Hadis ve Sünnet Meseleleri
Cehennemden Çıkış Yoktur – Hilmi Polat
Haz 12th
SORU: “Kalbinde zerre kadar imanı olan bir kimse ebediyen cehennemde kalmaz, günahınca yanıp cezasını çektikten sonra cehennemden çıkacak ve cennete girecektir” deniliyor. Bu doğru mudur?
Müslümanım diyen bir insan inancını sağlam temellere oturtmak zorundadır.İnançta zanna (tereddüde) yer yoktur. “Ortak koşanlar diyecekler ki”: “Allah isteseydi ne biz, ne de babalarımız ortak koşmazdık, bir şeyi haram yapmazdık.” Onlardan önce yalanlayanlar da öyle demişlerdi de nihayet azabımızı tatmışlardı. De ki: “Yanınızda bize çıkaracağınız bir bilgi var mı? Siz sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuz.” (6/148). Zanna uymanın saçmalama olduğuna değinen Allahu Teala bir şeyi iddia edenlerin yanlarında Allah katından bir delil (bilgi)in bulunması gerektiğini söylüyor. Böyle bir delile sahip bulunmayanların iddialarının havada kalacağını, saçmalık olacağını, zira zanna uymanın bu sonuçları doğuracağını belirtiyor.
İnsanlar arasında bile zanna uyarak hareket etmenin ne kadar kötü sonuçlar doğurduğuna ve doğuracağına değinen ayetler, inançta zan bulunmasının asla kabul edilemeyeceğini, zannın bulunması halinde inancın fesada uğrayacağını belirtmektedirler. Bu itibarla inancın (itikadın) konusunu yalnızca kesin bilgiler teşkil etmektedir, ki İslam açısından bu kesin bilgiler Kuran ayetleridir. Devamını Okumak için »
Hz. İbrahim hakkında dikkatten kaçan hususlar – Ali Ekber Kureyşi
Haz 11th
Hz. İbrahim, Müslümanlar, Yahudiler ve Hıristiyanların tasdikiyle İsrail peygamberlerinin ve Allah Rasûlünün (sav) ilk atasıdır.
Mübarek adı Kuranda 69 kez geçer. Din-i mübin-i İslam, İbrahimin dinidir: Sonra sana vahyettik, hanif olan İbrahimin dinine uy… (Nahl 123)
Bu mübarek Peygamber Babil şehirlerinden Urda dünyaya geldi. Orada büyüdü ve putperestlere karşı mücadele etti. Daha sonra Şama hicret etti. Kuran-ı Kerim, onu tanıtmak ve insanları irşad için hayatının büyük bir bölümünü ve mücadelesini nakletmiştir. Bu anlatımın bazı kısımlarını aktaracağız.
Bu arada söylemeden geçmiş olmayalım; bu kitapta peygamberlerin hayatını Kurandan iktibas edeceğiz. Fakat o büyük insanların hayatları hakkında söylenmiş hurafelere ve İsrailiyata da bakacağız. Devamını Okumak için »
BÜYÜK BULUŞMA – AKIL ve KURAN SEMPOZYUMU
Haz 10th
DEĞERLİ HANİF MÜSLÜMANLAR
ALLAH ODAKLI VE KURAN MERKEZLİ İMAN EDENLER…
RESULLERİN TAKİPÇİLERİ
Hanif Müslümanlığı yaşamımızın özü ve temeli haline getirme yolculuğumuzda, her daim birbirimiz ile güzellikleri paylaştık.
Birbirimizden ne kadar uzak olsak ta, fazlası ile yakınlaştık.
Aramızdaki kilometreler ve mesafeler, gönüllerimizin aynı SÖZ ile şahlanmasını engelleyemedi.
İnandığımız gerçeklerin üzerimize yüklediği sorumluluklardan hiçbir zaman kaçmadık. Her daim üzerine gittik. Yürüdük…
Bildik ki, varlığımız Rahmanın dilemesi ile vücud buldu. O’nun dilediği çizgiden yürümek, doğrudan şaşmamak adına vahye sarılmak tı davamız.
