<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ali Aksoy</title>
	<atom:link href="http://www.aliaksoy.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aliaksoy.net</link>
	<description>www.aliaksoy.net</description>
	<lastBuildDate>Fri, 27 Aug 2010 16:28:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Grup Orhun &#8211; Çocuklar Ölmesin Albümü Satışa Çıktı</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2010/08/27/grup-orhun-cocuklar-olmesin-albumu-satisa-cikti/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2010/08/27/grup-orhun-cocuklar-olmesin-albumu-satisa-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 13:10:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Besteler]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Videoklip]]></category>
		<category><![CDATA[mp3]]></category>
		<category><![CDATA[otomatik]]></category>
		<category><![CDATA[taslak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=2126</guid>
		<description><![CDATA[
Merhaba,
İmzalı albümümüzü GittiGidiyor.com&#8216;dan satın alabilirsiniz. Satın almak için GittiGidiyor Logosuna tıklayarak ürün satış sayfamızdan işleminizi tamamlayabilirsiniz.
Grup Orhun&#8217;a destek verdiğiniz için teşekkür ederiz.
Grup Orhun

KAPIDA ÖDEME SİSTEMİ İLE SATIN ALMAK İÇİN
GRUP ORHUN Çocuklar Ölmesin Albümünü Kapıda Ödeme Sistemi ile satın alabilirsiniz. Kapıda ödeme sisteminde albüm size teslim edildiğinde albüm ücreti ve kargo bedelini ödersiniz.
Kapıda ödeme sistemi ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a rel="nofollow" target="_blank" href="http://urun.gittigidiyor.com/Grup-Orhun-Cocuklar-Olmesin-Albumu_W0QQidZZ30067288" target="_blank"><img class="aligncenter size-full wp-image-42" title="Grup-Orhun-Cocuklar-Olmesin-Albumu__30067288_0" src="http://www.gruporhun.com/wp-content/uploads/2010/08/Grup-Orhun-Cocuklar-Olmesin-Albumu__30067288_0.jpg" alt="" width="492" height="481" /></a></p>
<p><a href="http://www.aliaksoy.net/2010/08/27/grup-orhun-cocuklar-olmesin-albumu-satisa-cikti/"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
<p>Merhaba,</p>
<p>İmzalı albümümüzü <a rel="nofollow" target="_blank" href="http://urun.gittigidiyor.com/Grup-Orhun-Cocuklar-Olmesin-Albumu_W0QQidZZ30067288" target="_blank">GittiGidiyor.com</a>&#8216;dan satın alabilirsiniz. Satın almak için GittiGidiyor Logosuna tıklayarak ürün <a rel="nofollow" target="_blank" href="http://urun.gittigidiyor.com/Grup-Orhun-Cocuklar-Olmesin-Albumu_W0QQidZZ30067288" target="_blank">satış sayfamızdan</a> işleminizi tamamlayabilirsiniz.</p>
<p>Grup Orhun&#8217;a destek verdiğiniz için teşekkür ederiz.</p>
<p>Grup Orhun</p>
<p><a rel="nofollow" target="_blank" href="http://urun.gittigidiyor.com/Grup-Orhun-Cocuklar-Olmesin-Albumu_W0QQidZZ30067288" target="_blank"><img class="aligncenter size-medium wp-image-39" title="gruporhun" src="http://www.gruporhun.com/wp-content/uploads/2010/08/gruporhun-300x100.jpg" alt="" width="300" height="100" /></a></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>KAPIDA ÖDEME SİSTEMİ İLE SATIN ALMAK İÇİN</strong></span></p>
<p>GRUP ORHUN Çocuklar Ölmesin Albümünü Kapıda Ödeme Sistemi ile satın alabilirsiniz. Kapıda ödeme sisteminde albüm size teslim edildiğinde albüm ücreti ve kargo bedelini ödersiniz.</p>
<p>Kapıda ödeme sistemi ile <a rel="nofollow" target="_blank" href="http://www.gruporhun.com/album-satin-al/" target="_blank">Grup Orhun albümünü satın almak</a> için aşağıdaki butonla <a rel="nofollow" target="_blank" href="http://www.gruporhun.com/album-satin-al/" target="_blank">Grup Orhun resmi sayfasındaki iletişim formunu</a> doldurmanız yeterli.</p>
<p><a rel="nofollow" target="_blank" href="http://www.gruporhun.com/album-satin-al/" target="_blank"><img class="aligncenter size-full wp-image-32616" title="kapida_odeme" src="http://www.antalyagunlugu.com/wp-content/uploads/2010/08/kapida_odeme.jpg" alt="" width="210" height="103" /></a>
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a rel="nofollow" target="_blank" href="http://www.aliaksoy.net/2010/07/06/tanri-dagda-hac-grup-orhun/" rel="bookmark" class="crp_title">Tanrı Dağda Hac &#8211; Grup Orhun</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/02/28/grup-orhun-tanri-daglari-ali-aksoy/" rel="bookmark" class="crp_title">Grup Orhun &#8220;Tanrı Dağları&#8221; &#8211; Ali Aksoy</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2008/05/20/yeni-sayfa-foto-galeri/" rel="bookmark" class="crp_title">Yeni Sayfa: Foto Galeri</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/03/30/yeni-album-muhammed-parlak-duslerle-gelen/" rel="bookmark" class="crp_title">Yeni Albüm: Muhammed Parlak &#8211; &#8220;Düşlerle Gelen&#8221;</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/02/24/video-klipler/" rel="bookmark" class="crp_title">Video Klipler</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2010/08/27/grup-orhun-cocuklar-olmesin-albumu-satisa-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tanrı Dağda Hac &#8211; Grup Orhun</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2010/07/06/tanri-dagda-hac-grup-orhun/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2010/07/06/tanri-dagda-hac-grup-orhun/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jul 2010 14:55:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Besteler]]></category>
		<category><![CDATA[Videoklip]]></category>
		<category><![CDATA[mp3]]></category>
		<category><![CDATA[dağda]]></category>
		<category><![CDATA[hac]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=2113</guid>
		<description><![CDATA[
Grup Orhun
Söz-Müzik: Ali Aksoy

Related Posts:

Grup Orhun &#8211; Çocuklar Ölmesin Albümü Satışa Çıktı
Grup Orhun &#8220;Tanrı Dağları&#8221; &#8211; Ali Aksoy
Video Klipler
DEMO KAYITLAR
Ali Paşa Ağıtı &#8211; Grup Orhun
Powered by Contextual Related Posts


]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.aliaksoy.net/wp-content/grup-orhun.jpg" rel="shadowbox[post-2113];player=img;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2115" title="grup orhun" src="http://www.aliaksoy.net/wp-content/grup-orhun-258x300.jpg" alt="" width="258" height="300" /></a></p>
<p><a href="http://www.aliaksoy.net/2010/07/06/tanri-dagda-hac-grup-orhun/"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
<p>Grup Orhun</p>
<p>Söz-Müzik: Ali Aksoy
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a rel="nofollow" target="_blank" href="http://www.aliaksoy.net/2010/08/27/grup-orhun-cocuklar-olmesin-albumu-satisa-cikti/" rel="bookmark" class="crp_title">Grup Orhun &#8211; Çocuklar Ölmesin Albümü Satışa Çıktı</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/02/28/grup-orhun-tanri-daglari-ali-aksoy/" rel="bookmark" class="crp_title">Grup Orhun &#8220;Tanrı Dağları&#8221; &#8211; Ali Aksoy</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/02/24/video-klipler/" rel="bookmark" class="crp_title">Video Klipler</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/02/24/demo-kayitlar/" rel="bookmark" class="crp_title">DEMO KAYITLAR</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2009/06/23/ali-pasa-agiti-grup-orhun/" rel="bookmark" class="crp_title">Ali Paşa Ağıtı &#8211; Grup Orhun</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2010/07/06/tanri-dagda-hac-grup-orhun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BÜYÜK KAVGA</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2010/06/04/buyuk-kavga/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2010/06/04/buyuk-kavga/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2010 06:23:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[bÜyÜk]]></category>
		<category><![CDATA[kavga]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=2104</guid>
		<description><![CDATA[
Bu yazıda ileri gelenlerle resuller arasında daimi olan, günümüzde de izlerini istikrar içerisinde sürdüren büyük bir kavgaya değineceğiz.
Kuran’a göre, resullere ve onların getirdiği dine / yol ve yönteme ilk itiraz edenler, en azılı düşmanlar daima o bölgenin “servetle şımarmış” ileri gelenleridir. İlle bir mazeret ileri sürerek resullere muhalif olmuşlardır.
Peki bu kavganın sebebi nedir ? Neyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="aligncenter size-full wp-image-23837" title="zekat" src="http://www.antalyagunlugu.com/wp-content/uploads/2010/06/zekat.jpg" alt="" width="400" height="304" /></p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazıda ileri gelenlerle resuller arasında daimi olan, günümüzde de izlerini istikrar içerisinde sürdüren büyük bir kavgaya değineceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran’a göre, resullere ve onların getirdiği dine / yol ve yönteme ilk itiraz edenler, en azılı düşmanlar daima o bölgenin “servetle şımarmış” ileri gelenleridir. İlle bir mazeret ileri sürerek resullere muhalif olmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki bu kavganın sebebi nedir ? Neyi bölüşemediler, neden uzlaşamadılar ?</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında bu kavganın kökleri insanın ilk çağlarına, ilk dönemlerine kadar uzanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran’a göre, “insanın üzerinden anılmaya değer bir şey olmadığı çok uzun devirler” geçmiştir. İnsan, insanlık bu döneminde insandır ama “adem” değildir. Anılmaya, kendisine vahyedilmeye değer bir varlık olamamış, tekamülünü tamamlamamıştır. İnsan “Adem” olduğunda Yaratıcı alemlerdeki bütün meleklere / kuvvetlere şöyle seslenir:</p>
<p style="text-align: justify;">“… yer yüzünde bir halife / ardıl tayin edeceğim.”</p>
<p style="text-align: justify;">Gelenekselleşmiş dini inanış bu ayette insanı “Allah’a halife” olarak görmüşse de, sonu gelmeyen bir varlığın (Yani Allah’ın) halifesi / ardılı olamayacağı için biz bu görüşü kabul edemiyoruz. İnsan yani adem, kendisinden önceki “anılmaya değer olmayan varlığın” halifesidir. <span id="more-2104"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Adem / İnsanlık, “sınırsız bir ömre sahip olmak için” yasak meyveden yediğinde bahçesinden / mevkisinden kovuldu. Biriktirmek, biriktirdiği ile ticaret yapmak ve böylece “yarınını garanti altına almak” tutkusuyla yeryüzündeki diğer tüm canlılardan farklı bir din / yol / yöntem edindi. Adem / İnsanlık, mülk edindikçe, biriktirdikçe dünyevileşti. Mülk için savaş yaptı, kan döktü, sorun çıkardı. Çünkü “hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışırken” ölümü unuttu. Ölümü hiç hatırına getirmeyen insan, kendisini “ebedilik” yolunda zannedecektir. Adem / İnsan bu yanılsamayla biriktirdikçe “kıt olmayan kaynakları” kıt hale getirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ne zaman bir resul gelse ve “ihtiyaçtan arta kalanı” diğerleriyle paylaşmayı teklif etse önce oranın “servetle şımarmış” ileri gelenleri itiraz ettiler. Çünkü maldan eksiltmeyle arınmak, ölümü hatırlamaktır. Maldan arınmak dünyevilikten arınmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Her peygamberin getirdiği ve biri birinin aynı olan teklif, dünyeviliği terki emrediyordu. İleri gelenlerin neredeyse yaşam gayesi olan mülk, şan, şöhret, oğullar, aşiretler vel hasıl kişiyi muktedir kılan her şeyi makul seviyeye indiren, sınırlayan teklif yasak meyveyi daha da cazip hale getiriyordu. İnsan, kendisinden önce yaşamış hiçbir ebedi varlığa şahit olmadığı halde kendisini buna layık görebiliyor, alemlerin gerçeklerine karşı kör, sağır kesilebiliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük kavganın ikinci sebebi, resullerin gelenekselleşmiş inanışlara karşı “yeni” ve sorgulayıcı bir bakış açısı getirmesidir. Var olan düzen ileri gelenlerin iktidarını pekiştirirken, sıradan insanlara “sultanlık” teklif eden bir inanış nasıl kabul edilebilir ?</p>
<p style="text-align: justify;">Şuayp peygambere karşı çıkan ileri gelenler şu itirazı ileri sürdüler:</p>
<p style="text-align: justify;">“Ey Şuayb, atalarımızın taptığı tanrılarımızdan vazgeçmemizi ve mallarımız üzerinde dilediğimiz gibi tasarruf etmemizi engellemeni sana salatın mı emrediyor ?”</p>
<p style="text-align: justify;">Kavganın iki temeli bu kadar açık ve nettir.</p>
<p style="text-align: justify;">İleri gelenlerin Kuran’la olan kavgası da aynı minvaldedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Müşriklerin Hz. Peygamberden, “bu Kuran’ı değiştir, yahut başka bir Kuran getir” diye talepte bulunmalarının sebebi de bu iki temele dayanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü karşılarında okunan (Kuran), dünyevileşmeye itirazlar içeriyor, ölümü hatırlatıyordu. “Eskilerin masalları” diye alaya alınan ayetler, önceki kavimlerin resullere karşı çıkarttıkları büyük kavganın akıbetini haber verirken, yine ölümü ve kendilerinden önce aynı yolda ölenleri hatırlatıyordu. Ve şunu soruyordu:</p>
