<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ali Aksoy &#187; Kuran</title>
	<atom:link href="http://www.aliaksoy.net/category/kuran/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aliaksoy.net</link>
	<description>www.aliaksoy.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 10 Mar 2010 13:30:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>HALKA ÇATMAK&#8230;</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2010/03/10/halka-catmak/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2010/03/10/halka-catmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 13:30:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Çatmak]]></category>
		<category><![CDATA[halka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=2076</guid>
		<description><![CDATA[
Siyasiler için tüyler ürpertici bir kavram olsa gerek… Hele hele, hiçbir fikri dayanağı olmayan, bütün sermayesi bir şekilde ikna ettiği insanlardan aldığı oylar olan siyasetçiler için bindiği dalı kesmek gibi bir şey…
Tarih sahnesindeki karizmatik liderlerin çoğu için ise, karizmalarına karizma katan bir davranıştır. Onlar halka çatmaktan çekinmezler. Hem döven, hem seven cinstendir onlar…
Mevcut siyasi yelpazede [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="aligncenter size-full wp-image-18630" title="halk" src="http://www.antalyagunlugu.com/wp-content/uploads/2010/03/halk.jpg" alt="" width="256" height="256" /></p>
<p style="text-align: justify;">Siyasiler için tüyler ürpertici bir kavram olsa gerek… Hele hele, hiçbir fikri dayanağı olmayan, bütün sermayesi bir şekilde ikna ettiği insanlardan aldığı oylar olan siyasetçiler için bindiği dalı kesmek gibi bir şey…</p>
<p style="text-align: justify;">Tarih sahnesindeki karizmatik liderlerin çoğu için ise, karizmalarına karizma katan bir davranıştır. Onlar halka çatmaktan çekinmezler. Hem döven, hem seven cinstendir onlar…</p>
<p style="text-align: justify;">Mevcut siyasi yelpazede kısmen de olsa halka çatma becerisi gösteren tek isim Tayyip Erdoğan. Gerçi onun kendi seçmen kitlesine çattığını pek görmedim. O da lehdarlarından aldığı cesaretle, karşı cepheye yükleniyor. Çünkü, karşı cepheden ciddi bir oy kayması olmayacağını o da biliyor. Eğer oradan oy alma ihtimalini öngörseydi muhtemeldir, mevcut çatmalarını da yapmazdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazıda liderlerin, politikacıların öcü gibi korktuğu bu konuya değineceğiz.<span id="more-2076"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Çok önemlidir halka çatmak. Liderin, siyasetçinin, sanatçının halka çatması, halkı eğitmesi, olumlu olarak yönlendirmesidir aslında. Onun için Kuran’da bol bol görürsünüz bu çatmaları… Çünkü Kuran, halktan onay almak için değil, insanları yönlendirmek, tutumlarını değiştirmek için indirilmiştir. Hal böyle olunca, insanlık tarihi boyunca Peygamberler de tebliğ ettikleri şeylerle halka çatanların öncüleridir. Hep inkarla reddedilmişler, bulundukları yerden sürülmüşlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mevcut siyasilerimizin, risalet sistemi ile yakından uzaktan bir alakaları bulunmadığı için işin bu kısmıyla ilgilenmezler.  Halbu ki, Kuran’a göre yeryüzünde iktidar ancak adaleti tesis etmek, iyiliği emredip, kötülükten sakındırmak için gereklidir. İnkarcıların iktidarı nesli yok etmeye, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya hizmet ederken salihlerin, muttakilerin, müslimlerin, muhsinlerin, müminlerin iktidarı daima sulh ve adalete kilitlenmiştir. Hayra destek olarak salat ederler, kötülüklerden arınarak zekat verirler.</p>
<p style="text-align: justify;">İsa şöyle söylüyor: “Bana yaşamım boyunca salatı ve zekatı emretti”</p>
<p style="text-align: justify;">Onun nezdinde bütün insanlara emirdir bu. Hayra destek çıkmak, şerre engel olmak ve bu suretle arınmak.</p>
<p style="text-align: justify;">Her insan, kendi yaşam alanında iktidar sahibidir. Etki alanı küçük veya büyük her insan bir irade, bir iktidar sahibidir. Küçük veya büyük iktidar sahası olsun, yukarıda anlatılan şekilde salatı ikame ve zekatı verme vazgeçilmez koşuldur.</p>
<p style="text-align: justify;">Salatı ikame ederken yani hayra destek çıkarken, hayrın gereğini ikame ederken çoğunlukla bir direnişle karşılaşır insan. Çünkü insanların çoğu aksi istikamete meğillidir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Andolsun, insanların çoğuna (!)  uyarsan seni Allah yolundan çıkarırlar”</p>
<p style="text-align: justify;">İyiler, salihler hep azınlık olmuştur. Bu azınlık, saptırmaya ve sapmaya meğilli çoğunlukla mecburen kavgalıdır. Bu kavga onların var oluş sebepleridir, hayatlarıdır, karakterleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte “halka çatma” ; böyle bir kavganın eseridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Peygamber’in veya önceki resullerin hayatlarıyla ilgili Kuran’da verilen bilgilerde asla “takıyye” olgusuna rastlayamazsınız. Çünkü takıyye, münafıklığın ta kendisidir. Onlar ister istemez “insanların çoğu” ile bir mücadele içerisinde olmuşlardır. Gerek kendi saflarında bulunsun, gerekse karşı cenahta bulunsun çizginin dışına çıkanlarla sürekli bir mücadele, bitmek bilmeyen bir mücahededir bu…</p>
<p style="text-align: justify;">O tarihlerde demokrasi yoktu. Eğer olsaydı da vaziyet asla değişmeyecekti. Çünkü, peygamberlere bu günkü karşılığı ile “oy” dan çok daha değerli mevkiler, makamlar, dünya hayatını süsleyecek nice şeyler teklif edildi. Bunların hepsi kesin olarak reddedilmiştir. İnkarcılarla, bozguncularla, azgınlık içerisinde bulunanlarla hiçbir suretle uzlaşma olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Güçleninceye kadar onlar gibi olma, onlardan gibi görünme, güçlendikten sonra niyetin her ne idiyse onu yerine getirme” münafıklığı, hiçbir peygamberin hiçbir kıssasında görülmez.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar, vahiy kendilerine tebliğ edildiği andan itibaren kesin bir ayrışmanın tarafı olmuşlardır. Tebliğin gizli yapıldığı dönemler dahil olmak üzere, kötülüğün, şerrin tasdik edildiği, “şimdilik kaydıyla” iyi olarak nitelendirildiği hiçbir vakıa, hiçbir olgu yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendilerine vahyedilen şey, hep kötülüğe çatmıştır. Kötülüğün sahibi, o kötülüğü yapan her kim olursa olsun bu değişmemiştir. İster halktan biri, ister kudretli bir hükümdar, ister açık bir zorba, isterse resullerin yandaşlarından biri olsun, her kötü hareket hemen tenkit edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu sebepledir ki, resullerin hayatı daimi bir kavga içerisinde geçmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Birkaç misal üzerinde duralım.</p>
<p style="text-align: justify;">Nuh Peygamber, ömrü boyunca kavmini uyarmış, onlarla daimi bir restleşme içerisinde bulunmuştur. İnkarcılara destek çıkan oğlu ve karısı da dahil olmak üzere…</p>
<p style="text-align: justify;">İbrahim peygamber, iyilerin azlığına en güzel misallerden biridir. Onca tebliğ ve vakıaya rağmen halkını terk ederken cemaatinde sadece bir kişi vardır. O da daha sonra peygamber yapılan Lut peygamberdir…</p>
<p style="text-align: justify;">İsa peygamberin ömrü “egemen” Yahudilerle mücadele içerisinde geçmiştir. En ağır şekilde onlara çatmaktan hiç geri durmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Musa peygamberin de risaletinin önemli bir kısmı kendi cemaatine çatmakla geçmiştir. Çünkü onlar, işin hiçbir aşamasında onun getirdiği şeye gerçekte inanmamışlardır. Her emrine, her uyarısına ille muzur bir itiraz ileri sürdüler. Hz. Musa’nın Kuran’da bilinen son seslenişi şöyledir:</p>
<p style="text-align: justify;">“Ey Rabbim, ben kendimle şu biraderim Harun’dan başkasına söz geçiremiyorum. Artık bu zalim kavimle bizim aramızı ayır !”</p>
<p style="text-align: justify;">Akıllara durgunluk verecek bir sahnedir bu… Kendi cemaatini bir kalemde silip atmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü bütün resuller aynı İbrahim peygamber gibi “başlı başına bir ümmet”tir. Onların, ne bir tebaya, ne de kendisine yalakalık edecek cemiyetlere ihtiyaçları yoktur. Onlar, tek başlarına bir ordu, tek başlarına bir devlet gibidir. Müstahkem bir kale gibi insanlık tarihine dikilmişlerdir. Dünya hayatının karanlık denizinde yapayalnız ışıldayan, hayra, adalete,  barışa ışık tutan fener gibidirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Muhammed’in ashabından da hata edenler olmuştu. Vaki midir ki, sırf güç kazanma gayesiyle onların kötülüklerine ses çıkarılmasın !</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlık tarihinin belki de en çetin sosyal ambargosu Muhammed peygamberin cemaati içinde yaşanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Görev yerini terk edenlerin işittiği azar, Hz. Peygamber’in hanımına atılan iftirayı dilden dile taşıyanlara yöneltilen ihtar ve benzeri bir çok vakıa, “benim cemaatimden birinin yaptığı kötülük, karşı cephenin iyiliğinden de iyidir” mantığına reddiyedir. Kuran bu ahlaksızlığa hiçbir suretle geçit vermez.</p>
<p style="text-align: justify;">Onun için, “çalsın ama çalışsın” diyebilen bir milletin milliyetçiliğinin yapılamayacağını, erdemli sanatçının, erdemli politikacının, cehaleti, kötülüğü velev ki bu halkın ekseri çoğunluğundan kaynaklansın var gücüyle yermesi gerektiğini makalelerimde sürekli olarak işledim.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer milletin kötü yönelişine ses çıkarılmaz, onun istek ve arzuları her değerin üstünde tutulursa “milli irade” denen sahte bir “tanrı” oluşacağını vurguladım.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdilerde bu “milletin iradesi” söylemi o hale getirildi ki, milletin iradesi gerçeği inkara yönelse, kötülüğü, şerri emretse mevcut politikacılar sırf onlardan biraz daha oy alabilmek için suskunluk bir tarafa, yönelişin doğruluğu hususunda millete bir de yağ çekecekler…</p>
<p style="text-align: justify;">İslamı dillerine dolayan sözde İslamcıların, olup biten hırsızlıklara, arsızlıklara, adaletsizliğe sırf yandaşlarının eylemidir diye sessiz kalışlarını, hatta sessiz kalmak bir tarafa sözüm ona aklamak için şeytanın bile aklına gelmeyecek gerekçeler üretmeye çalışmalarını hayretle, ibretle, buğz ederek izliyorum…</p>
<p style="text-align: justify;">Kaldı ki, bu hastalık sadece bu kişilerde yok. Siyasi yelpazenin bir çok aktöründe var…</p>
<p style="text-align: justify;">Hangi siyasi parti lideri halka doğrudan çatabiliyor ?</p>
<p style="text-align: justify;">Mesela;</p>
<p style="text-align: justify;">“Bu ülkede rüşvet olgusu varsa rüşveti alan gibi bir de veren var. Siz millet olarak rüşvet verenler değil misiniz ?” diyen var mı?</p>
<p style="text-align: justify;">“İçinizden kaçınız, bir davaya bakmakta olan hakim hataen veya bir bedel karşılığında haksız olduğunuz halde sizin lehinize karar verecek olsa buna itiraz edersiniz ?” diye soran var mı?</p>
<p style="text-align: justify;">“Bu ülkede trafik kazasından ölenlerin sayısı terörden ölenlerden kat ve kat daha fazla… Siz, bu açıdan terörden daha tehlikelisiniz” diyebilen var mı?</p>
<p style="text-align: justify;">“Bu gün kömüre, iki kilo bulgura, fasulyeye oyunu satanlar, yarın daha büyük bedellere daha mühim şeyleri de satarlar” diyebilen var mı?</p>
<p style="text-align: justify;">“Sahtekarlığa, hırsızlığa, yalancılığa, kayırmacılığa, adaletsizliğe, zulme ses çıkarmayanlar aynı eylemleri yapanlar kadar suçludur, demek siz kendiniz onların yerinde olsanız aynılarını yapacaktınız” diye çekişen var mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Ne mümkün !</p>
<p style="text-align: justify;">Halk, çoğunluk, milli irade tanrısının önünde secde edip her kötülüğe sessiz kalanlar, Allah’ın değil, başka şeylerin müslümanı / teslim olanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Aziz Millet”miş…</p>
<p style="text-align: justify;">Ne azizi ?</p>
<p style="text-align: justify;">Her sorunu kavga dövüş halleden, liderlere karşı olabildiğince yalaka, ahdine vefasız, komşusu açken tok yatan, çabuk gaza gelen ve gazı hemen alınabilen, esip gürleyen ama hiç yağmayan, ülkesinin her köşesinde huzur evleri, kadın sığınma evleri, yetiştirme yurtları  açılmış, millet olarak ana babasına, çoluk çocuğuna  sahip çıkamamış, kendisine devlet kapısında bir mevkii verildiğinde hemen şımarıp böbürlenen, çalışanının parasını, borcunu ödemeyen bir millet mi “aziz”dir&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">O “aziz” millet ölmüş, yerine başka bir millet gelmiş…</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Milliyetçileri bile, vasıfları dejenere olmuş bu toplumun arızalı yönlerine çatarak, bu yönleri tenkit ederek halkı yönlendirmek, yeni nesiller yetiştirmek yerine mevcudun savunucusu, milliyetçisi olmuş…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gün bir haber vardı internette… PKK gösterilerine katılan, okuma yazma bilmeyen (ki bence okuma yazma bilip bilmemesi çok önemli değildir) altı çocuklu bir kadın, sırf örgütün gösterisine katıldı ve suç teşkil eden bir pankart taşıdı diye 7 küsur sene hapis cezasına mahkum edilmiş. Hem de ilk celsede… Haber hakkındaki yorumları okudum.</p>
<p style="text-align: justify;">Milliyetçi arkadaşlar demişler ki, “Oh olmuş, iyi olmuş, öbürlerine ibret olsun, keşke idam etselermiş, gebersin….”</p>
<p style="text-align: justify;">Demek milliyetçilik; kendisine yapılmasını istemeyeceğin bir adaletsizlik, haddini aşmış bir ceza, karşı görüşteki birine yapıldığında alkış tutmaktır !</p>
<p style="text-align: justify;">Demek milliyetçilik; bu topraklarda yaşayan insanları böyle ayrı gayrı görmek, göreni tasdik etmek, milletin bir kısmını ayrı tutup, onlara yapılan her kötü muameleye ölçüsü ne olursa olsun onay vermektir…</p>
<p style="text-align: justify;">“Eğer inkarcılardan biri senden aman dilerse ona aman ver. Ta ki Allah’ın kelamını dinlesin. Sonra onu kendisini emin hissedeceği bir yere kadar bırak” diyen Kuran kimin kitabıdır ?</p>
<p style="text-align: justify;">“Allah kendisinden başka hiçbir ilah bulunmadığı hakikatini ADALETİ AYAKTA TUTARAK açıkladı…”</p>
<p style="text-align: justify;">“Adil olun. Çünkü Allah adalet yapanları sever”</p>
<p style="text-align: justify;">“Bir kavme olan kininiz sakın sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin” diyen Kuran kime sesleniyor ?</p>
<p style="text-align: justify;">Sadece pankart taşıdı diye altı çocuklu bir kadına veya herhangi bir insana 7 sene hapis cezası verilmesini kim, hangi adalet duygusu, hangi vicdan reva görebiliyor ?</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşılan o ki, bir kesime duyulan kin, bütün adalet ölçüsünü alt üst etmiş… Milliyetçiliği, tarafı her ne olursa olsun milletin her bir ferdinin hak ve hukukunu gözetmek olarak benimsemesi gerekenler de ölmüşler…</p>
