risale-i Nur’un menşur-u hakikatında tam tecelli ettiğinden, hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emr-ü davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem bir kitab-ı hakikat, hem bir kitab-ı tasavvuf, hem bir kitab-ı mantık, hem bir kitab-ı İlmi Kelâm, hem bir kitab-ı İlmi İlahiyat, hem bir kitabı teşviki san’at, hem bir kitabı belâgat, hem bir kitabı isbat-ı vahdaniyet; muarızlarına bir kitab-ı ilzam ve iskâttır”. Cümlesi Said Nursi’nin Risalelerini Kur’anlaştırma çabaları değil midir?

Bu devirde Müslümanlar Kurana mı yoksa Risalelere mi muhtaçtır? Müslümanların tekrar tekrar okuması gereken kitap Kuran mı yoksa Risaleler mi?

Kastamonu Lâhikası, 73’te geçen;

“Risale-i Nur, hakaik-ı İslâmiyeye dair ihtiyaçlara kâfi geliyor, başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor. Kat’î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, îmanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risale-i Nur’dadır. Evet onbeş sene yerine, onbeş haftada Risale-i Nur o yolu kestirir, îman-ı hakikîye îsal eder. Hem madem ben sizlere kanaat ettim ve ediyorum, başkalara bakmıyorum, meşgul olmuyorum. Siz dahi Risale-i Nur’a kanaat etmeniz lâzımdır, belki bu zamanda elzemdir.”

İctimâi Reçeteler II, 193’te geçen;

“Hem şu hakikat zahir ve bahirdir ki: Bir kimse allâme dahi olsa, Risale-i Nur’un ve Müellifinin talebesidir; Risale-i Nur’u okumak zaruret ve ihtiyacındadır. Eğer gaflet ederse kendini aldatan enaniyetine boyun eğip, Risale-i Nur Külliyatını okumazsa büyük bir mahrumiyete düçar olur.”

Bediüzzaman Said Nursî, 666’da geçen;

“Bütün bunlar, Risale-i Nur’un dünya çapında muazzam bir boşluğu doldurmakta olduğunun delil ve emareleri değil midir? Bütün beşeriyet, Kur’âna ve dolayısiyle asrımızda onun mânevî i’cazını ispat ve beyan eden Risale-i Nur’a muhtaçtır.” Cümlelerinde geçen telkinler Müslümanların, Kur’an’ı suiistimal eden Risalelere muhtaç olduğunu ortaya koymaktadır.

Zamanımızda İmanı kurtarmanın veya kurtuluşun tek yolu Nur cemaatına girip Risaleye mi tabii olmaktır?

Emirdağ Lâhikası (1), Mektup No: 81, c. II, s.1733. de geçen;

“Bu acip ve dehşetli ve hiç misli görülmemiş devirde, hususan ehl-i imanın çok sarsıntılar geçirdiği ve çok dehşetli düşmanlar karşısında bulunduğu ve küfr-ü mutlak ateşinin mahallemizi sardığı bir zamanda, ancak ve ancak, güvenimizin en müstahkem, kavî, yıkılmaz, sarsılmaz tahkimatı olan Risale-i Nur’un nurânî siperlerine iltica etmekle ve onun daire-i kudsiyesine dehalet etmekle kurtulacak ve imanınızı kurtararak, idam-ı ebedî zannettiğiniz ölümü bir hayat-ı bâkiyeye tebdil edeceksiniz”.

Rehberler, 134, Gençlik Rehberi’nde geçen;

“Evet bu asırdaki insanları saadete kavuşturacak eser ancak Risale-i Nur’dur. Bu hüküm Nur Risalelerini okuyanların kat’i bir hükmüdür. (…) Nasıl Kur’an-ı Kerim’e sarılanların dünya ve âhiretleri mamur olursa; O’nun parlak ve yüksek bir tefsiri olan Risale-i Nur’u okuyup amel edenler de hakiki saadete erişeceklerdir.”

Bediüzzaman Said Nursî, 277, Kastamonu Hayatı’nda geçen;

“(…) işaret ve beşaret-i Kur’aniyede ifade eder ki: “Risale-i Nur dâiresi içine girenler, tehlikede olan îmanlarını kurtarıyorlar ve îmanla kabre giriyorlar ve Cennete gidecekler.” diye müjde verirler.”

s. 312’de geçen;

Evet, Risale-i Nur’un bu dehşetli zamanda kazandırdığı iki netice-i muhakkakası, her şeyin fevkindedir; Başka şeylere ve makamlara ihtiyaç bırakmıyor.

Birinci Neticesi: Sadakat ve kanaatla Risale-i Nur dairesine giren, îmanla kabre gireceğine gayet kuvvetli senetler var.”

Kastamonu Lâhikası, 47’de geçen;

“fefi’l-cenneti hâlidîne” âyetinin sırrıyle, “Risale-i Nur talebeleri, îman ile kabre gireceklerdir” tebşîratının (…)” Cümlelerde Said Nursi; kurtuluşun, cennetin, gerçek saadetin yolu olarak Risalelere sığınmayı, kutsal cemaatine girmeyi, Kur’an’la yetinilmeyip Risalelere tabi olunması gerektiğini söylemektedir.

Risalelerin yolunda çalışmak, hizmet etmek günahlara kefaret midir?

Sikke-i Tasdik-i Gaybî, c. II, s. 2061. de geçen;

“Kur’an lemeatlarına ve dellâlı bulunan Risale-i Nura değil ilişmek, tamamiyle terviç ve neşrine çalışmaları elzemdir ki, geçen dehşetli günahlara keffaret ve gelecek müdhiş belâlara ve anarşistliğe bir sed olabilsin.” Cümlesiyle Said Nursi af olmanın yolu olarak Risale propagandasını ve yazımını göstermektedir.

Risale-i Nur; bela ve musibetleri def edip kendisine itiraz edenlerin başlarına bela veya musibetler getirir mi?

Şuâlar, 308-311, Onüçüncü Şua’da geçen;

“İşte Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri uzun senelerdenberi “zındıklar Risale-i Nura dokunmasınlar ve şakirdlerine ilişmesinler. Eğer dokunurlar ve ilişirlerse, yakından bekliyen felâketler, onları yüz defa pişman edecek,” diye Risale-i Nur ile haber verdiği yüzler hadisat içinde işte zelzele eliyle doğruluğunu imza ederek gelen dört hakikatlı felâket daha…Bütün arkadaşlar lâ ilâhe illallah zikrine devam ediyorduk. Zelzele bütün şiddetiyle devam etmekteydi. O sırada hatırımıza geldi, Risale-i Nur’u aşkla ve bir saikle üç-beş defa şefaatçi ederek Cenab-ı Hak’tan halâs ettik.(Bu apaçık şirk değil midir?) Elhamdulillah derhal sakin oldu…Zındıka tarafdarları mübarek Üstadımızın ihbarları olan ve Risale-i Nur’un büyük kerametlerinden olup… zelzele eliyle gelen beliyyelere ehemmiyet vermek istemiyorlardı.”

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 270’de geçen;

“Şimdi tam tahakkuk etti ki; zelzele, Risale-in-Nur ile alâkadardır. …bu şiddetli zelzelenin gelmesi gösteriyor ki; Risale-i Nur, bir vesile-i def’-i belâdır… tatile uğradıkça belâ fırsat bulup gelir.”

Kastamonu Lâhikası, 14’de geçen;

“Kardeşlerim, bu zelzele benim itikadımca Şakk-ı Kamer gibi bir mu’cize-i Kur’an’dır. En mütemerridi dahi tasdike mecbur eden bir vaziyete girdi.”

Bediüzzaman Said Nursî, 557, Afyon Hayatı’nda geçen;

“ Pek çok tecrübelerle ve hâdiselerle kat’î kanaat verecek bir tarzda Risale-i Nur’un ağlamasiyle, ya zemin titrer veyahut ağlar. Gözümüzle çok gördüğümüz ve kısmen mahkemelerde dahi isbat ettiğimiz gibi, tahminimce, bu kış, emsalsiz bir tarzda bidayette yaz gibi gülmesi, Risale-i Nur’un perde altında teksir makinesiyle gülmesine ve intişarına tevafuku ve her tarafta taharri ve müsadere endişesiyle tevakkufla ağlamasına, birdenbire kış, dehşetli hiddeti ve ağlamasiyle tetabuku, kuvvetli bir emaredir ki, hakikat-ı Kur’aniyenin bu asırda parlak bir mu’cize-i kübrasıdır. Zemin ve kâinat onun ile alâkadar.” (Risale için asfalt-yer ağlamış bee!)

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 35’te geçen;

“Risalet-ün-Nur’un intişarına karşı gelen düşman ve casuslara mukabil bir tek fare çıktı, planlarını zîr ü zeber etti.”(Hayret abartının bu kadarına..Risale farelerin eline kalmış!)

Şuâlar, 361-362, Ondördüncü Şua’da geçen;

“Her ihtimal var ki; mübarek soba, benim teessüratımı ve tazarruatımı dinliyen tek ve menfaatli arkadaşım bana haber veriyor ki: “Bu zindan ve hapishaneden gideceksin, bana ihtiyaç kalmadı…” (Said; sobayla konuşup sobadan alıyor haberi!!)

Şuâlar, 413, Ondördüncü Şua’da geçen;

“ Aynı saatte, ağır penceremiz adeta sebepsiz kablarım ve şişelerim ve yemeklerim üzerine düştü. Biz tahmin ettik ki, hem camlar, hem bütün şişe ve bardaklarım kırıldılar ve içlerindeki taamlar zâyi’ oldular. Halbuki, hârika olarak hiçbir kırık ve zâyiat olmadı. Yalnız bana hediye gelen pişirdiğim et döküldü. Fakat Nur’un namzed yeni talebelerine kısmet oldu, benim de hediye kabul etmemek olan kaidemi muhafaza etti ve birinci hâdiseye hârikalığıyle tasdik edip imza bastı.” (Kapların, şişelerin ve yemeklerin dökülmesi Saidin doğruluğuna delil!!)

Lem’alar, 246, Yirmialtıncı Lem’a’da geçen;

“Risalet-ün-Nur şâkirdlerinin, hüsn-ü hizmetine acele bir mükâfat gördükleri gibi, hizmette kusur edenler dahi tokat yediklerini, Isparta’da olduğu gibi burada dahi gözümüzle gördük. Hacı Osmanla gelince, kapı güya lisan-ı hâl ile ona demiş ki: “üstadım seni kabul etmeyecek fakat ben sana açılacağım” diyerek arkasından sürgülenmiş kapı kendi kendine Mustafaya açılmış. Demek üstadımın onun hakkında, “Mustafa istikbale lâyıktır” diye söylediği sözü istikbal gösterdiği gibi, kapı da buna şahid olmuştur. Evet Husrevin yazdığı doğrudur, tasdik ediyorum. Kapı bu mübarek Mustafayı benim bedelime hem istikbal etti, hem de kabul etti. Said Nursî” (Kapıları konuşturan bir mucize!! Ve Said bunu tasdik ediyor??)

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 39-40’da geçen;

“Üstadımız diyor ki: “Benim de kanaat-ı kat’iyyem çok tecrübelerle gelmiş ki, ben Risalet-ün-Nur’un tashihatiyle meşgul olduğum zaman, pek zâhir bir tarzda hem rızkımda bereket, hem suhulet görüyordum. Ne vakit çalışmazsam, o hali göremiyordum.” (Haşa Rezzak Risale olmuş!!)