<p style="text-align: justify;">“Şimdi onlardan hiçbir ses duyabiliyor musunuz ?”</p>
<p style="text-align: justify;">Mülkleri, servetleri, şan ve şöhretleri, oğulları, kızları, atları, arabaları, hanları hamamları vel hasıl “iktidarları” dağılmış ve onlar “masallara” çevirilmişlerdi…</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran bir ayetinde kitap ehlinin Kuran’ı, “öz oğullarını tanıdıkları gibi” tanıdıklarını haber verir. Bu gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir meseledir. Bir kişinin oğlunu milyarlarca insanın arasına koysanız, o yine de kendi evladını onlar arasından hatasız olarak seçip çıkarır. Kuran “Kitap ehlinin” Kuran’ı tanıyışını da böyle nitelendiriyor&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Önceki resullerin getirdiklerine şahit olanlar, onun inceliklerini bilenler Kuran’ı daha duyar duymaz tanırlar. Çünkü aynı kelimeler, aynı vurgular, aynı ikazlar tekrarlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran da, kendisinden öncekiler gibi dünyevileşmeye reddiyeler içerir. Dünyevileşen ve bu suretle kendilerini güvende hissedenleri ihtar eder. Ebedilik hevesine kapılanları ebedi bir cehennemle korkutur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran, güven içinde olanların tarifini yaparken cennete layık olanları tarif eder. Cennet ehlini daima “güvende olmakla” vasıflandırır. Bu bir yönüyle, dünya mülkü ile güven arayışına reddiyedir. Kuran’a göre, beyte / Allah’ın evine / önerdiği dine girenler güven içerisindedir. Yasak ağaçtan yiyerek biriktirmeye başlayanlar, dünyevileşenler, biriktirerek ebedileşeceğini düşünenler güvende değildir. Dünyevi tutkulardan ve saçma sapan, akla ve vicdana aykırı inanışlardan arınmadıkları için kovulmuşlardan olacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran bu sebeple arınmayı yani zekatı, salat ile birlikte zikreder. Gelenekselleşmiş din, zekatı kırkta bire ve bir aya indirgeye dursun, Kuran zekata süreklilik yükler. Salat gibi zekat ta zamandan arındırılmış, bir ömrün sorumluluk gerektiren her safhasına konulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran, “dünyevileşenlerin” salatını / hayra desteğini yeterli görmemektedir. Sosyal sorumluluğu yüksek birey, kendi nezdinde de dünyevilikten, biriktirmekten ve aşırılıktan arınmalıdır. Birey ancak arınmasını sürdürdükçe salata meğil tutar. Onun salatı sürekli hale gelir. Dünyevilikten arınan insanı boş gayelerle oyalayacak herhangi bir şey bulunmayacağı için o salata daha candan sarılacaktır. Bilinçli yaşamının her anında hayra desteğini, görevinin gereğini hatırlayacak ve tereddüde düşmeden desteğini ve vahyi izlemesini sürdürecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran, “süslenmiş, cicilenmiş” arınmayı reddeder. Çünkü süslenmiş, ilan edilmiş arınma, dünyevi zevklerden bir başkası için, yani şan, şöhret için riya tutkusuyla yapılır. Arınmanın gayesi dünyevilikten arınma ise, arınmanın usulü de dünyevilikten uzak olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran, maldan arınma konusunda çok keskindir. İşte Kuran’ı ehli kitaba kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanıtan unsurların en başında bu gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Sana neyden infak edeceklerini sorarlar. De ki: İhtiyaç fazlasından”</p>
<p style="text-align: justify;">Tabiri caizse dananın kuyruğunu koparan teklif budur. Kuran, insan için ihtiyacının fazlasını “infakın / hayır yolunda maldan harcamanın” konusu yapmaktadır. Kişi burada ihtiyacını belirlemede hür bırakılmıştır. Bu hürriyet, büyük hesaplaşmada yargılama konusu yapılacak ve defterler açılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran, maldan arınmada insanların üretebileceği muhtelif şeytanlıklara da hemen set çeker.</p>
<p style="text-align: justify;">“Kendinizin gözünüz kapalı alıcısı olmadığız şeyleri sakın ola Allah yolunda harcamaya yeltenmeyin !”</p>
<p style="text-align: justify;">Eski püskü kıyafetleri, kullanılmayan eşyaları, yemek artıklarını sözüm ona ihtiyaç fazlası diye verip kurtulma kurnazlığını Kuran sert bir ihtarla reddeder.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra iyice anlaşılması için bu duruma şöyle bir açıklama getirir:</p>
<p style="text-align: justify;">“En sevdiğiniz şeylerden / severek – isteyerek harcamadıkça asla iyiliğe ermiş olmazsınız.”</p>
<p style="text-align: justify;">Demek ki iyilik, kişinin zaten dünyevi bir bağının kalmadığı veya önemli ölçüde azaldığı şeylerden arınmak değildir. Bilakis iyiliğe erginlik, “en sevilen şeylerden” yani insanı dünya hayatına sıkı sıkıya bağlayan şeylerden sarf etmekle elde edilir. Çünkü Kuran, baştan sona dünyevileşmeye apaçık ve doğrudan bir reddiyeler manzumesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişi mesela, artık kullanmadığı bir kıyafetini değil, yeni aldığı ve gönlünün ısındığı bir kıyafetini seve seve elden çıkarabiliyorsa arınmış olacaktır. İhtiyaç fazlasının tamamını bu bakış açısıyla değerlendiğimizde, Kuran’ın teklifinin ağırlığı hemen anlaşılabilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelenekselleşmiş ve akla ve vicdana uygun gerekçeleri bulunmayan her türlü inanışın reddi ile birlikte bu “arınma / zekat” olgusu ileri gelenleri çileden çıkartmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylelikle değişmeyen, eskimeyen, pörsümeyen, daima ayakta duran tebliğ / Din-i Kayyım,  yasak meyve ağacına sadece bir yönden değil iki yönden, iki cepheden birden balta vurmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu günün “ileri gelenleri” de büyük kavganın tarafı olmaya devam etmektedir. Savunur göründükleri siyasi, ekonomik, dini eğilim her ne olursa olsun “dünyeviliği” salık veriyorsa ister istemez kavganın tarafı olmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">İleri gelenlerin ürettikleri ve savundukları tüm rejimler, tüm sistemler, tüm yasalar, tüm kararlar dünyevileşmişlerin lehinde ve dünyevileşmeyi cazip kılacak, teşvik edecek bir dine / yol ve yönteme hizmet etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Enteresan bir özellik arz etmesi nedeniyle, sözüm ona “dindarlık” söylemiyle iktidar olan yeni ileri gelenlere baktığınızda onları ihale yarışlarında, hayır için toplanan paralarla her türlü kamu varlığını araklama faaliyetlerinde görebilirsiniz. Kuran bu gün bizim &#8220;kamu malı&#8221; diye tabir ettiğimiz şeyi, &#8220;Allah&#8217;a ve resulüne ait&#8221; mallar olarak zikreder.  Kuran hangi mal için &#8220;Allah&#8217;a ve resulüne aittir&#8221; diyorsa o kamu malıdır. Böyle olunca, bu gün kamu malına el uzatıp araklama faaliyetine giren &#8220;dindarlar&#8221;, aslında Kuran&#8217;daki deyimiyle Allah&#8217;a ve Resulüne ait bir varlığı araklamaya yeltenmiş olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kendilerine göre “Dindar olmayanlarla” hatta “din düşmanı” olanlarla bile (!) kolaylıkla ittifak ettikleri yalıtılmış, kutsal bir alandır “servet” yarışı…</p>
<p style="text-align: justify;">Savunur oldukları gelenek dini, namaza, oruca, hacca eklemekte / arttırmakta hiçbir mahzur görmezken “maldan harcama” konusunda pek bir ketumdur. Maldan harcamada arttırdıkları tek yer, gariban çiftçinin mahsulüdür. Mahsule 1/10 (%10) yazdıkları vergi, yığın yığın altın ve gümüşte, biriktirilmiş servette 1/40 (%2,5) oluverir.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlam itibariyle çerez parasına döndürdükleri “sadaka” her zaman yapılabilirken, maldan 1/40 gibi pek büyük (!) bir miktarda harcama sadece yılda bir kez yapılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Okullarda, camilerde, kitaplarda dinden bahsettikleri her yerlerde “namaz” vurgusu serbestçe ve bol bol yapılırken, zekat pek bir gariban bırakılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Servet deyince akıllarına önce “Süleyman Peygamber” gelir. Ne de olsa “servet sahibi” bir Peygamberdir. Kendilerince Süleyman Peygamber, “zenginliğin, servet düşkünlüğünün, biriktirmenin” emsali, beraatidir. Allah ona izin verdiyse, her halde kendilerine de izin vermiş olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Süleyman’ın servetini nasıl tasarruf ettiğinin, nereye harcadığının veya kendilerinin Süleyman gibi olup olmadıklarının herhangi bir önemi yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Onun için, “ribayı” yani yığın yığın, üstüne üstüne aşırı biriktirmeyi “faiz”e döndürüp akladıklarında şu mesajı vermiş olurlar: Dilediğiniz kadar biriktirin, hanlar, hamamlar, evler, arsalar, yatlar, katlar edinin, altını gümüşü tıka basa doldurun ama faiz yemeyin !</p>
<p style="text-align: justify;">Halbu ki, ihtiyaçtan arta kalanı infakın konusu yapan bir dinde faizin ne işi olabilir !</p>
<p style="text-align: justify;">İmanı, camide / tapınakta aramak kolaydır. Kolaysa, hastanede tedavi ücretini ödeyemediği için rehin kalanlara yardımda, aş evlerinde, kadın sığınma evlerinde arayın ! Elektrik parasını bile ödemeyen fakirhaneleri aydınlatacak iman “nuru” nerede !</p>
<p style="text-align: justify;">Bir de “talebe okutuyoruz” diye, Allah’ın kelimesini düzeltmeye yeltenenler var. Onlara göre, tüm infak “talebe okutmaya” ayrılabilir. Allah, sadakanın dağıtılacağı sekiz sınıf insanı “öylesine” saymıştır. Din yine büyük kavgada ileri gelenlerin işine yarayacak sinsi bir silaha dönüşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer gerçekten “iman” ediyorsan, dininde gerçekten samimiysen topladığın sadakayı o sekiz sınıfa eşit olarak dağıtarak bunu kanıtla !  Bunu yap ki, Anayasal kurumları ele geçirmek ve bu suretle hurafeyi iktidar yapmak için mi, Allah rızası için mi yardım topladığın apaçık belli olsun.  Sen, fakir fukaradan her birinin teker teker rızasını almadan Allah’ın onların hakkına ayırdığı payı bir başka alana transfer edemezsin.</p>
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü gibi büyük kavga, yasak ağaçtan meyve yeme yarışıyla ilgilidir. Hangi görünüme bürünürse bürünsün işin temelinde bu yatmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah’ın yarattığı mahlukat içerisinde insandan başkasında, ihtiyacından fazlasını biriktiren görülmüş, duyulmuş değildir. Kurda, kuşa, böceğe, sayısını ancak Allah’ın bilebileceği mahlukata geniş ve bolluk içerisinde bulunan yeryüzü, yasak ağaca meyleden insan yüzünden kıtlık içerisine düşmüştür. Kuran&#8217;a göre insan öylesine cimridir ki, kendisine Allah’ın hazineleri verilse tükenir korkusuyla harcamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">İhtiyaç fazlasını infakın konusu yapmayı salık veren peygamberlerin inkar edilmesinin, yurtlarından sürülmelerinin ve öldürülmelerinin en büyük nedeni işte bu büyük kavgadır. İnsanlık var oldukça, peygamberler ve bu büyük kavga var olmaya devam edecektir. İsterse inkarcılar hoş görmesin !</p>
<p style="text-align: justify;">Ali Aksoy – 04.06.2010</p>
<p><!--wsa:reklam-->
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a rel="nofollow" target="_blank" href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/08/inan-dostum/" rel="bookmark" class="crp_title">İnan Dostum</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/10/04/allahin-emri-celiskisiz-ve-delile-dayali-bilgiye-tabi-olmak/" rel="bookmark" class="crp_title">Allah&#8217;ın emri; &#8220;Çelişkisiz ve delile dayalı bilgiye tabi olmak&#8221;</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/04/imdat-cagrisi/" rel="bookmark" class="crp_title">İmdat Çağrısı !!!</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/03/02/zikir-02032007/" rel="bookmark" class="crp_title">Zikir &#8211; 02.03.2007</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/11/08/ayetten-telefon-zili-olur-mu-olmaz-mi/" rel="bookmark" class="crp_title">Ayetten &#8216;Telefon Zili&#8217; Olur mu Olmaz mı?</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2010/06/04/buyuk-kavga/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AYET OKUMAK</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2010/06/02/ayet-okumak/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2010/06/02/ayet-okumak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2010 18:56:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın Kevni Ayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Uyarıcı Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[ayet]]></category>
		<category><![CDATA[okumak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=2099</guid>
		<description><![CDATA[
Anadoluda ona Kuran okumak, sure okumak derler. Bizim Kuran’ı yani “okunan”ı okumayı unutuşumuz çok eskilere dayanır.