<p style="text-align: justify;">Demek siz, yeryüzünde bir iktidar elde etseniz teraziyi tümden yok edecek, bozgunculuğu gidermek için daha büyük bir bozgunculuğu tercih edeceksiniz. Demek siz yeryüzünde iktidar sahibi olsanız merhameti unutacaksınız. Hem de Rahman’ı dillerinize dolaya dolaya… “Muhammed” adını duyduğunuzda bin salavat getirecek ama O’nun Kuran’daki hatırasından bi haber olacaksınız. Birbirinin anasını, babasını, kardeşini öldüren müşriklerle müminlerin barışını yad edecek ama kendi hayatlarınızda bunun esamesini bile sergilemeyeceksiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında hergün akşam ana haber bülteninden sonra birkaç saat belgesel seyretmek, kimin savunuculuğunun yapılması gerektiğini apaçık ortaya koyuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarafta hangi maksatla olursa olsun, kavga edip didişenler, diğer tarafta insanlara bir çare, bir kolaylık olması için dünyanın bilmem ne çölünde, ormanında kuşun, kurdun, böceğin peşinde ömür tüketenler…</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarafta tahammülsüz, kibirli insan yığını, diğer tarafta insanlık için gerçeğin peşinde labaratuarlarda ömür çürütenler…</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tarafta birileri “alkışlarken beni görsün” diye takla peşinde veya beni kim alkışlamıyor diye kalabalığa bakıyor, öbür tarafta birileri kudreti sonsuz yaratıcının yarattığı dağa, dereye, uzaya bakıyor… Hem alıcı, seçici bilinçli, meraklı bir gözle…</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi, hangi kesim hayrın ve barışın destekçisidir ? Hangi taraf, salatı ikame ediyor ?</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer bir insan topluluğunun milliyetçiliğini / savunuculuğunu yapacaksak hangisi savunulmaya, korunmaya, desteklenmeye layıktır ?</p>
<p style="text-align: justify;">Veya hangisine “çatmak” icab eder ?</p>
<p style="text-align: justify;">ALİ AKSOY – 10.03.2010</p>
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/08/inan-dostum/" rel="bookmark" class="crp_title">İnan Dostum</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/04/imdat-cagrisi/" rel="bookmark" class="crp_title">İmdat Çağrısı !!!</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/03/02/zikir-02032007/" rel="bookmark" class="crp_title">Zikir &#8211; 02.03.2007</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/10/04/allahin-emri-celiskisiz-ve-delile-dayali-bilgiye-tabi-olmak/" rel="bookmark" class="crp_title">Allah&#8217;ın emri; &#8220;Çelişkisiz ve delile dayalı bilgiye tabi olmak&#8221;</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/03/02/dua-02032007/" rel="bookmark" class="crp_title">Dua 02.03.2007</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2010/03/10/halka-catmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Münafıklık kaça ayrılır ?</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2010/03/10/munafiklik-kaca-ayrilir/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2010/03/10/munafiklik-kaca-ayrilir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 13:28:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılır]]></category>
		<category><![CDATA[kaça]]></category>
		<category><![CDATA[münafıklık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=2074</guid>
		<description><![CDATA[
İşimiz gücümüz &#8220;mış&#8221; gibi yapmak&#8230;
Devlet Güvenlik Mahkemeleri&#8217;ni kaldır(mış) gibi yapıp, yerine özel yetkili mahkemeler kurarsan, kötüye kullanıldığından şikayet etmeyeceksin. Gerçi, &#8220;niyet&#8221; kötü olunca kanunla istediğin düzenlemeyi yap. &#8220;Gizli Tanık&#8221; uygulaması dünyanın bir çok ülkesinde vardır. Ama hangi ülkede kanuna karşı hile olarak belirli bir maksada hizmet etsin diye ırzına geçilmiştir, onu bilemiyorum. Basit bir &#8220;ihbar&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="aligncenter size-full wp-image-17342" title="munafik" src="http://www.antalyagunlugu.com/wp-content/uploads/2010/02/munafik.jpg" alt="" width="310" height="210" /></p>
<p style="text-align: justify;">İşimiz gücümüz &#8220;mış&#8221; gibi yapmak&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Devlet Güvenlik Mahkemeleri&#8217;ni kaldır(mış) gibi yapıp, yerine özel yetkili mahkemeler kurarsan, kötüye kullanıldığından şikayet etmeyeceksin. Gerçi, &#8220;niyet&#8221; kötü olunca kanunla istediğin düzenlemeyi yap. &#8220;Gizli Tanık&#8221; uygulaması dünyanın bir çok ülkesinde vardır. Ama hangi ülkede kanuna karşı hile olarak belirli bir maksada hizmet etsin diye ırzına geçilmiştir, onu bilemiyorum. Basit bir &#8220;ihbar&#8221; müessesinin bile &#8220;suyunu çıkarma&#8221; becerisi bizde varsa, biz daha çok şeyler görürürz.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokratik(miş) gibi, laik(miş) gibi, hukuk devletiy(miş) gibi yaşadıkça, bu çelişkilerin sonuçlarına da katlanacağız. Evet, bu bizim ortak kaderimiz. Onu biz yazdık, biz yazıyoruz.<span id="more-2074"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kuran, bu çelişik tutuma &#8220;münafıklık&#8221; adını verir. Öyle olmadığın halde &#8220;öyleymiş&#8221; gibi yapmak, öyleymiş gibi konuşmak, öyleymiş gibi davranmak&#8230; Hatta Allah&#8217;tan bile &#8220;öyleymiş&#8221; gibi bir şeyler ummak&#8230;<!--more--></p>
<p style="text-align: justify;">Kuran&#8217;ın anlattığı münafıklık iki eksene oturur.</p>
<p style="text-align: justify;">Birincisi, inanmadığın halde &#8220;inan(mış)&#8221; gibi konuşmak, davranmaktır. Bu, işin iman boyutu. Bu yazının konusu değil.</p>
<p style="text-align: justify;">İkincisi, bir topluluğa ait olmadığın halde veya onlara gerçekte düşmanlık beslediğin halde &#8220;onlardanmış&#8221; gibi davranmak&#8230; Ekseriyetle &#8220;Yahudiler&#8221; çerçevesinde Kuran bunun örneklerini verir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi, münafıklığın bu yönü aslında imanla doğrudan ilgili değil, daha çok siyasi&#8230;  Gündelik tutumlarla ilgili&#8230; Bu siyasi boyut, sadece o zamana has değil. İşin bu güne &#8220;benzeyen&#8221; yönlerine bir kaç değinme yapacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Mesela, demokrasiyi benimsemediğin halde &#8220;demokrasi&#8221; naraları atarsan, demokrasi münafıklığı yapıyorsundur. &#8220;Demokrasi bindiğimiz bir trendir, hedefe varınca ondan ineriz&#8221; diyebildiğin halde, demokrasi aşığı kesiliyorsan böylesindir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mesela, var gücünle demokrasi çığırtkanlığı yaptığın halde yönettiğin cemaatte demokrasinin &#8220;d&#8221; si bile yoksa yine demokrasi münafığısındır. Münafıklığın modern versiyonu &#8220;takıyye&#8221; içerisindesindir. Çünkü demokrasiyi gerçekten benimsiyor ve yönetilenlerin yöneticileri hakkında karar kılmaları gerektiğine, &#8220;milli iradenin her şeyin üstünde olduğuna&#8221; gerçekten inanıyorsan, kendi cemaatinin içinde &#8220;yönetilenlerin&#8221; yöneticilerini seçtiği bir organizasyon pekala kurabilirdin. Kurmaman, bunun gerçekten yarayışlı,  iyi bir şey olduğuna inanmadığının kanıtıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye&#8217;nin siyasi yelpazesine bu gözle baktığınızda, &#8220;demokrasi münafığı&#8221; olmayan bir parti görebiliyor musunuz ? Hiç biri dillerinden düşürmüyor ama kendi içlerinde uygulamaya geldiğinde ne hikmetse o bitmek tükenmek bilmeyen &#8220;hassas dönem&#8221; edebiyatı hemen devreye giriyor. Halbu ki, belki o &#8220;hassas dönemden&#8221; çıkamayışımızın sebebi bizzat bu &#8220;demokrasi münafıklığıdır&#8221;&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hukuk ve adalet münafıklığı&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hukuk devletini savunanlardan &#8220;ileri gelenlerin&#8221; çoğu böyledir. Hukuk, sadece işlerine gelirse &#8220;iyi&#8221; bir şeydir. Hukukun üstünlüğü, yargıç bağımsızlığı ne zaman işine gelirse o zaman pek yüce, pek kıymetlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Taraflara bakınız&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">HSYK&#8217;yı eleştirerek &#8220;Yargıya müdahale edildiği&#8221; yaygarası koparanlar, Adalet Bakanı&#8217;nın savcıyı arayarak yürütülen bir soruşturmaya doğrudan müdahalesi hakkında hiç sesleri çıkıyor mu ? Çıkmaz, çünkü hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığına hiç bir zaman inanmadılar. Sadece inan(mış) gibi yapıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ya HSYK&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">O ve savunucuları çok mu farklı ?</p>
<p style="text-align: justify;">Acaba HSYK&#8217;ya, bu güne kadar &#8220;yetkisini aşan, görevini ihmal eden, görevini kötüye kullanan&#8221; kaç savcı ve hakim hakkında şikayetler gitmiştir? Hangi birisini bir kaç gün içerisinde alelacele karara bağlamıştır ?</p>
<p style="text-align: justify;">Ergenekon savcıları hakkındaki benzer iddiaların hangisine ne işlem yaptın ? Hani, &#8220;yetkiyi veren sensen, o yetkiyi alma yetkisi de sende ya (!)&#8221; o bakımdan söylüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Mesela, Erzincan Başsavcısı hakkında arama, göz altına alma ve tutuklamaya sevkeden savcılar yetkilerni aştılar. Peki bu talepleri kanunu tanımadan &#8220;derhal&#8221; kabul eden hakim, hamiline arama kararları çıkaran hakim&#8230; O yetkisini aşmadı mı? Yoksa sen de &#8220;kanunun uygulanmasını sağlamaya çalışıyor(muş)&#8221; gibi mi yapıyorsun ?</p>
<p style="text-align: justify;">Biz avukatlar önceden beri farkındayız da, millet ya adliyeye düşünce veya medyada ayyuka çıkınca öğreniyor.  &#8220;Yaptım, oldu&#8221; hukuku yeni değil. Adalet, her gün sergilenen bir tiyatroya dönüşeli çok oldu. Hakim(miş) gibi karar kılmak, avukat(mış) gibi savunma yapmak, tanık(mış) gibi ifade vermek&#8230; Herkes rolünü iyi belledi. Sırf, &#8220;adalet var(mış)&#8221; gibi görünsün diye, ne kılıklara giriyoruz. Adalet mülkün temeliy(miş) gibi söylüyoruz. Hakimlere yılda 3.000 &#8211; 5.000 dosya verip, yargıla(mış) gibi yap diyeli, onları yetersiz personelle ufacık odalara, duruşma salonlarına sıkıştırıp, &#8220;çalışıyor(muş)&#8221; gibi yapmalarını isteyeli çoook uzun zaman oldu&#8230; Kaçma şüphesi var(mış) gibi tutuklamalar, gerekçeliy(miş) gibi yazılan kararlar&#8230;  Saymakla bitmez.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gözle ülkemizde yaşanan bütün olaylara baktığınızda karşınıza çıkan &#8220;çelişkiler lağımı&#8221;, bu toplumun ileri gelenlerinin münafıklıklarıdır. Onlarca, yüzlerce, binlerce, milyonlarca durumda benzer çelişkiler ilmek ilmek işlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Halkçıyım der, halktan haberi yok. Milliyetçiyim der, milletle ilgisi yok. Dinciyim der dinle alakası yok&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Mağdur eder, mağdurum der. &#8220;Fakir fukara, garip gureba&#8221; der, zengini daha zengin, fakiri daha fakir eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasi münafıklığı, hukuk ve adalet münafıklığı, barış münafıklığı, islam(cı)lık münafıklığı, milliyetçilik münafıklığı, halkçılık münafıklığı, iktidar olmana rağmen mağduriyet münafıklığı, rüşvet verdiğin halde rüşvete karşı olmak, adam kayırmaya karşıyım dediğin halde bir yakınının kayırılması için her yolu denemek&#8230; Saymakla bitecek gibi değil&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">İşte toplumların kaderi böyle yazılır. Eden, bulur. Allah&#8217;ın ağır ağır ama pek sağlam işleyen değirmeni, göründüğü gibi olmayan, olduğu gibi görünmeyenleri un ufak eder, rezil eder. Yeni bir durum değildir. Hep tekerrür halindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir silkinişle sıyrılmadığınız taktirde elinizi, kolunuzu, vücudunuzu alıverir içine. Toplum olarak battıkça batarsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Sana gelen her şer, kendi ellerinin üretip kazandığı şeyler yüzündendir&#8221; diyor Kuran&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gün toplumumuza ciddi bir &#8220;şer&#8221; ilişmiş durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi düşünme zamanı, &#8220;biz ne yaptık ki, bunlar başımıza geldi ?&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Bakalım, &#8220;mış&#8221; gibi yapan ileri gelenlerle, o ileri gelenlere koşulsuz itaat eden halkımız, &#8220;mış&#8221; gibi yapmak batağından çıkmadan, bu &#8220;değirmenden&#8221; çıkabilecek mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Ali Aksoy &#8211; 25.02.2010</p>
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/08/inan-dostum/" rel="bookmark" class="crp_title">İnan Dostum</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/04/imdat-cagrisi/" rel="bookmark" class="crp_title">İmdat Çağrısı !!!</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/10/04/allahin-emri-celiskisiz-ve-delile-dayali-bilgiye-tabi-olmak/" rel="bookmark" class="crp_title">Allah&#8217;ın emri; &#8220;Çelişkisiz ve delile dayalı bilgiye tabi olmak&#8221;</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/10/04/utahda-yeni-bir-dinozor-turu/" rel="bookmark" class="crp_title">Utah&#8217;da yeni bir dinozor türü</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/11/08/ayetten-telefon-zili-olur-mu-olmaz-mi/" rel="bookmark" class="crp_title">Ayetten &#8216;Telefon Zili&#8217; Olur mu Olmaz mı?</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2010/03/10/munafiklik-kaca-ayrilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sana Neyi İnfak Edeceklerini Sorarlar &#8211; Recep İhsan Eliaçık</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2009/10/25/sana-neyi-infak-edeceklerini-sorarlar-recep-ihsan-eliacik/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2009/10/25/sana-neyi-infak-edeceklerini-sorarlar-recep-ihsan-eliacik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 19:34:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis ve Sünnet Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'ın Anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler]]></category>
		<category><![CDATA[Uyarıcı Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/2009/10/25/sana-neyi-infak-edeceklerini-sorarlar-recep-ihsan-eliacik/</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde hidayete eren birisi için “Bir görsen baştan aşağı değişmiş; sakal bırakmış, cübbe ve sarık giymiş, saçının telini göstermiyor, kadınların elini sıkmıyor, haremlik selamlık uyguluyor” vs. dendiğini çok duymuş ve görmüşsünüzdür.
Demek “hiyadet coşkusu” böyle yaşanıyor.
