Archive for the ‘Mezhepler’ Category.

Modernist Mülahazalar - Recep İhsan Eliaçık

“Söylenenleri gözlüklerinin üzerinden süzerek dinledi… Gençlerin söyledikleri bittikten sonra önce sakalını eliyle sıvazladı… Alnının kırışmasından sinirlendiği anlaşılıyordu. Biraz da göbeğini ovduktan sonra gerinerek şöyle dedi: “Bunlar modernist mülahazalardır…” (İslam’ın Yenilikçileri, c.2, S. A. Han girişi)

Etrafınızda hoca, şehy, şıh, pir, molla, üstat, abi vs. olarak tanıdığınız bu anekdottaki gibi bir çok karakter (tipleme) görmüşsünüzdür. Yukarıdaki olayı yıllar önce bizzat yaşamıştım; oradakilerden birisi de bendim.

Hazret, kafa konforunu bozan yeni bir fikirle karşılaştığında “Eskiden yoğ idi iş bu rivayet yeni çıktı” (Ziya Paşa) diyerek hemen yaftayı basar: “Bunlar bir takım modernist mülahazalardır…”

Yani “Bunlar modernizmin etkisinde kalmış, kökü dışarıda bir takım düşüncelerdir” demek istiyor hazret…

Eskiler “bid’at” derlerdi, şimdikiler daha ucuzcu… Okumaya devam edin ‘Modernist Mülahazalar - Recep İhsan Eliaçık’ »

Site Tanıtımı: Fecr

Fecr Sitesine yayın hayatında başarılar dilerim.

http://kuranneslifecr.blogspot.com

UZAYLI YAHUDİLER !

- Yahudi misin ?

- Hayır, elhamdülillah müslümanım.

- Yahudileşmiş olabilir misin ?

- Haşa ! Yahudiler Hz. Musa’yı, ben Hz. Muhammed’i kabul ediyorum.

Eğer Müslümanların çoğunluğu, Kuran’ın “eskilerin masalları” olmadığını, Yahudi tarihine giriş kitabı olmadığını ve bir de Yahudilerin muhakeme zabıtnamesi yani yargılama tutanağı olmadığını idrak etseler ve kitabı böylece okusalardı ben “Uzaylı Yahudiler” diye bir başlık atamazdım herhalde…

Çünkü o zaman müslümanlar, Kuran’ın “Yahudilik” üzerinden yaptığı uyarıları ve eleştirileri üzerlerine alınır, “Acaba Allah bu kıssaları kim için ve ne sebeple anlatmıştır ?” diyerek ders çıkarma peşinde olurlardı.

Ne var ki, durum böyle değil. Müslümanların çoğunluğu olarak biz, Yahudiler ile ilgili ayetleri asla üstümüze alınmayız. Kuran, Yahudilere her fiske vurduğunda içimizden “oh” çeker, “Bu da size kapak olsun” deriz ama günün birinde Yahudiler gibi(!) bir Yahudi olabileceğimize hiç ihtimal vermeyiz. Yahudiliği bir “ırk meselesi” olarak görenler zaten “Yahudileşmek” diye bir tabiri kabullenemezler. Okumaya devam edin ‘UZAYLI YAHUDİLER !’ »

İNSANIN ÜÇ TANRISI

Hıristiyanların Tanrıyı üçlemesine haklı olarak şirk diyen “Müslüman”(!) çoğunluğun kaç tanrısı vardır ?

“La ilahe illallah” demekle tevhide yönelmiş olur muyuz ?

Bu yazıda, insanın üç gizli tanrısına değineceğiz.

“Tanrı” veya “İlah” deyince, gökyüzünde oturan, kızan, öfkelenen, sevinen, darılan, ara sıra insanlara vahyedip sonra istirahate çekilen “insanımsı” vasıflarla donanmış bir “şey”i tasavvur edenler için zor bir konu bu…

Çünkü, kendilerinin bilerek veya bilmeyerek “kulluk” ettikleri ve yukarıdaki tanıma hiç uymayan üç gizli tanrıdan bahsedeceğiz.

Sonra, şirk ve müşriklik denildiğinde “heykellerin” önünde tapınmayı anlayanlar için de zor bir konu. Çünkü, O yüce Yaratıcının var kıldığı hiçbir insan durduk yere bir taş parçasına tapacak kadar “salak” değildir. Müşrikler, başka bir gezegenin “zeka özürlü” varlıkları olmadıklarına göre, apaçık gerçeği görmezden gelmelerine sebep teşkil eden şey, heykellerin sanatsal yapılarından başka bir şey olmalıdır. Okumaya devam edin ‘İNSANIN ÜÇ TANRISI’ »

İslamın Şartı ve Şartlı Teslimiyet

Sorgulamaksızın, aklı işletmeksizin ezber edilen verilere göre İslam’ın şartı 5’tir. Şöyle söylenir ve öğretilir:

1 – Kelime-i Şahadet
2 – Namaz Kılmak
3 – Oruç tutmak
4 – Hacca gitmek
5 – Zekat vermek

Ezberciye göre sıralamanın değişmesi bile “küfr” alameti olabilir. Şahadet’in “şahitlik / tanıklık” olduğunu unutanlar, inanç ile tanıklık arasındaki farkı gözetemeyenler, “kelime-i şahadet” ile, Hz. Muhammed’in peygamberliğine “şahit” olduklarını söylerler. Onlar, buna şahit olmadıklarını ve olamayacaklarını, ancak “inanabileceklerini” düşünemeyen kimselerdir. Allah’ın birliğine şahitlik ise, gören gözü, işiten kulağı olanlar için, direksiz yükseltilen göğe, deveye, kendi nefislerine, güneşe, aya, yıldıza en netice alemlere nazar etmek ve yerlerin ve göklerin yaratılışı hakkında derinden derine düşünmekle mümkündür. Okumaya devam edin ‘İslamın Şartı ve Şartlı Teslimiyet’ »