Kuran’ın ayet dizininin “oku” diyerek başladığına inanırız da, onu okumayız. Okuduğumuz şey; arap harflerinin bir araya gelmesinden ibaret bir söz yığınıdır. Anlamını bilmeden söyleriz, anlamını bilmeden dinleriz. Büyülü, tılsımlı, sihirli sözcüklerdir. Kayıp eşyaların bulunmasında, hastalıkların şifasında, kapanan kısmetin açılmasında, bozulan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="aligncenter size-full wp-image-23831" title="ayet" src="http://www.antalyagunlugu.com/wp-content/uploads/2010/06/ayet.jpg" alt="" width="368" height="350" /></p>
<p style="text-align: justify;">Anadoluda ona Kuran okumak, sure okumak derler. Bizim Kuran’ı yani “okunan”ı okumayı unutuşumuz çok eskilere dayanır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran’ın ayet dizininin “oku” diyerek başladığına inanırız da, onu okumayız. Okuduğumuz şey; arap harflerinin bir araya gelmesinden ibaret bir söz yığınıdır. Anlamını bilmeden söyleriz, anlamını bilmeden dinleriz. Büyülü, tılsımlı, sihirli sözcüklerdir. Kayıp eşyaların bulunmasında, hastalıkların şifasında, kapanan kısmetin açılmasında, bozulan ekonominin –biz yapar olduklarımızı değiştirmediğimiz halde – düzelmesinde ve bilhassa ölmüşlerimizin ruhlarının ferahlamasında pek istifade ederiz ondan. İçimizde anlamını bilmeden okumaya ve anlamını bilmeden dinlemeye “ziyafet” diyenlerimiz de vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Alemlerin Rabbinin muhataplarının öğüt alması için indirdiği ayetleri “namaz”da üstelik yine anlamını bilmeden O’na geri okumamızdan da herhangi bir kuşku duymayız. <span id="more-2099"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Dirilerin uyarılması için indirilen Kuran’ı kendimizden uzaklaştırarak Kuran’daki tabiriyle “diri” olmadığımızı ikrar ederiz. Çünkü O eğer kulak verirlerse ancak dirilere fayda sağlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Her sene kadir gecesini kutlarız da, o Kuran bize bir kez olsun inmiş mi inmemiş mi, ilgilenmeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Birimiz birimize, anlamı bilinmeyen bir dilde öğütte bulunsa buna güler, dalga geçeriz ama Allah’ın “alemler için bir öğüt” olarak nitelediği Kuran’la ve bilmediğimiz bir dille bize “öğüt” verdiğine iman ederiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Tapınaklarımızda ayinlerimizin ve tozlu rafların en yüksek yerlerinin vazgeçilmezidir Kuran…</p>
<p style="text-align: justify;">Onu anlamını bilmeden okumak, hatta ona dokunmak için elimizi ayağımızı yıkarız da, onu kavramak için hangi pisliklerden nasıl arınacağımızı hiç bilmeyiz. Allah’ın “Beyt ehlinden / müminlerden” giderdiği pisliğin, yıkanmakla keselenmekle geçebilecek bir şey olmadığını henüz öğrenememişizdir. Vücuduna dövme yaptırana kasıla kasıla “senin guslün kabul olmaz” deriz ama, aklını ve vicdanı gerçeğe kapatanların “idrak” ve “iman” kirinin nelerin kabulüne mani olacağından habersizizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bütün bunlar aslından devşirilmiş “İslam” adlı dinin bağlılarının modern görünümüdür. Onun için biz ona “İslam” demiyoruz. Kuran’da anlatılan “İslam” ile halkın bilip inandığı “İslam”ı keskin hatlarıyla birbirinden ayırıyoruz. Kavram kargaşasına düşmemek için halkın “İslam” dediğine biz “gelenek dini” veya “atalar dini” diyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran’daki islamın öğrenilmesi, önce Kuran’a bakış açımızın düzeltilmesiyle başlamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran, tılsımlı, şifreli, sihirli sözlerin ardı ardına dizildiği bir şiir değildir. Kuran, ayetlerden / delillerden oluşan bir yaşama ve anlama biçimidir. Bir öğüttür. Doğruyu eğriden ayıran, bu bilgiyi öğreten bir Furkan’dır. Akletmede zaafa düşen sözde akıl sahiplerinin hastalıklarına bir şifadır. Muhataplarına öyle sorular sorar ve sordurur ki, onları büyük bir şaşkınlıkla düşünmeye sevk eder. Onlarda bir “Karia”ya bir “Şok”a sebebiyet verir.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz hanifler; gelenek dininin bağlılarına ve onların alimlerine “zor sorular” sormayı Kuran’dan öğrendik. Çünkü o bizim için bir ayettir, bir delildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran okumak onun sözlerini tekrar etmek değil, ayetlerini yani getirdiği delilleri idrak etmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran’a göre, yerler ve gökler Allah’ın ayetleriyle / delilleriyle doludur. Peygamber’den   mucize isteyenleri ayetlere yönlendirerek hakiki mucizeyi işaret eder. Hoş, Allah’ın Hz. Peygamber’e “indirmediği” mucizeyi kendisinden sonra yaşayanlar indirivermiştir ama hakiki mucizeye hiçbir zaman vakıf olamamışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü hakiki mucizeye şahit olmak için okumak gerekir. Kuran okumayı, bir sayfada yazılı metinleri okumak zannedenler, yerlerin ve göklerin ayetlerini de bu denli basit okurlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu kınadığımız “gavur” bile yerlerin ve göklerin ayetlerini bizden iyi okumuştur ve okumaktadır. İlimde, fende geldikleri muciz yani aciz bırakıcı nokta, hakiki mucizeye şahit olmak için okudukları kevni ayetlerden yani yaratış ayetlerinden gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurdu, kuşu, böceği, ağacı, dalı, çiçeği, toprağı, güneşi, ayı satır satır okuyor, idrak ediyorlar. Onların bu okuyuşları onları gerçeğe teslim olmaya zorluyor. Gerçekle haşır neşir oluyorlar. İçlerinden vicdan, ahlak ve akıl sahibi bulunanlar hakiki bir “iman” / “eminlik” ile yaşayıp, göçüp gidiyor. Gerçeği gördüğü halde “bilerek” inkar edenler, akıllarını, fikirlerini gerçek yerine kendilerinden hiçbir farkı bulunmayan beşerin yorumlarına, talimatlarına, uydurma söz ve inanışlara teslim edenler “akıl müsrifleri” olarak inkarcılar hanesine yazılıveriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran, ilmine çok güvenen sözde alim sıfatlı akılsızların durumunu “Yahudi alimlerini” betimlerken “kitap yüklü eşeğin durumuna” benzetir. Gerçekten onlar, sırtına kitap yüklenmiş eşekler o kitaplardan ne derece nasiplenmişse o derece nasiplenmişlerdir. Onların okuyuşları da, hurafeye ve dogmalara boğulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Vahyi ve okumayı, iki kapağın arasına sıkıştıranlar, canlı cansız her şeyi konuşturan Allah’ı susturabileceklerini zannedenlerdir. Her an yeni bir yaratışta olan Rabb, her an yeni bir vahyediştedir. Gerek ki, hakkını vererek okuyan bulunsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Ali Aksoy &#8211; 02.06.2010</p>
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a rel="nofollow" target="_blank" href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/08/inan-dostum/" rel="bookmark" class="crp_title">İnan Dostum</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/12/24/kuran-okumak/" rel="bookmark" class="crp_title">Kuran Okumak&#8230;</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/10/04/allahin-emri-celiskisiz-ve-delile-dayali-bilgiye-tabi-olmak/" rel="bookmark" class="crp_title">Allah&#8217;ın emri; &#8220;Çelişkisiz ve delile dayalı bilgiye tabi olmak&#8221;</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/03/02/zikir-02032007/" rel="bookmark" class="crp_title">Zikir &#8211; 02.03.2007</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/11/08/ayetten-telefon-zili-olur-mu-olmaz-mi/" rel="bookmark" class="crp_title">Ayetten &#8216;Telefon Zili&#8217; Olur mu Olmaz mı?</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2010/06/02/ayet-okumak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BOZKURTLARIN DİRİLİŞİ (4)</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2010/05/22/bozkurtlarin-dirilisi-4/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2010/05/22/bozkurtlarin-dirilisi-4/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 May 2010 09:38:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[4]]></category>
		<category><![CDATA[bozkurtlarin]]></category>
		<category><![CDATA[dİrİlİŞİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=2096</guid>
		<description><![CDATA[
Yönelince doğruya,
Derman olur ağrıya,
Kulak tut bu çağrıya,
Dirilecek bozkurtlar !
Ve devrilecek putlar !
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu
Önce putları yıkacağız. Aklımızın içindeki görünmez putları, sahte tanrıları yıkacağız ki, aklımızı ve vicdanımızı hür bir şekilde işletelim, doğruyu yeni baştan tanımlayalım.
Önce görme, işitme yeteneğimizi tekrar kazanacağız. Tekrar gören, işiten bir güruh olacağız ki, akıl çarkının dişlerinin arasına sıkışan “çelişkileri” görebilelim. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-23060" title="turk" src="http://www.antalyagunlugu.com/wp-content/uploads/2010/05/turk-400x298.gif" alt="" width="400" height="298" /></p>
<p style="text-align: justify;">Yönelince doğruya,<br />
Derman olur ağrıya,<br />
Kulak tut bu çağrıya,<br />
Dirilecek bozkurtlar !</p>
<p style="text-align: justify;">Ve devrilecek putlar !</p>
<p style="text-align: justify;">Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu</p>
<p style="text-align: justify;">Önce putları yıkacağız. Aklımızın içindeki görünmez putları, sahte tanrıları yıkacağız ki, aklımızı ve vicdanımızı hür bir şekilde işletelim, doğruyu yeni baştan tanımlayalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Önce görme, işitme yeteneğimizi tekrar kazanacağız. Tekrar gören, işiten bir güruh olacağız ki, akıl çarkının dişlerinin arasına sıkışan “çelişkileri” görebilelim. Bu çelişkilerden arınalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Çelişkilerden arınanlar, gerçeğe bütün çıplaklığıyla şahit olurlar. Gerçek insanı yanıltmaz, gerçek insanı yolda bırakmaz, gerçek insanı utandırmaz. Gerçeğe dayanan, tuzağa düşmez. <span id="more-2096"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Acı da olsa gerçeğe kulak vereceğiz. Acıdır diye gerçeği görmezden gelenlerin misali, dişi ağrıdığı halde bunu umursamayanın haline benzer. Halbuki diş ağrıyarak sana bir mesaj gönderiyor. Bende bir problem var, bununla ilgilen, ilgilen ki, daha vahim bir durumdan korunabilesin diyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi gerçekleri görmezden gelenlerin hali de başka değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ya gerçeği söyleyiverirse diye hiç kimsenin sözünü kesmeyeceğiz, hiç kimsenin sesini kısmayacağız. Buna önce kendi iç sesimizden başlayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatalarımızı ve çelişkilerimizi örtbas edeceğimize, üstüne üstüne gideceğiz. Bir sorunla karşılaştığımızda, akıl akıldan üstündür diyeceğiz, bizim göremediğimizi görmüş olma ihtimali olan diğer zihinleri tarayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ezberlenmiş dogmalar bir tarafa bırakıldığında, gözlerin ve kulakların, bilinçlerin perdesi kalktığında yeni bir dünya ve yeni bir zamanla karşılaşacağız. Dirilmeye başlayacağız !</p>
<p style="text-align: justify;">Gördüğümüz, duyduğumuz her şeyi sorgulayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Kim, nerede, ne zaman, ne ile, nasıl, ne için sorularını bütün varlık alemine soracağız. Nerede bir çelişki görsek onu didik didik edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah’ın Kuran’ın çelişkisiz bir kitap olması ile övünmesi gibi, kendimize gerçekle ve kendi içindeki tezlerle çelişmeyen bir dünya görüşü oluşturacağız. Bu bizim milletimiz olacak ! Türk Milleti olacak !</p>
<p style="text-align: justify;">Hanif / sorgulayıcı / batıl ve sahte olan her şeyi reddedici İbrahim’in milletini temel edinmiş Türk Milleti !</p>
<p style="text-align: justify;">Açıldı altun oluk<br />
Doldu göğsüme soluk<br />
Duysun ağaç, kuş, balık&#8230;<br />
Filizlendi umutlar<br />
Dirilecek Bozkurtlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücü Hareket’in en az konuştuğu, daha doğrusu konuşmaktan kaçındığı şeylerden başlayacağız. Zaman ve insanlar değişirken, çözüm yolları bakımından değişik bir tez ileri süremediğimiz konuları ele alacağız. Biz neden tıkandık, neden bu konularda üç cümleden öteye geçemiyoruz ? Neden hep aynı şeyleri tekrarlayıp duruyoruz ?</p>