Vatandaş müzikle uğraşıyorsa muziği, sinemayla uğraşıyorsa sinemayı, tiyatroyla uğraşıyorsa tiyatroyu ve dahi her ne şeyle uğraşıyorsa onu bırakıyor. Bunların hepsini “cahiliye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify"><img src="http://salihler.files.wordpress.com/2009/10/aclik2.jpg?w=288&amp;h=216" align="left" border="1" height="216" hspace="3" vspace="3" width="288" />Günümüzde hidayete eren birisi için “Bir görsen baştan aşağı değişmiş; sakal bırakmış, cübbe ve sarık giymiş, saçının telini göstermiyor, kadınların elini sıkmıyor, haremlik selamlık uyguluyor” vs. dendiğini çok duymuş ve görmüşsünüzdür.</p>
<p>Demek “hiyadet coşkusu” böyle yaşanıyor.</p>
<p>Vatandaş müzikle uğraşıyorsa muziği, sinemayla uğraşıyorsa sinemayı, tiyatroyla uğraşıyorsa tiyatroyu ve dahi her ne şeyle uğraşıyorsa onu bırakıyor. Bunların hepsini “cahiliye dönemim” diyerek kestirip atıyor. İçki, zina, kumar vs.’yi anlarım da bunları niye bırakırlar hala anlayabilmiş değilim. Öteden beri bu işte bir terslik var diye düşünmüşümdür…<span id="more-1951"></span></p>
<p>Hatta okulunu bırakıp bir mollanın önünde emsile bina maksut, avamil (Arapça) öğrenmeyi hayatının gayesi haline getirenler bile oluyor. Onca eğitimini bir çırpıda sıfırlayıp, bir medrese mollasının önünde hayata yeniden başlayanlar oluyor. Tabi “Bizim oğlan bina okur döner döner bir daha okur” hesabı bunun da bir türlü sonu gelmiyor. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite yıllarında aldığı eğitimi aşağılamaya başlıyor. Halbuki bu yıllar çok önemli… Aksi halde örneğin “kompozisyon”, “anlatım sanatları”, “alıntı”, “parağraf” vs. nedir bilmeyen bir adamın, bırakın Kur’an’ı, okuduğu herhangi bir metni bile anlaması zordur. O mollaların çoğu bunları bilmez. Döner döner nasara yensuru okurlar. Bunu da bir şey zannederler…</p>
<p>İşin bu tarafına fazla girmeden asıl meseleden gidelim. Zaten bu dini dünyanın sorunları neresinden tutsanız elinizde kalır ya, neyse…</p>
<p>Acaba diyorum neden?</p>
<p>Hidayet coşkusunu neden onlarda buluyorlar?</p>
<p>Oysa açın “hayatu’s-sahabe” kitaplarını okuyun. Orada onlarca sahabenin hidayete eriş hikayesini okuyacaksanız. Oralarda genellikle manzara şudur: “Hidayete erdi malını dağıttı… Hidayete erdi artık bir daha asla yalnız yemek yemedi… Kapı kapı dolaşıp bütün borçlarını ödedi, helallik diledi… Ömrünün sonuna kadar elinden ve dilinden kimsenin zarar gördüğü görülmedi…”</p>
<p>Aradaki farkı fark ediyor musunuz?</p>
<p>Şahsen şu ana kadar onca hidayete eren zengin gördüm fakat hidayet coşkusunu “malını dağıtmada” gören bir tek “muhtedi zengin” görmedim.</p>
<p>Nasıl oluyor?</p>
<p>Bunlar sahabenin girdiği dine girmiyorlar mı?</p>
<p>Sahabenin okuduğu Kur’an’ı okumuyorlar mı?</p>
<p>Yoksa din aynı da din anlayışı mı farklı?</p>
<p>***</p>
<p>Besbelli ki din anlayışı farklı.</p>
<p>İslam, sahabenin ilk önce “eşyaya, varlığa, mala, mülke” bakışını değiştiriyordu. “Lehu’l-mülk” (Mülk Allah’ındır) anlayışına ulaşıyor, kendini mülk karşısında emanetçi olarak görüyor, “Bu benim” demekten haya etmeye başlıyordu. Üzerinde fazla mal ve mülk bulundurmayı “yük” hatta “ateş” olarak görmeye başlıyordu. Bundan bir an önce kurtulması gerektiğini düşünüyor ve ilk iş olarak malını mülkünü dağıtıyordu.</p>
<p>İslam, sahabenin ilk önce “insana” bakışını değiştiriyordu. Tüm insanları erkek olsun kadın olsun kendi hemcinsleri olarak görüyor, aradaki tüm statü farklılıkları gözünde küçülüyordu. “Üstünlük takva iledir” anlayışını benimsiyor ve mala ve mülke dayalı üstünlük kasıntılarından kurtuluyordu. Zihninde altın, gümüş, dinar ve dirhem “değer” olmaktan çıkıyordu. İnsana başka bir pencereden bakmaya başlıyordu.</p>
<p>İlk ve en önce eşyaya, varlığa ve insana yaklaşımı, perspektifi ve felsefesi değişiyordu. Bu farklı bakış derhal amellerine yansıyor ve başka bir insan ortaya çıkıyordu.</p>
<p>Oysa mevcut din anlayışı yüzünden, zamane hidayete ermelerinde, muhtedinin varlığa, insana ve eşyaya bakışında esastan bir değişiklik olmuyor. Şeklen kimlik ve ritüel değiştiriyor. Bir kamptan öbür kampa, bir mahalleden öbür mahalleye geçiyor. Varlığa ve insana özellikle de eşyaya; altına, gümüşe, toprağa, servete, mala, mülke, dinara, dirheme, dolara, euroya, paraya bakışı aynı…</p>
<p>Sahabenin nasıl olup ta öyle olduğunu anlamak istiyorsak, önce Kur’an’ın onları nereden alıp nereye getirdiğine bakmamız lazım.</p>
<p>Bakın, Kur’an 23 yıllık süreç içinde varlığa, eşyaya, mala ve mülke bakışı nasıl değiştirmiş. Nüzul sırasına göre izini sürelim…</p>
<p>***</p>
<p>İlk olarak Mekke’ye hükmeden tefeci bezirganlara zenginlik, mal ve mülk noktasında sarsıcı eleştiriler yöneltildiğini görüyoruz. İlk inen surelerin hepsinde de bu var…</p>
<p>Ebu Cehil’e (karakterine) : “Küstahça azgınlık ediyor. Kendisini dev aynasında görüyor. Zira Rabbinedir dönüş…Kulunu içtenlikle yönelirken engellemeye kalkıyor. Onu alnından tutup sürükleyeceğiz, o ar damarı çatlamış alnından… O zaman çağırsın meclisini, biz de çağıracağız zebanileri…” (Alak; 96/6-19).</p>
<p>Umeyye bin Halef’e (karakterine) : “Çokça yemin eden aşağılık adi, küçük gören, dedikoducu, iyiliği engelleyen, günahkar, zorba, kaba saba asalak…Zenginliğine zenginlik katmış da ne olmuş? (Kalem; 68/10-14).</p>
<p>Velid bin Muğire’ye (karakterine): “Bana bırak doğarken yapayalnız olan o adamı… Zenginliğine zenginlik kattığım, etrafında dolanıp duran oğullarıyla önüne alabildiğine geniş imkânlar serdiğim o adamı… Hala gözü doymuyor; verdiğimden daha fazlasını istiyor….” (Müddesir; 74/11-14).</p>
<p>Kabe Çetesi’ne (rolüne/misyonuna): “Nimet azgını o inkarcıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver. Biz de onlar için hazırlanmış kelepçeler ve ateş var. Boğaza düğümlenecek bir yiyecek var.” (Müzzemmil; 73/11-13)</p>
<p>Ebu Leheb’e (rolüne/misyonuna): “Kahrolsun Ebu Lehep iktidarı; kahrolsun!</p>
<p>Zenginlik ve iktidar onu kurtaramayacak!</p>
<p>O kıpkızıl bir ateşe atılacak!</p>
<p>Çenesi düşük karısı da yanında olacak!</p>
<p>Gerdanında fitillisinden bir de ip olacak!” (Leheb; 111;1-5)</p>
<p>(Karakter/rol/misyon notu koymamın sebebi bunların benzerinin bugünde devam ettiğini, ayetlerin yönünün yaşayan karakter, rol ve misyonlara yönelik olduğunu ihsas ettirmek içindir.)</p>
<p>Alak, Kalem, Müddesir, Müzzemmil ve Leheb gibi ilk inen bu beş surede görüldüğü gibi, hareket, “Kâbe çetesine” ve Mekke’de kurdukları düzene (yedâ) karşı “öfke patlamasıyla” ve “kahrolsun, yıkılsın, kurusun” haykırışlarıyla başlıyor.</p>
<p>Çünkü bunlar Kabe’nin etrafında oligarşi (yeda) oluşturmuşlar, Allah, Kabe ve din istismarı yaparak şehri sömürüyorlardı. Kabe’ye gelen hediyeleri iç ediyorlar, onunla kervanlar kuruyorlar, zenginliklerine zenginlik katıyorlardı. Muhtaç Mekkelilere faizle borç veriyorlar, borçlarını ödeyemeyenlerin erkeklerini köleleştiriyorlar, kadınlarını da açtıkları lüks genelevlerinde çalıştırıyorlardı. Mekkeliler de büyüyünce bunların eline düşmesin diye daha doğar doğmaz kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyordu.</p>
<p>Kur’an işe işte buradan başladı. Peygamberimiz yalın kılıç meydana atılarak bu kokuşmuş, iğrenç düzene meydana okudu. Bu ses Mekke’de büyük yankı uyandırdı. Kabilesizler, korumasızlar, kimsesizler, köleler, kadınlar, zayıflar, düşmüşler, özellikle ezilenler bu sesin etrafında hızla toplanmaya başladı.</p>
<p>Bir taraftan da aynı sure içinde Peygamberimize şöyle dendiğini görüyoruz: “Pisliğe (ahlaksızlığa, hırsızlığa, yolsuzluğa, istismara, kokuşmuşluğa) bulaşma! Servet yığma hayallerine kapılma! Daima Rabbinle birlikte ol ve güçlüklere göğüs ger…” (Müddessir; 74/5-7).</p>
<p>Keza Kur’an’ın iniş sırasına göre ilk anlattığı kıssa ne biliyor musunuz? Bahçe sahipleri kıssası… Hani yoksula vermeyelim diye erkenden bahçelerine/bağlarına ürünü toplamak için giden ve fakat geldiklerinde bahçelerinin afetle yerle bir olduğunu gören iki kişinin kıssası (Kalem; 68/17-32)… Peki yine iniş sırasına göre ikinci kıssa ne biliyor musunuz? Salih’in devesi kıssası…Hani herkese (kamuya) ait olmayı ifade eden “Allah’ın devesine” (Nagatallah) dokunmamayı, bunları talan etmemeyi, bunlar üzerinden mal ve servet yığmamayı ifade eden Salih’in devesi kıssası (Şems; 91/11-15)…</p>
<p>Kıssa anlatımında bile ilk bu konuya öncelik verilmiş…</p>
<p>Neden?</p>
<p>Çünkü Kur’an ilk olarak muhataplarının eşyaya, mala, mülke bakışını değiştirmek istiyor!</p>
<p>Çünkü Kur’an Rablik, ilahlık, tanrılık meselesini bunlarla ilişkili görüyor. Bu açıdan Kur’an’ın “Allah” dediği şey sırf teolojik, zihni, soyut, felsefi bir fenomen değildir. Tamamen “praxis” yani pratik, eyleme, amele, hayata, sokağa dönük yüzü vardır. Mü’min insanda hayatın akışı içinde varoluş, oluş, arayış, tavır alış, duruş, cephe açış olarak ifadesini bulur. Bu nedenle içinde tarihin, insanın, hayatın ve tabiatın sesi gelmeyen Allah ve din söylemlerinin içi boş ve koftur.</p>
<p>Çünkü Kur’an Rabbin, tabiatın, yerin, göğün, suyun, toprağın, buralardan rızık çıkaranın, doyuranın, besleyenin, bütün mülkün sahibinin Allah olduğunu ısrarla hatırlatıyor. Kimi insanların kalkıp da bunlardan istif ederek öteki insanlar üzerinde rızık verici konuma gelmelerini, bundan kendilerine pay çıkararak adeta “Rezzâkcık” pozlarına bürünmelerini şiddetle reddediyor. Firavun ne diyordu? “En büyük Rabbiniz benim!” Yani rızık veren, maaş veren, topraklarımda, sulama kanallarımda, her yana yayılmış mülkümde (ülkemde) sizi çalıştıran, doyuran, besleyen benim… İlginçtir nüzul sırasına göre tarihten ilk örnek verilen kişi de yine Firavun (Müddessir; 74/15-16)… Bu noktada “Rabbimiz Allah” demenin ne demeye geldiğini düşünün artık …</p>
<p>***</p>
<p>Yine ilk inen surelerden dördü; Allah (Kabe) namına toplanan yardımları iç edip insanlara vermemek demek olan Maun, şehir demek olan Beled, zenginlik yarışı, biriktirme, çoğaltma demek olan Tekâsür, tanyeri demek olan Fecr sureleridir. Bu surelere “bu açıdan” baktığınızda da adeta çarpılır ve sarsılırsınız.</p>
<p>Maun suresinde “dinin afyon yüzü” deşifre edilir. Gerçek din ile sahte din, gerçek dindarlıkla sahte dindarlık arasındaki farkın ne olduğu açıklanır. Esas ölçünün yine mala mülke bakışta toplandığını görürüz. Buna göre dinin afyon yüzü, birkaç şekli ritüel ile insanları aldatır. Hacılara su vermek, Kabe’nin örtüsünü değiştirmek, namaz (salat) kılmak gibi gösterişlerle halkın malını ve mülkünü alır fakat yetimi, yoksulu gözetmez. Bunları yoksullar ve kimsesizler için değil; kendini zengin etmek için kullanır. İşte bu dinin afyon yüzü olup Ebu Cehil’in veya Yeda Ebu Leheb’in dinidir. Bunların yaptığı, dini yalanlamak yani din ile aldatmak, gösteriş, riya ve sahtekarlıktır. (Maun; 107/1-7) Oysa gerçek hayat dini olan İslam, işte böylesi halkı afyonlayan tapınak dinlerini deşifre etmek için gelmiştir. Onun için söylemi din formundadır. Gerçekte ise o dinlerden bir din hatta öteki dinlere dendiği anlamda bir din değildir…</p>
<p>Beled suresi, insanlara sarp yokuşa çıkmak gibi zor gelen şeylerin ne olduğunu açıklar. Bunların ne olduğuna baktığımızda yine mal ve mülkün ölçü olarak konduğunu görürüz:</p>
<p>“İnsan kendisine hiç kimse güç yetiremez mi sanıyor?</p>
<p>“Sadece harcadıklarım yedi sülâleme yeter” diye böbürleniyor.</p>
<p>Kimsenin kendini görmediğini mi sanıyor?</p>
<p>Biz insana iki göz vermedik mi?</p>
<p>Bir dili ve iki dudağı yok mu onun?</p>
<p>Ona yürüyeceği iki yol gösterdik.</p>
<p>Fakat o zor olana yanaşmadı.</p>
<p>Bilir misin, nedir zor olan?</p>
<p>Bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak…</p>
<p>Zor zamanda vermek…</p>
<p>Öksüzün başını okşamak…</p>
<p>Düşmüşün elinden tutmak…</p>
<p>İman etmek, göçlüklere göğüs gerip acıları paylaşmak; sevgi ve merhamet yumağı olmak.” (Beled; 90/5-17)…</p>
<p>Tekâsür suresi ise zenginlik yarışı, biriktirme, mal ve mülk hırsının hayatı nasıl bir cehenneme çevireceğini hatırlatır ve çağları aşıp gelen evrensel mesajlar verir. Sanki bugünkü “küresel krizi” haber veriyor sanırsınız. Şifreciler biraz da bunlara kafa yorsalar çok iyi ederler. Dinleyin:</p>
<p>“Bir zenginlik yarışıdır oyalanıp duruyorsunuz.</p>
<p>Mezarlarınıza girinceye kadar süren bir oyun ve oynaş…</p>
<p>Fakat hayır! Yakında bileceksiniz.</p>
<p>Fazla uzak değil; çok yakında bileceksiniz.</p>
<p>Evet, daha derinden bakabilseydiniz,</p>
<p>Ateşe yuvarlanmakta olduğunuzu görürdünüz.</p>
<p>Kendi gözlerinizle onu apaçık göreceksiniz.” (Tekâsür; 1-7)</p>
<p>Yani: 1- Uhrevî açıdan: “Bu aç gözlülüğün, zenginlik yarışının, mal mülk hırsının, sizi ateşe (cahîm) yuvarlamakta olduğunu bizzat içine girerek “ahirette” göreceksiniz…” 2- Dünyevî açıdan: “Bu aç gözlülüğün, zenginlik yarışının, mal mülk hırsının, hayatı çekilmez hale getiren bir ihtiras yarışına, çalma, çırpma, alıp satma dışında hiçbir insani değerin kalmadığı vahşi bir pazara dönüştürdüğünü, kendi ellerinizle yarattığınız bir kaosun, krizin ve ateş çemberinin (cahîm) içine yuvarlanmakta olduğunuzu bizzat yaşayarak “dünyada” göreceksiniz…”</p>
<p>Öyle ya seyirlik değeriniz yoksa, “piyasa” da fiyatınız yoksa, “para” dışında hiçbir geçer akçe kalmamışsa, insanlara zengin olup olmadıklarına göre bakılıyorsa, yegane ölçü bu olmuşsa, bilin ki, eski çağların verimlilik, başarı, altın ve gümüş (sahte) tanrısı “Mammon” geri gelmiş, dünyaya o hakim olmuş demektir. Kapitalizm dediğiniz bundan başka bir şey midir!</p>
<p>“Mammon’dan başta tanrı, paradan başka değer yoktur” diyorsanız kelime-i şehadet getirip bu dine girmişsiniz demektir. Artık her işe onun adıyla başlarsınız. Her şeye “Kaç lira, fiyatı ne?” diye sorarsınız. “Bunun fiyatı yok, bu para ile ölçülmez” derseniz Mammon’u inkar ediyorsunuz demektir. İşte Kur’an önce bunun yapılmasını istiyor. Çünkü satılık meta olmaktan ancak böyle kurtulursunuz. “İnsanlık erdemine” ancak böyle ulaşabilirsiniz. Zira insan diye “satılık olmayana” denir, öyle değil mi?</p>
<p>Fecr suresinde ise eşyaya, mala, mülke bakışı değiştirme yönünde şu uyarıları görürüz:</p>
<p>“İnsanoğlu Rabbi onu ne zaman imtihan edip de kendisine cömertçe verse “Rabbim bana cömertçe verdi ” der.</p>
<p>Fakat ne zaman da sınayıp rızkını daraltsa “Rabbim bana ihanet etti” der.</p>
<p>Hayır! Bilakis asıl siz öksüze vermiyorsunuz.</p>
<p>Birbirinizi yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz.</p>
<p>Her şeye açgözlülükle saldırıyorsunuz.</p>
<p>Mala mülke gözünüz doymuyor; yığdıkça da seviyorsunuz…” (Fecr; 89/15-20)</p>
<p>Yani: “Şu insanoğlu ne kadar garip? Nimet içinde yüzerken “Allah’ın eli geniş, veriyor işte..” diyerek Allah’ı emrine amade bir hazine sanır. Sıkıntıya girince de “Nerede bu Allah? Bu nasıl ilâhî adalet?” diye şikayetlenmeye başlar… iki durumun da zorluklardan geçerek kendini kanıtlama (imtihan) olduğunu anlamaz. İlk durumda şükredip bu nimeti başkalarıyla paylaşmak yerine, Rabbim beni tercih etti diyerek kendini ayrıcalıklı zanneder. Diğer durumda ise sıkıntıyı ve zorluğu ilahi adaletsizliğin kanıtı olarak görür…</p>
<p>Mekke dönemi ayetlerinin ruhunu yansıtan bu tür örnekler çoktur.</p>
<p>Görüldüğü gibi bu tür ayetlerle Mekke dönemi boyunca mal ve mülk konusunda esaslı bir bilinç aşılanıyor, bakış açısı veriliyor, perspektif oluşturuluyor. Hemen her Mekkî surede buna benzer eşyaya, mala ve mülke bakışı değiştirici, bilinç aşılayıcı ayetler var.Tek tek inceledim. Fazla uzamasın, bu örnekler sanırım yeter…</p>
<p>Öte yandan ilk Mekkî surelerden itibaren giderek artan bir vurguyla Mu’minlere vererek arınma (tezkiye/zekat) çağrıları yapılır. Bir taraftan mal ve mülk yığanlar eleştirilir, diğer yandan yeni kurulacak toplumun fertleri olacak olan Mu’minlere sürekli arınma çağrısı yapılır. Yani “Eleştirdiklerinize dönüşmeyin. Siz biriktirmeyeceksiniz, yığmayacaksınız, vererek arınacaksınız. Sizin farkınız budur…” denmek istenir.</p>
<p>Böylece Medine’ye gelinir…</p>
<p>Medine’ye gelince, Mekke’den beri süren “tezkiye/zekat” çağrıları ile birlikte “infak”, bazen “afv” ve ilerleyen yıllarda da “sadaka” kavramının kullanılmaya başlandığını görürüz. Çünkü Mü’minler Medine’de yeni bir şehir kurmuş, artık mala mülke kavuşmaya başlamıştır.</p>