Şuâlar, 322-323, Onüçüncü Şua’da geçen;

“ Ona “Meyve”deki gençlik ve namaz mes’elelerini okudum ve dedim: Kumar oynama, namaz kıl. Kabûl etti. Fakat haylazlık galebe etti, namaz kılmadı, kumar oynadı. Birden, hiddet tokadını yedi. Üç-dört def’ada daima mağlûb oldu, fakir hâliyle beraber kırk lira ve sako ve pantolonu kumara verdi, daha aklı başına gelmedi. Bu gibi tokatlar daha var; fakat kâğıt bitti, mâna da bitti. Said Nursî”

Cümlelerde değindiğimiz ve değinemediğimiz onlarca saçma sapan iddialara dinî bir cevap veremiyoruz, söyleyecek söz bulamıyoruz. Sadece şunu soralım Nurculara; Üstadınızın tutuklandığı veya Nurculuğunuz yüzünden size menfi bir şey yapıldığı veyahut üstadınız öldüğü gün güneş veya ay tutulsaydı; siz de üsve-i hasene şanlı Resul (s.a.v.) gibi mertçe “güneşin veya ayın tutulmasının bu olaylarla bir alâkası yoktur” diyebilir miydiniz?

“Risalei Nur” darda kalanlara ve günahkârlara yardım eder mi?

Sikke-i Tasdik-i Gaybî s.2102 de geçen bir şiirde:

“Cürmümüzle külhan gibi pürnârız, Dert elinden hem her gün zâr u zârız. Affet bizi madem sana hep yârız, Ey nur-u rahmet-i âlem Risaletü’n-Nur! Çevrildi ateşle bu koca dünya, Bir cehennem gibi kaynadı derya. Yetiş imdada ey şâh-ı evliya! Ey bu zamanda rahmet-i âlem Risaletü’n-Nur!”

Bu şiir Kuran’a göre şirktir. Çünkü af istenecek, sığınılacak, yardım istenecek Risale değil Allah’tır; alemlerin rahmet nuru Risaleler değil Kur’an-ı Kerim’dir.

Risale-i Nur’un manevî kişiliği (her kimse artık!!), ve talebelerinin manevi kişiliği Gavs-ı Âzam mıdır?

İslama göre “Gavs” (kendisine sığınanlara yardım eden) sadece Allah ‘tır. Aksi inanç ise şirktir. Fakat Kastamonu Lâhikası 121.Mektup ta geçen cümlede Said-i Nursi yardım için şöyle diyor:

“Ben, eskide, Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsini, o imamlardan birisini zannediyordum. Şimdi anlıyorum ki, Gavs-ı Âzam’da, kutbiyet ve gavsiyetle beraber, “Ferdiyet” dahi bulunduğundan, âhirzamanda, şakirtlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o Ferdiyet makamının mazharıdır” (Bu inanç düpedüz şirktir.)

Risaleler itfayeciler gibi yangına engel olabilirler mi?

Emirdağ Lahikası, Yirmi Yedinci Mektup, c. II, s. 1723. de geçen:

“ bîçare Ceylan yanıma geldi, dedi: “Biz yanıyoruz, mahvolduk.” Ben de iki gün evvel mağazalarında bulunan Âyet-ül Kübra’nın bir kısım matbu’ nüshalarını yanıma getirmek için söyledim, fakat getirmedi. Demek o ateşi söndürmek için orada kalmıştı. Ben de Risale-i Nur’u ve Âyet-ül Kübra’yı şefaatçı yapıp: “Ya Rabbi kurtar” dedim. Üç saat o dehşetli yangın hücumunda bütün o büyük daireyi mahvetti. Altında ve bitişiğindeki dükkânları bütün yaktı, yıktırdı. Risale-i Nur’un ve Âyet-ül Kübra’nın hıfzında (korumasında) olan mağazaya kat’iyyen ilişmedi ve altındaki şakirdin dükkânı da müstesna olarak sağlam kaldı.” Sözleriyle Said Nursi Risalelerin yangına engel olduğunu, mağazayı koruduğunu iddia ederek şirk işlemiyor mu?

Risale-i Nur’daki uydurma Hadisler ve Said-i Nursi’nin Hadis Uydurmacılığı

Yirmisekizinci Lem’a’da geçen; “Ben ilmin şehriyim Ali’de onun kapısıdır.”

Nur Risaleleri’nde “Keramet-i Aleviye” diye sunulan zırvaların temel dayanağı, işte bu hadistir.

Sözler, 269, Yirmiikinci Söz’de geçen;

“Büyük bir nur lâmbası, Güneştir ki; arzın şarktan geri dönmesiyle yeniden güneşin görünmesi, kucağında Peygamberin (A.S.M.) yatmasiyle ikindi namazını kılmayan İmam-ı Ali (R.A.) o mu’cizeye binaen ikindi namazını edâen kılmış.” (Dünya tersine dönmüşşşşşşş!)

Mu’cizat-ı Ahmediyye/Onüçüncü İşaret’te geçen;

Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm namaz kılarken, hırçın bir çocuk, namazını kat’edip geçtiğinden, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ﻩﺮﺜﺍ ﻊﻁﻗﺍ ﻢﻬﻟﻟﺍ demiş. Ondan sonra çocuk daha yürümemiş öyle kalmış, hırçınlığının cezasını bulmuş.” (Peygamberimize atılan iftira)

Kastamonu Lâhikası, 35, Yirmiyedinci Mektubda geçen;

“Ben namaz tesbîhatının âhirinde otuzüç def’a kelime-i tevhîd zikrederken birden kalbime geldi ki: Hadîs-i Şerîf’te “Bâzen bir saat tefekkür, bir sene ibadet hükmüne geçer.” Risalet-ün-Nur’da o saat var, çalış o saati bul, ihtar edildi.” (işi gücü bırak Risale-i Nur’la uğraşşşşş!)

Mektubat, 410, Yirmidokuzuncu Mektup’ta geçen;

“Bir rivayette, lisanı ehli cennetten sayılan Farisi lisanı….” (Eyvah Farsça bilmeyenler yandı!)

Mektubat, 381-382, Yirmidokuzuncu Mektub’ta geçen;

“ Hadîsin rivayetlerinde var ki: Cenâb-ı Hak nefse demiş ki: “Ben neyim, sen nesin?” Nefis demiş: “Ben benim, sen sensin” Azab vermiş, cehenneme atmış, yine sormuş. Yine demiş: “ENE ENE; ENTE ENTE”. Hangi nevi azabı vermiş, enâniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş. Yâni aç bırakmış. Yine sormuş: “MEN ENE VEMA ENTE” Nefis demiş: “Sen benim Rabb-ı Rahîmimsin, ben senin âciz bir abdinim…”( Said-in Allah’a ve peygambere attığı iftira!!)

Şuâlar, 48, Üçüncü Şua’da geçen;

“Kur’an’dan ve münâcât-ı nebeviye olan Cevşen-ül-Kebîr’den aldığım bu dersimi,..

( Said; peygambere ait dediği bu cevşen hakkında maalesef hiçbir kaynak gösterememiştir.)

Şuâlar, 484, Onbeşinci Şua’da geçen;

“Binbir Esma-i İlâhiyyeye sarîhan ve işareten bakan ve bir cihetle Kur’an’dan çıkan bir hârika münâcât olan ve mârifetullahda terakki eden bütün âriflerin münâcâtlarının fevkınde bulunan ve bir gazvede “Zırhını çıkar onun yerine bu Cevşeni oku” diye Cebrail vahy getiren “Cevşen-ül-Kebîr” münâcâtı içindeki hakikatlar ve tam tamına Rabbine karşı tavsifler,”(Ey Said! nerde bu vahiy dediğin iftiranın kaynağı)

Kastamonu Lâhikası, 130, Yirmiyedinci Mektubda’da geçen şu sözdür:

Birden bu gelen Hadîs-i Şerif ihtar edildi: “Ahir zamanda, ihtiyâre kadınların samimî dinlerine ve kuvvetli itikadlarına tâbi olunuz.” (Kur’ana değilde ihtiyar kadınların dinlerine!!!)

Mektubat, 165, Ondokuzuncu Mektub’da geçen;

“Mi’rac gecesinin sabahında (…) Hem Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Kureyş’e demiş ki: “Yolda giderken, sizin bir kafilenizi gördüm; kafileniz yarın filân vakite gelecek. Sonra o vakit kafileye muntazır kaldılar. Kafile bir saat teehhür etmiş. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ihbarı doğru çıkmak için, ehl-i tahkikın tasdikıyla, Güneş bir saat tevakkuf etmiş. Yâni Arz, O’nun sözünü doğru çıkarmak için; vazifesini, seyahatını bir saat tâtil etmiştir ve o tâtili, Güneş’in sükûnetiyle göstermiştir.” (Said attığı iftirayla güneşi durdurduuuu!)

Lem’alar, 272, Yirmisekizinci Lem’a’da geçen;

Said Nursî, Hacc suresinin 73. ayetinin tefsirinde, ayetin metninden sonra şöyle diyor:

“….Nemrud’u mağlub eden ve Hazret-i Musâ (A.S.) onların ta’cizlerine karşı müştekiyâne: “Ya Rab, bu muacciz mahlukları ne için bu kadar çoğaltmışsın?” deyince ilhamen cevap gelmiş ki: Sen bir def’a sineklere itiraz ettin, bu sinekler çok defa sual ediyorlar ki: “Ya Rab, bu koca kafalı beşer seni yalnız bir lisan ile zikr ediyor. Bazı da gaflet ediyor. Eğer yalnız kafasından bizleri halk etse idin, binler lisan ile sana zikredecek bizim gibi mahluklar olurlardı,” diye …” (Bu da Hz. Musa’ya attığı iftira)

Şuâlar, 228, Onbirinci Şua’da geçen şu;

“Hem meselâ küre-i arzın nevileri adedince başlar ve o nevilerin fertleri sayısınca diller ve o ferdlerin âzâ ve yaprak ve meyveleri mikdarınca tesbihatlar yaptığı için elbette o haşmetli ve şuursuz ubûdiyet-i fıtriyeyi bilerek, şuurdarâne temsil edip dergâh-ı ilâhiyeye takdim etmek için kırkbin başlı ve her başı kırkbin dil ile herbir dil ile kırkbin tesbihat yapan bir melek-i müekkeli bulunacak ki, ayn-i hakikat olarak muhbir-i sâdık haber vermiş.” (Said’in Melekler hakkında ki iftirası)

Hz. Peygambere isnat edilen bütün bu rivayetlerin kaynağı nedir? Bu haberler, hangi hadis kitabında geçmektedir? İşkembeyi kübradan atmak kolay!!

Sözler, 233, Yirminci Söz’de geçen;

(…) Nil-i mübârek, Dicle ve Fırat gibi ırmaklar, (…) hadiste rivayet ediliyor ki: “O üç nehrin herbirine Cennetten birer katre her vakit damlıyor ve ondan bereketlidirler.” Hem bir rivayette denilmiş ki: “Şu üç nehrin menbaları, cennettendir.”(Sait Dicle’yi hadise eklemiş)

Mektubat, 104, Ondokuzuncu Mektub’da geçen;

“Sonra ehl-i keşfin tasdikıyla; yetmiş def’a Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm temessül edip, yakaza hâlinde O’nun sohbetiyle müşerref olan Celâleddin-i Suyutî gibi allâmeler ve muhakkikler ehâdis-i sahîhanın elmaslarını, sair sözlerden ve mevzuattan tefrik ettiler.”