İşte bu gerçekliğin gölgesine, varlığımızı bütün kılmak adına BİR ARAYA geliyoruz…
Tüm Hanif Müslümanları, Kuran Erlerini, Kuran Davetçilerini bu Birlikteliğe bekliyoruz….
Kuran Eri olmak, Gerçeğin izinden asla korkmadan ve çekinmeden yürümektir.
Alemlerin Rabbi olan Allah, bu hayırlı birlikteliği daim etsin inşaAllah.
GELENEKSEL AKIL ve KURAN SEMPOZYUMU ‘’BÜYÜK BULUŞMA’’
ORGANİZASYONUNA, TÜM KURAN ERLERİ DAVETLİDİR…
Hanif Müslümanlar
Kuran’ı mitolojiden arındırma fikri
Haz 6th

KURANI MİTOLOJİDEN ARINDIRMA FİKRİ
–MUHAMMED ESED ÖRNEĞİ–
Ali Karataş
GİRİŞ
19. asrın başlarından itibaren Avrupaya hâkim olan pozitivist düşünce laboratuara girmeyen ve deneyle ispatlanamayan her türlü fikri reddediyordu. Yine bu dönemde hüküm süren determinist düşünce pozitivizmi destekliyordu. Determinizme göre evrende olup biten her şey, önceden belirlenmiş yasalara bağlıdıydı.
Kitabı Mukaddes bu hâkim anlayışın eleştirel mantığından nasibini aldı. Buna göre Kitabı Mukaddes otantik olmayan bazı unsurlar içermektedir. Tarihsel süreç içerinde mitolojik unsurların yardımıyla uyduruk metinlerden oluşan bir metin haline gelmiştir. Dolayısıyla reddedilmelidir. Bu anlayışın yanında İncilde mitolojik unsurların olduğunu benimseyip bunları reddetme anlayışının yerine, mitolojik ifadelerdeki gerçek anlayışları ortaya çıkarma amacına yönelik Rudolf Bultmann tarafından demitolojizasyon kavramı ortaya kondu.( .(Şinasi Gündüz, Kuran Kıssalarının Kaynağı Eski Ahit mi, Kuran Kıssalarının Anlam ve Değeri (IV. Kuran Haftası Kuran Sempozyumu), Ankara, 1998, s.5960.) Devamını Okumak için »
AYRILIK RAHMET MİDİR?
Haz 5th
Hz. Muhammed(s.a.v)’in vefatından kısa bir süre sonra Müslümanlar arasında ihtilaflar başgöstermiştir. Bu ihtilafların büyümesi ile birlikte, Müslümanlar da Ehli Kitabın düştüğü duruma düşerek dinde parçalanıp fırkalara ayrılmışlardır. Fırkalar arasındaki görüş ayrılıkları nedeni ile çıkan tartışmalar kanlı kavgalara dönüşmüştür. Çıkan bu kavgalar sonucunda on binlerce Müslüman hayatını kaybetmiş, malları ve mülkleri talan edilmiş ve bir çoğu da yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalmışlardır.
Müslümanların ihtilafa düşme nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:
- İktidar çekişmeleri,
- Siyasi çıkar ve hesaplar,
- Kabilecilik taassubunun canlanması,
- İslâm’ın yayılma sürecinde fetihlerle büyüyen coğrafyada karşılaşılan mistik ve felsefi düşüncelerin etkisi,
- Farklı dinlere mensup olan insanların büyük topluluklar halinde İslam’a girmeleri ile birlikte eski kültür ve inançlarından birçok unsuru İslam’a taşımaları,
- İslâm karşıtları tarafından kurulan gizli cemiyetlerin yıkıcı ve bölücü faaliyetleri,
- İslam dışı inançların ve uydurmaların gerçek İslami ilkeler olarak benimsenerek zamanla dini hayata yerleşmesi.
Yukarıda belirtilen nedenlerin etkisiyle yaşanan sosyal değişimler sonucunda, Müslümanların siyasi ve itikadi konulardaki anlayışlarında farklılaşmalar oluşmuştur.
