Archive for the ‘Toplum’ Category.

Derin derin gözetleyene !!!


 

Ey ötelerden, derin derin gözetleyen !
Ey fişleyip arşivleyen !

Haberlerin bana ulaşıyor.

Demek “gidişimiz gidiş değilmiş”,

Demek, “gözetim altındaymışız”,

Sen gözetleyedur ! Allah da sizi gözetliyor !

Sen tuzaklar kur ! Allah da tuzak kurar !

Endişeni anlıyorum.

Ama yapacak bir şey yok.

Hak geldi, batıl yok olmak zorunda…

Hoşunuza gitmese de…

Elbette ortaya çıkıp kıyam edeceğiz,

Elbette hayra salat edenleri bir araya toplayacağız!

Elbette gerçeği getireceğiz de, cemaatleriniz, tarikatlarınız, sözde din(ci) şaklabanlarınız en derin inkılapla sarsılacak !

Elbette sağcı ve solcu dogmalarınız ve diğer uydurup buyurduğunuz her şey yıkılıp gidecek !

Elbette halkı uyaracağız.

Elbette bu Kuran’la büyük bir mücahade yürüteceğiz !

Elbette, insanlar için en büyük şeytanın ileri gelenler olduğunu söyleyeceğiz !

Elbette “iyilerin milletini” öğütleyeceğiz de, ezberletilmiş / öğretilmiş düşmanlıkları kaldıracağız !

Okumaya devam edin ‘Derin derin gözetleyene !!!’ »

Bu Cennet Bu Cehennem Bizim !

Nazım Hikmet’in, çok sevdiğim Davet şiirinde geçen mısrayı makaleye başlık yapmam da anlaşılacağı gibi konumuz cennet ve cehennem…

Malum, ahiret yani ölülerin “start almış yarışcı gibi” mezarlarından kalkmasıyla başlayan haşr, mahşer, hesap, mizan, cennet ve cehennem inancı İslam maneviyatının temelini oluştur.

Diğer bir çok konuya olduğu gibi bu konuya da “Yaşayan Kur’an” perspektifinden bakmamız gerekmektedir.

Acaba cennetin ve cehennemin uhrevî olmakla beraber dünyaya bakan yüzleri de olabilir mi? Yani Kur’an’daki cennet cehennem tasvirlerini yaşayan yüzleri ile beraber de anlayabilir miyiz?

Ben bunun mümkün olduğunu düşünüyorum.

Bakın nasıl… Okumaya devam edin ‘Bu Cennet Bu Cehennem Bizim !’ »

Dini insanla mı başka dinlerle mi diyaloğa sokmalı ?

Diyalog toplantılarında serdedilen fikirlere bakıldığında, diyalog şu şekilde temellendirilmektedir:

I- “Farklı inançlara sahip insanların bir araya gelmelerinde artık zaruret vardır! İslam dini diyalog ve işbirliğine hazır, hatta zorunludur! Gerçek, kimsenin tekelinde değildir; diyalog ortamıyla korkularımızı ve umutlarımızı paylaşırız. Acaba içine kapanmak ve yeni düşmanlıklar elde etmek mi iyidir, yoksa birbirini tanımak, anlaşmak, birbirine saygı göstermek, karşılıklı olarak geleneklerini korumak geliştirmek mi?!” “Allah bizi birbirimizden farklı olarak yarattı. Bu farklılıklara rağmen inananlar veya inanmayanlar olarak bütün insanlık ortak bir paydayla bir araya gelmeli. Bütün insanlık Allah’ın ailesidir, hepimiz bir aileyiz! Bizler farklı kültür ve inançlar mensubu olsak da, insan olma noktasında birleşiyoruz. Allah bizleri Hrıstiyanlar veya Müslümanlar olarak yaratmadı; bizleri insan olarak yarattı!”

II- “Dünya barışı için dinlerin gücünden yararlanmalıdır. Dünyamızın geleceği dinler ve kültürler arası çatışmaya değil, diyalog ve hoşgörüye bağlıdır; bu cümleden olarak dünyayı tehdit eden siyasi veya ekonomik nedenli çatışmalar; kimyasal ve nükleer silahlar, sanayileşme, çevre kirliliği gibi tehlikelere karşı dinlerin gücünden yararlanılmalıdır!”