SÖZDE KİTAB-I MUKADDES, KÜTÜB-İ SİTTE VE KUR’AN


İnsan, doğası gereği merak eden ve merak ettiğini öğrenme ihtiyacında olan bir varlıktır. Müslüman olmakla şereflenen insanlar da yeni dinleri hakkında merak ettiklerini öğrenme ihtiyacı duymuşlardır. İlk Müslümanlara din eğitimi ve öğretimi Hz. Peygamber tarafından verilmiştir. Hz. Peygamber’in vefatından sonraki dönemlerde dini eğitim ve öğretim faaliyetleri sahabe ve tabiunlar tarafından yürütülmüştür.

Sahabe ve tabiunlar arasında ihtida eden (Müslüman olan) Ehli Kitap alimleri de yer almışlardır. Müslümanların büyük çoğunluğunun ümmi olması, Kur’an’ın Ehli Kitap’a ve onların kutsal kitaplarına sık sık atıfta bulunması ve ihtida eden Ehli Kitap alimlerinin kutsal kitaplar hakkında ileri düzeyde bilgi sahibi olmaları gibi etkenler, onların Müslümanlar arasında mevki ve itibar sahibi olmalarını sağlamıştır.

Abdullah İbn Abbas, Abdullah İbn Amr İbnü’l-As ve Ebu Hureyre gibi sahabelerinde aralarında bulunduğu Müslümanlar, ihtida eden Ehli kitap alimleri ile yakın diyalog içinde olmuşlardır. Merak ettikleri konular hakkında onların bilgilerine başvurmuşlar ve onlardan hadis rivayet etmişlerdir.(1)

Bu süreçte, özellikle Ka’bül Ahbar, Vehb b.Münebbih, Abdullah b.Selam, Temim-i Darî, İbni Cüreyc gibi -Müslüman olan veya Müslüman olmuş gibi görünen- Ehli kitap alimlerince, İslam literatüründe “İsrailiyat” olarak nitelendirilen Yahudi ve Hıristiyan kültürel değerlerine ait olan birçok unsur, Hz. Peygamber’e atfedilen rivayetler yoluyla İslam kültürüne aktarılmıştır. Okumaya devam edin ‘SÖZDE KİTAB-I MUKADDES, KÜTÜB-İ SİTTE VE KUR’AN’ »

Bu Cennet Bu Cehennem Bizim !

Nazım Hikmet’in, çok sevdiğim Davet şiirinde geçen mısrayı makaleye başlık yapmam da anlaşılacağı gibi konumuz cennet ve cehennem…

Malum, ahiret yani ölülerin “start almış yarışcı gibi” mezarlarından kalkmasıyla başlayan haşr, mahşer, hesap, mizan, cennet ve cehennem inancı İslam maneviyatının temelini oluştur.

Diğer bir çok konuya olduğu gibi bu konuya da “Yaşayan Kur’an” perspektifinden bakmamız gerekmektedir.

Acaba cennetin ve cehennemin uhrevî olmakla beraber dünyaya bakan yüzleri de olabilir mi? Yani Kur’an’daki cennet cehennem tasvirlerini yaşayan yüzleri ile beraber de anlayabilir miyiz?

Ben bunun mümkün olduğunu düşünüyorum.

Bakın nasıl… Okumaya devam edin ‘Bu Cennet Bu Cehennem Bizim !’ »

Devleti kim yönetsin?

“Devleti LAİK yasalara göre yönetenler yani HÜKÜM ALLAH’IN (İNİ’L HUKMU İLLA LİLLAH) demiyenler kafirdir.” Bunu ilk söyleyenler Haricilerdi. (Kaynak: Taha Akyol, HARİCİLER VE HİZBULLAH)

Hicretin 38. yılındayız. Yüce İslam Peygamberi’nin ölümünden 27 yıl sonra. Basra bölgesinde Nehrevan Köprüsü’nün civarındayız.

Merkep üstünde bir kadın. Kadının önünde yürüyen bir erkek. Sahabeden Abdullah ibn Habbab. Merkebi yediyor. Merkebin üstündeki kadın onun karısı. Dokuz aylık gebe. Hani derler ya: karnı burnunda.

Yanlarında aynı kabileden dört Müslüman kadın daha var.

Köprüye varmak üzereyken Hariciler çıktı önlerine. Abdullah’ın Müslüman mı yoksa kâfir mi olduğunu belirleyeceklerdi. Abdullah eğer “Hüküm Allah’ın –İni’l hukmu illa lillah!” derse onun Müslüman olduğuna hükmedeceklerdi; demezse kâfir.

Hz Ali’yi de bu yöntemle kâfir ilan etmişlerdi. Çünkü Sıffin savaşını sona erdirmek için bir beşer olan hakemin hükmünü kabul etmişti Ali; “Hüküm Allah’ın!” dememişti.

Abdullah’ın boynunda Kuran-ı Kerîm asılıydı. Karısı korku içinde yanında duruyordu.

Haricilerle Abdullah arasında şu konuşma geçti: Okumaya devam edin ‘Devleti kim yönetsin?’ »