Kuran’a Abdestsiz Dokunmak

Soru: Vakıa Suresi’nin 79. ayetinde bahsedilen dokunma nasıl bir dokunmadır. Kur’an’a abdestsiz dokunamazsınız diyenler bu ayeti delil gösteriyorlar. Ezbere ayet okuyabilirmişiz de onun yazılı olduğu kağıda dokunamazmışız. Bu nasıl bir anlayış kağıdı mı kutsuyoruz, ayeti mi ? Bunu gerçekten böyle mi anlamalıyız. ? Bu ayetin çerçevesinde olayı açıklar mısınız.?
Cevap: Vakıa Suresi’nin 79. ayeti söylendiği gibi Kur’an’a dokunmakla veya abdestli olmakla ilgili değildir.
Ayetin ifâde ettiği anlam, vahyi Hz.Muhammed’e kimlerin getirdiği ile ilgilidir.
Bu konuda müşrikler peygamberimizin cinlenmiş biri olduğunu (mecnun) ağzından çıkan bu hikmetli sözleri de ona cinlerin getirdiklerini söylüyorlardı.
Bu nedenle Allah:
“Biz Kur’an kovulmuş şeytanın sözü olamaz. O halde siz nereye gidiyorsunuz?” (81/25-26)
“Yıldızların battığı yerler üzerine yemin ederim ki bilirseniz bu büyük bir yemindir. Şüphesiz bu korunmuş kitapta bulunan şerefli bir Kur’ân dır. Ona ancak günah kirine bulaşmayan (Melekler) erişebilir. (ve Muhammed’e melekler getiriyor.) O alemlerin Rabbi’nden indirilmiştir. Şimdi siz bu sözümü küçümsüyorsunuz?” (56/75-81)
Cinlerin niçin bu kitaba erişemeyeceğini ise şu ayetler ifade etmektedir:
“Doğrusu biz (cinler) göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev hüzünleriyle doldurulmuş bulduk. Halbuki biz (daha önce) onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev hüzmesi buluyor. Bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murad edildi, Rableri onlara bir hayır mı diledi?” (72/10) Bu ifadeler cinlere aittir ve bu kapı onlara kapatılmıştır.
Vakıa 79. ayetinin abdest veya dokunmayla hiçbir ilgisinin olmadığını birazcık arapça gramer bilenin anlaması zor değildir. Ayette kasdedilen mana şöyle;
“Günah kirine bulaşmayan, Allah’ın bu iş için tahsis ettiği meleklerden başkası ona dokunmaya güç yetiremezler.” (56/79)
Ayette geçen Lâ harfi olumsuzluk anlamına kullanılan “Lâ-i neyih” değil cinsi hükümden nefyeden “Lâ-i nafiyedir.” Bu, “dokunmayın” anlamında değil, “dokunamazsınız” anlamındadır. Yani isteseniz de o işi yapmaya güç yetiremezsiniz. Bir kimseye yapamayacağı bir işi söylerken “yapma” denmez, yapamazsınız denir; “gök yüzüne dokunamazsın” örneğinde olduğu gibi… Bu ifadeyi Kur’an için kullandığımızda “Bu kitaba dokunamazsınız” olur ki o zaman bunca abdestli ve abdestsiz insan dokunduğuna göre bu ifade havada kalır. Dokunulamayan Allah katındaki vahiylerdir. Onu cinler alıp getiremez demektir.
Ayetteki “mutahhar” kelimesi, su ile yıkanıp temizlenen insan anlamına değil, günâh kirine bulaşmayan yani günâh işlemeyen melekler anlamında kullanılmaktadır. Burada bahşedilen temizlik maddi temizlik değil manevi temizliktir. Aynen Tevbe 28.ayetinde bahsedilen “müşrikler pisliktir/necistir” de olduğu gibi. Buradaki necis ifadesi de maddi pislik anlamında değil akidede ki düşüncede ki manevi pislik demektir. Bu açıklamalardan sonra “La yemessuhu illel mutahharun” ayetinin açılmış anlamı şöyle olur;
“Kur’an’a günâha kirine bulaşmayan meleklerden başkası (yani sizin zannınız olan cinler) ona erişemezler ve onu getirmeye meleklerden başkası güç yetiremez.”