<p style="text-align: justify;">Doktrinimiz ve teşkilatlarımız nerede bir kısır döngüye giriyorsa, orada bir çelişki vardır. Onu bulup çıkaracağız. Oradaki durum gerçekle mi çelişiyor, yoksa inandığımız, savunduğumuz başka bir değerle mi ?</p>
<p style="text-align: justify;">Siyaseten “rol” yaptığımız durumları gözlemleyeceğiz. Mesela bir taraftan ülke yönetimi adına “demokrasi” talep ederken kendi içimizde hiç de demokratik olamadığımız hallerimiz var mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Mesela “Bütün halkımızı kucaklama” iddiamıza, kendi arkadaşlarımızı bile kucaklayamama gibi bir çelişki sirayet etmiş mi ? Ettiyse neden etmiş ?</p>
<p style="text-align: justify;">Mesela başkalarının çocuklarının Ülkü Ocaklarına gelmesini talep ederken, kendi çocuklarımızı Ocaklara göndermediğimiz oluyor mu? Oluyorsa neden oluyor ?</p>
<p style="text-align: justify;">Kendi içimizde başka, bizden olmayanların yanında başka konuştuğumuz veya başka davrandığımız oluyor mu ? Oluyorsa neden oluyor ? Kimden neyi saklamaya çalışıyoruz ?</p>
<p style="text-align: justify;">Mesela Kuran’a iman ettiğimizi beyan ederken, “Allah indinde en üstün olanınız takvaca en ileri olanınızdır” ayetini görmezden gelerek kendi ırkımızı tüm zamanlar ve mekanlarda “en üstün” ilan ediyor muyuz ?</p>
<p style="text-align: justify;">Soy, sop bağını “üstünlüğe” vesile kılıyor muyuz ?</p>
<p style="text-align: justify;">“Hani Rabb&#8217;i, İbrahim&#8217;i bazı kelimelerle imtihana çekmiş, o da onların hakkını vermişti de Rab şöyle demişti: &#8220;Seni insanlara önder yapacağım.&#8221; İbrahim, &#8220;soyumdan birilerini de&#8221; deyince Allah: &#8220;Benim ahdime zalimler eremezler.&#8221; buyurdu.” (Bakara,124)</p>
<p style="text-align: justify;">Mesela “Devletçilik” adı altında devlet denen ucube örgütün zulmünün, “milliyetçilik” adı altında milletin bazı fertlerinin apaçık kötü davranışlarının savunuculuğunu yaptığımız zamanlar oluyor mu ? Devletçilikte ve milliyetçilikte toptan kabul veya toptan red ettiğimiz şeyler var mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Atatürk’ü seviyor muyuz, sevmiyor muyuz ?</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa birliğinin dinine mi karşıyız, devlet düzenine mi, siyasetine mi, zenginliğine mi ?</p>
<p style="text-align: justify;">Küreselleşmeye karşı mıyız ? Karşı isek bununla nasıl mücadele edeceğimiz hususunda ayakları yere basan detaylı bir planımız var mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Teşkilatçılığımızla övünüp durduğumuz halde, köy köy, mahalle mahalle örgütlenememiş olmamızın sebebi ne olabilir ?</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı apartmanda aynı sokakta oturan iki ülkücü birbirini niye tanımaz ?</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkeyi yönetecek bir ekonomi politikası belirlemeden önce, teşkilatlarımızı sevk ve idare edecek bir mali yapılanma doktrini geliştirebilmiş miyiz ? Kendi söküğümüzü dikebiliyor muyuz ?</p>
<p style="text-align: justify;">Daha düne kadar birbirimizi öldüresiye kavga ettiğimiz solcularla nasıl oluyor da şimdi “benzer” şeyler düşünebiliyoruz ? Onlar mı değişti, bizler mi ? Yoksa tarafların hiç biri değişmedi de aslında biz birbirini hiç dinlemeyen güruhlar mıydık ?</p>
<p style="text-align: justify;">Kendimiz muhalefetteyken fikrimiz veya yetiştirdiğimiz insanların iktidarda olması nasıl mümkün olabilir ?</p>
<p style="text-align: justify;">Ümmet-i Muhammed, birbirinin anasını, babasını, kardeşini öldürmüş müşrikleri onlar iman ettiklerinde “kardeşim” diye bağrına basmış, onların bir çoğuna “sahabe” diye başının üzerinde yer verebilmişken, biz birbirimizin evladını, yakınını öldürmüş teröristleri onlar bu durumdan pişmanlık gösterdiklerinde “kardeşim” diye bağrımıza basabilecek miyiz ?</p>
<p style="text-align: justify;">Şeriatçı mıyız, laik mi ?</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiyeci miyiz, Turancı mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Muhafazakar mıyız, yenilikçi mi ?</p>
<p style="text-align: justify;">Yurt içinde “Türk Kürt kardeştir, ayrım yapan kalleştir” diyenlerimiz, Yurt dışında mesela Irak’ın kuzeyindeki Kürtler için de aynı şeyi düşünüyor mu?</p>
<p style="text-align: justify;">İşçi, ezgin insanlarımızın haklarını savunursak solcu mu oluruz ? Bu konuda bizimle aynı düşünen ama başka konularda farklı düşünen insanlarla birlikte miting, yürüyüş yapabilir miyiz ?</p>
<p style="text-align: justify;">Bir şehit verdiğimizde incinen yüreğimiz, trafik kazasında bir vatandaşımız öldüğünde de inciniyor mu? Şehit verdiğimizde sokaklara döküldüğümüz gibi bir vatandaşımız “yok yere” öldüğünde yollara dökülsek bizlere gülerler mi ?</p>
<p style="text-align: justify;">Doğru bildiğimiz ve inandığımız şeyler hususunda başkalarının bize gülmesi, gülecek olması umurumuzda mıdır ?</p>
<p style="text-align: justify;">Ormanlarımızın ve sağlıklı yaşam alanımızın yok olmasına karşı direnmek milliyetçilik olarak tanımlanabilir mi ? Eğer bu davranış da milliyetçilikse biz neden bunu yapmıyoruz ? Ülkücülerin insanlığa zehir saçan bir fabrikanın önünde eylem yaptığı görülmüş duyulmuş mudur ?</p>
<p style="text-align: justify;">Zenginimizin bedel verdiği, fakirimizin asker olduğu zamanlarımız var mıdır ? Veya zenginimizin “vekil”, fakirimizin “teba” olduğu zamanlarımız oluyor mu?</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkücü Hareket olarak kendimize saygı duyulmasını isterken, herhangi bir teşkilatın delegelerinin oylarıyla seçilen yöneticileri al aşağı ederek kendi kendimize saygısızlık ettiğimiz oluyor mu?</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar sadece basit misallerdi…</p>
<p style="text-align: justify;">İnanıyorum ki, bu misaller ve sorular bile bir çok ülkücünün sinirlerini gerebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçeği inkara, gerçeğin üzerini örtmeye (küfr) yönelenlerin akıbeti yaşayan ölü olmaktır !</p>
<p style="text-align: justify;">Aksine gerçeğin üzerine üzerine yürüyenler, gerçeğe teslim olanlar ise diridirler !</p>
<p style="text-align: justify;">Ölmeye yüz tutmuş Ülkücü Hareketi diriltecek olanlar da onlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">İster bir köyden, ister bir beldeden, ister bir ilçeden, ilden filizlensin, ister az olsun ister çok,  onlar mutlaka galip gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Biz hakkı, bâtılın üzerine fırlatırız da o, onun beynini parçalar. Bir de bakarsın o yok olup gitmiştir.” (Enbiya,18)</p>
<p style="text-align: justify;">Bu, kulak verenler için Allah’ın vaadidir ve Allah vaadinden asla caymaz !</p>
<p style="text-align: justify;">“De ki: &#8220;Allah, vaadinde sadıktır. Haydi artık hanîf olarak İbrahim&#8217;in milletine uyun!” (Ali İmran,95)</p>
<p style="text-align: justify;">“… yüzünü, bir hanîf olarak dine, Allah&#8217;ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir. Allah&#8217;ın yaratışında değiştirme olamaz. Doğru ve eskimez din işte budur… ” (Rum,30)</p>
<p style="text-align: justify;">Büyürken yağız taylar<br />
Dolunur ince aylar<br />
İller, ilçeler, köyler&#8230;<br />
Dirilecek Bozkurtlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ali Aksoy &#8211; 22.05.2010</p>
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a rel="nofollow" target="_blank" href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/08/inan-dostum/" rel="bookmark" class="crp_title">İnan Dostum</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/04/imdat-cagrisi/" rel="bookmark" class="crp_title">İmdat Çağrısı !!!</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/10/04/allahin-emri-celiskisiz-ve-delile-dayali-bilgiye-tabi-olmak/" rel="bookmark" class="crp_title">Allah&#8217;ın emri; &#8220;Çelişkisiz ve delile dayalı bilgiye tabi olmak&#8221;</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/03/02/dua-02032007/" rel="bookmark" class="crp_title">Dua 02.03.2007</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/03/02/zikir-02032007/" rel="bookmark" class="crp_title">Zikir &#8211; 02.03.2007</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2010/05/22/bozkurtlarin-dirilisi-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BOZKURTLARIN DİRİLİŞİ (3)</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2010/05/20/bozkurtlarin-dirilisi-3/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2010/05/20/bozkurtlarin-dirilisi-3/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 May 2010 16:59:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[3]]></category>
		<category><![CDATA[bozkurtlarin]]></category>
		<category><![CDATA[dİrİlİŞİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=2092</guid>
		<description><![CDATA[Gelenekleşmiş inanış biçimimize göre, Kuran ve/veya vahiy, hayata ve olaylara bakış açımızı düzenleyecek temel bilgi kaynağıdır. Böyle olunca, güncel yaşamımızda karşımıza çıkan,  etrafımızda olup biten her şeyi vahiyle veya “din sahasının” eski bilgi kaynaklarıyla anlama ve anlamlandırma hatasına düşeriz.
Hatta her şeyi, her durumu ve konuyu Kuran’la anlama çabası bazen öyle bir hal alır ki, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-22978" style="margin: 3px;" title="85" src="http://www.antalyagunlugu.com/wp-content/uploads/2010/05/85.jpg" alt="" width="300" height="299" />Gelenekleşmiş inanış biçimimize göre, Kuran ve/veya vahiy, hayata ve olaylara bakış açımızı düzenleyecek temel bilgi kaynağıdır. Böyle olunca, güncel yaşamımızda karşımıza çıkan,  etrafımızda olup biten her şeyi vahiyle veya “din sahasının” eski bilgi kaynaklarıyla anlama ve anlamlandırma hatasına düşeriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hatta her şeyi, her durumu ve konuyu Kuran’la anlama çabası bazen öyle bir hal alır ki, Kuran’da bilimsel icatları bile ararız. Üç aşağı beş yukarı, kıyısından bucağından bir icatla benzerlik arz eden her söz, her ayet hakkında “Şu buluş zaten Kuran’da var” deriz. İnsanlığın tüm buluş ve icatlarını Kuran’da bulamayacağımızı bile bile yaparız bunu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu tutum gelenek dininin bağlılarını öyle bir kalıba sokar ki, Allah Kuran’ı hafızalardan ve sinelerden söküp alsa insan “hiçbir şeysiz” kalacaktır. Halbuki bizzat Kuran’ın kendisi bunu inkar ediyor.<span id="more-2092"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kuran’a göre, ayetler / deliller bir “hatırlatma / zikr”dir. Hatırlatma demek, zaten var olan bir şeye dikkat çekmek demektir. Demek ki, Kuran’da bildirilen hususlar, verilen öğütler “ilk defa” icat edilmiş, varlık aleminde ilk defa ortaya çıkmış şeyler değildir. Kuran bunun sayısız örnekleriyle doludur. Bu aşamada bu konunun detayına girmeyeceğiz. Bu değinmede bulunmamızın nedeni, vahye sahip olmayan insanın “hiçbir şeysiz” olmadığı hususunu izah etmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vahiysiz, vahye muttali olmayan, olamayan insanın neyi var ?</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran’a göre insanın işitici, görücü kılınması onun sorguya çekilmesi için yeterlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Hakikat, biz insanı birbiriyle karışık bir damla sudan yarattık. Onu imtihan ediyoruz. Bu sebeple onu işitici, görücü yaptık.” (İnsan,2)</p>
<p style="text-align: justify;">Allah’ın insanlara kulaklar, gözler, gönüller vermesi O’nun büyük ihsanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Ve sizi analarınızın karnından, hiçbir şey bilmez bir halde çıkarıp size, şükredesiniz diye işitme duyusu, görme duyusu, duyma, düşünme yetisi bahşeden Allah&#8217;tır.” (Nahl,78)</p>
<p style="text-align: justify;">“Allah odur ki; sizin için işitme gücü, gözler ve gönüller oluşturdu. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!” (Müminun,78)</p>