(Keşif yolunu kabul edince , bu durumda; bazı mülhitlerin, fikirsizlerin, hıfzsızların, bilgisizlerin karıştırdıkları uydurma hadisleri o büyük muhaddislerin ayırmalarının ne kıymeti kalır?! Onlar ayırsınlar, siz Resule sorup (!) onların ayırdıklarını tekrar sokuşturun… Bundan daha kötü ne olabilir ki! )

Şuâlar, 433; Müdâfaalar’da Peygamberimize şöyle iftira atmaktadır:

“Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm, bazı hâdislerle Ümmet-i Muhammediyenin ömrünün binbeşyüz seneyi pek geçmiyeceğini söylüyor.”

http://www.aliumuc.com/?sf=13


Toplam Okunma: 2553 | Bugunku Okunma: 14 | En Son Okunma: 03.12.2008 - 22:34

64 Yorum

  1. yalnız_kürt:

    şeyh uçmaz,mürit uçurur!

  2. toprakerdem:

    selam arkadaşlar…

    Risalei nurun çürütülecek hiç bir tarafı yoktur. Çünkü kendisi kökten çürüktür. Hristiyanları şehit ilan eden bir islami öğretinni ne kadar ayakta kalabileceğini düşünüyorsunuz ki? Evet, bu ülkede risale-i nur okuyanlar çoğalıyor. Ama unutmayın ki, Tolstoy okuyanlarda çoğalıyor. Ve dahası okuduğunu anlayanlarda çoğalıyor.. Esir denen şey üzerien kurduğu safsataların, esir ile birlikte çöpe gidişi gibi mevzuları bilenlerin sayısı da..

    Risale-i nurdan herhangi bir cümle (ki zaten en az bir paragraf tutar) bir felsefe dersinde dönem boyunca öğretilen tüm safsataları kapsamak dışında hiç bir edebi, ilmi vs. anlam taşımaz…

  3. toprakerdem:

    DEĞERLİ ARKADAŞLAR

    Risalecilerle ilgili bir kaç madde söylemeden geçemiycem…

    1. duygusaldır, şiddete temayülü yoktur.
    2. kuran, saidi nursi ve risali nurlar konularında çok iyi ikna edilmiştir.
    3. bu hususlardaki aksi yorumlara karşı karşındakini ikna edemez, beyninin “red” mekanizması çalışır.
    4. muhatabına karşı önce ılımlı gibidir, ama sonra onu islami terimlerle (kafir, zındık) alt edebileceğini sanır.
    5. “abilerinin”, nurcu yayınların propagandist sözlerini adeta “vahiy” gibi kabul eder ve “1450 yıldan beri İslamiyet öyle yüksek dahi zeki insanları barındırmıştır ki zındıkların en üstünü dahi bunu inkar edememiş” der!
    6. asla bağımsız, özgür düşünemez. çünkü aldığı eğitim böyle düşünürse dünya ve ahiret hayatının mahvolacağını vaz eder…

  4. toprakerdem:

    Arkadaşlar
    Bu arada Osmanlıca kelimeleri ile dolu Risalei Nuru çök iyi yetişmiş hocaları dışında kimse anlamaz.Dinlerken çok sıkıntı çekilir,abi okur ama öğrencilerin zihinleri bambaşka yerdedir.Risaleler ancak arapça ve Osmanlıca kelimelerine aşina olanların ve edebi bir dili anlayabilenlerin anlayabileceği bir kitaptır…:)))

  5. toprakerdem:

    Değerli arkadaşlar..

    Risale-i Nur kabulculeri kendi iç tarikat bendeleri ya da bu tarikate sevimli bakanlara doğru görünür.

    Tıpkı İmam Turan Dursun’un Risale-i Dursun’u gibidir.

    Farklı radikal bir bakıştır.

    Her ikisinin de Kuran-ı Kerim’i ana temasını saptırdığı gözlemlenebilir.

    Kendi açılarından her ikisi de şeyhtir.
    Turan Dursun bundan farklı olarak ”bilimsellik(!)’’süsü vermiştir.İnanan müridi de pek çoktur.

    Durum bundan ibarettir.

    farkındalık ve sevecenlikle…

  6. Muhsin Aydin:

    SLM, ya kardeslerim, bizler,DIN günün de Risale-i Nur dan mi sorguya cekilecegiz yoksa Kuran dan mi??
    Zuhruf44 Bu Kuran Sana ve Kavmine(ulasan her insan topluluklarina)bir ÖGÜTTÜR ve siz ileride O ndan SORGUYA cekileceksiniz.

    Selametle kaliniz.

  7. ilkay:

    anlayana “Kuran” tek ve ebedi “Risalei Nur” olarak elbette ebediyen yeterli olmalidir. (Cinn 22-23 & Nisa 174…

  8. gereksiz:

    said sursiyi değerlendirirken neden nurcularla birlikte bakıyorsunuz..bazı şeyleri anlatırken neden sadece birer paragraf veya cümle şeklinde veriyorsunuz?biraz daha bütünü verin…ben nurcu değilim ancak said nursinin büyük bir alim olduğundan yana hiç şüphem yok…dikkat edin islamın hakkını vereceğim diye bir alime buğz etmiş olmanızın ahirette size neler getireceğini bir düşünün?..allah herkese hidayet versin…buğz etmemekle birşey kaybetmezseniz ama buğz ettiğinizde ettiğiniz buğz yersiz ise o zaman allah katında mahşerde çok şey kaybedebilirsiniz…

  9. toprakerdem:

    SELAM SAYIN GEREKSİZ

    Saidi nursiye buğz ettiğimizide nereden çıkarttın???

    Biz kuranı kendimize biricik rehber kabul etmiş kimseleriz fikirleri tartışırkende kuran eksenli değerlendiririz.!!

    Elbette her insandan yararlanmak lazım ama arkasından gidilecek tek şey kurandır

  10. toprakerdem:

    Selam arkadaşlar…

    Bu kadar ağdalı,müsbet ilmin zıddı,gramer hataları ile dolu,aklı selime zıt düşünen FİKİRLERİ BENİMSEYENLER,YA KÖRÜ KÖRÜ KÖRÜNE BİR İNANÇ İÇERİSİNE GİRMİŞLER VEYA KURAN’I HİÇ KARIŞTIRMA LÜZUMU DUYMADAN OKUDUKLARI BU SAÇMALIKLARI HAK OLARAK KABUL ETMİŞLER,ONUN ESİRİ DURUMUNA DÜŞMÜŞLERDİR.

    ‘’Gerçek bu kuran(insanları)öyle bir şeye(yola)doğrultup götürür ki o,en adil ve doğru yoldur.Güzel amel (ve hareket)lerde bulunan müminlere kendileri için muhakkak bir ecir olduğunu da müjdeler o.’’(17/9)

    Kuran’ın insanları yönelttiği belirtilen en gerekl,en doğru olan yol bir çok ayetlerde belirtilen ‘sıratı mustakim’doğru yoldur.İnsanlar bu yola çağrılır.
    Acaba bu yol’sıratı mustakim’hangi yoldur?
    Çeşitli ayetler ışığı altında hemen söyleyebilirizki,bu yol bilim(akıl ve nakil)yoludur.Çünki kuran her şeyden önce akla ve nakle önem verir.Her ikisinin gayeside insanın saadetini,selametini,mutluluğunu temindir.

  11. toprakerdem:

    selam arkadaşlar…

    Said-i nursi risalei nur okumanın askerlikten ve kutsal savaştan bile üstün olduğunu iddia ederek derki:Risalei nur öyle değerli bir kitaptırki,kuranın onda yansıyan nurlarına hizmet etmek,askerlikten ve kutsal savaştan bile üstündür.Benim elimde fırsat ve param olsa,risalei nur hizmetinde olan değerli kardeşlerimi askerlikten kurtarmak için;bin lira karşılığında bile olsa bedeli;öder ve kurtarırırm onları.(lemalar sayfa:153)

  12. toprakerdem:

    selam yürekten iman edenlere olsun…

    Saidi nursi,kuranın ayetlerinden kendine manalar çıkarmakla kalmamaış,bazı kişilerin sözlerindende kendisinin ve risalei nurun konu edildiğini ileri sürer.Yani tarihin bir döneminde yaşayan kişilerin,sözüm ona saidi nursi ve kitabını haber vermişlerdir gelecek nesillere..:))))))-)

    Hz.ali saidi nursi için ne demiş(!)?
    kasidei celceutiyesinde bakın neler söylemiş,saidi nursiye seslenerek(!):Ey değeri yüce olan ismi azam’mı taşıyan kişi!
    Dövüş korkma!savaş çekinme!!!!
    (sikkei tasdiki gaybi)

    Abdulkadiri geylanide de,saidi nursiden ve eserlerinden söz ederek(!)saidi nursiye şöyle seslenişleri olmuş:Ey müridim!sen zamanın abdulkadir geylanisi ol!tanrıya içtenlikle yönel,said ve mutlu olarak yaşarsın!

    saidi nursi,bu cümlelerle kendisinden bahsedildiğini birtakım cifir oyunlarıyla açıklayarak,kimler tarafından korunduğunu anlatır.

    daha bunlara benzer çok şey var.

  13. toprakerdem:

    sELAM DEĞERLİ ARKADAŞLAR…

    Gerçekte risale-i nur bir tefsir değildir.Kuranın ayetlerinden sadece bazılarını tefsir etmiş,onunda çoğunu saçma sapan ve ilmi olmaktan tamamıyla uzak teviller biçiminde yapmıştır.
    Bir an için diyelimki,risalei nur kuranın tefsiridir.Her tefsir,tefsir edene ait olduğuna göre,risale i nurunda,sait’i nursiye ait olması gerekmezmi???
    Saidi nursi nasıl olurda kendi yaptığı tefsir için(o benim değil,kuran’ın malıdır!!’diyerek,yaptığı saçmalarla dolu tefsiri doğrudan doğruya kuran’a mal eder ve onu övmenin kuran’ı övme yerine geçeceğini ileri sürer???
    Nasıl olurda kendi esaretinden söz ederken(kurandan süzülmüştür!!’diye bir iddia ortaya atar.Ve nasıl olurda,kuran ve hz.muhammed hakkında inmiş olan ayetleri kendi kitabı ve kendisi hakkında inmiş gibi yorumlar?????
    Eğer bir tefsircinin,böyle birşey yapmaya hakkı olsaydı,başka tefsircilere de aynı hakkı vermek g erekmezmiydi?????
    Her tefsirci de aynı yola gitse,eserini kuranın malı ve gökten inmiş gibi gösterse ve ayetlerde övüldüğünü ileri sürse nasıl çıkılır işin içinden????

    Kuran vahiy eseri olduğuna göre,saidi nursi kendi kitabını bu esere mal etme hakkını nasıl kendinde buluyor?????????

    Sonra yaptığı tevil vet tefsirlerde,yanılmış olamazmı????

    Kendi yanlışlarını vahiy,dolayısıyla allah’a dayamakla büyük bir haksızlık,tanrıya karşı büyük bir saygısızlık etmiş olmazmı???????