Başlangıçta Müslümanlar arasında baş gösteren ihtilaflar siyasi nedenlerden dolayıdır. İlk ihtilâf, Hz. Peygamber’in vefatını müteakiben kimin halife seçileceği konusunda ortaya çıkmıştır. Daha sonra, Hz. Osman’ın öldürülmesi ile birlikte İslam’da fitne dönemi başlamıştır. M. 656’da Hz. Ali ile Hz. Aişe taraftarları arasında (Cemel Vakası) ve M. 657’de Hz. Ali ile Muaviye taraftarları arasında (Sıffin Savaşı) şiddetli çatışmalar yaşanmıştır. Yaşanan bu çatışmaların ardından Müslümanlar, Ali Şiası, Muaviye Şiası ve Hariciler olmak üzere üç ayrı siyasi fırkaya ayrılmışlardır. İslam tarihi kaynaklarına göre, Cemel vakasında 10 bin, Sıffin savaşında da 90 bin Müslüman hayatını kaybetmiştir. Hayatını kaybedenler arasında Talha ve Zübeyr gibi sahabelerde bulunmaktaydı. Devamını Okumak için »
Ekonomi, Faiz, Nikah, Kadının Şahitliği, Helal Yiyecekler
Haz 4th
Soru 1: İslam’da ekonomik yapı ve anlayış nedir? İslami olmayan bir ekonomiden İslam’a geçiş nasıl mümkün olur?
Cevap: Bir dünya görüşü insana yaklaşırken en temel düşünceden, akideden başlar. Sebebi ise şudur: hayat hakkındaki bütün fikirler akideden çıkar ve ona asla ters düşmez. Çünkü akide; insan hayat ve kainat, insan hayat ve kainatın öncesiyle ilgisi, insan hayat ve kainatın sonrasıyla ilgisi hakkında genel bir düşünüştür. Bu nedenle hiçbir davranış akideye aykırı olmadığı gibi hep akidenin cinsinden olmak zorundadır. Tevhid inancı, akide ve davranış bütünlüğünü hayati bir şart olarak öngörür. Bu nedenle İslam, insanlar üzerinde öncelikle imanın mayalanmasını ve o genel kabulün gerçekleşmesini ister. Allah’tan başka ilah olmadığına, her şeye kadir olan, her şeyi bilen, gören, gözetenin Allah olduğuna; her şeyin hükmünü koyan, insandan itaat isteyen, yaşatan, yaratan, öldüren ve dirilten, hesaba çekecek olanın Allah olduğuna kesinlikle inanmasını ister.
İşte bu inanca sahip olana “teslim olan” anlamında “müslüman” ismini verir. Müslüman olan insan için hayat hakkında kurallar koyar. Müslüman inanır ki “Allah ve Rasulü bir konuda hüküm verirse kadın ve erkek mü’minlerin muhayyerliği yoktur.” Emredilene emrolunduğu gibi dosdoğru uymak zorundadır. Bu konuda kar-zarar hesabı yapmaz, onun meşru olup olmadığına bakar. Allah yolunda ölmenin, Allah için harcamanın, infakın materyalist ölçüler açısından ne anlamı olabilir? Ancak bunun, Allah’a ve ahirete inananlar açısından en büyük kazanç olduğunu kabul eder. İnandığı varlığın doğru dediğini doğru, yanlış dediğini de yanlış kabul eder. İşte bu insanlar için yapılması gerekenler konusunda Allah’ın “yapınız”, terk edilmesi gerekenler konusunda da “yapmayınız” emri yeterli olacaktır. Bu emirlerin inançla, siyasetle, ekonomiyle, aile hukukuyla ilgili olmasının farkı yoktur. Hepsine uymanın bir ibadet olduğu bilinciyle yerine getirmeye çalışır. İnsan işin başında Allah’a teslim olma sözü vermiştir. Günü ve zamanı gelince de sözünde durması ve ona teslimiyetini göstermesi de kaçınılmazdır. Bu çizgiye gelen insan ve insanlar topluluğunun oluşturacağı yapılanmalarda helal ve haram sınırları gözetilerek konuyla ilgili prensipler ortaya konulur. Devamını Okumak için »
“Namaz” kelimesi İslami kültüre nasıl girdi ?