<p style="text-align: justify;">İnsana eğri ve doğru iki yol gösterilmiştir. İnsan eğriyi ve doğruyu ayırt etme yeteneğine, yani furkana sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) göstermedik mi?” (Beled,8-10)</p>
<p style="text-align: justify;">“Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir.” (Enfal,29)</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanın eğriyi doğrudan ayırd edebilmesi için, dogmalardan arınması gerekir. Dogmalar, insanların Atalarından, insanların çoğunluğundan ve otoriteden öğrendiği, doğruluğunu test edip düşünmeden kabul ettiği ezberlenmiş doğrulardır. İnsanlar ister hayatlarını daha kolay yaşamak için olsun, ister uyduruk korkularına yenik düşmeleri yüzünden, isterse dünyevi başka nedenlerle olsun, bir çok şeyi sorgulamasız kabul ederler ve bu konularda bir “ön yargı” oluştururlar. Öyle bazı ön yargılar, ezberlenmiş doğrular vardır ki, insan bunları asla tartışmaya açmaz. Bunlar, tartışılmaz mutlak hakikatlerdir. Literatürde bunlara “tabu” denir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer insan bir başkasına ait bir görüşü, inanışı onun eğriliğini doğruluğunu sınamadan ve sınamaya kapalı tutarak benimserse ona bu şeyi benimseten kişi veya kurum onun Rabbi olur.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte kanıtı:</p>
<p style="text-align: justify;">“Yahudiler hahamlarını, Hıristiyanlar rahiplerini ve Meryem oğlu Mesihi <strong>Rabler edindiler</strong>…” (Tevbe,31)</p>
<p style="text-align: justify;">Meryem Oğlu İsa’nın Hıristiyanlarca Rab edinilmesi bilinen bir şeydir de, Hıristiyanların Rahiplerini, Yahudilerin Hahamlarını “Rab” edinmiş olması nasıl oluyor ?</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü Yahudiler ve Hıristiyanlar, hahamları ve rahipleri neye helal dedilerse onu helal, neye haram dedilerse onu haram bilmişlerdir. Bu topluluklar için “eğriyi ve doğruyu” din adamları tayin etmiştir. Şu acı bir hakikat ki, İslam ümmeti de onlardan çok farklı değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu halde insana teklif edilen şudur:</p>
<p style="text-align: justify;">&lt;Ey insan, Allah seni işitici, görücü kılmış, sana doğruyu eğriden ayırd etmene yarayacak akıl ve vicdan bahşetmiştir. Eğer, bir kimsenin herhangi bir buyruğunu şüphesiz ve mutlak olarak doğru kabul edecek ve bu hususta Allah’ın sana verdiği ayırd etme yeteneklerini kullanmayacaksan, bu ancak her şeyi Yaratan Allah olabilir. Ondan başka her varlık yanılabilir.  Ancak Allah, unutmaz, hata etmez, her şeyin görünenini görünmeyenini bilir.&gt;</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan bu söze kulak verip vahye yöneldiğinde, vahiy de onu “aklını kullanmaya” çağırır. Çünkü insan ancak aklını ve vicdanını hür bir biçimde işlettiği zaman “sahte ve uyduruk tanrı” inanışlarından kurtulabilir. Dogmaların, tabuların, uyduruk korku ve uyduruk umutların esir aldığı insan, ölüden farksızdır. Nereye çeksen oraya götürürsün.</p>
<p style="text-align: justify;">“O halde sen yüzünü, bir hanîf olarak dine, Allah&#8217;ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir. Allah&#8217;ın yaratışında değiştirme olamaz. Doğru ve eskimez din işte budur. Fakat insanların çokları bilmiyorlar.” (Rum,30)</p>
<p style="text-align: justify;">Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrat, ona bahşedilen yetenekler hür bir akıl ve hür bir vicdanla işletildiğinde -ki ayette de belirtildiği gibi bu bir “din”dir-, çelişkiye, uyduruk korku ve uyduruk umut bataklığına düşmez. Onun için hiçbir tabu yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">“Atalarım, insanların çoğu veya otorite benim adıma düşünmüş, benim düşünmeme, sorgulamama ne gerek var ?” demez. Çünkü, eğer ataları, çoğunluk veya otoritenin önceden düşünmüş olması sebebi ile onun aklını kullanmasına gerek olmasaydı Allah ona akıl ve vicdan vermezdi. Allah israf etmez. Bilakis, Allah’ın verdiği aklı gereksiz gören ve gereğince kullanmayan insandır israf eden…</p>
<p style="text-align: justify;">Aklı işletmek, hangi “doğru” olursa olsun yeniden tartışabilmek ve yeniden test edebilmektir Bu ayıp değildir. Bilakis bu, aklın yaratılış gayesinin yerine getirilmesidir. Allah’ın çok düşündüğü, çok tefekkür ettiği ve aklını çok kullandığı için herhangi bir kimseyi cezalandırması söz konusu olabilir mi ?</p>
<p style="text-align: justify;">İşte böyle olduğu içindir ki, Allah indinde mutlak doğru olan hususlar bile Kuran’da insan için tartışılmaya açılmış, inkarcıların her itirazı dile getirilmiş ve buna karşı cevaplar verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Liderin, teşkilatın ve doktrinin “tartışılamaz” olduğunu iddia edenler, Allah’ın Kuran’da “tek ilah olup olmadığı” konusunu bile açık bir tartışmaya açmasına ne diyecekler ?</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasi hasımlarının sesini kısmak için olmadık yöntemlere başvuranlar, Kuran’da inkarcıların sözlerine, iddia ve tezlerine kelimesi kelimesine yer verilmesine ne cevap verecekler ?</p>
<p style="text-align: justify;">Hangisi daha demokratik, daha özgüvenli bir yaklaşım ? Hangisi daha özgürlükçü ?</p>
<p style="text-align: justify;">Yoksa hakiki tanrı Allah değil de kendileri mi ?</p>
<p style="text-align: justify;">Bir sonraki yazıda vahiyli ve vahiysiz dirilişin Ülkücü Hareket için ne anlam ifade etmesi gerektiğine değineceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ali Aksoy &#8211;  20.05.2010</p>
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a rel="nofollow" target="_blank" href="http://www.aliaksoy.net/2007/10/04/allahin-emri-celiskisiz-ve-delile-dayali-bilgiye-tabi-olmak/" rel="bookmark" class="crp_title">Allah&#8217;ın emri; &#8220;Çelişkisiz ve delile dayalı bilgiye tabi olmak&#8221;</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/08/inan-dostum/" rel="bookmark" class="crp_title">İnan Dostum</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/03/02/zikir-02032007/" rel="bookmark" class="crp_title">Zikir &#8211; 02.03.2007</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/03/02/dua-02032007/" rel="bookmark" class="crp_title">Dua 02.03.2007</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/11/08/ayetten-telefon-zili-olur-mu-olmaz-mi/" rel="bookmark" class="crp_title">Ayetten &#8216;Telefon Zili&#8217; Olur mu Olmaz mı?</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2010/05/20/bozkurtlarin-dirilisi-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BOZKURTLARIN DİRİLİŞİ (2)</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2010/05/18/bozkurtlarin-dirilisi-2/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2010/05/18/bozkurtlarin-dirilisi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 12:16:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[2]]></category>
		<category><![CDATA[bozkurtlarin]]></category>
		<category><![CDATA[dİrİlİŞİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=2089</guid>
		<description><![CDATA[
Bir önceki yazıda Kuran’ın “ölü” olarak nitelediği birey ve toplumların mecazen dirilişlerinde vahiyle dirilişten bahsetmiştik. Vahiyle veya vahiysiz dirilişi Ülkücü Hareket için nasıl anlamamız gerektiğine değinmeden önce “vahiysiz diriliş”ten bahsetmeliyiz.
Kuran’da vahiy olmaksızın dirilişin, doğru yolu bularak gerçeğe tabi olmanın misali Hz. İbrahim’dir.
Hz. Peygamber’e “İbrahim milletine” tabi olmak emredilmiştir.
“Daha sonra sana şunu vahyettik: Bir hanîf olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-22826" title="dnyorumuz7" src="http://www.antalyagunlugu.com/wp-content/uploads/2010/05/dnyorumuz7-400x279.jpg" alt="" width="400" height="279" /></p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="nofollow" target="_blank" href="http://www.antalyagunlugu.com/siyaset/bozkurtlarin-dirilisi-1-ali-aksoy/" target="_blank">Bir önceki yazıda</a> Kuran’ın “ölü” olarak nitelediği birey ve toplumların mecazen dirilişlerinde vahiyle dirilişten bahsetmiştik. Vahiyle veya vahiysiz dirilişi Ülkücü Hareket için nasıl anlamamız gerektiğine değinmeden önce “vahiysiz diriliş”ten bahsetmeliyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran’da vahiy olmaksızın dirilişin, doğru yolu bularak gerçeğe tabi olmanın misali Hz. İbrahim’dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. Peygamber’e “İbrahim milletine” tabi olmak emredilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Daha sonra sana şunu vahyettik: Bir hanîf olarak <strong>İbrahim&#8217;in milletine</strong> uy! O, müşriklerden değildi.” (Nahl,123)</p>
<p style="text-align: justify;">O da, bu emre itaat etmiştir:</p>
<p style="text-align: justify;">“De ki: &#8220;Beni, dosdoğru yola Rabbim iletmiştir. Güçlü, pürüzsüz bir dine, hanîf olan <strong>İbrahim&#8217;in milletine</strong>. Müşriklerden değildi o.&#8221; (Enam, 161)</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra Hz. Peygamber de, bütün toplumunu İbrahim milletine uymaya davet etmiştir:<span id="more-2089"></span></p>
<p style="text-align: justify;">“De ki: &#8220;Allah, doğrusunu söylemiştir/vaadinde sadıktır. Hadi artık hanîf olarak <strong>İbrahim&#8217;in milletine</strong> uyun! Müşriklerden değildi o.&#8221; (Ali İmran, 95)</p>
<p style="text-align: justify;">İbrahim milletine tabi olanlar övülmüştür:</p>
<p style="text-align: justify;">“Güzellikler sergileyerek ve özü-sözü doğru bir halde <strong>İbrahim&#8217;in milletine</strong> uyarak yüzünü Allah&#8217;a teslim edenden daha güzel dinli kim olabilir! Allah İbrahim&#8217;i dost edinmişti.” (Nisa,125)</p>
<p style="text-align: justify;">İbrahim milletinden yüz çevirenler kınanmıştır:</p>
<p style="text-align: justify;">“Öz benliğini beyinsizliğe itenden başka kim, <strong>İbrahim&#8217;in milletinden</strong> yüz çevirir? Yemin olsun ki biz onu dünyada seçip yüceltmiştik. Ve o, âhırette de barış ve iyilik sevenlerden biri olacaktır elbette&#8230;” (Bakara,130)</p>
<p style="text-align: justify;">Bize ezberletilen, öğretilen imanın veya islamın şartlarında <strong>“İbrahim milletine tabi olmak”</strong> diye bir şart okumadık. Hatta, “İbrahim milletine uymak” diye dini bir tabir de duymadık. Fakat, ayetlerin açık ve kesin tavrı karşısında “İbrahim milleti”nin ne olduğunu bilmemiz gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çevirisi başta olmak üzere bir çok çeviride “millet” kelimesi “din” olarak çeviriliyor ve “İbrahim milleti” yerine “İbrahim dini” kavramı kullanılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Halbu ki, “din” kelimesi Arapça bir kelime olarak Kuran’da zaten çok defa kullanılır olduğu halde Allah’ın “İbrahim dini” demek yerine “İbrahim milleti” tanımlamasını kullanmasında bir incelik olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle şunu söylememiz gerekiyor ki, Türkçe’de kullanıp anladığımız “millet” tabiri ile Kuran’da kullanılan “millet” tabiri örtüşmüyor. Bu günkü kullanımla Türkçe’de “Türk Milleti” dediğimizde çoğunluğu Türklerden müteşekkil bir topluluğu anlarız. “Türk Milliyetçiliği” denince de, “çoğunluğu Türklerden oluşan bir topluluğunun savunuculuğu”nu anlarız.</p>
<p style="text-align: justify;">Halbuki, Arapça’da belirli bir etnik kökenden meydana gelen insan topluluğu için “kavim” kelimesi kullanılır. Bu durumda ırkçılığın karşılığı kavmiyetçilik olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki, “İbrahim milleti” tanımlamasındaki “millet” nedir ?</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran’daki “millet” tabiri, bir kişi veya topluluğun yaşam tarzını, hayata ve olaylara bakış açısını, hayat felsefesini anlatır. Böyle olunca, millet tabiri etnik bir anlamdan ziyade “kültürel” ve “sosyal” bir nitelik kazanır.</p>
<p style="text-align: justify;">İbrahim milleti, İbrahim peygamberin soyundan gelen bir grup insanı değil, Hz. İbrahim gibi düşünmeyi, hayata ve olaylara Hz. İbrahim gibi bakmayı, onun yaşam felsefesini içselleştirmeyi anlatır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerek Hz. Peygamber’in gerekse O’nun vasıtasıyla bütün inananların çağırıldığı “İbrahim milleti” budur.</p>