<p>Bu dört kavram birbirinin yerine kullanılıyor gibi görünmekle birlikte, aralarında ne gibi bir fark olduğunu biraz deştiğimizde şunları söylememiz mümkündür.</p>
<p>Tezkiye/zekat Mekke ve Medine dönemlerinin tümüne yayılmış, genel anlamda vererek, elinden çıkararak “arınma çağrısı” olup daha çok ontolojik/metafizik vurgusu baskındır. Namaz (salat) ile beraber sık sık kullanılır. Mü’minler namaz kılarak genel anlamda kirlerinden arındıkları gibi, zekat ile de özellikle mülk konusundaki kirlerinden arınmalıdırlar. Vermek, paylaşmak, bölüşmek yeni kurulacak toplum fertlerinin olmazsa olmaz özelliklerindendir. Bu yüzden Mekke’den Medine’ye sürekli olarak ve dikkat çekici bir ısrarla tezkiye/zekat çağrıları yapılır…</p>
<p>***</p>
<p>Yoğunlukla Medine’de görülmek üzere, bu arınmanın, mal ve mülk kalemindeki vurgusu için “infak” geçmeye başlar: “Mallarından infak ederler, verdiğimiz rızıklardan infak edin…” vb. (Bakara; 2/3, 267).</p>
<p>“İnfak” kavramının “nifak” ile aynı kökten olması nedeniyle, Medine’ye gelindiğinde infak ile münafıkın birlikte kullanılmaya başlanması bu açıdan manidardır.</p>
<p>Sözlükte NFQ kökü mastar olarak “tükenmek, bitmek, kalmamak” demektir. Harcamak, sarf etmek, tüketmek (infâq), çok harcayan, çok tüketen (minfâq), tünel (enfâq), masraf, harcama, gider (nafaqa), Arap tavşanı (jerboa) veya tarlafaresinin yuvasına girip çıkması (münâfega), iki yüzlülük, bir öyle bir böyle görünen (münâfıq) kelimeleri bu köktendir…</p>
<p>Medine döneminin ilk yıllarında nazil olan Ankebut suresi, Kuran’da “münafık” teriminin iniş sırasına göre ilk geçtiği yerdir (10-11 ayet). Kuran bu terimle ele aldığı karakteri Arapların “jerboa” dedikleri tavşana veya tarlafaresine benzetiyor. Bu tarlafaresi kendine iki yuva yapar, birinde tehlikeli bir durum olursa hemen diğerine geçerdi. İşte tarlafaresinin bu davranışını iman konusunda da kimi insanlar yapınca onlara münafık dendi. Bunların da biri içte biri dışta iki yuvaları bulunur. Bakarlar durum hangisinde iyi ise ona girerler. İman yuvası tehlikeye maruz kalır, sıkıntılı olmaya başlarsa hemen orayı terk ederek küfür yuvasına geçiverirler. Duruma göre işlerine hangisi geliyorsa ona giriverirler. Sabit bir yuvada sebat göstermezler. Daima yedekte yuvaları bulunur…</p>
<p>Keza “tükenmek” anlamına gelen infâq ile nifâq aynı kökten olduğu için, biri iki diğeri tek yuvası olanların karakterini betimler. İki yuvası olanlar içten tükenmiş, bitmiş, kof veya zayıf inançlı oldukları için sıkıntıyla karşılaşınca hemen yuvayı terk ederler. Onların bu davranışına nifâq denir. Tek yuvası olanlar ise içten güçlü, kavi, sağlam inanca sahip oldukları için yuva değiştirmezler. Bulundukları yuvalarında sebat eder, güçlüklere göğüs gererler. Böylece güçlü imanları onların direnmelerini, yuvayı terk etmemelerini sağlar. İçten içe tükenmiş olmadıkları için buna gerek duymazlar. Bilakis ellerindekini başkası için harcayarak tüketirler. Buna da infaq denir. Bu harcama aslında maddî veya manevî olarak tükenmiş olanları güçlendireceği için görünüşte malın tükenmesi (infâq ) gibi görünen, gerçekte ise tükenmişliğin (nifâq) ortadan kaldırılmasına dönüşür…</p>
<p>***</p>
<p>Yoğun tezkiye/arınma ve infak çağrılarından sonra artık sahabeler sormaya başlar: “Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: İhtiyaç fazlasını…” (Bakara; 2/219).</p>
<p>Burada da karşımıza “afv” kavramı çıkar. “Fazlalığın silinmesi, ortadan kaybolması, kalmaması, zail olması, bağışlanması” demek olan afv, affetmek ile aynı köktendir. Artık iyice Türkçeleşmiş olan affetmek, muaf tutmak, muafiyet, afiyet, affedersiniz vb. kelimeler bu köktendir. Mesela affetmek; fazlalığı (günahı, hatayı) almak, silmek, afiyet olsun; fazlalığın (hastalığın) ortadan kalksın, muafiyet; fazlalığı (sorumluluğu) ortadan kaldırmak demektir.</p>
<p>Bu durumda “De ki; fazlalığı infak etsinler” demek, kişinin geçimini kolayca sağlayabileceği temel ihtiyaçlarından fazla olanı versinler demektir. Çünkü afv fazlalığı almak ve böylece işi kolaylaştırmak anlamına geldiği için, kolay kılmak, kolaylaştırmak, hafifletmek anlamında da kullanılmıştır (Razi). Bu ise bugün adına “asgari geçim standardı” dediğimiz şeydir.</p>
<p>Demek ki ayette neyi infak edeceğiz diye sorulunca “Zorunlu temel ihtiyaç maddeleri dışında kalanı, asgari geçim sınırını aşan fazlalığı…” denmiş oluyor. Yoksa bugün anlaşıldığı şekliyle “ıskarta”, “işe yaramayan”, “seri sonu” veya “defolu” malı değil…</p>
<p>Asgari Geçim Sınırı’nın (AGS) ne olduğu, Medine’de ve sahabeler döneminde “ihtiyaç fazlası”ndan ne anlaşıldığı ve günümüzde (içinde yaşadığımız toplumda, bizim Medine’mizde) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri baz alınarak nasıl belirleneceğini iyi bilmek ve araştırmak gerekmektedir.</p>
<p>Yaptığım araştırma ve karşılaştırmaya göre 2008 AĞUSTOS ayında 4 kişilik bir ailenin asgari şartlarda geçinebilmesi için harcaması gereken tutar 2.238,52 YTL olarak belirlenmiş. Asgari Geçim Haddi (Yoksulluk Sınırı) gıda, giyim, sağlık, barınma ve eğitim başta olmak üzere, vazgeçilmesi mümkün olmayan 14 zorunlu harcama kalemi esas alınarak tespit edilmiş.</p>
<p>Hz. Ömer ve Hz. Ali’nin görüşüne göre, ihtiyaç fazlası (afv) ortalama asgari ihtiyaç olan yıllık 4 bin dirhemdir. Hesapladığımızda bugün için aşağı yukarı yıllık 55-60 bin YTL oluyor. Biz yıllık değil aylık hesapladığımıza göre bunu aya bölünce aylık 5 bin YTL civarında oluyor. Bunu yukarıdaki asgari geçim sınırı ile kıyasladığımızda demek ki aylık 5 bin YTL’den yukarısı fazlalık oluyor. Bu, normal şartlara, yaşadığınız ülkeye ve kendi halkınızın genel durumuna göredir. Ortalamalar esas alındığında üç aşağı beş yukarı durum budur. Burada amacımın başınıza hesap uzmanı ve ekonomist kesilip kılı kırk yaran hesaplar yapmak değil; Kur’an’da verilmek istenen eşya, mal ve mülke dair bakış açısını günümüze taşıyarak gözler önüne sermek olduğunu lütfen unutmayalım.</p>
<p>Şu halde günümüz şartlarında bir Müslümanın, kendi halkı aylık 2.238,52 YTL sınırına bile ulaşamadan yaşarken, komşusu bunu bile bulamadan sabahlarken ve bu milyonları bulmuşken aylık 5 bin YTL’den fazlasını üzerinde tutması, biriktirmesi fıkıh literatürüyle konuşmayı sevmem ama burada konuşacağım haramdır, vebaldir, yüktür, ateştir!</p>
<p>Eğer Mü’min imanına, içinde şerefimiz olduğu söylenen Kur’an’a inanıyorsak bu böyle olmalı değil midir? Aksi halde “Dışı Müslüman içi kapitalist de yaşarım, yıllık zekatımdan “donmuş” kırkta biri veririm, gördüğüm dilenciye de sadakamı atarım” diyorsanız, Peygamberimizin Abdurahman bin Avf’e dediği gibi “Cennete emekleyerek zor girersiniz…” Bakın bakalım Abdurrahman bin Avf bu sözü duyunca ne yapmış…</p>
<p>Anlı şanlı hocalar “kâr payı” adı altında ihlaslı bankacılık oyunlarına fetva vereceklerine bunlar üzerine kafa yormalıdır. Asgari ücret, asgari geçim haddi, yoksulluk sınırı, gayri safi milli hasıla üzerinden gitmeli, dinamik içtihatlar yapmalıdır. Kırkta bir, onda bir, öşür gibi tarım döneminden kalma oranlarda donup kalmış fıkhı bırakmalı, Akif’in tabiri ile 700 yıllık eserlerle avarelik etmeyi terk etmeli, “yaşayan fıkıh” üretmelidir. Örneğin KDV’ye benzer, anlık, üzerinden yıl geçme şartı olmayan, doğrudan alım satıma dayalı “yaşayan zekat” türleri üzerinde çalışmalıdır. Artık çalışma hayatı, geçim vasıtaları, alım satım ve üretim araçları değişmiştir. Başka bir dünyada yaşıyoruz. Eski fıkıh kitapları bu dünyayı hiç görmemiştir ve bilemezler. Bu nedenle de oranlar değişebilir.</p>
<p>Bunun için “yaşayan müçtehidlere” ihtiyaç vardır. Zaten bana göre ölmüş müçtehid taklit edilemez. Yaşayan müçtehide de taklit için değil; ihtiyaca cevap için soru sorulur. Ve bu soru her defasında bir başkasına yöneltilebilir. Ölmüşün içtihadı bizim için artık sadece bir zenginliktir. Çünkü içtihadı yaşayan yapar. Kur’an der ki “Hiç ölmüşle yaşayan bir olur mu?” (Fâtır; 35/22). Keza yaşayan müçtehid eski görüşlerden yararlanabilir, yararlanmayabilir de. Eski içtihatlar ancak yaşayanın zihninden geçerek yeniden hayata dönebilirler. Sadece müçtehitler yetmez; ekonomist, hukukçu, sosyolog, tarihçi vs. hepsi el ele vermelidir. Gerçi “devlet düzeyinde” yaşanmadan bunları konuşmak biraz boşlukta kalıyor ama yine de işin önemini göstermesi bakımından faydalı olabilir…</p>
<p>Her şeyden önce de mal mülk meselelerine makalenin birinci bölümünde özetini verdiğim Mekke dönemi ayetlerinin ruhunu ve bilincini kuşanarak başlamalıyız. Zira işin kökü orada…</p>
<p>Demek ki nüzul seyrinde vererek arınma (tezkiye) ve maldan mülkten verme (infak) çağrılarından sonra, işin, önce asgari geçim standardının (afv) belirlenip, sonra da bizzat vergi (sadaka) olarak tahakkukuna geldiğini görüyoruz.</p>
<p>***</p>
<p>Burada da karşımıza bugün adına “vergi” dediğimiz “sadaka” kavramı çıkıyor. Sanıldığının aksine ne Türkçe’de kullandığımız “zekat” ne de “sadaka” kavramı Kur’an’da kullanılana pek benzemez. Bugün zekat ve sadaka kavramları anlam kaymasına uğramış ve donmuş vaziyettedir.</p>
<p>Malum, zekat denince kırkta bir, sadaka denince de dilenciler akla gelir. Zekatın sadece zenginlere farz olduğu söylenir. Halbuki Kur’an “zor zamanda ekmeğini aşını bölüşmekten” (Beled;90/14) ve “darlıkta ve bollukta infak etmekten” (Al-i İmran; 3/134). bahsediyor. Kur’an’ın zekat, infak, afv, sadaka kavramlarıyla neyi anlatmaya çalıştığını çok iyi kavramalıyız. Bu kavramlar, yoksul için günü kurtarma, zengin için de ucundan vererek meşrulaştırma aracı değildir. Bu açıdan bakarsak sanıldığının aksine bu ayetlerin hiç birisi nesh olmamıştır. Kur’an’da nesh diye bir şey yoktur.</p>
<p>Dikkat ediniz! “Onda yoksa bendeki ateştir” diyerek komşusu açken yatağında uyuyamayan, kabuslar geçirerek sabahı bir türlü edemeyen, bambaşka bir “insan türü”nden bahsediyoruz.</p>
<p>Bu açıdan kırkta bir, onda bir gibi ölçülerin yıllık ekim ve hasat zamanı gözetilerek belirlenmiş, ağırlıklı olarak tarım toplumunu esas alan oranlar olduğunu ve tarihsel olduklarını bilmek lazımdır. Evrensel olan malı ve mülkü birkaç zengin arasında dolanıp duran bir “devlet” (güç, iktidar, otorite, tahakküm, sınıf) aracı olmaktan çıkarmak ve genele yaymaktır (Haşr; 59/7). Bunun için de arınmak, vermek, “kenz”i (biriktirme, yığma) ateş bilmektir. Aksi halde zekat, infak, sadaka vs. zenginler ve yoksullar arasında oynanan terapik (günü kurtarmaya, rahatlamaya yönelik) bir oyunun adı olmaktan öteye geçemez.</p>
<p>Pek tabi ki bu bir sistem meselesidir.</p>
<p>Böylesi bir sistem zihnimizde olsa bile 14 asır öncesi kurulduğu şekliyle donmuş vaziyette. Bunun için zekat ayrı vergi ayrıdır. Devlet 22 çeşit vergi alır, Müslüman zihin bundan ayrı zekat hesaplar. Toplumsal sistemin mihveri olan vergili yaşam almış başını gitmiş, zekat fıkhı ise 14 asır öncesinin kırkta birinde donmuş kalmıştır. O eski zekat muktesebât, bugün sararmış sayfalarda keneler tarafından yenmeyi beklemektedir.</p>
<p>Halbuki bunların o sararmış sayfalardan çıkarılıp hayatın içine taşınması gerekir. Seyyid Kutup’un tabiri ile bize artık “varakatu’l-fıkıh” yani sayfalarda kalmış, eski kitaplarda gömülü fıkıh değil; “hareketu’l-fıkıh” yani yaşayan, canlı, dinamik, hayatın içinde, hareket halinde olan fıkıh lazımdır.</p>
<p>Hareket halinde olma ise, gerçek anlamda devlet ve onun temel hukuk (maliye, vergi) düzeninde gerçekleşir. Gerçek bir Adalet Devleti’nde bunlar Medine’de Peygamberimizin yaptığı gibi devlet düzeyinde yaşanır ve yaşatılır.</p>
<p>Eski müçtehitlere bakın, içtihatlarının çoğu, bir zamanların devlet ve toplum hayatını şekillendiren temel hukuk mevzuatlarıdır. Sadece Abbasi hukuk düzeninde Ebu Hanife talebesi 800 kadı görev yapmıştır. O içtihatların ve görüşlerin hiçbiri boşlukta oluşmamıştır. Yaşanmış, canlı ve dinamik bir devlet ve toplum hayatının ürünüdür onlar. Fakat asırlar geçtikçe tarihin gerisinde kaldılar ve giderek hayattan çekilerek sararmış sayfalarda mollanın ezber yapıp durduğu “varakatu’l-fıkıha” dönüştüler. Halbuki “hareketu’l-fıkıh” sararmış sayfalarda değil; yaşayan toplum ve devlet hayatında olandır. Böyle bir devlet var mı şu an derseniz, kurumsal anlamda devlet evet var ama düzen bozuk. Düzenin değişmesi için ise eskinin külüne değil; ateşine talip olarak işe başlamalıyız. Bu ayrı bir konu yeri şimdi burası değil…</p>
<p>***</p>
<p>İşte “sadaka”, şimdiki anlamın tam tersi bu “devlet düzeyini” ifade ediyor. Sadaka kavramının Kur’an’da geçtiği 13 yere baktığımızda hepsinin de Medine’de inen ayetler olduğunu görürüz. Bunların çoğu Bakara ve Tövbe surelerindedir.</p>
<p>Bu şu demek oluyor: Artık Medine’de devlet kurulmuş, tekziye, infak ve afv doğrultusunda sürekli vererek arınma (tezkiye) ve maldan verme (infak) çağrıları yapılmış, üstelik verme standardı (afv) da belirlenmiş iş bizzat vermeye, vergilendirmeye gelmiştir. Bunun için sadaka ayetlerinin “otorite katından” konuştuğunu görürüz: “Mallarından sadaka al. Böylece bu kendilerini hem temizlesin, hem de arındırırsın.” (Tövbe; 9/103) “Sadakalar ancak yoksullar, düşkünler, toplayıcılar, kalpleri ısındırılmak istenenler, köleler, borçlular, Allah yolundakiler ve yolu kesilmişler içindir. Allah böyle farz kıldı. Allah bilendir, bilgedir.” (Tövbe; 9/60).</p>
<p>Böylece alınan vergilerin (sadakaların) kamu otoritesince nerelere harcanacağı da beyan edilmiş oluyor. Peki bunlar devlet olmadan olmaz mı? Olur neden olmasın. Arınmanın, paylaşmanın, bölüşmenin, vermenin yeri, zamanı, mekanı olmaz, değil mi? Burada devlete adalet, güvenlik, dirlik ve düzen için gerek vardır. Aksi halde mallar kim vurduya gidebilir. Karşılıklı güven ve sadakat tesis edildikten sonra infak her ortamda tabîki yerini bulur…</p>
<p>***</p>
<p>Mekke’den Medine’ye doğru gelişen süreçte, kanımca Kur’an’ın eşya, mal ve mülk konusunda izlemiş olduğu seyir genel hatlarıyla buydu. Zaten burada niyetim bir model önermekten ziyade bu seyri ortaya koymaktı. Sanırım bu az çok anlaşılmış oldu. Buradan nasıl bir model çıkabileceği ise yine ayrı bir konudur.</p>
<p>Demek ki Kur’an işe mal mülk sahiplerini, biriktirenleri, yığanları eleştirerek başlıyor. Biriktirmeyen, dağıtan, paylaşan ve bölüşen bir toplum istiyor. Bunu “arınma, temizlenme” olarak görüyor.</p>
<p>Bugünkü tabirlerle söylersek Kur’an’ın istediği aslında “orta sınıflaşmış” bir toplum… Böyle bir toplum ekonomi-politik olarak sağlam durur. Krizlere dayanıklıdır. Boyuna kin ve nefret üreten sınıf çelişkilerinden ve derin uçurumlardan arınmıştır. Sermaye biriktirerek dev yatırımlara dönüştürme meselesi eşit hakka sahip emek-sermaye ortaklıkları ile sağlanır. Yani bir adam tek başına bütün köyün ağası veya bütün fabrikanın ebediyen patronu olamaz, olmamalıdır. Emeğin değeri sermayeye eşit olmalıdır. Kâr büsbütün tek bir kişiye akmamalı, hakça bölüşülmelidir. “Adalet Devleti” bunu denetlemeli ve koordine etmelidir. Burada asıl olan özel veya devlet mülkiyeti değil; toplumsal mülkiyettir…</p>
<p>Anlaşılmış olmalı ki şahıs veya devlet kapitalizmi öngörmeyen, çalışanların süreç içinde çalıştıkları yerin ortağı olacağı, malın mülkün zenginler arasında dolanıp duran bir devlet olmaktan çıkacağı bir düzenden bahsediyoruz. Yani olacaksa hepimizde olacak, olana kadar da paylaşılacak, bölüşülecek. Öyle tek başına yığmak, biriktirmek yok. Elinde bir tane ekmeğin olsa, olmayana yarısını bölüp vereceksin. Darlıkta ve bollukta infak bu değilse nedir? Olaya buradan bakamayan Yeşaya’nın tabiri ile “Rabbden zevk alamaz”… Müslümanlığa önce buradan giriş yapacağız. Bütün her şey bundan sonra ve bu “direğin” etrafında kurulacak. Peygamberimizin Medine’ye geldiğinde ilk diktiği direk buydu. Medine’yi bu direğin etrafında kurdu. Yani genel seferberlik ilan eder gibi kardeşlik ilan ettiği, yüzlerce aileyi birbirine kardeş yaparak yeni toplumsal yapıyı bu sosyoloji üzerine kuruduğu o efsane (imkansız/ hayal gibi görüneni bilfiil yaparak gösterme) yıllardan bahsediyorum. (bkz. “Kardeşlik devrimi” başlıklı makale).</p>
<p>Bakanız, Kapitalizm şöyle der: “Hepsi bende olsun…” Komünizm de şöyle: “Hepsi devlette olsun…” Bu bakış da ise bu şöyle olur: “Başkasında yoksa bende de olmasın, olacaksa hepimizde olsun…” Buna Peygamberlerde görülen “fakr” makamı denir ki en büyük insani erdemdir. Sistemi bu felsefe üzerine kurmak lazımdır.</p>
