Kuran

BÜYÜK KAVGA

Bu yazıda ileri gelenlerle resuller arasında daimi olan, günümüzde de izlerini istikrar içerisinde sürdüren büyük bir kavgaya değineceğiz.

Kuran’a göre, resullere ve onların getirdiği dine / yol ve yönteme ilk itiraz edenler, en azılı düşmanlar daima o bölgenin “servetle şımarmış” ileri gelenleridir. İlle bir mazeret ileri sürerek resullere muhalif olmuşlardır.

Peki bu kavganın sebebi nedir ? Neyi bölüşemediler, neden uzlaşamadılar ?

Aslında bu kavganın kökleri insanın ilk çağlarına, ilk dönemlerine kadar uzanmaktadır.

Kuran’a göre, “insanın üzerinden anılmaya değer bir şey olmadığı çok uzun devirler” geçmiştir. İnsan, insanlık bu döneminde insandır ama “adem” değildir. Anılmaya, kendisine vahyedilmeye değer bir varlık olamamış, tekamülünü tamamlamamıştır. İnsan “Adem” olduğunda Yaratıcı alemlerdeki bütün meleklere / kuvvetlere şöyle seslenir:

“… yer yüzünde bir halife / ardıl tayin edeceğim.”

Gelenekselleşmiş dini inanış bu ayette insanı “Allah’a halife” olarak görmüşse de, sonu gelmeyen bir varlığın (Yani Allah’ın) halifesi / ardılı olamayacağı için biz bu görüşü kabul edemiyoruz. İnsan yani adem, kendisinden önceki “anılmaya değer olmayan varlığın” halifesidir. Devamını Okumak için »

AYET OKUMAK

Anadoluda ona Kuran okumak, sure okumak derler. Bizim Kuran’ı yani “okunan”ı okumayı unutuşumuz çok eskilere dayanır.

Kuran’ın ayet dizininin “oku” diyerek başladığına inanırız da, onu okumayız. Okuduğumuz şey; arap harflerinin bir araya gelmesinden ibaret bir söz yığınıdır. Anlamını bilmeden söyleriz, anlamını bilmeden dinleriz. Büyülü, tılsımlı, sihirli sözcüklerdir. Kayıp eşyaların bulunmasında, hastalıkların şifasında, kapanan kısmetin açılmasında, bozulan ekonominin –biz yapar olduklarımızı değiştirmediğimiz halde – düzelmesinde ve bilhassa ölmüşlerimizin ruhlarının ferahlamasında pek istifade ederiz ondan. İçimizde anlamını bilmeden okumaya ve anlamını bilmeden dinlemeye “ziyafet” diyenlerimiz de vardır.

Alemlerin Rabbinin muhataplarının öğüt alması için indirdiği ayetleri “namaz”da üstelik yine anlamını bilmeden O’na geri okumamızdan da herhangi bir kuşku duymayız. Devamını Okumak için »

HALKA ÇATMAK…

Siyasiler için tüyler ürpertici bir kavram olsa gerek… Hele hele, hiçbir fikri dayanağı olmayan, bütün sermayesi bir şekilde ikna ettiği insanlardan aldığı oylar olan siyasetçiler için bindiği dalı kesmek gibi bir şey…

Tarih sahnesindeki karizmatik liderlerin çoğu için ise, karizmalarına karizma katan bir davranıştır. Onlar halka çatmaktan çekinmezler. Hem döven, hem seven cinstendir onlar…

Mevcut siyasi yelpazede kısmen de olsa halka çatma becerisi gösteren tek isim Tayyip Erdoğan. Gerçi onun kendi seçmen kitlesine çattığını pek görmedim. O da lehdarlarından aldığı cesaretle, karşı cepheye yükleniyor. Çünkü, karşı cepheden ciddi bir oy kayması olmayacağını o da biliyor. Eğer oradan oy alma ihtimalini öngörseydi muhtemeldir, mevcut çatmalarını da yapmazdı.

Bu yazıda liderlerin, politikacıların öcü gibi korktuğu bu konuya değineceğiz. Devamını Okumak için »

Münafıklık kaça ayrılır ?

İşimiz gücümüz “mış” gibi yapmak…

Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni kaldır(mış) gibi yapıp, yerine özel yetkili mahkemeler kurarsan, kötüye kullanıldığından şikayet etmeyeceksin. Gerçi, “niyet” kötü olunca kanunla istediğin düzenlemeyi yap. “Gizli Tanık” uygulaması dünyanın bir çok ülkesinde vardır. Ama hangi ülkede kanuna karşı hile olarak belirli bir maksada hizmet etsin diye ırzına geçilmiştir, onu bilemiyorum. Basit bir “ihbar” müessesinin bile “suyunu çıkarma” becerisi bizde varsa, biz daha çok şeyler görürürz.

Demokratik(miş) gibi, laik(miş) gibi, hukuk devletiy(miş) gibi yaşadıkça, bu çelişkilerin sonuçlarına da katlanacağız. Evet, bu bizim ortak kaderimiz. Onu biz yazdık, biz yazıyoruz. Devamını Okumak için »

Sana Neyi İnfak Edeceklerini Sorarlar – Recep İhsan Eliaçık

Günümüzde hidayete eren birisi için “Bir görsen baştan aşağı değişmiş; sakal bırakmış, cübbe ve sarık giymiş, saçının telini göstermiyor, kadınların elini sıkmıyor, haremlik selamlık uyguluyor” vs. dendiğini çok duymuş ve görmüşsünüzdür.

Demek “hiyadet coşkusu” böyle yaşanıyor.