    Hem saidi nursi,kendi eserini,şimdiye dek yazılmış bütün eserlerden üstün gördüğüne göre,aradaki fark nereden ileri geliyor??????????

    Nursiye göre,hiçbir müfessirin tefsirinde hiçbir arifin sözlerinde bulunmayan tesir gücü risalei nurda varmış…:))

    saygılarımla…

  14. toprakerdem:

    SELAM ARKADAŞLAR….

    Saidi nursi sikkei tasdik-i gaybide diyorki;’şiddetli bir ihtiyaçla istemek,son dereceye varan bir güçsüzlük içinde yalvarıp yakarmak olmuştur.’

    İddiaya bakın!!!
    Şiddetli bir ihtiyaçla istemiş,güçsüzlük içinde yalvarmış da onun için Allah,olağanüstü özellikleri onun sözlerine vermiş.
    Birde,sözlerindeki bu özellik kuran’ı temsil etmesinden geliyormuş(!)
    Peki ama,başkaları içinde tanrıdan o kadar isteyen,tanrıya onun kadar yalvarıp yakaran olmamışmı???
    Yoksa başkalarının duaları,yalvarıp yakarmaları kabul olmuyorda,yalnızca saidi nursininki mi kabul oluyor???
    Başka müfessirlerin,islam bilginlerinin sözleri, kuranı temsil etmiyorda yalnızca saidi nursinin sözlerimi kuran ı temsil ediyor????

    Hem saidi nursinin sözlerinde ne gibi fevkaladelik,ne gibi üstünlük,ne gibi olağanüstü özellik var???
    Olağanüstü tesiri varmış.Kim söylüyor???
    Saidi nursi,birde çeşitli nedenlerle ona bağlı olanlar söylüyor.Hani ne derler:Şeyhin kerameti kendinden menkul.’:)))

    Saidi nursi ve izindekilerin ileri sürdükleri de öyle.Nursi,kendi kendi kerametini kendisi naklediyor.Onun izindekiler de daha da abartarak aynı’nakli’yaymaya çalışıyorlar.Yani,bu iddialara aklı başında ve tarafsız kişilerden katılanlar yok…
    saygılarımla…
    toprakerdem2005@hotmail.com

  15. toprakerdem:

    selam gönülden boyun eğen ve salatı ikame edenlerin üzerine olsun…

    Şeyh behid saidi nursiye şu soruyu sormuş:Avrupa ve osmanlı devleti hakkında ne düşünürsünüz?’Saidi nursi hemen şu karşılığı verir:Avrupa müslümanlığa gebedir ve bir gün onu doğuracak.Osmanlı devleti de avrupaya gebedir,oda onu doğuracak.

    BU,SON DERECE ‘HİKMETLİ’(!)BİR SÖZMÜŞ GİBİ,NURCULAR HEMEN HERŞEYDE YAZARLAR VE SÖYLERLER.BU KEHANETE GÖRE,AVRUPA HEP MÜSLÜMAN OLACAK,TÜRKİYEDE HEP HİRİSTYAN OLACAK.
    BU KEHANETİN DOĞRU ÇIKTIĞINI İSPATLAMAK İÇİN,NURCULAR NEYİ GÖSTERİRLER BİLİYORMUSUNUZ??ALMANYADA AÇTIKLARI ÜÇKAĞITÇILIKTAN BAŞKA BİR İŞ GÖRMEYEN RİSALE-İ NUR ENSTİTÜSÜNÜ GÖSTERİRLER.ASLINDA ENSTİTÜ FİLAN DEĞİL,AMA BU ADI VERMİŞLERDİR.
    NURCULAR ,ÜSTATLARININ KEHANETİ ÇIKIYOR,HATTA ÇIKMIŞ GÖSTERMEK İÇİN:”ALMANLARIN FEVC FEVC ,YANİ BÖLÜL BÖLÜK MÜSLÜMAN OLDUKLARINI”HABER VERİYORLAR.HATTA,’AMERİKAN’INDA MÜSLÜMAN OLACAĞINI’İLERİ SÜRÜYORLAR.

  16. Muharrem:

    Aslolan etraftaki tenkitlere bakmadan ihlasla Allah’a ibadet etmektir.Rabbim cümlemizi gıybetlerden korusun.Cümlemizi Kendisine (cc) tam olarak tevekkül etmiş müminlerden eylesin…Amin.Ecmain.Cümlemizi şu garip zamanda ihlasla İslama hizmet edenlerden eylesin…Saygılarımla…

  17. murat:

    tenkit ettiğiniz eser ve müellifi bu asırda iman ve kur’an hakikatlarının en şeffaf ayinesi olmuştur .sizler haddinizi bilmeyerek garaz niyetiyle okuduğunuz için istifade edemezsiniz.Risale-i nurda anlatılanlar ya bir ayet mealine ya da hadis mealine dayanıyordur.bu eserleri müslümanım deyip de bu şekilde tenkit etmek insafsızlıktır,haddini bilmemektir.kur’an bize yeter deyip tek gayesi kur’anın ayetlerinin manalarını açıklamak ,ispat etmek,mucizeliğini göstermek olan risale ve üstada laf söylemek ahiret mesuliyetini de beraberinde getirir.ihlas nedir? önce onu öğrenin.

  18. kerim:

    kendisine faydası olmayan insanın, binlerce insanın imanının kurtulmasına vesilen olan bir eserin yazarını bu kadar eleştirmesi insafsızlık. Oysa Kuranı rehber alan bir müslümanın hataya düşen kardeşleri için dua etmesi gerekirdi.

  19. toprakerdem:

    Selam Arkadaşlar…

    Sanırım insanlar görmek istediklerini ve duymak istediklerini anladıkları sürece anlaşmak mümkün olmuyor…
    Anlaşabilmek için çok zaman yazının ve sözün yeterli olmadığını düşünüyorum bu yüzden… Anlaşabilmek için bunlardan çok daha fazlasının gerekli olduğunu düşünüyorum.. Ne mi ?
    İstemek, çaba göstermek ve içindeki engelleri aşabilecek iradeye sahip olmak…

  20. İSMAİL AKSOY:

    S.Aleyküm,yukarıda insaf ve merhamet,ilim ve hikmet ölçülerine uymayan,mesnetsiz ve önyargılı mücerret kin ve husûmetin bir yansıması,cehalet ve garazın bir tezahürü olan delilsiz tenkid ve değerlendirmelere katılmak mümkün değildir.
    Âcizane müftülük yapmış,hafızü’l-Kur’ân bir İlahiyatçı,Hadis,Tefsir ve Arapçada yıllarını vermiş eski bir eğitimci olarak Risale-i NUR’dan çok istifade ettim ve etmeye de devam ediyorum.KUR’ÂN’a ve Hadis-i Nebevi’ye aykırı tek bir cümle görmedim.Peygamber (s.a.v)’in varislerine böylesine edepsiz ve insafsızca saldırmak haddi aşmaktır.Bir İslâm alimine,bir Müceddid-i Âzama saldırmanın (bütün ehl-i ilim ve Allah dostları da bu silsiledendir) mânevi vebali büyüktür.Kardeşlerim,tevbe edin,yeniden araştırın ve inşaallah haddi aşmadan istikamet üzere olun.Selam ve dualarımla…

  21. m.fatih hatipoglu:

    yaw arkadaş risalerden bu anlamlar nasıl çıkarıyorsun anlamak mümkün degil said nursi sadece kuranı anlamaya ve anlatmaya çalışmış yazdıgı risalerde de islamın kuranın hak oldugunu ispata çalişmıştır ben yılardır bu risaleri okurum hiç te senin çıkardıgın anlamları çıkarmadım islamın yasaklandıgı dönemde risaleri toplatan zihniyete karşı risalerin ülvi bir amacla yazıldıgını o dönemde yaşayan insanların tekrar kuranı iyice anlamalarını saglamaya dönük bir mücadele döneminin ürünleridir kimse bediüzamanın dehasını peygamberlik velilik yada başka şekilde algılamamıştır ki kendisini en az yüz yerde aciz bir garip olarak nitelendiren bu zat ta niye böyle saldırırsınız anlamak mümkün degil bir art niyet var ama nee

  22. admin:

    Selam Fatih;

    Yukarıda yazanlar risalelerde var mı yok mu? Ötesi senin kuruntuların.

    Muhabbetlerimle…

  23. Mehmet » Arşivler » RİSALE-İ NUR’DA TEHLİKELİ SÖZLER:

    […] Risale-i Nur’da tehlikeli sözler ! […]

  24. selçuk:

    Şualar, Birinci Şua, Yirmi dördüncü Ayette geçen; “Kur’an’ın gizli hakikatleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!!…” (Vahiylemi,ilhamlamı?)

    Zülfikar Mecmuası, 436 da geçen;

    “EY RİSALE-İ NUR! (…) Sen, “Ben, Rabbânî ve Kur’anîyim. Öyle kuru kavak değilim. Şevkli ve şa’şaalı ve nûrâniyim. Bir Hayy-ı Lâyemût’un eserinden fışkıran, lâyemût san’atlı ve kerâmetli bir nurum. Cansızlara can ve canlılara taze can üflüyorum. Bin, dertlere derman ve âlemlere rahmet-i Rahmânım. İnat ve ısrarı bırak. Beni oku ve beni dinle. Karanlığa ve hiçe giden, hesapsız ve hedefsiz yolundan seni kurtarıp, kokocaman bir saadet ve sermediyet âlemi kazandırayım.” diye nidâ ediyorsun”.

    Yukarıda alıntı yaptığımız kısımlara Kuran’ın cevabı şudur.
    Bakara Suresi
    78. Içlerinde ümmî olanlar da vardir ki Kitap’i bilmezler, sadece anlamini bilmeden okuyuslar/hurafeler/hayal ve kuruntular bilirler. Onlar yalniz saniya saplanirlar.

    79. Yaziklar olsun o kisilere ki, Kitap’i kendi elleriyle yazarlar da sonra onunla basit bir karsilik satin alsinlar diye, “Iste bu, Allah katindandir!” derler. Vay haline onlarin, ellerinin yazdiklari yüzünden! Vay haline onlarin, kazanip durduklari yüzünden!

    Kuran’a iman etmiş her müslüman vicdanında bu ayetleri ve risalelerden aldığımız alıntıları karşılaştırmalı.

    Lokman Suresi
    33. Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Herhangi bir şeyde babanın, evladı; evladın da babası yerine karşılık ödemeyeceği günden ürperin! Allah’ın vaadi haktır; dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. O yaman aldatıcı, sakın sizi Allah ile aldatmasın!

    Fatır Suresi
    5. Ey insanlar, Allah’ın vaadi haktır! O halde iğreti dünya hayatı sizi sakın aldatmasın! O yaman aldatıcı, o çok gururlu, sizi sakın Allah ile aldatmasın.

    Araf Suresi
    30.Bir kısmını iyiye ve güzele kılavuzladı, bir kısmının üzerine de sapıklık hak oldu. Onlar, Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Bir de kendilerinin hidayet üzere olduklarını sanırlar.

  25. AHMET İLHAN:

    Yukarıda yazdığınız herşeyin elbette cevabı vardır.

    ama bu sorulardan çok niyetiniz ne onu merak ediyorum.uğraşacak bütün meseleleri hallettik zannedersem kardeş kardeşe yiyoruz birbirimizi.

    ne kadar manasız ve ne kadar bait davranışlar.biz istifade ettik risale i nurdan sen edemeyebilirsin. ama bu reddimi icab ettirir.
    Biz bilirizki elbette kuranın bir harfi risale i nurdan daha değerlidir.

