Aşağıdaki metni nereden aldığımı sormayın, kaynak vermeyeceğim.
Şu kadarını söyleyeyim ki bundan 2700 küsur yıl önce yaşamış Yeşeya adlı bir Ademin vicdanından taşan “Gâlu belâ” seslerinden bir ses…
Hani “Elestü birabbikum” (Rabbiniz değil miyim?) diye sorulup “Gâlu belâ” (Dediler: Evet) cevabının alındığı o diyalogtaki ses… Allah’ın her Ademoğlunun ruh dünyası (iç alemi/vicdanı) ile konuşmasını temsilî olarak anlattığı ve böylece her insanda bu potansiyelin varolduğunun hatırlatıldığı vicdanın ve merhametin o evrensel sesi…
Kimin söylediğinin, nerede geçtiğinin ne önemi var?
Ramazanda tam da zamanı; ruh alemimizi dinleyelim az. İçsel dünyamıza; ruhumuzun derinliklerine yolculuğa çıkalım. Kanımca ruhlar alemi her insanın kendi içsel dünyasıdır. İçe doğru derin yolculuklar bizi ruhumuzla yani kendimizle tanıştırır. Çünkü Kur’an’da Yunan felsefesinde olduğu gibi ruh-beden ikiliği göremezsiniz. Ruh bedene girip çıkan bir şey değil. Senin ruhun seninle birlikte doğar ve seninle birlikte ölür. Ruhlar alemi de kendi iç dünyalarımız; bizden ayrı bir şey değil…
Tenhalarda kendimizi dinleyelim, iç alemimizle diyaloğa girelim, aldırış etmesek ve cevap vermesek de, orada, şahdamarımızdan daha yakın gelen yazılmamış sesler duyacağız. İşte o her gün, her saat beşere/insana sesleniştir. Kiminde vicdan azabı olur, kiminde tövbe, kiminde yakarış, kiminde de haykırış…
Yeşeya’nın metnini okurken bunları gördüm. Sürekli olarak “Aynı kandilin ışığı… Bunları bir yerden tanıyorum.” demeden kendimi alamadım.
Bakalım size de tanıdık gelecek mi?
İşte “Ey gökler dinleyin, ey yeryüzü kulak ver!” diye başlayan bölümden altını kırmızı kalemle çizdiğim yerler;
***
…
“Kurbanlarınızın sayısı çokmuş, “Bana ne” diyor Rabb; Yakmalık koç sunularına, besili hayvanların yağına doydum. Boğa, kuzu, teke kanı değil istediğim.
Huzuruma geldiğinizde avlularımı çiğnemenizi mi istedim sizden?
Anlamsız sunular getirmeyin artık.
Okumaya devam edin ‘Yeşaya’nın Çığlığı’ »