Vatandaş müzikle uğraşıyorsa muziği, sinemayla uğraşıyorsa sinemayı, tiyatroyla uğraşıyorsa tiyatroyu ve dahi her ne şeyle uğraşıyorsa onu bırakıyor. Bunların hepsini “cahiliye dönemim” diyerek kestirip atıyor. İçki, zina, kumar vs.’yi anlarım da bunları niye bırakırlar hala anlayabilmiş değilim. Öteden beri bu işte bir terslik var diye düşünmüşümdür… Devamını Okumak için »

FACEBOOK SAYFASI: HANİF TV

 

HANİF TV

FACEBOOK SAYFASI: EL-MUSAVVİR

FOTOĞRAF PAYLAŞIM SAYFASI

FACEBOOK SAYFASI: KURAN ÖĞRENİYORUM

 

“ŞÜPHESİZ GERÇEK” Grup ORHUN

ŞÜPHESİZ GERÇEK -ilahi-

Akleden insanlara indirdi delilleri
Açık-seçik anlattı fethetti gönülleri
Mübarek kıldı vahyi anlar isen mübarek
İşte Rabbin sözleri, işte şüphesiz gerçek…

Gönlüme güneş doğsa, gözlerim selle dolsa
Şu fani geçen ömrüm, yoluna köle olsa

Sen Kur’ansın Furkan sen, gerçeği buyuransın
Hakk’a batıl karışmış kıblemi ayıransın
Batıllar yanaşamaz sözlerin güzeline
Bir Hüda ki iletir izlerin güzeline..

Gönlüme güneş doğsa, gözlerim selle dolsa
Şu fani geçen ömrüm, yoluna köle olsa

Söz : Ali AKSOY – Barış EKEN
Müzik : Barış EKEN

PUTLAR MI ZARARLIDIR YOKSA PUTLARIN ZARAR VEREBİLECEĞİNE İNANMAK MI?

Putlar mı kötüdür, taşlar mı diye soracak olsak ezberci çoğunluk “Putlar kötüdür” deyiverir.

Ezberci yapımızın bizi sürüklediği çıkmaz sokaklar da böylece önümüzde belirir. Çünkü, “Putlar kötüdür, zararlıdır” diyen, putları kırmak yahut onlardan uzaklaşmakla kötülük ve zarardan kaçındığını düşünür. Hatta o kişi, putları kırmak ve/veya onları engellemek suretiyle kendisinden başka insanlar için de hayırlı bir iş yaptığına inanır. Kötülüğün merkezi olan şey artık yoktur. İnsanlar da onun şerrinden kurtulmuştur.

Putları kırmasıyla meşhur bir Peygamberimiz var… Önce O’nun kıssasını okuyalım.

İbrahim’in kavmine seslenişi ve putlar hakkındaki sözleri:

Şuara Surasi

69.
İbrahim’in haberini de oku onlara.

70.
Hani babasına ve toplumuna şöyle demişti: “Siz neye ibadet ediyorsunuz?” Devamını Okumak için »

Modernist Mülahazalar – Recep İhsan Eliaçık

“Söylenenleri gözlüklerinin üzerinden süzerek dinledi… Gençlerin söyledikleri bittikten sonra önce sakalını eliyle sıvazladı… Alnının kırışmasından sinirlendiği anlaşılıyordu. Biraz da göbeğini ovduktan sonra gerinerek şöyle dedi: “Bunlar modernist mülahazalardır…” (İslam’ın Yenilikçileri, c.2, S. A. Han girişi)

Etrafınızda hoca, şehy, şıh, pir, molla, üstat, abi vs. olarak tanıdığınız bu anekdottaki gibi bir çok karakter (tipleme) görmüşsünüzdür. Yukarıdaki olayı yıllar önce bizzat yaşamıştım; oradakilerden birisi de bendim.

Hazret, kafa konforunu bozan yeni bir fikirle karşılaştığında “Eskiden yoğ idi iş bu rivayet yeni çıktı” (Ziya Paşa) diyerek hemen yaftayı basar: “Bunlar bir takım modernist mülahazalardır…”

Yani “Bunlar modernizmin etkisinde kalmış, kökü dışarıda bir takım düşüncelerdir” demek istiyor hazret…

Eskiler “bid’at” derlerdi, şimdikiler daha ucuzcu… Devamını Okumak için »

İNSANLIK NAMINA…

Geçenlerde çocuğunu kaybetmiş bir ana babanın, çocuğun fotoğrafı eşliğinde yardım çağrısında vardı bu kelime…

Bir de, Amerikalı hayvanların işkence ve eziyetine maruz kalmış Müslümanlara yardım çağrısında…

Aslında hemen hemen her gün trafikte karşılaştığımız ambulansların sirenleri de bu dili, bu kelimeyi konuşur. İnsanlık namına çekilirsiniz bir kenara… İnsan için, insan yaşasın diye…

En iyi doktorlar bilir bunu… İnsanlık namına…

Ne din vardır burada, ne ırk, ne dil, ne başkaca bir ayrım… İnsandır ve insanlık namına hareket edilir.

İnsanlık namına her hareket, “İnsanlık kalmamış” diyenlere bir reddiyedir. Kar çiçeğidir, inadına açıverir.

Dini, dili, ırkı ne olursa olsun “insan” için, “insan faydasına” bir şey yapmanın Kuran’daki izdüşümlerine değineceğiz bu yazıda. Devamını Okumak için »

Site Tanıtımı: Fecr

Fecr Sitesine yayın hayatında başarılar dilerim.

http://kuranneslifecr.blogspot.com