<p>Komunizm sırf ekonomi-politik mekanizma olarak işlediği ve bu alana hapsolup kaldığı için kapitalizme alternatif olamadı. Oysa bu alanın dışına çıkmak ve mal mülk konusunda metafizik gerilim ve ontolojik bilinç yaratmak lazımdır. Bunu sağlayacak olan da dindir. Fakat bu dinin de, içinde ekonomi-politik olmayan yani tarih, hayat, tabiat ve insan emeği bulunmayan tapınak dinleri olmaması gerekir…</p>
<p>Kanımca bu konular üzerinde kafa yorulmalı, esasa ilişkin tartışmalar yapılmalıdır…</p>
<p>***</p>
<p>Sonuç olarak Kur’an, Müslümanın paylaşmasını, bölüşmesini istiyor. “Mülk Allah’ın” (herkesin), zimmetinize yığma (tekâsür) yarışına girmeyin, kasıntıyı bırakın, verin” diyor. “Kul hakkı ile karşıma gelmediğiniz gibi, yığınla malı istif etmiş olarak da karşıma gelmeyin. Zaten bir parça kefenle gelme dışında şansınız da yok. Hele de din ve devlet (kamu) üzerinden yığanların vay haline! O halde o fazlalıklardan kurtulun, hafiflemiş olarak gelin” diyor.</p>
<p>Çünkü fazlalık (afv) ötekinden sana haksız yere geçen şeydir. Oysa insan için çalıştığından (sa’y; emek, alınteri) başkası yoktur (Necm; 53/39). Bu geçen şeyi iade etmedikçe arınmış olamazsınız. Nefis tezkiyesi (kişiliğin pislikten arındırılması) bu demektir. Başkasından sana haksızlıkla geçen şey pislik oluyor. Yoksa pislik “dünyaya bulaşmak” demek değildir. İşte o pislikten, başkasından sana geçmiş olanı dünyada vererek kurtulacaksın; dünyadan el etek çekerek değil… “Nefis tezkiyesi” kavramındaki “tezkiye” ile “zekat”ın neden aynı kökten olduğu anlaşılıyor olmalı…</p>
<p>İşte bunun için olmalı ki ilk sahabeler hidayete erince ilk olarak üzerindeki mal ve mülkten kurtulmak istemişler. Böylece nefislerini “tezkiye” etmişler. İlk hidayet coşkusunu burada bulmuşlar. Demek ki “Müslüman olunca ilk malını dağıttı…” sahneleri her şeyden önce arınma duygusunun, eşyaya yeni bakışın, derin bir bilincin, vicdani uyanışın ve bakış açısı değişiminin sonucu…</p>
<p>Yine bunun için olmalı ki bizim unuttuğumuz, Emevilerden beri nesh (!) olduğunu iddia edip durduğumuz “Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: İhtiyaç fazlasını…” (Bakara; 2/219) ayeti sahabeleri derinden sarsmış, ömürleri boyunca kulaklarında çınlayıp durmuş…</p>
<p>Önce bu sarsıntıyı ve çınlamayı yakalamalıyız.</p>
<p>Sonraki kimi sahabelerin tekrar eski anlayışa dönüp biriktirme yarışına girmelerini ise ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Benim bu konudaki öncülerim en başta tabi Peygamberimiz olmak üzere Ebubekir, Ömer, Ali, Ebuzer, Ammar gibi ilk çekirdek sahabelerdir. Örneğin Ebubekir ve Ömer’in İslam’a girdiklerinde zengin tüccarlar olmasına rağmen öldüklerinde hiçbir şeyleri kalmamıştı.Yani din ve devlet (kamu) üzerinden hiçbir şey biriktirmemiş, yığmamış; “tekâsür” yarışına girmemişlerdi. Keza başta Peygamberimiz ve damadı Ali olmak üzere diğerleri de “ceketi ile gelip ceketi ile giderek” tüm kamu (din ve devlet) davası güdenler için çağlar boyu yankılanacak ölümsüz mesajlar vermişlerdi.</p>
<p>Hepsine selam olsun!</p>
<p>Allah onların yolundan ayırmasın…</p>
<p>Kaynak: ihsaneliacik.wordpress.com
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2008/05/04/resmi-islamlik-degerlerin-derece-duzeni-ii/" rel="bookmark" class="crp_title">Resmî İslamlık / Değerlerin derece düzeni (II)</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2008/08/21/kul-hakkiyla-karsima-gelme/" rel="bookmark" class="crp_title">Kul Hakkıyla Karşıma Gelme !</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2008/11/29/bu-cennet-bu-cehennem-bizim/" rel="bookmark" class="crp_title">Bu Cennet Bu Cehennem Bizim !</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2008/05/02/degerlerin-derece-duzeni-i-kurban-edilen-kurban/" rel="bookmark" class="crp_title">Değerlerin derece düzeni (I) / Kurban edilen kurban</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/11/13/sinirlar-ve-ulkeler/" rel="bookmark" class="crp_title">Sınırlar ve ülkeler</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2009/10/25/sana-neyi-infak-edeceklerini-sorarlar-recep-ihsan-eliacik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FACEBOOK SAYFASI: HANİF TV</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-hanif-tv/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-hanif-tv/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Sep 2009 22:11:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Kevni Ayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[E - Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis ve Sünnet Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran - Görsel Dosyalar]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran - Ses Dosyaları]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'ın Anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarikat - Evliya]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Videolar]]></category>
		<category><![CDATA[Uyarıcı Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Video Galeri]]></category>
		<category><![CDATA[Zikir - Övgü]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-hanif-tv/</guid>
		<description><![CDATA[ 
HANİF TV

Related Posts:

FACEBOOK SAYFASI: EL-MUSAVVİR
FACEBOOK SAYFASI: KURAN ÖĞRENİYORUM
Hanif Müslümanlık , Hanif İslam inancı nedir ?
Facebook Sayfası: ANTALYA TV
FACEBOOK SAYFASI: BAŞBUĞ TV  www.basbugtv.org
Powered by Contextual Related Posts


]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <a href="http://www.facebook.com/haniftv" target="_blank"><img src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/facebook-hanif-tv_1251928618431.png" align="top" width="480" height="315" /></a></p>
<p><a href="http://www.aliaksoy.net/hanif-tv/" class="broken_link"  target="_blank">HANİF TV</a>
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-el-musavvir/" rel="bookmark" class="crp_title">FACEBOOK SAYFASI: EL-MUSAVVİR</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-kuran-ogreniyorum/" rel="bookmark" class="crp_title">FACEBOOK SAYFASI: KURAN ÖĞRENİYORUM</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/07/31/hanif-muslumanlik-hanif-islam-inanci-nedir/" rel="bookmark" class="crp_title">Hanif Müslümanlık , Hanif İslam inancı nedir ?</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2008/10/26/facebook-sayfasi-antalya-tv/" rel="bookmark" class="crp_title">Facebook Sayfası: ANTALYA TV</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-basbug-tv/" rel="bookmark" class="crp_title">FACEBOOK SAYFASI: BAŞBUĞ TV  www.basbugtv.org</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-hanif-tv/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FACEBOOK SAYFASI: EL-MUSAVVİR</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-el-musavvir/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-el-musavvir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Sep 2009 22:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allah'ın Kevni Ayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Foto Galeri]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran - Görsel Dosyalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-el-musavvir/</guid>
		<description><![CDATA[
FOTOĞRAF PAYLAŞIM SAYFASI

Related Posts:

FACEBOOK SAYFASI: KURAN ÖĞRENİYORUM
FACEBOOK SAYFASI: ANTALYA GÜNLÜĞÜ www.antalyagunlugu.com
Facebook Sayfası: ANTALYA TV
FACEBOOK SAYFASI: HANİF TV
Alp Paşa Hotel
Powered by Contextual Related Posts


]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.facebook.com/pages/EL-MUSAVVIR/160576625766" target="_blank"><img src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/facebook-el-musavvir_1251928227856.png" align="top" width="480" height="315" /></a></p>
<p>FOTOĞRAF PAYLAŞIM SAYFASI
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-kuran-ogreniyorum/" rel="bookmark" class="crp_title">FACEBOOK SAYFASI: KURAN ÖĞRENİYORUM</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2009/10/08/facebook-sayfasi-antalya-gunlugu-www-antalyagunlugu-com/" rel="bookmark" class="crp_title">FACEBOOK SAYFASI: ANTALYA GÜNLÜĞÜ www.antalyagunlugu.com</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2008/10/26/facebook-sayfasi-antalya-tv/" rel="bookmark" class="crp_title">Facebook Sayfası: ANTALYA TV</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-hanif-tv/" rel="bookmark" class="crp_title">FACEBOOK SAYFASI: HANİF TV</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2009/08/26/alp-pasa-hotel/" rel="bookmark" class="crp_title">Alp Paşa Hotel</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-el-musavvir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FACEBOOK SAYFASI: KURAN ÖĞRENİYORUM</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-kuran-ogreniyorum/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-kuran-ogreniyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Sep 2009 21:53:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dua]]></category>
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[E - Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis ve Sünnet Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran - Görsel Dosyalar]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarikat - Evliya]]></category>
		<category><![CDATA[Uyarıcı Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Zikir - Övgü]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-kuran-ogreniyorum/</guid>
		<description><![CDATA[ 

Related Posts:

FACEBOOK SAYFASI: EL-MUSAVVİR
Facebook Sayfası: ANTALYA TV
FACEBOOK SAYFASI: HANİF TV
FACEBOOK SAYFASI: ANTALYA GÜNLÜĞÜ www.antalyagunlugu.com
FACEBOOK SAYFASI: BAŞBUĞ TV  www.basbugtv.org
Powered by Contextual Related Posts


]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <a href="http://www.facebook.com/kuranogreniyorum" target="_blank"><img src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/facebook-kuran-ogreniyorum_1251920778679.png" align="top" width="480" height="315" /></a>
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-el-musavvir/" rel="bookmark" class="crp_title">FACEBOOK SAYFASI: EL-MUSAVVİR</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2008/10/26/facebook-sayfasi-antalya-tv/" rel="bookmark" class="crp_title">Facebook Sayfası: ANTALYA TV</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-hanif-tv/" rel="bookmark" class="crp_title">FACEBOOK SAYFASI: HANİF TV</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2009/10/08/facebook-sayfasi-antalya-gunlugu-www-antalyagunlugu-com/" rel="bookmark" class="crp_title">FACEBOOK SAYFASI: ANTALYA GÜNLÜĞÜ www.antalyagunlugu.com</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-basbug-tv/" rel="bookmark" class="crp_title">FACEBOOK SAYFASI: BAŞBUĞ TV  www.basbugtv.org</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2009/09/03/facebook-sayfasi-kuran-ogreniyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;ŞÜPHESİZ GERÇEK&#8221; Grup ORHUN</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2009/08/01/suphesiz-gercek-grup-orhun/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2009/08/01/suphesiz-gercek-grup-orhun/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Aug 2009 19:49:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Besteler]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Videolar]]></category>
		<category><![CDATA[Tüm Şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[Videoklip]]></category>
		<category><![CDATA[mp3]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/2009/08/01/suphesiz-gercek-grup-orhun/</guid>
		<description><![CDATA[
ŞÜPHESİZ GERÇEK -ilahi-
Akleden insanlara indirdi delilleri
Açık-seçik anlattı fethetti gönülleri
Mübarek kıldı vahyi anlar isen mübarek
İşte Rabbin sözleri, işte şüphesiz gerçek…
Gönlüme güneş doğsa, gözlerim selle dolsa
Şu fani geçen ömrüm, yoluna köle olsa
Sen Kur’ansın Furkan sen, gerçeği buyuransın
Hakk’a batıl karışmış kıblemi ayıransın
Batıllar yanaşamaz sözlerin güzeline
Bir Hüda ki iletir izlerin güzeline..
Gönlüme güneş doğsa, gözlerim selle dolsa
Şu fani geçen ömrüm, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script src="http://static.livestream.com/scripts/playerv2.js?channel=basbugtv&#038;layout=playerEmbedDefault&#038;backgroundColor=0xffffff&#038;backgroundAlpha=1&#038;backgroundGradientStrength=0&#038;chromeColor=0x000000&#038;headerBarGlossEnabled=true&#038;controlBarGlossEnabled=true&#038;chatInputGlossEnabled=true&#038;uiWhite=true&#038;uiAlpha=0.5&#038;uiSelectedAlpha=1&#038;dropShadowEnabled=true&#038;dropShadowHorizontalDistance=10&#038;dropShadowVerticalDistance=10&#038;paddingLeft=10&#038;paddingRight=10&#038;paddingTop=10&#038;paddingBottom=10&#038;cornerRadius=10&#038;backToDirectoryURL=null&#038;bannerURL=null&#038;bannerText=null&#038;bannerWidth=320&#038;bannerHeight=50&#038;showViewers=true&#038;embedEnabled=true&#038;chatEnabled=true&#038;onDemandEnabled=true&#038;programGuideEnabled=false&#038;fullScreenEnabled=true&#038;reportAbuseEnabled=false&#038;gridEnabled=false&#038;initialIsOn=false&#038;initialIsMute=false&#038;initialVolume=10&#038;contentId=flv_4e141037-24d3-43ff-b064-35706e580e74&#038;initThumbUrl=http://mogulus-user-files.s3.amazonaws.com/chbasbugtv/2009/08/02/4e141037-24d3-43ff-b064-35706e580e74_150.jpg&#038;playeraspectwidth=4&#038;playeraspectheight=3&#038;mogulusLogoEnabled=true&#038;width=400&#038;height=400&#038;wmode=window" type="text/javascript"></script></p>
<p>ŞÜPHESİZ GERÇEK -ilahi-</p>
<p>Akleden insanlara indirdi delilleri<br />
Açık-seçik anlattı fethetti gönülleri<br />
Mübarek kıldı vahyi anlar isen mübarek<br />
İşte Rabbin sözleri, işte şüphesiz gerçek…</p>
<p>Gönlüme güneş doğsa, gözlerim selle dolsa<br />
Şu fani geçen ömrüm, yoluna köle olsa</p>
<p>Sen Kur’ansın Furkan sen, gerçeği buyuransın<br />
Hakk’a batıl karışmış kıblemi ayıransın<br />
Batıllar yanaşamaz sözlerin güzeline<br />
Bir Hüda ki iletir izlerin güzeline..</p>
<p>Gönlüme güneş doğsa, gözlerim selle dolsa<br />
Şu fani geçen ömrüm, yoluna köle olsa</p>
<p>Söz : Ali AKSOY &#8211; Barış EKEN<br />
Müzik : Barış EKEN
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2008/05/16/yetenek/" rel="bookmark" class="crp_title">Yetenek</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/09/22/mustafa-islamoglu-haramnehiy/" rel="bookmark" class="crp_title">Mustafa İslamoğlu (Haram &#8211; Nehiy)</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/10/28/bu-aklu-fikr-ile-hakan-aykut/" rel="bookmark" class="crp_title">Bu Aklu fikr ile &#8211; Hakan Aykut</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2008/04/10/kuran-mucizeleri-kemikler-ve-kaslar/" rel="bookmark" class="crp_title">Kuran mucizeleri: Kemikler ve kaslar</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/09/22/ibret-almak-icin-daha-ne-gerekir/" rel="bookmark" class="crp_title">İbret almak için daha ne gerekir ?</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2009/08/01/suphesiz-gercek-grup-orhun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://video.ak.facebook.com/video-ak-sf2p/v2685/22/78/124093526488_37990.mp4" length="7276287" type="video/mp4" />
		</item>
		<item>
		<title>PUTLAR MI ZARARLIDIR YOKSA PUTLARIN ZARAR VEREBİLECEĞİNE İNANMAK MI?</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2009/04/24/putlar-mi-zararlidir-yoksa-putlarin-zarar-verebilecegine-inanmak-mi/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2009/04/24/putlar-mi-zararlidir-yoksa-putlarin-zarar-verebilecegine-inanmak-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2009 13:08:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Tarikat - Evliya]]></category>
		<category><![CDATA[Uyarıcı Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/2009/04/24/putlar-mi-zararlidir-yoksa-putlarin-zarar-verebilecegine-inanmak-mi/</guid>
		<description><![CDATA[
Putlar mı kötüdür, taşlar mı diye soracak olsak ezberci çoğunluk “Putlar kötüdür” deyiverir.