Haz 2nd
Sasaniler dönemi (226-651) Farsçasında namaz; boyun eğenlerin, buyurganlar, kethüdalar ve tanrılar karşısında tazim, yakarış, hizmet ve boyun eğme işini yaptıkları anlamlarına geliyordu. (1)
İslamdan sonraki Farsça bazı edebi eserlerde de namaz, Sasaniler dönemindeki anlamında kullanılmıştır. (2) Mino-yi Hıred (Hikmetin Ruhu) kitabında görüldüğü gibi namaz, Tanrı karşısında üç vakit -sepâs- (sabah erken, günün ortasında ve güneş battığında) yapılan amelin adıdır. (3) Muhtemelen günümüzde dilimizde kullanımda olan sipâs (şükür, teşekkür) kelimesinin kökü, eski Farsçadaki sepâs (üç vakit) menasikidir. Nitekim biz İranlıların, beş vakit namazı pratikte üç vakit olarak kılmamız belki bu arkaplanla çok da bağlantısız değildir.
Anlaşılan salat (namaz) kelimesinin kök anlamı hakkında sözlüklerde bir tek görüş yoktur. Ama çoğu lugat sahibi bu kelimeyi s-l-v kökünden türetir. (4) S-l-v; yumuşak olmak, etkilenmek, yönelmek anlamlarına gelir. Eğer salat (namaz) kelimesini s-l-l kökünden alırsak belki Kuran metnindekine daha yakın bir mana elde edilir. S-l-l, şarabı saflaştırmak, rengini açmak anlamına gelir. Aynı zamanda su dökerek tepeyi topraktan ayırmak da demektir. Devamını Okumak için »
Nelerden Kaçınmalıyız?
May 30th
1-Allah’a Karşı Gelmekten
Onlar inanıp, Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, Allah katından olan sevab daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!.2/Bakara-103
Eğer kentlerin halkı inanmış ve Bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı, onlara göğün ve yerin bolluklarını verirdik. Ama yalanladılar; bu yüzden onları, yaptıklarına karşılık yakalayıverdik.7/Araf-96
Ey akıl sahibleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Artık, Allah’a karşı gelmekten sakınırsınız.2-Bakara-179
2-Tağut’ta-Allah’a Karşı İsyan Edenlere Kulluk Etmekten
And olsun ki, her ümmete: «Allah’a kulluk edin,Tağuttan -azdırıcılardan kaçının» diyen peygamber göndermişizdir. Allah içlerinden kimini doğru yola eriştirdi, kimi de sapıklığı haketti. Yeryüzünde gezin; peygamberleri yalanlayanların sonlarının nasıl olduğunu görün.16/Nahl-36
3-Ricsden-Pislikten ve Yalan Sözden
Durum böyle. Her kim, Allah’ın emir ve yasaklarına saygı gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. (Haram olduğu) size okunanların dışında kalan hayvanlar size helâl kılındı. O halde, pislikten, putlardan sakının; yalan sözden sakının.22/Hacc-30
4-Zannın Çoğundan
Ey inananlar! Zannın çoğundan sakının-kaçının, zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayın; kimse kimseyi çekiştirmesin; hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz; Allah’tan sakının, şüphesiz Allah tevbeleri daima kabul edendir, acıyandır.49/Hucurat-12 Devamını Okumak için »
Müteşabihlik meselesi
May 28th
Kuranın çelişkili olduğu savlarını güçlendirmek için İslam dışı her türlü akımın kullandıkları argümanların başında müteşabih ayetlerin gelir.
NEDEN MÜTEŞABİH
Buna kesin bir cevap verebilmek için müteşabihliğin ölçüsünü ve alanını netleştirmek gerekir.
1.Dini kitaplar insan hayatının iki alanı için iki ayrı dil kullanmıştır.
Bilindiği üzere dini kitapların amacı insanlarda “Allah bilincini yerleştirmek” ve iyi insan olmasını sağlamaktır. Bunun içinde yasal ve yasak olanları belirlemesi elbette kaçınılmaz olmaktadır. Kısacası “ahkâm” veya “hüküm bildirme” diye niteleyeceğimiz bu alanın da muhkem ve kesin bir şekilde açıklanması, insanları anlaşmazlık konusunda zorlayacak müteşabihlere yönlendirmemesi gerekir.