  26. Zübeyir Güngör Uslu:

    Selamlar, Risale-i nur’la ilgili tenkitlerinizin bir çoğunu okudum,
    mesela.”Kastamonu Lâhikası, 130, Yirmiyedinci Mektubda’da geçen şu sözdür:
    Birden bu gelen Hadîs-i Şerif ihtar edildi: “Ahir zamanda, ihtiyâre kadınların samimî dinlerine ve kuvvetli itikadlarına tâbi olunuz.” (Kur’ana değilde ihtiyar kadınların dinlerine!!!)
    Mektubat, 165, Ondokuzuncu Mektub’da geçen;
    Şimdi yani bu o kadar menetsiz kıyaski, peki o ihtiyare hanımlar neye tabi oluyorlar sizce, kUr’an’dan başka bir yeremi, Rirale-i nur’u belki 10 defa tekrar etmişim, ve sizin bu sorularınıza her cevab verilebiliri ama Ama Esas olan gerçekten Hak_ı teslim gayeniz olması,Eğer bir camdan bahar bahçesine bakarken yanlız cama odaklanırsanız, camdaki lekeleri görürsünüz ve o lekeleri bahçeye teşmil etme ihtimali var, ama bahçeye nazarınızı odaklarsanız gülistanı görürüsünüz, Lütfen bir bilene danışalım, bu eselerle binlerce milyonlarca insan İmanını kurtarmıştır, ve biz Üstadı Bize allah’ımız ve peygamberimizi en iyi asnlatan rehberlerden biri biliyoruz,ona olağanüsütü makamlar yakıştırmıyoruz. cımbızı bırakalımda hakikate penecere açalım vesselam,
    Aşık Uslu Niksarî (ZubeyirGungorUslu)
    Ayyıldız Fm & www.ayyildizfm.com
    Gen.Yay.Yön.0542.4230056.Samsun

  27. volkan:

    Bediüzzaman Said Nursî, 277, Kastamonu Hayatı’nda geçen;

    “(…) işaret ve beşaret-i Kur’aniyede ifade eder ki: “Risale-i Nur dâiresi içine girenler, tehlikede olan îmanlarını kurtarıyorlar ve îmanla kabre giriyorlar ve Cennete gidecekler.” diye müjde verirler.” he he uzaklarda aramayın gelin benle takılanlarda cennete gidio gelin(tövbe estafurullah ya Rabbi sen bizleri bu fitnelerden koru)

  28. volkan:

    aman ha aklı kıtlar!!! çıkıpda bizi de cennete ulaştır die takılmayın peşime…en yüce insan nedir biliyomusunuz cennete kendini yakıştırmayacak kadar mütevazi olandır.

  29. hasan:

    sa,
    risale-i nur’u 1981 yılından beri okuyorum. onunla islamı seçtim diyebilirim. 1980 öncesi radikal sol gruplarda aktif olarak çalıştım. dolayısıyla birazcık atesitlik bile vardı. ne zamanki birileri beni risale-i nur ile tanıştırdı (Allah onlardan ebeden razı olsun) o zaman kendimi buldum. yukarıdaki eleştirilerin hiçbirisine katılmıyorum. yıllardır okurum, üstelik roman okur gibi değil, kafa yorarak okuyorum. ayrıca birilerinin okuyup bana anlatmasına da ihtiyaç duymam. o beğenmediğiniz osmanlıca kelimeler üzerinde çalışırım. bediüzzaman hz. risale-i nur’un hiç bir yerinde kendisini Peygamber (ASM)’den üstün gördüğüne şahit olmadım. aksine Efendimiz ile ilgili onlarca sayfa yazısı vardır.
    dolayısıyla bu mesnetsiz ve insafsız eleştirilerinize katılmıyorum.
    sizin yaptığınız bektaşinin namaza yaklaşmayın fıkrasını hatırlatıyor.
    eleştirilerinizin günümüz İslam alemine faydasından çok zarar verdiğini düşünüyorum. eleştirilerin insaf ölçüleri içerisinde olmasını beklerdim.
    sürç-i lisan ettimse affedin.
    ae olun.

  30. sarı saltuk:

    Allahtan bu kadar korkan bir kulun, hayatını sürgünle çileyle geçirmiş, dünyalık namına hiç bir emeli olmayan, Allahı anlatıp sevdirmeyi gaye edinmiş iyiligi emredici kötülükten yani bilimum günahlardan sakındırıcı arapçayı farsçaya vakıf bir islam aliminin müslümanlara hele türklere nasıl zararının dokunulacagını düşünebiliyoruz vallahi hayret!!!

  31. malumatsiz:

    bir iddiaya göre; said nursi hakkinda peygamberlik iddiasinda bulundugu gerekcesiyle acilmis davalar varmış ve bu belgeler arşivlerde imiş. ben bu iddiayı ilk duydugumda cok gülmüştüm ama şimdi aklimda bir soru işareti oluştu.
    gercekten boyle bir dava söz konusu mu ve eger var ise said nursi nasil berat etmis.

  32. gardaşım:

    Bu konuları araştırma zahmetine girdiğiniz külliyatın Tehlikeli olmayan kısımlarınıda Allah rızası için okusaydınız bu kirletmeyi yapmazdınız…!

  33. ihvan 58:

    saidi nursiyisavunanlar saidi nursinin büyük bir evliya olan Abdulhamid!i tahtan inditmesine ne diyeceksiniz bakalım

  34. salim:

    … bi siz mi biliyorsunuz herkesi yadırgayan söylemlerle kafir diyorsunuz ve insanları şüpheye itme ugraşında yeni bir din mi peyda ediyonuz…..

    size itimat edenler sizin gibi cahiller ve okudukları şeyleri anlamayanlardır….
    Ali aksoy aklını devşir yoksa o aklını artık şeytanın ve nefinden kurtarma yolları ara….

    sen kimseyi begenmiyorsunya ben sizi begeniyorum neden mi şu ayetler sizi iyi anlatmıştır….

    4- Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.

    5- İşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.

    6- Şüphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar.

    7- Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azap onlaradır.

    8- İnsanlardan öyleleri vardır ki: “Biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik” derler; oysa inanmış değillerdir.

    9- (Sözde) Allah’ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller.

    10- Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır.

    11- Kendilerine: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde: “Biz sadece ıslah edicileriz” derler.

    12- Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.

    13- Ve (yine) kendilerine: “İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin” denildiğinde: “Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?” derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler.

    14- İman edenlerle karşılaştıkları zaman: “İman ettik” derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: “Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz.”

    15- (Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır.

    16- İşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır; fakat bu alış-verişleri bir yarar sağlamamış; hidayeti de bulmamışlardır.

    17- Bunların örneği, ateş yakan adamın örneğine benzer; (ki onun ateşi) çevresini aydınlattığı zaman, Allah onların aydınlığını giderir ve göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir.

    18- Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler.

    bakara suresi…

    xxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

    admin: Hakaret içeren kelimeler editlenmiştir.

  35. salim:

    ALİ AKSOY SİZİ BU AYETLERİ ANLAMAYA DAVET EDİYORUZ…

    11- Kendilerine: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde: “Biz sadece ıslah edicileriz” derler.

    12- Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.

    13- Ve (yine) kendilerine: “İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin” denildiğinde: “Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?” derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler.

  36. said:

    sende kendini islam erimi sanıyorsun said nursinin çekytiği işkencelerin sen acaba bir gününü çekebilirmisin. risaleinur kurandan gelmiştir. ve kuranın malıdır .sen değil hiçkimse ondaki hakikatlere dil uzatamaz. eğer kendine güveniyorsan gel ebedi cehennem için sözleşelim ben yoktur diyorum. varsa ebedi cehennemi kabul ediyorum peki ya sen? kabul ediyormusun?

  37. Hayri:

    Kur’anı kerim ilahi bir kitap olduğu için şüphesiz tam ve noksansızdır.Ancak Risale-i nur külliyatı bir kişinin kaleme aldığı ayet ve hadislerin tefsiridir.Elbette tefsirde kusur ve noksanlıklar olacaktır.Risale-i nurdan başka birçok tefsir yazılmıştır, bunlardada sayısız eksiklik ve hatalar vardır. Bilim ve teknolojinin geliştiği bu zamanda dahi Kur’anı azimüşanın tam olarak tefsiri hazrlanamamakta ayetlerin içinde sır ve teferruatların detayına inilememektedir.kaldıki risale külliyatındaki hatalar ve noksanlıklar elbete eleştirilebilir , açıklık getirilmek üzere yorumlanabliri.Kuran-ı azmüşan dururken, risale-i nura sıkı sıkıya sarılmak yanlıştır.Müslümanların ve özellikle mü’minlerein cemaatlere ayrılması islamiyeti ileri değil geri götürür.Elbette dinimizi iyi anlamak için risale_i nurdanda, diğer gerçek hadis ve fıkıh kitaplarındanda ,diğer alimlerin tefsirlerindenda faydalanmak lazım. Örneğin Seyyit Kutubun, Hamdi Yazırın vs. tefsirlerinden faydalanılamazmı?İlleki risaley-i nur demek tamamen cemaatcilik olur.Amaç dini öğrenerek imanlı ve ihlaslı yaşamak değil mi?

  38. ihvan 58:

    birincisi ben kendime islam eri demedim
    ikincisi cennet ve cehennem uzerine iddiavari sozlesme yapmak bizim dinimizde yoktur kimin cennetlik kimin cehennemlik olacagini Allah bilir
    ucuncusu sen bu bos sozleri birak da bana sordugum sorunun cevabini ver
    her iskence cekenin evliya oldugu nerde yaziyor
    eger saidi nursi evkiya ise Abdulhamit i neden tahtan indirdi bana bunu soyleyin bos gazel okumayin
    siz iyisimi taarihi biraz iyi arastirin saglam kaynaklrdan
    saidi nursi ayni zaman da kurt teali cemiyatinin kuruculari arasindadir inanmiyorsaniz bir bilene sorun arastirin dedikleimin yalan oldugunu isbatlayin bakalim 2+2 dort edercesine

  39. ihvan 58:

    bu arada dogru soz soyleyenler her zaman benim gibi sakin davranir ama siz ya uygunsuz soz soykuyorsunuz bu sozum salime yada said gibi cevap verecegine konuyu saptirirlar

  40. Murat KARA:

    Sitenin hepsini inceleme imkanı bulamadım. (Buna geniş bir zaman ayrımam gerekiyor) Ayrıca sık sık linki verilen hanifdostlar sitesi de ya kapatılmış ya ben ulaşamıyorum. Ancak çok merak ettiğim bişey var.
    Bunu başta Ali Bey’e sonra tüm site ziyaretçilerine soruyorum. Ali Bey ve taifesinin saldırmadığı, aşağılamadığı, karalmadığı ya da reddettiği (ki buna peygamber sözleri olan hadisler de dahil) bir kısım, bir mezhep bir imam, bir önder, bir tarikat, bir cemaat, bir fakih… var mı acaba?
    Bu soruya verilen ya da sitede görülen cevap bu arkadaşların samimiyetleri ve niyetleri konusunda beni şüpheye düşürüyor. :(

  41. mahmud:

    ALİ AKSOY sizin sadece siyasi bir acıdan olaylara yaklaştığınız kanatındayım faşist bir yaklaşım içinde olduğunuzunda farkın dayım kuran ı kerim kavmiyetcılığıde yasaklar nerdeyse size karşı görüşe sahip tüm müslümanları müşrik ilan ettiniz peygamber a.s.v sevmeyi ona uymaya calışan insan ları beyen miyorsunuz kuran a kafanıza göre yorum yapıyorsunuz acaba hangi ilim tahsilini yaptınız kuranla ilgili mealden okuyup olmuyo malesef o zaman herkez bir şey uydurur herkezin kendi dini olur kuran a uyacaksan peygamberi s.a.v tanıyacaksın o yaşayan kurandı ozaman kuranı anlamaya başlarsın ayetlerin iniş sebep lerini dahi bilmeden kafirler hakkında inen ayetleri muslumanlara hakaret etmet için sölüyorsun atalarımızın dini deyil muhammede s.a.v. inen islam dinine inanıyoruz biz ,kuranda ona vahiy edildi ayrıca evliyaların kerametleri aslen peygamberin mucizeleridir ALLAH c.c. istediğine istediği özelliği verir saidi nursiye bir özellik verdiyse o ALLAH c.c. lufudur senin beyenmemek gibi bir lüksün yok bişri hafinin hayatını oku bak nası kullarının bazılarını bazılarına üstün kılıyo sarhoşu evliya ediyo müslümana kafirdiyen küfre düşmüştür.fesat cıkarmayın tafsiyem tövbe edin edinki kurtuluşa eresiniz.