<p style="text-align: justify;">İbrahim peygamber kıssasını “vahiysiz diriliş” bahsinde dile getirmemizin sebebi, Hz. İbrahim’in “sorgulama” tarzı ve yönteminin yalınlığıdır. O, vahiy olmaksızın varlığı irdeleyerek doğru bir sonuç çıkarma becerisine sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Yemin olsun, İbrahim&#8217;e daha önceden, doğruyu bulma gücünü vermiştik. Onu bilmekteydik biz.” (Enbiya,51)</p>
<p style="text-align: justify;">“Böylece biz İbrahim&#8217;e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk ki, gerçeği görüp bilerek inananlardan olsun.” (Enam,75)</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçeğe bilerek inanmanın yöntemi, göklerin ve yerin melekutunu, kuvvet ve delillerini irdelemek, bunlar hakkında derin derin tefekkür etmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">İbrahim peygamberin sorgulama yönteminden basit bir örnek;</p>
<p style="text-align: justify;">“Bir zaman İbrahim babası Azere (şöyle) demişti: &#8220;Sen putları ilah mı ediniyorsun? Görüyorum ki sen ve halkın açık bir sapıklık içindesiniz!&#8221; Böylece Biz İbrahime, (Allahın) gökler ve yer üzerindeki güçlü hükümranlığı ile ilgili (ilk) kavrayışı kazandırdık, ki kalben mutmain olan kimselerden olsun. Sonra, gece onu karanlığı ile örttüğü zaman (gökte) bir yıldız gördü (ve) haykırdı: &#8220;İşte benim Rabbim bu!&#8221; Ama yıldız kaybolunca, &#8220;Ben batan şeyleri sevmem!&#8221; diye söylendi. Sonra, ayın doğduğunu görünce, &#8220;İşte benim Rabbim bu!&#8221; dedi. Ama ay da batınca, &#8220;Gerçekten, eğer Rabbim beni doğru yola iletmezse ben kesinlikle sapkınlığa düşmüş kimselerden olurdum!&#8221; dedi. Sonra, güneşin doğduğunu görünce, &#8220;İşte benim Rabbim bu! Bu (hepsinin) en büyüğü!&#8221; diye haykırdı. Ama o (da) kaybolunca: &#8220;Ey halkım!&#8221; diye seslendi, &#8220;Bakın, sizin yaptığınız gibi, Allahtan başkasına ilahlık yakıştırmak benden uzak olsun!&#8221; &#8220;Bakın, ben batıl olan her şeyden uzak durarak yüzümü gökleri ve yeri var eden Allaha çevirmekteyim; ve ben Ondan başkasına ilahlık yakıştıranlardan değilim!&#8221;<br />
Ve (sonra) halkı onunla tartışmaya girdi. (Bunun üzerine) onlara: &#8220;Beni doğru yola ileten O iken benimle Allah hakkında hala tartışıyor musunuz? Ama Ondan başka ilahlık yakıştırdığınız hiçbir şeyden korkmuyorum, (zira hiçbir kötülük bana dokunmaz) Rabbim dilemedikçe. Rabbim her şeyi bilgisi ile kuşatır; peki bunu hiç düşünmüyor musunuz?<br />
Allahtan başka taptıklarınızdan neden korkayım, Allah size yüce katından hakkında hiçbir şey indirmemişken Ondan başka varlıklara ilahlık yakıştırmaktan korkmuyorsanız? O halde (söyleyin bana,) eğer (cevabını) biliyorsanız: İki taraftan hangisi kendini daha emin hissedebilir?  &#8220;İmana ermiş olan ve zulüm işleyerek imanlarını karartmayanlar, işte onlardır güven içinde olacak olanlar, çünkü doğru yolu bulanlar onlardır!&#8221; dedi. İşte bu, halkına karşı (kullanmak üzere) İbrahime verdiğimiz muhakeme tarzımızdı: (çünkü) dilediğimiz kimseyi derecelerle yüceltiriz. Şüphe yok ki Rabbiniz hikmet sahibidir, her şeyi bilendir.” (Enam,74-83)</p>
<p style="text-align: justify;">Yıldızı, Ayı ve Güneşi tanrı edinen bir topluluğa, bunların da yaratılmış birer nesne olduğunu ve sadece fiziki görünümleri arasındaki farklar ve görünüp kaybolmalarından dahi bunların herhangi bir şeyi yaratmış olamayacağını anlatış yöntemidir. Gayet basit, gayet sade ama gayet etkili bir muhakeme biçimidir. Bu sadece bir öğretme tarzı değil, aynı zamanda “anlama” ve “anlamlandırma” tarzıdır. Varlığa, sorular sormaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İbrahim peygamberin tebliğ yönteminde muhatabının çelişkilerini açığa çıkarmak esas alınmaktadır. Çelişkilerle ilgilenmek, bunları açığa çıkarmak yalın bir “mantık” meselesidir. Atalar, Çoğunluk ve Otorite putlarının önünde el pençe divan duran ve bu sırada mantıklı muhakeme yeteneğini kaybetmiş toplulukların ezberini bozmanın en basit ve en etkili yöntemi budur. İki kere iki dört etmesi gerekirken muhatabın dininde / inanışında / doktrininde iki kere ikinin üç çıktığı bir çelişki ortaya çıkarsa ve bu çelişki yalın bir dille ifade edilebilirse bu halde kişi önceki verilerini yeniden gözden geçirme zorunluluğuna düşer.</p>
<p style="text-align: justify;">Dikkat edilirse, baştan aşağıya “maneviyat ve meta fizik”ten ibaret olduğu zannedilen bir sahada, din ve iman sahasında temel mantıktan, akletmeden bahsediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">İlginçtir, birimize “dinin ne” diye sorulsa elini kalbinin üstüne götürür ve “Elhamdülillah müslümanım” der. Bu anlama tarzına göre iman tamamen “kalbi” bir eylemdir. Halbu ki Kuran verileri bunu tasdik etmiyor. Kuran’a göre iman öncelikle “akli” bir meseledir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi. Hal böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın! Allah&#8217;ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, <strong>aklını kullanmayanlar</strong> üzerine bırakır.” (Yunus,99-100)</p>
<p style="text-align: justify;">Görüleceği üzere, inkar ve şirkin pisliğinden (Bkz. Tevbe,28) kurtulmanın yolu “aklı kullanmak”tır. Allah dilemeden hiç kimse iman edemez. Ayete göre Allah sadece “aklını kullananların” iman etmesini dilemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte İbrahim peygamber kıssası bu yönleriyle konumuz açısından önem arz etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İbrahim peygamberden muhatabın çelişkilerini açığa çıkarış yönünde iki misal daha verelim:</p>
<p style="text-align: justify;">“Allah kendisine mülk ve saltanat verdiği için, Rabb&#8217;i hakkında İbrahim&#8217;le çekişeni görmedin mi? İbrahim şöyle demişti: &#8220;Benim Rabb&#8217;im odur ki, hayat verir ve öldürür.&#8221; O da şöyle demişti: &#8220;Ben de hayat veririm, hem de öldürürüm.&#8221; İbrahim, &#8220;Allah, güneşi doğudan getiriyor, hadi sen onu batıdan getir&#8221; deyince, küfre sapan o adam apışıp kalmıştı. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.” (Bakara,258)</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer misal ise, İbrahim peygamberin put kırma meselesidir. İbrahim peygamber kavminin panayıra gittiği bir sıra boş olan put haneye girer ve en büyük put hariç bütün diğer putları baltayla kırar. Sonra baltayı en büyük putun boynuna asar. Kavmi dönüp geldiğinde bütün putlarını kırılmış bulur ve hemen İbrahim’den şüphelenerek onu sorguya çekerler. İbrahim’e putları kimin kırdığı sorulduğunda O, “Eğer konuşabiliyorlarsa onlara / kırılan putlara bir sorun” der. Kavmi ise, “Onların konuşamayacağını sen de biliyorsun” deyince, “Belki şu büyükleri yapmıştır, balta da onun omzunda” der. Tabi kavmi bu cevap karşısında daha da zora düşer. Böylelikle İbrahim, kavmine konuşamayan, kendisini müdafaa edemeyen ve kendisinden başkasına zarar da vermeyen nesnelere “ilah” diye tapınmanın saçmalığını / mantıksızlığını uygulamalı olarak göstermiş olur. (Bkz. Şuara,69-82 ; Enbiya 51-67 ve <a href="http://www.aliaksoy.net/2009/04/24/putlar-mi-zararlidir-yoksa-putlarin-zarar-verebilecegine-inanmak-mi/" target="_blank">Putlar mı zararlıdır yoksa putların zarar verebileceğine inanmak mı ?</a> başlıklı makale)</p>
<p style="text-align: justify;">Çelişkiler, aklı / mantığı zedeler. Çelişkiler, eninde de sonunda da bir düşünüş ve inanış sistemini yolda bırakır. Gerçek ise çelişik değildir. Bir görüş, bir düşünüş, bir durum ne kadar çelişikse o derecede gerçeklikten uzaktır. O, kendisini “sanal” bir gerçeklikle kamufle etmeye çabalar. Kişi, inandığı, düşündüğü şeyin çelişkilerinin açığa çıkmasından çekinir. Çünkü açığa çıkan çelişkinin sanal gerçekliği yok edeceğini ve rüyadan uyanmak zorunda kalacağını bilir. Hali hazırdaki sahte gerçekliği ona mutluluk, huzur veriyorsa o bu sahte gerçeklik içinde  yaşamayı sürdürmeye isteklidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran, aklı ve vicdanı bloke olmuş kişi ve topluluklara gerçeği ve çelişkiden arınmayı birlikte önerir. Gerçek, var olanın ta kendisidir. Az önce İbrahim’in “kesin ilme erenlerden” olması için O’na göklerin ve yerin büyük mülkünün / melekutunun gösterilmekte olduğunu okumuştuk. Gerçek, hoşumuza gitsin veya gitmesin var olan şeydir. Ondan kaçmak, gerçekten kaçmaktır. Gerçekten kaçmak ise çelişkiye yönelmektir. Çelişkiye yönelmek ve onu kabullenmek sağlıklı akletmeyi engeller. Sağlıklı akletme engellendiğinde ise sağlıklı bir iman doğmaz. Onun içindir ki, Kuran gören gözleri, işiten kulakları, hisseden vicdanları ve işletilen akılları önce var olana yönlendirir:</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran’ın, ömrünü çölde geçiren ve neredeyse her gün develerle haşir neşir olan insanlara, “Bakmıyorlar mı o deveye, nasıl yaratıldı!” (Ğaşiye,17) diye sorması, güneşin sıcağı altında kavrulan insanlara;</p>
<p style="text-align: justify;">“Güneşe, aya, direksiz yükseltilen göğe bir bakın” demesi ne kadar ilginçtir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şöyle söylüyor:</p>
<p style="text-align: justify;">“Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık! Onda hiçbir düzensizlik ve eksiklik yoktur.” (Kaf,6)</p>
<p style="text-align: justify;">“Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik.” (Şuara,7)</p>
<p style="text-align: justify;">“Göklerde ve yerde nice mucizeler var ki, yanlarından geçerler de dönüp bakmazlar bile.” (Yusuf,105)</p>
<p style="text-align: justify;">“De ki: &#8220;Yeryüzünde dolaşın da yaratılışın nasıl başladığına bir bakın.” (Ankebut,20)</p>
<p style="text-align: justify;">Müşrikler açısından düşündüğümüzde, kendi elleriyle yonttukları bir takım taş parçalarının, deveyi, güneşi ve direksiz yükseltilen gökleri yoktan var etmiş olması sadece bir saçmalıktan ibarettir.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki nasıl oluyor da, akıl sahibi bir insan böyle bir saçmalığa inanabiliyor ? Bu sorunun cevabını daha önce <a href="http://www.aliaksoy.net/2009/04/08/insanin-uc-tanrisi/" target="_blank"><strong>“İnsanın Üç Tanrısı”</strong></a> başlıklı makalede tartışmıştık. Bu yazıda teferruatına değinmeyeceğiz. İnsanlık, fikri hür, vicdanı hür olmaktan çıkıp Atalar, Çoğunluk ve Otorite tanrılarına kayıtsız ve koşulsuz teslim olduğunda her zırvalığı din edinebilir ve her saçma, ayıp, vahşi, çirkin eylemi hem de inandığı “din” adına icra edebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vahiysiz diriliş konusunu tamamlamamız için “Vahiysiz insanın neyi var ?” sorusunu cevaplamalıyız. Bunu da bir sonraki yazıda irdeleyeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ali Aksoy – 18.05.2010</p>
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a rel="nofollow" target="_blank" href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/08/inan-dostum/" rel="bookmark" class="crp_title">İnan Dostum</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/10/04/allahin-emri-celiskisiz-ve-delile-dayali-bilgiye-tabi-olmak/" rel="bookmark" class="crp_title">Allah&#8217;ın emri; &#8220;Çelişkisiz ve delile dayalı bilgiye tabi olmak&#8221;</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/10/01/aramizdaki-ortak-kelime/" rel="bookmark" class="crp_title">Aramızdaki Ortak Kelime</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/03/02/dua-02032007/" rel="bookmark" class="crp_title">Dua 02.03.2007</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/04/imdat-cagrisi/" rel="bookmark" class="crp_title">İmdat Çağrısı !!!</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2010/05/18/bozkurtlarin-dirilisi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BOZKURTLARIN DİRİLİŞİ (1)</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2010/05/18/bozkurtlarin-dirilisi-1/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2010/05/18/bozkurtlarin-dirilisi-1/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 12:15:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[1]]></category>