Ancak dini metinlerin sınır koymayan ve “serbest alan” diye nitelendireceğimiz yönleri de vardır. Kıssalar, atasözleri ve söz sanatlarına başvurulan bu alanda müteşabih anlatımlar kendilerini göstermektedirler. Bu açıdan bakıldığında Kuranın gerek tarihi olaylar, gerekse fen bilimlerinin sahasına giren konulara girdiğinde, bilgi vermediğini bu alanlarda bilinçlendirmeye ağırlık verdiğini görülmektedir. Böylece doğal yasa ile işlenen konuların kuranda bilgi düzeyinde verilmemesinin sebebini anlamış bulunmaktayız. Çünkü kutsal kitaplar bilgi değil, bilinç kitaplarıdır. Müteşabih bilgi kitabında olmaz ama bilinç kitanında olur. Devamını Okumak için »
Kurban ve kurban kesme kültürü üzerine bir değerlendirme
May 27th

Kur’an’ın, Hz. Adem’den Hz Muhammed’e kadar geçen süreçteki bütün peygamberlerin mesajlarının özünü ve temel prensiplerini içinde barındırdığını, İslam dediğimizde de, tüm bu süreci anladığımızı bir önkabul olarak kabul edersek, vahiy kültürü içerisinde kurbanın; Habil ve Kabil’den bu yana yaşayan bir gelenek olarak devam etmekte olduğunu söyleyebiliriz.. Elbette kurban sadece tek tanrılı dinlerle sınırlı bir inanış biçimi ve gelenek değildir. Kurban, hemen hemen bütün inanış ve kültürlerde canlılığını hala sürdüregelen bir ibadet biçimidir.
Kurban hemen hemen bütün inanış ve kültürlerde tanrı veya tanrılarla iletişim kurmanın, kendilerini ona affettirmenin, onun/onların kızgınlığının önüne geçebilmenin veya ona/onlara yaklaşabilmenin bir aracı olarak kabul edilmekte ve bu amaca yönelik olarak uygulana gelmektedir. Kısacası bugün veya geçmişte tek veya çok tanrılı bütün dinlerde kurban ritüeli, bireysel, hatta toplumsal arınmanın, başka bir deyişle tanrıya yakın olabilmenin, bu uğurda her şeyden vazgeçebilmenin bir ifadesi, aracı ve sembolü olarak kabul edilir. Ancak insanoğlu çok zaman sembolle gerçeği; amaçla, aracı karıştıra gelmiştir. Bu tespit kurban için fazlası ile geçerlidir. Devamını Okumak için »
Berat Kandili ve İnancımız
May 26th
Burada “neden mübarek gün ve geceler vardır?”, “gerçekten her düşünce dünyasında özel gün ve geceler olmalı mıdır?” veya “neden insanlar özel gün ve gecelere ihtiyaç duyar veya duyarlar mı?” vb. soruların cevaplarını irdelemeyeceğim. Yapacağım şey, bence, bu soruların cevaplarının verilmesinden sonra da, bu sorulara hiç cevap verilmese de vukua gelmesi kaçınılmaz olan son durumu ortaya koymaya, bir de pratikte gün ve gecelere nasıl bakıldığını tavsifen ifade etmeye çalışacağım.