  42. Yusuf Başar:

    Böyle bi karalama çabası içerisine girmişsiniz ya,Yazıklar olsun sizlere.Niyet kötü olunca kötü düşünceler ortaya atmak kolaydır..Elinizi Vicdanınıza koyun ve Hakkı hak sahibine verin.Said Nursi yazmış oldugu eserlerle güttüğü Tek AMAÇ elbette ki İnsanlıgın ahiretini kurtarmaktır..

    Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem,
    Gelenin keyfi için geçmişe asla sövemem.
    Biri ecdadıma saldırdı mı hatta boğarım,
    Boğamazsam hiç olmazsa yanımdan kovarım.
    Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam
    Hele hak namına ölsem haksızlığa tapamam.
    Yumuşak başlı isem kim demiş uysal koyunum?
    Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boynum.
    Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim
    Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim,
    Adam aldırma da git, diyemem aldırırım
    Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
    Mehmet Akif ERSOY

    Selametle..

  43. Orhan Aylan:

    Tüm inananlara selam olsun
    Öncelikle Kimse Sait Nursi yi kutsallaştırmaz hele kendisi asla pek çok yerde kendi nefisinden nefsi emmaresinden bahseder kendini küçük görür ve nasihatleri kendi nefsine yapar
    Ayrıca risaleler sadece Kuran ın çok çok çok küçük bir parçası değişik bir şekilde açıklamasıdır ama yok sen Kuran da bu ayette te öle demiyor said burda yanılılıyor diye biliyor isen gelde senin ellerini öpeyim büyük üstad senimişsin

    yok ben onu eleştiremem dersen kendini bilen kişisin demektir zira E.hamdi yazırın arkadaşı ve kuran tevsirinde M.Elmalılı hamdi yazırın yardımcısıdır ancak malum sebeblerden dolayı o dönem çok fazla ilgilenememiş ve nerde ise tamamını Hamdi yazıra bırakmıştır Hamdi yazırın gerçek tevsiri ise tek cilt değildir
    Said nursi büyük bir alimdir bunu kim inkar edebilir ayrıca ilim 3 ay gibi kısa süredede alınır bazı insanlar 50 yılı bir günde kat edebilr ayrıca ilim kime verilir kime verilmez bunu Allah bilir kimsede karışamaz

    risalelere sarılmak kurana sarılmaktır sebebi ise kuranı anlamaya çalışmaktır kuranın mesajı açıktır önemli olan onu okumak değildir onu anlamaktır
    oyüzden derki o size arapça indirilmiştir olurki anlarsınız(anlamanız için).

    ayrıca benim tanıdığım pekçok nur talebesi aynı zamanda hafızdır yani sandığınız gibi kuranı bırakıp risalelere sarılmızlar Kuran ana temadır risaleler onu daha iyi anamk içindir ayrıca bu karalam kampanyası saçmadır hepimiz aynı gemide değililmiyiz
    aynı mücadeleyi vermiyormuyormuyuz kimisi bu savaşta nurcu kimi nakşi kimisi başka bir şeydir aynı karacı havacı ve denizci asker gibi düşman aynı şeytan
    neyin mücadelesi ki bu

    Allah herkese iman kalplerinde kuran peygamber sevgisi ile Allah a sağlam bir kul Peygamberimize layık ümmet olmayı nasip etsin Allah tüm iananları bağışlasın

  44. ZAGORAKİS:

    sevgili hayrfi ayrılıktan kasdını anlayamadım .peygamber sav ümmetimin ihtilafı rahmettir .buyurmadımı.ehli sünnet vel cemaat inancından ayrılmayan sapıtmaz.unutma.allah akıbetimiz hayr eylesin.selamlar

  45. ZAGORAKİS:

    bu
    ülkedeki asıl fesatçıları biz biliyoruz salim arkadaşım.yaşar nuri ve zekeriya beyaz gibi sosyete fetvacılarından başkası değil.Peygamber efendimizden sonra islam alimleri olmasa müslümanların hali nice olurdu.yaşar nuri gibi zekeriya beyaz gibi adamların eline düşürmesin allah.

  46. ZAGORAKİS:

    saidi nursi gibi bir iyi zat.kendisi kürt olabilir milliyetçide olabilir.amerikalı müslüman oluyorda ülkesini savunmuyormu.ümmetçi olalım faşist değil olurmu arkadaşlar.

  47. Haşim Damar:

    Bende 35 sendir nur risaleleri ve nur cemaatiyle birlikteyim.Başta Ali aksoy olmak üzere bazı yorumculara katılmıyorum.Çünkü Yorum yapanlar risale-i nurları okumadıkları anlaşılıyor.İnsan bilmediği ve eli yetişmediği şeye düşmandır.Risale-i nurların en büyük maksadı İmanı tahkiki ve kabre imanlı gir-mektir.Milliyetçilerin nurlara karşı çıkmasının altında Bediüzzaman’ın menfi milliyetciliği reddedip sürekli İslam birliğini savunmasıdır.Kendilerini Türk veya kürt milliyetcisi olarak görenler ecnebilerin böl,parçala hedefine alet olduklarının farkındalarsa büyük dalalet içindeler.Allah hidayet versin.Risale-i nurları okuyanlar başkalarıyla münakaşa yapmaz,enaniyet yapmaz,bütün gayeleri Rızayı ilahidir ve başkalarının imanına kuvvet verecek şekilde çalışmaktır.

  48. misafir:

    Mesele bulandırılmış gitmiş.Anlaşılan yazıdan somut bir örnek verilmedikçe de laf gevelenmeye devam edilecek.

    1) Kimin haddidir ki, bu Nurlarda yanlışlık bulsun. (…) Onun için bir harfe dokunmayı azîm bir günah işliyorum telâkki ediyorum.”

    2) “Kimin haddi var ki, risâlelerin birisine el uzatsın veyahut bir sahifesine dil uzatsın, veyahut bir cümlesini tenkid etsin, veyahut bir kelimesine, hatta bir harfine ve belki bir noktasına itirazda bulunsun.”

    Şu iki örneği ele alalım.
    Şimdi bu iki söz risalelerde var mı yok mu?
    Eğer var ise,o zaman risaleleri savunanlar bu sözlere ne yorum getiriyorlar?Açıkça,mertçe yazın buraya,lafı gevelemeyin!!!
    Bu soruya “sait nursi gibi bir zata saygısızlık ediyorsun,vebali büyük olur!” şeklinde cevap verecekler hiç boşuna yazmasın.Sorduğum soruya cevap verin;bu iki sözün bizim anlayamadığımız,ya da anlamak istemediğimiz,kavrayışımızın yetmediği,aslında çok derin bir açıklaması olduğunu düşünüyorsanız o açıklamayı buraya yazın.Laf gevelemeyi bırakın!!!

  49. hüseyin altınbay:

    selamlar.aldatan alçak,aldatan ahmaktır,mü*min alçak ve ahmak olamaz.hata ve kusurdan münezzeh olan ALLAH dır.hakkın süzünün önüne kul kelamı geçerse iş bitmiştir.ben nur toplantılarına katıldım.içlerinde çok faziletli güzel insanlar var,ama hiç biri maalesef herhangi bir kuran meali okumamıştır.mali ve sosyal sebeblerden dolayı bir takım baglılıklarını gördüm.aklı kulanmak yerine her söze emme basma tulumba gibi kafa sallıyarak tasdik ederler.bir soru sordun mu onun cevabını saiti nursi böyle der diye cevab verirler.ALLAH onları nur perest ve said perest olmaktan kurtarsın.şüphesiz hüküm sahibi ALLAHcc.dur.

  50. asım:

    insanların yanlışları olabilir…said nurside bir insandır…sizde insansınız…sizinde yanlışlarınız olabilir…hepimiz bu konuda aynıyız…yazılan kitaplarda da yanlış olabilir…hatasızlık rabbimize mahsustur… biz insanların yanlışlarını bırakıp dogru söyledigi şeyleri almalıyız…yanlışları tesbit etmeli ve yapıcı bir şekilde uyarımızı yapmalıyız…eger yanlışı gösterirken aşırı tepki verirsek karşıdaki yanlışını savunmaya çalışır…ve bir düzelme olmaz …aranılan ise birbirimizin yanlışlarını güzelce haber verip hep beraber dogruya ulaşmaktır…bizler kardeşiz birbirimize yumuşak davranalım…saidde din kardeşimiz ali de…ikisinin ne güzel yönleri var…ama hatalarıda olabilir…hangimizin yok ki…rabbim hepimizi bagişlasın…

  51. Konevi:

    Ali Bey,
    kişininin görünür rütbe-i aklı eserinde; çok cahil olduğun yaptığın bu tenkidlerden anlaşılıyor. Kur’ana muhatab olduğunu zannediyorsun, emekleyen çocuğun 100 mt engelli yarışına çıkması saçmalığı, senin düşünme sistemsizliğinden daha isabetli. Kimsin sen, Kur’anın değil; Kur’anı kendi nefsin için tevil eden, kendi için konuşturan şeytanın tilmizisin, bu halinle. Akıllı ol! Akıl senin kafanda biriken muzahrefat değil, nefsi itminanı, kalbin tasfiyesi, ruhun terakkiyatından sonra; Allah’ın kevniyattaki irade ve tasarrufunu anlayan ve tasdik eden, sadakte diyebilen; hayrı ve şerri tefrik edebilen nurani bir alettir. Senin kafanda biraz yağ ve sinir dokularından müteşekkil et parçasının Allah’ın muhit ve her zaman ve mekana hakim ve hatib olan kelamını anlaması mümkün mü?
    Arkadaşım, tevbe et ve adam gibi bir alim veya muallimin dizinin dibine çök, edebinle İSlamı öğren… Sonra konuşalım

  52. halil:

    selam öncelikle belirtmeliyimki solcu alevi bir aileden geliyorum nurcuların dersine bir kere gittim ve ondan sonra kitaplarını aldım doğru yolu buldum saidi nursi o gerçektem büyük bir islam alimi peygamber efendimizin hakiki varisi yaşamıyla bunu kanıtlamıştır hayatı boyunca hiç kimseye minnet etmemiştir kimseden nehediye ne para almamıştır bugün birçok din adamları villalarda jet skilerle lüks içinde yaşarken saidi nursi mağarada münzevi hayatı seçmiş rus ve ermenilere karşı bitlisi korumuş gönüllü alay komutanlığı yapmış ve esir düşmüş bir mücahit,kendi deyimiyle 80 küsür senelik hayatımda dünya zevki namına birşey bilmiyorum,sizler onu insafsızca eleştirenler ırkkçı masonlara hizmet ediyosunuz,söylemeden geçemicem neden saidi kürdi diyosunuz,halbuki o imanlı bir türk talebemi cahil imanı zayıf bin kürde değişmem demiştir,siz risaleinura ve yazarına zarar veremessiniz,hepimiz ölücez ama risaleinur kıyamete kadar baki kalıcak inşallah bugün dünyanın her köşesin de risaleinur okunuyor,ali aksoy ırkkkkkkçılığı bırak bak negüzel okadar okul okumuşsun bak yüzün temiz bir insana benziyosun bırak buişleri hayırlı işler yap bak bunu sana 18 yaşında bir genç söylüyor tövbet et rabbim hepimize merhamet etsin.