		<category><![CDATA[bozkurtlarin]]></category>
		<category><![CDATA[dİrİlİŞİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=2085</guid>
		<description><![CDATA[Kaosun düzen getirdiği, düzenin de kaosa ilerlediği görüşü hep garibime gitmiştir. Aslında bu sözle alemlerin yaratılış kanununun zıtlıklar üzerine kurulduğu hakikati teyit ediliyor gibi. Kimilerince Sünnetullah, kimilerince Adetullah diye tanımlansa da, Allah’ın kanunları orta yolu zıtlıklara verdiği referansla tanımlar ve hiçbir zıt kutbu ebediyen hakim kılmaz. Muhakkak, zaman içerisinde biri diğerine egemen gelir ve hakimiyet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-22647" style="margin: 3px;" title="dirilis" src="http://www.antalyagunlugu.com/wp-content/uploads/2010/05/dirilis.jpg" alt="" width="250" height="250" />Kaosun düzen getirdiği, düzenin de kaosa ilerlediği görüşü hep garibime gitmiştir. Aslında bu sözle alemlerin yaratılış kanununun zıtlıklar üzerine kurulduğu hakikati teyit ediliyor gibi. Kimilerince Sünnetullah, kimilerince Adetullah diye tanımlansa da, Allah’ın kanunları orta yolu zıtlıklara verdiği referansla tanımlar ve hiçbir zıt kutbu ebediyen hakim kılmaz. Muhakkak, zaman içerisinde biri diğerine egemen gelir ve hakimiyet kutuplar arasında yer değiştirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir önceki yazıda bozkurtların ölümünden bahsetmiş, bozkurtların dirilişi konusunda kalmıştık. Dirilişte, düzelişte iki yol var:</p>
<p style="text-align: justify;">Ya hastalığının farkına varırsın ve titreyerek kendine dönersin,<br />
Ya ölürsün ve ölümünün ardınca dirilirsin.</p>
<p style="text-align: justify;">Ölmeden dirilmek olmaz.<span id="more-2085"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ölümden sonra dirilen, ölenden başka bir şeydir. Diriliş, eski günlere dönüş değil, ileride daha güzel daha başarılı günlere yöneliştir. Ölen; üzerinde dirileceği öze kavuşuncaya kadar un ufak parçalara ayrılır. Siyaseten bu parçalanmaya fırkalara, ekollere, kliklere, partilere ayrışma denilebilir. Ölümün nedenini kavrayıp gerçekle bütünleşen güruh dirilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazımızı mecazen ölüm ve dirim kavramları üzerine kurduğumuza ve bu kavramları Kuran’dan öğrendiğimize göre, dirilişin yol ve yöntemini de oradan öğrenmeliyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran’a göre, insanlar acelecidir, hırslıdır, nankördür. Onların bu olumsuz vasıfları egemen geldiğinde toplumda bir kaos oluşur ve bu kaos ortamında “ileri gelenler” diye bir tayfa palazlanır.  İleri gelenler kaos ortamından istifade ederek dünyevi, geçici arzularını tatmin edecek çürük bir düzen meydana getirirler. Bu düzeni korumak adına, toplumun her köşe başını ele geçirirler. İnsanları yönetmek için korkuları ve umutları kullanırlar. Ancak onların korkutması da umutlandırması da sahtedir. Korku ve umudu “din” üzerinden inşa eder, hakikatten aldıkları üç beş bilgi kırıntısını bol hurafe (hurafe, anlamını bilmeden okumak, gerçek vasfı bilinmeyen uydurma demektir) ile bütünleştirerek kendi düzenlerini sürekli kılacak bir araç haline getirirler. İnsanın, otoriteye, çoğunluğa ve atalara boyun eğme eğiliminden istifade ederek aklın ve vicdanın asla kabul etmeyeceği her kötülüğü hem de “din adına” işletebilirler. Bu düzen bir müddet istikrar içerisinde sürdürülebildi mi karşınıza anlı şanlı bir gelenek dini çıkar. İleri gelenlerin muhafazakarlığı bundandır. Muhafaza ettikleri şey aslında iman ettikleri gelenek dini değil, kendi egemenliklerini sürdürecekleri düzenleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplum psikolojisi içerisinde bireysel gücü eriyen insan, otoriteye, çoğunluğa ve atalar kültüne teslim olur. Akıl ve vicdan devre dışı kalır. Aklın ve vicdanın devre dışı kalması Kuran’a göre bir nevi ölümdür. Aklı ve vicdanı devre dışı kalan kişi bakar ama görmez, kendisine seslenirsin ama duymaz. Otorite, çoğunluk ve atalar kültünün ezberlettiği dogmalardan sıyrılıp hür bir düşünce ile gerçeği kavrayamaz. O bir esirdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hz. İsa’nın, “Gerçek sizi özgür kılacak” sözü bu açıdan çok düşündürücüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu esaret öyle bir şeydir ki, mesela Suudi Arabistan’da bir fetva makamına hem de 1960’lı yıllarda; “Kim Amerikalıların aya gittiğine inanırsa o kafir olur, kim dünyanın döndüğünü söylerse o kafir olur. Çünkü dünyanın dönüyor olması aklen imkansızdır. Eğer dünya dönüyor olsaydı, araziler ve üzerindeki binalar birbirinin üstüne biner, taş üstünde taş kalmazdı” dedirtebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu fetvayı “din” adına veren kişi Kuran’a göre ölüden farksızdır ve insanları da kendisi gibi yaşayan bir ölü olmaya çağırıyordur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran bu “yaşayan ölülerden” şöyle bahseder;</p>
<p style="text-align: justify;">“Diriler ile ölüler de bir olmaz. Allah, dilediğine işittirir. Sen, kabirde bulunanlara işittirecek değilsin.” (Fatır,22)</p>
<p style="text-align: justify;">“Sen, ölülere işittiremezsin. Eğer dönüp giderlerse, sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.” (Neml,80)</p>
<p style="text-align: justify;">“Unutma ki, yalnızca (bütün kalpleriyle) kulak verenler, bir çağrıya cevap verebilirler; (kalben) ölmüş olanlara gelince, (yalnız) Allah onları diriltebilir, sonra da hepsi Ona döneceklerdir.” (En’am,36)</p>
<p style="text-align: justify;">“Onlar, diri olmayan cansız varlıklardır! Ne zaman dirileceklerinin de şuuruna varamazlar.” (Nahl,21)</p>
<p style="text-align: justify;">“Ve sen, düştükleri sapıklıktan körleri de çıkaramazsın. Teslim olmuş kişiler halinde ayetlerimize inananlardan başkasına sesini duyuramazsın.” (Neml,81)</p>
<p style="text-align: justify;">“İçlerinden sana bakanlar da vardır. Fakat körlere, hele gerçeği görmüyorlarsa, sen mi doğru yolu göstereceksin?” (Yunus,43)</p>
<p style="text-align: justify;">“Sağırlara sen mi duyuracaksın; yahut körleri ve apaçık bir sapıklık içinde olanları sen mi doğru yola ileteceksin?” (Zuhruf,40)</p>
<p style="text-align: justify;">“Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler.” (Bakara,18)</p>
<p style="text-align: justify;">“Böylece, hakikati inkara şartlanmış olanların durumu, çobanın haykırışını işiten ama onu yalnız bir ses ve çağrı şeklinde algılayan sürünün durumuna benzer. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; zira akıllarını kullanmazlar.” (Bakara,171)</p>
<p style="text-align: justify;">İnkara şartlananlar öyle inatçıdırlar ki…</p>
<p style="text-align: justify;">“Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler kendileriyle konuşsaydı ve herşeyi toplayıp karşılarına dikseydik, Allah&#8217;ın dilemesi dışında, yine de inanmazlardı. Ne var ki, çokları cehalet sergiliyorlar.” (En’am, 111)</p>
<p style="text-align: justify;">Böyle umursamazdır ölüler !  İleri gelenlerin kurduğu düzen içerisinde en önde olmak için bitmek tükenmek bilmeyen bir hırsla yarışırlarken yanı başlarındaki “gerçeği” kaçırırlar. Zaman ve onun gerektirdiği yükümlülükler akar gider, onu yakalayamazlar. Dünü, bu günle bu günü dünle karıştırırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki toplum bu esaretten nasıl kurtulacak, ölümünün ardından nasıl dirilecek ?</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun iki yolu var. Birincisi, doğruyu şaşırmış, gerçeğe karşı kör ve sağır topluma bir çıkış noktası sunmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran, böylesi bir toplumu susuzluktan kurumuş, ölmüş bir toprağa benzetir. Bu toprak ancak bir yağmurla canlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Allah, rüzgârları gönderendir. Onlar da bulutları hareket ettirir. Biz de bulutları ölü bir toprağa sürer ve onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltiriz. İşte ölümden sonra diriliş de böyledir.” (Fatır,9)</p>
<p style="text-align: justify;">Vahiy de, yağmurun ölü bir toprağı kabartıp canlandırması gibi ölü benlikleri diriltir, onları gören, işiten, düşünen vicdan ehli kimseler haline getirir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı ayetlerde inkarcılar ve kurdukları düzenekler, sararıp, çer çöp olan ekine, iman edenlerse filizinin üzerinde dikelip ekincilerin hoşuna giden başağa benzetilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir başka ayette de şöyle bir misal verir:</p>
<p style="text-align: justify;">“Allah&#8217;ın, güzel, doğru bir söz için nasıl bir misal verdiğini görmüyor musunuz? Kökü sapasağlam, dalları göğe doğru uzanan güzel, diri bir ağaç gibi(dir o); ki, Rabbinin izniyle her mevsim meyvesini verip durur. Allah insanlara (işte böyle) misaller veriyor ki, (değişmeyen gerçeği) düşünüp kendilerine ders çıkarsınlar.” (İbrahim,24-25)</p>
<p style="text-align: justify;">Allah, kör, sağır kesilen topluluğa sorular sorar, çelişkilerini açığa çıkarır. Bu aşamada topluma düşen yükümlülük, vahyin verdiği misaller hususunda derinden derine düşünmek, kendi içinde sorgulama yapmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Biz, gerçeği, Kur&#8217;an&#8217;da türlü biçimlerde ifade ettik ki, düşünüp anlayabilsinler…” (İsra,41)</p>
<p style="text-align: justify;">“Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali verdik….” (Rum,58)</p>
<p style="text-align: justify;">“İşte bu temsilleri biz insanlar için getiriyoruz. Onları ancak bilginler düşünüp anlarlar.” (Ankebut,43)</p>
<p style="text-align: justify;">“Yemin olsun ki, size, gerçeği açık seçik anlatan ayetler, sizden önce gelip geçmiş olanlardan örnekler, korunanlar için de bir öğüt indirdik.” (Nur,34)</p>
<p style="text-align: justify;">Buraya kadar ölmüş bir toplumu vahyin diriltişinden bahsettik. Bir de vahiysiz diriliş var ki, ona bir sonraki yazıda değineceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ali Aksoy – 17.05.2010</p>
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a rel="nofollow" target="_blank" href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/08/inan-dostum/" rel="bookmark" class="crp_title">İnan Dostum</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/10/04/allahin-emri-celiskisiz-ve-delile-dayali-bilgiye-tabi-olmak/" rel="bookmark" class="crp_title">Allah&#8217;ın emri; &#8220;Çelişkisiz ve delile dayalı bilgiye tabi olmak&#8221;</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/03/02/dua-02032007/" rel="bookmark" class="crp_title">Dua 02.03.2007</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/04/imdat-cagrisi/" rel="bookmark" class="crp_title">İmdat Çağrısı !!!</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/11/08/ayetten-telefon-zili-olur-mu-olmaz-mi/" rel="bookmark" class="crp_title">Ayetten &#8216;Telefon Zili&#8217; Olur mu Olmaz mı?</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2010/05/18/bozkurtlarin-dirilisi-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BOZKURTLARIN ÖLÜMÜ</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2010/05/18/bozkurtlarin-olumu/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2010/05/18/bozkurtlarin-olumu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 12:12:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[bozkurtlarin]]></category>
		<category><![CDATA[ÖlÜmÜ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=2082</guid>
		<description><![CDATA[
Bir iki sene önce ofisime kitap satıcısı bir kardeşimiz geldi. Elinde bir katalog. Türk Milliyetçisi olduğunu bildiği kimselere kitap satmaya çalışıyor.
Kataloğu inceledim ve şunu sordum: “Hepsi gerçekten bu kadar mı?”
“Neyin abi ?” dedi.
- Ülkücü Hareketin ürettiği kitaplar, özellikle son 5-10 yıl içerisinde yazılanlar, hepsi bu kadar mı?
“Abi” dedi.
“Biz bunları satamıyoruz, niye kitap yazılsın ki?”