Okumaya devam edin ‘Dini insanla mı başka dinlerle mi diyaloğa sokmalı ?’ »

Mescitten Mabede Savruluşumuz

Buhari, Sahih’inin salat babında Resul-ü Ekrem’in bütün yeryüzünü mescit olarak tanıdığını kaydediyor.. SCD kökünden türeyen arapça mekân ismi olan mescidin anlamı/karşılığı ise dik durmak, eğilmek, baş eğmek, alnı yere koymak şeklinde ifadelendiriliyor. Allah’ın elçisi olduğunu ilan etmesini müteakiben Resul-ü Ekrem’in Mekke’de müstakil bir mescidi yoktu/kurulamamıştı. O çileli yıllarda arkadaşları ile buluşmasını, birleşmesini her vakit Kâbe’de yapmak heveslisi idi. Zira Kâbe hanif olan İbrahim’in emaneti ve Allah’ın evi idi. Lâkin müşriklerin zulmü buna imkan tanımıyordu. Bazan Kâbe’de münferiden Allah’a yöneliyordu. Ama çoğu kere de bundan yasaklanıyor yahut ibadet esnasında kendisine hakaretler ediliyordu. Müslümanlar Mekke döneminde Kâbe’yi toplu halde ibadet edebilecek bir mescit haline bir türlü çeviremiyorlardı. Onların Mekke’deki mescidi genellikle kırlar, sokak araları, sahralar ve gizli gizli buluştukları kimi mü’minlerin evleriydi. Erkam’ın evi gibi mesela.

Bir evi, bir kır parçasını, sahrada bir mıntıkayı, göze çarpmayan sokak aralarını mescit olarak kullanıp toplandıklarında ne yapıyorlardı acaba? Elbette yerine getirdikleri ilk iş, Allah’tan gelen bilgi, belge ve buyrukların tedrisi idi. Müşriklere karşı takınılacak tavır, baskı altındaki mü’minlere destek, Allah’tan gelen haber/bilginin yaygınlaştırılması v.b. Sonuçta müşrik baskı dozunu artırınca mü’minlerin evlerini gizli gizli mescit edinerek biraraya gelmeye başlamışlardı. Doğrudan doğruya fiili baskıya maruz kalan kimi zayıf mü’minlerin ise Habeşistan’a hicret’ine karar vermişlerdi.

Okumaya devam edin ‘Mescitten Mabede Savruluşumuz’ »

Garabet

Bu hayatımızdan sonra gelecek olan ve hesaba çekileceğimizi bildiren ahiret ile ilgili uyarılar, bize sorumluluk yüklemiyorsa arzu ve heveslerimiz bizi dilediğimiz gibi yaşamaya yönlendirecektir. Hayatı sadece dünyevi açıdan değerlendirecek olan insan için bu davranış doğrudur. Öyle ya… Bu insanın, hesabı verilmeyecek hayat için kendisini sıkıntıya sokmasının anlamı olmadığı gibi dünyevi çıkarlarının dışında başka bir beklentiye düşmesinin de gereği yoktur.

Dünyanın varolduğu ve insanın da üzerine yerleştiği andan bu yana gönderilen peygamberler  insanın asıl amacının ne olması gerektiğini belirtmişlerdir. Fakat geçici olmasına rağmen insanoğlu bu süse aldanarak kendisini hayata kaptırmış, kalıcı olan zevklerini biraz yaşadıktan sonra peşinde bırakarak bu dünyadan ayrılmıştır. Bununla birlikte kendilerine yol göstermek için gelen elçilere tahmin edemeyeceğimiz şiddette tepki koyarak onları yalanlamışlardır. Kur’an’daki hangi kıssaya bakarsanız bakın bu toplumların hayat hikayesinde başka bir tavır bulamazsınız. Onlar, şüphesiz Allah’ın ayetlerine büyüklük taslayarak azgınlaştılar ve önceki ataları gibi de kendilerini azap kuşatıverdi. Ancak milenyum dedikleri bu çağdaki azgınlıklarına ve serkeşliklerine başka dönemlerde ulaştılar mı bilinmez ama vasat bir gözlemle ve içinizde kalmışsa şayet bir miktar insafla ne durumda olduğumuzu gayet kolay teşhis etmemiz mümkündür.