  53. yakup:

    ali bey sizin neye hizmet ettiğiniz çok şikarunu iyi bilinki güneş balçıkla sıvanmaz sizin tenkitleriniz bize daha çok okuma azmi veriyor

  54. turgay:

    misyonerler bile sarıklı,cübelli,çarşaflı,sakallı müslümanlardan korkmadıklarını söylüyorlar.sadece nurculardan korktukları ve bu kişilerden uzak durmaları gerektiği söyleniyor.risalelerin amacı nedir?
    -insanların imanını kurtarmak,peki peygamberimizin en büyük sünneti nedir?-islamiyeti yaymak ve insanları imanlarını kurtarmak değilmidir.devir cemaat devridir,her nekadar sizin gibi engellemeye çalışanlar olsada bu hizmet inşallah çığ gibi büyüyecektir

  55. turgay:

    toprakerdem
    elmalılı hamdi yazır risaleleri okuyunca daha önce okusaydım tefsir yazmazdım demiş.

  56. turgay:

    Kur’an; şu kitab-ı kebir-i kainatın bir tercüme-i ezeliyesi, ve ayat-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedisi, ve şu alem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri, ve zeminde ve gökte gizli esma-i İlahiyenin manevi hazinelerinin keşşafı, ve sutur-u hadisatın altında muzmer hakaikin miftahı, ve alem-i şehadette alem-i gaybın lisanı, ve şu alem-i şehadet perdesi arkasında olan ve alem-i gayb cihetinden gelen iltifatat-ı ebediye-i Rahmaniye ve hitabat-ı ezeliye-i Sübhaniyenin hazinesi, ve şu İslamiyet alem-i manevisinin güneşi, temeli, hendesesi, ve avalim-i uhreviyenin mukaddes haritası, ve zat ve sıfat ve esma ve şuun-u İlahiyenin kavl-i şarihi, te ra olan İslamiyetin ma ve ziyası; ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi, ve insaniyeti saadete sevk eden hakiki mürşidi ve hadisi, ve insanlara hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emir ve davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem insanın bütün hacat-ı maneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, cami bir kitab-ı mukaddes, hem bütün evliya ve sıddikinin ve urefa ve muhakkıkinin fsir-i vazıhı, bürhan-ı katıı, tercüman-ı satıı, ve şu alem-i insaniyetin mürebbisi;. ve insaniyet-i küb muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezakına layık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesleğin mesakına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitab-ı semavidir.
    Kur’an, Arş-ı azamdan, İsm-i azamdan, her ismin mertebe-i azamından geldiği için, On İkinci Sözde beyan ve ispat edildiği gibi, Kur’an, bütün alemlerin Rabbi itibarıyla Allah’ın kelamıdır, hem bütün mevcudatın İlahı ünvanıyla Allah’ın fermanıdır, hem bütün semavat ve arzın Halıkı namına bir hitaptır, hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükalemedir, hem saltanat-ı amme-i Sübhaniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir, hem rahmet-i vasia-i muhita nokta-i nazarında bir defter-i iltifatat-ı Rahmaniyedir, hem uluhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır, hem İsm-i azamın muhitinden nüzul ile Arş-ı azamın bütün muhatına bakan ve teftiş eden hikmet-feşan bir kitab-ı mukaddestir. Ve şu sırdandır ki, Kelamullah ünvanı, kemal-i liyakatle Kur’an’a verilmiş ve daima da veriliyor. Kur’an’dan sonra, sair enbiyanın kütüp ve suhufları derecesi gelir. Sair nihayetsiz kelimat-ı İlahiyenin ise, bir kısmı dahi, has bir itibarla, cüz’i bir ünvan ile, hususi bir tecelli ile, cüz’i bir isimle ve has bir rububiyetle ve mahsus bir saltanatla ve hususi bir rahmetle zahir olan ilhamat suretinde bir mükalemedir. Melek ve beşer ve hayvanatın ilhamları, külliyet ve hususiyet itibarıyla çok muhteliftir.
    Kur’an, asırları muhtelif bütün enbiyanın kitaplarını ve meşrepleri muhtelif bütün evliyanın risalelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyanın eserlerini icmalen tazammun eden ve cihat-ı sittesi parlak ve evham ve şübehatın zulümatından musaffa; ve nokta-i istinadı, bilyakin vahy-i semavi ve kelam-ı ezeli; ve hedefi ve gayesi bilmüşahede saadet-i ebediye; içi bilbedahe halis hidayet; üstü bizzarure envar-ı iman; altı biilmilyakin delil ve bürhan; sağı bittecrübe teslim-i kalb ve vicdan; solu biaynilyakin teshir-i akıl ve iz’an; meyvesi bihakkilyakin rahmet-i Rahman ve dar-ı cinan; makamı ve revacı, bi’l-hadsi’s-sadık makbul-ü melek ve ins ve can bir kitab-ı semavidir.

  57. turgay:

    PKK ve Hizbullah´a Nurcular set oldu
    Yazar: Kemal Benek
    13.05.2008

    * Doğuda uzun yıllardır devam eden kargaşanın temelinde yatan sebep nedir?

    Gaziantep’te bana, “Doğu insanı dindardır. Nasıl oluyor da dinden uzak bir partiyi, insanları seçiyor” diye soru sordular. Ben de onlara olayları ve sonuçlarını şöyle anlattım:
    Bu olaylara zemin hazırlandı. Örgüt bu zemini kullandı. Türkiye menfi milliyetçilik üzerine tesis edildiği için başka milletleri kışkırtmak gibi icraatlar yapılıyordu. Turgut Özal zamanına kadar Kürtçe konuşmak yasaktı. Eskiden anlatırlardı. Köyden Diyarbakır’a gidenlere Kürtçe soruyorlarmış “Sofi tu kute” yani “Sofi nereden geliyorsun?” Kürtçe cevap verse birkaç kuruş hemen ceza kesiliyor. Tuzağa düşürmek için Kürtçe soruyor, hem de ceza kesiyor. Ulu Caminin önünde Mevlid-i Şerif, Ahmed-i Hani’nin Nubahar eseri yasaktı. Cezalandırırlar diye gizli okuyordum. Buralardan geldik.

    * Terör örgütü de bunları mı kullandı?

    PKK bir hamle yaptı. Bir taraftan dağ kadrosunu oluşturdu, bir taraftan halkın içinde milislerini tesis ettirdi. Hükümetler aciz kaldı. Halk gece dışarı çıkamaz hale geldi. Birileri “ne yapalım bunu” diye toplandı. “Güneydoğu gidiyor. Halk bile elimizden gitti. Rastgele öldürmek de olmaz, ne yapalım şimdi. Mahkemeye sevk ediyoruz, mahkemede beraat ediyor. Mahkeme yoluyla, demokrasiyle bu çözülmez. Adamları tesbit edelim. Onları evlerinden alalım, sokak infazı yapalım, cenazesini atalım” diye düşündüler. Binlerce kişi bu mantıkla her evden, aileden gitmiş. Benim abim Molla Mensur dünyaya bedel bir âlimdi. Şarkın en büyük âlimlerindendi. Gazetelerde beyanatları çıkmıştı. Çok harika bir ilim ve zekâsı vardı. Hiçbir âlim ilmiyle onun yanında başa çıkamazdı. O da bu yöntemle gitti. Her bir ailenin bir ismi bu yöntemle gitmiş. Aile yaralanmış. Şimdi sizin takdirinize havale ediyorum. Sizin ağabeyiniz, babanız asker, jandarma veyahut başka bir güç tarafından evden çıkarılıp götürülse ve daha sonra cenazesini sokakta görsen sen ve sülâlen tarih boyunca o devlete dost olur musunuz? Dost olmak mümkün değil. Belki dağa çıkamaz, ama her türlü fırsatta meselâ ona rakip olanları destekler. Dünyanın en dinsizlerini de getirseler aday gösterseler o insanlar kazanırlar.

    * Bir nev’î intikam hissi mi taşınıyor?

    Evet. İntikam peşindedirler. “Belediye bize hizmet edecek.” Diyarbakır bunun peşinde değil ki. Yapılsın, yapılmasın umurunda değil. Bir rakip arıyor. Güneydoğu, şark sadece bu gibi felâket ve helâketlere maruz kalmamış. Aynı zamanda maddî bir terakkiyat da onlara verilmemiş. İş imkânları da açılmamış. PKK altınla, gümüşle onları kandırmıyor. Bir adam az bir bahaneyle bile bunları dağa çıkarır. Şu anda geçici olarak kontrol altına alındılar. Bitti denemez. Burada kayboldu mu başka yerlerde kendini gösterir. Türkiye büyük bir devlet olduğu halde bu zihniyet onu ne hale getirdi.

    Fakat lillahilhamd Nur talebeleri yine şayanı tebrik hareketleriyle, okuma programlarıyla, batıdan doğuya, doğudan batıya, kuzeyden güneye güneyden kuzeye Kürtleri, Türkleri, Arapları birbirine kucaklattırarak, muhabbetle yaklaşmaları PKK’dan yüzde 50 civarında bir insan koparmaya vesile oldular. Dinî hissiyat yine kendini gösterebilir. Fakat sadık olmak lâzım. Samimî olmak lâzım. Gaziantep’teki cemaate böyle söyleyince oradakiler dedi ki, “Vallahi biz şimdi anladık. Hakikat budur. Artık inşallah bunlar aklı selimle çözülür.”

    * Halk ne istiyor?

    Kimse Türkiye’yi bölmek istemez, ancak Türkiye gibi büyük bir devlet, bu millete kucağını açsın. Oyalamakla, aldatmakla değil samimane yapsın. Risâle-i Nur da, bütün bu şartlara rağmen hizmetini sürdürüyor. O da olmasaydı Türkiye’de Irak’ı, Lübnan’ı, Afganistan’ı geride bırakacak derecede bir iç savaş olacaktı. Bu manevî boyutudur. Maddî boyutlar da olması lâzım. Gerçi şu anda GAP projesine hız veriliyor. Bu biterse bir de samimî bir yaklaşım içerisinde olunursa netice alınır. Bir taraftan askerî operasyonlar yapılsın. Fakat o son çare. Esas işi bitiren o değil.