Ezberci yapımızın bizi sürüklediği çıkmaz sokaklar da böylece önümüzde belirir. Çünkü, “Putlar kötüdür, zararlıdır” diyen, putları kırmak yahut onlardan uzaklaşmakla kötülük ve zarardan kaçındığını düşünür. Hatta o kişi, putları kırmak ve/veya onları engellemek suretiyle kendisinden başka insanlar için de hayırlı bir iş yaptığına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/put.jpg" align="top" width="300" height="200" /></p>
<p>Putlar mı kötüdür, taşlar mı diye soracak olsak ezberci çoğunluk “Putlar kötüdür” deyiverir.</p>
<p>Ezberci yapımızın bizi sürüklediği çıkmaz sokaklar da böylece önümüzde belirir. Çünkü, “Putlar kötüdür, zararlıdır” diyen, putları kırmak yahut onlardan uzaklaşmakla kötülük ve zarardan kaçındığını düşünür. Hatta o kişi, putları kırmak ve/veya onları engellemek suretiyle kendisinden başka insanlar için de hayırlı bir iş yaptığına inanır. Kötülüğün merkezi olan şey artık yoktur. İnsanlar da onun şerrinden kurtulmuştur.</p>
<p>Putları kırmasıyla meşhur bir Peygamberimiz var… Önce O’nun kıssasını okuyalım.</p>
<p>İbrahim’in kavmine seslenişi ve putlar hakkındaki sözleri:</p>
<p>Şuara Surasi</p>
<p>69.<br />
İbrahim’in haberini de oku onlara.</p>
<p>70.<br />
Hani babasına ve toplumuna şöyle demişti: “Siz neye ibadet ediyorsunuz?”<span id="more-1896"></span></p>
<p>71.<br />
Dediler: “Birtakım putlara tapıyoruz. Onların önünde toplanıp tapınmaya devam edeceğiz.”</p>
<p>72.<br />
Dedi: “Yalvarıp yakardığınızda sizi duyuyorlar mı?”</p>
<p>73.<br />
“Size yarar sağlıyor yahut ZARAR VERİYORLAR MI?”</p>
<p>74.<br />
Dediler: “HAYIR! Ancak atalarımızı böyle yapar halde bulduk.”</p>
<p>75.<br />
Dedi: “Gördünüz mü neye ibadet ediyormuşsunuz!”</p>
<p>76.<br />
“SİZ VE O ESKİ ATALARINIZ!”</p>
<p>77.<br />
“Şüphesiz ONLAR benim düşmanım. Ama âlemlerin Rabbi dostum.”</p>
<p>78.<br />
“O yarattı beni, O yol gösteriyor bana.”</p>
<p>79.<br />
“O’dur beni doyuran, suvaran.”</p>
<p>80.<br />
“Hastalandığımda O’dur bana şifa ulaştıran.”</p>
<p>81.<br />
“Beni öldürecek, sonra diriltecek O’dur.”</p>
<p>82.<br />
“Din gününde hatalarımı affetmesini umup durduğum da O’dur.”</p>
<p>Bu kıssada görüleceği üzere, İbrahim peygamber putların insanlara ne bir zarar ne de bir fayda veremeyeceğini beyan etmekte, kavmini bu suretle uyarmaktadır. Kavmini, her şeyi yoktan var eden ve her şeye güç yetiren Alemlerin Rabbi’ne çağırmaktadır.</p>
<p>Daha sonra İbrahim Peygamber, kavmine bu durumu daha iyi anlatabilmek için bir “eylem” yapar:</p>
<p>Enbiya Suresi</p>
<p>51.<br />
Yemin olsun, İbrahim’e daha önceden, doğruyu bulma gücünü vermiştik. Onu bilmekteydik biz.</p>
<p>52.<br />
Babasına ve toplumuna şöyle demişti: “Şu başına toplanıp durduğunuz heykeller de ne?”</p>
<p>53.<br />
Dediler: “Atalarımızı onlara kulluk/ibadet eder bulduk.”</p>
<p>54.<br />
Dedi: “Vallahi, siz de atalarınız da açık bir sapıklık içine düşmüşsünüz.”</p>
<p>55.<br />
Dediler: “Sen gerçeği mi getirdin yoksa oynayıp eğlenenlerden biri misin?”</p>
<p>56.<br />
Dedi: “Hiç de değil! Sizin Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yaratmıştır. Ben de bunlara tanıklık edenlerdenim.”</p>
<p>57.<br />
“Allah’a yemin ederim, sırtınızı dönüp gidişinizden sonra, putlarınıza bir oyun çevireceğim.”</p>
<p>58.<br />
Sonunda onları parça parça etti. Yalnız EN BÜYÜKLERİNİ BIRAKTI ki, dönüp ona başvurabilsinler.</p>
<p>59.<br />
Dediler: “Tanrılarımıza bunu yapan kesinlikle zalimlerdendir.”</p>
<p>60.<br />
Dediler: “Onları diline dolayan bir genç duymuştuk. Kendisine ‘İbrahim’ deniyor.”</p>
<p>61.<br />
Dediler: “Halkın gözleri önüne getirin onu ki, açıkça görebilsinler.”</p>
<p>62.<br />
Dediler: “Tanrılarımıza bunu sen mi yaptın, ey İbrahim?”</p>
<p>63.<br />
Dedi: “Hayır, ben değil. Şu büyükleri yapmıştır onu. Hadi, sorun onlara eğer konuşabiliyorlarsa!”</p>
<p>64.<br />
Bunun üzerine kendi benliklerine döndüler de şöyle dediler: “Siz, zalimlerin ta kendilerisiniz.”</p>
<p>65.<br />
Sonra, yine kendi kafalarına döndürüldüler: “Vallahi, sen de bilirsin ki, bunlar konuşamazlar.”</p>
<p>66.<br />
İbrahim dedi: “Siz, Allah’ın berisinden, size hiçbir şekilde yarar sağlamayan, ZARAR VEREMEYEN şeylere mi tapıyorsunuz?”</p>
<p>67.<br />
“Yazıklar olsun size ve Allah’ın berisinden taptıklarınıza! Siz hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”</p>
<p>İbrahim peygamberin puthanedeki putların en büyüğünü yıkmayıp olduğu gibi bırakması çok ilginçtir. Eğer, putların kendilerinde bir kötülük olacak olsaydı İbrahim Peygamberin bu putu bırakması caiz olmazdı.</p>
<p>Bir de Hz. Musa’nın Yahudilerce ortaya çıkarılan “Buzağı Putu”nu kırması vardır. Ne var ki, bu kıssayı anlatan ayetlerde de bu buzağı heykelinin ne bir zarar ne de bir fayda verici olmadığı özenle vurgulanır. (Bkz. 7/148, 20/89)</p>
<p>Görünen o ki, Hz. İbrahim’in put kırma eylemi, putların kötülüğünden yahut zararlı şeyler olmalarından değil, “putperest” kavmine yaptıklarının ne kadar saçma bir iş olduğunu, tapındıkları ve çekindikleri şeylerin ne bir fayda ne de bir zarar verme kudretine malik olmadığını, kendilerini bile koruma gücünden aciz bulunduklarını göstermek içindir.</p>
<p><strong>Çünkü şu bir gerçektir ki, “putperestliğe” sebep olan şey putlar değil, insanlardır.</p>
<p>İnsan; atalar, çoğunluk ve otorite tanrılarına teslim olduktan sonra, her manasız şeyi din edinebilir ve en olunmadık cürümleri hem de “din” adı altında icra edebilir.</p>
<p>İşte bu nedenledir ki, İslam putların, heykellerin düşmanı değil, “putperestliğin” düşmanıdır.</p>
<p>Ya değilse, insanların bir kısmı ateşe tapıyor diye ateşin, güneşe tapıyorlar diye güneşin düşmanı olunmaz.</strong></p>
<p>Bunların hepsini yaratan Allah’tır ve dinsel anlamda bunların hiç biri bir kimseye ne bir fayda verebilir ne de bir zarar.</p>
<p>Mesela, Süleyman peygamberin kendisi için <strong>heykeller</strong> yaptırdığını biliyor muydunuz ?</p>
<p>“Onlar Süleyman için, mihraplardan/kalelerden, <strong>heykellerden</strong>, havuzlar gibi çanaklardan, yerinden kaldırılamaz kazanlardan ne dilerse yaparlardı. Ey Davûd ailesi, şükür olarak iş yapın! Kullarım içinden şükredenler o kadar az ki!” (Sebe,13)</p>
<p>Ezberci, hurafeci kimselere sorarsanız Süleyman Peygamber heykel yaptırmakla cidden şaşırtıcı, acayip bir iş yapmıştır !</p>
<p>Kavrambaz, kimlikci yaklaşımımız nesnelere de sirayet etmiştir. Putları kötü bilip sanki onlar kendisine veya bir başkasına bir zarar verebilecekmiş gibi ondan kaçınanlar, <strong>“Atalar, Çoğunluk ve Otorite Putları / Tanrıları”</strong> önünde el pençe divan durmaktan, farkında olarak veya olmayarak onlar her ne derse ona itaat etmekten hiç kocunmazlar.</p>
<p>Allah’ın yarattığı bir nesneden kaçarken, öbür tarafta şirkin tam göbeğinde olduklarını görmezler !</p>
<p>İlginçtir ki, bunlar aynı yaklaşımı “Kuran” için de sergilerler…</p>
<p>Onlara göre Kuran, bir hidayet rehberidir. Böyle inanırlar. Doğrudur, Kuran elbette alemler için bir hidayettir. Ama hangi Kuran ?</p>
<p>Mushaflar içerisinde raflarda tozlanmaya terkedilmiş Kuran mı?</p>
<p>Mümkünse mezar ziyaretlerinde, <strong>“dirilerin uyarılması için indirildiği halde” (Bkz.Yasin,70)</strong> Allah ile dalga geçer gibi sadece ÖLÜLERE OKUNAN Kuran mı?</p>
<p>Öğüt alınması için kolaylaştırılmış (Bkz. Kamer,17) ve insanlar ayetleri hususunda iyiden iyiye düşünsünler diye indirildiği (Bkz. 47/24, 38/29) halde, bilmediğimiz bir dilde inadına anlamamak için okunan ve okutulan Kuran mı?</p>
<p>İçinde şifreler, tılsımlar, büyüler, gaibden haberler ve ve sanki o bir bilim kitabı imiş gibi bilimsel buluşlar aranan Kuran mı?</p>
<p>Dinde hiçbir yeri bulunmayan mevlüt ayinlerinde, ilahiler arasına bilmediğimiz bir dilde meze yapılan Kuran mı?</p>
<p>Hangi Kuran alemler için bir hidayet ve öğüttür ?</p>
<p>Nasıl ki, putlaştırılan nesneler insanlara ne bir fayda ne de bir zarar veremezse, putlaştırılan bir Kuran da insanlara bir hidayet kaynağı olmaz.</p>
<p><strong>Kuran, ancak kendisine iman ile iyiden iyiye düşünerek ayetlerine secde / itaat edildiğinde bir hidayet rehberi ve hakiki bir şifadır.</strong></p>
<p>Yahudiler lanetli bir ırktır diyenler de aynı hataya düşmüşlerdir. Yaratan nasıl olur da yarattığı bir ırkı lanetler ? Lanetlenen o ırk mıdır, yoksa onların yapmakta ısrarcı oldukları kınanmış eylemleri yapanlar mı ?</p>
<p>Buna inanan, bu gün ana ve babasından doğmuş bütün Yahudilerin lanetli olduğuna mı inanıyor ?</p>
<p>Böyle düşünen hemen sokaklara insin de, Yahudileşmiş / Yahudilerin din hususundaki eylemlerini şiar edinmiş kalabalıklara baksın.</p>
<p>Ve şunu bir daha sorsun !</p>
<p>Sahi biz neden böyleyiz ?</p>
<p>Ali Aksoy &#8211; 24.04.2009
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/07/02/21-enbiya-suresi/" rel="bookmark" class="crp_title">21 ENBİYA SURESİ</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/03/07/putlar-ve-taslar-bir-de-youtube/" rel="bookmark" class="crp_title">PUTLAR VE TAŞLAR &#8211;  BİR DE YOUTUBE</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/07/02/26-suara-suresi/" rel="bookmark" class="crp_title">26 ŞUARA SURESİ</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/07/02/51-zariyat-suresi/" rel="bookmark" class="crp_title">51 ZARİYAT SURESİ</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/07/02/43-zuhruf-suresi/" rel="bookmark" class="crp_title">43 ZUHRUF SURESİ</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2009/04/24/putlar-mi-zararlidir-yoksa-putlarin-zarar-verebilecegine-inanmak-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Modernist Mülahazalar &#8211; Recep İhsan Eliaçık</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2009/04/16/modernist-mulahazalar-recep-ihsan-eliacik/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2009/04/16/modernist-mulahazalar-recep-ihsan-eliacik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2009 19:38:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hadis ve Sünnet Meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Mezhepler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarikat - Evliya]]></category>
		<category><![CDATA[Uyarıcı Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/2009/04/16/modernist-mulahazalar-recep-ihsan-eliacik/</guid>
		<description><![CDATA[“Söylenenleri gözlüklerinin üzerinden süzerek dinledi… Gençlerin söyledikleri bittikten sonra önce sakalını eliyle sıvazladı… Alnının kırışmasından sinirlendiği anlaşılıyordu. Biraz da göbeğini ovduktan sonra gerinerek şöyle dedi: “Bunlar modernist mülahazalardır&#8230;” (İslam’ın Yenilikçileri, c.2, S. A. Han girişi)
Etrafınızda hoca, şehy, şıh, pir, molla, üstat, abi vs. olarak tanıdığınız bu anekdottaki gibi bir çok karakter (tipleme) görmüşsünüzdür. Yukarıdaki olayı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="2">“Söylenenleri gözlüklerinin üzerinden süzerek dinledi… Gençlerin söyledikleri bittikten sonra önce sakalını eliyle sıvazladı… Alnının kırışmasından sinirlendiği anlaşılıyordu. Biraz da göbeğini ovduktan sonra gerinerek şöyle dedi: <strong>“Bunlar modernist mülahazalardır&#8230;”</strong> (<em>İslam’ın Yenilikçileri</em>, c.2, S. A. Han girişi)</font></p>
<p><font size="2">Etrafınızda hoca, şehy, şıh, pir, molla, üstat, abi vs. olarak tanıdığınız bu anekdottaki gibi bir çok karakter (tipleme) görmüşsünüzdür. Yukarıdaki olayı yıllar önce bizzat yaşamıştım; oradakilerden birisi de bendim.</font></p>
<p><font size="2">Hazret, kafa konforunu bozan yeni bir fikirle karşılaştığında “Eskiden yoğ idi iş bu rivayet yeni çıktı” (Ziya Paşa) diyerek hemen yaftayı basar: <strong>“Bunlar bir takım modernist mülahazalardır…”</strong></font></p>
<p><font size="2">Yani “Bunlar modernizmin etkisinde kalmış, kökü dışarıda bir takım düşüncelerdir” demek istiyor hazret…</font></p>
<p><font size="2">Eskiler “bid’at” derlerdi, şimdikiler daha ucuzcu…</font><span id="more-1895"></span></p>
<p><font size="2">Yeni bir görüş, farklı bir <nobr><span id="linkzHighlighted_256" style="border-bottom: 3px double #ff0000; font-weight: bold; color: #ff0000; line-height: 1.7" target="blank"></span></nobr>bakış mı gördü, köstekli saatini çıkarır gibi çıkarır mührünü ve basar yaftayı: <strong>“Bunlar modernist mülahazalardır…”</strong></font></p>
<p><font size="2">Böylece muhatabın ipini çekmiş olur güya… Artık daha kimse onu dinlemeyecek, ne söylese boşuna olacaktır. Çünkü nasıl olsa aforozu yemiştir. Aforoz fetvasının altına köstekli mührünü basan yaftacımız papaz rahatlığı içindededir artık…</font></p>
<p><font size="2">Akif ne güzel tasvir etmiş;</font></p>
<p><font size="2">“<em>Yenilik namına vahiy gelse reddetmek</em></font></p>
<p><em><font size="2">Şöyle dursun o yenilik ki dışardan gelecek</font></em></p>
<p><em><font size="2">Kendi milliyetinin kendi muhitinde doğan</font></em></p>
<p><font size="2"><em>Yerli, hem haklı yeniliklere dahi düşman</em>”</font></p>
<p><strong><font size="2">***</font></strong></p>
<p><font size="2">Bunların köstekli mühründen Akif’in bahsettiği “kendi milliyetinin kendi muhitinde doğan, yerli ve hem haklı” fikirler dahi kurtulamaz. İsterse onlar daha modernizm doğmadan asırlar önce söylenmiş olsun… İnkara şartlanmış bir defa: <strong>“Modernist mülahazalar…”</strong></font></p>
<p><font size="2">Böyle yapmakla, güya bu türden fikirler <strong>“İslam’ın bünyesi dışında”</strong> gösterilmiş olacak<strong>,“kökü dışarıda”</strong> damgası yiyecek ve sokaktaki dindarın gözünden düşmüş olacak!</font></p>
<p><font size="2">Ya, sokaktaki adama birisi çıkıp, bu türden fikirlerin İslam bünyesi içinde tartışıldığını, İslam kültürünün bunlara hiç de yabancı olmadığını, yani <strong>“kökün içeride”</strong> olduğunu gösterirse ne olacak?</font></p>
<p><font size="2">Olacağı şu: <strong>“Onlar da modernist mülahazalardır…”</strong></font></p>
<p><font size="2">***</font></p>
<p><font size="2">Sadede gelelim…</font></p>