Bu ayetin ifade ettiği gerçek bu iken hiç alakası olmayan “Kur’an’a abdestli olmayan dokunmasın” şeklinde ifadelendirmek gerçekle bağdaşmamaktadır. Abdest namaz için gereken bir temizliktir.
“Ey iman edenler! Namaz için kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar da ellerinizi, başınızı meshedip topuklara kadar ayaklarınızı yıkayınız. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Hasta veya yolculukta iseniz yahut biriniz ayak yolundan gelmiş veya kadınlara dokunmuşsanız ve bu halde de su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de onunla yüzünüzü ve dirseklere kadar ellerinizi meshedin. Allah size güçlük çıkartmak istemez, ancak sizi tertemiz yapmak ve size nimetini tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.” (05/06)
Allah Kur’an okumak için de şu tavsiyede bulunmuştur;
“Kur’an okuyacağın zaman (Ey Muhammed) kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.” (16/98) Yani “Euzu billahimineşşeytanirracim” de.
Gerçek şu ki şeytanın iman eden ve yalnız Allah’a tevekkül edenler üzerinde hiçbir hakimiyeti yoktur. (16/99)
“Ben sadece namaz için abdestle emrolundum.” Maide 6.ayeti gelmezden önce peygamberimizin abdest almadan konuşmaz, selâm vermez, yemek yemez iken bu ayet geldikten sonra rahat hareket ettiğini ve sadece namaz için abdestin gerektiğini beyan etmiştir.
Bu nedenle namaz için abdest, Kur’an okumak için “Euzu besmele” gerekmektedir. Abdestli, abdestsiz, ayakta oturarak ve yanları üzere yatarak her halükarda Kur’an okunabilir. Ayrıca Kur’an sadece müslümanlar tarafından okunması istenen bir kitap değildir. Kur’an, kendisini bütün insanların okumasını istemektedir. İnanmayan onu okuyup öğrenmez ise iman etmesi nasıl mümkün olacaktır?
Allah’ın koymadığı bir takım şartları saygı adına koyarak insanları okumaktan, öğrenmekten uzaklaştırmayı nasıl becerdiklerini görüyoruz. Öyle korku verilmiştir ki Kur’an okumak için değil dokunmak için bile bir çok merasim gereklidir. Bu nedenle insanlar Kur’an’ı ellerine alıp okumamış, evlerinde süslü kılıflar içinde yüksek bir yerde koruma altına alıp hayattan uzak tutmuşlardır. Bugüne kadar okumama günahı işlemişler ama abdestsiz okuma günahı işlememişlerdir.
Hastalığımız bununla da sınırlı kalmamış. Merhum Gazali’nin tesbitiyle “Müslümanlar Kur’anı sadece okumak için öğrenirler. Dinlerini öğrenmek için okumazlar.”
Halbuki dünyanın her yerinde insanlar öğrenmek için okurlar.
İşte müslüman toplumun hali perişanının altında bu temel yanlış yatmaktadır. Allah kullarına hallerini düzeltmek için kitap gönderiyor. Onlar o kitabı öğrenmek için okuma zahmetine katlanmıyorlar. Bunların içinden kabuğunu çatlatanlara karşı da birileri çamur atma, tekerlerine çomak sokma kampanyası yürütüyor ve “Kur’an herkes tarafından anlaşılmaz, el sürülmez, hayata tatbik edilip kirletilemez” gibi hezeyanlar saçıyorlar. Bu tür sözler, ne Kur’an’a saygılarından ne de İslam’a itaatlarından kaynaklanıyor. Bunlar İslam’a mani olmanın bir başka yolunu tutmaktadırlar.
