İslamın Şartı ve Şartlı Teslimiyet
Sorgulamaksızın, aklı işletmeksizin ezber edilen verilere göre İslam’ın şartı 5’tir. Şöyle söylenir ve öğretilir:
1 – Kelime-i Şahadet
2 – Namaz Kılmak
3 – Oruç tutmak
4 – Hacca gitmek
5 – Zekat vermek
Ezberciye göre sıralamanın değişmesi bile “küfr” alameti olabilir. Şahadet’in “şahitlik / tanıklık” olduğunu unutanlar, inanç ile tanıklık arasındaki farkı gözetemeyenler, “kelime-i şahadet” ile, Hz. Muhammed’in peygamberliğine “şahit” olduklarını söylerler. Onlar, buna şahit olmadıklarını ve olamayacaklarını, ancak “inanabileceklerini” düşünemeyen kimselerdir. Allah’ın birliğine şahitlik ise, gören gözü, işiten kulağı olanlar için, direksiz yükseltilen göğe, deveye, kendi nefislerine, güneşe, aya, yıldıza en netice alemlere nazar etmek ve yerlerin ve göklerin yaratılışı hakkında derinden derine düşünmekle mümkündür.
Konumuz, islamın ezber edilmiş şartlarını teker teker ele almak değil. Konumuz, “aklı işletmeme” sonucunda, vahiy yerine “her duyduğumuza” teslim olmanın “İslam” olup olmadığıdır.
İslamın şartı beştir diyene bakarsanız, yalan söylememek, hırsızlık yapmamak, ana-babaya iyi davranmak, adaletle muamele, aklı işletmek vs.yüzlerce eylem islamın şartları arasında sayılmaz.
Halbu ki islam teslimiyetle olur. Bu açıdan bakınca İslam için tek ve istisnasız şart “teslimiyet”tir. Vahye ve gerçeğe teslimiyet… İslam için, vahyin buyurduğu her davranış şarttır. Vahyin buyruklarının maksadına uygun her hareket, teslimiyet göstergesidir.
Titiz ve dikkatli okuyucular, az önce vahiy ve gerçeği eşleştirdiğimi fark etmişlerdir. Kuran’da “hak” olarak kullanılan gerçek kelimesinin ifade ettiği şeye teslimiyet de vahye teslimiyet gibidir.
Çünkü Kuran, “gerçeğin üzerini örtmek” şeklinde belirginleşen “küfr” ve kafirlere düşmandır. Küfr’ü inkar gibi değerlendirdiğinizde, müşrik toplumunun şirk dinini inkar eden İbrahim peygamberin de “kafir” olduğunu görürsünüz. (Bkz. Mümtehine, 4)
Gerçeği inkar veya gerçeğin üzerini örtmek, gerçekte var olanı kafasında beyninde olana uydurmaya çalışmaktır. Güneşe “yok” demek gibi, apaçık, göz önünde cereyan eden gerçeği yok kabul etmektir. Sırf bu davranış bile, insanı gerçeği bilsin diye işitici, görücü kılan Rabbin yaratışına bir başkaldırıdır. O halde, vahye teslimiyetle, gerçeğe teslimiyet eş değerdir. Vahiy, insanlarca unutulmuş bir kısım gerçeğin zikr (anma, hatırlama) ile hatırlatılması, gündeme getirilmesidir. Vahye, gerçeğin bir parçası demek yanlış olmaz. Kuran ayetleri, kevni (yaratış / oluş) ayetlerinden bir kısmının insanların faydasına, onlar akledip düşünsünler diye bildirilmiş, beşer dilinde “kelama” bürünmüş halidir.
Hz. İsa’nın “Size gerçeği söylüyorum” , “Size gerçeği getirdim” , “Gerçek sizi özgür kılacak” gibi sözlerinde anlatmaya çalıştığı gerçek budur. Çünkü güneşi göre göre, “güneş yoktur” diye(bile)n, özgür değildir. O, aklını, gözünü, kulağını, gönlünü bir kısım uydurmalara ve şartlanmalara teslim etmiş bir esirdir. Güneşe “var” demek, onu bu sapmış vaziyetten kurtarır ve özgür kılar.
Vahiy ve gerçeği eşitlediğimiz bu kısımdan sonra şunu söyleyebiliriz ki, İslam vahye ve gerçeğe teslim olmaktır. Vahyin ve gerçeğin gerektirdiği her davranış islamın şartıdır. Bunlardan herhangi birinin ihmali teslimiyeti, teslimiyetteki samimiyeti azaltır, körleştirir.
İslamın şartları adı altında, hiçbir şeye muhtaç olmayan (El-Müstağni) Rabbe (Rabbin buyruğuna ve yarattığı gerçeğe) teslim olmayı, bir kısım ritüellere indirgemek, karşınıza “ego tatminini” din olarak buyurmuş bir başka (!) “Tanrı” çıkarır. Toplumların algısı bu yönde işlenip, dönüştürüldükçe, İslam ve Tanrı bilinci aslından uzaklaştırılmış, islamı bindörtyüz sene öncesinde yaşayan, o günün dilini din dili, örfünü din yapmış, dini bir tapınak dini haline getirmiş, direksiz yükselen göğe, kendi nefislerine, yıldıza, güneşe, aya, arza bakacağına “sarığa” , “Kabe”ye bakıp ibret alma derdine düşmüş, içi boş kavramlardan ibaret, belli günlere, belli vakitlere, belli mekanlara endekslenmiş bir dine inanan bir toplumla karşılaşırsız.