<p><font size="2">Bu yazıda, İslam düşünce tarihinin daha ilk yıllarında ortaya çıkmış bazı <strong>“aykırı fikirlerden”</strong> bir demet sunacağım. Daha önceki bir yazımda <strong>“evrimi teorisi”</strong> ile ilgili olarak bunu yapmıştım. Şimdi daha geriye gidiyoruz. Modernizmin esamesi bile yokken ortaya çıkmış, sahabeden, tabiînden , tebe-i tabiînden bir takım <strong>“modernist mülahazalar”</strong> okuyacaksınız. Hele bakın şu bizim lehçedeki “modernist mülahazalar” ne menem bir şeymiş…</font></p>
<p><font size="2">Gerçi modern bir düşünürden etkilenmek ve onun fikirlerini doğru bulmak <strong>“sözün namusu adına”</strong> ayıplanacak bir şey de değil. Çünkü hakikate dair bazı sözler vardır ki menşeinden bağımsızdır. Fakat şu an sorun o değil. Sorun, bir takım art niyetli, mesnetsiz yaftalamalar…</font></p>
<p><font size="2">Hemen hatırlatayım ki niyetim alıntıladığım fikirlerin doğruluğunu veya yanlışlığını ispatlamak değil. Benim öyle düşünüp düşünmediğim de değil. İçlerinde katılmadığım görüşler de var. Fakat İslam tarihinde daha ilk iki yüzyılda hiç de öyle yeknasak (tektipçi) bir fikir ortamı olmadığının, muazzam bir “mülahaza” (düşünce ve yorum) zenginliğinin olduğunun birkaç örnekle de olsa görülmesi gerekiyor.</font></p>
<p><font size="2">Buyurun…</font></p>
<p><font size="2">***</font></p>
<p><font size="2">* Kureyş’ten ilk Müslüman olanlardan, hem Habeşistan’a hem Medine’ye hicret etmiş, Bedir ve diğer savaşlara katılmış, Hz. Ömer’in kız kardeşi Safiyye’nin kocası, Hz. Ömer döneminde Bahreyn valiliği yapan <strong>Kudame</strong> <strong>b. Maz’un el-Cumahî</strong> adlı sahabe <strong>şarabın helal olduğunu</strong> savunuyordu… Şarap içtiği hanımı da dahil şahitlerle kanıtlanınca Hz. Ömer huzuruna çağırdı ve “Bunlar doğru mu?” diye sordu. “Doğru olsa bile bana had cezası uygulayamazsınız çünkü Allah zinayı haram kıldığı gibi kayıtsız şartsız şarabı haram kılmamıştır” dedi ve Maide suresinin 90. ve 93. <strong>ayetlerini</strong> bu görüş doğrultusunda yorumladı. Hz. Ömer, ayeti yanlış yorumladığını ancak karısı dahil şahitlerin beyanının ortada olduğuna bakarak kendisine had cezası uygulayacağını yani “zahire göre” hükmedeceğini söyledi ve had uyguladı. Fakat “Bedir ehli” bu sahabe görüşünden vazgeçmedi. Uzun süre Hz. Ömer ile küs yaşadı. Nihayet Hz. Ömer’in ısrarlı davetlerine dayanamayarak yanına gitti. Hz. Ömer gördüğü bir rüyayı anlatarak kendisini bağışlamasını istedi ve barıştılar. (es-Saidi; <em>el-Kadaya’l-Kübra fi’l-İslam</em> (İslam tarihinde en mühim hukuki kararlar; çev. Prof. Dr. Yusuf Kılıç).</font></p>
<p><font size="2">* Meşhur sahabe Ebu Zer-i Ğifari (öl. 32/653) Tevbe suresi 34-35 ayetlerine dayanarak bir günlük yiyecek dışında “mülkiyet” biriktirmenin asla caiz olmadığını savunuyordu. Müslümanlara, bir günlük yiyecek dışında kalan tüm mal ve mülklerini dağıtmaları çağrısında bulunmaktaydı. Ebu Zer’i sınamak isteyen Şam valisi Muaviye ise kendisine bin altın göndererek ertesi gün “suçüstü” yapmak istediyse de altınların çoktan dağıtıldığını görünce eli boş döndü. (a.g.e)… Ebu Zerci görüşün “şu bizim lehçedeki manası” Proudhonculuk olmasın! Hani şu modern dönemde “Mülkiyet hırsızlıktır” diyen ünlü Fransız anarşist/komünist Pierre-Joseph Proudhon (1809-1865)…</font></p>
<p><font size="2">* İbn Abbas’ın en meşhur talebelerinden <strong>Mücahid</strong> (öl; 104/721) “reyci” ve “Mu’tezilî” (şu bizim lehçede modernist!) olarak itham edilmiş ilk müfessirlerdendi. İbn Abbas’ın talebeleri arasında yer alan Mücahid, Kur’an’ı kendi şahsi görüşüne göre “fazlaca” yorumladığı, Ehl-i Kitap’a sorduğu, fazlaca dilci olduğu ve lügat açıklamalarında Arapça dışındaki dillere de tefsirinde yer verdiği vs. ile suçlanmıştır. Mücahid’in tefsir tarzında ilginç olan hususlardan birisi de ayette geçen ilgili yerleri gidip görme merakıdır. Mücahid’in Berhut kuyusunu görmek için Hadramevt’e, Harut ve Marut’u incelemek için de Babil’e gittiği bilinmektedir. Mucahid’in tefsir anlayışı kaynaklarda geçtiğine göre, Kur’an’ın kapalı kelimelerini lügat yardımıyla açıklamak, eski Arap şiirinden örnekler vermek, Arapça olmayan kelimelerin o dildeki köklerini bulmak, Ehl-i Kitapla diyalog içinde olmak, tevil ve reye sık sık başvurmak şeklindedir. Örneğin Mücahid, Kıyamet suresinin 23. Ayetinde geçen “<em>Rabbine bakar</em>” ayetine “<em>Rabbinden gelecek sevabı gözler</em>” anlamı vermiş, Allah’ı yaratılmış hiçbir kimsenin göremeyeceğini söylemiştir. Yine Bakara 65. ayetinde geçen “<em>Biz onlara maymunlar olun dedik</em>” ifadesinin fiziki olarak maymun yapma anlamına gelmediğini, bilakis kalplerinde olan bir değişiklik olduğunu ve ayette geçen İsrailoğulları’nın “maymun nefisli insanlar olarak kalmaları” anlamına geldiğini söylemektedir. Mucahid’den bol bol alıntılar yapan Taberi, tefsirinde bu tür “yeni” gördüğü yorumları derhal reddederek (şu bizim lehçede modernist mülahazalar sayarak!) dışlar. (İslam’ın Yenilikçileri; c.1, Mücahid böl.).</font></p>
<p><font size="2">* Bir diğer ilk müfessirlerden İkrime (öl; 107/725) İbn Abbas’ın kölesiydi. Aslı Mağribli bir Berberi aileye dayanmaktaydı. Kırk sene İbni Abbas’tan Kur’an ve sünnet tahsil ettiğini bizzat kendisi söylemektedir. Mücahid’in Mutezilî olma iddiası gibi (Mutezile henüz yokken Mutezilî olunuyor!) İkrime’nin de Haricilere meyyal olduğu ithamı vardır. Hatta İmam Malik ve Muslim, bu ön yargı ile ondan uzak durmuşlar, rivayetlerini makbul saymamışlardır. (şu bizim lehçede modernist mülahazalar içinde görülmüşler!) İkrime’nin tefsirinden birkaç örnek verirsek Bakara 19’da geçen Ra’d (gökgürültüsü) kelimesinin “bulutları kaplayan melek” anlamına geldiğini, Nisa 3. ayetinin (çokeşlilik ayeti) erkeklerin eşlerini artırmasını değil azaltmasını amaçladığını, çok eşliliğin emredilmediğini, bilakis yetimlerin mallarını alıp eşlerine harcayanların bundan men edildiğini ve bunun için de bire indirmenin istendiğini söylemiştir. (bkz. <em>Razi</em><em>;, Nisa 3. ayet tefsirinde</em>).</font></p>
<p><font size="2"><strong>* </strong><strong>Mabed</strong> <strong>el-Cuheni</strong> (öl.80/699) iman esasları arasında <strong>“kadere iman”</strong> diye bir şeyin olmadığını savunmaktaydı. Ebuzer-i Ğıfari’nin öğrencilerindendi. Emevilere karşı gelişen muhalif söylemin ilk destekçileri arasındaydı. Emeviler <em>Beytü’l</em><em>-Mal</em>’ın Allah’ın kendilerine bahşettiği bir nimet olduğunu, oradan diledikleri gibi harcama yetkilerinin bulunduğunu, bunun bir <strong>“kader”</strong> olduğunu, buna karşı çıkmanın ve eleştirmenin Allah’ın <strong>“yüce kaderine isyan”</strong> anlamına geleceğini söylüyorlardı. Mabed el-Cuheni ise buna karşı <strong>“Kader </strong><strong>yoktur</strong>, olaylar oldukça bilinir” diyordu. “Emevi saltanatının Müslümanların başına bela olmasının sorumlusunun yüce Allah olamayacağını, Allah’ın önceden böyle bir kader çizmiş olmadığını, herkesin yaptığının kendine ait olduğunu ve bunların hepsinin hesabının Allah tarafından ahirette tek tek sorulacağını” savunuyordu. Mabed <strong>el-Cuheni’ye</strong> fikirlerinden vazgeçmesi ve Emevilere biat etmesi için Haccac tarafından ağır işkenceler yapıldı. Ancak o bütün bu işkencelere rağmen düşüncelerinden (şu bizim lehçede modernist mülahazalarından!) vazgeçmedi ve işkence altında 80/699 yılında şehit edildi. (<em>İ. Yenilikçileri</em>; a.g.c.)</font></p>
<p><font size="2"><strong>Gaylan</strong> <strong>ed-Dımeşki</strong> <strong>(öl.120/737)</strong> insanın özgür <strong>irade</strong>sinin bulunduğunu, olayların önceden takdir edilmesi diye bir şeyin olmadığını, olayların oldukça bilindiğini, Allah geçmişte, şu anda ve gelecekte olduğu için, yarın ne olacağının bilinmesi gibi bir özelliğin ona nispet edilemeyeceğini, çünkü onun zamandan ve mekandan münezzeh olduğunu, kula fiili yapma (istitaat) gücü verildiğini, kulun da bu güçle özgür iradesini kullanıp fiillerini yarattığını, hem kötü işleri takdir edip hem de kulun bunları işlemeye mecbur bırakılmasının muhal olacağını söylemiş, Kur’an’ın mahluk (tarihsel!) olduğunu iddia etmiştir. Emevilerin resmi yorumuna karşı çıkmak anlamına gelen bu fikirler sapıklık ve bid’at ile suçlanmış (şu bizim lehçede gayet modernist mülahazalar olarak görülmüş!) ve Emevilerin resmi fetvacısı olarak bilinen İmam Evzai’nin katl fetvası ile, önce elleri ve ayakları kesilmiş, sonra da çenesi kırılıp dilleri kesilerek işkence altında şehit edilmiştir. (a.g.e)</font></p>
<p><font size="2"><strong>Hasan el-Basri</strong> (öl. 110/728) <em>Risale ila Abdulmelik bin Mervan fi’l Kader</em> (<em>Abdülmelik</em> <em>bin Mervan’a Kader hakkında Risale</em>) adlı Emevi sultanına yönelik mektubu ile tarihe geçmiştir. Bu mektupta Hasan-ı Basri kaderi iman esasları arasında saymaz ve önceki Mabed <strong>el-Cuheni’nin</strong> ve Gaylan <strong>ed-Dımeşki’nin</strong> savunduklarını savunur. (a.g.e) Fakat nedense bu risale pek bilinmez. Çünkü şu bizim lehçedeki “modernist mülahazalarla” doludur!</font></p>
<p><font size="2"><strong>Cehm</strong> <strong>bin Saffan’a</strong> (öl.128/745) göre Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. “İstiva” ayetinin asıl manası Allah’ın arşa hakim olmasıdır. Her yerde mevcut olan bir yüce varlığın belirli yere ve yöne inmesinden söz edilemez&#8230; Kur’an ve hadislerde Allah hakkında geçen “yed”, “vech”, “hicap” vb. tabirlerin zahiri manalarıyla ele alınmayıp <strong>akılla</strong> tevil edilmesi gerekir… Yokluk bilgiye konu teşkil etmez. “<em>Sizi deneyeceğiz ki gayret gösterenlerinizi ve sabredenlerinizi </em><em>bilelim</em> (47/31)” ayetindeki “bilelim” ifadesi Allah’ın bilgisinin sonradan olduğunu göstermektedir…İnsanın amellerini yazan <strong>özel melekler</strong> yoktur; ruhu bedenden ayıran da <strong>ölüm meleği</strong> değildir. <strong>Kabir azabı, sorgu melekleri, mizan, sırat köprüsü,</strong> (peygamberin) <strong>şefaatı</strong> da yoktur. <strong>Cennet ve cehennem</strong> henüz yaratılmamıştır. Cennet ve cehennem ebedi değildir; yok olacaktır. Çünkü Allah’tan başka ezeli ve ebedi olan hiçbir şey yoktur. Rabbimizin “zatı” dışında hiçbir şey ezeli ve ebedi değildir. Nitekim Allah’ın “el-Evvel” ve “el-Ahir” isimlerinin tecellisi için her şeyin ondan sonra ortaya çıkması ve ondan önce de yok olması gerekmektedir…(a.g.e)</font></p>
<p><font size="2"><strong>Nazzam’a</strong> (öl. 232/845) göre Allah saf iyiliğin kaynağı (<em>mahz</em><em>-ı hayr</em>) olduğu için kötülüğü yapmak tabiatı gereği muhaldir. Bu nedenle kötülüğü isteyemez. İsterse kendi tabiatıyla çelişir. İlahî tabiatın yapısında <strong>“kötülük</strong> <strong>kudreti”</strong> yoktur. “O’nun kötüye gücü yeter fakat fiil olarak yapmaz” diyerek Allah’ın fiillerini sınırlandıranlar, aynı şeyin Allah’ın kudreti için yapılmasına şaşırmamalıdırlar… Allah’ın bir şeyi irade etmesi demek “eşyayı ilmine göre yaratması” anlamına gelir. Allah’ın <strong>dilemesi</strong> ise “kulların belirli bir şekilde davranmasını isteme ve emretme” demektir… <strong>İcma</strong><strong>, kıyas</strong> ve <strong>haber-i ahad</strong> dinde delil olamazlar… Ümmetin <strong>yalan</strong> üzerine birleşmesi mümkündür… Doğa yasalarına aykırı <strong>olağandışı</strong> olayların olması mümkün değildir. Bu anlamıyla <strong>mucize</strong> yoktur. Bilakis mucize doğa yasalarının bizzat kendisi ve yaratıldıkları hal üzere işlemeleridir; tersine hallerin vuku bulması değil… <strong>Ruh</strong> bedenden, beden de ruhtan ayrı değildir. Bu ikisi birbirini tamamlayan bir bütündür… Kur’an’ın gaybî konular dışındaki ayetlerinin icaz özelliği de bulunmamaktadır. Eğer Allah menetmemiş olsaydı onlar gibisini insanlar da yazabilirdi… Geçmiş namazların <strong>kazası</strong> diye bir şey olmaz… Teravih namazı gereksizdir (bid’attir)… <strong>Cin</strong> görmek fizik olarak imkansızdır… “Sen boşsun, hürsün, ailene git, koş git” vb. kinayeli sözlerle <strong>boşanma</strong> olmaz… Aynı şekilde “Sen bana anamın sırtı gibisin” denilerek boşanma kastıyla söz söylemekle (zıhar) de boşanma olmaz… Pislik sözkonusu olmadıkça <strong>uyku</strong> abdesti bozmaz… <strong>İman</strong> büyük günahlardan kaçınmaktır. Büyük günah işleyenler imandan çıkmış olurlar&#8230; (a.g.e)</font></p>
<p><font size="2">***</font></p>
<p><font size="2">Burada kesiyorum.</font></p>
<p><font size="2">Yani miladi 845 tarihinden sonraya geçmiyorum.</font></p>
<p><font size="2">Görüldüğü gibi bu “mülahazalar” en erken dönemlerden; 1200 küsür yıl öncesinden…</font></p>
<p><font size="2">Bırakın modernizmi, Yunan felsefesi ile bile daha tam karşılaşılmadığı yıllardan…</font></p>
<p><font size="2">Sonraki Farabi, İbn Sina, İbn Rüşd’ler vs. daha üçyüz, dörtyüz yıl sonra… Onlara hiç girmedim. Sadece İslam’ın ilk iki yüz yılı ile sınırlı tuttum.</font></p>
<p><font size="2">Böyle onlarca, yüzlerce “mülahaza” gösterebiliriz. Bunlar sadece küçük bir demet…</font></p>
<p><font size="2">Demek ki eğer İslam düşünce tarihinin tamamına girilecek olsa, rahatlıkla şunu söyleyebiliriz: Modernite denilen son üç beş asırlık olay İslam düşüncesini değil; İslam düşüncesi moderniteyi etkilemiştir!</font></p>
<p><font size="2">Müslümanlar nasıl bir köke sahip olduklarını bilmiyorlar. İslam düşünce tarihi ikliminin kendini nasıl bir <strong>“dünya düşüncesi”</strong> haline getirdiğinden habersizler. Öyle ya elifi görsek mertek mimi görse tokmak sanacak hele düşürülmüş; neyi, nereden, hangi altyapıyla okuyup öğrenecek?</font></p>
<p><font size="2">Yazının girişinde dediğim gibi, bu tür görüşlerin doğruluğu veya yanlışlığı, ya da onlara katılıp katılmamak ayrı bir konu…</font></p>
<p><font size="2">Şunu görmemiz gerekiyor: Bugün birileri çıkıp bu tip görüşler savunsa bunlar hiç de “modernist mülahazalar” olmaz. Böylesi ithamlar hem kolay, hem ucuz, hem de gayet rantabl (getirisi çok) görülerek <strong>“köstekli mühür”</strong> ve <strong>“desteksiz atış”</strong> durumlarına düşmek göze alınıyorsa orada lâl olurum, el-hak!</font></p>