    * İntikam hissinde bir azalma olmuyor mu?

    Faili meçhul cinayetler bitti. İntikam bitmiyor, o devam ediyor. Çünkü yanlışlar devam ediyor.

    * Ne gibi…

    Birkaç sene evvel köyümüze yakın bir yerde bir cenaze çıktı. O kadar muhtar var “gözaltına alınırım” korkusuyla kimse askere haber veremiyor. Ben çok vicdan azabı çektim. Gittim. Bir petrolün arkasına atılmış, şişmiş cenazeyi gördüm. Karakola haber verdim. Bana “Sen niye bize haber veriyorsun merkeze söyle” dediler. “Burası merkeze bağlı değil, sizin mıntıkanızdadır. Sen gelmek istemiyorsun, o gelmek istemiyor bu cenaze böyle olmaz ki. Bu bir vatandaştır” dedim. Karakol komutanı geldi cenazeyi gördü. Adamın başına kurşun sıkılmış. Komutan küfür etti, bir şeyler söyledi. Askerler de bizim etrafımızda. Güneşin batmasına az kalmış. Komutan neredeyse bana kızacak; “Siz hocalar olarak vazifenizi yapmıyorsunuz. Bu memleket ne hale geldi.”

    * Sizi mi suçladı?

    Evet, beni de suçladı. Ben de durdum biraz. Baktım hissî davranıyor. O anda uzaktan iki kişi geldi. Bana dediler “Hocam ölen filanın oğludur.” “Peki kim öldürmüş” dedim. Komutan da bize bakıyor. “Korucular öldürmüş” dediler. Bu sefer komutan ne kadar hiddet etmiş ise ben hiddet ettim. Komutana döndüm; “Komutanım siz demin bana bir şey söylediniz. ‘Siz hoca olarak görevinizi yapmıyorsunuz’ dediniz. Nasıl görevimi yapacağım? Ben hutbede ‘PKK teröristtir, hep kan döküyor, her türlü terörizm böyledir’ falan diyorum. Bak bu adamın babası benimle birlikte namaz kılıyordu. Bana diyecek ‘hoca efendi böyle saptırıyorsun sen. Her türlü terörizme lânet getirmen lâzım, tek taraflı terörizm olmaz. Bak devletin korucuları tarafından öldürülmüş.’ O zaman ben devlet teröristtir diyebilir miyim? Şimdi beni mazur görün. Hz. Ömer’in adaleti yoktur ki, ona dayanarak konuşalım. Bu çelişki karşısında cami içinde bizi sustururlar. O zaman benim konuşmam beş para etmez. Siz benden beklediğiniz o tesiri de bulamazsınız. İşte biz bu tavır karşısında hayret içerisinde suskunluğumuzu muhafaza etmekten başka çare yok” dedim. Beni dinledikten sonra, “Hocam tebrik ederim, anlıyorum” dedi. Bu sefer o düşünmeye başladı.

    * Emekli genelkurmay başkanlarının açıklamaları nasıl karşılık görüyor?

    Halk böyle bir samimiyet görmemiş ve inanmamıştır. Askere güneydoğu değil batı da güvenmiyor. En son cumhurbaşkanlığı seçiminde gördünüz. Asker hangi konuda karşı çıkıyorsa millet tersini yapıyor. Nerede bu memleketin göz bebekleri? Nerede ‘ölürsem şehidim, kalırsam gaziyim’ inancı? Nerede bu kahramanlar? Halk neredeyse başka bir gözle onlara bakar. Onlar kendini toparlasınlar. Yoksa sadece güneydoğu ve şarkın insanları değil batı da onlara güvenmiyor.

    * Askerler bizim içimizden çıkmıyor mu? Niye farklı düşünüyorlar? Onları değiştiren nedir?

    Türkiye ve dünyada içimizden çıkıyorsa da başa çıkanlar daima başka mecrada gösteriyorlar. Sadece Türkiye’de değil âlemi İslâmın her tarafında baştakiler halkın ruhunu, hissiyatını temsil etmiyorlar. Yabancı insanlar gibi görünüyorlar. Millet ile baştakiler arasında bir kopma var. Zaten terörizmin ilk ruhu buradan gelir; Devlete güvenmemek. Baştakilere güvenmemek. Kendilerinden biri kabul etmemek. Şu anda şark insanı da, batıdaki de hükümet ile devlet arasında kopukluk görüyor. Yüzde 50 aynı partinin oy alması da beni tasdik ediyor. Köyde yaşıyorum, taziyelere gidiyorum milletin hissiyatı böyledir tahmin ediyorum.

    * Halka neler anlatıyorsunuz?

    Bana sorduklarında onlara, “kardeşlerim Nur talebelerinin hedefi Kürdistan, Türkistan, Arabistan değil. Her bir adam Kürdistan, Türkistan, Arabistan kadar bir baki mülk saltanatı iman karşısında ihzar edilmiştir. Bediüzzaman’ın nazarı, dikkati başka âlemdedir. Dünya savaşı umurunda olmayan bir insan böyle küçük muharebelerle uğraşmaz. İşte Nur talebeleri de böyledir. Biz Türklerin, Kürtlerin, Arapların ebedî hayatlarını kurtarmaya çalışıyoruz. Şefkatimiz budur. Şu anda Risâle-i Nurun orijinalini muhafaza etmeye çalışarak Kürtçeye tercüme etmeye çalışıyorum. Tabirler nasıl Arapçadan muhafaza edilerek Türkçeye çevriliyorsa öyle yapıyorum. Bazı tercümeleri köylerde okudum. Dinlediler, “Bu Kürtçeyi biz de okuyacağız” dediler. Risâle-i Nur yanlış imajları da bu memleketten siler.

    * Bu konuda eğitim aldınız mı?

    İlkokul okumadım. Türkçeyi askere gidince öğrendim. Bir senedir Farsça çalışıyorum. Halk benden tercüme etmemi istiyor. Ben de bunun üzerine çok çalışıyorum. Düşünerek, kelime yakışır mı yakışmaz mı dikkat ediyorum.

    * Güneydoğuda Said Nursî nasıl algılanıyor?

    Şu anda zirveye çıkmış. Artık medreseler de yönlendiler. Bismil’de arkadaşım bir çok âlimi bir arada toplamış. Beni de çağırdı. Gittim. Risâle-i Nur’un Kur’ân’ın icazıyla alâkalı ilmî meselelerini onların yanında okudum. Dersi okuduktan sonra hepsi oybirliği ile Üstad’ı tebrik ettiler. Orada bizi dinleyen çok genç de vardı. Çok faydalı oldu. Nur talebeleri Güneydoğuda yeni bir takdirname kazandı. O da şu: Birkaç sene faili meçhul cinayet oldu. Hizbullah adı altında örgütler çıktı. Ehl-i din ve diyanet hepsi karanlık güçlere teslim olmadı. Bazı bilmeyen kişi arkalarından gitti. Bazı tarikat ve sınıflardan arkalarından giden oldu. Ama tek bir Nur Talebesi aralarında bulunmadı ve bu hareketi de tasvip etmedi. Şu anda herkes kendi çocukları için Risâle-i Nur talebelerini tahassüngâh olarak kabul ederler. Biz korkmadan, çekinmeden her yerde ‘Nur talebesi’ diyebiliriz. Takdir ederler. Millet anladı ki bu memlekete hıyanet niyetleri yoktur. Onun için Nur talebeleri Güneydoğuda çok büyük hizmet ediyor. Sadece burada değil yurt dışında da hizmetler devam ediyor.

    * Örnek verebilir misiniz?

    Risâle-i Nur’un bu memlekete kazandırdığı bir fayda da Türkiye’nin itibarını yükseltme hususudur. Amerika bütçesi gibi bir bütçe olsaydı Risâle-i Nur kadar itibar kazandırmazdı. Mekke’ye, Medine’ye gittim, seyyidler cemaatiyle buluştum. Onlara dedim ki, “Ben Türk değilim. Ana dilim Kürtçedir. 20 yaşına kadar Türkçe bilmezdim. Hayatım Arapçayla devam etmiştir. Bir adam Türkçe kitap verse okuyamıyordum. Fakat Risâle-i Nur’un Türkçesinin öyle harika bir lezzeti var ki bir hususiyet kesbetmiş. Benim şehadetim makbuldür. Çünkü ben Türk değilim.” Böyle söyleyince dediler ki, “Biz Türkçe bilmiyoruz, ama Risâle-i Nur’lar yanımızda Türkçe okunduğu zaman biz de o lezzeti hissediyoruz. Türkçenin içinde bir zevk var.” Büyük oğulları bana, “Türkiye’ye gelirsem ne kadar sürede Türkçe öğrenirim” dedi. “5 ay hiçbir Arap arkadaşın olmayacak. 5 ay sonra bülbül gibi Türkçe konuşur, gidersin” dedim. İşte Araplardan birilerinin gelip burada Türkçe öğrenmek istemesi. Amerikan bütçesi kadar olsa bile itibar kazandıramaz dediğimin delili budur.

    Bir diğer örnek Nebil Bas. “Risâle-i Nur’u Arap âlemine tanıttıracağım Allahın izniyle” diyen İslâm Bakanlığında bulunan büyük bir zattır. Kaza geçirmişti, hastanede ziyaretine gittim. Araplara şöyle dedi: “Kardeşim ben size bir şey söyleyeyim. Kelâmımı mübalâğa görmeyin. Vaktiyle aktar-ı âlemden herkes Hicaz kıt’asına gelerek dinî mubini öğrenirdi. Kaderi İlâhînin fetvasıyla, Resul-i Ekrem’i (asm) temsilen Türkiye’de Bediüzzaman Said Nursî, Risâle-i Nur var. Bunu kabul etmemiz gerekir. Ne yapalım Resul-i Ekremin vekâletinde olduğu için bunu kabul etmemiz gerekir.”

    * Halk yöneticilerde hangi vasıfları arıyor? Gaffar Okkan’ı sevdiren neydi?

    Gaffar Okkan’ın samimiyetini gördüler. Gaffar Okkan sporla çok ilgiliydi. Eğer çok zengin hissiyatlı biri gelirse ne hale gelecek kıyas edilsin. Bir spor sevgisi böyle yapıyorsa diğerlerini anlayın. Tefessüh etmemiş bir Kürt kesinlikle bölünme taraftarı değildir. Çünkü birbiriyle evlenmişler, birbirinin içine girmiş. Bu uhuvvet kopmaz artık. Fakat bu memlekete hem maddî, hem manevî, hem siyasî yönden şefkatkârane el uzatmak lâzım. Bölmemek için her türlü tedbiri alsınlar. Dış mihrakların ve bazı sinsi kişilerin bahanelerine zemin olmasın diye aklı selimle bu insanları kucaklasınlar. Bir daha yanlışlar olmasın. Annelerin ağlamaları olmasın bir daha. Türk arkadaşlarla oturup kalkıyoruz. Hissiyatlarımız birbirinin içine girmiş. Kabili tefrik olamaz.
    kaynak: http://www.tevhid.gen.tr/risal.....-set-oldu/