Müslümanlar olarak bizler düşmanın sözüne değil dostumuz olan Allah’ın sözüne kulak verelim. Genç, ihtiyar, kadın, erkek, her yaşta Allah’ın dinini öğrenmek için Kur’anı okumaya çalışalım, öğrenelim, öğrendiklerimizi yaşamaya çalışalım. Allah’ın dinini yüceltenleri elbette Allah yüceltecek ve şereflendirecektir.
Bilesiniz ki bütün şeref Allah’ın yanındadır.

ibrahim güler:
saygıdeğer hocam.öncelikle Allah ın rahmeti,bereketi,ihsanı siz ve cümle inananların üzerlerinize olsun amin.12 nisan 2008 tarihli”Kuran’a Abdestsiz Dokunmak”başlıklı ayrt meallari ve yorumlarınızı okudum,istifade ettim.Ancak hemen hemen bütün meallerde aynı olmakla beraber, sizden farklı olarak prf.dr.Süleyman Ateş’in 05/06 ayeti kerimede ki yorum farkı şu:başlar mesh edildikten sonra ayakların da meshedilmesi.ve yine Süleyman Ateş aynı ayeti tefsirinde şöyle yorumluyor:abdest alırken yıkanan uzuvların,teyemmüm edilmesi gerektiği zaman meshedilmesi,abdest alırken meshedilen uzuvların ise hiç bir işleme tabi tutulmaması bir yorumda bulunuyor.bu konuda daha geniş bir açıklama yapabilirmisiniz?Allah c.c.razı olsun.sizin gibilerin sayılarını arttırsın.amin.
30 Nisan 2008, 5:12 amkamil:
cehaletin bukadarınada pesssss. bre densiz bir insanda bu kadar tutarsızlık olurmu? bir yazında kur’anı hakkılyla anlayabilmek için sarf-nahiv, belağat (inşaallah bunların nedemek olduğunu biliyorsundur)bilmeye gerek yok diyorsun ama burada “layemessühü’ kelimesinin ‘la’sı nafiye mi nahiye mi olduğundan bahsediyorsun, bu nahiv ilmi değilde ya ne? madem bunlar kur’anı anlamak hususunda gereksiz bunlar olmadanda anlaşılır madem neden laf kalabalığı yapıyorsun, bu bir. ikincisi; bir biri ile alakası olmayan ayetleri katıp karıştırıp kendi fasit davana delil çıkarmayı nekadarda benimsemişsin vakıa suresindeki bu ayet, Kur’an-ı Kerim’in şeytanların indirmesi olmaktan münezzeh olduğunu bildirmek için serdedilmiştir. Ayrıca sure (Vakıa suresi) Mekkîdir. Mekkî surelerin üzerinde durduğu en önemli husus tevhid, ahiret ve peygamberlik gibi dinin esasına taalluk eden itikadi hususları yerleştirmektir. Fer’î hükümler ise, daha çok Medenî sürelerdedir.Kur’an’a abdestli olmayanın dokunmaması islam alimlerinin icma’ı ile sabittir. utanmadan birde diline imamı gazaliyi doluyorsun acaba açıp baktınmı onun kitabında “abdestsiz dokunabilirsin” yazıyormu? ayrıca o zat senin aklının bir türlü basmadığı mezheplerden şafii mezhebine mensuptur haberin varmı?
19 Eylül 2008, 4:49 pmİbni Habban ve ashab-ı sünenin tesbit ve rivayet ettiklerine göre, Resulullah (sav), Yemen halkına yazdığı mektupta, «Kur’anı ancak abdestli kimseler eline alabilir.» buyurmuştur. fukahanın kahir ekseriyeti da böyle hükmetmişlerdir. Sahabilerin çoğu da çocuklarına Kur’anı ellerine alacakları zaman abdest almalarını emrederlerdi.