Aslında sorun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="aligncenter size-full wp-image-22525" title="bozkurtlar" src="http://www.antalyagunlugu.com/wp-content/uploads/2010/05/bozkurtlar.jpg" alt="" width="400" height="336" /></p>
<p style="text-align: justify;">Bir iki sene önce ofisime kitap satıcısı bir kardeşimiz geldi. Elinde bir katalog. Türk Milliyetçisi olduğunu bildiği kimselere kitap satmaya çalışıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kataloğu inceledim ve şunu sordum: “Hepsi gerçekten bu kadar mı?”</p>
<p style="text-align: justify;">“Neyin abi ?” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">- Ülkücü Hareketin ürettiği kitaplar, özellikle son 5-10 yıl içerisinde yazılanlar, hepsi bu kadar mı?</p>
<p style="text-align: justify;">“Abi” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">“Biz bunları satamıyoruz, niye kitap yazılsın ki?”</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında sorun çok daha derin. Okuyucu azlığı, talep azlığı elbette etkindir. Ancak, son 10 yıl içerisinde Ülkücü Hareketin hayata ve olaylara bakış açısını yansıtacak kitapların sayısının iki elin parmaklarını aşmayacak sayıda olmasının başka nedenleri de olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşin garibi, bu tespitin nedenlerinden ziyade sonuçları daha ürkütücüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü sonuç “Bozkurtların Ölümü”dür !<span id="more-2082"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bir önceki yazımda MHP’nin ölüleri ve dirilerinden bahsetmiştim. Bu tabiri, bu benzetmeyi Kuran’dan öğrendim. Kuran’da anılan ölü ve diri kavramlarının neredeyse tamamı “mecazi”dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihayetinde diriler iman edenleri, ölüler iman etmeyenleri betimler.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat, kişiyi öldüren veya dirilten imanı değil, imana veya imansızlığa sevk edecek eylemleridir. Kuran’a göre diriler, Allah’ın kendisine verdiği tüm yetenekleri kullanarak hayatı ve olayları didik didik irdelerler. Tüm mevcudattan bir anlam çıkarırlar. Varlık alemi akıl ve vicdan süzgecinden geçirildiğinde ortaya aklın ve vicdanın onaylayacağı her şeyi yaratan bir Yaratıcı gerçeği çıkar. Bu nedenle, Kuran onları “diriler” diye tarif eder. Onlar, görürler, işitirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun tam zıddı istikamette de “ölüler” vardır. Kuran’a göre, bakarlar ama görmezler, bir takım sesleri duyarlar ama işitmezler. Önceden belirledikleri önyargılarına teslim olur, yeni olan her şeye karşı çıkarlar. Kuran’a göre, bu yaşayan ölüler iyi birer “muhafazakar”dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Diriler, varlık alemine kim, neden, nasıl, nerede, ne zaman, ne ile gibi soruları sorarak, varlığın görünen ve görünmeyen verilerine erişmeye çalışırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Mesela bir ayette iman edenleri kastederek şöyle söyler; “Onlar yerlerin ve göklerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler”</p>
<p style="text-align: justify;">Vel hasılı kelam diriler, sorumluluk, akıl ve vicdan sahibi, soran, soruşturan, sorgulayan kişilerdir. Ölülerse atalarından ezberledikleri dogmalara teslim olmuş, sormayan, soruşturmayan, umursamaz kişilerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran’ın 1400 sene önce yaptığı bu tanımlamaları bu güne taşıdığımızda karşımıza acı bir tablo çıkacaktır. Bütün dünya, mevsimler, yıllar, insanlar değişim içerisindeyken, insanın ve insanlığın problemleri değişim içerisindeyken Ülkücü Hareketin hayata ve olaylara bakışında hiçbir “yeni” veya en azından “değişik” tanımlamalar, çözüm önerileri gelmiyorsa Bozkurtlar ölmeye yüz tutmuş demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Merhum Alparslan Türkeş’in varlığı, onun sağlığında başlı başına bu açığı kapatıyordu. Onun Ülkücü Hareketin doktrinine yaptığı katkı, farz-ı kifaye gibi bu yükü yek diğerlerinin omzundan  düşürüyordu.  Gerçi 1970’li yıllarda doktrini üretmek, geliştirmek konusunda Alparslan Türkeş yalnız değildi. Ancak 1980 ihtilali sonrasında, şu veya bu sebeple bu süreç ciddi bir kırılmaya uğradı. Farklı bir ortamda, farklı gayelerle söylenen “Lider, teşkilat, doktrin tartışılmaz” sözü, tüm zamanlara ve tüm mekanlara hasredildikten sonra Ülkücü Hareket donuklaştı ve zamanın “gerisinde” kaldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ölülerin gözlerinin feri gittiği gibi, doktrini zamanın gerisinde kalmış, güncel sorunlara somut ve güncel çözümler üretemeyen ideolojik hareketlerin de heyecanı gider. Artık “üzerine ölü toprağı serpilmiş” betimlemesi bile kifayet etmez. O hareket ağır ağır ölmeye yüz tutmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Belirli bir ideolojiye mensup olduklarını iddia eden bir topluluğun hiçbir toplantısında (Parti kurultayları gibi) bundan sonra neyi, nasıl yapmalıyız, hangi konuda nasıl düşünmeliyiz gibi “istişare” konusu hususlar görüşülmez, bunun yerine sadece yönetici belirleme yarışı, delege hesapları, muhtelif ayak oyunları sergilenirse ya o topluluk hiçbir şeyin değişmediği başka bir dünyada yaşıyordur, ya da mecazi anlamda “ölmeye” yüz tutmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumsal bir hareketin yazarı yeni bir şey yazamıyorsa, sanatçısı hep aynı türküyü söylüyorsa, o hareketin nostaljisi kaderi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">“Yeni” olan her çığlık, yeniliğe yapılan her çağrı Viyana bozgunundan beri bitmek tükenmek bilmeyen “hassas dönemler”den geçiyor olduğumuz gerekçesiyle reddediliyor, gerektiğinde zor kullanılarak bastırılıyorsa o hareket için hayatın gerçeklerinin “şaplağı” çok yakındır.</p>
<p style="text-align: justify;">Neredeyse her 5-6 yılda bir, insanlığın bilgi birikimi ikiye katlanırken, bilgi ve öneri dağarcığını gözle görülür derecede arttıramayan bir güruh, zamana ve gerçeğe ayak uyduran başkaları karşısında kesin bir mağlubiyete hazır olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran’daki “ölülerin” akıbeti Allah’a imansızlıksa, Ülkücü Hareketin mensuplarının akıbeti de davalarına, liderlerine ve teşkilatlarına inançsızlık olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi asıl soru şu:</p>
<p style="text-align: justify;">Bozkurtların dirilişi mümkün olur mu?</p>
<p style="text-align: justify;">Ölümün şifrelerini Kuran’dan aldıysak dirilişin şifrelerini de orada ama bir başka yazıda  aramalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ali Aksoy – 13.05.2010</p>
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a rel="nofollow" target="_blank" href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/08/inan-dostum/" rel="bookmark" class="crp_title">İnan Dostum</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/04/imdat-cagrisi/" rel="bookmark" class="crp_title">İmdat Çağrısı !!!</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/03/02/zikir-02032007/" rel="bookmark" class="crp_title">Zikir &#8211; 02.03.2007</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/10/04/utahda-yeni-bir-dinozor-turu/" rel="bookmark" class="crp_title">Utah&#8217;da yeni bir dinozor türü</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/10/04/allahin-emri-celiskisiz-ve-delile-dayali-bilgiye-tabi-olmak/" rel="bookmark" class="crp_title">Allah&#8217;ın emri; &#8220;Çelişkisiz ve delile dayalı bilgiye tabi olmak&#8221;</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2010/05/18/bozkurtlarin-olumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MHP&#8217;nin ölüleri, MHP&#8217;nin dirileri</title>
		<link>http://www.aliaksoy.net/2010/05/18/mhpnin-oluleri-mhpnin-dirileri-ali-aksoy/</link>
		<comments>http://www.aliaksoy.net/2010/05/18/mhpnin-oluleri-mhpnin-dirileri-ali-aksoy/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 12:11:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[dirileri]]></category>
		<category><![CDATA[mhpnin]]></category>
		<category><![CDATA[ölüleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aliaksoy.net/?p=2079</guid>
		<description><![CDATA[Geçenlerde bir internet sitesinde MHP’de milletvekilliğine aday adayı olması beklenen ya da olacağı dile getirilen isimlere yönelik bir liste yayınladı ve bu liste büyük yankı uyandırdı. Bu tutum, MHP tabanının partisine olan bağlılığı ve umudunun bir göstergesidir. MHP yıllardan beri siyasette hep “kilit” rol oynadı ve Türk siyasetinin bir çok kilidini de açtı. MHP, rahmetli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-22445" style="margin: 3px;" title="degisim2" src="http://www.antalyagunlugu.com/wp-content/uploads/2010/05/degisim2.jpg" alt="" width="318" height="318" />Geçenlerde bir internet sitesinde MHP’de milletvekilliğine aday adayı olması beklenen ya da olacağı dile getirilen isimlere yönelik bir liste yayınladı ve bu liste büyük yankı uyandırdı. Bu tutum, MHP tabanının partisine olan bağlılığı ve umudunun bir göstergesidir. MHP yıllardan beri siyasette hep “kilit” rol oynadı ve Türk siyasetinin bir çok kilidini de açtı. MHP, rahmetli Alparslan Türkeş’in sağlığından bu yana özellikle 1990 sonrası Türk siyasetinde hatta daha da önemlisi devlet çarkının işleyişinde etken bir rol üstlendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Milliyetçilerinin ülkenin kaderindeki belirleyici rolü o günden bu güne hiç değişmeden önemini sürdürüyor. Ne var ki, bu belirleyici tutum, hiçbir zaman etkilemenin ötesine geçip “düzenleyici” bir nitelik arz edemedi. Bu gün AKP’nin elinde var olan güç hiçbir zaman MHP’nin elinde olmadı. Belki de bu “arada sıkışıp kalmış” güç nedeniyle MHP, sanki iktidar partisiymiş gibi hep eleştirilen taraf olmuş, ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk Milliyetçilerinin arasında da bu konu zaman zaman tartışılır ve şu üç ihtimal konuşulur:<span id="more-2079"></span></p>
<p style="text-align: justify;">- İktidar olamıyor muyuz ?</p>
<p style="text-align: justify;">- İktidara gelmek mi istemiyoruz ?</p>
<p style="text-align: justify;">- Derin bir güç bizi hep bir denge unsuru olarak “elde var bir” konumunda mı tutuyor ?</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında MHP stratejileri incelendiğinde bu üç ihtimalin üçünü de doğrulayacak veriler yok değil. Bana göre 1995 Seçimlerinde halka arz edilen millet vekili aday listelerinin anlamı, “İktidar olmak istemiyoruz” manasını taşıyordu. 1995 Seçimleri  MHP’nin bilerek ve isteyerek kaybettiği bir seçimdir.</p>
<p style="text-align: justify;">İlerleyen yıllarda Devlet Bahçeli önderliğinde MHP, iktidar ortağı oldu. Ama yine “düzenleyici” bir rol üstlenecek oy çoğunluğuna erişemedi. Sonrasında ise MHP, tekrar iktidar olmak istemeyen bir parti görünümüne büründü. Bunun en basit göstergesi yine halkın huzuruna çıkarttığı aday listeleridir. Bu listeler MHP’nin, iktidara değil, muhalefete talip olduğunun göstergesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her hal ve şartta partisi için can siparane mücadele edecek, çalışacak, çaba sarfedecek partilileri, seçimlerde ümitsizliğe ve moral çöküntüsüne sevk edecek listelerle MHP kendi kendini yaralamaktan geri durmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerek 2007 yılındaki genel seçimler gerekse 2009 yerel seçimleri aynı siyaset tarzının bilerek ve istenerek ısrarla sürdürüldüğü deneyimler olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP, kendi tabanına bile izah edemediği ve ısındıramadığı adayları ileri sürmüş ve potansiyelinin altında bir oy oranına razı olmuştur. MHP’nin Türk siyasetinde “düzenleyici”  yerine “dengeleyici” rol üstlenmesi geleneği ısrarla sürdürülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Önümüzdeki genel seçimlerde ne olacak ?</p>
<p style="text-align: justify;">Kulislere ve özellikle Ankara referanslı dedikodulara bakılırsa MHP, deneyimlerden ders çıkarma yanlısı değildir. MHP’nin izlediği tutum, kendisine denge partisi rolü biçildiğini kabul eden ve bu nedenle iktidar olmak istemeyen bir parti tutumuna dönüşmüş, bu eğilim neredeyse parti tabanınca da kanıksanacak bir vaziyete erişmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte tüm bu nedenlerle kimlerin aday adayı olacağı kadar kimlerin aday adayı olmaması, daha doğrusu parti genel merkezinin kimler hususunda parti tabanını aşındırıcı tutum sergilememesi gerektiği konusu önem arz etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer siyaset halkla birlikte yapılıyorsa, siyasetteki her derdin dermanını da halkta aramak gerekiyor. Parti tabanının kendi partilerini ve kendilerini mecliste temsil edecek kimseler hakkındaki “söz hakkı” tastamam teslim edilmediği müddetçe, parti genel merkezine yakın muhitlerde tutulan bürolardan göz boyama sortileri sonucunda belirlenecek ve dikte edilecek  listeler, MHP’nin bu eski yarasına derman olmayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tabana, sanki onların görüşlerine değer verilecekmiş gibi sunulan “sanal demokrasi” araçları da bu sorunu çözemeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir defa, sadece MHP’liler değil Türk toplumu siyaset algısını ve alışkanlıklarını değiştirmiştir. Bu günün Türkiyesi, 1960’ların, 1970’lerin Türkiyesi değildir. Siyaseti ve siyaset araçlarını o yıllarda öğrenmiş kesimin, Türk siyasetinde parti yönetimlerindeki “düzenleyici” gücü ile sandıktaki oy oranı yaman bir çelişki arz etmektedir. Siyasetin gençleşememesi ve toplumun beklentilerinin gerisinde kalmasındaki en temel neden budur.</p>
<p style="text-align: justify;">Seçmenin büyük çoğunluğu ile siyasette belirleyici olan “ağabeyler”in kullandıkları jargon, hedefleri, beklentileri ve siyaset tarzları aynı değildir. Öyle olmadığı için “ağabeyler”e saygı gösteren ve biat kültürünün egemen olmasa bile baskın olduğu MHP gibi partilerde parti görüşlerinin halkla bütünleşmesi sağlanamamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mesele sadece yaş meselesi değildir. Mesele zihniyet meselesidir. MHP ileri gelenlerinin genç  zihinlere eski alışkanlıkları ve eski siyaset tarzını nakletme çabası, hayatın ve asrın gerçekleri karşısında başarısızlığa mahkumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">AKP, iktidar olduğunda 12 yaşında olan bir “çocuk”, bu gün 20 yaşındadır. 20 Yaşında ve  ülkesinin kaderi hakkında söz söyleme hakkına sahiptir. Bu genç, 12 yaşında iken televizyonlardan kulak misafiri olduğu söylemlerle bu gün duyduklarını kıyasladığında arada bir fark olmasını beklemektedir. Şu acı bir hakikattir ki, ne o ne de ondan öncekiler MHP’den  değişik bir şey duyamamışlardır. Belki de, AKP’ye, Tayyip Erdoğan’a çatıldıkça bu iki siyasi figürün güçlenmesi, yeni bir şeyler duymak isteyen milyonların, “eski sözlere” duyduğu tepkinin bir dışavurumudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun yıllar boyunca ülke meselelerinin “başlıkları” değişmemiş olsa da içeriği ve çözüm yolları değişmiştir. Bu sosyolojik bir zorunluluktur. Yaşayan, değişir. Geçmişten bu güne ülke sorunlarının niteliğinde ve çözüm çarelerinde hiçbir şeyin değişmediği iddia etmek, yaşamamak, solumamak, dokunmamak, sevmemektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve şahsen ben, genç ve dinamik seçmenin ölülere oy vereceğini hiç zannetmiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu halde MHP, birilerini aday gösterirken adayların parasına, ofisinin parti genel merkezine yakınlığına, kendilerine ne sıklıkla görünür olduklarına değil, kendileri “diri” olan ve ölmüş ideallerini “diriltecek” bakış açısına sahip olup olmadıklarına bakmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ali Aksoy &#8211; 12.05.2010</p>
<div id="crp_related">
<h3>Related Posts:</h3>
<ul>
<li><a rel="nofollow" target="_blank" href="http://www.aliaksoy.net/2007/02/26/iste-ulkuculer/" rel="bookmark" class="crp_title">İşte Ülkücüler</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/02/26/liderim-turkes/" rel="bookmark" class="crp_title">Liderim Türkeş</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/02/25/hrant-dink-cinayeti/" rel="bookmark" class="crp_title">Hrant Dink Cinayeti</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/08/inan-dostum/" rel="bookmark" class="crp_title">İnan Dostum</a></li>
<li><a href="http://www.aliaksoy.net/2007/04/04/imdat-cagrisi/" rel="bookmark" class="crp_title">İmdat Çağrısı !!!</a></li>
<li>Powered by <a href="http://ajaydsouza.com/wordpress/plugins/contextual-related-posts/">Contextual Related Posts</a></li>
</ul>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aliaksoy.net/2010/05/18/mhpnin-oluleri-mhpnin-dirileri-ali-aksoy/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

<!-- Dynamic page generated in 3.951 seconds. -->
<!-- Cached page generated by WP-Super-Cache on 2010-09-03 10:38:51 -->