<p><font size="2">Kanaatimce dini düşence alanında duyduğunuz, bize aykırı gibi gelen bir “mülahaza”, bilin ki, % 90 geçmişte söylenmiştir! Hem de çok uzak geçmişte; tâ İslam’ın ilk yıllarında… Bunu böyle bilesiniz…</font></p>
<p><font size="2">Şu halde Allah’ın <strong>kavlî</strong> (vahiy) ve <strong>kevnî</strong> (tarih, yaşam, doğa, insan) ayetlerini anlamak, onlarla kendini açmak ve inkışaf ettirmek için tefekkürün sürmesi, yorum zenginliğinin kurumaması ve samimi gayretlerle yapılmış <strong>“mülahazaların”</strong> bir kökün inkışaf seyrinde alabildiğine serpilip boy atması gerekiyor. Çıkarsa bir şeyler buralardan çıkacak!</font></p>
<p><font size="2">Aksi halde düşünce dünyası çöle dönmüş bir alemde ne çiçek açar, ne gül yetişir. Diken ve kaktüsten başka ne çıkar oradan? Açlık, susuzluk, serap, “kahır hep kahır”dan başka ne olur orada?</font></p>
<p><strong><font size="2">Recep İhsan ELİAÇIK</font></strong>
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/07/02/95-tin-suresi/" rel="bookmark" class="crp_title">95 TİN SURESİ</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/07/02/104-humeze-suresi/" rel="bookmark" class="crp_title">104 HÜMEZE SURESİ</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/07/02/91-sems-suresi/" rel="bookmark" class="crp_title">91 ŞEMS SURESİ</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/07/02/112-ihlas-suresi/" rel="bookmark" class="crp_title">112 İHLAS SURESİ</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/07/02/101-karia-suresi/" rel="bookmark" class="crp_title">101 KARİA SURESİ</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2009/04/16/modernist-mulahazalar-recep-ihsan-eliacik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İNSANLIK NAMINA&#8230;</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2009/04/16/insanlik-namina/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2009/04/16/insanlik-namina/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2009 15:31:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Uyarıcı Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/2009/04/16/insanlik-namina/</guid>
		<description><![CDATA[Geçenlerde çocuğunu kaybetmiş bir ana babanın, çocuğun fotoğrafı eşliğinde yardım çağrısında vardı bu kelime…
Bir de, Amerikalı hayvanların işkence ve eziyetine maruz kalmış Müslümanlara yardım çağrısında…
Aslında hemen hemen her gün trafikte karşılaştığımız ambulansların sirenleri de bu dili, bu kelimeyi konuşur. İnsanlık namına çekilirsiniz bir kenara… İnsan için, insan yaşasın diye…
En iyi doktorlar bilir bunu… İnsanlık namına…
Ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Geçenlerde çocuğunu kaybetmiş bir ana babanın, çocuğun fotoğrafı eşliğinde yardım çağrısında vardı bu kelime…</p>
<p>Bir de, Amerikalı hayvanların işkence ve eziyetine maruz kalmış Müslümanlara yardım çağrısında…</p>
<p>Aslında hemen hemen her gün trafikte karşılaştığımız ambulansların sirenleri de bu dili, bu kelimeyi konuşur. İnsanlık namına çekilirsiniz bir kenara… İnsan için, insan yaşasın diye…</p>
<p>En iyi doktorlar bilir bunu… İnsanlık namına…</p>
<p>Ne din vardır burada, ne ırk, ne dil, ne başkaca bir ayrım… İnsandır ve insanlık namına hareket edilir.</p>
<p>İnsanlık namına her hareket, “İnsanlık kalmamış” diyenlere bir reddiyedir. Kar çiçeğidir, inadına açıverir.</p>
<p>Dini, dili, ırkı ne olursa olsun “insan” için, “insan faydasına” bir şey yapmanın Kuran’daki izdüşümlerine değineceğiz bu yazıda.<span id="more-1894"></span></p>
<p>İnsan için, insanın faydasına ilk iş gören Allah’tır. Hem şöyle böyle değil, olan biten her şeyi onun için yaratmıştır.</p>
<p><strong>“O, göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini, kendi (canibi) nden sizin emrinize verdi. Şüphe yok ki bunda, iyi düşünecek bir kavim için, kesin ayetler (delâletler, ibretler) vardır.” (Casiye,13)<br />
</strong><br />
<strong>“Görmediniz mi, Allah, göklerde ve yerde bulunan şeyleri sizin emrinize verdi ve görünür görünmez nimetlerini üstünüze saçtı. …” (Lokman,20)</strong></p>
<p><strong>“Geceyi, gündüzü, Güneş&#8217;i ve Ay&#8217;ı sizin emrinize vermiştir. Yıldızlar da O&#8217;nun emriyle bir hizmete boyun eğmiştir. Bütün bunlarda, aklını çalıştıran bir topluluk için elbette ibretler vardır.” (Nahl,12)</strong></p>
<p><strong>“Görevlerini şaşmadan yapmak üzere Güneş&#8217;i ve Ay&#8217;ı da size boyun eğdirdi. Geceyi ve gündüzü de hizmetinize verdi.” (İbrahim,33)</strong></p>
<p><strong>“Ve yemek için taze et, takınmak için değerli taşlar çıkarasınız diye denizi; ve denizin üstünde suları yararak yol aldığını gördüğünüz gemileri, O&#8217;nun cömertliğinden belki bir pay ararsınız ve şükredersiniz diye (koyduğu tabii yasalara) bağlı kılan O&#8217;dur.” (Nahl,14)</strong></p>
<p>Allah’ın nimeti saymakla bitmez. Allah, bütün bunları <strong>“insan için”</strong> yarattığını söylüyor. “İnsanlık namına” kelime dizinindeki <strong>“insanlık”</strong> için…</p>
<p>O halde, insanlar için, insanlara faydalı bir şey yapmak bir anlamda “Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak”tır.</p>
<p>Müminler için Allah’ın yaptığı şu tanımlamaya bir bakınız:</p>
<p><strong>“Siz, insanlığ(ın iyiliği) için çıkarılmış en hayırlı bir topluluksunuz; doğru olanı emreder, eğri olandan alıkoyarsınız ve Allah&#8217;a inanırsınız. …” (Ali İmran,110)</strong></p>
<p>Allah nasıl insanlar için, onların faydasına yaratıp düzene koyuyorsa, kendisine gönülden iman edenleri de aynı eyleme çağırıyor, onları o eylemle vasıflandırıyor. “İnsanlar için”…</p>
<p>Kuran’a göre insanın üzerinden anılmaya (yani kendisine vahyetmeye) değer bir şey olmadığı nice uzun devirler geçmiştir. (Bkz. İnsan,1)</p>
<p>O, o döneminde “adem” değildi. Sonra Rabb, bu “adem olmayan varlığı” ademe tekamül ettirip, ademi o “anılmaya değer olmayan” varlığa halife / ardıl / artçı kıldı. (Bkz. Bakara,30 – Burada yaratma değil atama, tayin etme vardır)</p>
<p>Aslında yeryüzünde her var edilen insan topluluğu bir öncekine halef / ardıldır.</p>
<p><strong>“Sizi yeryüzünde öncekilere halefler yapan O&#8217;dur. Verdiği nimetlerle sizi denemek için kiminizi kiminiz üzerine derecelerle yükseltmiştir. Rabbin ceza verdiğinde çok süratli verir. Ama O, gerçekten çok affedici, çok merhametlidir.” (Enam,165)</strong></p>
<p>İşte bu, kendisinden önce yaşamış olup ta “adem” olmayan varlığa halef / ardıl olan adem / insan için bütün melekler / kuvvetler secdeye / itaate davet edilir. Yerde ne var, gökte ne varsa kendisine secde/itaat edici olan Rabb, bu defa görünür görünmez bütün kuvvetleri ademe secdeye, yani emrine itaate / emri altına girmeye çağırır. Çünkü, yerde ne var gökte ne varsa, denizin derinliklerindeki, uzayın uzaklarındaki her şey “insan için” yaratılmıştır.</p>
<p>Böyle değerlidir insan… İsarailoğullarının kendilerine içlerinden bir peygamber vasıtası ile vahyedilmek suretiyle alemlere üstün tutulması gibi, aslında bütün insanlık “anılmaya / vahyedilmeye değer” olduğu andan itibaren alemlere üstün tutulmuştur.</p>
<p>Sonra Kuran, insanın değerini onun doğurulup büyütülmesindeki meşakkate dikkat çekerek de dile getirir:</p>
<p><strong>“Biz insana, anne babasına çok iyi davranmasını önerdik. Annesi onu zahmetle taşıdı, zahmetle doğurdu. Taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet, yiğitlik çağına gelip kırk yıla erdiğinde şöyle der: &#8220;Rabbim; beni, bana ve ebeveynime verdiğin nimete şükretmeye, hoşnut olacağın iyi bir iş yapmaya yönelt! Soyum içinde, benim için barışı gerçekleştir. Sana yöneldim ben, sana teslim olanlardanım ben!” (Ahkaf,15)</strong> (Karş. 31/14)</p>
<p>İnsanın alemlerdeki farklı yaratılışı yapıp ürettiği eserlerden görülmektedir. Başkaca hiçbir mahluk ne insanın ortaya çıkarabileceği faydayı, ne de zararı meydana getiremez.</p>
<p>İnsan, hayır üretmeye uygun her olanakla donatılmıştır. “En güzel bir biçimde yaratılmış olmak” aslında görsel güzelliği değil, sınanma açısından her olanağa sahip oluşu anlatır.</p>
<p>Kuran, suretlerin güzel yaratılışına ayrıca değinir:</p>
<p><strong>“Yeryüzünü sizin için bir dinlenme yurdu ve göğü de bir kubbe yapan, size şekil veren -çok da güzel bir şekil veren- ve sizi hayatın tertemiz nimetleri ile rızıklandıran Allah&#8217;tır. İşte Rabbiniz Allah budur. Bütün alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!” (Mümin,64)</strong></p>
<p>Allah insanı anıp ona resuller aracılığı ile vahyetmiştir. Aslında bu, Allah’ın insana tek veya ilk vahyetme yolu değildir.</p>
<p>Bunu anlamamız için önce Allah’ın arıya nasıl vahyettiğine bakmalıyız.</p>
<p>Ayeti Rabbin insanlara olan nimetlerinin sayıldığı öncesiyle birlikte okuyalım:</p>
<p><strong>“Allah, gökten bir su indirdi de onunla, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verdi. Kuşkusuz, bunda kulak verip dinleyen bir topluluk için mutlaka bir ayet vardır.</strong></p>
<p><strong>Hayvanlarda da sizin için kesin bir ibret vardır. Size onların karınlarından, fışkı ile kan arasından halis bir süt içiriyoruz ki, içenlerin boğazlarından kayar gider.</strong></p>
<p><strong>Hurmalıkların meyvalarından, üzümlerden de sarhoş edici bir içecek ve güzel bir rızık elde edersiniz. İşte bunda, aklını işleten bir topluluk için ayetler vardır.</strong></p>
<p><strong>Rabbin, balarısına şöyle vahyetti: &#8220;Dağlardan evler edin, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan da&#8230;&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8220;Sonra, meyvaların her türünden ye de boyun bükerek Rabbinin yollarına koyul.&#8221; Onun karıncıklarından, renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki, insanlar için onda şifa vardır. Derin derin düşünen bir topluluk için, bunda kesin bir ayet var.” (Nahl, 65-69)</strong></p>
<p>Her ne kadar bazı çevirilerde “vahyetme” yerine “ilham etme” tabiri kullanılmakta ise de, biz Allah’a din öğretme (Bkz. 49/16) küstahlığına düşmemek için Allah’ın kullandığı kelimeyi esas alıyoruz.</p>
<p>Arıya vahyediyor Allah… Allah arıya bir ses, bir kelime, bir dil ile mi vahyetmiştir yoksa onun genlerine emrini işleyerek mi ? Yaratılışına, DNA’sına yazılan yükümlülüktür arıya vahyedilen.</p>
<p>İnsana da bu türden bir vahiyle vahyetmiştir Allah&#8230;</p>
<p>Modern tabirle “iç güdü” , “iç ses” gibi isimlerle çeşitli kısımları tanımlanan fıtrattır bu. Yaratıştır, bir ilim ve din / yol, yordam üzerinde ortaya çıkarıştır.</p>
<p>Sonra Rabb insanı bu fıtri / yaratılış özelliği ile kendisine şahit tutar:</p>
<p><strong>“Hani Rabbin, ademoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: &#8220;Rabbiniz değil miyim?&#8221; Onlar: &#8220;Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz.&#8221; demişlerdi. Kıyamet günü, &#8220;biz bundan habersizdik&#8221; demeyesiniz.” (Araf,172)</strong></p>
<p>Rivayet kültüründe anılan <strong>“kalu bela”</strong> inanışı bu ayetin gereğini izah etmekten çok uzaktır. Hiç kimsenin hatırlamadığı, ezelde yaşanmış bir şahitlik, kişinin imanına gerekçe / kanıt olamaz. Halbuki burada bahsedilen şahitlik, aynı Allah’ın arıya vahyetmesinde olduğu gibi, insanın yaratılışında, fıtratında, genlerinde kodlanmış bir gerçektir. O, her insana kendi dilinde seslenir. Eğriyi, doğruyu ayırt etmesine yardımcı olur. Yüreklerin özünden, vicdanın her zerresinden bir sesleniştir. Yaratılmış hiç kimsenin “bizim bundan haberimiz yoktu” diyemeyeceği bir sesleniş ve şahitliktir.</p>
<p>İşte, yaratılışla birlikte insana yüklenen ve bu suretle toplumlara yansıyan “iyi” ve “kötü” tanımları, <strong>“Eskimez Din”</strong>dir.</p>
<p><strong>&#8220;O halde sen yüzünü, bir hanîf olarak dine, Allah&#8217;ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir. Allah&#8217;ın yaratışında değiştirme olamaz. Doğru ve eskimez din işte budur. Fakat insanların çokları bilmiyorlar.&#8221; (Rum,30)</strong></p>
<p>Eskimez Dinin Kuran’daki karşılığı <strong>“Din-i Kayyım”</strong>dır. Eskimez, aşınmaz, pörsümez, dimdik ayakta duran din. İnsan var oldukça, ona içinden, kendi dilinden ve ömür boyu seslenen din…</p>
<p>Eskimez Din, bir <strong>“insanlık dini&#8221;</strong>dir. İnsanın yaratılışıyla başlamıştır. İnsanın aklını ve vicdanını birlikte işleterek eriştiği objektif doğrunun adıdır. Hırsızlığa, zulme, yalana, adaletsizliğe <strong>“kötü”</strong> der, yardımlaşmaya, doğru söylemeye, ana-babaya iyi davranmaya, <strong>“iyi”</strong> der.</p>
<p>Bir mutluluk sahnesinde gözlerinden şapır şapır yaş döktürür.</p>
<p>Vakıa suresi, insanları mahşerde <strong>üç gruba</strong> ayırır. (Bkz. Vakıa,7) Bir tarafta iyiler, bir tarafta kötüler vardır. Peki ya <strong>üçüncü grup</strong> kimdir ?</p>
<p><strong>“Allah’a yakın kılınanlar”</strong> (Bkz. Vakıa,11)</p>
<p>Ne yapmışlar da öne geçmiş bu “yakın kılınanlar” ?</p>
<p>İşte size, <strong>“İNSANLIK NAMINA”</strong> çağrıldığınız, <strong>“Eskimez Din”</strong>in dindarlarının eylemi:</p>
<p><strong>“Hayır yarışlarında en önde olanlar”</strong> (Bkz. Vakıa,10)</p>
<p>İnsanlık namına…</p>
<p>Ali Aksoy – 16.04.2009
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/02/26/i-s-y-a-n/" rel="bookmark" class="crp_title">İ S Y A N</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/02/24/kar-tanesi-albumu/" rel="bookmark" class="crp_title">Kar Tanesi Albümü</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2008/01/01/hanifler-protokolu/" rel="bookmark" class="crp_title">HANİFLER PROTOKOLÜ</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/07/02/95-tin-suresi/" rel="bookmark" class="crp_title">95 TİN SURESİ</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/07/26/duyuru/" rel="bookmark" class="crp_title">Duyuru</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2009/04/16/insanlik-namina/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
