21st Ağustos 2008, 07:38 pm

Kuran nasıl Allah’ın kelamı ise, tabiat, alem de Rabbin kelamı, eylemidir. Onlar da ayettir.
Bu nedenle, Kuran ayetleri hususunda düşünen, yorum yapan kimseler ne kadar müfessir idiler ise, Allah’ın kevni ayetleri hususunda düşünüp / çalışıp, insanların hayrına işler yapanlar da en az onlar kadar müfessirdir.
Şu alemde, herhangi bir zerre var mıdır ki, sebep-sonuç ilişkisinin dışında, sebepsiz ve gayesiz bulunsun.
Allah’ın hiç bir yaratışı, hiç bir sözü “sırf öyle istediği için” değildir. Her yaratışı, her sözü, her emri muhakkak ver muhakkak bir sebep-sonuç ilişkisine, sebep-sonuç fonksiyonuna, nihayetinde kendisi dışında, yarattıklarının faydasına dayanır.
Böyle olduğu içindir ki, Kuran emirler kadar ve hatta daha fazla “gerekçeler” barındırır.
Allah’ın muhatap aldığı insan, akledebildiği içindir ki, sebep-sonuç ilişkisi ona açıklanmış, formel düşünme yeteneği harekete geçirilmiştir. Okumaya devam edin ‘Kuran ve Rasyonel Fayda’ »
21st Ağustos 2008, 07:10 pm
Türkiye’de, herhangi bir kahvehaneye gidin, yandaki masadan, ortalama bir vatandaşın şöyle dediğini duyabilirsiniz; “Ne demiş Cenab-ı Hak; ‘Kul hakkıyla karşıma gelme!”
Nerede demiş? Hangi ayette demiş? diye itiraz etmenize gerek yok, çünkü bu söz, tam da Kur’an’ın ruhununun Müslüman halk muhayyilesinde yoğrularak dile gelmiş ifadesidir.
Türkçe’de deyim haline gelmiş böyle sözler çoktur; “Harama uçkur çözme”, “Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yeme”, “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste”, “Kula bela gelmez Hak yazmadıkça; Hak bela yazmaz kul azmadıkça” gibi…
Bunların her biri aslında birer ayettir.
Hele “Kul hakkıyla karşıma gelme” sözü, tümüyle Kur’an’ın ruhunu yansıtır.
Burada şu denmek istenir; “Sakın kul hakkı yeme çünkü Allah kul hakkı yemeyi affetmez.”
Kimi dinî cemaat ortamlarında ise şu ayet popülerdir; “Allah şirk dışında bütün günahları affeder.”
Peki, Allah’ın “Affetmem” dediği suç ve günah hangisidir?
Okumaya devam edin ‘Kul Hakkıyla Karşıma Gelme !’ »
20th Ağustos 2008, 10:13 pm

Merhaba Ali abi,
Tam bir aydır bekliyorum sitede bu seneki olimpiyatlar hakkında bişeyler yazacakmısın diye ama yok. Bana İsa Yusuf’tan sonra Doğu Türkistan davasını sevdiren ikinci kişi olan Ali Aksoy’un bu konuda sitesinde bir boykot yazısı kaleme almasını bekledim ama ensonunda bu sitedeki bu eksikliği kendim tamamlamaya karar verdim.
Yıllar boyu her olimpiyat organizasyonunda mutlaka bir boykot yaşanırdı. Bazı ülkelerin sporcuları olimpiyatları düzenleyen ülkeden dolayı bu organizasyonu boykot ederdi. Tarihinde ilk kez boykot görmeyen organizasyon 2000 sidney oldu. Sonra arkasından 2004 Atina’da boykot görmedi. Fakat bu demek değil ki daha sonrakiler de boykot edilmeyecek. Bu seneki olimpiyat oyunlarını düzenleyen ülkenin zaten kendisi başlı başına bir boykot konusu. Acaba bu ülkeye bu organizasyon görevini verenler olimpiyat ruhunun, anlamının ne olduğunu bilmiyorlar mı? Unuttular mı? Ya da görmezlikten mi geldiler. Bildiğim kadarıyla olimpiyat barışın ve kardeşliğin simgesidir. Ya da bize öyle öğretildi. Fakat bu seneki organizasyonun ev sahibi çok rahat bir şekilde insan haklarını ihlal edebiliyor. Nerede şimdi bu uygar dünya, nerede bu insan hakları savunucuları ? Hepsi de bir yerlere saklandılar herhalde. Peki ya sporculara ne demeli? Güya kardeşlik mesajı verdiler. Şu Rus ve Gürcü sporculardan bahsediyorum. Savaş devam ederken madalya törenine çıkan iki sporcudan. Ama bu mesajı, o insaniyet duygusunun hiç yaşanmadığı bir ülkede verdiler. Komik olan işte bu.

Ben bizim Türk sporcularından böyle bir boykotu beklerdim. Çünkü bizim sporcularımız olimpiyat için bu ülkede iken soydaşlarımız Urumçi’de katledildi ve sporcularımız hala bu ülkede. Her neyse sözü fazla uzatmaya gerek yok bu defa bizim tarafımızdan boykot edilmesi gereken bir olimpiyat organizasyonu…

Malesef anadolu dışındaki soydaşlarımızı tanımayan sporcularımız tarafından boykot edilmedi. Nacizane ben bu seneki oyunların hiç bir müsabakasını seyretmedim. Olup bitenden de haberim yok. Gerekmez de zaten. Sadece etrafımdan duyduğuma göre madalya sayımız azmış. Galiba bedduam da tuttu. Boykot etme cesaretini gösteremeyen bu sporcular inşallah başarılı da olamaz demiştim. Bunu spor faaliyetlerini bir milli mesele yapan insanların beni hainlikle suçlayacağını bile bile ve tüm içtenliğimle söylüyorum ki böyle bir duada bulundum.
Ali abicim bu yazmış olduğum yazıyı irtibat halinde olduğun her türlü yayın organında kulnırsan sevinirim. En azından bu seneki oyunların birileri tarafından boykot edildiği bilinsin istiyorum.