Kur’ân’da, halk arasında bilinen “mübarek geceler” manasında, sadece “Kadir Gecesi” ve “İsrâ (Mirac) Gecesi”nden bahsedilmektedir. Kadir gecesi, Kur’ân’ın inmeye başladığı gecedir2 ve bu gece de Ramazan ayı içindedir3. İsrâ (Mirac) Gecesi ise, Hz. Peygamber (sav)’in tebliğinin 10. yılında vaki olan ve hakkında rivayet edilen olayların (Mirac olayı) bir kısmını (İsrâ olayını) Kur’ân’ın anlattığı mucizesinin(!) cereyan ettiğine inanılan gece, olarak zikredilmektedir ve ayet şu şekildedir: “Yüceliğinde sınır olmayan O (Allah) ki, kulunu geceleyin, kendisine bazı alametlerimizi göstermek için (Mekke’deki) Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mesdid-i Aksa’ya götürdü. Çünkü, gerçekten her şeyi işiten, her şeyi gören O’dur.”4
Hz. Allah, Kur’ân’da yine şöyle buyurmaktadır: “1. Hâ-mîm, 2. Düşün özünde açık olan ve her hakikati bütün açıklığıyla ortaya seren bu ilahî kelamı! 3. Biz onu kutlu bir gecede indirdik: zaten Biz, (insanı) her zaman uyarmaktayız. 4. O (gece)de, bütün (iyi ve kötü) şeyler arasındaki farklılık, hikmetle ortaya konmuştur, 5. Katımızdan bir emir gereği: çünkü Biz (doğru yola ileten mesajlarımızı) her zaman göndermekteyiz…”5 Devamını Okumak için »
Kuran Hz. Peygamber zamanında bir kitap olarak mevcut değil miydi ?
May 25th

İslami kaynak olarak gösterilen bazı eserlerde ve bugünde hakim olan görüşe göre, “Kur’an‘ın Hz. Peygamber döneminde bir Kitap olarak mevcut olmadığı, Hz. Peygamberin vefatından sonra bir grup sahabe tarafından -deri, kürek kemikleri, bağırsak, taş parçaları ve hurma yaprakları üzerinde yazılı olan ayetler ile hafızların ezberlerinden- gelişigüzel bir araştırma sonucunda cemedilerek bir kitap haline getirildiği” iddia edilmektedir.
Peki, bu iddialara Kur’an nasıl cevap veriyor?
Bu konuya geçmeden önce kitabın tanımına, tarihçesine ve o günkü Arap yarımadasının jeo-politik, ekonomik ve kültürel yapısına bir göz atalım.
KİTAP NEDİR?
Kitap; bir kenarından birleştirilerek dışına kapak takılmış yani ciltlenmiş yada ciltsiz olarak bir araya getirilmiş, basılı veya yazılı yaprakların (deri, kağıt, parşömen vb.) bütünüdür. Devamını Okumak için »
İnsanlar Neyi Bekliyor?
May 22nd

1-Allah’ın Azabının Gelmesini mi?
Onlar, bulut gölgeleri içinde, Allah’ın azabının ve meleklerin tepelerine inip işin bitmesini mi bekliyorlar? Bütün işler Allah’a dönecektir.2/Bakara-210
2-Meleklerin Gelmesini mi?
Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin gelmesini mi, yahut
Rablerinden bir takım mucizelerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bir takım mucizeleri geldiği gün, bir kimse daha önce inanmamışsa veya imanıyla bir iyilik kazanmamışsa, imanı ona fayda vermez. Onlara: «Bekleyin, doğrusu biz de bekliyoruz» de.6/Enam-158
3-Mucizelerin Gelmesini mi?
Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin gelmesini mi, yahut Rablerinden bir takım mucizelerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bir takım mucizeleri geldiği gün, bir kimse daha önce inanmamışsa veya imanıyla bir iyilik kazanmamışsa, imanı ona fayda vermez. Onlara: «Bekleyin, doğrusu biz de bekliyoruz» de.6/Enam-158
4-Kitabın Haber Verdiği Sonuçtan Başkasını-Şefaati mi?
Kitap’ın haber verdiği sonuçtan başka bir şey mi bekliyorlar? Sonuç gelip çattığı gün, önceleri onu unutmuş olanlar, «Rabbimizin peygamberleri şüphesiz bize gerçeği getirmişti, şimdi bize şefaat etsin, yahut geriye çevrilsek de işlediklerimizin başka türlüsünü işlesek» derler. Doğrusu kendilerini mahvetmişlerdir, uydurdukları şeyler onları koyup kaçmışlardır.7/Araf-53
5-Rabbin Buyruğunun Gelmesini mi? Devamını Okumak için »



Ne Dediler