Yazının başlığından da anlaşılabileceği gibi bir de “Şartlı Teslimiyet” vardır. Bir din olarak islama sadece 5 şart sayanlar, iş vahye ve gerçeğe kayıtsız ve şartsız teslim olmak olduğunda bin dereden su getirir, olmadık şartlar ileri sürerler.
“Rabbi ona [İbrahim'e] “Teslim ol” dediğinde, “Âlemlerin Rabbine teslim oldum” demişti.” (Bakara,131)
İbrahim, Rabbe teslimiyette hiçbir şart ileri sürmemişti. Önceki tüm kavimlerde olduğu gibi Kuran’ın ilk muhataplarından itibaren insanlar vahye ve gerçeğe teslimiyet için bir çok şart ileri sürdüler. Peygambere, vahye olmadık itirazlar yapıldı. Kuran’ın neden toplu bir halde indirilmediğinden, Kuran’ın değiştirilmesinden, Kuran’da verilen örneklerin basitliğinden tutun da Peygamberin gaybı bilmesi gerektiğine, zengin olması gerektiğine, kendisiyle birlikte bir melek gönderilmesi gerektiğine, mucize göstermesi gerektiğine varıncaya kadar ne şartlar, ne koşullar ileri sürdüler…
Sonraki nesillerde ise, müşriklerin bütün itirazlarının giderilmiş olduğunu görmekteyiz. Gaybı bilen (Karşılaştırınız. Enam,50), Cebrail’i insan suretinde görüp gösteren (Karş. Enam,8), mucizeler irad eden (Karş. 29/50,6/37,13/7,13/27,10/20) , “yalnız vahiyle uyarma” eylemini terk etmiş (Karş. 72/23, 21/45,10/15,39/11-12-13), tüm yaratılmışlardan öte vasıflara sahip bir Peygamber’le ( Karş. 17/90-94,25/7,21/3,41/6,14/10-11,54/24,18/110,23/24 vb.) “dini ıstılah anlamları” adı altında kelimelerinin manaları tahrif edilmiş (Karş. 3/78,16/116,4/46,5/13,5/41) ve bu suretle içerik / mana yönüyle “değiştirilmiş” bir Kuran ortaya çıkarılmıştır.
“Onların çoğu şirke bulaşmış olmadan Allah’a iman etmez.” (Yusuf,106)
Gizli veya aşikar şirk, Allah’a imanın, teslimiyetin önünde bir şart olarak durmaktadır. Halbuki, vahye iman ve teslimiyet odur ki, İbrahim gibi koşulsuz ve şartsız yerine getirilir. Vahyin ve gerçeğin bildirdiği şey, ezber edilmiş dogmalarımıza ne kadar zıt olursa olsun, vahyi ve gerçeği kabul ederek ona teslim olmaktır İslam…
Sonuç olarak, İslam’dan bir din olarak bahsedildiğinde vahyin bütün buyrukları onun şartı olurken, İslam “teslimiyet” olduğunda şartsız ve koşulsuz teslimiyet gerekmektedir.
Ali Aksoy – 06.04.2009


08 Nisan 2009 - 22:23
Allah razı olsun sizden Güzel bilgiler için..
08 Nisan 2009 - 23:00
selam.Ali bey içerik ve mana yönüyle değiştirilmiş bir kurandan bahsediyorsunuz sonrada vahye ve gerçeğe teslim olmaktan lütfen çelişki gibi görünen bu durumu açar mısınız .
09 Nisan 2009 - 10:52
Selam Önder,
Bu konuda ayrı makalelerim olacak Allah’ın izniyle…
Ancak, bundan önce bir fikir edinmek isterseniz aşağıda vereceğim yorumum ve sonrasındaki yazışmaları okumanızı önerebilirim.
http://www.aliaksoy.net/2007/08/04/kim-bu-allah-dostlari/#comment-9011
Esenlik dileklerimle…
12 Nisan 2009 - 00:29
selam Ali Bey önerdiğiniz sayfayı ve devam eden yazışmaları okudum.karşıma daha önce size sorduğum sizinde cevap verdiğiniz ve benimde o cevaptan tatmin olduğum bir sayfa çıktı.şaşırdım.aslında yukarıda çelişki gibi görünen bu durumu açar mısınız derken maksadım konunun daha iyi anlaşılmasına yönelikti.gördüm ki daha önce verdiğiniz cevap aslında bu durumun bire bir cevabı.
26 Mayıs 2009 - 23:58
Selam…
Sanırım konu tam ayakları üzerine oturtulamamış.
Konuyla alakalı olarak haksozhaber.com da çok detaylı güzel yazılar vardı.
Konu Nihal Karaca’nın bir yazısına atıfla tartışılmıştı,haksözde.
Yanlız aklıma hep şöyle bir soru geliyor:
Acaba İslamın ve İmanın şartlsrı diye adlandırılan şartlar bir hadise dayanıyor mu?
Kim neye göre bu sınırı koymuş?
Bunları merak ediyorum