Ben de bu yazı ile Tanrıdağa bir hac başaltıp mermiler değil belki ama kelimelerle şeytan taşladım. Saygılarımla. Allah’aa emanet ol.
Veli KOÇ
20th Ağustos 2008, 02:33 pm

Konuşmacı: Metin Önal MENGÜŞOĞLU
Lokalimizin bu ayki konuğu, şairlik/edebiyatçılık yönü kadar aynı zamanda iyi bir fikir adamı da olan Metin Önal Mengüşoğlu idi. 29.12.2001 Cumartesi günü, mütevazi salonumuzun kapasitesini zorlayan bir dinleyici kitlesine hitap eden Mengüşoğlu, “Akıl İçin Yol Birdir” başlıklı bir konferans verdi. Uzunca konuşmasını, en iyisi aynen yansıtmaktır diye düşündük ve kısaltmalar yaparak özet şeklinde konuşmasını aynen sunmak istedik.
Metin Önal Mengüşoğlu, böyle bir konuyu tebliğ olarak sunmasının nedenini şöyle açıkladı: Üç ay kadar önce, kendisinin de konuşmacı olduğu bir sempozyuma katılmış. Fakat tebliğine tepkiler almış, kendisini rasyonalistlikle suçlamışlar. Birtakım müslüman çevrelerin akıl konusunda ne kadar geri kalmış olduklarını gözlemledim diyor. Sonuçta bu konuyu yeniden insanlarla tartışmak gerektiğine inanmış. Bize kalırsa iyi de olmuş…
İşte size, Mengüşoğlu’nun akıl, akletmek, akılcılık ve Kur’an’ın akılla ilgili tanım ve tariflerine ilişkin konuşması:
Musa Carullah Bigiyev bir eserinde diyor ki, “Ey aldanan adam! Aklın varsa ona danış. Her akıl bir nebidir!” Bir hayli tehlikeli bir söz! “Nebi” sıfatını her insana veriyor. Oysa biz müslümanlar, bir çok kelimeyi kavramlaştırmışızdır ve hasretmişizdir. Hasrettiğimiz için birilerine, özel imtiyazlı kimselere, sıradan insanlara kullanmaktan imtina eder, çekinir, korkarız. Sadece bu kelime değil tabi, daha bir çok sıfatı sıradan insanlara vermek çok fazla işimize gelmez.
Okumaya devam edin ‘Akıl İçin Yol Birdir’ »
15th Ağustos 2008, 01:48 pm
Sorumluluk, akıl sahiplerinin hür iradeleriyle yapmış olduklarından mesul tutulmalarıdır. Diğer bir ifadeyle, akıl sahiplerinin hür iradeleriyle yaptıkları iş ve hareketlerden hesap vermeye mecbur olma haline sorumluluk denir.
Biz sorumluluğu üç kategoride değerlendiriyoruz: İnsanın Allah’a karşı sorumluluğu; insanın kendisine karşı sorumluluğu ve insanın diğer insanlara karşı sorumluluğu. Bunları şu şekilde açıklamak mümkündür.
İnsanın Allah’a karşı sorumluluğu
Evrenin düzenleyicisi (Yaratanı)ve sahibi olan Allah, insanın ve onun hayatının da sahibidir. Kulun Allah’a, “sana inanıyorum, fakat benim hayatıma karışmanı istemiyorum” deme gibi bir hakkı olamaz. Kul, hayatını Kur’an’a göre düzenleme sorum-luluğundadır. Ve insanın sorumluluğu gücüyle sınırlıdır. Allah kimseden gücünün üstünde bir şey istemez. Bu sorumluluğun içinde zorla dünyayı değiştirmek olmadığı gibi, zorla inandırmak ve zorla (inandıklarını) yaşatmak da yoktur. İnsanı Allah’dan daha iyi kimseler de tanıyamaz. Onun gücünü, kapasitesini, yaratılışına en uygun olanını ve ihtiyaçlarını Allah’dan daha iyi kimseler bilemez ve ona en uygun yaşam biçimini de ancak onu yaratan belirleyicidir. Yeryüzünde insanoğlu var olduğundan bu yana da mülkün yegane sahibi olan Yüce Yaratıcı, insanı başı boş bırakmamış, seçtiği peygamberlere gönderdiği vahiy ve kitaplarla onların hayatlarını vahye uyarlamalarını emretmiştir. Aksi taktirde vahye değil de, heva ve heveslerine uyanların dünyada insanlığı ifsada götüreceği, kendisinin de ahiretini karartacağı, kaybedenlerden olacağı bilinen bir gerçektir. Zira sömürü ve zulmün dünyayı nasıl canavarlaştırdığı, dünyayı nasıl cehenneme çevirdiği apaçık ortadadır. Bundan dolayı insanların “Allah’a inandık, inanıyoruz” demeleriyle meselenin bitmeyeceğini Kur’an şu ayetle bildirmektedir:
“İnsanlar, ’iman ettik’ demekle, hiç denenmeden hemen bırakılıvereceklerini mi zannediyorlar?” (29/Ankebut, 2)
Okumaya devam edin ‘Sorumluluk Bilinci’ »