İmam Malik’in Muvatta’mda, İbni Hıbban’ın Sahih’inde rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.) Amr İbni Hazm’a yazdığı mektup (ferman) da “Kur’an’a ancak temiz olan dokunabilir.” demiştir. Ebu Davud’un Merâsil’inde ve diğer Sünen sahiplerinin kitaplarında rivayet ettiklerine göre Zührî “Ben Amr bin Hazm’ın sahifesinde Rasulullah’ın “Kur’an’a ancak temiz olan dokunabilir.” dediğini okudum” demiştir. Darakutnî de bunu Amr bin Hazm, Abdullah bin Ömer ve Osman bin Ebi el-Ass’dan muttasıl senedle rivayet etmiştir. en iyisi sen git davul zurna ile uğraş bel’amlardan olma, aklının ermediği işlerle uğraşma hiç sahabe, tabiin hayatı okumadın mı? ne bu müftülüğe hevesin koca islam ümmeti uleması ile sulehası ile ittifak ettiği meselelere ihtilaf etmekle kendini akıllı mücahit mi zannediyorsun. biliyorsan konuş bilmiyorsan dinle kopyala yapıştır müftülüğünü bırak. kardeş tavsiyesi….
kamil:
ali ne oldu yorumumu yayınlamadın dokundumu tabiki dokunacak çünkü kalbinde nifak hastalığı var hakkı kabul edmiyorsun şu abdestsiz kur’an-ı kerime dokulduğuna dair muteber kitaplardan delil getir bakalım görelim nerde yazıyormuş, bu konuda çok ısrarlıyım tabi cesaretin ve birikimin varsa. fakat senin gibi her konuya aklı ile çözüm bulmaya çalışan aklının ermediğini kabul etmeyen yeni yetmelerden olmasın selefi salihinden fazla değil bir kaç delil getir bundan sonra ömrümün sonuna kadar bu davayı savunacağıma kur’anı kerim üzerine yemin ederim…..
19 Eylül 2008, 11:40 pmadmin:
Selam Kamil;
Aramızdaki fark şu:
Sen Kuran üzerine yemin edemezsin. Sen “muteber kitaplar” üzerine yemin et.
Muhabbetlerimle…
20 Eylül 2008, 12:02 amkamil:
ne oldu, soysuz bir davanın savunucusu olarak 1400 yıllık islam tarihinde gelip geçmiş islam ulemasından BİRTANECİK dahi olsada delil getiremediğin için çok mutlusundur sanırım acaba bu itikad üzere iken, saptırdığın bu kadar insanın vebali ile geceleri nasıl uyuyabiliyorsun şaşılacak iş vallahi tabii vicdanı olanlar açısından konuşuyorum. ayrıca şunu söyleyeyim iyi dinleyin; sitenizin sağ alt tarafında “en çok indirilen dosyalar” bölümünde üçüncü sırayı ‘elmalı tefsiri’ alıyor lütfen ama lütfen gözünüzden at gözlüklerini çıkartın, gölünüzdeki nifakı ve cehaleti bırakarak o kitabın vakıa suresindeki konu ile ilgili ayeti celileye bakın ama gerçekten bakın aynen şöyle yazıyor:
tessüflerimle….
24 Eylül 2008, 6:05 pm79. Öyle ki temiz olanlardan başkası ona el süremez. Buradaki nefiy (olumsuzluk), nehiy (men etmek) mânâsınadır. Yani temiz olmayan kirli eller Ona dokunmasın, ancak maddî ve manevî pisliklerden, kötülükten ve necasetten temizlenmiş imanlı ve abdestli kimseler ona dokunsun. Bu âyet sebebiyledir ki, fıkıhta cünüp iken Kur’ân okunamayacağı ve abdesti olmayanın mushafa el süremeyeceği beyan edilmiştir. buna göre itikat ve amelinizi düzeltin veya aleyhinize delil olduğu için onuda hemen listeden kaldırıp aleyhine bir düzine reddiye yazın.