Okumaya devam edin ‘Garabet’ »

BÜYÜK BULUŞMA - AKIL ve KURAN SEMPOZYUMU

Akıl ve Kuran Sempozyumu

DEĞERLİ HANİF MÜSLÜMANLAR

ALLAH ODAKLI VE KURAN MERKEZLİ İMAN EDENLER…

RESULLERİN TAKİPÇİLERİ

Hanif Müslümanlığı yaşamımızın özü ve temeli haline getirme yolculuğumuzda, her daim birbirimiz ile güzellikleri paylaştık.

Birbirimizden ne kadar uzak olsak ta, fazlası ile yakınlaştık.

Aramızdaki kilometreler ve mesafeler, gönüllerimizin aynı SÖZ ile şahlanmasını engelleyemedi.

İnandığımız gerçeklerin üzerimize yüklediği sorumluluklardan hiçbir zaman kaçmadık. Her daim üzerine gittik. Yürüdük…

Bildik ki, varlığımız Rahmanın dilemesi ile vücud buldu. O’nun dilediği çizgiden yürümek, doğrudan şaşmamak adına vahye sarılmak tı davamız.

İşte bu gerçekliğin gölgesine, varlığımızı bütün kılmak adına BİR ARAYA geliyoruz…

Tüm Hanif Müslümanları, Kuran Erlerini, Kuran Davetçilerini bu Birlikteliğe bekliyoruz….

Kuran Eri olmak, Gerçeğin izinden asla korkmadan ve çekinmeden yürümektir.

Alemlerin Rabbi olan Allah, bu hayırlı birlikteliği daim etsin inşaAllah.

GELENEKSEL AKIL ve KURAN SEMPOZYUMU ‘’BÜYÜK BULUŞMA’’

ORGANİZASYONUNA, TÜM KURAN ERLERİ DAVETLİDİR…

DETAYLI BİLGİ İÇİN :

www.hanifler.com

Hanif Müslümanlar

İnsanlar Neyi Bekliyor?

1-Allah’ın Azabının Gelmesini mi?

Onlar, bulut gölgeleri içinde, Allah’ın azabının ve meleklerin tepelerine inip işin bitmesini mi bekliyorlar? Bütün işler Allah’a dönecektir.2/Bakara-210

2-Meleklerin Gelmesini mi?

Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin gelmesini mi, yahut Rablerinden bir takım mucizelerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bir takım mucizeleri geldiği gün, bir kimse daha önce inanmamışsa veya imanıyla bir iyilik kazanmamışsa, imanı ona fayda vermez. Onlara: «Bekleyin, doğrusu biz de bekliyoruz» de.6/Enam-158

3-Mucizelerin Gelmesini mi?

Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin gelmesini mi, yahut Rablerinden bir takım mucizelerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bir takım mucizeleri geldiği gün, bir kimse daha önce inanmamışsa veya imanıyla bir iyilik kazanmamışsa, imanı ona fayda vermez. Onlara: «Bekleyin, doğrusu biz de bekliyoruz» de.6/Enam-158

4-Kitabın Haber Verdiği Sonuçtan Başkasını-Şefaati mi?

Kitap’ın haber verdiği sonuçtan başka bir şey mi bekliyorlar? Sonuç gelip çattığı gün, önceleri onu unutmuş olanlar, «Rabbimizin peygamberleri şüphesiz bize gerçeği getirmişti, şimdi bize şefaat etsin, yahut geriye çevrilsek de işlediklerimizin başka türlüsünü işlesek» derler. Doğrusu kendilerini mahvetmişlerdir, uydurdukları şeyler onları koyup kaçmışlardır.7/Araf-53

5-Rabbin Buyruğunun Gelmesini mi? Okumaya devam edin ‘İnsanlar Neyi Bekliyor?’ »

1 SMS 5 YTL, 1923′e boş mesaj at, sen de bir fidan dik !

Yeşil Bir Türkiye İçin
Ağaçlandırma Seferberliğine
Sen de Katıl..


 

Ağaçlandırma Seferberliği Başladı!..
Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Seferberliği yurt genelinde başlatıldı. Eylem planı kapsamında 5 yılda 2 milyon 300 hektarlık alanda erozyon kontrolü, ağaçlandırma ve ormanların iyileştirilmesi çalışmaları (rehabilitasyon) yürütülecektir.

 

Kampanyaya destek verecekler için;

SMS: 1923 (Tüm Operatörler için 1 SMS 1 Fidan: 5 YTL)

Hesap No: T.C. Ziraat Bankası, 1923

T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı